mavzermete 1
mavzermete
Hikaye Ekle

İşletmelerin Büyüklüğü

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan TruvaGame
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 59

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

İŞLETMELERİN BÜYÜKLÜĞÜ VE KAPASİTE KULLANIMI

İŞLETMELERİN BÜYÜKLÜĞÜ

Günümüzde işletmeler, sürekli olarak büyüme çabası içindedirler. Bu büyüme çabalarını,
işletmede çalışan yöneticiler de sürekli olarak desteklemektedirler. Çünkü büyüyen işletmelerin
yöneticileri de büyük işletmenin sağlayacağı olanaklardan öncelikle yararlanacaklardır. Bunun dışında,
büyüyen işletmenin iş hacmi artacağından dolayı, işbölümü ve uzmanlaşmaya gidilerek, daha fazla
uzmanlaşmış ve kalifiye işgören çalıştırma olanağı doğacaktır. Bu da işletmenin verimliliğini artırarak,
maliyetleri düşüreceğinden, işletmelerin kârlılıkları artacak, artan karla yeni teknoloji alınacak, yeni Ar‐Ge
faaliyetleri yapılacak, işgören daha yüksek ücrete ve daha iyi çalışma koşullarına kavuşacaktır. Bütün bu
gelişmeler sonucu işletmeler, büyüklüğün ve büyük ölçekli üretim yapmanın avantajlarını sürekli olarak
kullanmak isteyeceklerdir 1 .
İşletme Büyüklüğünü Etkileyen Etkenler
İşletme kurulurken, üretilmesi düşünülen mamulle ilgili önce talep tahminleri, sonra da bu genel
talepten işletmenin kendisinin sunacağı mallara ilişkin satış tahminleri yapılır. Ancak talep oldukça dinamik
bir yapıdadır ve zaman içinde sürekli değişmeler gösterir. Bugünkü talebi temel alarak kurulacak bir
işletme, zamanla talebin artması ile yetersiz kalacak, bu da işletmenin gelişme (tevsii) yatırımlarına
yönelmesine yol açacaktır. Böylece işletmeyi daha başlangıçta doğru bir seçimle, uygun büyüklükte
kurmak, sözkonusu ek yatırım giderlerinden tasarruf sağlayacaktır.
Pazar koşulları, özellikle talepteki artışlara ilişkin tahminler, işletmenin bugünkü talebe göre daha
büyük olarak kurulmasını gerektirir. Bu durum ise, zaman içinde beklenen talep artışları gerçekleşinceye
kadar kullanılmayan bir kısım atıl (boş veya noksan) kapasitenin göze alınmasına yol açar. Bunun anlamı
ise, birim başına maliyetin yüksek olması demektir. Talebin, dinamik bir yapıya sahip olmasından
kaynaklanan bu soruna en uygun çözüm ise; gelecekteki talep miktarını karşılayacak büyüklükte, ancak
şimdiki talebe göre çalışma giderlerini koruyabilecek bir işletme büyüklüğünün belirlenmesidir.
Bu açıklamalara göre, işletme büyüklüğüne etki eden etkenlerin başında talep gelmektedir.
Talebin dinamik yapısının yanında, pazarın (ya da pazar talebini oluşturan tüketicilerin) coğrafi dağılımı da
önemlidir.
Büyüklük sorununu etkileyen önemli etkenler arasında işletme kurucularının finansman (ya da
para ve kredi) sağlama olanakları ile yönetim yeteneği de başta gelmektedir 2 .
İşletmeleri büyümeye zorlayan bir başka etken de, işletmenin faaliyette bulunduğu ülkedeki
ekonomik büyümedir. Bir ülkede ekonomik büyüme sonucunda belirli mal ve hizmetlerle ilgili pazar da
büyüyeceğinden, işletmeler pazar paylarını oransal olarak korumak ve rakiplerine pazardan daha fazla pay
kaptırmamak için, büyümek zorundadırlar 3 . Ancak işletmelerin başarılı bir büyüme gerçekleştirebilmeleri
için, örgüt yapısının büyümeden dolayı artan iş hacmi karşısında geliştirilmesi gereklidir.
İşletme büyüklüğünü sınırlayıcı yönde etkileyen bir etken de, daha çok gelişmiş ekonomilerde
önem kazanan tüketicinin korunması yasalarıdır. Devlet, genellikle tüketiciyi korumak üzere, işletmelerin
çok büyük işletmeler durumuna gelmesini önlemek için anti‐tröst kanunlar çıkarır. Bu yoldan, çoğunlukla,
büyük olan işletmelerin birleşerek dev şirketler durumuna gelmeleri yolunda yasaklar ve sınırlamalar
getirilir.
Optimum İşletme Büyüklüğü
Optimum (optimal) veya kıvamlı büyüklüğü, "ortalama maliyet harcamalarının veya giderlerinin en
düşük olduğu işletme büyüklüğü" olarak tanımlanabilir. İşletme büyüklüğü, küçükten optimum düzeye
gelinceye kadar, ortalama maliyetlerde bir azalma; optimal büyüklükte, en düşük düzeye indikten sonra,
aşırı büyüklüğe gidişte ise, ortalama maliyetlerde bir artış görülür. Bu durumda, büyüklükleri optimal
ölçülerin dışında kalan işletmeler, optimum büyüklükteki işletmelere göre, daha yüksek maliyetlerde
çalışmak zorunda kalacaklarından, onlarla rekabet etmede güçlük çekerler.
İşbölümü ve uzmanlaşmanın, ileri teknoloji kullanımı ve makineleşmenin fazla olduğu büyük
ölçekli üretimde (kitle üretimi), bu büyüklükten kaynaklanan önemli tasarruflar sağlanır 4 . İşbölümü ve
uzmanlaşma, her işgörenin neden olacağı zaman kaybını ortadan kaldırır. Ayrıca, çok kişinin çalıştığı büyük
işletmede, her işi yapan kişiler değil, her işe en uygun kişinin bulunabilmesi veya herkesin en uygun gelen
işlerde ustalık kazanmaları daha fazladır. Uzmanlaşma, aşırı düzeylere ulaşarak, monotonluktan doğan
bezginlik derecesine çıkmadıkça, işgücünün verimliliğini önemli ölçüde artırmaktadır.
Diğer yandan, işletme büyüklüğü arttıkça, makineleşme ve özellikle ileri teknolojilerden
yararlanma olanaklarının artması da birim maliyetleri düşürebilir. Genellikle, küçük ölçekli işletmeler,
üretim için bu yola başvurmazlar, başka deyişle, başvurmaları ekonomik açıdan uygun düşmez.
Ayrıca, büyük ölçekli üretimde, birim maliyetlerin daha düşük olmasını sağlayan önemli bir öğe de,
sabit harcamalardır. Eğer, işyeri kirası veya hazırlık masrafı gibi bir takım harcamalar bir kez yapılıyor ve
belirli bir dönem için tekrarlanmıyorsa, üretim miktarı arttıkça, bir birime düşen payı da doğal olarak
azaltacaktır. Örneğin; 120 Milyon TL kira ödenen bir aylık bir dönemde, üretim miktarı 1.000; 2.000 veya
3.000 birim olsa, kira toplamından bir birime düşen pay sırasıyla 120.000; 60.000 ve 40.000.‐TL olacaktır.
Aynı biçimde, matbaacılıkta, bir kitabın baskı ve dizgisi, sayfa bağlanması ve düzeltme masrafları (hazırlık
masrafları) yapıldıktan sonra, 1000, 2000 veya 3000 adet basılması durumunda, kağıt ve benzeri masraflar
artmakla beraber, hazırlık masraflarından bir kitaba düşen pay azalacaktır.
Ancak, daha önce de belirtildiği gibi, büyüklükten doğan tasarruflar, bir noktaya kadar
maliyetlerde düşüş sağlar; sonra durum değişir ve tersine bir gidiş başlar. Bu gelişmede, tedarik güçlükleri,
yönetim, iletişim ve denetimde etkinliğin yitirilmesi, karar mekanizmalarının yavaşlaması ve genel olarak
yazışmaların artması vb. oldukça çeşitli etkenler rol oynar.
İşletmelerde Büyüme ve Gelişme
Klasik olarak her zaman büyüme, işletmeler için önerilmiş, ancak bu şekilde işletmelerin rekabet
şanslarını koruyabilecekleri vurgulanmıştır. Ancak içinde bulunduğumuz ve 21. yüzyıla girmeye
hazırlandığımız bu günlerde işletmelerin büyümeden çok küçülmeleri yönünde eğilimler belirmiş
bulunmaktadır. Çünkü, pazar çok daha karmaşık bir duruma gelmiş, değişme ve gelişmeler hızlanmıştır.
İşletmelerin rekabet edebilmeleri, geleneksel olarak büyüklük ölçüsünde iken, artık bu durum büyüklük
içinde küçüklük özelliklerini taşıyan birimlere doğru yönelmektedir. Belirli büyüklükteki işletmelerin ani
pazar değişikliklerine ve kriz durumlarına direnmeleri pek kolay olmadığından, daha küçük birimler
halinde örgütlenmeye doğru bir yöneliş sözkonusu olmaktadır. Dolayısıyla işletmeler, bulundukları pazarın
yapısına göre, en uygun büyüklüğe sahip olmalıdırlar. Bu büyüklük, ne değişme ve gelişmelere uyum
sağlayamayacak kadar hacimli, ne de gerekli rekabeti yapamayacak kadar küçük olmamalıdır.
Genel olarak büyümenin amacı; maliyetleri düşürmek, üretimin kalitesini artırmak, pazarlama
çalışmaları üzerinde daha çok denetim sağlamak, hammadde sağlamada ve diğer üretim faktörlerinin
temininde avantajlar elde etmek biçimindedir 5 .
Bir işletmenin niceliksel olarak büyümesi, başlıca şu alanlarda ki büyümesini belirtmektedir:
‐Sermaye miktarı,
‐Üretim kapasitesi,
‐Yıllık satışları,
‐İşgören sayısı,
‐İşlenen hammadde miktarı,
‐Makine parkı vb.’dir.
Niteliksel büyüme ölçütleri ise;
‐İşletmenin yönetim biçiminin merkezcil olmayan bir yapıya kavuşturulması,
‐İşbölümü ve uzmanlaşma derecesi,
‐Daha iyi yönetim ve üretim tekniklerinin kullanılmaya başlaması vb.’dir.
İşletmelerde büyüme ve gelişmeyi değişik açılardan incelemek olasıdır. Başlıca büyüme türlerini
şöyle sıralanabilir:
‐İşletme İçi Büyüme
‐İşletme Dışı Büyüme
İşletme İçi Büyüme
Bu tür büyümede işletme, kendi kaynaklarına dayanarak, daha çok mevcut mamul veya pazarda
gelişmeyi ve yeni mamul veya pazarda faaliyetlere geçmeyi esas almaktadır. İşletme içi büyümeyi başlıca 4
açıdan incelemek olasıdır 6 :
‐Fiziksel Büyüme
‐Ekonomik Büyüme
‐Örgütsel Büyüme
‐Sosyal Büyüme
Fiziksel Büyüme
İşletmenin bina ve tesisler olarak büyümesi ve daha geniş bir alanda üretim eylemlerini
gerçekleştirmesi, “fiziksel büyüme” olarak tanımlanabilir. Bu nedenle, işletmeler daha başlangıçta kuruluş
yerini seçerken, ileride fiziksel büyümelerine uygun geniş alanlar üzerine kurulmayı tercih ederler. Ek
fabrika binası, alt yapı tesisleri, sosyal ve idari tesisler zamanla genişletilerek, işletmelerin büyümelerine
fiziksel ortam hazırlanır. Örneğin; bir otomobil fabrikası, başlangıçta bir mekanik atölye ve montaj
atölyesine sahipken, daha sonra üretim kapasitesini genişletmek ya da üretim eylemlerinin büyük
bölümünü işletme içinde gerçekleştirmek isterse, bir yan kuruluş olarak boya atölyesi ya da pres‐döküm
atölyesi açabilir. Bu amaçla yeni tesisler kurarak fiziksel büyümeye yönelir. Diğer yandan, fiziksel büyüklük
aynı zamanda kullanılan makine ve araçların nicelik ve niteliği ile de ölçülebilir. Yeni alınan makinalar,
işletmede kullanılan makine sayısını ve üretim gücünü artırır. Teknolojik gelişmeler ise, makinaların
niteliğinde gelişmeler sağlayabilir. İleri teknolojik değişimler, üretimde hızlı gelişmelere neden olmaktadır.
Ekonomik Büyüme
İşletmenin ekonomik anlamda büyümesi, üretim kapasitesini artırıcı eylemlere girişmekle olanak
kazanır. Bu alanda, öz ya da yabancı sermayenin artırılmasıyla, yeni üretim faktörlerinin ele geçirilmesi
sağlanabilir. İşletme girdilerinin artması, üretim çıktılarında nicelik ve nitelik olarak yükselmelere neden
olur. Sağlanan yeni finansal kaynaklarla var olan üretim kapasitesi artırılabileceği gibi, yeni mal üretimine
de gidilebilir. Böylelikle işletmenin satış hacmi giderek artacak, işletme de arzu ettiği büyüme hızına
ulaşacaktır.
Örgütsel Büyüme
İşletmelerin büyümesini görüntüleyen ilginç bir gelişme de örgütsel yapıda izlenir. İşletmenin
amaçlarına ulaşması için, işbölmü, organların oluşması, yetki dağılımı ve iletişim dokusunu kapsayan belirli
bir düzene gereksinme duyulur. Bu düzene “örgüt” denilir. Bir başka tanımla örgüt; iki veya daha fazla
bireyin, birlikte çalışarak, önceden belirlenmiş ortak amaç ya da amaçlara ulaşma çabalarını
bütünleştirip, buna bilgilerini, tekniklerini ve araç gereci de ekleyerek, belli bir yönetim temelinde
düzenleyip, işbirliği içinde eylemde bulundukları toplumsal bir birimdir 7 . Örgütler de işletmelerin
ekonomik, fiziksel ve sosyal büyümesine paralel olarak büyür ve gelişirler. Gereksinmeler ortaya çıktıkça
yeni bölümler açılır, yeni ilke ve kurallar geliştirilir, iletişim kanalları daha yoğun biçimde kullanılır.
Örneğin; işgören bölümüne bağlı olarak uğraş veren eğitim birimi, belirli bir süre sonra, eğitsel işlerin
yoğunluğu ve çokluğu nedeniyle, işgören bölümü tarafından yeterli ölçüde yürütülemeyebilir. Bu
durumda, eğitim biriminin işgören bölümünden koparak, bağımsız bir bölüm haline dönüştürülmesi
gerekir. Ortaya çıkan bu tablo, örgütsel büyümenin tipik bir görüntüsüdür. Örgütsel büyüme, işletmede
işlerin daha etkin ve verimli biçimde yürütülmesini sağlar. Ancak, işletmenin gerçek yapısını aşarak,
gereksiz bölümlerin, organların, ilke ve kuralların oluşması, aşırı örgütlenmeye neden olur ki, böyle bir
durumda işletmenin giderleri artar, yetki çatışmalarına yol açar ve örgüt esnekliğini yitirebilir. Bu nedenle,
örgütsel büyümenin sınırları, işletmenin gerçek yapısına uyarlanması, aşırı ve eksik örgütlenmeden
kaçınılması gerekir.
Sosyal Büyüme
İşletmeler; fiziksel, ekonomik ve örgütsel büyümenin dışında sosyal alanda da büyürler. Bu tür
büyüme, işletmenin sosyal çevresiyle ilişkilerinin gelişmesi olarak değerlendirilebilir. İşletmenin
büyümesiyle birlikte, işletmenin içinde işgören sayısı artmakta ve işletmenin dışında yer alan geniş
toplumsal kesimle (tüketiciler, rakipler, kurumlar, yöre halkı vb.) ilişkiler genişlemektedir. Gerçi, işletmede
çalışanların sayısındaki artış ile büyüme arasında her zaman ilişki kurulmayabilir. Özellikle makinalaşma ve
otomasyona giden işletmelerde büyüme gerçekleşirken kişi sayısı azalabilir. Bununla birlikte, genel bir
değerlendirme içinde, büyüme, kendisiyle birlikte çalışanların sayısında bir artı getirir.
İşletme Dışı Büyüme
İşletmeler arasında yapılan geçici veya sürekli anlaşma ve birleşmeler, dış büyümeyi oluşturur.
İşletmeler, kendi aralarında çeşitli yönde, biçimde ve amaçlarla birleşirler.
İşletmeler arasında daha büyük ve güçlü olmak amacıyla gerçekleştirilen anlaşma ve birleşmelerin
nedenleri şöyle özetlenebilir 8 :
‐İşletmeler arasında serbest ekonomik düzenin doğal sonucu olarak oluşan rekabetin olumsuz
etkilerinden korunmak amacı başta gelir. İşletmeler, üretim kapasitesi, pazarlama bölgesi ve özellikle satış
fiyatı üzerinde anlaşarak aralarındaki rekabeti geçici ya da sürekli olarak kaldırabilirler veya belirli ölçüler
içinde sınırlandırabilirler. Böylelikle daha kolay kâr elde etme ve piyasada tutunma şansı elde edilir.
‐Büyük projeler için ya da tek başına bir işletmenin girişimiyle kârlı olmayacak alanlarda anlaşma
ve birleşmelere gidilebilir. Örneğin; büyük inşaat ve köprü yapımı, ara ve yarı mamul malların birlikte
üretilmesi biçiminde anlaşmalar yapılabilir.
‐İşletmeler varlıklarını sürdürebilmek için, çoğu zaman maliyetlerini oldukça önemli ölçüde
etkileyen reklam giderlerine katlanmak zorunda kalırlar. Oysa, aynı ya da yakın alanlarda üretim veya
pazarlama işlevini yürüten işletmeler anlaşmaya gittiğinde, bu reklam giderlerinden kurtulurlar.
‐İşletmeler, teknolojik gelişmelere ayak uydurabilmek için çoğu kez önemli rakamlara varan Ar‐Ge
giderlerine katlanmak zorundadırlar. Oysa, kendi aralarında anlaşırlarsa, bu tür çabaların ortaklaşa
yürütülmesi ve giderlerin paylaşılması olasıdır.
‐Anlaşma ve birleşmeler, monopol (tek satıcı, çok alıcı) ya da oligopol (az sayıda satıcı, çok alıcı)
piyasaları yaratırlar. Bu koşullarda piyasaya egemen olma, satış miktarı ve satış fiyatlarını denetleme ve
kârı artırma ya da koruma gibi işletme adına olumlu sonuçlar elde edilir. Kârın sürekliliği, işletmelere
otofinansman (kârdan özsermayeyi geliştirme) kolaylığı sağlar.
‐Küçük ve orta büyüklükteki işletmeler birleşerek, vergi kolaylıkları elde edebilirler. Örneğin; aynı
alanda çalışan birkaç şahıs işletmesi, biraraya gelerek bir sermaye şirketi durumuna dönüşürlerse, daha
düşük düzeyde vergi öderler. (Şahıs işletmeler gelir vergisine, sermaye işletmeleri daha düşük oranda
kurumlar vergisine tabidir.)
‐İşletmeleri anlaşma ve birleşmelere götüren bir başka neden de kredi sağlama amacına dayanır.
Aralarında anlaşan işletmeler birbirlerine kredi açabilir ya da büyük projeleri gerçekleştirmek amacıyla
birlikte finansal girişimlerde bulunabilirler.
Dış büyümenin yol açtığı anlaşma ve birleşmelerin işletme açısından yararlı yönleri bulunmasına
karşılık, türlü sakıncaları da şöyle sıralanabilir:
‐Rekabet ortadan kalkacağından, tekelci bir piyasa oluşacak ve tüketici bu işten zarar görecektir.
Fiyatlar, anlaşan işletmeler tarafından belirleneceğinden, mal ve hizmetin tüketiciye aşırı bir fiyatla ve
üstelik düşük kalitede ulaşması olasılığı yüksektir.
‐Birleşme dışında kalan işletmelerin yaşama şansı çok az olacak ve bu gelişme hem ekonomiyi
etkileyecek ve hem de tekelci piyasa uygulamalarına olanak tanıyacaktır.
‐Rekabetin kalkmış olması, Ar‐Ge çalışmalarında yavaşlamaya ve gevşekliğe neden olur.
Bu nedenlerle, birçok ülkede bu tür anlaşma ve birleşmeler (örneğin; karteller) yasaklanmış
bulunmaktadır. İşletmeler arası başlıca anlaşma ve birleşme türleri ve işleyişleri şöyle açıklanabilir 9 :
Konsorsiyum
İki ya da daha çok finans kuruluşunun, yasal ve ekonomik bağımsızlığını zedelemeksizin, belirli bir
işi gerçekleştirmek için anlaşarak, geçici bir süre yaptıkları işbirliğidir. Büyük bir köprü, yol, baraj, büyük
sanayi kuruluşları gibi önemli yatırımları gerçekleştirmek için, birden çok işletme ya da banka kuruluşu
aralarında anlaşarak bir konsorsiyum oluşturarak, teknik ve finansal olanaklarını birleştirirler. Ancak,
sözkonusu yatırımlar tamamlandığında, konsorsiyum adı verilen anlaşma da kendiliğinden sona erer. Aynı
biçimde, büyük bir yatırımı gerçekleştirecek bir kuruluşa , finans kuruluşlarının birleşerek destek
sağlamaları da bu konuda bir diğer örnek olarak verilebilir.
Kartel
Üretim, hammadde ve özellikle pazarlama konularında, aynı dalda çalışan işletmelerin, rekabeti
ortadan kaldırmak ya da sınırlamak ve daha çok kâr elde etmek amacıyla, yasal ve ekonomik
bağımsızlıklarını yitirmeden aralarında yaptıkları bir anlaşma türüdür. Bu anlaşma yazılı olarak düzenlenir
ve bağlayıcıdır. Kartele dahil olan işletmeler, anlaşma gereğince, anlaştıkları konularda birlikte hareket
ederler. Kartele girmeyen işletmelere karşı, ortak rekabet ederler.
Kartellerin başlıca özellikleri şöyle sıralanabilir:
‐Kartel, tek bir işletme olmayıp, birçok işletmenin biraraya gelerek, belirli bir anlaşma gereğince
oluşturdukları kuruluştur.
‐Aynı ekonomik dallarda çalışan girişimler arasındaki rekabeti kaldırıp bir tekel oluşturur.
Belirli dalda üretim ve pazarlama işlevini yürüten çok sayıda işletme, kartel anlaşmasına katılırsa,
piyasa üzerinde egemenlik sağlar. Böylece katrel dışında kalan işletmelerin yaşama şansları azalır. Kartel,
önce fiyat indirimleri yaparak diğer işletmeleri piyasadan siler, daha sonra fiyatları tekrar yükselterek
piyasada egemenliğini sürdürebilir.
Kartellerin başarılı olabilmesi için başlıca şu koşulların olması gereklidir:
‐Kartele az sayıda işletmenin (ortağın) katılması ve rakip işletmelerin çok olmaması,
‐Aynı mallar için maliyet fiyatının yaklaşık olarak eşit olması,
‐Rekabet konusu olan malın yerine geçebilecek ikinci malın varolmaması gerekmektedir.
Kartel bir birleşme türü olmadığı için, işletmeler bağımsızlıklarını yitirmeksizin yalnızca belirli
konularda anlaşmaya varırlar. Ancak, çıkarları gereğince bazı ekonomik kısıtlamalara uymak durumunda
kalabilirler. Kartelleri anlaşma konularına göre sınıflandırmak olasıdır:
‐Pazarlama Kartelleri,
‐Fiyat Kartelleri,
‐Miktar (Üretim Kontenjanı) Kartelleri,
‐Pazarlama Bölgesi Kartelleri,
‐Satınalma Kartelleri.
Pazarlama Kartelleri
Üye işletmelerin ürünlerini (mamullerini) tek elden satmak amacıyla kurulurlar. Pazarlama
kartellerinin yasal yapıları değişik olabilir. Bu amaçla oluşturulan örgüt, ürünlerini aracı işletme aracılığıyla
pazarlayabileceği gibi, kendisi de pazarlayabilir. Bu tür karteller, pazarlama giderlerinin azaltılması,
reklamlardan daha iyi sonuç alınması gibi yararları üyelerine sağlayabilirler.
Fiyat Kartelleri
Bu tür karteller, üye işletmeler arasındaki fiyat rekabetini önlemek amacıyla kurulurlar. Kartele
üye işletmeler, kendi aralarında anlaştıkları fiyat üzerinden satış yaparlar. Bunlar genellikle, fiyatları
düşürerek, rakip işletmeleri piyasadan silerler ve sonra tekrar fiyatları birlikte yükseltirler. Kartele giren
işletmeler, anlaşmayı sabit bir fiyat için yapabilecekleri gibi, belirli iki limit arasındaki bir fiyat konusunda
da anlaşabilirler. Üye işletmeler ürünlerini, kartelin saptadığı fiyatın altın satamazlar. Örneğin; demir‐çelik
fabrikalarının kendi aralarında anlaşarak ürettikleri pik demir veya yassı çeliğin satış fiyatlarında anlaşarak
piyasaya tek fiyattan sürmeleri gibi.
(Üretim Kontenjanı) Kartelleri
Kartele katılan işletmelerin üretim kapasitelerini belirleyen ya da sınırlayan bir anlaşma türüdür.
Bu tür işletmelere üye işletmeler, üretim miktarlarını belirli bir düzeyde tutmak üzere anlaşırlar. Böylece
mal sunusunu (arzını) istediği biçimde ayarlayabilen kartel, fiyatın yüksek düzeyde tutulmasını sağlayarak,
tekel kârı sağlar. Talebin az ve üretimin fazla olduğu dönemlerde fiyat düşmelerini önlemek için kartele
üye olan işletmeler, kendi aralarında üretim kotalarını saptayarak, piyasadaki arz miktarını denetim
altında tutarlar. Ancak, üretim miktarı sınırlanan bazı işletmeler, birim maliyetleri yükseleceğinden, bu tür
kartele katılmak istemeyebilirler. Bu tür kartelin amacı, özellikle piyasanın gereksinmelerinden daha çok
üretim yapılmamasıdır.
Pazarlama Bölgesi Kartelleri
Bu tür kartellerde, üye işletmeler, ürünlerinin satıldığı pazarları kendi aralarında paylaşırlar.Her
işletme, ancak anlaşma gereği kendisi için belirlenmiş olan bölgede ürünlerini pazarlarlar. Böylece kendi
bölgesinde tek satıcı olan üye işletme, ürünlerini daha yüksek fiyatla pazarlayabilir. Örneğin; meyve suyu
fabrikaları aralarında anlaşarak satış bölgelerini paylaşabilirler.
Satınalma Kartelleri
Bu tür karteller, aynı hammaddeyi kullanan işletmeler arasında kurulurlar. Burada amaç,
işletmeler arasında satın almadaki rekabeti önlemek ve üretim girdilerini tek elden satın almaktır.
Satınalma kartelleri, üreticilerin mallarını düşük fiyatla almak amacını güttüklerinden, kartel türleri
arasında en zararlı olanıdır.
Uluslararası Karteller
Özellikle gelişmiş ülke işletmeleri, kendi aralarında anlaşarak, az gelişmiş ülkelerin mallarını
(hammadde gibi) ucuz fiyata satın alırlar ya da az gelişmiş ülkelere sattıkları malların (sanayi malları gibi)
fiyatlarını yüksek düzeyde tutarlar. Böylece, gelişmiş ülke işletmeleri, kendi aralarında rekabeti kaldırarak,
az gelişmiş ülkelerden hem mal alırken, hem mal satarken avantajlı duruma geçerler.
Konsern
Konserne giren işletmeler, aynı işkolunda çalışan az sayıda işletmenin biraraya gelmesinden oluşur
ve karteldeki gibi karlarını artırmayı amaçlarlar. Ancak buradaki işletmelerin sayısı, kartele girenlerden
daha az olur ve birbirleriyle çok daha sıkı işbirliğine girerler. Konserne giren işletmelerin finansal ve örgüt
yapılarında değişiklikler yapılarak rekabete daha elverişli duruma getirilirler. Konsern üyeleri arasında bir
işbirliği yapılır ve konserne giren işletmeler ekonomik bağımsızlıklarını büyük ölçüde kaybederler, ancak
yasal bağımsızlıklarını korurlar. Özellikle kartel kurulmasının yasaklandığı A.B.D. gibi ülkelerde konsern tipi
anlaşmalara gidilir. Konsernlerde işletmeler, bir adım öteye giderek birleşmeye yaklaşılmaktadır. Çünkü
konsernlerde işletmeler, ekonomik ve finansal bakımdan tek yönetim altında toplanırlar. Konsern
birliklerde, başta finansal konular olmak üzere, üretim, teknik, pazarlama ve örgütleme konularında
işbirliğine gidilir. Özellikle finansal anlaşmalar yapılarak, üretim araçlarının yenilenmesi, üretim
programlarının değiştirilmesi, işlerin genişletilmesi gibi çalışmalar gerçekleştirilir. İşletmeler, yatırım ve
finansman konularında aralarındaki anlaşmaya uygun karar verirler. Örneğin; birbirini tamamlayıcı
nitelikte olan işletmeler, hammadde ve ara malını, piyasaya başvurmadan birbirlerinden sağlarlar.
Böylelikle maliyetlerini düşük tutarak, piyasaya egemen olmaya çalışırlar.
Konserne katılan işletmelerin amacı,büyük ölçüde sermayenin verimliliğini artırmaktır. Parasal
bakımdan sıkıntı çeken üye işletmeye, ucuz kapital sağlanır. Ayrıca konsernler, yeni pazarlar bularak satış
örgütlerinin kurulması, işbölümüne gidilmesi, piyasaya güçlü olarak çıkılması gibi yararlar da sağlarlar.
Tröst
Tröst şeklinde birleşerek bir araya gelen işletmelerin yasal ve ekonomik bağımsızlıkları tamamen
yok olmaktadır. İlk kez A.B.D.’de ortaya çıkıp gelişmiştir, günümüzde az kullanılan işletmeler arası bir
birleşme şeklidir. Tröstün temel amacı, iki veya daha fazla işletmenin yönetimini belli bir grup altında
toplamaktır. Tröste katılan işletmelerin pay senetleri, tröstün senetleriyle değiştirilmekte ve böylece tröst,
kendine katılan işletmenin yönetimini ele geçirmiş olmaktadır. Tröst türü birleşmeler, tekelleşmeye yol
açtığı için, ülkemizde ve çeşitli ülkelerde yasalarla engellenmiştir. Bunun nedeni, tröstün monopol fiyatları
uygulayan, aşırı kâr sağlayan ve kendi aleyhine olacak yeni buluşların uygulanmasına izin vermeyen
kuruluşlar olmasıdır.
Holding
Holding, bir işletmenin, diğer işletmelere ait pay (hisse) senetlerini elinde bulundurarak, onları
finansal ve yönetim yönlerinden denetimine alma biçimidir. Görünüş olarak, her işletme yasal ve
ekonomik yönden bağımsızlığını korursa da, gerçekte yönetim, ana şirket olarak adlandırılabilecek bir
şirketin (holdingin) elinde bulunmaktadır 10 .
Ana şirketler, çoğunlukla mal üretimi ve pazarlamasıyla uğraşmazlar. Holdinge bağlı şirketlerin
işletme politika ve stratejilerini belirlerler ve denetimlerini elde tutarlar. Bir grup oluşturan bağlı şirketler,
ana şirketin yönetim ve denetimi altında olmakla beraber, yasal olarak bağımsız görünümündedirler.
Holdingler, belirli bir sanayi dalıyla değil, her dalda çalışan işletmelerin hisse senetleriyle
ilgilenirler. Ana şirket veya ana merkez durumundaki holding şirket, az bir sermaye ile grubu oluşturan
bağlı şirketleri elde tutma olanağını, piramit biçimindeki bir yöntemle gerçekleştirir. Ana şirket, bir veya
daha fazla şirketin hisse senetlerinin çoğunluğunu ele geçirdikten sonra; bu kez, o şirketlerin de, başka
şirketlerin hisse senetlerini satın almasını istemektedir. Böylece, zincirleme bir şekilde ana şirket piramidin
en üstünde yer alıp, aşağıya doğru genişleyen bir şirketler piramidinin tabanına kadar inen bir denetim
gücüne sahip olabilmektedir 11 .
Holdingler, büyük şirket olmanın avantajlarından yararlanırlar. Ülkede sermaye birikiminin
hızlanmasında ve sermaye piyasasının gelişmesinde olumlu etkileri vardır. En büyük sakıncaları ise, tekelci
güç oluşturmalarından kaynaklanır. bazen bağlı şirketler ve holding yönetimleri arasında uyumlaştırma
güçlükleri ve çıkar çatışmaları görülür.
Türkiye'de son zamanlarda anonim şirket sayısındaki hızlı artış içinde holdinglerin de önemli bir
yeri vardır. Ülkemizde holdingler, anonim şirket şeklinde kurulmaktadır.
Genellikle anonim şirket statüsünde kurulan holdinglerde, yönetimin ele geçirilebilmesi, kuramsal
olarak holdinge bağlı işletmelerin toplam hisse senetlerinin % 51’inin ana şirketin elinde bulunmasını
gerektirir. Ancak uygulamada hisse senetleri ülke düzeyine yayılmış olan şirketlerin toplam hisse sayısının
% 20 veya % 30’luk bölümünün ele geçirilmesi, yönetimin holdingin denetimine girmesi için yeterli
olmaktadır.
Holdinglerin en önemli üstünlüğü, büyüklüğün, birliğe sağladığı avantajlardır. Bunun yanı sıra,
onların ülkede sermaye birikiminin sağlanmasına yardımcı oldukları söylenebilir.
Holding şirket, bağlı şirketlere sağladığı hizmet temeline göre sınıflandırılabilir. Eğer holdingin
hizmetleri temelde finansal yönde ise, bu holdinge “finansal holding”, yönetim hizmetleri sağlamak
yönünde ise, “yönetim holdingi” adı verilir.
Holding şirket, sistemi oluşturan işletmelerin piramitteki durumlarına göre de sınıflandırılabilir. Bu
durumda, aşağıda Şekil 5 ve Şekil 6’da görüldüğü gibi, ana şirket ya doğrudan doğruya yavru şirketleri
denetler (tek kademeli holding), ya da denetimde ara holdingler kullanır (çok kademeli holding). Tek
kademeli holdingler Türkiye’de çoğunluktadır. Örneğin; Koç Holding, Sabancı Holding, Yaşar Holding,
Eczacıbaşı Holding vb.’dir. Çok kademeli holdinglerde ise, çok dağınık ve değişik endüstri dallarında
faaliyet gösteren şirketler bulunur.
Şekil 5: Tek kademeli holding
Ana
Şirket
A B C D
Bağlı
Şirket
Bağlı
Şirket
Bağlı
Şirket
Bağlı
Şirket
Çok kademeli holdinglere; İtalya’da ki Fiyat Holding, A.B.D.’de Demiryolu Holdingleri örnek
verilebilir.
Şekil 6: Çok kademeli holding
Ana
Şirket
A B C
Ara Holding Ara Holding Ara Holding
F G H K L M
Bağlı
Şirket
Bağlı
Şirket
Bağlı
Şirket
Bağlı
Şirket
Bağlı
Şirket
Bağlı
Şirket
İşletmelerin holding şirket biçiminde büyümelerinin kendilerine sağlayacağı yararların yanında
sakıncaları da bulunmaktadır.
Holding şirketlerin başlıca yararları şöyle sıralanabilir:
‐Holdingleşme yoluyla bir işletme, diğer bir işletmenin pay senetlerini ele geçirerek onun üzerinde
etkili denetim kurabilir.
‐Holding şirketlerde piramitleşme yoluyla küçük bir yatırım büyük tutarda sermayeyi
denetleyebilir. Ayrıca, piramitleşme riski dağıtmaya yardımcı olduğu gibi, beklenen verimliliği de artırır.
‐Finansman kaldıracı etkisi ile öz kaynakların kârlılığı artar.
‐Holding sistemi içinde faaliyette bulunan işletmeler, ayrı birer yasal birim olduklarından,
sorumlulukları birbirinden ayrıdır. Bu nedenle, sistem içindeki bir işletmenin karşılaşacağı güçlük o şirket
içinde kalacak, diğerlerine yansımayacaktır.
‐Holding şirket, bağlı şirketlerin kısa dönemli sermaye gereksinimlerini de karşılayabilir. Bunun için
holding şirket, sermaye artırımına giderek, halka açılır ve yeni pay senetleri satar. Karşılığında elde ettiği
fonları da bağlı şirketlere ya faiz karşılığı borç olarak verir ya da bağlı şirketlerin çıkaracağı pay senetlerine
karşılık sermaye katılımı olarak devreder. Böylece holding, bankerlik görevini yürütmüş olur.
‐Holdingleşme yoluyla sermaye yapısı olduğundan yüksek gösterilebilir. Buna sermayenin
şişirilmesi denir. Holding sermayesinin tümü, yönetici ailenin elinde bulunduğu sürece, sermaye
şişirilmesinin anlamı yoktur. Ancak holding şirket, halka açıldığı zaman, holdinge devredilen pay senetleri
yeniden değer‐lendirmede yüksek fiyattan işlem görmüşse önem kazanır. Böylece aşırı sermayenin
şişirilmesi sonucu potansiyel yatırımcılar gözünde değersiz yatırımlar değerliymiş gibi aldatıcı bir görünüm
gösterir.
‐Holding şirket, bağlı şirketlerin gelir vergisi stopajlarının bir yıl ya da daha geç ödenebilmesini
sağlamaktadır.
Holding şirketlerin başlıca sakıncaları üç açıdan incelenebilir:
Holding açısından;
‐Piramitleşme derecesinin artması, işletmenin satışlarındaki veya kazançlarındaki dalgalanmaların
gerektirdiği risk derecesinin artmasına neden olur.
‐Sermayenin olduğundan yüksek gösterilmesi holding sisteminin daha kolay sermaye bulmasına
olanak sağlamasına karşın çağdaş finansal yönetim açısından ortakların servetini maksimize etme ilkesine
ters düşer.
Azınlık İlişkileri açısından;
‐Holdinglerin halka açılması durumunda, holding yönetimi çoğunluk oylara sahip olan grubun
elindedir. Çoğunluk oya sahip olan grup, azınlık aleyhine uygulamalara yönelebilir.
Kamu çıkarları açısından;
‐Toplumda holdinglerin rekabeti önleyici bir davranış içine girerek, bu birleşmeyi kamu zararına
kullanabilecekleri endişesi vardır.
Tam Birleşme (Merger veya Füzyon)
Tam birleşme (İngilizce Merger veya Fransızca Füzyon), iki veya daha fazla işletmenin tek işletme
haline gelmesi durumudur 12 . Bir işletme, diğerini satın alıp kendine katabileceği gibi, bunların yeni bir
işletme olarak ortaya çıkmaları da olasıdır. İki küçük işletmenin birleşip, tek büyük işletme olması; veya iki
büyük işletmenin birleşerek dev bir işletme haline gelmesine iş yaşamında sık rastlanır.
Görünüşte tröstlere benzemelerine karşın, amaçları ve sonuçları, işletme biçimi bakımından
tröstlerden ayrılırlar. Tröstlerde yeni bir işletme ortaya çıkarken, füzyonda, yeni bir işletme doğmamakta,
eski işletmelerden birinin gelişmesi, kuvvetlenmesi söz konusu olmaktadır. Başka bir anlatımla, büyük
işletmelerin zayıf ve cılız küçük işletmeleri yutmasıdır.
Füzyonlar, her ülkede kolaylıkla yapılabilmekte, ancak çoğu kez asıl amaç gizli kalmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde, özellikle büyük işletmelerin çok olduğu A.B.D.’de büyük işletmelerin tam birleşme
yoluyla daha da büyüyüp devleşmelerine Federal devlet antitröst yasalara dayanarak engel olmaya
çalışmaktadır. Örneğin; 1970 yıllarında, üçüncü büyük TV şirketi ABC ile büyük bir haberleşme şirketi olan
ATT (American Telephone and Telgraph) birleşerek, ülkenin en büyük şirketi durumuna gelmekte iken,
uzun yıllar süren bir yasal çabadan sonra, Federal Devlet bu birleşmeyi yüksek mahkemede iptal
ettirmiştir.
İşletmelerin birleşerek daha büyük işletme olmaktan sağladıkları yararlar çeşitlidir. Bunlar;
‐Genel yönetim, Ar‐Ge, reklam vb. giderlerde tasarruf,
‐Pazarda tekelci güç sağlama,
‐Daha fazla uzmanlaşma,
‐Finansal gücün ve kredi bulmanın çeşitli avantajlarıdır.
İşbirliği
İki veya daha fazla işletmenin yöneticilerinin bir veya birkaç kopnu üzerinde davranış ve faaliyet
şekillerini belirleme konusunda işbirliği yapmalarıdır. İşbirliği geçici veya sürekli olabilir. Geçici olan
işbirliğine “pool”, sürekli olana ise, “ring” denir. Bu birleşmeler genellikle gizli olmaktadır. Pool’lar,
genellikle fiyat denetimi ve pazarları paylaşmak amacıyla oluşturulurlar. İşbirliğini dışardan anlamak çok
zordur. Aynı biçimde ring’ler, rekabeti sınırlamak veya yok etmek amacıyla yapılan sürekli işbirliğidir.
Korner
Kornerler, daha çok menkul kıymetler borsasında faaliyet göstermekte olup, hisse senedi, tahvil
gibi menkul kıymetlerden spekülatif kazançlar amaçlarlar. Resmi olmayan, işletmeler arası sözlü
anlaşmalarla oluşurlar.
Centilmenlik Anlaşması
Centilmenlik anlaşması, buna taraf olanların karşılıklı söz vermelerine dayanan ve tarafların veya
bunlardan birinin vazgeçmesi durumunda, hiçbir müeyyidenin (yaptırımın) sözkonusu olmadığı
anlaşmadır. Centilmen anlaşması, yazılı veya sözlü yapılabilir. İki ve daha fazla işletme, aralarında işbirliği
kurmak, fiyat, satış, üretim ve işgören konularında anlaşmak, hammadde kaynaklarını veya pazarları
paylaşmak; ya da fiyat rekabetini ortadan kaldırarak fiili tekeller kurmak için geçici veya sürekli olarak
aralarında bir protokol düzenleyerek, centilmenlik anlaşması yapabilirler. Örneğin; aynı alanda çalışan iki
işletmenin birbirinden eleman transfer etmemek konusunda centilmenlik anlaşmasına varması gibi.
Büyümenin Yönleri
İşletmelerin büyüme yönleri, yatay, dikey, tek yönlü çeşitlendirme ve çok yönlü çeşitlendirme ile
büyüme olmak üzere dört grupta incelemek olasıdır 13 .
Yatay Büyüme
Bu tür büyüme, işletmelerin kendi çabalarıyla olabileceği gibi, aynı alanda faaliyette bulunan
başka işletmelerin satın alınması veya birleşme yoluyla da gerçekleştirilebilir. Örneğin; çimento üreten
işletmelerin kendi aralarında kartel veya tröst kurmaları gibi.
Yatay büyüme gerçekleştirilirken üç değişik yol izlenebilmektedir. Bu tür yöntemlerin amacı, daha
büyük miktarlarda satış yapmaya yöneliktir.
Pazara nüfuz etme: Mevcut mamulde herhangi bir değişiklik yapmadan, mevcut pazarda daha çok
satış yapmaya yönelik bir yöntemdir. Doğrudan satış artırma çabalarına dayanır. Bu yöntemle, şu amaçlar
gerçekleştirilebilir;
‐Tüketicilerin satın alma miktarını artırmak,
‐Mamulün eskime oranını artırmak,
‐Mamulün diğer kullanım alanlarını tanıtmak,
‐Artan kullanımlar için fiyat indirimleri sağlamak.
Mamul Farklılaştırma: Mevcut mamuller üzerinde değişiklikler yaparak, rakip mamullerden
ayrıcalıklı duruma gelmeye ve dolayısıyla pazardaki etkinliği artırmaya yönelik çalışmalardır. Kalitesi, tadı,
kokusu, tasarımı veya ambalajı değiştirilerek mamul, daha cazip hale getirilebilir. Bununla daha çekici bir
marka imajının oluşturulması amaçlanmaktadır.
Pazar Farklılaştırma: Belirli bir mamulün mevcut pazarda kullanımını artırmaya yönelik çabalardan
oluşur. Mamulün yeni bir kullanım alanını bulmak veya tüketici üzerindeki etkisini artırarak bağımlılık
sağlamak biçiminde uygulanabilir. Temel amaç, mamulü hiç kullanmayanları çekmektir.
Dikey Büyüme
Dikey büyümede, işletme, satıcılar veya alıcıların kârını ele geçirmek amacıyla, geriye doğru
(kaynaklar) veya ileriye doğru (dağıtım kanalları) genişler. Bu genişleme, mevcut teknolojilere bağlı
kalabilir veya yeni teknolojiler gerektirebilir.
İleriye Doğru Dikey Büyüme: İşletme, kendi mamullerini tüketen veya kullananlara doğru ilerler.
Örneğin; yiyecek maddesi üreten bir işletmenin perakende satış zinciri kurması veya motor imalatçısı bir
işletmenin otomobil üretmesi gibi. Böylece, yönetim, üretim‐pazarlama zinciri içinde başka bir safhayı da
denetim altına almayı amaçlamaktadır. Bu tür bir büyümeyi gerçekleştirmek;
‐Mevcut dağıtım kanalları pahalı veya işletmenin dağıtım gereksinimini karşılayamamakta ise,
‐Dağıtıcıların halihazırdaki kalitesi, işletmeye rekabet üstünlüğü sunmada sınırlı kalmakta ise,
‐İşletme, büyüyen bir sanayi kolunda faaliyette bulunmakta ise,
‐Dağıtım yapabilecek insan ve mali kaynaklar varsa,
‐Belirli bir mamulü üretmek üstünlük sağlamakta ise,
‐Dağıtıcı ve satıcıların kâr oranı yüksek ise, olasıdır. Böylece işletme, kendi mamulünün
tüketiminde daha etkili bir duruma gelecek ve satışıyla ilgili tahminleri daha gerçekçi olarak yapabilecektir.
Geriye Doğru Dikey Büyüme: İşletmenin üretiminden önceki safhalara doğru faaliyetlerini
genişletmesiyle ortaya çıkar. İşletme böyle bir durumda, kendi kullandığı bir hammadde ve malzemeyi
üretmeye başlamaktadır. Örneğin; otomobil üreticisi bir işletmenin, mevcut teknolojiye bağlı kalarak jant,
benzin deposu ve vites dişlisi üretmesi veya yeni bir teknoloji kullanarak boya, lastik ve cam üretmesi gibi.
Bir işletme;
‐Mevcut satıcıların fiyatları yüksekse veya işletmenin gereksinimlerini karşılamada yetersiz
kalmakta ise,
‐Rakiplerin çok sayıda olmasına karşın, satıcılar az sayıda ise,
‐İşletmenin mali ve insan kaynakları yeterli ise,
‐Fiyatlardaki dengenin sağlayacağı üstünlükler önemli ise,
‐Satıcıların kâr oranı yüksek ise,
‐Gereksinimleri sağlamada çabukluk önemli ise, geriye doğru dikey büyümesi anlamlı olabilir.
Bu tür büyüme ile üretim girdilerinde bağımsızlık sağlama, maliyetlerin azalması, kaliteyi
geliştirme ve dolayısıyla kârı artırma amaçları da gerçekleştirilebilmektedir.
Tek Yönlü Çeşitlendirme ile Büyüme
İşletmenin bütün dikkatini ve kaynaklarını yalnızca bir iş hattına yöneltmesiyle ilgilidir. Tek yönlü
büyümede;
‐ya mevcut teknolojiyi kullanan mamulerle, mevcut veya yeni pazarlara girerek pazar üzerinde
yoğunlaşılır,
‐ya da yeni teknolojilere dayalı yeni mamullerle mevcut pazara girilerek, mamuller üzerinde
yoğunlaşılır.
Pazar geliştirme: Mevcut mamullerle, yeni pazar arama çabalarını kapsar. Amaç, mamuller için ya
yeni kullanım alanları veya yeni tüketici gruplarıdır. Örneğin; otomobil motoru üreten bir işletmenin,
mamulünü, minibüs piyasasında pazarlaması gibi. Bu tür büyüme yöntemlerinin temel amacı, satış artırma
çabalarına dayanmaktadır. Böylece işletme, riski çeşitli pazarla dağıtarak, ayırtedici bir rekabet
üstünlüğüne sahip olmaya çalışır. Aşağıdaki koşullar uygun olduğu zaman pazar geliştirme yöntemiyle
büyüme sağlanabilir:
‐Ucuz, kaliteli ve güvenilir yeni bir dağıtım kanalı ortaya çıkarsa,
‐İşletme yaptığuı işte çok başarılı ise,
‐Yeni ve doymamış pazarlar ortaya çıkmış ise,
‐Uygun maddi ve insan kaynakları varsa,
‐İşletmenin üretim kapasitesi yüksekse,
‐Temel sanayi kolu hızlı bir biçimde kapsamını genişletiyorsa gibi koşullardır.
Mamul Geliştirme: Bu yöntemle büyümede ise, mevcut pazarlarayeni teknolojilere dayalı yeni
mamuller sunulur. Örneğin; otomobil üreticisi bir işletmenin, karavan imal etmesi gibi. Bu kez risk
mamullere dağıtılarak, rekabet üstünlüğü sağlanmaya çalışılmaktadır. Aşağıdaki koşullarda bu yöntem
izlenebilir 14 :
‐Mamulün yaşam döneminde olgunluk aşamasına gelmiş başarılı mamullere sahipse,
‐Hızlı bir biçimde, teknolojik değişikliklerin oluşturduğu bir sanayi dalında faaliyette bulunuyorsa,
‐Önemli rakipler daha uygun fiyatlarla, daha kaliteli mamuller arzedebiliyorsa,
‐Sanayi kolu hızla büyüyorsa,
‐İşletmenin güçlü bir araştırma ve geliştirme yeteneği varsa,
bu yöntemin izlenmesi etkili olmaktadır.
Çok Yönlü Çeşitlendirme ile Büyüme
Tamamen yeni pazarlarda, yeni mamullerle faaliyete geçme yöntemiyle büyümeyi belirtir. Aynı
zamanda ilgisiz çeşitlendirme adı verilen bu yöntemde, işletmeler faaliyetlerini birbirleriyle ilgili olmayan
birden fazla iş alanına yaygınlaştırır. Örneğin; otomobil üreticisi bir grubun ilaç veya petro‐kimya alanında
faaliyete geçmesi gibi.
Çok yönlü çeşitlendirme ile büyüme, şu koşullarda uygulana‐bilmektedir:
‐Mevcut sanayi dalında kârlılık ve satışlar düşüyorsa,
‐Yeni bir sanayi dalında faaliyet yapabilecek kadar maddi ve insan kaynağı bulunuyorsa,
‐İşletme için yeni yatırım alanlarında fırsatlar çıkmışsa veya başka bir işletmeyi satın alma olanağı
doğmuşsa,
‐Belirli bir yönde yoğunlaşmayı önleyecek yasal yaptırımlar varsa,
‐İşletmenin birikmiş fonları varsa ve yeni yatırımlarla eskisi arasında olumlu sinerjiler olacaksa gibi
durumlarda uygulanır.
Bu yöntemi izleyen işletmeler, başlangıçta ana faaliyet kollarından tamamen koparak, daha kârlı
alanlara yönelirler. Böylece toplam risk, faaliyet kolları arasında başarılı bir biçimde dağıtılabilir.
Sermayenin hareket serbestisini ön plana çıkararak, kârı düşük alanlardan daha çekici ve kârlı alanlara
kaydırılması olasıdır. Ancak çok yönlü çeşitlendirme ile büyüyen işletmelerin, genel ekonomik sorunlardan
daha çok etkileneceği belirtilmelidir.
İŞLETMELERDE KAPASİTE KULLANIMI
Kapasite Kavramı ve Kapasite Ölçüleri
İşletmelerin, mallar veya hizmetleri üretebilme yetenek ve olanaklarının belli bir ölçü ile
belirtilmesine "işletme kapasitesi" denir. Bir kimse, kendini zorlamadan gerekli didinmeler dışında, 10 saat
çalışabiliyor ise, o kimsenin çalışma ve iş çıkarma kapasitesi 10 saattir. Bir makine, dinlendirme, bakımonarım
dışında günde 22 saat çalışabiliyor ise, o makinanın günlük kapasitesi 22 saattir. Aynı biçimde,
vardiyalı olarak sürekli çalışması gereken bir işletme, vardiya değişmeleri vb. aksamalar dışında günde 22
saat çalışabiliyorsa, bu işletmenin günlük işgörme kapasitesi 22 saattir.
İşletme büyüklüğü ile ilgili olarak, buraya kadar yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, işletme
büyüklüğü daha teorik bir kavram; işletme kapasitesi ise, daha pratik bir kavramdır. Bu iki kavram
birbirlerinin yerine kullanılsa da, aradaki ince ayırımı gözden uzak tutmamak uygun olur 15 .
Genellikle kapasite ölçüsü olarak, "üretim niceliği (miktarı)" kullanılır ve belirli bir süre içindeki
üretim niceliği olarak belirtilir. Bir dokuma fabrikası, sahip olduğu 30 tezgahın herbirinde 8 saatlik
işgününde 1000 metre kumaş dokuyabiliyorsa, günlük üretim kapasitesi 30x1000=30.000 metre kumaştır.
Bir yılda tatil ve bakım onarım dışında ortalama 320 gün çalışıldığı kabul edilirse; bu fabrikanın yıllık üretim
kapasitesi 320x30.000=9.600.000 metre kumaştır.
Üretim biriminin fiziksel nicelikleriyle ilgili ölçüler; uzunluk, ağırlık, hacim veya yalnızca sayı
olabilir. Bazen belli bir sürede üretilen mal veya hizmetin değeri de, kapasite ölçüsü olarak alınır. Örneğin;
bir marketin her gün satabildiği malların değerlerinin tutarı, günlük satış kapasitesi hakkında bir fikir verir.
Bir sanayi işletmesinin ürettiği mal tek tür ise, kapasiteyi fiziksel birimlerle ölçmek daha kolaydır.
Değişik mallar üretiliyorsa, bazı indekslerden yararlanarak değer ölçüsü kullanma veya saat ölçüsünü
temel alma yoluna gidilir.
Kapasite Çeşitleri
Kapasite çeşitlerin belirten değişik kapasite kavramları vardır. Bunlardan ilki,
daha çok teknik veya mühendislik kapasite kavramı olan "maksimum veya teorik
kapasite", diğerleri ise, "normal veya pratik kapasite", "fiili veya gerçekleşen
kapasite", "atıl veya boş kapasite", "aşırı kapasite" ve "optimum kapasite" olarak
sıralanabilmektedir.
Teorik Kapasite
Teorik kapasite veya maksimum kapasite; bir işletmenin, makina veya donanımın; hiçbir bekleme,
gecikme, arıza, aksama veya duraklama olmadan ulaşabileceği en yüksek üretim niceliğidir.
Uygulamada büyük bir değeri olmayan bu kavram, bir işletmenin teknik projelerinde belirtilen ve
teorik hesaplamalarla bulunan kapasitesidir. Teorik kapasite hesaplamaları, duraklamalar ve arızalar
olmaksızın sürekli ve en verimli biçimde çalışılması varsayımına dayanmaktadır.
Pratik Kapasite
İşletmelerde çeşitli nedenlerle üretimin sürekli olmaması, hatta zaman zaman durdurulması,
işleyişin bakım‐onarım ve çeşitli arızalarla kesilmesi normaldir. Bunun sonucu olarak, üretimde genellikle
teorik kapasiteye ulaşılamamakta ve "teorik kapasite‐işleyiş kesilmeler=pratik kapasite" kavramına
varılmaktadır. Pratik veya normal kapasite ile normal düzeyde bir üretim belirtilmekte ve genellikle bu
kapasite işletmelerin ulaşmaya çalıştığı normal verimliliği belirten bir ölçü olarak kullanılmaktadır.
Örneğin; çeşitli duraklama olasılıklarını gözönüne alarak yapılan bir çalışma sonunda bir yonga levha
üretim tesisinin pratik kapasitesi, 10.000 m 3 /yıldır. Bu kapasite, teorik kapasiteden daha düşük bir
düzeyde olacaktır.
Gerçekleşen Kapasite
Belirli bir dönem içerisinde, bir işletmece gerçekleştirilen üretim niceliği, gerçekleşen (fiili)
kapasite olarak tanımlanır. Normal olarak, gerçekleşen kapasitenin pratik kapasite düzeyinde olması
beklenir. Ancak birçok uygulamada, bu değerin altında kalınmakta, bazen de bu değer aşılmaktadır.
İşletmelerde üretim verimliliği genellikle "yeterlilik veya çalışma derecesi" veya "kapasite kullanım
oranı" hesaplamaları ile yapılmaktadır. Bu iş için gerçekleşen kapasite, pratik kapasiteye bölünmektedir.
Örneğin; 10.000 m 3 /yıl kapasiteli bir tesis, bir yıllık faaliyetleri sonunda, 8.000 m 3 /yıl üretimde
bulunmuşsa, bu tesisin yeterlilik derecesini aşağıdaki gibi hesaplanır.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst