Hikayeler

Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

İşletmecilikte Başarı İlkeleri

  • Konuyu başlatan FinaL07
  • Başlangıç tarihi
  • Cevaplar 18
  • Görüntüleme 4K

FinaL07

Level 29
TM Üye
Üye
Katılım
2 Ara 2010
Konular
4,879
Mesajlar
29,092
Online süresi
4364s
Reaksiyon Skoru
1,484
Altın Konu
0
Başarım Puanı
418
TM Yaşı
15 Yıl 4 Ay 23 Gün
MmoLira
-295
DevLira
0

Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!

İŞLETMECİLİKTE BAŞARI İLKELERİ

İşletmeciliğin kendi doğası gereği, performansı belirlenirken bir takım başarı kriterlerine
gereksinim duyulur. Bu ilkeler tüm işletmeler için genel geçerlidir. Bunlar: verimlilik (yönetimi),
etkililik, etkinlik, üretkenlik, kârlılık ve �küresel normluluk1�dur. Başarı değerlemede bu ilkelerin
yerine başkalarının (istihdam, yöresellik) ikame edilmesi başarısızlığın adresi olarak karşımıza
çıkmaktadır. Bu kavramlar özellikle ekonomik kavramlar olmakla birlikte, özünde eyleme dönüştürme
sorumluluğu yönetici ve çalışanlara ait olması nedeniyle, yönetim biliminde de önemli başarı kriteri
olarak karşımıza çıkmaktadır.
1. VERİMLİLİK YÖNETİMİ
Halk arasında bilinenin (çok çalışmak) aksine, verimlilik kavramı akıllı çalışma ile ilgilidir. Japon
Verimlilik Merkezi, �doğru olan işleri, doğru biçimde ve ekonomik bir çalışma ile gerçekleşmeyi
hedefleyen akılcı bir yaşam biçimi� şeklinde verimlilik konusuna yaklaşarak yaşam felsefi olarak
konuyu ele almaktadır. Bir ülkedeki işletmelerin toplam verimliliği o ülkenin ekonomik gücünün bir
göstergesidir. Bir toplumun en genel geçerli verimlilik ölçütü gayri safi milli hasılasıdır. GSMH bir
milletin sınırları içinde üretilen bütün mal ve hizmetlerin toplamıdır. Örneğin Türkiye�nin brüt milli
hasılası ülkedeki üretilen tüm mal ve hizmetlerin yanında, yabancı işletmelerin de katkılarını kapsar.
Ancak, Türk işletmelerinin yurt dışında ürettikleri mal ve hizmetler bu kapsam dışındadır.
Günümüzde işletmeler için hız kavramı önemli bir değişkendir. Değişen çevre şartlarına hızla
uyum sağlamak ve esnek organizasyon yapısına ulaşmak zorunluluk olmuştur. Bu bağlamda,
organizasyonda tüm birimlerin hedefi verimlilik ve verimliliğin artırılmasıdır. Genel ifadesiyle, girdi
başına elde edilen çıktı arasındaki orana verimlilik denir. Farklı ifade ile, verimlilik, �bir üretim
sürecinde kullanılan kaynaklar ile elde elden çıktılar arasındaki ilişkinin ölçülmesidir. Verimliliği elde
edilen sonuçların, yararların, bu sonuçları ve yararları elde etmek için katlanılan çabalara, yapılan
fedakârlıklara, harcamalara oranı2� olarak da tanımlayabiliriz.
Verimlilik üretime sokulan (emek, sermaye, hammadde gibi) kaynaklar-girdiler ile elde edilen
ürün-çıktı arasındaki orandır. En basit haliyle verimliliği; Verimlilik=Çıktı/Girdi şeklinde formüle edilir.
Bunun işletmecilik bakımından anlamı şudur: Çıktılar ya bir dönem içerisinde elde edilen üretim
miktarını veyahut da bir dönem içerisinde elde edilen üretim miktarının parasal tutarını gösterirken;
girdiler ise anılan üretimin elde edilmesi için kullanılan girdilerin fiziksel miktarını ya da parasal
tutarını ifade etmektedir. Bu cümleden verimliliği fiziksel ve ekonomik verimlilik olarak ifade
edebiliriz.
Aslında verimlilikten kastedilen verimlilik artışıdır. Dönemsel olarak yapılan ölçümler
neticesinde elde edilen oranın, bir dahaki dönemde artış göstermesi verimlilik konusunun doğru
adreslendiğini gösterir. Buna göre çıktıların ya da girdilerin, artış ya da azalış göstermesi önemli
değildir. Bu konu verimlilik senaryolarında ele alınacaktır.
Üretimde gerekli girdileri ve elde edilen ürünlerin ölçümü verimlilikte önemlidir. Yani,
verimlilik yönetiminde ölçülemeyen iyileştirilemez; ölçmek bilgiye, bilgi de yönetim başarısına
götürür. Verimlilikle işletmeler, maliyetlerini azaltabilecekleri gibi, katma değeri yüksek ürünler de
ortaya koyarlar. Verimlilik ölçümüyle işletmeler, gereksinim duyulan hammadde ya da malzemede
miktar, cins, boyut, yer, zaman gibi boyutlarını gerçek verilere dayarak belirleme imkanına ulaşırlar.
Yoksa gereksiz malzeme kullanarak israfa ya da eksik malzeme kullanarak kalitesizliğe neden olurlar.
Bu işletme faaliyetlerinin sürdürülebilirliğinde ciddi sorunları ortaya çıkaracaktır. Verimlilik analizinde
kullanılan iki temel verimlilik türü vardır:
Toplam verimlilik,
Kısmi verimlilik.
Toplam verimlilik
Toplam çıktının girdilerin toplamına bölünmesi ile elde edilen sonuç toplam verimlilik
sonucunu verir. Tek başına bu hesaplamanın yapılması yeterli olmayacaktır. Bu hesaplamanın tüm
işletmeler için kendi durumunu bilmesi adına gerekli olduğu söylenebilir.
Kısmi verimlilik
Üretilen toplam çıktının, girdilerden sadece birine oranlanması ile elde edilir. Şöyle ki;
işletme, üretimini sadece işçilik saatine böler ve birim işçi saatinde üretilen çıktı bulunursa burada
sadece işçilik verimi hesaplandığından kısmi verimlilik adını alır. Makine verimi, enerji verimi,
hammadde ya da malzeme verimi hesaplamaya dahil edilmediğinden ve tek bir girdiye göre
hesaplandığından kısmi verimlilik olarak tanımlanmaktadır. Bir işçi saatindeki üretim, bir makine
saatteki üretim ya da bir kw saatteki üretilen miktarlarının hesaplanması ve bunların sektörde kabul
görmüş değerlerle karşılaştırması yönetim için önemli verilerdir. Sektör değeri yoksa, işletmenin
kendi değerleri ile karşılaştırmak, işletmenin kendisini kendi verileri ile kıyaslaması demektir.
1.1. Verimlilik Hesapları
Verimlilik hesaplamalarında genel anlamda fiziksel ve ekonomik verimlilik olmak üzere iki
hesap türünden yararlanılır.
=
ö Ü ı
ö ı
Örnek olarak 1000 birim üretim için 2000 birim girdi kullanılmışsa; fiziksel verimlilik=0.5�dir.
Aynı verilere göre ekonomik verimliliği hesaplayalım. 100 birimlik üretimin parasal tutarını
10.000.000 TL; girdilerin parasal maliyetini de 5.000.000TL olarak varsayarak ekonomik verimlilik şu
şekilde belirlenir:
10.000.000
5.000.000
= 2
Bu sonucun yorumu şudur. Harcanılan her 1.000.000TL�ye karşılık 2.000.000TL�lik üretimin
parasal tutarına ulaşılmaktadır.
:
Ü ı
ı
Kısmi Verimlilikte; teknoloji verimliliği, işgücü verimliliği, hammadde verimliliği, finansman
verimliliği gibi türler hesaplamalarda kullanılır.
ğ 1 =
Ü ı
ğ 2 =
Ü ı
ğ 3 =
Ü ı
ğ 4 =
Ü ı
ğ 5 =
Ü ı
ğ 6 =
Ü ı
İşgücü, hammadde ve finans verimlilik türleri de şu şekilde formüle edilebilir:
İş ü ü ğ 1 =
Ü ı
İş ü ü
İş ü ü ğ 2 =
Ü ı
İş ü ü
İş ü ü ğ 3 =
Ü ı
İş ü ü
İş ü ü ğ 4 =
Ü ı
İş ü ü
İş ü ü ğ 5 =
Ü ı
İş ü ü
İş ü ü ğ 6 =
Ü ı
İş ü ü
ğ 1 =
Ü ı
ı
ğ 2 =
Ü ı
ğ 3 =
Ü ı
ı
ğ 4 =
Ü ı
( ) ğ 1 =
Ü ı
( ) ğ 2 =
Ü ı
ı
( ) ğ 3 =
Ü ı
( ) ğ 4 =
Ü ı
ı
Örneğin; bir işletmede günde 1.000 ton çelik üretilmekte ve 100 işçi çalıştırılmakta ise, bu
işletmenin fiziksel olarak kısmi işgücü verimliliği şöyle hesaplanır:
1.000
100 İşç / ü
= 10 ⁄ şç ü
Burada hesaplanan ortalama bir verimliliktir. Buna karşılık, işgücünün marjinal verimliliği, ek
işgücünü yarattığı üretim artışının, işçi artış sayısına oranlanması ile hesaplanabilir:
Ü
Ü
Yukarıdaki örnekte verilen çelik üretiminin 1.200 tona çıkarıldığı ve bu üretim artışı için
çalıştırılan ek işçi sayısının 35 olduğunu varsayacak olursak; en son işe alınan işgücünün marjinal
verimliliği şöyle olur;
1.200 − 1.000
135 − 100 şç
=
200
35 şç
= 5,7 ⁄ şç ü
Normal işçi verimliliği 10 ton /işçi-gün olduğu halde, marjinal olarak işçilerin günde ancak 5.7
ton/gün üretimde bulundukları anlaşılmaktadır.
1.2. Verimlilik İlkeleri
Verimlilik yönetiminin iki temel işlevi olan verimlilik artırma tekniklerinin planlanıp
uygulanması ile verimlilik ölçme ve değerlendirme sisteminin kurulması çalışmaları, aşağıdaki
�verimlilik ilkeleri� dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir3:
- Doğru işi yapmak (doğruluk ilkesi)
- İşin en çoğunu ve en kalitelisini yapmak (iyilik ilkesi)
- Yapılanın toplumsal yararını sorgulamak (toplumsallık ilkesi)
- Çıktının toplumsal maliyetini (toplumsal maliyet ilkesi)
- Bireyin kendini, toplumu, ülke, dünya ve doğayı tanıması (bilme ilkesi)
- Mevcut ve potansiyel kaynakların tanınması, tanımlanması (farkında olmak ilkesi)
- Kaynakları doğru kullanmak (teknik olma ilkesi)
- Kaynakları tam kullanmak (ziyan etmeme ilkesi)
- Kaynakları zamanında ve yerinde kullanmak (uygunluk ilkesi)
- Kaynakları en ucuz, en az kullanmak (ekonomiklik ilkesi)
- Girdilerin fayda-maliyet analizini yapmak (analitiklik ilkesi)
- Girdi seçimini doğru yapmak (en uygun bileşim ilkesi)
Günümüzde pazarlarında rekabet etmek için ekonomik anlamda üretken olmak gereklidir.
Verimlilik işletme başarısının bir ölçütü olmakla birlikte etkinliğin de bir ölçütüdür. Verimlilik üretilen
mal ve hizmetlerin birim sayısının, onları üretmek için kullanılan insan ve diğer kaynakların birim
olarak girdisi arasındaki ilişki olarak tanımlanmaktadır. Aynı zamanda çıktının girdiye oranı olan
verimlilik, bir toplum, endüstri veya tek bir işletme için de hesaplanabilir. Bir takım girdilerle çıktı elde
edildiğinde verimlilikte artış meydana gelir. Verimlilik, bir işletmenin etkinliğinin ölçülmesinde geniş
olarak kullanılan bir yöntemdir.
1.3. Verimlilik Kültürü
Verimlilik kültürü, verimlilik konusunun yaşam biçimi haline gelmesi ile ilgilidir. İnsanlar
ekonomik olarak birbirlerine gereksinim duyan varlıklardır. Gereksinimlerini de karşılarken ihtiyaç
düzeylerine ve ürünlerin ekonomik durumunu göz önünde bulundurarak denge sağlarlar.
Verimlilik tanımının özünde, üretkenlik ve ölçülebilirlik vardır; amaç insanın yararı
doğrultusunda ve insan için, eldeki kaynakları kullanarak, en fazla çıktıyı elde etmektir 4. Kültür,
toplumların yaşam sürecinde kendilerinin ürettikleri, kendilerinden önceki kuşağın aktardıkları ve
başka toplumlardan edindikleri değerlerden oluştuğu için bireyler ve toplumlar açısından ayrı bir
önem taşımaktadır. Kültür kolektif bir olgu, bir miras olarak geliştirildiği sosyal çevrede oluşur,
öğrenilir ve paylaşılır5. Kültür; bireylere bir bağlantı noktası, bir kimlik ve bir davranış kuralları bütünü
sunar. Kültür; birbirine bağlı dil, din, değerler ve tutumlar, tarz ve gelenekler, maddi elemanlar,
estetik, eğitim ve sosyal kurumlar gibi bir dizi öğeden meydana gelir6. Bütün kültürler içerisinde ortak
bazı unsurların olduğu görülmektedir. Bu unsurlar farklı kültürlerin anlaşılmasında ve analiz
edilmesinde etkili olmaktadır. İnançlar, değerler, normlar, semboller ve dil kültürü oluşturan temel
unsurlardır.
Verimlilik kültürünün bir miras olarak, geçmişten günümüze nasıl geldiği, nasıl algılandığı
önemlidir. Sanayi devrimiyle gelişmeye başlayan, fabrikasyon sisteminde anlamlandırılmaya çalışılan
�verimlilik, 1900�lü yılların ilk çeyreğinde endüstri mühendisliği tekniklerinin gelişmeye başlamasıyla
birlikte, özellikle sınai üretimde, en fazla ürünün elde edilmesine yönelik çabalarla birlikte ve
günümüzde küreselleşmenin etkisiyle işletme gündeminin baş sıralarına oturmuştur. Diğer taraftan,
verimlilik kültürü çağrışımından ne anladığımız ve böyle bir kültürün özelliklerinin neler olduğudur.
Genel kanaat, verimlilik kültüründe odaklanılması ve herkesin paylaşması gerekli işletme gündemi
bu olmalıdır.
1.4. Verimlilik Senaryoları
İşletmeler vizyon ve misyonlarını belirlerken, verimliliklerini etkileyen içsel ve dışsal faktörleri
gerçekçi bir şekilde irdelemeli ve bu faktörlerin kendilerine getirebileceği fırsatları ve tehditleri
saptamalıdır. Bu noktada izlenebilecek iki verimlilik stratejisinden söz edilebilir: Girdileri küçültmek
ve/veya çıktıyı büyütmek. Bu ana senaryoyu kendi içinde ayrıştırmak mümkündür:
� Çıktı artışını azalan girdilerle sağlama,
� Çıktı artışını sabit girdilerle sağlama,
� Çıktı artışını daha az girdi artışıyla sağlama.
� Daha az girdi ile daha çok çıktı üretme,
� Daha az girdi ile aynı çıktıyı üretme,
� Daha çok girdi azalması ile daha az çıktı azalmasını sağlama.
2. ETKİLİLİK VE ETKİNLİK
Başarı ilkelerinden bir olan etkililik, planlanan sonuçlarla fiili sonuçların ortalanmasıyla elde
edilir. Etkililik kısaca şu şekilde formüle edilir:
=
ç
ç
TÜRKİYE Örneği7
2000 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak
yürürlüğe giren ve projenin başlatılmasına konu olan
�Kamu'da Yeniden Yapılanma ve Norm Kadro�
kararnamesi, hem de Kamu Reformu Yönetimi
çerçevesinde, mevcut hükümetin Acil Eylem Planı olarak
açıklanan faaliyetleri ile paralellik taşıyan proje özellikle
de;
- Kamu yönetiminde bürokratik formalitelerin
azaltılması,
- Kamu kuruluşlarında alt kademelere yetki
devri yapılması,
- Kuruluş düzeyinde Stratejik Planlama
uygulamalarına geçilmesi,
- Kamu yöneticilerinin atanmalarında liyakatın
esas alınması,
- Vatandaş memnuniyetini ve beklentilerini
sürekli olarak ölçecek sistemlerin kurulması� konularını
ele almaktadır.
Bu kapsamda ele alınan projenin uygulama
aşamaları aşağıda özetlenmiştir:
I: Proje ekibinin oluşturulması ve eğitimi.
II: Kuruluşun mevcut yapısının incelenmesi.
III: İş analizlerinin gerçekleştirilmesi .
IV:Toplanan veriler incelenerek kuruluşun
beklentilerine ve gereksinmelerine en uygun yapının
oluşturularak organizasyon şemasının çizimi.
V:Yeni kadro unvanlarına ait iş tanımları ve
belgelerin yazıldığı bu aşamada organizasyon kitabı
hazırlanmıştır..
VI:Niteliksel kadro gereksinimi niceliksel
olarakta tanımlanarak verimliliğe bağlı optimal iş düzeni
ve çalışan
sayılarının belirlenmesi
- Günümüzde tüm yöneticiler, her tür
başarısızlığı eleman azlığı, niteliksizlik ve siyasi baskılar
olarak yorumlamaktadır. Ancak çalışmalarımız;
* Yönetim boşluğu,
* Yapısal zafiyet,
* Eğitimsizlik ve
* Teknolojik yetersizlik, konularını en büyük
sorun olarak öne çıkarmıştır.
Görevleri küçük parçalara bölmek yerine,
çalışanları yaptıkları işin tüm sürecinden kendilerini
sorumlu ve yetkili hissetmeleri ve inisiyatif
kullanabilmelerini sağlayan düzenlemeler
gerçekleştirilmiştir. Ayrıca önerilen yapının, yaşayan
gerçeklere uygun ve aynı zamanda yöneticisi tarafından
desteklenen özelliklere sahip olmasına dikkat edilmiştir.
Önerilen organizasyon modelinde üst yönetim, stratejik
planlar yapan, hedef gösteren ve sonuçlarını denetleyen
bir şekilde tanımlanmıştır. Orta kademe yöneticilerin ise,
bölümlerinde �takım çalışması� ilkelerini
yerleştirmelerine olanak tanıyan
yapısal düzenlemelere gidilmiştir. Kuruluşun
yapısı hakkında bilgi sahibi olabilmek için ;
- 30 adet � Örgütsel ve Yönetsel Süreçlerde
Performans Analizi,
- 489 adet �Birim/Bölüm Etkenliğinin
Değerlendirilmesi� anketi ,
- 132 adet �Teşhis Çalışması�
- 389 adet � İşletme Oluşumunda Etkili Olan
Kriterlere İlişkin İkili Karşılaştırma Matrisi�,
- 52 adet �Ekip Etkenliğini Değerlendirme
Anketi�,
- 2077 adet �İş Analizi�
- 294 adet �İş Yükü Analizi� ile toplam 3463
kişide analiz yapılmıştır
Yapılan performans analizi sonuçlarına göre
karar alma kriteri %53 oranındadır. Çalışanlarının
birbirlerine yalnızca %56 oranında güvendikleri gerçeği
de bunu doğrulamaktadır. Araştırmalarımız yönetici
kadronun toplam Genel Müdürlük personeline oranının
%28.11 olduğunu ortaya çıkarmıştır. Görev ve yetki devri
mekanizmasının yetersiz işlemesi bunu yaratan
nedenlerden birisidir. Misyon ve hedefler konusunda
çalışanları da içine alan daha geniş bir kitleye yaptığımız
performans analizi sonuçları ise, çalışanların misyon ve
hedefleri %65.5 oranında bildiklerini ve paylaştıklarını
ortaya koymuştur. İletişim üst düzey yöneticiler arasında
dahi açık ve saydam değildir (%69.6 İş tanımları ve
gerekleri hazırlanmıştır Atıl kadrolar yapı dışına
çıkarılmış, kaldırılan kadrolardaki işler yok edilmemiş;
mükerrer, hatalı, gereksiz ve yanlış yerde olmamak kaydı
ile yeni bir iş unvanında yeniden tanımlanmıştır. Kuruluş
genelinde mevcut yapıda 14 olan hiyerarşik kademe
sayısı , 7 çeşit olarak belirlenmiştir. Mevcut yapıda 985
olan mevcut unvan sayısı önerilen modelde 339 olarak
belirlenmiştir
Genel Müdürlük'te 22 bağımsız bölümün 12
bağımsız bölümle ifade edildiği organizasyon şeması, 3
Genel Müdür Yardımcısı ve 7 Daire Başkanlığı ile
tanımlanmıştır. Hiçbir katma değer yaratmadığı saptanan
Müdür Yardımcılığı kadro unvanı kaldırılmıştır. Toplam
1585 Genel Müdürlük personelinden 757 kişinin katma
değer yaratmadığı saptanmıştır
Tanımlanan her kadro unvanı için belirlenen
eğitim düzeyleri ve deneyim süreleri KURULUŞ için
hazırlanan Eğitim ve Deneyim Tablosu kullanılarak belli
bir standarda oturtulmuştur. Bu tablo verileri aynı
zamanda Kariyer Haritasının çıkarılmasını sağlamış ve
daha sonra Yönetmeliklerinin hazırlanarak hayata
geçirilmesini önerdiğimiz
rotasyon programı, eğitim ve sınav sistemi ile
birleştirilerek, görevde yükselmenin her türlü olumsuz
dış etkiden kurtarılarak başarıya bağlanması sağlanmıştır.
İşler süreç odaklı düşünülmüş ve kişilerin çok
becerikliliğe dayalı bir yönetim tarzı ile çalıştırılacağı esas
alınmıştır.
Teknisyen kadrolarının tümünün memur
kadrolar olarak düşünülerek yapılandırılan bölümlerde,
teknik ve idari şef/uzman ayrımı yok edilmiştir. Taşeron
eleman kullanımı ise, yalnızca ve optimal sayıda olmak
koşulu ile temizlik, yemek, ulaşım, konukevi, kreş, sosyal
tesisler ve bakım/onarım hizmetleri için önerilmiştir.
Aynı inançla mevcut yapıda görünen ve bulundukları
birim içinde katma değer yaratmadıkları gözlemlenen
Uzman, Baş Uzman, Kontrolör kadroları da kaldırılmıştır.
Genel Müdürlüğün bugünkü görüntüsünün tam
tersi, bir beyin takımından oluşan çekirdek kadrosu ile
yalnızca strateji belirleyerek ve hedef vererek, sonuçları
denetlemek ana hedefine uygun yapılanması
sağlanmıştır. Yönetim çalışanlarına inisiyatif kullanma ve
karar almada rekabet gücünü tanımlayan;
Müşteri odaklılık
Katılımcılık
Hedef birliği
Yüksek motivasyon
Kaliteli işgücü
Bilgi bazlı işlemler
Plan ve program
Esneklik ve Dinamiklik
Sorumluluğunun bilincinde yönetim
Fonksiyonel yapılanma
İleri sistemler. (Stratejik AR-GE, Kaliteli
Karar, TKY, Performans Değerlendirme, Verimlilik
Yönetimi) gibi öğeler kullanılmıştır.
SONUÇ
Sonuç olarak; Yeniden Yapılanma Projesi ile
önerilen değişiklikler, Yapısal ve Sayısal Düzenlemelere
İlişkin Öneriler ile bir bütündür. Konu bir sistem yaklaşımı
ile ele alınıp bir bütün olarak uygulanmadıkça değişiklik
sadece organizasyon şeması düzeyinde kalacaktır.
Özellikle insan faktörüne yönelik yönetsel ve
organizasyonel
değişikliklerin özenle yapılması gerekir. Çünkü
bir kuruluşun başarısında en önemli rolü çalışanlar
oynamaktaydı.
Amaçlara ulaşma derecesi olarak da ifade edilen etkililiğe ilişkin şu şekilde bir örnek verilebilir: �A�
İşletmesinin yıllık üretim hedefi 1500 birim ve buna karşılık gerçekleşen üretim miktarı da 1000 birim
olsun. Bu durumda �A� İşletmesinin etkililiği şu şekilde hesaplanır:
=
1000
1500
= 0,66
Önceden belirlenen standartlara titizlik gösterdikçe etkililik oranı artış gösterir. İşlerin doğru
tanımlanması etkililik oranının yükselmesine olanak verir. Bu da etkinlik kavramı ile doğrudan ilintilidir.
Etkinlik, fiili girdi kullanımının, belli tekniklerle saptanmış standartlarla karşılaştırılması yoluyla
bulunan bir göstergedir ve girdilerin ne derece iyi kullanıldığının ölçüsünü verir. Doğru işin (etkililik) doğru
olarak yapılmasını da etkinlik olarak tanımlayabiliriz. İstenen (etkililik) bir dizi sonucun üretilmesinin kalite
ya da derecesi, yani bir üretici davranışsal amaçlarına ulaşmış ise etkin, ulaşmamış ise etkin olmayacaktır.
Demek ki, etkinlik, istenen hedeflere (etkililik) uygun olmak durumundadır. Etkililik düzeyi değiştikte de
değişik etkinlik düzeyinin belirlenmesi önemli bir konudur.
Bir işletmenin üretim hedefleri ve standartlarına maksimum düzeyde ulaşması mümkün olabilir.
Ancak aynı işletme etkin olmayabilir. Çünkü dış çevredeki standartlar daha yüksek olabilir ve bu
standartların altındaki hedeflerin realizesi sonuç olarak etkinlik getirmeyebilir. Dış çevre normlarının
altında çalışmak da etkin olmayan sonuçları yaratabilir. Sonuç olarak etkinlikte doğru normları belirleyip,
bunları realize etmek gereklidir. Amaçlara ulaşmak etkililik olarak ifade edilirken, amaçlara en az çabayla
ulaşmak etkinlik olarak ifade edilir.
Etkililik ve etkinlik kavramları birbiriyle yakından ilintilidir. Etkililik amaçlarla ilgili iken, etkinlik
amaçlar için kullanılacak araçlar, yöntemler vb ile ilgilidir. Birincisinde amaçsal kararların (doğru iş
yapmak), ikincisi de belirlenen amaçlara uygun eylemlerin (işi doğru yapmak) tutarlılığı söz konusudur. Bu
iki ilkenin oluşması halinde işletmeler önemli bir aşama katetmiş olurlar. Çünkü, başarı üst noktaya
ulaşarak �ilk defada doğruyu yapmak� aşamasına gelinmiştir. Küresel ortamda başarının oluşması
işletmelerin bu konuyu dikkate almalarını zorunlu kılmaktadır.
3. ÜRETKENLİK
Üretkenlik, işletmelerin tüm olanaklarını kullanarak gerçekleştireceği üretim miktarıdır. Sözgelimi
bir işletmenin bir aylık üretimi, aynı işletmenin bir aylık üretkenliği anlamına gelir. Ancak, daha teknik
olarak, belli bir dönemde üretilen miktarın, bir önceki dönemle oranlanmasıyla elde edilir.
Ü =
ö Ü ı − İ ö Ü ı
İ ö Ü ı
100
Örnek: A üretim işletmesi 2007 yıllık üretimi 10000 birim iken 2006 yılı üretim miktarı 5000
birimdir. Bu verilere göre 2007 yılı üretkenlik artışı oranı şöyle hesaplanabilir:
2007 yılı üretkenlik artışı : 1 100 100
5000
5000
5000
10000 5000 = = =
- x
A işletmesinin üretkenlik artış oranı %100 olarak belirlenmiştir.
Aynı üretkenlik artışı kat olarak da hesaplanabilir. Bu durumda formulasyon şöyledir:
Ü ışı =
ö Ü ı
İ ö Ü ı
= 5000
10000
= 2
2007 yılında 2006ya göre üretkenlik artışı 2kattır.
4. KÂRLILIK
Kâr, belirli bir dönemdeki gelirlerle giderler arasındaki pozitif fark olarak tanımlanabilir. Gelirlerle
giderler arasında negatif fark ise zararı ifade eder.
Kârlılık; yatırılmış bir sermayeye bir işletmenin veya herhangi bir yatırım konusunun, o dönem
içinde gelir sağlayabilme olanağıdır. Belirli bir sermaye ile ne kadar çok kazanç elde edilirse, kârlılık o kadar
yüksek olur. Kârlılık, sermayenin nemalandırılmasıdır. Kârlılık çeşitli şekillerde hesaplanabilir. Bu
formülasyon sermayenin kârlılığı olarak ifade edilir.
ℎ =
şeklidedir
Satışlara göre kârlılık da hesaplanır. Satışlara göre kârlılık şu şekilde formüle edilir:
ış ö ı ı =
ış
ı ığı ( ) =
+ ı
Ö + ı
100
Ö ı ığı( Ö) =
100
ı ı ığı( ) =
ı
ı
100
ış ı ığı( ) =
ış ı
100
Yukarıda verilen formülleri birer örnekle açıklanabilir. Örneğin; bir işletmenin öz sermayesi
2.000.000.000.-YTL., yabancı sermayesi 500.000.000.-YTL., dönem kârı 600.000.000.-YTL., dönem içindeki
toplam satışları ise, 4.000.000.000.-YTL., yabancı sermaye için ödenen faizler de 200.000.000.-YTL olduğu
varsayıldığında,
ı ığı ( ) =
+ ı
Ö + ı
100
=
600.000.000 +200.000.000
2.000.000.000 +500.000.000
100 = %32
Ö ı ığı( Ö) =
100
=
600.000.000
2.000.000.000
100 = %30
ı ı ığı( ) =
ı
ı
100
=
200.000.000
500.000.000
100 = %40
ış ı ığı( ) =
ış ı
100
=
600.000.000
4.000.000.000
100 = %15
Burada hemen şunu belirtmek gerekir ki, her kârlı işletme verimli işletme olmayabilir. Çünkü
işletmenin içinde bulunduğu pazar koşulları, üretim fazla ve yersiz harcamalarla bile gerçekleştirilmiş olsa,
işletmeyi kârlı duruma getirebilir. Tersi bir durum sözkonusu olabilir, her verimli işletme, kârlı işletme
demek değildir. İşletme verimli çalışabilir, ancak ürettiği malları satamaz ya da maliyetinin altında satış
yapmak zorunda kalabilir.
5. KÜRESEL NORMLULUK
Ekonomik olaylardan sosyal olaylara, sosyal olaylardan politik olaylara, çevreden sağlığa hemen
her şey küresel normlara göre değerlendirilmekte veyahut da değerlendirilmek istenmektedir.
İşletmeciliği bu oluşumun içerisinden ayrı tutamayacağımıza göre, işletmecilik için de küresel
normları kullanmak gereklidir.
Küreselleşme yeniliklerin tüm dünya ölçeğinde çeşitli enstrümanlar aracılığıyla çeşitli şekillerde
mobilize olmasına denir. Küresel normluluk ise, en kapsamlı olarak, işletmeler hangi düzeyde olursa olsun,
tüm konulara ulusal ve uluslararası boyutların ötesinde yaklaşmadır; ya da planlama, uygulama, kontrol
eylemlerinin tek norma, en ekstrem norma göre yapılması8 olarak tanımlayabiliriz.
İşletmelerin; genel olarak, teknolojiye, finansmana, insan kaynaklarına ve yönetim kültürüne en
ekstrem dünya normlarında faaliyetlerini kurgulamaları, işletmecilikte küreselleşme merkezli bir olgunun
da gereklilik gösterdiği anlaşılmış olacaktır.
İşletmelerde kullandığımız teknoloji en gelişmiş teknoloji ise, insan kaynaklarının verimliği dünya
standartlarında ise, finansman planları ve kullanımı yine dünya yöntemlerine göre yürütülüyorsa, yönetim
kültürü en demokratikse küresel normlar yakalanmış demektir.
Bu yönüyle �işletmeciliğe küresel normlarda yaklaşmak zorunludur� demeliyiz. Dünyanın hangi
yöresinde olunursa olunsun, işletmelerin en azından düşünsel altyapı olarak küresel normlara ulaşmayı
hedeflemeleri gereklidir. Zira iletişim teknolojisinin yaygınlaşmasıyla birlikte dünya çok küçülmektedir.
Aslında dünyanın coğrafyasında bir şey değişmemektedir. Değişen, dünyada olup bitenlerin aynı anda, her
yerde eş zamanlı olarak duyulmasıdır. Bu marifet iletişim teknolojisine aittir. Gelişen normları duyan
dünyanın her yerindeki insanlar aynı normları bulundukları yöredeki işletmelerden anında talep
etmektedirler. İşletmelerin de bu talebin gerektirdiği normlardan kaçışı mümkün değildir. Zira
küreselleşmeyle birlikte sınırlar da kalkmakta ve dünyanın bir beldesinde küresel normları gerçekleştiren
bir işletme bu normlarıyla birlikte küresel normlardan uzak bölgelere, ülkelere mobilize olma olanağını
elde etmektedir. Sonuçta çok çabuk olarak küresel normları gerçekleştirmeyen işletmeler golabal
rekabetin acımasız baskısına yenik düşmektedirler.
6. BÜTÜNLEŞİK DEĞERLEME
Yukarıda zikredilen her bir başarı ilkesi temelde verimlilikle dorudan ilintilidir. Ancak her bir
kavram başka bir boyutu ifade ettiğini de bilinmelidir. Bu doğrultuda, her kavram bir diğerini birebir
etkileyecek ve başarı ya da başarısızlığında etkili olacaktır.
İşletmelerde başarı değerlemede genelde ele alınan ilke kârlılık olmaktadır. Unutmamak lazım
gelir ki; kârlılık belli bir başarının sonucunda ortaya çıkar, yani bir sonuçtur. Demek ki, verimlilik ilkesinin
bunlara göre önceliği vardır. Örneğin, işletme yönetimi satış fiyatını artırarak kârlılığı artırmış olabilir.
Ancak böyle bir senaryoda gerçek anlamda katma değer sağlanmış olmayacaktır. Yani kârlılığı oldukça
yüksek olan işletmeler verimliliklerinin düşük olması nedeniyle başarısız olacaklardır.
Farklı olarak, dış çevrenin arzu ettiği, talep ettiği normlardan uzak bir mamülü çok verimli olarak,
çok etkili ve hatta etkin olarak üretmeyi bir işletme başarmış olabilir. Sonrasında pazarlama problemi
olmaması nedeniyle satışlardan yüksek kâr da elde etmiş olabilir. Ancak dış çevrenin saptadığı normlara
(küresel normluluk) ulaşmama nedeniyle makro bazda anılan işletme başarısız olarak ifade edilebilir.
Özellikle 1995 gümrük birliğinin gündeminde otomotiv sektörü ciddi olarak olumsuz etkilenmiştir. Bu
dönemde, Türk işletmelerinin çok kârlı oldukları, üretim hedeflerine ulaştıkları için de çok etkili oldukları,
çıktı/girdi oranının yüksekliği nedeniyle verimliliklerinin de yüksek olduğu söylenebilir. Ancak, küresel
norm olarak kalite, uygun fiyat, konfor gibi unsurların yokluğu tüketiciyi yabancı ürünlere yöneltecektir.
Bu da başarısızlık olarak geri dönecektir.
İşletme amaçları çok çeşitli olabilir. Ancak genellikle kabul edilen belli başlı amaçlar şöyle
sıralanabilir9:
-Kâr Sağlama
-Büyüme
-Süreklilik
-Topluma Hizmet
- Sosyal Sorumluluk Ve Etik
7. İŞLETMENİN AMAÇLARI
7.1. KÂR SAĞLAMA
Her işletmenin temel amacı kâr elde etmektir. Kar, �bir işletmenin belirli bir dönem içerisinde elde
ettiği gelirlerle aynı dönem içerisinde katlandığı giderler arasındaki olumlu farktır�. Kar, �bir ticari işletme
için başarı kriteridir�. Başka bir deyişle, ticari işletmelerin başarılı olup olmadığı, dönem sonunda ortaya
çıkan kârlılıkla belirlenebilir. Bu nedenle, işletme faaliyetlerini kâr sayesinde denetlemek olasıdır. Ayrıca,
işletmenin diğer amaçları (büyüme ve süreklilik amaçları) da, işletmenin faaliyetlerinden kâr elde etmesini
zorunlu kılar. Bu açıklamalar gözönüne alınarak, her ticari işletme için en önem taşıyan ve vazgeçilemez
amaçların başında kârlılığın geldiği söylenebilir.
İşletmelerin kârlılığı hesaplama nedenleri de, hesaplama yöntemleri de çeşitlidir. Devlete vergileri
ödeme, ortaklara ne kadar kâr payı dağıtılacağına karar verme, işletmenin başarı durumunu değerleme ve
politikaları saptamak için temel sağlama vb. nedenlerle kârı hesaplamak gerekir. Kısacası, kar; işletme için
çok önemli bir kavramdır; işletmenin başarı derecesini ölçme aracı, denetleme aracı, verimli çalışanları
özendirme (güdüleme) aracı ve hepsinden önemlisi varlığını, yaşamını sürdürme aracıdır10.
Kar, işletme sahiplerini, yöneticileri ve diğer çalışanları harekete geçiren en önemli güdüdür.
Çünkü işletme, daha çok kâr elde ettiği sürece, işletme sahibi sermayesini, diğer gruplar ise, gelirlerini
artıracaklardır. Kârın mutlak olarak az veya çok olması bir anlam taşımaz. Örneğin; kârın 1 milyar, 1 trilyon
olması, kendi başına anlamlı değildir. Çünkü bu rakamların, daha doğrusu kârın, tek başına doyurucu ve
yeterli olup olmadığı, bu işe yatırılan sermayeye bakılarak anlaşılabilir. Dolayısıyla herhangi bir kârın
yeterliliğinin anlaşılabilmesi için, kullanılan sermaye ile karşılaştırılması gerekir. Buna da kâr oranı veya
kârlılık oranı adı verilir.
Bir işletmenin elde ettiği kârın doyurucu, yeterli ve ölçülü olup olmadığı konusunda bir
değerlendirme yapılırken, şu özellikler gözönüne alınır11:
-Genel ekonomik yapıdaki gelişmeler ve dalgalanmalar,
-Aynı sanayi dalında çalışan benzer işletmelerin kâr oranları,
-İşletmenin kâr hedefleri ve geçmiş yıllardaki kâr oranları,
-Başka alanlarda kullanıldığında, sermayenin sağlayacağı gelir.
7.2. BÜYÜME
İşletmelerin ekonomik bir amacı olarak büyüme, hacim artışını veya nicelik olarak gelişmeyi
belirtir. İşletmenin özelliklerine göre;
-Satış miktarı veya tutarı
-Üretim miktarı
-Çalışanların sayısı
-Harcanan enerji miktarı
-Öz kaynaklar
-Yatırım toplamı
-Kullanılan hammadde veya makine miktarı
-Pazar payı veya mamul çeşitliliği
gibi değişik faktörlerde oluşan nicelik artışları, büyüme olarak nitelendirilir. Ancak her hacim artışı,
kesin bir büyüme belirtisi değildir. İşletmelerde büyümeden sözedebilmek için, hacim olarak büyümek
şarttır, ancak yeterli değildir. Bunun yanında nitelik itibarıyla da gelişme sağlanmalıdır. Bu ise, işletmenin
maddi ve insan kaynaklarının kalitesinin geliştirilmesi ve daha verimli hale getirilmesi demektir.
-Kullanılan teknolojinin gelişmişliği
-Yönetim tarzı
-Örgüt geliştirme kapasitesi
-Çalışanların ve diğer kaynakların yetenek ve kapasitesi
-Hissedarların niteliği, işletmelerde nitelik ölçüsü olarak ele alınabilir.
İşletmelerin büyüme durumunun belirlenmesinde kullanılan oranlar şu biçimde belirtilebilir:
-İşletmenin satışlarında büyüme
-İşletme net karlarında büyüme
-İşletmenin aktiflerinde büyüme
-İşletmenin özsermayesinde büyüme
7.3. SÜREKLİLİK
Bir işletmenin nihai amacı, varlığını devam ettirmektir. İşletmenin yaşayabilmesi ve sürekliliğini
koruyabilmesi ise, öncelikle daima büyüyen ve gelişen bir çevre içinde büyümesine, büyümesi de
işletmenin kârlı olmasına bağlıdır. Özetle, rekabetçi bir çevrede yaşayan işletmelerin varlığı, kârlılıklarıyla
ve büyümeleriyle yakından ilgilidir12.
Sürekli değişen ve değişme hızı giderek artan çevrede belirsizlik ve tehlikeler de çoğalmaktadır. Bu
belirsizlik ve tehlikeler, işletmelerin yaşamlarını da tehdit etmekte ve risk altına sokmaktadır. İşletmenin
varlığını tehdit eden bu dış çevre riskleri, ya işletmenin dışında oluşan tehlikelerden ya da bir fırsatı
yakalamak ümit ve çabasıyla işletmenin göze aldığı bir tehlikeden kaynaklanabilir13.
Bu nedenle, işletmelerde esnek davranabilmek ve esnek bir yapıya sahip olabilmek zorunlu
olmaktadır. Özellikle işletmenin bir fırsatı değerlendirmek için karşı karşıya kaldığı risk, işletmeyi esnek
davranmaya zorlamaktadır. Böylece esneklik, aynı zamanda işletmenin büyüme ve kâr etmesine hizmet
eden bir araç rolü oynamaktadır.
7.4. SOSYAL SORUMLULUK VE ETİK
7.4.1. Kavram Tanımı
Sosyal sorumluluk, bir örgütün hem kendi, hem de tüm paydaşlarının yararına olacak şekilde
hareket etme yükümlülüğü olarak tanımlanabilir. Etik �birey� ile ilgili iken, sosyal sorumluk �örgüt� ile
ilgilidir14. Bu nedenle, sosyal sorumluluklar örgütlerin toplumla sosyal ilişkisi şeklinde değerlendirilirken, iş
etiği, bireysel karar vermeyi şekillendiren kurallar bütünü ve moral felsefe olarak değerlendirilmektedir15.
İş etiği ve sosyal sorumluluk düşüncesi, örgütlerin ve örgütlerdeki yönetici ve işgörenlerin toplum içindeki
doğru rollerinin neler olduğu (ya da olması gerektiği) noktasında birleşmektedirler.
Kendilerini sosyal olarak sorumlu hisseden işletmeler, topluma olan olumlu etkilerini çoğaltmaya,
olumsuz etkilerini ise, azaltmaya çalışırlar. Örgütlerin sorumlulukları ekonomik, yasal, etik ve gönüllü
hizmetler şeklinde sıralanabilirler. Örgütlerin ekonomik sorumluluklarının başında, toplumun gereksinim
duyduğu ürün ve hizmetleri (örgütün devamlılığına olanak tanıyacak bir fiyattan) üretip sunmak yer
almaktadır. Yasal sorumluluklar, yasalarla belirlenmiştir. Etik sorumluluklar ise, toplum tarafından
örgütlerden beklenen, fakat, yasalar tarafından belirlenmemiş davranış ve eylemlerden oluşmaktadır.
Gönüllü hizmet ve sorumluluklar ise, yardım kuruluşlarına bağışta bulunmak, toplumun eğitim, sağlık ve
kültür gereksinimlerine yönelik projeleri desteklemek şeklinde özetlenebilir16.
7.4.2. Sosyal Sorumlulukta Klasik ve Güncel Yaklaşım
Sosyal sorumlulukla ilgili olarak �ortak yönelimli sosyal sorumluluk anlayışı� (klasik görüş) ve
�paydaş yönelimli sosyal sorumluluk anlayışı� (sosyo-ekonomik görüş) olmak üzere iki farklı görüşten söz
edilebilir. Ortak yönelimli sosyal sorumluluk anlayışı, yöneticilerin temel sorumluluğunun örgütün kârını
maksimize etmek olduğunu savunmaktadır. Serbest pazar ekonomisinin savunucularından Milton
Friedman, bu görüşün fikir babasıdır. Friedman, örgüt yöneticilerinin diğer sosyal sorumlulukları kabul
etmelerinin, ortaklar için para kazanma amacını zedeleyeceğini ileri sürmektedir. Bu görüşü
seslendirenler, örgütlerin kâr maksimizasyonu dışında herhangi bir sosyal sorumluluğa sahip olmalarının,
örgüt kârında azalmaya, örgüt maliyetlerinde artışa ve asıl amaçtan uzaklaşmaya neden olacağına
inanmaktadırlar17. Kısacası, bu görüş örgütlerin sorumluluğunu, oyunun kuralları içerisinde kalarak kâr
elde etmekle sınırlandırmakta ve örgütlerin, moral değerlerin temsilcisi olamayacağını, bunun bireylerce
başarılması gerektiğini savunmaktadır18.
Ortak yönelimli sosyal sorumluluk anlayışından tamamen ayrılan �paydaş yönelimli sosyal
sorumluluk anlayışı� ise, örgütlerin sadece kâr maksimizasyonu ile değil, aynı zamanda sosyal gönençle de
ilgilenmeleri gerektiğini savunmaktadır. Paul Samuelson, bu görüşün en ateşli savunucusudur. Bu görüşü
destekleyenler, uzun dönemli örgüt kârlılığının sağlanabilmesi, örgüt imajının korunabilmesi, yasal
yaptırımlardan kaçınılabilmesi, sahip olunan kaynakların sorumlu bir şekilde kullanılabilmesi ve herkes için
daha iyi bir çevrenin sağlanabilmesi için, örgütlerin topluma karşı bir takım sorumluluklara sahip olması
gerektiğini savunmaktadırlar19.
Günümüzde, kalite ve maliyet kadar, sosyal sorumluluklara ve etik davranışa uygun faaliyet
göstermek de rekabetin önemli bir koşulu haline gelmeye başlamıştır. Bunda, gelişen iletişim
teknolojileriyle birlikte daha da güçlenen sivil toplum örgütlerinin artan baskılarının önemli bir etkisi söz
konusudur. Son yıllarda giderek artan kalite bilinci de bu gelişmeyi, �kaliteli ürünler, ancak işgörenlerin
mutlu olduğu çalışma koşullarında üretilebilir� savıyla desteklemektedir20.
Türkiye�nin kalkınmasında, sanayileşmenin yeri ve önemi tartışılamaz. Sanayileşmenin olumlu
yönleri kadar, olumsuz sonuçlarından ülkemiz de son yıllarda önemli ölçüde etkilenmeye başlamıştır.
Sanayileşmenin yol açtığı çevre sorunlarına karşı gereken önlemlerin alınmaması nedeniyle, kirlenen
çevrenin yeniden eski durumuna getirebilmenin, başka bir deyişle, bozulan dengeyi yeniden sağlamanın
uzun zamanı ve çok büyük harcamaları gerektirdiği de unutulmamalıdır.
Günümüzde, sanayileşmenin, doğal dengenin bozulması pahasına gerçekleştirilmesinin uzun
dönemde toplumlara bir yarar sağlamadığı, aksine, bir takım sorunları ortaya çıkardığı örnekleri ile bilinen
bir gerçektir. Çevre sorunları ile yeni karşılaşmaya başlayan ülkemizin halen en önemli avantajı, gelişmiş
ülkelerin bu konudaki deneyimlerinden yararlanarak, sanayileşmenin olumsuz etkilerinden daha az zararla
korunabilme şansına sahip bulunmasıdır. Bu avantajın iyi kullanılabilmesinde, işletmelerimize önemli
sorumluluklar ve görevler düşmektedir.
Çevre sorunlarının yanısıra, tüketicilerin korunması, işletmede çalışan personelin eğitilmesi,
çalışmaların sürdürüldüğü bölgenin sosyal ve kültürel yaşamına katkıda bulunmak gibi konuların da
işletmelerin toplumsal sorumlulukları arasında yer aldığını düşünenlerin sayısı küçümsenmeyecek kadar
fazladır. Gün geçtikçe tüketicilerin daha organize biçimde seslerini duyurabilmeleri, toplumun çevre
kirliliği konusunda daha duyarlı hareket etmesi, işletmeleri bu alanda belli önlemler almaya zorlamaktadır.
Bu nedenle, işletmelerin toplumsal sorumluluklarının olmadığı biçimindeki bir düşüncenin, uzun
dönemde, ne toplum ne de işletmeler açısından bir yarar sağlamayacağı gerçeğini işletme sahipleri ve
yöneticileri kabul etmeli, verdikleri kararların toplumsal sorumluluklarını da üstlenmek için çaba
harcamalıdırlar21.
7.4.3. İşletme Paydaşları
Paydaş (stakeholder), bir örgütle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkili olan, örgütü etkileyen
ve/veya örgütten etkilenen tüm toplumsal kesimleri anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Freeman�a22
göre örgütün amaçlarını gerçekleştirmeye çalışan her bir birey ya da grup örgütsel paydaş olarak
tanımlanır. Buna göre, paydaşların önemi, örgütlerin başarımını etkileyebilme gücünden
kaynaklanmaktadır. İşletmelerin amaçlarına ulaşabilmeleri için, genellikle bu grupların beklentilerinin
karşılanması da gereklidir. İşletmeler, çıkar gruplarına hizmet eden, bu gruplardan ayrı bir kişiliğe sahip bir
varlık olarak kabul edilirler.
İşletme İçi Paydaşlar
İşletme içi paydaşların başında işgörenler gelmektedir. İşletmelerin işgörenlerine karşı önemli
sorumlulukları vardır. İşgörenleri güvence altına almak için birçok kanun çıkarılmıştır. Bu kanunlar
işletmelerin sorumluluklarının alt sınırını belirlemektedir. İşgörenlerin maddi ve manevi bakımdan
doyurulması gereklidir. İşgörenler; doyurucu ücret, iyi çalışma koşulları, yükselme olanakları, ödüllendirme
vb. bazı faktörlere önem verirler. Çalışanların işletmeye katkıları, bu faktörlerin etkisindedir.
İşletme sahipleri, işletmenin öz varlığını sağlayan kişilerdir. Pay sahipleri, sermayedarlar yalnızca
yüksek kâr elde etme, zengin olma vb. nedenlerle işletmeye para yatırmazlar. İşletmenin kazanç
sağlaması, işletmenin geleceğini güvence altına almak, geliştirmek, pazarda önemli bir paya sahip olmak
için de gereklidir. Girişimcilerin, işletme kurma amaçları arasında tek başına çalışma arzusu, toplumsal
prestij sağlama, saygı görme, güç sahibi olma vb. unsurların bazı araştırmacılar tarafından ileri sürüldüğü
görülmektedir. Bu nedenle işletmeler, sahipleri ister tek kişi olsun, isterse anonim ortakta bir pay sahibi
olsun, sahiplerinin beklentilerini karşılamak zorundadırlar.
Tablo 5: İşletme İçi ve Dışı Paydaşlar
PAYDAŞLAR Odak Noktaları
İşletme İçi
İşgörenler İş�ten, ödül sisteminden ve gözetimden
duyulan doyum
Pay Sahipleri Finansal Eylemler
İşletme Dışı
Tüketiciler İşletmenin mamul ve hizmetlerinin nitelik ve
niceliğinden doyum
Kaynak
Sağlayanlar
Ödemelerden duyulan doyum, alışverişteki
dürüstlük
Kredi
Sağlayanlar
İşletmenin kredi vermeye değer olup
olmadığı
Yöre Halkı İşletmenin ve işletme çalışanlarının yerel
konulara gösterdikleri ilgi
Devlet Devletin koyduğu yasaklara, kurallara ve
sorumluluklara uyma derecesi
İşletme Dışı Paydaşlar
İşletmelerin varlığı, tüketicileri doyuracak mal ve hizmetleri üretip pazara sunmasına bağlıdır.
Tüketiciler, güvenli mal alma, çeşitli mal grupları arasından seçim yapma, doğru olarak bilgilendirilme ve
şikâyetlerini duyurma haklarına sahiptirler. Ülkemizde gittikçe tüketicileri koruma ön plana çıkmaya
başlamış, tüketicilerin bilinçlenmesi ve haklarını arayabilmesi için baskı grupları oluşmuştur.
İşletmeye kaynak sağlayanlar, işletmeye güvenilir, ucuz, kalite standartlarına uygun mal ve hizmet
sağlayan kuruluşlardır. Bunlarla olan ilişkilerde, siparişlerden ödemelere kadar, ticari ilkelere uygun olarak
yürütülmesi, yükümlülüklerin anlaşmalara uygun ve zamanında yerine getirilmesi gerekir.
İşletmeye kredi sağlayan kuruluşların başında, bankalar, finans kuruluşları vb. gelmektedir.
İşletmelerin kendilerine finans sağlayan kuruluşlara karşı yükümlülüklerini titizlikle yerine getirmeleri
gerekir. Genellikle, ticari itibarı yüksek olan işletmeler kolaylıkla kredi bulabilmektedirler.
İşletmelerin içinde yer aldıkları topluma karşı da sayısız sorumlulukları vardır. Bu nedenle de, yöre
halkı, çıkar grupları içinde önemli bir yer tutar. Okul, cami, sağlık ocağı, park, çocuk bahçesi vb.
yapılmasına yardım etmek, kültürel ve eğitim etkinliklerine katkıda bulunmak, toplumun ortak sorunlarına
eğilmek, bu kapsam içinde değerlendirilir. İşletmelerin de, toplumun sorumluluk sahibi bireyleri gibi iyi bir
vatandaş, çevrenin değerli bir üyesi, sosyal sorumluluk bilincine sahip bir kuruluş olmaları gerekir.
İşletmelerin devlete karşı da sorumlulukları vardır. Devlete vergi vermek, çalışanların sigorta
primlerini yatırmak, işgüvenliğine önem vermek vb. devlete karşı sorumluluğun örnekleridir23.
Sonuçta, paydaşların gözünde işletmenin değeri, bunların işletme aracılığı ile ulaşmayı umdukları
amaçlarının gerçekleşme derecesine bağlıdır. Bunun anlamı, işgörenler için daha iyi ücret; işletme
sahipleri için daha yüksek kar, prestij; tüketici için daha ucuz, daha kaliteli mal ve hizmet; devlet için daha
fazla vergi vb. elde etmektir.
 
Teşekkürler #
 
Önemli Deqil , Yardımcı Olduysam Ne Mutlu :)
 
Paylaşımın İçin Çok Teşekkür Ederim :) :)
 
Önemli Deqil , Yardimci Olabildiysem Ne Mutlu :)
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)

Geri
Üst