- Katılım
- 23 Ocak 2016
- Konular
- 8,370
- Mesajlar
- 18,384
- Online süresi
- 4mo 19d
- Reaksiyon Skoru
- 4,080
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 506
- MmoLira
- 39
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
İŞLETMECİLİĞİN KAVRAMSAL BOYUTLARI
1. İŞLETME KAVRAMI VE İŞLETME BİLİMİ
İşletme kavramını çok değişik açılardan tanımlamak olasıdır. Bir işi gerçekleştirme, bir işyeri
işletme ya da çalıştırma eylemi, işletme olarak bilinir. İşletme kavramı, iş kökünden gelmekte ve şu üç
anlamı içermektediri:
-Bir alet, makine veya benzeri bir aracı çalıştırma,
-Çeşitli iş ve eylemlerin yapıldığı yer, işyeri,
-Özdeksel (maddesel) ve insana ilişkin işlevlerden oluşan bir üretim birimi.
İşletme; insan gereksinimlerini karşılamak için kurulan, işleyen veya işletilen ekonomik birime
denir. Ekonomik birimin; sürekli veya süreksiz oluşu, kendisine ve başkasına mal ve hizmet üretmesi,
sahibinin tek veya çok olması, karma ekonomik düzende işlemesi, sahibinin kişi, özel sektör veya devlet
oluşu, ekonomik birimin işletme sayılması için herhangi bir engel oluşturmaz.
İşletmecilik alanındaki yayınlar incelendiğinde, işletmenin değişik niteliklerini ön plana çıkaran çok
sayıda tanıma rastlanmaktadır. Bunlardan seçilen bazı tanım örnekler şunlardır:
İşletme, "insan gereksinimlerini karşılamak için kurulan, işleyen veya işletilen ekonomik
birimdir"ii. Burada temel olan, bu ekonomik birimin, fayda yaratması, başka deyişle insanların
gereksinimlerini karşılayacak, mal ve hizmetlerin üretimiyle uğraşmasıdır.
Bir ekonomik birim olan ve teknik etkinliklerin de yürütüldüğü işletmenin iki temel özelliği vardır;
1.Ekonomik mal ve hizmetlerin üretimini gerçekleştirmek için işlemekte oluşu,
2.Ekonomik mal ve hizmetlerin üretiminin gerçekleştirilmesi için gerekli teknik ve üretim
faktörlerinin uygun ortamda bir araya getirilmiş olması.
Bu iki özellik bir araya geldiği zaman, işletme denen ekonomik ve teknik birim ortaya çıkar.
İşletme amacı nedeniyle ekonomik, yapısı nedeniyle teknik bir birimdiriii.
İşletme, "kişi veya kurumların gereksinimlerini karşılamak üzere, üretim faktörlerini bir araya
getirerek, mal ve hizmet üreten ve pazarlayan, sonunda özdeksel veya manevi (tinsel) bir kâr elde etmeyi
amaçlayan ekonomik, teknik ve yasal birimlerdir"iv.
İşletme, "ekonomik değer taşıyan mal ya da hizmetin üretildiği veya pazarlandığı ya da her iki
eylemin birden yapıldığı kuruluştur"v.
İşletmeler eylemde bulunurken, üretim faktörleri dediğimiz, sermaye, doğa, emek ve bilgiyi,
bilinçli ve yararlı bir biçimde biraraya getirerek mal ve hizmet üretirler. Uzun yıllar boyunca, yalnız emek,
sermaye ve doğal kaynaklar ile bunları bir araya getiren girişimci, işletmelerin başarılı olmasını sağlamıştır.
Ancak, 21, yüzyılda bilgi, diğer tüm kaynakların önüne geçmiş ve belirleyici olmaya başlamıştır. Bilgiden
etkin biçimde yararlanan bir işletme, öteki üretim faktörlerine de sahip olabilmekte, bilgisi olmayan
işletmeler ise, diğer kaynaklar bulunsa bile, yoğun rekabet ortamında başarılı olamamaktadırlarvi. Bu
açıklamalardan sonra işletme kavramı şöyle tanımlanabilir:
İşletme; üretim faktörlerini; bilinçli, uyumlu, sistemli ve uygun oranda bir araya getirip, etkin
biçimde kullanan, böylece insanların gereksinimlerini karşılamak üzere mal ve hizmet üreten ve
pazarlayan, etkin ve verimli çalışıp, kâr elde etmeyi amaçlayan, toplumsal, teknik, yasal ve ekonomik
bir birimdirvii.
Teknolojik gelişmelerle, toplumsal geçim düzeyinin yükselmesiyle, ulusal gelirdeki artışla,
tüketicilerin satın alma güçleri de artmıştır. Buna bağlı olarak, tüketiciyi eğiten kitle iletişim araçları
yaygınlaşmış ve tüketici haklarını koruma yasaları çıkarılmıştır. Günümüzde tüketicilerin istekleri ve
tercihleri, ön plana geçmiştir. Sonuçta, yalnızca kâr amacını güden işletmelerin pazardaki yerlerini, kâr
yanında toplumsal hizmeti ve tüketicinin doyumunu da düşünüp, böylece kâr elde etme amacını güden
işletmeler almaya başlamıştır.
İşletme Bilimi; işletme içi ve işletmeler arası olay ve etkinliklerle ilgili neden-sonuç ilişkilerini ele
alarak, bir işletmenin amaçlarına en etkin biçimde nasıl ulaşılacağını incelerviii. İşletmelerin gerek sayı,
gerekse yürüttükleri etkinlikler olarak yapılarının karmaşıklaşması, işletmecilik bilim dalının doğmasına ve
gelişmesine neden olmuştur. İşletme konuları, birçok yönden ele alınıp incelenmeyi gerekli kılmaktadır.
İşletmelerin ve işletme yönetiminin önemi arttıkça, işletmecilik bilgisinin de geliştirilmesi zorunlu
olmuştur. Yöneticiler ve araştırmacılar, sürekli olarak yeni bilgiler öğrenmekte, yeni görüşler edinmekte,
yeni ve daha iyi iş yapma yolları geliştirmektedirler. Bu açıdan, işletmecilik bilgisi, canlı ve gelişimini
sürdüren bir bilim dalıdır.
İşletmecilik biliminin kapsamına genel olarak şu konular girmektedirix:
-İşletmenin amacına en etkili bir biçimde nasıl ulaşabileceğinin analizi,
-İşletmenin kendisi ve çevresi arasındaki olaylarla ilgili neden-sonuç ilişkilerini bulma,
-İşletmelerin yönetimiyle ilgili olan ilke ve politikaları ortaya koyma,
-İşletmelerde geçerli işlemleri ve teknikleri geliştirme,
-İşletmelerde karar alma yeteneğini geliştirme,
-İşletme sisteminin amaçlarının ve sorunlarının kavranmasını sağlama.
2. EKONOMİK YAŞAM VE İŞLETME
Ekonomik yaşam, insan yaşamının önemli bir bölümünü oluşturan etkinlikler bütünüdür. Bu
etkinlikler bütününün önemli bir öğesi de, değişik nitelikteki işletmelerdir. Ekonomi, işletmeler ve diğer
öğelerden oluşan örgütlü yapıyı inceleyen bir bilim dalıdır. İşletme olarak adlandırılan ekonomik birimlerin
incelenmesi ise, işletme bilimi tarafından gerçekleştirilir. İşletme biliminin ilgilendiği konular; insan
gereksinimlerinin karşılanmasına yönelik etkinliklerin yanı sıra, işletme içi etkinlikler ile ekonomik ve
sosyal çevrenin de oluşturduğu işletme dışı etkinlikler de yer alır.
Ekonomik etkinliklerin temelinde, insan gereksinimlerinin karşılanması yatmaktadır. İnsanları
çalışmaya ya da iş yapmaya yönelten temel itici güç, insan gereksinimleri olduğuna göre, öncelikle
gereksinimler hakkında yeterli bir bilgi düzeyine sahip olmamız gerekmektedirx.
2.1. İnsan Gereksinimleri ve Ekonomik Uğraşılar
2.1.1. Gereksinim Kavramı ve İnsan Gereksinimleri
Gereksinim kavramı, gereklilik, yokluk, çaresiz kalıp isteme ve muhtaçlık anlamına gelmektedir.
Kökeni nedeniyle ekonomi dışı bir kavram niteliğinde olmasına karşın, ekonomik etkinliklerin itici gücünü
oluşturmakta ve temelde psikolojik ve sosyolojik bir kavram olduğu halde, Von Herman'a uyularak
genellikle "giderilme isteği ile birlikte yokluk duygusu" biçiminde tanımlanabilmektedir. Gereksinimler,
çeşitlerine göre karşılanmadıklarında acı, üzüntü ve kaygı oluşturabilecekleri gibi, giderildiklerinde de,
sevinç, zevk ve gurur duyururlar. İnsan acıkırken midesi sızlar, beğenildiğinde ise, zevk veren bir duygudur.
Özetle, gereksinim, tatmin araçlarına sahip olma arzusu doğurmakta ve bu arzu da, gereksinimi giderecek
aracın elde edilmesini sağlayacak olan çabayı uyararak ekonomik etkinliği oluştururxi.
İnsan gereksinimleri, toplumun gelişme düzeyine bağlı olarak, sayıca artıp çoğalırlar ve
gereksinimlerin birçoğu, bir kere karşılanmakla ortadan kaldırılamaz. Bu durumun doğal sonucu olarak,
insan, bitmeyen gereksinimlerini karşılamak için çalışmak, kısaca ekonomik etkinlik içinde bulunmak
durumundadır.
Birçok bilim adamı, insan gereksinimlerini açıklamada kolaylık sağlamak amacıyla, sınıflandırmaya
çalışmışlardır. Bunlardan biri de, Amerikalı psikolog Abraham Maslow'dur. Maslow, insan gereksinimlerini
en temel ve zorunlu olandan, insan kişiliğinin gelişmesine paralel olarak en karmaşık olana doğru bir
sıralamaya tabi tutmuşturxii.
Şekil 1: Maslow'un Gereksinim Basamakları
Kendini
Gerçekleştir
me
Gereksinimi
Statü ve
Saygınlık
Gereksin
imi
Ait Olma
Gereksinimi
Güvenlik
Gereksin
imi
Fizyoloji
k
Gereksin
im
Maslow’a göre, insan gereksinimleri belirli bir basamak sıralaması içinde ortaya çıkarlar.
Dolayısıyla dizinin ilk basamaklarındaki gereksinimlerin ikinci ve daha üst düzeydeki gereksinimler ortaya
çıkmadan önce karşılanması gerekir. Şekil 1, Maslow’un kuramındaki gereksinim basamaklarını
göstermektedir.
Temel fizyolojik gereksinimler arasında yeme, içme, uyku ve giyinme gibi gereksinimler sayılabilir.
Güvenlik gereksinimi, kişilerin can, mal ve sosyal güvencelerinin sağlanmasına yöneliktir. Bunlardan sonra
gelen ait olma gereksinimi ise, insanların topluluklar içersinde yer alarak sosyal ve ruhsal dengesini sağlıklı
biçimde kurulup, sürdürülmesine olanak sağlar.
Statü ve saygınlık gereksinimi kapsamına; özgüven, başarı ile övünme, başarının başkaları
tarafından takdiri, rekabet edebilme duygusu, bilgili olma, benliğine saygı duyma, bağımsız ve özgür olma
gibi gereksinimler girer.
Gelişmiş ülkelerde, ilk üç gereksinim basamağı büyük ölçüde karşılanmış durumdadır. Bu nedenle,
bu ülkelerde çalışan insanların güdülenmesinde daha çok statü ve saygınlık gereksiniminin giderilmesine
yönelik amaçlar kullanılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ve az gelişmiş ülkelerde ise, insanların büyük
kesiminin alt basamak gereksinim düzeylerinde olması nedeniyle ücret ve izin gibi çalışma koşullarına
yönelik özendiricilerin kullanılması, güdüleme açısından etkili olabilmektedir. Yöneticilerin başta gelen
görevlerinden biri de, çalışanların daha üst basamaklardaki gereksinimleri için didinmelerini ve bu yolla
kendilerini geliştirmelerini sağlamak olmalıdırxiii.
Gereksinim basamaklarının sonuncusu, kendini gerçekleştirme gereksinimidir. Kendini
gerçekleştirme, insanın yetenekleri ölçüsünde olabileceği her şey olması anlamındadır. Daha alt
düzeydeki gereksinimler doyurulmadan veya karşılanmadan, bu gereksinim türü ortaya çıkmaz. Kendini
gerçekleştirme gereksinimlerinin, bireyin kendi potansiyel gücünün farkına varması, bir işi yalnız başına
yapması, yaratıcı olabilmek için kendisini sürekli geliştirmesi ile ilgili gereksinimler olduğu söylenebilir.
Bu gereksinimin alacağı şekiller, tıpkı insan kişilikleri gibi, kişiden kişiye farklı bir görünüm alır.
Kendini gerçekleştirme gereksinimleri, spor, politika, akademik çalışmalar, aile, din, hobiler veya iş gibi
konulardan birisiyle veya bunlardan bir kısmının karışımıyla karşılanabilirxiv.
Gereksinimlerini arzulanan düzeyde karşılamayan insanların mutsuz oldukları görülür. Bu kişiler,
duruma göre farklı tepkiler gösterirler. Örneğin; içine kapanma, topluma yabancılaşma ve saldırgan
davranışlar bu tepkilere örnektir.
Gereksinim basamaklarının alt düzeyindeki gereksinimler, genellikle ekonomik araçlarla
karşılanırlar. İnsanlar alt basamaklardaki gereksinimlerini karşılamak için, satın alma aracı olarak paraya
gereksinim duyarlar. Buna karşılık, üst düzeydeki gereksinimler, genellikle, psikolojik ve sosyal içerikli
simgeler, davranış ve araçlarla doyurulurlar. Kimi yöneticiler, işgörenlere yeterli düzeyde ücret ve benzeri
hakların sağlanması yoluyla her türlü gereksinimin karşılandığını, ancak buna karşın, bu kişilerin neden
daha verimli ve etkin çalışmadıklarını anlayamadıklarını belirtirler. Bu yöneticiler, insan davranışını
ekonomik etkenlerle açıklayan düşüncelerden vazgeçemedikleri ve para dışında sosyo-psikolojik
etkenlerin de verimlilik ve etkinlikte önemli rol oynadığını kabullenmek istemedikleri için, insanların
verimliliği ve etkinliği konusunda başarılı olamamaktadırlar.
2.1.2. Ekonomik Uğraşılar
İnsanlar bazı gereksinimlerini gidermede tek başlarına belki yeterli olabilirler. Ancak, tüm
gereksinimlerin eksiksiz giderilmesi, toplumsal ilişkiler ve örgütlenmelerle olasıdır. Kişisel ve toplumsal
ilişkiler sonucu bireyler, gereksinimlerinin giderilmesi için birtakım mal ve hizmetleri talep ederler. Bu
bireysel talepler aslında, kişi gereksinimlerinin mal ve hizmetler olarak açıklanmış şeklidir. Bir yörede, bir
ülke sınırları içinde ya da dünyada, değişik mal ve hizmetlere yönelik olarak ortaya çıkan bu gibi bireysel
taleplerin tümü "toplam talep" kabul edilir.
Toplam talebi karşılamak için ortaya konan tüm mal ve hizmetler "toplam arz" olarak
değerlendirilir. Toplam talep ile toplam arz arasındaki dengenin sağlanması, böylece insanların ve
toplumun gereksinimlerinin doyurulması ise, ekonominin üstlendiği önemli bir görevdir. Ekonomi, var
olan gereksinimlerin giderilmesi için mal ve hizmetlerin ortaya konmasına yönelik tüm çabalardan oluşur.
Ancak, ekonomik ve sosyal yapının bir gereği olarak, söz konusu çabaların yeterli olduğu söylenemez.
Çünkü, mal ve hizmetler, bir ölçüde bireysel taleplere yanıt verebilmekte, ama toplam talebin tam olarak
belirli bir anda toplam mal ve hizmet arzı ile karşılanması olanaksız olmaktadır. Bunun temel nedenleri
şöyle sıralanabilir:
-Piyasaya arz edilen mal ve hizmetlerin üretimi için gerekli kaynaklar ve olanaklar kıttır.
-Var olan mal ve hizmetlerin, gereksinimi olan insan ve toplumlara faydalı olacak biçimde
sunumunda ortaya çıkacak aksaklıklar, geçici kıtlık koşulları yaratmaktadır.
-İnsan gereksinimlerinin devamlı nicelik ve nitelikleri değişmekte ve karşılanan gereksinimlerin
yerine daha değişik yeni gereksinimler türemektedir. Böylece toplam talep ile toplam arz arasındaki
denge hiçbir zaman sağlanamamaktadır.
Bu nedenlerle, bir yandan toplam talebin arzuladığı mal ve hizmetlerin ortaya konması, bir
yandan da tükenmek bilmeyen yeni ve değişik tür gereksinimleri giderici mal ve hizmetlerin üretilmesi
amacıyla o toplum bireyleri kişisel veya topluca çaba harcamaktadırlar. Bu çabalar sonucu ortaya çıkan
etkinliklerin bütününe "ekonomik uğraşılar" denmektedir.
Ekonomik uğraşılar sonucu üretilen mal ve hizmetlerin gereksinimleri gidermeleri nedeniyle
sağlanan doyum da "fayda"yı oluşturur. Fayda, mal ve hizmetlerin, gereksinim ve arzulan doyurabilme
niteliğidir.
Ekonomik uğraşılar sonucu ortaya çıkarılan ve doyum sağlayan mal ve hizmetlere ise, "ekonomik
mal ve hizmetler" denir. Bir mal veya hizmetin ekonomik mal ve hizmet olarak nitelendirilebilmesi için, iki
niteliğin varlığı araştırılır. Bunlar; kıt olmaları ve gereksinim gidermeye yönelik başka deyişle faydalı
olmalarıdırxv.
2.1.3. Mal ve Hizmetler
İnsan gereksinimlerini giderme niteliğine sahip unsurlara mal ve hizmet adı verilir. Mal ve
hizmetlerin bir kısmı doğada bol miktarda bulunmakta ve parasal değer taşımamaktadır. Hava, su, güneş
ışığı gibi. Bunlar, serbest mallar olarak adlandırılırlar ve işletme faaliyetlerine konu olmazlar. Ancak bu
maddelerden herhangi bir nedenle kıt hale gelenler, hemen ekonomik madde niteliğini kazanacaktır.
İnsan gereksinimlerinin karşılanmasına yarayan ve genellikle parayla ya da başka mal ve
hizmetlerle değişimi yapılan araçlara ekonomik mal denir. Kağıt, demir, ekmek, peynir vb. mallar
ekonomik mallardır. Ekonomik malların iki belirgin niteliği; kıt oluşları ve para veya başka mallarla
değişime konu olmalarıdırxvi.
İnsan gereksinimlerinin hepsi mallarla karşılanamaz, bir kısım gereksinimlerimiz de, hizmet adı
verilen soyut eylemlerle karşılanır. Doktorluk, öğretmenlik, avukatlık ve akla gelebilecek benzeri soyut
eylemler, ekonomik hizmetlere örnek gösterilebilir.
2.2. Üretimve ÜretimFaktörleri
2.2.1. Üretim Kavramı
Doğadaki değişik kaynaklara emek ve sermaye uygulayarak, gereksinimleri karşılayacak mal ve
hizmetler ortaya çıkarma işlemine üretim adı verilir. Örneğin; toprak bir doğal kaynak olup, tek başına
insan gereksinimlerini karşılayan tahıl, bakliyat vb. mallar veremez. Ancak, insan emeği ve toprağı süren
makine gibi sermaye unsurları birleştirilerek, buğday, un vb. maddeler elde edilebilir.
Üretilen mal ve hizmetlerin insan gereksinimlerini karşılama niteliğine fayda denildiğine göre,
üretim; gereksinimleri karşılayacak malların niceliklerinin veya faydalarının artırılması çabalarının
tümünü kapsayan bir kavramdır. Burada bilinmesi gereken bir konu da, bir malın niceliğinin artırılmasının
yanında, sözkonusu malın niceliği aynı iken faydasını artıracak işlemleri uygulamanın da, üretim olarak
kabul edilmesidirxvii.
Herhangi bir malın niceliğinin sabit tutularak, faydasının artırılması dört faklı biçimde
olabilmektedir. Malın biçimi, fiziksel ve kimyasal yapısı değiştirilerek şekil faydası elde edilir. Üretilen
malların bol bulundukları zaman depolanarak, kıt bulundukları zamanlarda ortaya çıkarılmasıyla bir zaman
faydası oluşturulmaktadır. Malların çok bulundukları yerlerden, az bulundukları yerlere taşınmasıyla yer
faydası elde edilmektedir. Bir malın, daha az gereksinimi olan kişiden alınarak, daha çok gereksinimi olan
kişilere mülkiyet yoluyla devredilmesi durumunda da mülkiyet faydası elde edilir.
Özetle, ekonomik yaşamdaki üretim; stoklama, taşıma ve ticari etkinliklerin tümüdür. Çünkü,
ticaret ve taşımacılık olmasaydı üretilen mallar gereksinim sahiplerine ulaşamaz ve onların gereksinimleri
giderilemezdi.
2.2.2. ÜretimFaktörleri
Üretimde bulunabilmek için, birtakım faktörlerin bulunması ve bunların birleştirilmesi gerekir.
Üretim için gerek duyulan girdilere, üretim faktörleri adı verilir. Amerikan yönetim literatüründe, üretim
faktörleri dört yerine beş olarak sıralanır. Hepsinin ingilizce baş harfleri M ile başladığından 5M olarak
adlandırılırlar. Bunlar; malzeme, işgücü, sermaye, yöntem ve yönetimdir. İngilizce karşılıklıkları ise
sırasıyla; material, manpower, money-machine, method ve management biçiminde belirtilebilirxviii. Her
işletme, bu faktörleri değişik oranda biraraya getirerek üretimde bulunur.
Doğal kaynaklar; doğal biçimde girdi olarak kullanılabilecek toprak, maden, su, tarım arazileri,
arsalar, orman vb. herşeyi kapsar. Tarım, madencilik gibi işletmeler için, doğal kaynaklar temel üretim
faktörü niteliğindedir. Doğal kaynaklar, işletmelerin kuruluş yeri seçimi ve ekonomik bir biçimde
işletilmesi açısından öneme sahiptirler.
İşletmeler, etkili şekilde çalışmak için belirli girdileri kullanmak durumundadırlar. İşletmecilikte bu
girdiler, üretim faktörleri olarak adlandırılır. Temelde dört üretim faktörü vardır: Doğal kaynaklar, insan
kaynakları, sermaye ve girişimci. Ancak, bütün işletmelerde aynı faktörler farklı bileşenlerden oluşabilir.
Doğal kaynaklar arazi, arsa, ormanlar ve madenler gibi doğada bulunan ve yararlı olan herşeyi
kapsar. Doğal kaynaklar her ekonomik sistemde gerekli olan temel girdilerdir.
İnsan kaynakları bir ekonomik sistemin kritik girdileridir. İnsan kaynakları dev bir şirketin üst
yöneticisinden, tek kişi tarafından çalıştırılan bir oto perakendecisine kadar çalışan herkesi kapsar.
Sermaye, para, makina, aletler, binalar gibi faaliyetleri finanse etmek için bir işletmenin ihtiyaç
duyduğu kaynakları ifade eder. Bunlar; fon, yatırım, kâr veya borç şeklinde sağlanabilir. İşletmeler
sermayeyi, sabit yatırımların gerçekleştirilmesinde, hammaddenin satın alınmasında ve işçilerin
istihdamında kullanırlar.
Girişim bir işletme kurmak veya çalıştırmak için risk almadaki istekliliği ifade eder. Daha önce de
açıklandığı gibi, girişimci özel teşebbüs sisteminde bir risk alıcıdır. Bazen girişimci aktif olarak işletmeyi
yönetir; bazı durumlarda da, bu sorumluluk belli bir ücret karşılığı profesyonel bir yöneticiye devredilir.
Bu dört üretim faktörünün herbiri, işletmenin devamı, gelişimi ya da işlevini sürdürmesi için
finansal olarak pay alır (geri dönüşüm). Tablo 1’de gösterildiği gibi, bu faktörlerin payları şunlardır: rant,
ücret, faiz ve kârdır. Sektörel dağılıma göre, paylardaki bu ödemeler değişim gösterebilir. Her işletme,
belirli düzeyde üretim faktörlerine ihtiyaç duyar. Bir girişimci bir işletme kurmaya karar vermesi halinde;
bir satıcıdan hammadde (doğal kaynaklar), borç veren bir kurumdan anlaşacakları bir faiz üzerinden ödünç
para (sermaye); belirli bir ücret ödeyerek işgören kaynağı transferini gerçekleştirmesi gereklidir.
Tablo 1 Üretim Faktörlerine Ait Paylar
ÜRETİM FAKTÖRLERİ ALDIĞI PAY
İnsan Kaynakları Ücret
Girişimci Kâr
Sermaye Faiz
Doğal Kaynaklar Rant
3. REKABET TÜRLERİ
Girişimciliğin geliştiği bir ekonomik yapı içersinde dört temel rekabet türü bulunmaktadır: Bunlar, tam
rekabet, monopolistik rekabet, oligopol, ve monopol rekabet şeklinde ortaya çıkar. İşletmeler, içinde
bulundukları endüstrilerin rekabet özelliklerine göre sınıflandırılırlar.
3.1. Tam Rekabet
Tam rekabet, pazarda oluşan fiyatları bir işletmenin tek başına etkilemeyecek ölçüde olan ve
birbirine yakın işletmelerden oluşan bir endüstride oluşan bir pazar yapısıdır. Tam rekabet, işletmelerin
benzer ürünleri sattığı ve rakip ürünlerinden farklılık göstermeyen bir ortamı ifade eder. İşletmeler tam
rekabet pazarına kolayca girebilir ve bu pazardan istediği anda çıkabilir.
3.2. Monopolistik Rekabet
Monopolistik rekabet, işletmelerin kendi ürünlerini rakiplerin ürünlerinden ayırabilen
(farklılaştıran) pazar durumudur. Bir monopolistik rekabet, sizi bir markanın diğer bir markadan ayırması
konusunda ikna etmeye çalışan bir reklamı seyrederken bu tip bir rekabet faaliyet halindedir.
Monopolistik rekabet bir firmaya yüklediği fiyat üzerinde firmaya bir şekilde güç verir. Perakendeci
dükkânlarını düşünün. Bunlarda fiyatlar farklı elbise, kozmetik ve diğer kalemler markaları arasında
değişme gösterir.
3.3. Oligopol Rekabet
Oligopol rekabet, az sayıda satıcıların bulunduğu pazar durumudur. Bazı oligopollerde çelik
endüstrisi gibi ürünler birbirine benzer; diğerlerinde otomobiller gibi farklılık gösterir. Bu pazarlara girmek
için gereken dev yatırımlar yeni rakipleri olumsuz yönde etkilemektedir. Bunun yanında, oligopol ve biraz
önce ifade edilen rekabet türleri arasında sınırlı sayıdaki satıcılar oligopolde fiyat üzerinde daha fazla
kontrol sağlarlar. Bir oligopolde, rakip ürünlerin fiyatları genellikle oldukça birbirine yakındır. Çünkü
önemli fiyat rekabeti her firmanın kârlarını azaltacaktır.
3.4. Monopol Rekabet
Monopol rekabet, bir tek firmalı hiç rakibin olmadığı pazar durumudur. Sherman ve Clayton
Kanunu marketleri monopolize etme teşebbüsünü yasakladığından, hemen hemen bütün Birleşik
Devletlerdeki monopoller hükümet düzenlemeli monopollerdir. Kamu hizmet kuruluşları gibi. Elektrik ve
doğal gaz satan firmalar fiyatlama ve kârları dahil olmak üzere düzenlenmiş tekel faaliyetlerinin pek çok
yönünü idare eden devlet birimleri tarafından düzenlenir. Saf bir monopolde, bir firma fiyatlama üzerinde
önemli kontrolü olacaktır fakat düzenlenmiş bir monopolde, fiyatlama, düzenleyici tarafından empoze
edilen kurallara konudur. Düzenlenmiş bir monopol direkt olarak birkaç rakip ürünle karşılaşır ve
endüstriye giriş hükümet tarafından sınırlandırılmıştır. Gerçekte, bazı eyaletlerde bir kamu hizmeti
periyodik olarak hizmetine devam edebilmesi için seçmenlerin oy onayını almak zorunluluğu
bulunmaktadır. Tablo 2 her rekabet türünün özelliklerini göstermektedir.
Tablo 2 Rekabet Türleri
ÖZELLİKLER SAF REKABET MONOPOLİSTİK
REKABET
OLİGOPOL MONOPOL
*Rakip sayısı Çok sayıda
Birkaç ile çok
sayıda arasında
Birkaç Direkt rakipler yok
*Yeni firmaların
endüstriye girme
kolaylığı
Kolay Bazı güçlükleri var Güç
Hükümet
tarafından
düzenlenen
*Rakip firmaların mal
veya hizmetlerin
birbirine benzerliği
Benzer Farklı
Benzer veya farklı
olabilir
Direkt olarak mal
veya hizmetlerin
rekabeti yok
*Bireysel firmalar
tarafından fiyat
üzerinde kontrol
Hiç Bazı Bazı
Saf bir monopolde
önemli ölçüde
düzenlenen
monopolde küçük
*Örnekler
New York’ta küçük
ölçekli çiftçi
JCPenney Boeing
Sömürge
1. İŞLETME KAVRAMI VE İŞLETME BİLİMİ
İşletme kavramını çok değişik açılardan tanımlamak olasıdır. Bir işi gerçekleştirme, bir işyeri
işletme ya da çalıştırma eylemi, işletme olarak bilinir. İşletme kavramı, iş kökünden gelmekte ve şu üç
anlamı içermektediri:
-Bir alet, makine veya benzeri bir aracı çalıştırma,
-Çeşitli iş ve eylemlerin yapıldığı yer, işyeri,
-Özdeksel (maddesel) ve insana ilişkin işlevlerden oluşan bir üretim birimi.
İşletme; insan gereksinimlerini karşılamak için kurulan, işleyen veya işletilen ekonomik birime
denir. Ekonomik birimin; sürekli veya süreksiz oluşu, kendisine ve başkasına mal ve hizmet üretmesi,
sahibinin tek veya çok olması, karma ekonomik düzende işlemesi, sahibinin kişi, özel sektör veya devlet
oluşu, ekonomik birimin işletme sayılması için herhangi bir engel oluşturmaz.
İşletmecilik alanındaki yayınlar incelendiğinde, işletmenin değişik niteliklerini ön plana çıkaran çok
sayıda tanıma rastlanmaktadır. Bunlardan seçilen bazı tanım örnekler şunlardır:
İşletme, "insan gereksinimlerini karşılamak için kurulan, işleyen veya işletilen ekonomik
birimdir"ii. Burada temel olan, bu ekonomik birimin, fayda yaratması, başka deyişle insanların
gereksinimlerini karşılayacak, mal ve hizmetlerin üretimiyle uğraşmasıdır.
Bir ekonomik birim olan ve teknik etkinliklerin de yürütüldüğü işletmenin iki temel özelliği vardır;
1.Ekonomik mal ve hizmetlerin üretimini gerçekleştirmek için işlemekte oluşu,
2.Ekonomik mal ve hizmetlerin üretiminin gerçekleştirilmesi için gerekli teknik ve üretim
faktörlerinin uygun ortamda bir araya getirilmiş olması.
Bu iki özellik bir araya geldiği zaman, işletme denen ekonomik ve teknik birim ortaya çıkar.
İşletme amacı nedeniyle ekonomik, yapısı nedeniyle teknik bir birimdiriii.
İşletme, "kişi veya kurumların gereksinimlerini karşılamak üzere, üretim faktörlerini bir araya
getirerek, mal ve hizmet üreten ve pazarlayan, sonunda özdeksel veya manevi (tinsel) bir kâr elde etmeyi
amaçlayan ekonomik, teknik ve yasal birimlerdir"iv.
İşletme, "ekonomik değer taşıyan mal ya da hizmetin üretildiği veya pazarlandığı ya da her iki
eylemin birden yapıldığı kuruluştur"v.
İşletmeler eylemde bulunurken, üretim faktörleri dediğimiz, sermaye, doğa, emek ve bilgiyi,
bilinçli ve yararlı bir biçimde biraraya getirerek mal ve hizmet üretirler. Uzun yıllar boyunca, yalnız emek,
sermaye ve doğal kaynaklar ile bunları bir araya getiren girişimci, işletmelerin başarılı olmasını sağlamıştır.
Ancak, 21, yüzyılda bilgi, diğer tüm kaynakların önüne geçmiş ve belirleyici olmaya başlamıştır. Bilgiden
etkin biçimde yararlanan bir işletme, öteki üretim faktörlerine de sahip olabilmekte, bilgisi olmayan
işletmeler ise, diğer kaynaklar bulunsa bile, yoğun rekabet ortamında başarılı olamamaktadırlarvi. Bu
açıklamalardan sonra işletme kavramı şöyle tanımlanabilir:
İşletme; üretim faktörlerini; bilinçli, uyumlu, sistemli ve uygun oranda bir araya getirip, etkin
biçimde kullanan, böylece insanların gereksinimlerini karşılamak üzere mal ve hizmet üreten ve
pazarlayan, etkin ve verimli çalışıp, kâr elde etmeyi amaçlayan, toplumsal, teknik, yasal ve ekonomik
bir birimdirvii.
Teknolojik gelişmelerle, toplumsal geçim düzeyinin yükselmesiyle, ulusal gelirdeki artışla,
tüketicilerin satın alma güçleri de artmıştır. Buna bağlı olarak, tüketiciyi eğiten kitle iletişim araçları
yaygınlaşmış ve tüketici haklarını koruma yasaları çıkarılmıştır. Günümüzde tüketicilerin istekleri ve
tercihleri, ön plana geçmiştir. Sonuçta, yalnızca kâr amacını güden işletmelerin pazardaki yerlerini, kâr
yanında toplumsal hizmeti ve tüketicinin doyumunu da düşünüp, böylece kâr elde etme amacını güden
işletmeler almaya başlamıştır.
İşletme Bilimi; işletme içi ve işletmeler arası olay ve etkinliklerle ilgili neden-sonuç ilişkilerini ele
alarak, bir işletmenin amaçlarına en etkin biçimde nasıl ulaşılacağını incelerviii. İşletmelerin gerek sayı,
gerekse yürüttükleri etkinlikler olarak yapılarının karmaşıklaşması, işletmecilik bilim dalının doğmasına ve
gelişmesine neden olmuştur. İşletme konuları, birçok yönden ele alınıp incelenmeyi gerekli kılmaktadır.
İşletmelerin ve işletme yönetiminin önemi arttıkça, işletmecilik bilgisinin de geliştirilmesi zorunlu
olmuştur. Yöneticiler ve araştırmacılar, sürekli olarak yeni bilgiler öğrenmekte, yeni görüşler edinmekte,
yeni ve daha iyi iş yapma yolları geliştirmektedirler. Bu açıdan, işletmecilik bilgisi, canlı ve gelişimini
sürdüren bir bilim dalıdır.
İşletmecilik biliminin kapsamına genel olarak şu konular girmektedirix:
-İşletmenin amacına en etkili bir biçimde nasıl ulaşabileceğinin analizi,
-İşletmenin kendisi ve çevresi arasındaki olaylarla ilgili neden-sonuç ilişkilerini bulma,
-İşletmelerin yönetimiyle ilgili olan ilke ve politikaları ortaya koyma,
-İşletmelerde geçerli işlemleri ve teknikleri geliştirme,
-İşletmelerde karar alma yeteneğini geliştirme,
-İşletme sisteminin amaçlarının ve sorunlarının kavranmasını sağlama.
2. EKONOMİK YAŞAM VE İŞLETME
Ekonomik yaşam, insan yaşamının önemli bir bölümünü oluşturan etkinlikler bütünüdür. Bu
etkinlikler bütününün önemli bir öğesi de, değişik nitelikteki işletmelerdir. Ekonomi, işletmeler ve diğer
öğelerden oluşan örgütlü yapıyı inceleyen bir bilim dalıdır. İşletme olarak adlandırılan ekonomik birimlerin
incelenmesi ise, işletme bilimi tarafından gerçekleştirilir. İşletme biliminin ilgilendiği konular; insan
gereksinimlerinin karşılanmasına yönelik etkinliklerin yanı sıra, işletme içi etkinlikler ile ekonomik ve
sosyal çevrenin de oluşturduğu işletme dışı etkinlikler de yer alır.
Ekonomik etkinliklerin temelinde, insan gereksinimlerinin karşılanması yatmaktadır. İnsanları
çalışmaya ya da iş yapmaya yönelten temel itici güç, insan gereksinimleri olduğuna göre, öncelikle
gereksinimler hakkında yeterli bir bilgi düzeyine sahip olmamız gerekmektedirx.
2.1. İnsan Gereksinimleri ve Ekonomik Uğraşılar
2.1.1. Gereksinim Kavramı ve İnsan Gereksinimleri
Gereksinim kavramı, gereklilik, yokluk, çaresiz kalıp isteme ve muhtaçlık anlamına gelmektedir.
Kökeni nedeniyle ekonomi dışı bir kavram niteliğinde olmasına karşın, ekonomik etkinliklerin itici gücünü
oluşturmakta ve temelde psikolojik ve sosyolojik bir kavram olduğu halde, Von Herman'a uyularak
genellikle "giderilme isteği ile birlikte yokluk duygusu" biçiminde tanımlanabilmektedir. Gereksinimler,
çeşitlerine göre karşılanmadıklarında acı, üzüntü ve kaygı oluşturabilecekleri gibi, giderildiklerinde de,
sevinç, zevk ve gurur duyururlar. İnsan acıkırken midesi sızlar, beğenildiğinde ise, zevk veren bir duygudur.
Özetle, gereksinim, tatmin araçlarına sahip olma arzusu doğurmakta ve bu arzu da, gereksinimi giderecek
aracın elde edilmesini sağlayacak olan çabayı uyararak ekonomik etkinliği oluştururxi.
İnsan gereksinimleri, toplumun gelişme düzeyine bağlı olarak, sayıca artıp çoğalırlar ve
gereksinimlerin birçoğu, bir kere karşılanmakla ortadan kaldırılamaz. Bu durumun doğal sonucu olarak,
insan, bitmeyen gereksinimlerini karşılamak için çalışmak, kısaca ekonomik etkinlik içinde bulunmak
durumundadır.
Birçok bilim adamı, insan gereksinimlerini açıklamada kolaylık sağlamak amacıyla, sınıflandırmaya
çalışmışlardır. Bunlardan biri de, Amerikalı psikolog Abraham Maslow'dur. Maslow, insan gereksinimlerini
en temel ve zorunlu olandan, insan kişiliğinin gelişmesine paralel olarak en karmaşık olana doğru bir
sıralamaya tabi tutmuşturxii.
Şekil 1: Maslow'un Gereksinim Basamakları
Kendini
Gerçekleştir
me
Gereksinimi
Statü ve
Saygınlık
Gereksin
imi
Ait Olma
Gereksinimi
Güvenlik
Gereksin
imi
Fizyoloji
k
Gereksin
im
Maslow’a göre, insan gereksinimleri belirli bir basamak sıralaması içinde ortaya çıkarlar.
Dolayısıyla dizinin ilk basamaklarındaki gereksinimlerin ikinci ve daha üst düzeydeki gereksinimler ortaya
çıkmadan önce karşılanması gerekir. Şekil 1, Maslow’un kuramındaki gereksinim basamaklarını
göstermektedir.
Temel fizyolojik gereksinimler arasında yeme, içme, uyku ve giyinme gibi gereksinimler sayılabilir.
Güvenlik gereksinimi, kişilerin can, mal ve sosyal güvencelerinin sağlanmasına yöneliktir. Bunlardan sonra
gelen ait olma gereksinimi ise, insanların topluluklar içersinde yer alarak sosyal ve ruhsal dengesini sağlıklı
biçimde kurulup, sürdürülmesine olanak sağlar.
Statü ve saygınlık gereksinimi kapsamına; özgüven, başarı ile övünme, başarının başkaları
tarafından takdiri, rekabet edebilme duygusu, bilgili olma, benliğine saygı duyma, bağımsız ve özgür olma
gibi gereksinimler girer.
Gelişmiş ülkelerde, ilk üç gereksinim basamağı büyük ölçüde karşılanmış durumdadır. Bu nedenle,
bu ülkelerde çalışan insanların güdülenmesinde daha çok statü ve saygınlık gereksiniminin giderilmesine
yönelik amaçlar kullanılmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ve az gelişmiş ülkelerde ise, insanların büyük
kesiminin alt basamak gereksinim düzeylerinde olması nedeniyle ücret ve izin gibi çalışma koşullarına
yönelik özendiricilerin kullanılması, güdüleme açısından etkili olabilmektedir. Yöneticilerin başta gelen
görevlerinden biri de, çalışanların daha üst basamaklardaki gereksinimleri için didinmelerini ve bu yolla
kendilerini geliştirmelerini sağlamak olmalıdırxiii.
Gereksinim basamaklarının sonuncusu, kendini gerçekleştirme gereksinimidir. Kendini
gerçekleştirme, insanın yetenekleri ölçüsünde olabileceği her şey olması anlamındadır. Daha alt
düzeydeki gereksinimler doyurulmadan veya karşılanmadan, bu gereksinim türü ortaya çıkmaz. Kendini
gerçekleştirme gereksinimlerinin, bireyin kendi potansiyel gücünün farkına varması, bir işi yalnız başına
yapması, yaratıcı olabilmek için kendisini sürekli geliştirmesi ile ilgili gereksinimler olduğu söylenebilir.
Bu gereksinimin alacağı şekiller, tıpkı insan kişilikleri gibi, kişiden kişiye farklı bir görünüm alır.
Kendini gerçekleştirme gereksinimleri, spor, politika, akademik çalışmalar, aile, din, hobiler veya iş gibi
konulardan birisiyle veya bunlardan bir kısmının karışımıyla karşılanabilirxiv.
Gereksinimlerini arzulanan düzeyde karşılamayan insanların mutsuz oldukları görülür. Bu kişiler,
duruma göre farklı tepkiler gösterirler. Örneğin; içine kapanma, topluma yabancılaşma ve saldırgan
davranışlar bu tepkilere örnektir.
Gereksinim basamaklarının alt düzeyindeki gereksinimler, genellikle ekonomik araçlarla
karşılanırlar. İnsanlar alt basamaklardaki gereksinimlerini karşılamak için, satın alma aracı olarak paraya
gereksinim duyarlar. Buna karşılık, üst düzeydeki gereksinimler, genellikle, psikolojik ve sosyal içerikli
simgeler, davranış ve araçlarla doyurulurlar. Kimi yöneticiler, işgörenlere yeterli düzeyde ücret ve benzeri
hakların sağlanması yoluyla her türlü gereksinimin karşılandığını, ancak buna karşın, bu kişilerin neden
daha verimli ve etkin çalışmadıklarını anlayamadıklarını belirtirler. Bu yöneticiler, insan davranışını
ekonomik etkenlerle açıklayan düşüncelerden vazgeçemedikleri ve para dışında sosyo-psikolojik
etkenlerin de verimlilik ve etkinlikte önemli rol oynadığını kabullenmek istemedikleri için, insanların
verimliliği ve etkinliği konusunda başarılı olamamaktadırlar.
2.1.2. Ekonomik Uğraşılar
İnsanlar bazı gereksinimlerini gidermede tek başlarına belki yeterli olabilirler. Ancak, tüm
gereksinimlerin eksiksiz giderilmesi, toplumsal ilişkiler ve örgütlenmelerle olasıdır. Kişisel ve toplumsal
ilişkiler sonucu bireyler, gereksinimlerinin giderilmesi için birtakım mal ve hizmetleri talep ederler. Bu
bireysel talepler aslında, kişi gereksinimlerinin mal ve hizmetler olarak açıklanmış şeklidir. Bir yörede, bir
ülke sınırları içinde ya da dünyada, değişik mal ve hizmetlere yönelik olarak ortaya çıkan bu gibi bireysel
taleplerin tümü "toplam talep" kabul edilir.
Toplam talebi karşılamak için ortaya konan tüm mal ve hizmetler "toplam arz" olarak
değerlendirilir. Toplam talep ile toplam arz arasındaki dengenin sağlanması, böylece insanların ve
toplumun gereksinimlerinin doyurulması ise, ekonominin üstlendiği önemli bir görevdir. Ekonomi, var
olan gereksinimlerin giderilmesi için mal ve hizmetlerin ortaya konmasına yönelik tüm çabalardan oluşur.
Ancak, ekonomik ve sosyal yapının bir gereği olarak, söz konusu çabaların yeterli olduğu söylenemez.
Çünkü, mal ve hizmetler, bir ölçüde bireysel taleplere yanıt verebilmekte, ama toplam talebin tam olarak
belirli bir anda toplam mal ve hizmet arzı ile karşılanması olanaksız olmaktadır. Bunun temel nedenleri
şöyle sıralanabilir:
-Piyasaya arz edilen mal ve hizmetlerin üretimi için gerekli kaynaklar ve olanaklar kıttır.
-Var olan mal ve hizmetlerin, gereksinimi olan insan ve toplumlara faydalı olacak biçimde
sunumunda ortaya çıkacak aksaklıklar, geçici kıtlık koşulları yaratmaktadır.
-İnsan gereksinimlerinin devamlı nicelik ve nitelikleri değişmekte ve karşılanan gereksinimlerin
yerine daha değişik yeni gereksinimler türemektedir. Böylece toplam talep ile toplam arz arasındaki
denge hiçbir zaman sağlanamamaktadır.
Bu nedenlerle, bir yandan toplam talebin arzuladığı mal ve hizmetlerin ortaya konması, bir
yandan da tükenmek bilmeyen yeni ve değişik tür gereksinimleri giderici mal ve hizmetlerin üretilmesi
amacıyla o toplum bireyleri kişisel veya topluca çaba harcamaktadırlar. Bu çabalar sonucu ortaya çıkan
etkinliklerin bütününe "ekonomik uğraşılar" denmektedir.
Ekonomik uğraşılar sonucu üretilen mal ve hizmetlerin gereksinimleri gidermeleri nedeniyle
sağlanan doyum da "fayda"yı oluşturur. Fayda, mal ve hizmetlerin, gereksinim ve arzulan doyurabilme
niteliğidir.
Ekonomik uğraşılar sonucu ortaya çıkarılan ve doyum sağlayan mal ve hizmetlere ise, "ekonomik
mal ve hizmetler" denir. Bir mal veya hizmetin ekonomik mal ve hizmet olarak nitelendirilebilmesi için, iki
niteliğin varlığı araştırılır. Bunlar; kıt olmaları ve gereksinim gidermeye yönelik başka deyişle faydalı
olmalarıdırxv.
2.1.3. Mal ve Hizmetler
İnsan gereksinimlerini giderme niteliğine sahip unsurlara mal ve hizmet adı verilir. Mal ve
hizmetlerin bir kısmı doğada bol miktarda bulunmakta ve parasal değer taşımamaktadır. Hava, su, güneş
ışığı gibi. Bunlar, serbest mallar olarak adlandırılırlar ve işletme faaliyetlerine konu olmazlar. Ancak bu
maddelerden herhangi bir nedenle kıt hale gelenler, hemen ekonomik madde niteliğini kazanacaktır.
İnsan gereksinimlerinin karşılanmasına yarayan ve genellikle parayla ya da başka mal ve
hizmetlerle değişimi yapılan araçlara ekonomik mal denir. Kağıt, demir, ekmek, peynir vb. mallar
ekonomik mallardır. Ekonomik malların iki belirgin niteliği; kıt oluşları ve para veya başka mallarla
değişime konu olmalarıdırxvi.
İnsan gereksinimlerinin hepsi mallarla karşılanamaz, bir kısım gereksinimlerimiz de, hizmet adı
verilen soyut eylemlerle karşılanır. Doktorluk, öğretmenlik, avukatlık ve akla gelebilecek benzeri soyut
eylemler, ekonomik hizmetlere örnek gösterilebilir.
2.2. Üretimve ÜretimFaktörleri
2.2.1. Üretim Kavramı
Doğadaki değişik kaynaklara emek ve sermaye uygulayarak, gereksinimleri karşılayacak mal ve
hizmetler ortaya çıkarma işlemine üretim adı verilir. Örneğin; toprak bir doğal kaynak olup, tek başına
insan gereksinimlerini karşılayan tahıl, bakliyat vb. mallar veremez. Ancak, insan emeği ve toprağı süren
makine gibi sermaye unsurları birleştirilerek, buğday, un vb. maddeler elde edilebilir.
Üretilen mal ve hizmetlerin insan gereksinimlerini karşılama niteliğine fayda denildiğine göre,
üretim; gereksinimleri karşılayacak malların niceliklerinin veya faydalarının artırılması çabalarının
tümünü kapsayan bir kavramdır. Burada bilinmesi gereken bir konu da, bir malın niceliğinin artırılmasının
yanında, sözkonusu malın niceliği aynı iken faydasını artıracak işlemleri uygulamanın da, üretim olarak
kabul edilmesidirxvii.
Herhangi bir malın niceliğinin sabit tutularak, faydasının artırılması dört faklı biçimde
olabilmektedir. Malın biçimi, fiziksel ve kimyasal yapısı değiştirilerek şekil faydası elde edilir. Üretilen
malların bol bulundukları zaman depolanarak, kıt bulundukları zamanlarda ortaya çıkarılmasıyla bir zaman
faydası oluşturulmaktadır. Malların çok bulundukları yerlerden, az bulundukları yerlere taşınmasıyla yer
faydası elde edilmektedir. Bir malın, daha az gereksinimi olan kişiden alınarak, daha çok gereksinimi olan
kişilere mülkiyet yoluyla devredilmesi durumunda da mülkiyet faydası elde edilir.
Özetle, ekonomik yaşamdaki üretim; stoklama, taşıma ve ticari etkinliklerin tümüdür. Çünkü,
ticaret ve taşımacılık olmasaydı üretilen mallar gereksinim sahiplerine ulaşamaz ve onların gereksinimleri
giderilemezdi.
2.2.2. ÜretimFaktörleri
Üretimde bulunabilmek için, birtakım faktörlerin bulunması ve bunların birleştirilmesi gerekir.
Üretim için gerek duyulan girdilere, üretim faktörleri adı verilir. Amerikan yönetim literatüründe, üretim
faktörleri dört yerine beş olarak sıralanır. Hepsinin ingilizce baş harfleri M ile başladığından 5M olarak
adlandırılırlar. Bunlar; malzeme, işgücü, sermaye, yöntem ve yönetimdir. İngilizce karşılıklıkları ise
sırasıyla; material, manpower, money-machine, method ve management biçiminde belirtilebilirxviii. Her
işletme, bu faktörleri değişik oranda biraraya getirerek üretimde bulunur.
Doğal kaynaklar; doğal biçimde girdi olarak kullanılabilecek toprak, maden, su, tarım arazileri,
arsalar, orman vb. herşeyi kapsar. Tarım, madencilik gibi işletmeler için, doğal kaynaklar temel üretim
faktörü niteliğindedir. Doğal kaynaklar, işletmelerin kuruluş yeri seçimi ve ekonomik bir biçimde
işletilmesi açısından öneme sahiptirler.
İşletmeler, etkili şekilde çalışmak için belirli girdileri kullanmak durumundadırlar. İşletmecilikte bu
girdiler, üretim faktörleri olarak adlandırılır. Temelde dört üretim faktörü vardır: Doğal kaynaklar, insan
kaynakları, sermaye ve girişimci. Ancak, bütün işletmelerde aynı faktörler farklı bileşenlerden oluşabilir.
Doğal kaynaklar arazi, arsa, ormanlar ve madenler gibi doğada bulunan ve yararlı olan herşeyi
kapsar. Doğal kaynaklar her ekonomik sistemde gerekli olan temel girdilerdir.
İnsan kaynakları bir ekonomik sistemin kritik girdileridir. İnsan kaynakları dev bir şirketin üst
yöneticisinden, tek kişi tarafından çalıştırılan bir oto perakendecisine kadar çalışan herkesi kapsar.
Sermaye, para, makina, aletler, binalar gibi faaliyetleri finanse etmek için bir işletmenin ihtiyaç
duyduğu kaynakları ifade eder. Bunlar; fon, yatırım, kâr veya borç şeklinde sağlanabilir. İşletmeler
sermayeyi, sabit yatırımların gerçekleştirilmesinde, hammaddenin satın alınmasında ve işçilerin
istihdamında kullanırlar.
Girişim bir işletme kurmak veya çalıştırmak için risk almadaki istekliliği ifade eder. Daha önce de
açıklandığı gibi, girişimci özel teşebbüs sisteminde bir risk alıcıdır. Bazen girişimci aktif olarak işletmeyi
yönetir; bazı durumlarda da, bu sorumluluk belli bir ücret karşılığı profesyonel bir yöneticiye devredilir.
Bu dört üretim faktörünün herbiri, işletmenin devamı, gelişimi ya da işlevini sürdürmesi için
finansal olarak pay alır (geri dönüşüm). Tablo 1’de gösterildiği gibi, bu faktörlerin payları şunlardır: rant,
ücret, faiz ve kârdır. Sektörel dağılıma göre, paylardaki bu ödemeler değişim gösterebilir. Her işletme,
belirli düzeyde üretim faktörlerine ihtiyaç duyar. Bir girişimci bir işletme kurmaya karar vermesi halinde;
bir satıcıdan hammadde (doğal kaynaklar), borç veren bir kurumdan anlaşacakları bir faiz üzerinden ödünç
para (sermaye); belirli bir ücret ödeyerek işgören kaynağı transferini gerçekleştirmesi gereklidir.
Tablo 1 Üretim Faktörlerine Ait Paylar
ÜRETİM FAKTÖRLERİ ALDIĞI PAY
İnsan Kaynakları Ücret
Girişimci Kâr
Sermaye Faiz
Doğal Kaynaklar Rant
3. REKABET TÜRLERİ
Girişimciliğin geliştiği bir ekonomik yapı içersinde dört temel rekabet türü bulunmaktadır: Bunlar, tam
rekabet, monopolistik rekabet, oligopol, ve monopol rekabet şeklinde ortaya çıkar. İşletmeler, içinde
bulundukları endüstrilerin rekabet özelliklerine göre sınıflandırılırlar.
3.1. Tam Rekabet
Tam rekabet, pazarda oluşan fiyatları bir işletmenin tek başına etkilemeyecek ölçüde olan ve
birbirine yakın işletmelerden oluşan bir endüstride oluşan bir pazar yapısıdır. Tam rekabet, işletmelerin
benzer ürünleri sattığı ve rakip ürünlerinden farklılık göstermeyen bir ortamı ifade eder. İşletmeler tam
rekabet pazarına kolayca girebilir ve bu pazardan istediği anda çıkabilir.
3.2. Monopolistik Rekabet
Monopolistik rekabet, işletmelerin kendi ürünlerini rakiplerin ürünlerinden ayırabilen
(farklılaştıran) pazar durumudur. Bir monopolistik rekabet, sizi bir markanın diğer bir markadan ayırması
konusunda ikna etmeye çalışan bir reklamı seyrederken bu tip bir rekabet faaliyet halindedir.
Monopolistik rekabet bir firmaya yüklediği fiyat üzerinde firmaya bir şekilde güç verir. Perakendeci
dükkânlarını düşünün. Bunlarda fiyatlar farklı elbise, kozmetik ve diğer kalemler markaları arasında
değişme gösterir.
3.3. Oligopol Rekabet
Oligopol rekabet, az sayıda satıcıların bulunduğu pazar durumudur. Bazı oligopollerde çelik
endüstrisi gibi ürünler birbirine benzer; diğerlerinde otomobiller gibi farklılık gösterir. Bu pazarlara girmek
için gereken dev yatırımlar yeni rakipleri olumsuz yönde etkilemektedir. Bunun yanında, oligopol ve biraz
önce ifade edilen rekabet türleri arasında sınırlı sayıdaki satıcılar oligopolde fiyat üzerinde daha fazla
kontrol sağlarlar. Bir oligopolde, rakip ürünlerin fiyatları genellikle oldukça birbirine yakındır. Çünkü
önemli fiyat rekabeti her firmanın kârlarını azaltacaktır.
3.4. Monopol Rekabet
Monopol rekabet, bir tek firmalı hiç rakibin olmadığı pazar durumudur. Sherman ve Clayton
Kanunu marketleri monopolize etme teşebbüsünü yasakladığından, hemen hemen bütün Birleşik
Devletlerdeki monopoller hükümet düzenlemeli monopollerdir. Kamu hizmet kuruluşları gibi. Elektrik ve
doğal gaz satan firmalar fiyatlama ve kârları dahil olmak üzere düzenlenmiş tekel faaliyetlerinin pek çok
yönünü idare eden devlet birimleri tarafından düzenlenir. Saf bir monopolde, bir firma fiyatlama üzerinde
önemli kontrolü olacaktır fakat düzenlenmiş bir monopolde, fiyatlama, düzenleyici tarafından empoze
edilen kurallara konudur. Düzenlenmiş bir monopol direkt olarak birkaç rakip ürünle karşılaşır ve
endüstriye giriş hükümet tarafından sınırlandırılmıştır. Gerçekte, bazı eyaletlerde bir kamu hizmeti
periyodik olarak hizmetine devam edebilmesi için seçmenlerin oy onayını almak zorunluluğu
bulunmaktadır. Tablo 2 her rekabet türünün özelliklerini göstermektedir.
Tablo 2 Rekabet Türleri
ÖZELLİKLER SAF REKABET MONOPOLİSTİK
REKABET
OLİGOPOL MONOPOL
*Rakip sayısı Çok sayıda
Birkaç ile çok
sayıda arasında
Birkaç Direkt rakipler yok
*Yeni firmaların
endüstriye girme
kolaylığı
Kolay Bazı güçlükleri var Güç
Hükümet
tarafından
düzenlenen
*Rakip firmaların mal
veya hizmetlerin
birbirine benzerliği
Benzer Farklı
Benzer veya farklı
olabilir
Direkt olarak mal
veya hizmetlerin
rekabeti yok
*Bireysel firmalar
tarafından fiyat
üzerinde kontrol
Hiç Bazı Bazı
Saf bir monopolde
önemli ölçüde
düzenlenen
monopolde küçük
*Örnekler
New York’ta küçük
ölçekli çiftçi
JCPenney Boeing
Sömürge





