- Katılım
- 2 Ara 2010
- Konular
- 4,879
- Mesajlar
- 29,092
- Online süresi
- 4364s
- Reaksiyon Skoru
- 1,484
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 418
- TM Yaşı
- 15 Yıl 4 Ay 22 Gün
- MmoLira
- -295
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
İŞLETMECİLİĞİN GELİŞİM EVRELERİ
1. SANAYİ ÖNCESİ DÖNEM
Sanayi devrimi öncesi dönem, ziraat ile uğraşan bir toplum şeklindedir. Bu toplum yapısında,
çiftlikler ya da arazi üzerinde bitki yetiştiriciliğe dayanan bir yaşam tarzı hâkimdir. Toplumların gelişmişliği
bu ürünlerin artışına ya da bolluğuna bağlıdır ve insanların çoğu kırsal alanda yaşamaktadır. Bu toplum
yapısı içersinde şehirleşme olgusu henüz yaşanmamış ve işlev olarak en büyük yerleşim birimleri sanatkâr,
ticaret erbabı, banker ve hükümet yetkililerinin yaşadıkları yerlerdir. Toplumların ekonomik ve politik
güçleri kırsal alanda merkezileşmiştir. İnsanlar sosyal ve ekonomik olarak toprağa bağlıdır.
2. SANAYİ DEVRİMİ VE İŞLETMECİLİK
Sanayi devrimi, 1750 yıllarında İngiltere�de başladı. Geleneksel olarak; bağımsız, yetenekli, kendi
özel üretimlerini münferiden takip edebilen girişimciler, vasıfsız-yarı vasıflı işçileri bir araya getirerek
fabrika sistemiyle kitle üretim yapmaya başlamışlardır. Geliştirilen fabrika sistemiyle büyük ölçekli üretim
gerçekleştirilerek büyük ölçekli tasarruflar sağlanmıştır. Bu sayede, sanayi devriminin ilk dönemlerinde
işletmeler büyük partiler halindeki hammaddeyi daha ucuza satın alma olanağına sahip olmuşlardır.
Emeğin uzmanlaşmasıyla (her işçinin belirli bir işi yapması) üretimde büyük ölçüde verimlilik sağlanmıştır.
Sanayideki bu yapılanmada Avrupa ve ABD etkilenerek hızla sanayileşmeye başlamıştır. Ziraat
makineleştirilmiş ve her tarafa fabrikalar kurulmaya başlanmıştır. Bununla birlikte, sanayi devriminin hızla
yayılmasında etkili olan en büyük etken, demiryollarının hızlı gelişmesi; satın alınan ve üretilen malların
ekonomik ve az riskle taşınmasıdır.
3. GİRİŞİMCİLİK ÇAĞI
20. yy�da özellikle ABD kökenli işletmeler önemli ilerlemeler kat etmişlerdir. Uçak, tekstil, ulaşım,
taşıma, vb. sektörlerde ciddi ilerlemeler sağlanmıştır. Zamanla insanlar risk almaya ve girişimci olmaya
teşvik edildiler. Ünlü işadamları ya da genç işadamları bu dönemde işletme riskini almaya istekli oldukları
için zengin olmuşlardır.
20. yy başları, girişimcilerin sadece üretim faaliyetlerine yoğunlaştığı dönemdir. İşletmeler müşteri
talebini karşılamak için daha fazla mal üretme ihtiyacını duymuşlardır. Bu dönemde işler giderek
ihtisaslaşmaya doğru kaymış ve Henry Ford tarafından geliştirilen montaj hatları yaygın hale getirilmiştir.
Yetki işletme sahiplerinden belli ücret karşılığında yöneticilere ve bu dönemde verilmiştir. Yöneticiler, yeni
bir işletme kurmak yerine kurulmuş olan işletmelerin çalıştırılmasında uzmanlaşmış kişilerdir. Ayrıca bu
dönemde, üretim işlevi ön planda olduğu için girişimciler, pazarlamayı satış olarak algılıyor ve tüketici
araştırması gibi disiplinleri henüz kabul etmiyordu. Başka bir ifadeyle, pazarlamacılar malların
üretilmesinden sonra bu ürünleri sadece dağıtmaktan sorumlu kişilerdir. İşletmeler pazar ya da müşteri
odaklı olmak yerine kendi içine doğru yapılandırılmıştır.
II. Dünya Savaşı sonrası işletmeler, yeni bir kavramla karşılaşmıştır: Pazarlama. Örgütün bütün
faaliyetleri müşterilerin istek ve ihtiyaçlarının tatminine yönelik tasarlanmaya başlanmıştır. Bu doğrultuda,
müşteri ihtiyaçlarının belirlenmesi ve tatmin edilmesi için, pazar odaklı örgüt tasarımı işletme
felsefesinde ağırlık kazanmaya başlamıştır. İşletme örgütleri fiili üretime başlamadan önce müşteri
isteklerini analiz eden pazar araştırmaları bölümü geliştirmek durumunda kalmışlardır. Bu yaklaşım biçimi,
�önce ürünü üret sonra müşteriye satarsın � anlayışına karşı ortaya çıkmıştır. Reklam aracılığıyla, o ana
kadar ulaşılmamış sayıda büyük tüketici sayılarına ulaşılmış; aynı şekilde işletmelerin promosyon
çalışmaları ile verimliliği görülmemiş şekilde artırmıştır. Günümüzde, bir işletme pazar yerinde rekabet
edebilir durumda kalabilmek için, müşteriyle uyumu güçlü şekilde sağlamak zorundadır.
Teknoloji; bilimsel keşifler, icatlar ve yenilikler üzerine dayandırılmış bilginin işletme uygulamasını
ifade eder. Bilgi ve iletişim teknolojisi ve benzer teknolojik gelişmeler, tüketicilere yönelik mükemmel
ürün sunmaya, fiyatların daha düşük düzeyinde tutulmasına ve daha sağlıklı çalışma şartlarına imkân
vermiştir. Diğer taraftan teknolojinin değişim hızının artması ürünleri hemen demode etmektedir.
Örneğin, bilgisayar teknolojisindeki sürekli gelişmeler bir önceki modelleri çok kısa sürede eskitmektedir.
Ya da müşteri tatminini öncelik veren ve gün geçtikçe ucuz şartlarda karşılıklı görüşme imkânı veren telsiz
telefonların ortaya çıkmasıyla, kablolu telefonları gerçekleştiremediği görüşmeleri yapılabilmektedir. Bu
durum aynı zamanda yeni iş fırsatlarının da ortaya çıkmasına olanak sağlamaktadır.
Teknolojik değişim yeni sektörlerin doğmasına ya da mevcut işlerin geliştirilmesinde büyük
katkılarda bulunmaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojisi, tarayıcılardan (scanner) fiber optiklere ve online
servislerine kadar değişen teknolojik yenilikler işletmeciliğin yeniden yapılandırılmasında 1990�lı yılların
sonlarında önemli rol oynamıştır.
4. İŞLETMECİLİĞİN KÜRESELLEŞMESİ
Gelecek; bilgi, düşünce ve zeka kullanılarak değer yaratılacak olan bir ekonomide yatmaktadır.1
Günümüzde, büyüklük ve ölçek ekonomisi gibi klasik rekabet üstünlük kaynakları önemini yitirmekte,2
değişen rekabet koşulları, yeni yeteneklerin kazanılmasını zorunlu kılmakta ve işini bir sanatçı, bilim adamı
ya da önder kalitesinde yapmayan insanlara ayakta kalma ve başarılı olma izni vermemektedir. Küresel iş
yapısında, ortalama ya da sıradan olma tercihi, kaybetmeyi baştan kabullenmek anlamına gelmektedir.
Küresel işletmelerin yönetici adaylarında aradıkları ortak özelliklerden söz etmek oldukça zordur.
Yani, işletmeler farklı işe alma süreçlerine sahiptirler. Örneğin, HSBC�de adaylar, hangi alanda eğitim
aldıklarından daha çok güdülerine, insiyatif sahibi olup olmamalarına, kültürel duyarlılıklarına ve dünyayı
�kendi evleri� olarak görmeye ne kadar hazır olduklarına göre değerlendirilmektedirler.3
4.1. Küresel İşletmelerde Yönetici Becerileri
Küreselleşme, yöneticilerin kafa yapılarında ve felsefelerinde önemli değişiklikleri kaçınılmaz
kılmaktadır. Aşağıda, küresel yöneticilerin sahip olmaları gereken bir dizi yetenek sıralanmıştır. Bu
yeteneklerin kazanılması yaşam boyu süren bir çabayı gerektirmektedir. Üstelik bir yöneticinin bu
yeteneklerin hepsinde ustalaşma olasılığı da azdır. Küresel işletmelerde yöneticilerin hem kendileri, hem
de işletmeleri için küresel stratejik yetenekler geliştirmeleri ve bunları etkin bir şekilde kullanmaları
gerekir. Bu yeteneklerden bazılarını aşağıdaki şekilde açıklamak olanaklıdır.
4.1.1. Küresel Stratejik Yetenekler Geliştirme ve Kullanma
Günümüz yöneticileri, �büyük resim� bakış açısına sahip olmalı; vizyonu, misyonu ve işletme
stratejisini küreselleştirebilmeli; uluslararası çabaları değer eklemede ve israfları minimize etmede
kullanabilmeli; küresel pazarları, rakipleri, kültürel, politik, demografik ve iş ortamı farklılıklarını ve bu
farklılıkların işletmenin faaliyetleri üzerindeki etkilerini anlayabilmeli; ne zaman küreselleşmenin iyi, ne
zaman ise kötü olduğunu kavrayabilmelidirler.4
Çokuluslu bir işletmede sadece birkaç üst düzey yönetici değil, hemen bütün yöneticiler �küresel
bakış açısı�na sahip olmalıdırlar. Ayrıca, bütün çalışanların �küresel tutarlılık-yerel duyarlılık� dengesini
kurmada çok iyi olmaları gerekmektedir. Araştırmalar5, yöneticilerin çoğunluğunun bu zorunluluğun
bilincinde olduğunu, fakat çok az sayıda işletmenin bunu başarabildiğini göstermektedir.
4.1.2. Değişimi ve Dönüşümü Yönetme
Değişen rekabet koşullarında, küresel ve yerel baskılar arasında denge kurabilmek, kaynakların,
insanlar arasındaki ilişki ağlarının, teknolojinin, pazarlama ve dağıtım sistemlerinin sürekli yeniden
örgütlenmesini gerektirmektedir. Diğer bir deyişle, iş dünyasının içinde bulunduğu çevresel koşullar hızla
değişmekte ve uyum sağlamada yaratıcı ve yenilikçi olma ile esnek ve değişime kolay adapte olma,
işletmelerin başarı şansını artırmaktadır.
Açık birer sistem olan işletmelerin, yönetim süreçleri, üretim, pazarlama, finans vb. işlevleri
üzerinde değişim yaratan gelişmeleri yakından izlemeleri gerekmektedir.6 Pazarlarının her birkaç yılda bir
değiştiğini fark edemeyen işletmelerin, geçen yıl kazandıran bir stratejinin bu yıl kaybettiren bir strateji
olabileceğinden haberdar olmamaları durumunda, bu işletmelerin değişimi başararak ayakta kalmaları da
zordur.7
4.1.3. Farklılığı Yönetme
Uluslararası yöneticilerin kültürü ve kültürün davranışlar üzerindeki etkisini anlaması
gerekmektedir. Farklı kültürlerden insanlarla çalışma durumunda kalan uluslararası yöneticiler, çatışma,
engellenme ve algılama gibi sorunlarla karşılaşabilmektedirler. Bu noktada8; 1) kültürün farkında olma ya
da bir insanın kültürünün onun davranışlarını nasıl etkilediğini anlama ve 2) kendinin farkında olma ya da
kendi kültürünün davranışları üzerindeki etkilerinin farkında olma, büyük bir önem kazanmaktadır. Coca-
Cola�nın başarısında, yönetici ve çalışanlarının işletme kültürünü, işletmenin sahip olduğu markaların
kültürünü ve bu markaları pazarladıkları ülkelerin kültürlerini anlama ve tanıma becerisine borçlu
olduğuna inanılmaktadır.
Uluslararası işletmelerdeki yöneticiler; son derece açık fikirli olmak, farklı ülkelerde işlerin farklı
şekillerde yürütülmesine saygı duymak, işlerin neden o şekilde yapıldığı konusunda bir anlayışa ve hayal
gücüne sahip olmak, esnek fakat sabırlı olmak durumundadırlar. Diğer taraftan, kültürel sınırları zorlama
konusunda da kararlı ve dikkatli olmak zorundadırlar. Örneğin9, �bunu, işçi sendikaları yüzünden İtalya�da
veya İspanya�da yapamazsınız� veya �Japonya�da şunu, maliye bakanı yüzünden yapamazsınız� türünde
bir düşünce ile karşılaştıklarında, bunu hemen pasif bir şekilde kabul etme yerine, dikkatli ve fakat yaratıcı
fikirler geliştirerek aşma yoluna gitmelidirler. Diğer bir deyişle, küresel yöneticiler, kültürel engellerin
tarihi kökenlerini inceleyerek, yenilikler yapmak için fırsatlar bulmak zorundadırlar.
4.1.4. Esnek Örgütler Tasarlama ve Bu Örgütlerde Çalışma
Etkin yöneticiler günümüzde �sınırsız örgütler� kurmaya başlamışlardır. Bu anlayış, önemli sayıda
yöneticinin (sadece üst yöneticiler değil) yetiştirilmesini gerektirmektedir. Bu amaçla, stratejik düşünme
ve hareket etme, planları açıkça tartışma, stratejik görevleri yerelleştirme, üst yönetim becerileri
geliştirmeye olanak verme ve başarımı farklı boyutlarıyla ölçebilen denetim sistemlerinden ve
araçlarından yararlanma gibi yeteneklerin geliştirilmesi gerekmektedir. Sınırsız örgütler, birden fazla etki
merkezine (genel merkeze) sahip olacak ve yöneticiler bu merkezler arasında rotasyona tabi
tutulacaklardır. Potansiyel kültürel farklılıklardan maksimum yararı elde edebilmek için, yöneticilerin genel
merkez ile dış şube ve temsilcilikler arasındaki yetki ve sorumluluk dengesini çok iyi kurmaları ve karar
verme yetkisini mümkün olduğunca müşterilere yakın yerlere göçermeleri gerekmektedir. Bununla
birlikte, yöneticilerin de söz konusu sorumluluğu yerine getirebilmesi için bir dizi yeni yeteneğe sahip
olması gerekecektir:10
a) Tolerans gösterme,
b) Yenilikler ve keşifler gerçekleştirme,
c) Öğrenme, hızla karar verme - hızlı uygulama11 ve etkin olma,
d) Farklı yöneticilik davranışlarını belirleme ve gerçekleştirme,
e) Finansal kaynaklar, insan kaynakları, pazarlama ve üretim arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisini
eşgüdümleme,
4.1.5. Ekip İçinde Çalışma
Küresel faaliyetlerin karmaşıklığının artması nedeniyle, (özellikle kültürel farklılıkların fazla olduğu
durumlarda) ekip halinde çalışmak daha önemli bir hale gelmiştir. Diğer insanlarla ekip halinde ve ekip
içinde etkin bir şekilde çalışma becerisi, küresel stratejilerin başarıyla uygulanabilmesi için kritik bir yere
sahip bulunmaktadır. Örneğin, GE�de insan kaynakları yönetimi bir işlevden ya da bölümden daha öte bir
anlam ifade etmektedir. Performans odaklı bir kültüre sahip olan GE aslında, insan geliştirme işinde
faaliyet göstermekte, insanların birbiriyle ilişki kurmasına ve ağ oluşturmasına büyük bir yatırım
yapmaktadır.12
4.1.6. İletişim Kurma
Küresel işletme çevresinde yöneticiler, farklı insan gruplarıyla iletişim kurmak zorundadırlar. Bunu
etkin bir şekilde yerine getirebilmek için yöneticilerin birden fazla dil bilmeleri ve kültürlerarası farklılıklar
konusunda yüksek bir bilgi birikimine ve duyarlılığa sahip olmaları gerekmektedir. İyi iletişim yetenekleri,
iş arkadaşları arasındaki ilişkilere ve müşterilerle olan ilişkilere olumlu yansıyacağı gibi, duyarlı iletişim,
güven yaratacak ve güçlü küresel bir örgüt kültürü geliştirmeye olanak verecektir. Yöneticiler, beşeri
iletişim yeteneklerini geliştirmenin yanı sıra, küresel iletişim sistemlerinden de (uydu yayıncılığı gibi) etkin
bir şekilde yararlanmak durumundadırlar. Yeni iletişim teknolojileri, yöneticiler için yeni avantajlar ve
kolaylıkların yanı sıra, yeni riskleri de beraberinde getirmektedirler.13 Örneğin yöneticiler artık,
televizyonlara verdikleri demeçlerde çok dikkatli olmak durumundadırlar. Çünkü söz konusu yayınlar,
ulusal sınırların ötesine rahatlıkla ulaşabilmektedir.
4.1.7. Öğrenme ve Öğrendiklerini Başkalarıyla Paylaşma
Öğrenme, bir işletmenin değişen çevreye uyum gösterebilmesine ve diğer işletmelerin göremediği
fırsatları görerek, değerlendirmesine olanak tanımaktadır. Öğrenen örgütlerde, kazanılan bilgi ve
becerilerin işletmedeki ilgili bölümlere yayılarak, onların �tekerleği yeniden icat etme� gereksizliğinden
kurtarılması hedeflenmektedir.14 Örgütsel öğrenmenin temel amacı, değişime hazırlıklı olmanın yanı sıra,
yenilik yaratarak gelirleri, kârı ve işletmenin ekonomik değerini artırmaktır. Daha iyi ürünler sunmak,
operasyonel etkinliği artırmak, müşteriler için daha fazla değer yaratmak, yeni pazarlara girerek
sürdürülebilir bir pazar liderliği elde etmek, öğrenmeyi ve öğrenilen şeylerin uygulanmasını
gerektirmektedir. Bu gerçeği kavrayamamış olan 1960�ların �Fortune 500� listesini oluşturan işletmelerin
2/3�ü bugün hayatta değildirler. Tek başına pazara hâkim olmak ve büyüklük, öğrenme ve hızlı adapte
olabilme yetenekleri olmaksızın, işletmelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için artık yeterli
gelmemektedir.15
�Öğrenme� ve �bilgi transferi� küresel başarının anahtar kelimeleridir. Bireysel düzeyde, farklı
deneyimlere açıklık, deneme ve risk alma, kişisel başarının bileşenlerini oluşturmaktadır. Örneğin, yurt
dışında görevli, kişisel olarak öğrenmeye açık yöneticilerin elde etmiş oldukları (o kültüre ve ülkeye ait)
bilgi ve deneyimler, diğer yönetici ve çalışanlara kolayca transfer edilebilmelidirler. Küresel yöneticilerin
yukarıda anılan yeteneklere ek olarak, güvene dayalı işbirliği ilişkilerine girme ve dürüstlük içinde
çalışabilme; düşünceleri eyleme dönüştürebilme; risk alabilme ve yeni şeyleri deneyebilme becerilerine
sahip olmaları da gerekmektedir. Yöneticilerin söz konusu yeteneklere sahip olmaları zor, fakat asla
olanaksız değildir. Örgütlerin, sistemlerin ve süreçlerin etkin bir şekilde tasarlanması, ekip anlayışının
özendirilmesi ve üst yönetimin desteği, bu zorlu hedefin gerçekleştirilmesine olanak verecektir.
Dikkat edilirse, belirtilen kritik yönelimlerde mekanik unsurlardan çok; bilgi unsurunun ön plana
çıktığı farkedilecektir. Bilgi, küreselleşme sürecinin belirleyici ve yönlendirici bir unsuru olmuştur.
Ekonominin arz ve talep dengesinde sadece �ne?� sorusuna değil; �nasıl?�, �niçin?�, �ne zaman?�,
�nerede?� sorularına da yanıt veren kritik bir anahtar halini almıştır. Ancak, bilgiye sahip olmanın yeterli
olmadığı onu etkin kullanmanın da gerektiği bir gerçektir.
4.2. Ortaklık ve Stratejik Birlikler
Geleneksel olarak başarılı işletmeler pazar yerinde kendi örgütlerini kuran vizyon sahibi işletmeler
tarafından yönlendirilirdi. 1990�ların sonlarında büyük bir artışla işletmeler diğer başka işletmelerle
stratejik birlikler yaratmak için takımlar oluşturmuşlardır. Bunun temel nedeni, ortaklıklar şeklinde bir
araya gelerek rekabet avantajından yararlanmaktır. Bu uzun vadeli ortaklıklar, genellikle ulusal sınırları
aşarak en küçük işletmeden birçok büyük ölçekli işletmelere kadar çeşitli büyüklükteki işletmelerle
yapılmaktadır. Günümüzde en çok ve popüler olan stratejik ortaklıklar, iletişim (telekominikasyon)
sektöründe görülmektedir. ABD iletişim şirketleri, AT&T, MCI ve Sprint milli telefon şirketleri ile stratejik
birlikler oluşturarak, Avrupa, Orta ve Güney Amerika ve Asya�da küresel üstünlük sağlama çabası
içersindedirler.
Stratejik birliklerle, dünya düzeyinde yeni ürün geliştirmek veya sorunlu ürünleri ortadan
kaldırmak, karşılıklı olarak birleştirici girişimleri geliştirmek ve aracıları-müşterileri tek çatı altında
birleştirmek mümkündür. Örneğin16, Japonya�da Honda şirketi ile ABD�ye ait Donnlly şirketi, Honda
arabaları için yüksek kaliteli bir dış ayna üretmek üzere stratejik birlik kurmuşlardır. İlk adım olarak,
verimliliği sağlamak için Donnelly şirketi birkaç mühendisini Honda�ya gönderdi. Bunun üzerine
Donnelly�nin maliyetleri %2 oranında düşme göstererek tasarruf sağlandı. Bunun üzerine birlik ABD�de bu
yeniliklerin birçoğunu içeren bir fabrika inşa ederek, Donnelly ilk satışları yılda 5 milyon dolar düzeyinde
iken, 1997 yılında 60 milyon dolarlık satışlar seviyesine yükseldi. Her iki şirket birbirlerine kazandıracak
şekilde stratejik birliklerini daimi bir düzenlemeye tabi tuttular. Bir Honda yöneticisi, �Honda için uzun
dönem demek sonsuza kadar demektir�.
4.3. Kalite Odaklılık
ABD işletmeleri yıllar boyunca birçok yüksek kaliteli ürünleri geliştirmelerine karşın, son
zamanlarda bu liderliği Japonya alarak, kaliteli ürünler üzerinde ilk sırayı almıştır. Japon işletme liderleri
Toplam Kalite Yönetimi�nin önemini vurguladılar. TKY, bir işletmede temel ve önemli bir amaç olarak
kaliteye odaklanmaktır. Her ülke için yüksek kaliteli mallar ve hizmetler geliştirerek yeni müşteriler
kazanmak temel ölçüt haline gelmiştir. Bir işletme için uzun vadede müşterilerin sayısını artırmak, kalite
sisteminin geliştirilmesi ile mümkündür.
Örneğin, Motorola�nın stratejik müttefikleri, kalite üzerinde güçlü bir vurgu yapmayı tercih
etmişlerdir. Şirket önce kendi kalite anlayışını paylaşan potansiyel ortaklar aradı. Sonra da bu yaklaşıma
göre, ortaklarla birlikte çalışanlarının üniversitelerden TKY ve müşteri tatmini ile ilgili dersler almalarını
teşvik ederek kendilerini geliştirmelerini sağladı. Motorola takımları her iki yılda bir fabrikalarını gezer ve
rakiplerine göre kaliteyi ve zamanlama üzerinde derecelendirme yapmaktadırlar. Buna ilaveten Motorola
yöneticileri maliyet ve kaliteyi birleştiren bir endekse göre satıcılarını her ay değerlendirerek, başarılarını
rakiplerine göre kıyaslarlar17.
4.4. İnsan Kaynaklarına Odaklanma
İnsan kaynakları herhangi bir ekonomik sistemde temel girdiyi oluşturur. Teknolojinin artan önemi
insan kaynaklarının etkin bir şekilde yönlendirilmesi için daha da önemli hale getirmektedir. Bilgisayar
ağları, çalışanları birlikte çalışmaya ve birlikte bilgiyi biriktirmeye zorlamaktadır. Buna göre, örgütsel
basamaklar azalarak, daha informel örgüt yapılarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
İşletmelerin güçlenmesi için, verilere dayalı analiz yapmak ve işgörenlerin kendi kendilerine karar
verebilecek düzeye gelecek şekilde yeteneklerini daha fazla geliştirmeleri gerektirmektedir. İşletmeler;
eleman alma, eğitim ve nitelikli işgörenlerin elde tutulması ile ilgili bir takım beceri standartları
geliştirmişlerdir. Otel işletmeleri, statülerine bakılmaksızın etkin işgörene ait 14 anahtar beceri
tanımlamışlardır. Teknik beceriler yanında, esneklik, kaliteye odaklanma, iletişim kurabilme gibi bir takım
yönetsel becerileri de kapsaması gereklidir. Bu sayede, işletmelerde işgörenlerin becerilerine göre gözden
geçirildikten sonra işgücü devir oranında önemli derecede düşmeler olmaktadır.
4.5. Dış Kaynaklara Yönelme
1990�ların sonlarına doğru işletmeciliği etkileyen diğer bir eğilim ise dış kaynaklardan yaralanmadır
(outsourcing). Bu yönelime göre bir işletme para tasarruf sağlar. Çünkü, bu işlevi yerine getirmek için ilave
personel istihdamı gerekmez. Bu da ücretlerde tasarruflara yol açacaktır. Öte yandan mevcut personelin
bir kısmı başka işlerle ilgilenmelerine imkân sağlayacaktır. Dış kaynaklardan yararlanan bir işletmenin,
depolama, bordro, dağıtım, veri işleme gibi faaliyetler daha uzman kişi ya da kuruluşlara yaptırması
mümkündür. Örneğin, ünlü Kodak işletmesi bilgisayar işlemlerini IBM firmasına ya da büyük petrol
şirketlerinin petrol rafinerilerindeki temizleme ve bakım hizmetlerini başka uzman kuruluşlardan bu
yöntemle yararlanmaktadırlar.
4.6. Özelleştirme
Özelleştirme, 1970�li yılların sonlarında dünya gündemine girmiş ve yoğun ilgi/uygulama
bulmuştur. 1980�li yılların ortalarında da Türkiye özelleştirme uygulamasına başlamış, ancak istenen sonuç
verimlilik odaklı sağlanamamıştır. Gerek zamanında yapılamayan uygulamalar gerekse özelleştirmeye
yasal iptaller ve gerekse yanlış özelleştirme uygulamaları, kamu işletmelerinin verimliliğini ve gelirini ciddi
olarak azaltmıştır.
Tablo 4 Özelleştirme Yöntemleri18
ÖZELLEŞTİRME
SATIŞ
VARLIK
SATIŞI
HİSSE
SATIŞI
Kuruluşların aktifindeki
mal
ve hizmet
üretim birimleri
ile varlıklarının
mülkiyetinin
bedel
karşılığında
devredilmesi.
Kuruluş hisselerinin
yurtiçi ve yurtdışında
blok satış, halka arz,
halka arzı içeren blok
satış, çalışanlara satış,
Borsada normal veya
özel emirle satış,
menkul kıymetler
yatırım ortaklıkları veya
fonlarına satış yoluyla
bedel karşılığı devri.
KİRALAMA
Kuruluşların
aktiflerindeki
varlıkların bedel
karşılığında, belli
süre ile kullanım
hakkının
verilmesi.
İŞLETME
HAKKI
DEVRİ
Kuruluşların
bütün olarak veya
aktiflerindeki mal
ve hizmet üretim
birimleri ile
madenlerin,
mülkiyet hakkı
saklı kalmak
kaydıyla bedel
karşılığında, belli
süre ile
işletilmesi
hakkının
verilmesi.
MÜLKİYETİN
GAYRİ AYNİ
HAKLAR TESİSİ
Kuruluşların
aktiflerindeki mal
ve hizmet üretim
birimleri ile
varlıklarına ilişkin
intifa, irtifak vb.
hakların tesisi,
(Kıyı Kanunu ve
Orman Kanunu
gibi kanunların
getirdiği
sınırlamalar
çerçevesinde).
GELİR
ORTAKLIĞI
MODELİ VE
SAİR
HUKUKİ
TASARRUF.
Kuruluşların
özellikleri ve
yapıları dikkate
alınarak
başvurulacak
diğer yöntemler.
(Karabük Demir
Çelik
Fabrikasının
devri gibi)
BLOK SATIŞ
İhale ve değer tespit komisyonunun oluşturulması >> Bilgi dokümanlarının
hazırlanması >> Satış duyuruları >> Satış görüşmeleri >> Nihai kararın
onayı >> Satış sözleşmesi.
HALKA ARZ,
ÇALIŞANLARA SATIŞ
SPK'dan arz izni >> Aracı kurumların tespiti >> Bilgi dokümanlarının
hazırlanması >> İMKB'ye başvuru >> İlan, izahname ve sirküler yayımı >>
Halka arz işlemleri >> Arz sonrası İMKB'de işlem görmesi.
ULUSLARARASI ARZ,
BORSADA SATIŞ,
YATIRIM FONLARINA
SATIŞ
SPK ve İMBK usul ve esasları çerçevesinde satış (Genellikle "Özel emir"
ve toptan satışlar pazarında satış yoluyla)
BU YÖNTEMLERİN KOMBİNASYONU
Kavram olarak özelleştirme, �kamu işletmelerinin özel şahıslara devri� şeklindeki tanımlama
eksiktir. Bunun yerine, özelleştirmeyi �kamuya ait işletmelerin verimlilik, etkililik/etkinlik, üretkenlik ve
kârlılık (ya da kamu yararı) yönelimli olarak özel kesim marifetiyle yeniden yapılandırılması� şeklinde
tanımlamak mümkündür. Bu tanımlamaya özel sektör işletmelerini de katmak uygun olacaktır. Zira özel
sektörün de bu yönelimli ciddi sorunları bulunmaktadır. Yani Pazar odaklı olarak katma değer üretemeyen
ve rekabet yeteneği olmayan işletmelerin, daha güncel işletmecilik anlayışını kültür olarak yerleştiren
girişimci ya da işletmelere devri uygun olacaktır.
Uygulamada ortaya çıkan çok çeşitli özelleştirme uygulamaları vardır19:
- Kamu girişimlerinin mülkiyet ve yönetiminin kısmen ya da tamamen özelleştirilmesi,
- Kamusal malların üretiminin özelleştirilmesi,
- Kamusal malların finansmanının özelleştirilmesi,
Dünyadaki özelleştirme eğilimi, kendi başına ortaya çıkan ve kendi bütünlüğü içinde gelişen bir
olgu değildir. 1970�li yıllarda başlayan ve giderek derinleşen dünya ekonomik bunalımı içinde
geliştirilmeye çalışılan yeni iktisat politikaları arayışlarıyla doğrudan ilgili ve onların sonucudur. Aslında
dünya ekonomisindeki bu yeni eğilimler iktisat teorisi açısından yeni görüşler değildir. Klasiklerin yeni
argümanlarla ve birtakım hipotezleriyle anlatılması ya da tekrarlanmasıdır. Özelleştirilmesinin hedeflerini
aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür20:
- Sektördeki sanayi mülkiyetini daha geniş bir tabana yaymak,
- Yerli ve yabancı sermayenin sektöre yatırım yapmalarını sağlamak,
- İyileştirme ve modernizasyon yatırımlarının hızlandırılmasını temin etmek,
- İlgili işletmeleri işletme ve planlama politikalarında daha özgür bir konuma getirmek,
- Fiyat istikrarını sağlamak,
- Tüketicilere alternatifler sunma,
- Sektörün verimlilik, etkinlik ve kalitesini artırmak,
- Gelişen teknolojinin sektörde kullanılmasını teşvik edici ortamı sağlamak,
- Sektörde modern teknoloji ve yönetim tekniklerini getirmek,
- Sektörde yer alan işgücünün üretkenliğini artırmak,
- Yeni yatırımlara olanak tanıyarak yeni istihdam olanakları oluşturmak,
- Sermaye piyasalarının gelişmelerine katkıda bulunmak,
- Sanayinin uluslararası rekabet gücünü artırmak,
- Sektörde kamu ve özel kesim dengesi sağlamak,
- Yabancı yatırımlar dolayısıyla küresel ekonomik ve politik ilişkiler geliştirmek
- Sektörde yer alan kamu girişimlerine daha öz bir transfer yapmak suretiyle bütçe açıklarını
azaltmak,
- Piyasada sinerjik etki yaratmak,
- Devletin gelirlerini artırmak,
- Üretken özel kesimin gelişmesi için daha uygun ortam yaratmak,
- Mevcut sermayeyi daha iyi kullanmak suretiyle kârlılığı artırmak,
Dünyadaki özelleştirme konseptine paralel olarak, Türkiye�de devlet tarafından çeşitli özelleştirme
politikaları uygulamaya konulmuştur. Uygulamaya konulan bu politikaların amacı, öncelikle kârsız ve
verimsiz kuruluşların elden çıkarılması olduğu halde gelişmeler aksi yönde olmuş ve kârlı kuruluşların da
satılmasını gündeme getirmiştir. Gerçekten de, dünyadaki özelleştirme uygulamalarının amaçlarına
bakıldığında, özelleştirmenin en önemli amaçlarından birinin, sermayenin ve mülkiyetin tabana yayılması
olduğu görülmektedir. Bundan dolayı da, kamunun elindeki kuruluşlar özel sektöre devredilmektedir.
Özellikle az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde bu amaçlara, devletin finansman sıkıntısını
özelleştirme yoluyla gidermek, diğer deyişle kamu açıklarını gidermek de eklenmiştir. Türkiye�de de, bazı
özelleştirmelerin kamu açıklarını kapatmak amacıyla yapılmıştır.
Türkiye�de önceleri dar bir alanda söz konusu olan bu politikaların 1990�larda hız kazanmasından
sonra özelleştirmenin sektörel boyutu da genişlemiş ve hemen hemen bütün sektörler özelleştirme
kapsamına alınmıştır. Ancak, bazı sektörlerin özelleştirilmesi stratejik öneminden dolayı tepkilerle
karşılanmıştır.
Devletler makro ekonomik planlama ve yönetim üzerinde daha fazla etkiye sahip olmuşlardır.
Ayrıca, kamu sektörü bütçeleri hem mutlak anlamda hem de özel sektör faaliyetlerinin hacmi ile ilgili
olarak gelişme göstermişlerdir. Kamu bütçelerindeki bu büyüme refah programlarında askeri
harcamalardaki hızlı artış ile kamu alt yapısı ve hizmetlerin alanı ve hacminde çok büyük bir artış sonucu
meydana gelmiştir.
Aynı şekilde az gelişmiş ülkelerde işletmeci bir devlet fikrini benimseyerek devletin faaliyet
hacmini büyütmüşlerdir: Bu ülkelerde bir taraftan, devletin büyüme ve kalkınmanın motoru olduğu
görüşü ileri sürülürken; bir taraftan da gerek millileştirilmiş endüstrileri işleterek gerekse özel firmaların ve
piyasaların işleyişine ciddi şekilde müdahale ederek büyüme hedefine ulaşmaya çalıştığı görüşü
benimsenmiştir (Devlet kapitalizmi). Bazı ülkeler de gönüllü ya da çoğu gönülsüz olarak ideolojik
sebeplerle sosyalist ve komünist ekonomik sistemleri kabul etmişlerdir.
Ekonomide devletin giderek daha aktif bir rol alması ciddi problemlerin doğmasına yol açmıştır.
Gerçekten kaynakların tahsisinde, düzenlenmesinde serbest piyasalara daha fazla güven duyulmaya
başlanmıştır. Özellikle, özelleştirmeye ve kamu alt yapısı ve hizmetlerinin özel tedarikine doğru anlamlı bir
hareket olmuştur. Özelleştirme ABD�de ve İngiltere�de moda haline gelmiştir. Özelleştirme A.B.D.'' de
merkezi ve mahalli idareler seviyesinde çokça görülmektedir. Yeni tahvil ihracına seçmenlerin soğuk
bakması ve vergileri artırmaya karşı muhalefetin artması, fonların federal hükümetten transferini azaltmış,
merkezi ve mahalli politikacılar pek çok olayda kamu alt yapısı ve hizmetlerine mal ve hizmet temininde
özel sektöre dönüş yapmak zorunda bırakılmışlardır. Politikacılar özel sektör tedariklerinin maliyet
etkinliğini sağlayabildikleri için, diğer durumlarda faaliyetleri kolayca özelleştirmişlerdir.
Federal seviyede özelleştirme bir cari yönetim politikası olmaktadır. Mesela Başkan Reagan,
başkanın İdari Biriminin bir parçası olarak bir Federal Emlak Tetkik Kurulunu tesis eden, 25 Şubat 1982
tarihli ve 12348 sayılı İdari Kararı onaylamıştır. Bu kurulun görevi federal devletin sahip olduğu fazla reel
değerleri (varlıkları) özelleştirmektir. Bununla beraber, zaman içinde idare, özelleştirme politikasının
uygulanmasında yavaş hareket etmiştir. Margaret Thatcher dönemi İngiltere�de geniş kapsamlı bir
özelleştirme programını süratle ve etkili bir tarzda uygulamaya koymuştur. Beş yıl içinde, 22 farklı yöntem
(Tablo 4) kullanılarak bir kaç yüz kamu teşebbüsünü özelleştirilmiştir.21
Tam rekabet piyasasında tüketiciler kendi faydalarını maksimize etme çabasındadırlar. Bütçe
sınırlamaları ise bireylerin gelirleri ile mal ve hizmetlerin fiyatları ile belirlenmektedir. Gelir, fiyatlar ve
kaynakların miktarı ile oluşturulmaktadır. Fiyatlar ise alıcı veya satıcıların piyasa fiyatları üzerinde
kontrolünün olmadığı bir rekabet piyasasında oluşmaktadır. Kamunun müdahil olduğu ekonomilerde,
kaynaklar kamusal olup, fiyatlar teknokratlar tarafından merkezi olarak belirlenir.
Gerçek dünyada ise, kaynaklardan meydana gelen gelir ve diğer kaynakların transfer edilebilme
gücü kullanılan kaynakların üzerinde bir etkiye sahiptirler. Diğer deyişle, özel mülkiyet düzenlemeleri iki
yönlü (neutral) değildir. Haklar sistemi, birey kararlarından meydana gelen fayda ve maliyetlerin karar
sahiplerine ve diğerlerine nasıl tahsis edileceğini kapsayan birbirinden farklı organizasyonel düzenlemeler
ve fiyat mekanizması ile belirlenir. Bir bireye kaynaklardan gelir elde etme ve kullanma hakkını veren ve
gönüllü olarak diğerlerine kaynak transferi yapmasına yol açan özel mülkiyet haklarının varlığıdır. Bu
haklar ile birey hem ortaya çıkacak maliyetlerden sorumlu olacak hem de toplam faydaya sahip olacaktır.
Bu nedenle, karar vericiler (servet sahipleri) tüm fayda ve maliyetleri göz önünde bulunduracaklardır.
Özel mülkiyet hakkı ile birey kararlarının yaratacağı tüm sonuçları yüklenecek ve kaynakları en
etkin bir şekilde kullanacaktır. Birey bunu yaparken sıfır düzeyli enformasyon ile işlem maliyetleri ve
mülkiyet haklarının başlangıçtaki dağılımını göz önünde bulundurmayacaktır. Bununla birlikte, pratikte,
enformasyon ve işlem maliyeti pozitiftir ve mülkiyet hakları çoğunlukla azaltılmaktadır. Bu özel bir firmada
karar alıcıların ve idarecilerin kendi faydalarını sağlama fırsatını arama ya da karları yükseltmek amacıyla
çalışmaları anlamına gelmektedir. Sonuç olarak, özel girişimci davranışı, firmanın kârını maksimize etme
amacından sapmaktadır ve özel girişimci davranışı bu durumda teorik olarak idealden sapacaktır. Ancak,
firma kaynaklarını maksimize etme eğilimi devam edecektir.
Mülkiyet haklarının azaltılması ile ilgili bir ekstrem nokta, kamu mülkiyetidir. Kamu ve özel girişim
arasındaki fark gerçekte kamunun malının "sahipli" mal olmayışıdır. Çünkü kamuda etkin bir transfer
olmaz. Sadece vergi mükellefleri "kendileri" kamu varlıkları portföyünü (portfolio of public assets) ya
başka bir hükümet seçerek ya politikacıları bu varlıkları değiştirmeye ikna ederek ya da kamu
teşebbüslerinin işleyiş biçimlerini değiştirerek bu değişikliği yapacaklardır. Ancak bu tercihler tipik olarak
çekici değildir. Çünkü bunlar vergi mükellefleri üzerine çok büyük maliyetler yükler. Sonuç olarak, kamu
idarecilerinin ve memurlarının işlemlerini kontrol etmede özel sektördeki emsallerine nazaran daha zayıf
kaldıkları söylenebilir. Ancak, kamu bürokratları, ihtiyatlı davranışta özel sektördeki duruma göre daha
büyük bir fırsata sahiptirler.
Örneğin, bürokratlar kamu sektörü varlıklarının değerini maksimize etmekten ziyade, kendi kariyer
ve faydalarını artırma ve personellerinin yerini değiştirme gibi fırsatlara sahiptirler. Çünkü bürokratların
maaşları statüleri ile sınırlıdır. Ayrıca bürokratlar, parasal olmayan diğer faydaları ve iş güvenliklerini
artırmada kaynakları tahsis etme eğilimindedirler. Diğer deyişle, bürokratlar çalışma yükünü daha
hafifletecek ve işlerini daha zevkli, çekici hale getirecek politikaları benimsemektedirler. Örneğin, idaresi
daha kolay olan fiyat politikalarının benimsenmesi ya da fiyat-dışı araçlarla ürünlerin belirlenmesi, güçlü
politikacılara ve seslerini duyuran özel çıkar gruplarına yakın olma, ürünlerin arz ve talep koşullarını
belirlemede etkin olmama gibi. Sonuçta, kamu girişimci davranışı talep ve arz koşullarında daha az hassas
olacaktır ve özel girişime göre daha yüksek maliyetle çalışacaktır.
Adam Smith Milletlerin Zenginliği (Wealth of Nations) adlı eserinde, "hükümdar ve tacir birbirinin
zıddıdır�.. İnsanlar başkalarının zenginliğini kendilerininkinden çok daha fazla müsrifçe harcamaktadır. Bu
durumda kamu idaresi ihmalci ve israfçı olmaktadır. Çünkü kamu memurları ticari gelirlerde direkt bir
çıkara sahip değillerdir. Örneğin kamu topraklarının özel topraklarla kıyaslandığında ancak % 25'' inin
verimli kullanır. Sonuçta Smith kamu mallarının özel hale getirilmesini tavsiye etmiştir. Eğer bu yapılırsa,
mal sahipleri varlıklarının değerlerini maksimize etme ve israftan kaçınma eğiliminde olacaklardır.
1. SANAYİ ÖNCESİ DÖNEM
Sanayi devrimi öncesi dönem, ziraat ile uğraşan bir toplum şeklindedir. Bu toplum yapısında,
çiftlikler ya da arazi üzerinde bitki yetiştiriciliğe dayanan bir yaşam tarzı hâkimdir. Toplumların gelişmişliği
bu ürünlerin artışına ya da bolluğuna bağlıdır ve insanların çoğu kırsal alanda yaşamaktadır. Bu toplum
yapısı içersinde şehirleşme olgusu henüz yaşanmamış ve işlev olarak en büyük yerleşim birimleri sanatkâr,
ticaret erbabı, banker ve hükümet yetkililerinin yaşadıkları yerlerdir. Toplumların ekonomik ve politik
güçleri kırsal alanda merkezileşmiştir. İnsanlar sosyal ve ekonomik olarak toprağa bağlıdır.
2. SANAYİ DEVRİMİ VE İŞLETMECİLİK
Sanayi devrimi, 1750 yıllarında İngiltere�de başladı. Geleneksel olarak; bağımsız, yetenekli, kendi
özel üretimlerini münferiden takip edebilen girişimciler, vasıfsız-yarı vasıflı işçileri bir araya getirerek
fabrika sistemiyle kitle üretim yapmaya başlamışlardır. Geliştirilen fabrika sistemiyle büyük ölçekli üretim
gerçekleştirilerek büyük ölçekli tasarruflar sağlanmıştır. Bu sayede, sanayi devriminin ilk dönemlerinde
işletmeler büyük partiler halindeki hammaddeyi daha ucuza satın alma olanağına sahip olmuşlardır.
Emeğin uzmanlaşmasıyla (her işçinin belirli bir işi yapması) üretimde büyük ölçüde verimlilik sağlanmıştır.
Sanayideki bu yapılanmada Avrupa ve ABD etkilenerek hızla sanayileşmeye başlamıştır. Ziraat
makineleştirilmiş ve her tarafa fabrikalar kurulmaya başlanmıştır. Bununla birlikte, sanayi devriminin hızla
yayılmasında etkili olan en büyük etken, demiryollarının hızlı gelişmesi; satın alınan ve üretilen malların
ekonomik ve az riskle taşınmasıdır.
3. GİRİŞİMCİLİK ÇAĞI
20. yy�da özellikle ABD kökenli işletmeler önemli ilerlemeler kat etmişlerdir. Uçak, tekstil, ulaşım,
taşıma, vb. sektörlerde ciddi ilerlemeler sağlanmıştır. Zamanla insanlar risk almaya ve girişimci olmaya
teşvik edildiler. Ünlü işadamları ya da genç işadamları bu dönemde işletme riskini almaya istekli oldukları
için zengin olmuşlardır.
20. yy başları, girişimcilerin sadece üretim faaliyetlerine yoğunlaştığı dönemdir. İşletmeler müşteri
talebini karşılamak için daha fazla mal üretme ihtiyacını duymuşlardır. Bu dönemde işler giderek
ihtisaslaşmaya doğru kaymış ve Henry Ford tarafından geliştirilen montaj hatları yaygın hale getirilmiştir.
Yetki işletme sahiplerinden belli ücret karşılığında yöneticilere ve bu dönemde verilmiştir. Yöneticiler, yeni
bir işletme kurmak yerine kurulmuş olan işletmelerin çalıştırılmasında uzmanlaşmış kişilerdir. Ayrıca bu
dönemde, üretim işlevi ön planda olduğu için girişimciler, pazarlamayı satış olarak algılıyor ve tüketici
araştırması gibi disiplinleri henüz kabul etmiyordu. Başka bir ifadeyle, pazarlamacılar malların
üretilmesinden sonra bu ürünleri sadece dağıtmaktan sorumlu kişilerdir. İşletmeler pazar ya da müşteri
odaklı olmak yerine kendi içine doğru yapılandırılmıştır.
II. Dünya Savaşı sonrası işletmeler, yeni bir kavramla karşılaşmıştır: Pazarlama. Örgütün bütün
faaliyetleri müşterilerin istek ve ihtiyaçlarının tatminine yönelik tasarlanmaya başlanmıştır. Bu doğrultuda,
müşteri ihtiyaçlarının belirlenmesi ve tatmin edilmesi için, pazar odaklı örgüt tasarımı işletme
felsefesinde ağırlık kazanmaya başlamıştır. İşletme örgütleri fiili üretime başlamadan önce müşteri
isteklerini analiz eden pazar araştırmaları bölümü geliştirmek durumunda kalmışlardır. Bu yaklaşım biçimi,
�önce ürünü üret sonra müşteriye satarsın � anlayışına karşı ortaya çıkmıştır. Reklam aracılığıyla, o ana
kadar ulaşılmamış sayıda büyük tüketici sayılarına ulaşılmış; aynı şekilde işletmelerin promosyon
çalışmaları ile verimliliği görülmemiş şekilde artırmıştır. Günümüzde, bir işletme pazar yerinde rekabet
edebilir durumda kalabilmek için, müşteriyle uyumu güçlü şekilde sağlamak zorundadır.
Teknoloji; bilimsel keşifler, icatlar ve yenilikler üzerine dayandırılmış bilginin işletme uygulamasını
ifade eder. Bilgi ve iletişim teknolojisi ve benzer teknolojik gelişmeler, tüketicilere yönelik mükemmel
ürün sunmaya, fiyatların daha düşük düzeyinde tutulmasına ve daha sağlıklı çalışma şartlarına imkân
vermiştir. Diğer taraftan teknolojinin değişim hızının artması ürünleri hemen demode etmektedir.
Örneğin, bilgisayar teknolojisindeki sürekli gelişmeler bir önceki modelleri çok kısa sürede eskitmektedir.
Ya da müşteri tatminini öncelik veren ve gün geçtikçe ucuz şartlarda karşılıklı görüşme imkânı veren telsiz
telefonların ortaya çıkmasıyla, kablolu telefonları gerçekleştiremediği görüşmeleri yapılabilmektedir. Bu
durum aynı zamanda yeni iş fırsatlarının da ortaya çıkmasına olanak sağlamaktadır.
Teknolojik değişim yeni sektörlerin doğmasına ya da mevcut işlerin geliştirilmesinde büyük
katkılarda bulunmaktadır. Bilgi ve iletişim teknolojisi, tarayıcılardan (scanner) fiber optiklere ve online
servislerine kadar değişen teknolojik yenilikler işletmeciliğin yeniden yapılandırılmasında 1990�lı yılların
sonlarında önemli rol oynamıştır.
4. İŞLETMECİLİĞİN KÜRESELLEŞMESİ
Gelecek; bilgi, düşünce ve zeka kullanılarak değer yaratılacak olan bir ekonomide yatmaktadır.1
Günümüzde, büyüklük ve ölçek ekonomisi gibi klasik rekabet üstünlük kaynakları önemini yitirmekte,2
değişen rekabet koşulları, yeni yeteneklerin kazanılmasını zorunlu kılmakta ve işini bir sanatçı, bilim adamı
ya da önder kalitesinde yapmayan insanlara ayakta kalma ve başarılı olma izni vermemektedir. Küresel iş
yapısında, ortalama ya da sıradan olma tercihi, kaybetmeyi baştan kabullenmek anlamına gelmektedir.
Küresel işletmelerin yönetici adaylarında aradıkları ortak özelliklerden söz etmek oldukça zordur.
Yani, işletmeler farklı işe alma süreçlerine sahiptirler. Örneğin, HSBC�de adaylar, hangi alanda eğitim
aldıklarından daha çok güdülerine, insiyatif sahibi olup olmamalarına, kültürel duyarlılıklarına ve dünyayı
�kendi evleri� olarak görmeye ne kadar hazır olduklarına göre değerlendirilmektedirler.3
4.1. Küresel İşletmelerde Yönetici Becerileri
Küreselleşme, yöneticilerin kafa yapılarında ve felsefelerinde önemli değişiklikleri kaçınılmaz
kılmaktadır. Aşağıda, küresel yöneticilerin sahip olmaları gereken bir dizi yetenek sıralanmıştır. Bu
yeteneklerin kazanılması yaşam boyu süren bir çabayı gerektirmektedir. Üstelik bir yöneticinin bu
yeteneklerin hepsinde ustalaşma olasılığı da azdır. Küresel işletmelerde yöneticilerin hem kendileri, hem
de işletmeleri için küresel stratejik yetenekler geliştirmeleri ve bunları etkin bir şekilde kullanmaları
gerekir. Bu yeteneklerden bazılarını aşağıdaki şekilde açıklamak olanaklıdır.
4.1.1. Küresel Stratejik Yetenekler Geliştirme ve Kullanma
Günümüz yöneticileri, �büyük resim� bakış açısına sahip olmalı; vizyonu, misyonu ve işletme
stratejisini küreselleştirebilmeli; uluslararası çabaları değer eklemede ve israfları minimize etmede
kullanabilmeli; küresel pazarları, rakipleri, kültürel, politik, demografik ve iş ortamı farklılıklarını ve bu
farklılıkların işletmenin faaliyetleri üzerindeki etkilerini anlayabilmeli; ne zaman küreselleşmenin iyi, ne
zaman ise kötü olduğunu kavrayabilmelidirler.4
Çokuluslu bir işletmede sadece birkaç üst düzey yönetici değil, hemen bütün yöneticiler �küresel
bakış açısı�na sahip olmalıdırlar. Ayrıca, bütün çalışanların �küresel tutarlılık-yerel duyarlılık� dengesini
kurmada çok iyi olmaları gerekmektedir. Araştırmalar5, yöneticilerin çoğunluğunun bu zorunluluğun
bilincinde olduğunu, fakat çok az sayıda işletmenin bunu başarabildiğini göstermektedir.
4.1.2. Değişimi ve Dönüşümü Yönetme
Değişen rekabet koşullarında, küresel ve yerel baskılar arasında denge kurabilmek, kaynakların,
insanlar arasındaki ilişki ağlarının, teknolojinin, pazarlama ve dağıtım sistemlerinin sürekli yeniden
örgütlenmesini gerektirmektedir. Diğer bir deyişle, iş dünyasının içinde bulunduğu çevresel koşullar hızla
değişmekte ve uyum sağlamada yaratıcı ve yenilikçi olma ile esnek ve değişime kolay adapte olma,
işletmelerin başarı şansını artırmaktadır.
Açık birer sistem olan işletmelerin, yönetim süreçleri, üretim, pazarlama, finans vb. işlevleri
üzerinde değişim yaratan gelişmeleri yakından izlemeleri gerekmektedir.6 Pazarlarının her birkaç yılda bir
değiştiğini fark edemeyen işletmelerin, geçen yıl kazandıran bir stratejinin bu yıl kaybettiren bir strateji
olabileceğinden haberdar olmamaları durumunda, bu işletmelerin değişimi başararak ayakta kalmaları da
zordur.7
4.1.3. Farklılığı Yönetme
Uluslararası yöneticilerin kültürü ve kültürün davranışlar üzerindeki etkisini anlaması
gerekmektedir. Farklı kültürlerden insanlarla çalışma durumunda kalan uluslararası yöneticiler, çatışma,
engellenme ve algılama gibi sorunlarla karşılaşabilmektedirler. Bu noktada8; 1) kültürün farkında olma ya
da bir insanın kültürünün onun davranışlarını nasıl etkilediğini anlama ve 2) kendinin farkında olma ya da
kendi kültürünün davranışları üzerindeki etkilerinin farkında olma, büyük bir önem kazanmaktadır. Coca-
Cola�nın başarısında, yönetici ve çalışanlarının işletme kültürünü, işletmenin sahip olduğu markaların
kültürünü ve bu markaları pazarladıkları ülkelerin kültürlerini anlama ve tanıma becerisine borçlu
olduğuna inanılmaktadır.
Uluslararası işletmelerdeki yöneticiler; son derece açık fikirli olmak, farklı ülkelerde işlerin farklı
şekillerde yürütülmesine saygı duymak, işlerin neden o şekilde yapıldığı konusunda bir anlayışa ve hayal
gücüne sahip olmak, esnek fakat sabırlı olmak durumundadırlar. Diğer taraftan, kültürel sınırları zorlama
konusunda da kararlı ve dikkatli olmak zorundadırlar. Örneğin9, �bunu, işçi sendikaları yüzünden İtalya�da
veya İspanya�da yapamazsınız� veya �Japonya�da şunu, maliye bakanı yüzünden yapamazsınız� türünde
bir düşünce ile karşılaştıklarında, bunu hemen pasif bir şekilde kabul etme yerine, dikkatli ve fakat yaratıcı
fikirler geliştirerek aşma yoluna gitmelidirler. Diğer bir deyişle, küresel yöneticiler, kültürel engellerin
tarihi kökenlerini inceleyerek, yenilikler yapmak için fırsatlar bulmak zorundadırlar.
4.1.4. Esnek Örgütler Tasarlama ve Bu Örgütlerde Çalışma
Etkin yöneticiler günümüzde �sınırsız örgütler� kurmaya başlamışlardır. Bu anlayış, önemli sayıda
yöneticinin (sadece üst yöneticiler değil) yetiştirilmesini gerektirmektedir. Bu amaçla, stratejik düşünme
ve hareket etme, planları açıkça tartışma, stratejik görevleri yerelleştirme, üst yönetim becerileri
geliştirmeye olanak verme ve başarımı farklı boyutlarıyla ölçebilen denetim sistemlerinden ve
araçlarından yararlanma gibi yeteneklerin geliştirilmesi gerekmektedir. Sınırsız örgütler, birden fazla etki
merkezine (genel merkeze) sahip olacak ve yöneticiler bu merkezler arasında rotasyona tabi
tutulacaklardır. Potansiyel kültürel farklılıklardan maksimum yararı elde edebilmek için, yöneticilerin genel
merkez ile dış şube ve temsilcilikler arasındaki yetki ve sorumluluk dengesini çok iyi kurmaları ve karar
verme yetkisini mümkün olduğunca müşterilere yakın yerlere göçermeleri gerekmektedir. Bununla
birlikte, yöneticilerin de söz konusu sorumluluğu yerine getirebilmesi için bir dizi yeni yeteneğe sahip
olması gerekecektir:10
a) Tolerans gösterme,
b) Yenilikler ve keşifler gerçekleştirme,
c) Öğrenme, hızla karar verme - hızlı uygulama11 ve etkin olma,
d) Farklı yöneticilik davranışlarını belirleme ve gerçekleştirme,
e) Finansal kaynaklar, insan kaynakları, pazarlama ve üretim arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisini
eşgüdümleme,
4.1.5. Ekip İçinde Çalışma
Küresel faaliyetlerin karmaşıklığının artması nedeniyle, (özellikle kültürel farklılıkların fazla olduğu
durumlarda) ekip halinde çalışmak daha önemli bir hale gelmiştir. Diğer insanlarla ekip halinde ve ekip
içinde etkin bir şekilde çalışma becerisi, küresel stratejilerin başarıyla uygulanabilmesi için kritik bir yere
sahip bulunmaktadır. Örneğin, GE�de insan kaynakları yönetimi bir işlevden ya da bölümden daha öte bir
anlam ifade etmektedir. Performans odaklı bir kültüre sahip olan GE aslında, insan geliştirme işinde
faaliyet göstermekte, insanların birbiriyle ilişki kurmasına ve ağ oluşturmasına büyük bir yatırım
yapmaktadır.12
4.1.6. İletişim Kurma
Küresel işletme çevresinde yöneticiler, farklı insan gruplarıyla iletişim kurmak zorundadırlar. Bunu
etkin bir şekilde yerine getirebilmek için yöneticilerin birden fazla dil bilmeleri ve kültürlerarası farklılıklar
konusunda yüksek bir bilgi birikimine ve duyarlılığa sahip olmaları gerekmektedir. İyi iletişim yetenekleri,
iş arkadaşları arasındaki ilişkilere ve müşterilerle olan ilişkilere olumlu yansıyacağı gibi, duyarlı iletişim,
güven yaratacak ve güçlü küresel bir örgüt kültürü geliştirmeye olanak verecektir. Yöneticiler, beşeri
iletişim yeteneklerini geliştirmenin yanı sıra, küresel iletişim sistemlerinden de (uydu yayıncılığı gibi) etkin
bir şekilde yararlanmak durumundadırlar. Yeni iletişim teknolojileri, yöneticiler için yeni avantajlar ve
kolaylıkların yanı sıra, yeni riskleri de beraberinde getirmektedirler.13 Örneğin yöneticiler artık,
televizyonlara verdikleri demeçlerde çok dikkatli olmak durumundadırlar. Çünkü söz konusu yayınlar,
ulusal sınırların ötesine rahatlıkla ulaşabilmektedir.
4.1.7. Öğrenme ve Öğrendiklerini Başkalarıyla Paylaşma
Öğrenme, bir işletmenin değişen çevreye uyum gösterebilmesine ve diğer işletmelerin göremediği
fırsatları görerek, değerlendirmesine olanak tanımaktadır. Öğrenen örgütlerde, kazanılan bilgi ve
becerilerin işletmedeki ilgili bölümlere yayılarak, onların �tekerleği yeniden icat etme� gereksizliğinden
kurtarılması hedeflenmektedir.14 Örgütsel öğrenmenin temel amacı, değişime hazırlıklı olmanın yanı sıra,
yenilik yaratarak gelirleri, kârı ve işletmenin ekonomik değerini artırmaktır. Daha iyi ürünler sunmak,
operasyonel etkinliği artırmak, müşteriler için daha fazla değer yaratmak, yeni pazarlara girerek
sürdürülebilir bir pazar liderliği elde etmek, öğrenmeyi ve öğrenilen şeylerin uygulanmasını
gerektirmektedir. Bu gerçeği kavrayamamış olan 1960�ların �Fortune 500� listesini oluşturan işletmelerin
2/3�ü bugün hayatta değildirler. Tek başına pazara hâkim olmak ve büyüklük, öğrenme ve hızlı adapte
olabilme yetenekleri olmaksızın, işletmelerin yaşamlarını sürdürebilmeleri için artık yeterli
gelmemektedir.15
�Öğrenme� ve �bilgi transferi� küresel başarının anahtar kelimeleridir. Bireysel düzeyde, farklı
deneyimlere açıklık, deneme ve risk alma, kişisel başarının bileşenlerini oluşturmaktadır. Örneğin, yurt
dışında görevli, kişisel olarak öğrenmeye açık yöneticilerin elde etmiş oldukları (o kültüre ve ülkeye ait)
bilgi ve deneyimler, diğer yönetici ve çalışanlara kolayca transfer edilebilmelidirler. Küresel yöneticilerin
yukarıda anılan yeteneklere ek olarak, güvene dayalı işbirliği ilişkilerine girme ve dürüstlük içinde
çalışabilme; düşünceleri eyleme dönüştürebilme; risk alabilme ve yeni şeyleri deneyebilme becerilerine
sahip olmaları da gerekmektedir. Yöneticilerin söz konusu yeteneklere sahip olmaları zor, fakat asla
olanaksız değildir. Örgütlerin, sistemlerin ve süreçlerin etkin bir şekilde tasarlanması, ekip anlayışının
özendirilmesi ve üst yönetimin desteği, bu zorlu hedefin gerçekleştirilmesine olanak verecektir.
Dikkat edilirse, belirtilen kritik yönelimlerde mekanik unsurlardan çok; bilgi unsurunun ön plana
çıktığı farkedilecektir. Bilgi, küreselleşme sürecinin belirleyici ve yönlendirici bir unsuru olmuştur.
Ekonominin arz ve talep dengesinde sadece �ne?� sorusuna değil; �nasıl?�, �niçin?�, �ne zaman?�,
�nerede?� sorularına da yanıt veren kritik bir anahtar halini almıştır. Ancak, bilgiye sahip olmanın yeterli
olmadığı onu etkin kullanmanın da gerektiği bir gerçektir.
4.2. Ortaklık ve Stratejik Birlikler
Geleneksel olarak başarılı işletmeler pazar yerinde kendi örgütlerini kuran vizyon sahibi işletmeler
tarafından yönlendirilirdi. 1990�ların sonlarında büyük bir artışla işletmeler diğer başka işletmelerle
stratejik birlikler yaratmak için takımlar oluşturmuşlardır. Bunun temel nedeni, ortaklıklar şeklinde bir
araya gelerek rekabet avantajından yararlanmaktır. Bu uzun vadeli ortaklıklar, genellikle ulusal sınırları
aşarak en küçük işletmeden birçok büyük ölçekli işletmelere kadar çeşitli büyüklükteki işletmelerle
yapılmaktadır. Günümüzde en çok ve popüler olan stratejik ortaklıklar, iletişim (telekominikasyon)
sektöründe görülmektedir. ABD iletişim şirketleri, AT&T, MCI ve Sprint milli telefon şirketleri ile stratejik
birlikler oluşturarak, Avrupa, Orta ve Güney Amerika ve Asya�da küresel üstünlük sağlama çabası
içersindedirler.
Stratejik birliklerle, dünya düzeyinde yeni ürün geliştirmek veya sorunlu ürünleri ortadan
kaldırmak, karşılıklı olarak birleştirici girişimleri geliştirmek ve aracıları-müşterileri tek çatı altında
birleştirmek mümkündür. Örneğin16, Japonya�da Honda şirketi ile ABD�ye ait Donnlly şirketi, Honda
arabaları için yüksek kaliteli bir dış ayna üretmek üzere stratejik birlik kurmuşlardır. İlk adım olarak,
verimliliği sağlamak için Donnelly şirketi birkaç mühendisini Honda�ya gönderdi. Bunun üzerine
Donnelly�nin maliyetleri %2 oranında düşme göstererek tasarruf sağlandı. Bunun üzerine birlik ABD�de bu
yeniliklerin birçoğunu içeren bir fabrika inşa ederek, Donnelly ilk satışları yılda 5 milyon dolar düzeyinde
iken, 1997 yılında 60 milyon dolarlık satışlar seviyesine yükseldi. Her iki şirket birbirlerine kazandıracak
şekilde stratejik birliklerini daimi bir düzenlemeye tabi tuttular. Bir Honda yöneticisi, �Honda için uzun
dönem demek sonsuza kadar demektir�.
4.3. Kalite Odaklılık
ABD işletmeleri yıllar boyunca birçok yüksek kaliteli ürünleri geliştirmelerine karşın, son
zamanlarda bu liderliği Japonya alarak, kaliteli ürünler üzerinde ilk sırayı almıştır. Japon işletme liderleri
Toplam Kalite Yönetimi�nin önemini vurguladılar. TKY, bir işletmede temel ve önemli bir amaç olarak
kaliteye odaklanmaktır. Her ülke için yüksek kaliteli mallar ve hizmetler geliştirerek yeni müşteriler
kazanmak temel ölçüt haline gelmiştir. Bir işletme için uzun vadede müşterilerin sayısını artırmak, kalite
sisteminin geliştirilmesi ile mümkündür.
Örneğin, Motorola�nın stratejik müttefikleri, kalite üzerinde güçlü bir vurgu yapmayı tercih
etmişlerdir. Şirket önce kendi kalite anlayışını paylaşan potansiyel ortaklar aradı. Sonra da bu yaklaşıma
göre, ortaklarla birlikte çalışanlarının üniversitelerden TKY ve müşteri tatmini ile ilgili dersler almalarını
teşvik ederek kendilerini geliştirmelerini sağladı. Motorola takımları her iki yılda bir fabrikalarını gezer ve
rakiplerine göre kaliteyi ve zamanlama üzerinde derecelendirme yapmaktadırlar. Buna ilaveten Motorola
yöneticileri maliyet ve kaliteyi birleştiren bir endekse göre satıcılarını her ay değerlendirerek, başarılarını
rakiplerine göre kıyaslarlar17.
4.4. İnsan Kaynaklarına Odaklanma
İnsan kaynakları herhangi bir ekonomik sistemde temel girdiyi oluşturur. Teknolojinin artan önemi
insan kaynaklarının etkin bir şekilde yönlendirilmesi için daha da önemli hale getirmektedir. Bilgisayar
ağları, çalışanları birlikte çalışmaya ve birlikte bilgiyi biriktirmeye zorlamaktadır. Buna göre, örgütsel
basamaklar azalarak, daha informel örgüt yapılarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
İşletmelerin güçlenmesi için, verilere dayalı analiz yapmak ve işgörenlerin kendi kendilerine karar
verebilecek düzeye gelecek şekilde yeteneklerini daha fazla geliştirmeleri gerektirmektedir. İşletmeler;
eleman alma, eğitim ve nitelikli işgörenlerin elde tutulması ile ilgili bir takım beceri standartları
geliştirmişlerdir. Otel işletmeleri, statülerine bakılmaksızın etkin işgörene ait 14 anahtar beceri
tanımlamışlardır. Teknik beceriler yanında, esneklik, kaliteye odaklanma, iletişim kurabilme gibi bir takım
yönetsel becerileri de kapsaması gereklidir. Bu sayede, işletmelerde işgörenlerin becerilerine göre gözden
geçirildikten sonra işgücü devir oranında önemli derecede düşmeler olmaktadır.
4.5. Dış Kaynaklara Yönelme
1990�ların sonlarına doğru işletmeciliği etkileyen diğer bir eğilim ise dış kaynaklardan yaralanmadır
(outsourcing). Bu yönelime göre bir işletme para tasarruf sağlar. Çünkü, bu işlevi yerine getirmek için ilave
personel istihdamı gerekmez. Bu da ücretlerde tasarruflara yol açacaktır. Öte yandan mevcut personelin
bir kısmı başka işlerle ilgilenmelerine imkân sağlayacaktır. Dış kaynaklardan yararlanan bir işletmenin,
depolama, bordro, dağıtım, veri işleme gibi faaliyetler daha uzman kişi ya da kuruluşlara yaptırması
mümkündür. Örneğin, ünlü Kodak işletmesi bilgisayar işlemlerini IBM firmasına ya da büyük petrol
şirketlerinin petrol rafinerilerindeki temizleme ve bakım hizmetlerini başka uzman kuruluşlardan bu
yöntemle yararlanmaktadırlar.
4.6. Özelleştirme
Özelleştirme, 1970�li yılların sonlarında dünya gündemine girmiş ve yoğun ilgi/uygulama
bulmuştur. 1980�li yılların ortalarında da Türkiye özelleştirme uygulamasına başlamış, ancak istenen sonuç
verimlilik odaklı sağlanamamıştır. Gerek zamanında yapılamayan uygulamalar gerekse özelleştirmeye
yasal iptaller ve gerekse yanlış özelleştirme uygulamaları, kamu işletmelerinin verimliliğini ve gelirini ciddi
olarak azaltmıştır.
Tablo 4 Özelleştirme Yöntemleri18
ÖZELLEŞTİRME
SATIŞ
VARLIK
SATIŞI
HİSSE
SATIŞI
Kuruluşların aktifindeki
mal
ve hizmet
üretim birimleri
ile varlıklarının
mülkiyetinin
bedel
karşılığında
devredilmesi.
Kuruluş hisselerinin
yurtiçi ve yurtdışında
blok satış, halka arz,
halka arzı içeren blok
satış, çalışanlara satış,
Borsada normal veya
özel emirle satış,
menkul kıymetler
yatırım ortaklıkları veya
fonlarına satış yoluyla
bedel karşılığı devri.
KİRALAMA
Kuruluşların
aktiflerindeki
varlıkların bedel
karşılığında, belli
süre ile kullanım
hakkının
verilmesi.
İŞLETME
HAKKI
DEVRİ
Kuruluşların
bütün olarak veya
aktiflerindeki mal
ve hizmet üretim
birimleri ile
madenlerin,
mülkiyet hakkı
saklı kalmak
kaydıyla bedel
karşılığında, belli
süre ile
işletilmesi
hakkının
verilmesi.
MÜLKİYETİN
GAYRİ AYNİ
HAKLAR TESİSİ
Kuruluşların
aktiflerindeki mal
ve hizmet üretim
birimleri ile
varlıklarına ilişkin
intifa, irtifak vb.
hakların tesisi,
(Kıyı Kanunu ve
Orman Kanunu
gibi kanunların
getirdiği
sınırlamalar
çerçevesinde).
GELİR
ORTAKLIĞI
MODELİ VE
SAİR
HUKUKİ
TASARRUF.
Kuruluşların
özellikleri ve
yapıları dikkate
alınarak
başvurulacak
diğer yöntemler.
(Karabük Demir
Çelik
Fabrikasının
devri gibi)
BLOK SATIŞ
İhale ve değer tespit komisyonunun oluşturulması >> Bilgi dokümanlarının
hazırlanması >> Satış duyuruları >> Satış görüşmeleri >> Nihai kararın
onayı >> Satış sözleşmesi.
HALKA ARZ,
ÇALIŞANLARA SATIŞ
SPK'dan arz izni >> Aracı kurumların tespiti >> Bilgi dokümanlarının
hazırlanması >> İMKB'ye başvuru >> İlan, izahname ve sirküler yayımı >>
Halka arz işlemleri >> Arz sonrası İMKB'de işlem görmesi.
ULUSLARARASI ARZ,
BORSADA SATIŞ,
YATIRIM FONLARINA
SATIŞ
SPK ve İMBK usul ve esasları çerçevesinde satış (Genellikle "Özel emir"
ve toptan satışlar pazarında satış yoluyla)
BU YÖNTEMLERİN KOMBİNASYONU
Kavram olarak özelleştirme, �kamu işletmelerinin özel şahıslara devri� şeklindeki tanımlama
eksiktir. Bunun yerine, özelleştirmeyi �kamuya ait işletmelerin verimlilik, etkililik/etkinlik, üretkenlik ve
kârlılık (ya da kamu yararı) yönelimli olarak özel kesim marifetiyle yeniden yapılandırılması� şeklinde
tanımlamak mümkündür. Bu tanımlamaya özel sektör işletmelerini de katmak uygun olacaktır. Zira özel
sektörün de bu yönelimli ciddi sorunları bulunmaktadır. Yani Pazar odaklı olarak katma değer üretemeyen
ve rekabet yeteneği olmayan işletmelerin, daha güncel işletmecilik anlayışını kültür olarak yerleştiren
girişimci ya da işletmelere devri uygun olacaktır.
Uygulamada ortaya çıkan çok çeşitli özelleştirme uygulamaları vardır19:
- Kamu girişimlerinin mülkiyet ve yönetiminin kısmen ya da tamamen özelleştirilmesi,
- Kamusal malların üretiminin özelleştirilmesi,
- Kamusal malların finansmanının özelleştirilmesi,
Dünyadaki özelleştirme eğilimi, kendi başına ortaya çıkan ve kendi bütünlüğü içinde gelişen bir
olgu değildir. 1970�li yıllarda başlayan ve giderek derinleşen dünya ekonomik bunalımı içinde
geliştirilmeye çalışılan yeni iktisat politikaları arayışlarıyla doğrudan ilgili ve onların sonucudur. Aslında
dünya ekonomisindeki bu yeni eğilimler iktisat teorisi açısından yeni görüşler değildir. Klasiklerin yeni
argümanlarla ve birtakım hipotezleriyle anlatılması ya da tekrarlanmasıdır. Özelleştirilmesinin hedeflerini
aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür20:
- Sektördeki sanayi mülkiyetini daha geniş bir tabana yaymak,
- Yerli ve yabancı sermayenin sektöre yatırım yapmalarını sağlamak,
- İyileştirme ve modernizasyon yatırımlarının hızlandırılmasını temin etmek,
- İlgili işletmeleri işletme ve planlama politikalarında daha özgür bir konuma getirmek,
- Fiyat istikrarını sağlamak,
- Tüketicilere alternatifler sunma,
- Sektörün verimlilik, etkinlik ve kalitesini artırmak,
- Gelişen teknolojinin sektörde kullanılmasını teşvik edici ortamı sağlamak,
- Sektörde modern teknoloji ve yönetim tekniklerini getirmek,
- Sektörde yer alan işgücünün üretkenliğini artırmak,
- Yeni yatırımlara olanak tanıyarak yeni istihdam olanakları oluşturmak,
- Sermaye piyasalarının gelişmelerine katkıda bulunmak,
- Sanayinin uluslararası rekabet gücünü artırmak,
- Sektörde kamu ve özel kesim dengesi sağlamak,
- Yabancı yatırımlar dolayısıyla küresel ekonomik ve politik ilişkiler geliştirmek
- Sektörde yer alan kamu girişimlerine daha öz bir transfer yapmak suretiyle bütçe açıklarını
azaltmak,
- Piyasada sinerjik etki yaratmak,
- Devletin gelirlerini artırmak,
- Üretken özel kesimin gelişmesi için daha uygun ortam yaratmak,
- Mevcut sermayeyi daha iyi kullanmak suretiyle kârlılığı artırmak,
Dünyadaki özelleştirme konseptine paralel olarak, Türkiye�de devlet tarafından çeşitli özelleştirme
politikaları uygulamaya konulmuştur. Uygulamaya konulan bu politikaların amacı, öncelikle kârsız ve
verimsiz kuruluşların elden çıkarılması olduğu halde gelişmeler aksi yönde olmuş ve kârlı kuruluşların da
satılmasını gündeme getirmiştir. Gerçekten de, dünyadaki özelleştirme uygulamalarının amaçlarına
bakıldığında, özelleştirmenin en önemli amaçlarından birinin, sermayenin ve mülkiyetin tabana yayılması
olduğu görülmektedir. Bundan dolayı da, kamunun elindeki kuruluşlar özel sektöre devredilmektedir.
Özellikle az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde bu amaçlara, devletin finansman sıkıntısını
özelleştirme yoluyla gidermek, diğer deyişle kamu açıklarını gidermek de eklenmiştir. Türkiye�de de, bazı
özelleştirmelerin kamu açıklarını kapatmak amacıyla yapılmıştır.
Türkiye�de önceleri dar bir alanda söz konusu olan bu politikaların 1990�larda hız kazanmasından
sonra özelleştirmenin sektörel boyutu da genişlemiş ve hemen hemen bütün sektörler özelleştirme
kapsamına alınmıştır. Ancak, bazı sektörlerin özelleştirilmesi stratejik öneminden dolayı tepkilerle
karşılanmıştır.
Devletler makro ekonomik planlama ve yönetim üzerinde daha fazla etkiye sahip olmuşlardır.
Ayrıca, kamu sektörü bütçeleri hem mutlak anlamda hem de özel sektör faaliyetlerinin hacmi ile ilgili
olarak gelişme göstermişlerdir. Kamu bütçelerindeki bu büyüme refah programlarında askeri
harcamalardaki hızlı artış ile kamu alt yapısı ve hizmetlerin alanı ve hacminde çok büyük bir artış sonucu
meydana gelmiştir.
Aynı şekilde az gelişmiş ülkelerde işletmeci bir devlet fikrini benimseyerek devletin faaliyet
hacmini büyütmüşlerdir: Bu ülkelerde bir taraftan, devletin büyüme ve kalkınmanın motoru olduğu
görüşü ileri sürülürken; bir taraftan da gerek millileştirilmiş endüstrileri işleterek gerekse özel firmaların ve
piyasaların işleyişine ciddi şekilde müdahale ederek büyüme hedefine ulaşmaya çalıştığı görüşü
benimsenmiştir (Devlet kapitalizmi). Bazı ülkeler de gönüllü ya da çoğu gönülsüz olarak ideolojik
sebeplerle sosyalist ve komünist ekonomik sistemleri kabul etmişlerdir.
Ekonomide devletin giderek daha aktif bir rol alması ciddi problemlerin doğmasına yol açmıştır.
Gerçekten kaynakların tahsisinde, düzenlenmesinde serbest piyasalara daha fazla güven duyulmaya
başlanmıştır. Özellikle, özelleştirmeye ve kamu alt yapısı ve hizmetlerinin özel tedarikine doğru anlamlı bir
hareket olmuştur. Özelleştirme ABD�de ve İngiltere�de moda haline gelmiştir. Özelleştirme A.B.D.'' de
merkezi ve mahalli idareler seviyesinde çokça görülmektedir. Yeni tahvil ihracına seçmenlerin soğuk
bakması ve vergileri artırmaya karşı muhalefetin artması, fonların federal hükümetten transferini azaltmış,
merkezi ve mahalli politikacılar pek çok olayda kamu alt yapısı ve hizmetlerine mal ve hizmet temininde
özel sektöre dönüş yapmak zorunda bırakılmışlardır. Politikacılar özel sektör tedariklerinin maliyet
etkinliğini sağlayabildikleri için, diğer durumlarda faaliyetleri kolayca özelleştirmişlerdir.
Federal seviyede özelleştirme bir cari yönetim politikası olmaktadır. Mesela Başkan Reagan,
başkanın İdari Biriminin bir parçası olarak bir Federal Emlak Tetkik Kurulunu tesis eden, 25 Şubat 1982
tarihli ve 12348 sayılı İdari Kararı onaylamıştır. Bu kurulun görevi federal devletin sahip olduğu fazla reel
değerleri (varlıkları) özelleştirmektir. Bununla beraber, zaman içinde idare, özelleştirme politikasının
uygulanmasında yavaş hareket etmiştir. Margaret Thatcher dönemi İngiltere�de geniş kapsamlı bir
özelleştirme programını süratle ve etkili bir tarzda uygulamaya koymuştur. Beş yıl içinde, 22 farklı yöntem
(Tablo 4) kullanılarak bir kaç yüz kamu teşebbüsünü özelleştirilmiştir.21
Tam rekabet piyasasında tüketiciler kendi faydalarını maksimize etme çabasındadırlar. Bütçe
sınırlamaları ise bireylerin gelirleri ile mal ve hizmetlerin fiyatları ile belirlenmektedir. Gelir, fiyatlar ve
kaynakların miktarı ile oluşturulmaktadır. Fiyatlar ise alıcı veya satıcıların piyasa fiyatları üzerinde
kontrolünün olmadığı bir rekabet piyasasında oluşmaktadır. Kamunun müdahil olduğu ekonomilerde,
kaynaklar kamusal olup, fiyatlar teknokratlar tarafından merkezi olarak belirlenir.
Gerçek dünyada ise, kaynaklardan meydana gelen gelir ve diğer kaynakların transfer edilebilme
gücü kullanılan kaynakların üzerinde bir etkiye sahiptirler. Diğer deyişle, özel mülkiyet düzenlemeleri iki
yönlü (neutral) değildir. Haklar sistemi, birey kararlarından meydana gelen fayda ve maliyetlerin karar
sahiplerine ve diğerlerine nasıl tahsis edileceğini kapsayan birbirinden farklı organizasyonel düzenlemeler
ve fiyat mekanizması ile belirlenir. Bir bireye kaynaklardan gelir elde etme ve kullanma hakkını veren ve
gönüllü olarak diğerlerine kaynak transferi yapmasına yol açan özel mülkiyet haklarının varlığıdır. Bu
haklar ile birey hem ortaya çıkacak maliyetlerden sorumlu olacak hem de toplam faydaya sahip olacaktır.
Bu nedenle, karar vericiler (servet sahipleri) tüm fayda ve maliyetleri göz önünde bulunduracaklardır.
Özel mülkiyet hakkı ile birey kararlarının yaratacağı tüm sonuçları yüklenecek ve kaynakları en
etkin bir şekilde kullanacaktır. Birey bunu yaparken sıfır düzeyli enformasyon ile işlem maliyetleri ve
mülkiyet haklarının başlangıçtaki dağılımını göz önünde bulundurmayacaktır. Bununla birlikte, pratikte,
enformasyon ve işlem maliyeti pozitiftir ve mülkiyet hakları çoğunlukla azaltılmaktadır. Bu özel bir firmada
karar alıcıların ve idarecilerin kendi faydalarını sağlama fırsatını arama ya da karları yükseltmek amacıyla
çalışmaları anlamına gelmektedir. Sonuç olarak, özel girişimci davranışı, firmanın kârını maksimize etme
amacından sapmaktadır ve özel girişimci davranışı bu durumda teorik olarak idealden sapacaktır. Ancak,
firma kaynaklarını maksimize etme eğilimi devam edecektir.
Mülkiyet haklarının azaltılması ile ilgili bir ekstrem nokta, kamu mülkiyetidir. Kamu ve özel girişim
arasındaki fark gerçekte kamunun malının "sahipli" mal olmayışıdır. Çünkü kamuda etkin bir transfer
olmaz. Sadece vergi mükellefleri "kendileri" kamu varlıkları portföyünü (portfolio of public assets) ya
başka bir hükümet seçerek ya politikacıları bu varlıkları değiştirmeye ikna ederek ya da kamu
teşebbüslerinin işleyiş biçimlerini değiştirerek bu değişikliği yapacaklardır. Ancak bu tercihler tipik olarak
çekici değildir. Çünkü bunlar vergi mükellefleri üzerine çok büyük maliyetler yükler. Sonuç olarak, kamu
idarecilerinin ve memurlarının işlemlerini kontrol etmede özel sektördeki emsallerine nazaran daha zayıf
kaldıkları söylenebilir. Ancak, kamu bürokratları, ihtiyatlı davranışta özel sektördeki duruma göre daha
büyük bir fırsata sahiptirler.
Örneğin, bürokratlar kamu sektörü varlıklarının değerini maksimize etmekten ziyade, kendi kariyer
ve faydalarını artırma ve personellerinin yerini değiştirme gibi fırsatlara sahiptirler. Çünkü bürokratların
maaşları statüleri ile sınırlıdır. Ayrıca bürokratlar, parasal olmayan diğer faydaları ve iş güvenliklerini
artırmada kaynakları tahsis etme eğilimindedirler. Diğer deyişle, bürokratlar çalışma yükünü daha
hafifletecek ve işlerini daha zevkli, çekici hale getirecek politikaları benimsemektedirler. Örneğin, idaresi
daha kolay olan fiyat politikalarının benimsenmesi ya da fiyat-dışı araçlarla ürünlerin belirlenmesi, güçlü
politikacılara ve seslerini duyuran özel çıkar gruplarına yakın olma, ürünlerin arz ve talep koşullarını
belirlemede etkin olmama gibi. Sonuçta, kamu girişimci davranışı talep ve arz koşullarında daha az hassas
olacaktır ve özel girişime göre daha yüksek maliyetle çalışacaktır.
Adam Smith Milletlerin Zenginliği (Wealth of Nations) adlı eserinde, "hükümdar ve tacir birbirinin
zıddıdır�.. İnsanlar başkalarının zenginliğini kendilerininkinden çok daha fazla müsrifçe harcamaktadır. Bu
durumda kamu idaresi ihmalci ve israfçı olmaktadır. Çünkü kamu memurları ticari gelirlerde direkt bir
çıkara sahip değillerdir. Örneğin kamu topraklarının özel topraklarla kıyaslandığında ancak % 25'' inin
verimli kullanır. Sonuçta Smith kamu mallarının özel hale getirilmesini tavsiye etmiştir. Eğer bu yapılırsa,
mal sahipleri varlıklarının değerlerini maksimize etme ve israftan kaçınma eğiliminde olacaklardır.
- Katılım
- 16 Ara 2010
- Konular
- 1,165
- Mesajlar
- 8,187
- Reaksiyon Skoru
- 303
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 200
- Yaş
- 32
- TM Yaşı
- 15 Yıl 4 Ay 7 Gün
- MmoLira
- -121
- DevLira
- 0
Teşekkürler #
- Katılım
- 2 Ara 2010
- Konular
- 4,879
- Mesajlar
- 29,092
- Online süresi
- 4364s
- Reaksiyon Skoru
- 1,484
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 418
- TM Yaşı
- 15 Yıl 4 Ay 22 Gün
- MmoLira
- -295
- DevLira
- 0
Önemli Deqil , Yardımcı Olduysam Ne Mutlu 
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 91
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 93
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 74
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 86



