- Katılım
- 23 Ocak 2016
- Konular
- 8,370
- Mesajlar
- 18,384
- Online süresi
- 4mo 19d
- Reaksiyon Skoru
- 4,080
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 506
- MmoLira
- 39
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
| İŞLETMELERİN SINIFLANDIRILMASI Bir konunun bilimsel olarak ele alınmasında sınıflama önem taşır. Bilimsellik, tanımlanmış, sınıflanmış bilgi demektir. İşletmeler; değişik görüşlere, yaklaşımlara göre sınıflandırma yapılabilir. Böylece işletmeleri daha yakından tanımak, özelliklerini sınıflamak ve sorunlarına değişik çözümler üretmek olasıdır. İşletmeler, başlıca şu biçimde sınıflandırılabilir: ‐Büyüklüklerine göre işletmeler, ‐Pazar alanlarına göre işletmeler, ‐Ürettikleri mal/hizmet cinsine göre işletmeler, ‐Mülkiyet durumlarına göre işletmeler, ‐Yasal kimliklerine göre işletmeler. İşletme büyüklüğünü belirlemede kullanılan başlıca ölçütler 1 : kantitatif ölçütler kalitatif ölçütler ‐İşletmede işgören sayısı, ‐İşletmede çalışanlara belirli bir süre içinde ödenen ücret ve aylıkların toplamı, ‐Belirli bir süre içinde kullanılan hammadde ve malzeme miktarı, ‐Belirli bir süre içinde kullanılan enerji miktarı, ‐Belirli bir süre içinde yapılan satışların toplamı, ‐İşletme sermayesinin niceliği, ‐Yerlerin sığdırma kapasitesi, ‐İşletmede kullanılan makina ve tezgahların sayıları ve güçleri, ‐İşlenen veya yararlanılan toprağın genişliği, ‐Toplam yatırım tutarı vb. gibi. Kimi araştırmacılar, yukarıda sayılan kantitatif ölçütleri "teknik ölçütler"; kalitatif ölçütleri de "sosyal ölçütler" biçiminde değerlendirerek konuya bu açıdan yaklaşımda bulunurlar 2 . ‐Birim yönetim işlevlerinde uzmanlaşma (işletme mülkiyeti ile yönetimin ayrılması), ‐İşletmenin çalışmalarını sürdürdüğü pazarın büyüklüğü (ulusal, uluslararası pazar), ‐Çalıştığı işkolu içerisinde işletmenin önemi, ‐Yönetim düzeyleri ile işgören, tüketici, kredi sağlayanlar ve işletme sahipleri arasındaki ilişkiler, ‐Çağdaş yönetim tekniklerinin uygulanması, ‐İşbölümü ve uzmanlaşma derecesi, ‐İşletmeleri yasal kimlikleri (tek kişi işletmeleri, sermaye işletmeleri vb) ‐Gerekli krediyi sağlayabilme olanakları, ‐İşletmenin satınalma ve satış çalışmalarında sahip bulunduğu pazarlık gücü, ‐Üretimde sermaye ve emek öğelerinin payları vb. gibi. BÜYÜKLÜKLERİNE GÖRE İŞLETMELER Günümüzde işletmelerin büyüklüklerini belirtmek için kullanılan birçok pratik ölçüt vardır. İşletmeleri büyüklüklerine göre sınıflandırmada, kimi araştırmacılar işletmeleri, büyük ve küçük işletmeler; kimileri de, büyük, orta ve küçük işletmeler olarak gruplandırırlar. Ancak bunların kesin olarak sınırlarını belirlemek zordur. Örneğin; bir imalat atölyesi küçük işletme, bir tekstil fabrikası da büyük işletme biçiminde değerlendirilebilir. İkisi arasında kalan birçok büyük ve küçük işletme denilebilecek işletmeler de bulunmaktadır. Ne küçük, ne de büyük sayılabilecek işletmelere de orta işletme denmektedir. Aslında bu kavramlar daha çok göreli (nispi) bir büyüklüğü belirtmek amacıyla kullanılırlar. Bu nedenle, büyük, orta ve küçük işletmeler kavramlarının belirttiği büyüklük ölçüsü, ülkeden ülkeye değişiklikler göstermektedir. Bununla birlikte, yine de işletmelerin büyüklüklerine göre sınıflandırmada kullanılan belli ölçütler vardır. Bunlar; kantitatif (niceliksel) ve kalitatif (niteliksel) ölçütlerdir. İşletmelerin büyüklüklerini belirlemede sıralanan ölçütleri tek tek ve birbirlerinden bağımsız olarak kullanmak gerçekçi bir davranış değildir. Başka bir deyişle, bu ölçütlerin biri veya birkaçı aynı anda ilişkili olarak kullanılabilir. Bunun yanında bu ölçütler, kalitatif ölçütlerle de birlikte kullanılabilir. Ayrıca, büyüklüğü belirlemede, hangi ölçütün esas alınacağını, işletmenin amaç ve faaliyet türü belirleyecektir. Örneğin; turizm konaklama tesislerinde yatak sayısı, ulaştırma işletmelerinde koltuk sayısı, sanayi ve ticaret işletmelerinde satış tutarı, hizmet işletmelerinde çalışanların sayısı, iplik işletmelerinde iğ sayısı, çimento fabrikalarında döner fırın sayısı, enerji santrallerinde beygir gücü, sinema ve tiyatrolarda koltuk sayısı, tarım işletmelerinde işlenilen arazinin genişliği ölçü olarak kullanılır. Amerika'da "Fortune" dergisi, her yıl ABD'nin, dünyanın ve ABD dışındaki ülkelerin en büyük 500 işletmesini belirleyip yayınlamaktadır. Ülkemizde de, İstanbul Sanayi Odası, her yıl İSO Dergisinde ülkemizin 500 büyük işletmesini araştırarak yayınlamaktadır. Bu dergide, Türkiye'deki özel sektör ve kamu işletme ve müesseselerinin "ürettikleri malların satış tutarları", "satış hasılatları", "bilanço karları", "özsermayeleri", "ücretle çalışanların sayısı", "net aktif toplamı", "brüt katma değer" ve "ihracat değeri" gibi ölçüler de kullanılmaktadır 3 . Büyüklüklerine göre işletmeler; başlıca şu biçimde incelenebilir 4 . ‐Sıfır grubu veya çok küçük işletmeler, ‐Küçük ve orta ölçekli işletmeler, ‐Büyük işletmeler. Sıfır Grubu veya Çok Küçük İşletmeler Bir işyerinde yalnız başına çalışarak, genel olarak bir meslek, bir sanat yardımıyla faaliyette bulunan kişilerin oluşturduğu işletmelere sıfır grubu işletmeler adı verilmektedir. 3‐5 kişinin çalıştığı işletmeleri ise, çok küçük (cüce) işletmeler olarak tanımlamak olasıdır. Babadan kalma ya da uzun yıllar çıraklık döneminden sonra bu tür mikro işletmeler açılmaktadır. Bu tür işletmelerde çok fazla sermaye gereksinimi olmadığı gibi, işyükü genellikle bir kişinin altından kalkabileceği kadardır. Ayakkabı tamircileri, kuru temizlemeciler ve birçok mahalle bakkalı bu grubta sayılabilir. Son yıllarda özellikle bilgisayar teknolojisinin gelişmesiyle, evinde çalışan (örneğin; bilgisayar proğramcılığı yapan) tek kişilik işletmeler giderek yaygınlaşmaya başlamıştır. Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler (KOBİ) Küçük ve orta ölçekli işletme tanımları ülkeden ülkeye, hatta aynı ülke içinde sektörlere ve bölgelere göre ya da ilgili kurumların amaçlarına göre farklılıklar göstermektedir. Örneğin; ABD'de bir sanayi işletmesinde istihdam edilen işçi sayısı 250 ve daha az ise, o işletme küçük işletme sayılmakta, çalışan sayısı 1000'i aştığında, büyük işletme olarak benimsenmektedir. Avrupa Birliği'nde ise, 20 çalışana sahip olan işletmeler küçük işletmeler, 21‐99 arasında çalışana sahip olan işletmeler orta ölçekli işletmeler ve 100'ün üzerinde çalışana sahip olan işletmeler de büyük işletmeler olarak değerlendirilmektedir. KOBİ Kapsamı Ülkemizde bu konuda birliktelik oluşmamıştır. Farklı kurumların yapmış oldukları değişik sınıflandırmalar sözkonusudur. DİE'ne göre, 1‐24 işçi çalıştıran işletmeler küçük, 25‐100 arası işçi çalıştıranlar orta ölçekli ve 100'den fazla işçi çalıştıranlar da büyük işletme olarak belirtilmektedir 5 . Ülkemizde KOBİlere yönelik olarak faaliyette bulunan KOSGEB (Küçük ve Orta Ölçekli Sanayiyi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı), personel sayısı 50 ve daha aşağı olanları küçük işletme, 51‐150 arası personel çalıştıran işletmeleri orta ölçekli ve 150'den fazla personel çalıştıran işletmeleri de büyük ölçekli işletmelerdir diye tanımlamaktadır. Sağlıklı bir yapıya sahip KOBİler, her ekonomi için vazgeçilmez bir öğedir. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin ekonomideki işlevlerini dört ana başlık altında toplayabilmek olasıdır. Bunlar 6 ; ‐Kaynak kullanımında etkinlik, ‐Bölgesel dengelerin oluşturulması ve gelir dengelerine katkıları, ‐Yaşam standardını yükseltme, ‐Kültür taşıyıcılığı. Dünyada başarılı olmuş birçok kurum aslında küçük birçok işletmeden oluşmaktadır. Örneğin; Japonların ünlü Toyota'sı aslında küçük 3000'in üzerindeki işletmeden oluşmaktadır. Toyota, bir organizatördür. Bu küçük işletmeler, ürettikleri parçaları, büyük işletmeye satmaktadırlar. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin büyük işletmeler karşısındaki güçlü yanlarını ve ekonomiye katkılarını şu biçimde sıralayabiliriz 7 : ‐Esnek bir yapı ve kolay uyum sağlama yeteneğine sahiptirler. ‐Yeniliklere daha yatkındırlar. ‐Teknolojik değişikliklerle daha az miktarla daha çok çıktı alabilmektedirler. ‐Gelişmiş insan ilişkileri ve örgüt iklimine sahiptirler. ‐Üretimdeki boşlukları çeşitli birimler arasında daha hızlı olarak doldurabilmektedirler. ‐Daha az kurmay personel ve bürokrasi vardır. ‐Bireysel tasarrufların desteklenmesinde yardımcı olurlar. ‐Büyük işletmelere gerekli olan temel malzemeleri daha çabuk üretirler. ‐Rekabetin desteklenmesine yardımcı olurlar. ‐Bölgelerarası dengeli kalkınmaya katkıda bulunurlar. ‐Sınırlı pazar alanlarına sahiptirler. ‐Çabuk karar alma ve rekabet fırsatı elde edilmesini sağlarlar. Bunun yanında küçük ve orta ölçekli işletmelerin büyük işletmeler karşısında zayıf yanları da bulunmaktadır. Bunlar 8 : ‐Satış dalgalanmalarından etkilenirler. ‐Olumsuz rekabet ortamından etkilenmektedirler. ‐Karar almada tek yöneticiye bağımlıdırlar. ‐Bağımsızlığını kaybetme ve batma riski vardır. ‐İşletme içi yapısal yetersizlikleri bulunmaktadır. ‐Mali açıdan gerekli olan rakamları sağlamada güçlük çekerler. ‐Pazarlamaya yalnızca satış olarak bakılır. ‐Yönetim, finans ve üretim konularında yeterli olamamaktadırlar. KOBİ Mevzuatı Ülkemizde KOBİlerin sayısı, tüm işletmelerin sayısının % 99,8’ini ve bu işletmeler de toplam istihdamın % 76,7’sini oluşturmaktadır. KOBİ yatırımlarının, toplam yatırımlar içindeki payı % 38’e ulaşmakta ve toplam katma değerin % 26,5.i yine bu işletmelerce yaratılmaktadır. KOBİlerin toplam ihracat içindeki payları, yıllar itibarıyla değişiklik göstermekle beraber, ortalama % 10 oranında gerçekleşmekte ve bu kesimin toplam banka kredileri içindeki payı % 5’in altında seyretmektedir 9 . KOBİlere yaklaşım her ekonomide önemsenen bir konu olmakla birlikte, bu tip işletmelere yaklaşım tarzı farklılaşabilmektedir (bkz. Tablo 6). Literatüre bakıldığında farklı yaklaşımlar işletme türlerinin tanımlanmasında da görülmektedir. Sınıflandırmada, en çok niceliksel kriterler kullanılmaktadır: Çalışanların sayısı, sermaye miktarı, girdi miktarı, pazar payı vb. Ancak, KOBİlerde bu kriterler yasal mevzuat ve kimlik tanımlamaları için kullanılan göstergelerdir. KOBİler, daha çok, yatırım toplamındaki ve istihdamdaki büyüklüğü, toplam üretimdeki payları, sanayi üretimindeki öncülüğü, milli gelire katkıları, ekonomide işletme sayısındaki payları açısından değerlendirilmesi ve tanımlanması gerekir. Bu bağlamda, ülkemizdeki sorunların temelinde bu konuların ağır bastığı söylenebilir. Yani KOBİlere verilecek önceliklerle birlikte, toplumsal sorunlarımızın önemli bir çoğunluğunun çözüleceği söylenebilir. Tablo 6: Türkiye’de Mevzuatta Kullanılan KOBİ Tanımları 10 KURULUŞ TANIM KAPSAMI TANIM KRİTERİ MİKRO ÖLÇEKLİ İŞLETME KÜÇÜK ÖLÇEKLİ İŞLETME ORTA ÖLÇEKLİ İŞLETME KOSGEB İmalat Sanayii İşçi sayısı ‐ 1–50 işçi 51–150 işçi HALKBANK İmalat Sanayii, Turizm Yazılım Geliştirme İşçi sayısı ‐ ‐ 1‐250işçi Sabit Yatırım Tutarı (Euro) 230.000 230.000 230.000 HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI İmalat Sanayii, Turizm,Tarımsal Sanayi, Eğitim, Sağlık, Yazılım Geliştirme İşçi Sayısı, 1–9 işçi 10–49 işçi 50–250 işçi Yatırım Tutarı, KOBİ Teşvik Belgesine Konu Yatırım Tutarı (Euro) 350.000 350.000 350.000 DIŞ TİCARET MÜSTEŞARLIĞI İmalat Sanayii İşçi Sayısı, ‐ ‐ 1–200 işçi Sabit Yatırım Tutarı (Euro) ‐ ‐ 1.830.000 EXİMBANK İmalat Sanayii İşçi Sayısı 1–200 işçi Bakanlar Kurulu’nca 19.10.2005 tarihinde kararlaştırılan “KOBİlerin Tanımı, Nitelikleri ve Sınıflandırılması Hakkında Yönetmelik”in yürürlüğe konulması; Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın 28.7.2005 tarihli ve 5674 sayılı yazısı üzerine, 3143 sayılı Sanayi ve Ticaret Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında ilgili Kanun KOBİlerle ilgili yasal çerçeveyi ortaya koymaktadır (Geniş bilgi için bkz.
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
).İlgili yasaya göre KOBİlerin tanımı şöyledir: “İkiyüzelli kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hâsılatı ya da mali bilânçosu yirmibeş milyon Yeni Türk Lirasını aşmayan ve bu Yönetmelikte mikro işletme, küçük işletme ve orta büyüklükteki işletme olarak sınıflandırılan ve kısaca "KOBİ" olarak adlandırılan ekonomik birimleri” (Madde 4/b) ifade etmektedir. Yasa, KOBİ tasnifi içerisine giren işletmeleri üç ana kategori içerisinde değerlendirmektedir. Buna göre KOBİler mikro işletme, küçük işletme ve orta büyüklükteki işletme şeklinde sınıflandırılmaktadır (Madde 5). Bununla ilgili olan işletme açılımları şöyledir: Mikro işletme: On kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hâsılatı ya da mali bilânçosu bir milyon Yeni Türk Lirasını aşmayan çok küçük ölçekli işletmeler, Küçük işletme: Elli kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hâsılatı ya da mali bilânçosu beş milyon Yeni Türk Lirasını aşmayan işletmeler, Orta büyüklükteki işletme: İkiyüzelli kişiden az yıllık çalışan istihdam eden ve yıllık net satış hâsılatı ya da mali bilânçosu yirmibeş milyon Yeni Türk Lirasını aşmayan işletmeler. Tablo 7: Yasa Açısından KOBİ Türleri 11 Bağımsız işletme (Madde 8) Ortak işletme (Madde 9) Bağlı işletme (Madde 10) Gerçek veya tüzel kişilerin sahip olduğu ve bu Yönetmeliğe göre ortak veya bağlı işletme sayılmayan bir işletme; Başka bir işletmenin % 25 veya daha fazlasına sahip değilse, Herhangi bir tüzel kişi veya kamu kurum ve kuruluşu veya birkaç bağlı işletme tek başına veya müştereken bu işletmenin % 25 veya daha fazla hissesine sahip değilse, c) Konsolide edilmiş hesaplar düzenlemiyorsa ve konsolide hesaplar düzenleyen başka bir işletmenin hesaplarında yer almıyorsa ve bu nedenle bağlı bir işletme değilse, bağımsız işletme kabul edilir. Bir işletmenin tek başına veya bağlı işletmeleriyle birlikte hakim etki yaratmayacak şekilde, başka bir işletmenin oy hakları veya sermayesinin % 25'inden fazlasına ve % 50'sinden azına sahip olması, yahut kendisinin oy hakları veya sermayesinin % 25'inden fazlasına ve % 50'sinden azına başka bir işletmenin hakim etki yaratmayacak şekilde sahip olması durumunda bunlar ortak işletme sayılır. Sermaye ve oy hakları payından yüksek olan esas alınır. Birinci fıkrada belirtilen % 25 oranı; Kamu yatırım şirketleri, girişim sermayesi yatırım ortaklıkları ve bir işletmedeki toplam yatırımları iki milyon YTL'yi aşmamak şartıyla kendi fonlarını borsaya kote edilmemiş işletmelere yatıran ve düzenli olarak risk sermayesi yatırımlarında bulunan gerçek kişiler veya kişi grupları, Üniversiteler, üniversitelerin kurduğu vakıflar ve kâr amacı gütmeyen araştırma merkezleri, Bölgesel kalkınma fonları da dahil kurumsal yatırımcılar, Yıllık bütçesi onsekiz milyon YTL'den az olan veya nüfusu beşbinden az olan yerlerdeki; belde belediyeleri dahil belediyeler ve köy tüzel kişilikleri, tarafından aşılsa bile bu işletme bağlı işletme ilişkilerine sahip olmaması şartıyla bağımsız işletme sayılır. Bir işletme; Başka bir işletmenin sermaye veya oy haklarının çoğunluğuna sahip olma, Başka bir işletmenin yönetim, yürütme veya denetim kurulu üyelerinin çoğunluğunu atama veya azletme yetkisine sahip olma, c) Başka bir işletmenin hissedarı veya ortağı olup, bu işletmenin diğer hissedarları veya ortaklarıyla yaptığı anlaşma ile bunların oy haklarının çoğunluğunu tek başına kontrol etme hakkına sahip olma, şartlarından en az birini taşıması halinde bağlı işletme sayılır. 9 uncu maddenin ikinci fıkrasında sayılan yatırımcıların; hissedarlık hakları saklı kalmak kaydıyla, söz konusu şirketlerin yönetiminde doğrudan veya dolaylı olarak yer almaması halinde, hiçbir hakim etkinin olmadığı kabul edilir ve bu işletmeler bağımsız işletme sayılır. Ancak söz konusu yatırımcıların bir veya birden fazla işletme ile bağlı işletme ilişkilerinden herhangi birine sahip olması durumunda bunlar bağlı işletme sayılır. Müşterek hareket eden gerçek kişi veya gerçek kişi grupları yoluyla bağlı işletme ilişkilerinden bir veya birkaçına sahip olan işletmeler, faaliyetlerinin bir kısmını veya tamamını aynı piyasa veya yakın piyasalarda gerçekleştiriyorlarsa bağlı işletme sayılırlar. 1980 sonları ve 1990 başlarında, KOBİlerin, gelişmekte olan ülkelerin politik, sosyal ve ekonomik gelişiminde çarpan etkisi gösteren bir potansiyeli olduğu fark edilmiştir 12 . Bu dönemden sonra, az gelişmiş ekonomilerde ekonomik birimler arasındaki işbirliği KOBİlere verilen teşviklerle sinerji oluşturulmaya başlanmıştır. Ancak bu dönemde KOBİler çeşitli işletmecilik sorunlarıyla karşı karşıya kalmışlardır. KOBİlerde Temel İşletmecilik Sorunları KOBİlerde genellikle uzmanlaşmış fonksiyonlar ya yoktur ya da tam anlamıyla olgunlaşmamıştır. İşletme sahibi olan yöneticiler genellikle yönetim konusunda yeterli eğitim sahibi değildirler. KOBİler ister kuruluş aşamasında olsun, isterse faaliyetlerin sürdürülebilmesi ve ek yatırımlar yapılabilmesi için olsun, gerekli finansman kaynaklarını bulamamaktadırlar. Yaşanan finansman sorunlarının arkasında finans kuruluşlarının güven eksikliği karşısında işletme sahiplerinin gerekli teminatları gösterememesi yatmaktadır. KOBİlerin gelişmesinin önündeki en büyük engellerden birisi de bilgiye ulaşma konusunda yaşadıkları güçlüklerdir. KOBİlerin, pazar dalgalanmaları, hammadde fiyatlarındaki değişimler, üretim süreçlerindeki yenilikler, idari düzenlemeler, kredi imkânları gibi sürekli bilgi akışını gerektiren faaliyetlere dayalı olduğu düşünülürse bilgi akışının önemi ortaya çıkar. Ayrıca, KOBİlerin yenilik yaratma ve teknolojik gelişme konusundaki üstünlükleri bilinmektedir. Bu üstünlükler ancak uygun finansman temin edildiği, uzman personelin bulunduğu, yeni teknolojilerin üretim sistemlerine uyumunun sağlandığı sürece devam edecektir 13 . Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin temel sorunlarını beş ana grupta toplamak mümkündür. Bunlar; işletmelerin üretim, pazarlama, finans, insan kaynakları ve kalite sorunları olarak sıralanabilir. KOBİlerde sıkça rastlanılan bu sorunlara aşağıda kısaca değinilmiştir. Üretim Sorunları KOBİlerdeki yaygın üretim şekli ana bir işletmeye bağlı olarak (ulusal ya da uluslararası işletmeler) üretim faaliyetinde bulunmaktadır. Bu üretim dokusu işletmelerde risk ve belirsizlik faktörünü önlemekle birlikte, gelişim ve büyüme için negatif bir etki oluşturmaktadır. Böyle bir üretim dokusu KOBİlerde kaçınılmaz olarak bağımlılık oluşturmakta ve yeni arayışların önüne geçmektedir. Türkiye bugün, teknoloji üretemeyen bir ülke durumundadır. Türk işletmeleri ancak, bünyelerine uygun imalat yöntemlerini almakta ve uygulamaktadırlar. Bu yöntemleri de dışarıdan, lisanslama, knowhow (teknik bilgi) vb. yollarla, büyük ücretler karşılığında satın almaktadırlar. Bu nedenle, öncelikle teknolojiye önem verilmesi gerekmektedir. Üretim kapasitesinin yetersizliği de, diğer bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Öte yandan, KOBİlerin bazen sınırlı bir pazara hitap etmeleri nedeniyle, ellerindeki makinalar atıl durumda kalmakta, kullanılamamaktadır. Bu da işletmenin verimliliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Tüm bunlara ek olarak, KOBİler Gümrük Birliği’ne girilmesiyle kalite ve standardizasyon konusunda da önemli zorluklar yaşamaktadırlar. Eski teknolojilerin kullanılması, KOBİlerin dış pazarlardaki rekabet gücünü azaltmaktadır. Bugün, CE işareti ve ISO 9000 standartları, yüksek maliyetle elde edilmekte ve detaylı çalışmaları gerektirmektedir. Bunun için de, Türkiye’de gerekli test laboratuarları kurulması ve geliştirilmesi gerekmektedir. Henüz, bu konularda KOBİlerimize destek verebilecek kurum sayısı ise yok denecek kadar azdır 14 . Pazarlama Sorunları KOBİler, yeni pazarlara açılmada ve onları tanımakta zorluk çekmekte, öte yandan, bu mamullere ihtiyacı olan kişi ve kuruluşlar da, üretici ve tüketiciye yönelik bilgileri bulamamaktadırlar. KOBİler, tüketicilerin zevk ve tercihlerindeki hızlı değişmeleri izlemede ve bu değişikliklere ayak uydurmada da başarılı değildirler. Özellikle, sosyal ve ekonomik koşullardaki değişiklikler işletmelerde ciddi sorunlara yol açmakta, hatta işletmeleri başarısızlığa itmektedir. Pazar araştırmalarına gereken önemin verilmemesi, özellikle uluslararası pazarlara açılma sürecinde KOBİlerin olumsuz yönde etkilenmelerine ve sonuçta başarısız olmalarına neden olmaktadır. Ayrıca KOBİler, tanıtımlarını sağlayacak reklam yapabilme gücünden de yoksundurlar. Üretim örneklerinin teşhir ve sergilenmesinde çeşitli zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Bunun yanı sıra KOBİler, değişime uyum sağlama, değişimi tahmin ve değişimi üretme konuları için, ar‐ge çabalarına girememektedirler. Oysa arge’nin, değişimi izleme, değişimi gerçekleştirme ve değişimi işletmeye kazandırma gibi işlevleri bulunurken, aynı zamanda KOBİler için bir rekabet aracı işlevi de vardır 15 . Küreselleşme olgusu, büyük işletmelerin yeni pazarlara rahat mobilizasyon sağlarken, büro açmak, distribütör bulmak, vb. faaliyetler için gereken kaynaklara sahip olmayan KOBİlerin rekabet edebilmelerini zorlaştırmaktadır. Bugüne kadar en belirgin pazarlama sorunu, ürettikleri ürünün satılabilmesi için hedef kitleye ulaşabilmelerini sağlayacak pazarlama kanallarından yoksun olmaları iken, bu aşamadan sonra eticarete geçiş sürecine uyum sağlamaları ve bu yönelimli işletmelerle rekabet edebilmeleridir. E‐ticaret KOBİler için, yeni pazarlara erişmek ve rakipleriyle rekabet etmek konusunda çok önemli olanaklar sunmaktadır. İnternet üzerindeki sanal mağazalar, KOBİlere etkili ve ucuz bir pazarlama kanalı sunarak uzak coğrafyalardaki müşterileri hedefleyebilmelerini sağlamaktadır. KOBİler böylelikle yüksek yatırım ve harcama yapmak zorunda kalmadan birçok pazara girebilme, bu pazarlarda hızlı, ucuz ve kaliteli ürün sunabilme fırsatına kavuşabilmektedir. Bununla birlikte, gerek KOBİlerin üretime dönük yapıları gerekse yaşanan ekonomik krizler, internet teknolojilerine yatırım yapmalarını ve kaynak ayırmalarını zorlaştırmaktadır. KOBİlerin e‐ticaret olanaklarından yararlanma oranları özellikle Finlandiya, İtalya, İngiltere, İsveç gibi ülkelerde çok yüksek boyutlarda iken ülkemizde web ve ilgili teknolojileri kullanarak ürettiklerini satan KOBİ örnekleri oldukça azdır 16 . Finans Sorunları Kuruluş aşamasında olan KOBİler ağırlıklı olarak özkaynak kullanmaktadır. Yeterli özkaynağa sahip olmayan isletmeler yeni yatırımlarını gerçekleştirmede ve büyümelerinin finansmanında kaynak sağlama sorunuyla karsılaşmaktadır. KOBİlerin kendi yapılarından kaynaklanan temel finansman sorunu özkaynak yaratamamaktır. Özellikle kuruluş aşamasında yeterli özkaynağın bulunmaması girişimcilerin önünde büyük bir engeldir. Kuruluş aşamasından sonra ilk yıllar işletmelerin varlıklarını devam ettirmeleri açısından önemlidir. Bu tür işletmeler varlıklarını büyük bir riske attıkları söylenebilir. Ancak, kuruluşu takip eden ilk yılları başarılı olan işletmeler daha sonraları piyasa koşullarına kolayca uyum gösterebilir. Bu bağlamda, banka faizlerinin yüksek olması bu tür işletmelerin daha kısa vadeli borçlanmalara gitmelerine neden olmaktadır. Özkaynakla finansman doğrudan ortaklardan sağlanabileceği gibi sermaye piyasası yoluyla da sağlanabilmektedir. İMKB'de faaliyet gösteren KOBİ boyutunda isletmeler için bulguların Türkiye'deki KOBİleri temsil edemeyeceği konusunda argüman geliştirilebilir. Çünkü İMKB'de faaliyet gösteren KOBİ boyutunda isletmelerin büyük çoğunluğu personel sayısı esasında KOBİ tanımlamasına uysa da, ortaklık yapısındaki bağımsızlık düzeyi, toplam satış hacmi, toplam aktif büyüklüğü, pazar payı gibi diğer kriterler açısında gerçek KOBİ profiline uygun değildir. Bu noktada yapılması gereken, İMKB dışında kalan KOBİleri dikkate alarak yapılan bir analizdir. Fakat Türkiye'de İMKB dışında isletmelerin finansal tabloları halka açık değildir17. Bu anlamda, KOBİlerin finansman sağlama ve güvenilirlik önemli bir sorun olmakla birlikte, en önemli sorunun finans piyasalarındaki KOBİlere yönelik kullandırılan finansman maliyetlerinin yüksek oluşudur18. Çünkü KOBİler, küçük olma özelliğinden dolayı büyük ölçekli isletmelerden daha yüksek faiz oranı ile çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu eşitsizliğin giderildiği ve KOBİlerin büyük ölçekli isletmelerle aynı düzeydeki sermaye maliyeti şartları altında çalışması durumunda ekonomide adil rekabet ortamının sağlanması mümkündür. Bunun için KOBİlerin teminat gösterme zorluğu bir ölçüde giderilmeli ve devlet desteği ile kredi maliyetinde eşitlik sağlanmalıdır. Türkiye ile AB ülkelerindeki KOBİlere kullandırılan krediler arasında oldukça anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Türkiye’de bu tip işletmelere kullandırılan kredilerin payı %3 iken bu oran Almanya’da %35, Fransa’da %48 dolaylarındadır (ABD’de bu oran %42,7’dir)19. Buna karşın ülkemiz KOBİlerinin, ekonomi içindeki istihdama katkısı oldukça yüksektir (%76.7) ve bu katkı zamanla daha da büyüme eğilimi göstermektedir. İnsan Kaynakları Sorunları DPT’nin KOBİlerdeki insan kaynağı profilinin geliştirilmesine yönelik ortaya koyduğu hedefler şu şekilde özetlenebilir 20 : “KOBİlerin nitelikli personel ihtiyacını karşılamak üzere eğitim kurumlarının belirlenecek meslek standartları dahilinde eğitim vermesi sağlanacak, mevcut eğitim programlarının kalitesi yükseltilecek, kapasitesi artırılacaktır. Hayat boyu eğitim ve öğretim kavramlarının yerleşmesini sağlayacak eğitim programları geliştirilerek, aktif işgücünün niteliklerinin, gelişen ve değişen ürün ve üretim süreçleri çerçevesinde şekillenen piyasaların taleplerini karşılayacak şekilde sürekli olarak geliştirilmesi sağlanacaktır”. Gelişmiş ülkelerde işgücü ve sermaye yeterli miktarlarda bulunduğu için, bu ülkeler işgücünü tam istihdam seviyesinde, sermayeyi de tam kapasitede kullanarak kolayca sermaye kullanımı ile istihdam arasında denge kurabilirler. Buna karşılık gelişmekte olan ülkelerin işgücü yeterli olmakla birlikte sermaye düzeyleri yetersiz olduğu için, bu ülkeler sermayelerini verimli kullandıklarında bile, bu sermayenin bütün işgücünün istihdamına yetmemesinden dolayı, işgücünün ancak belli bir kısmının istihdam edilmesi mümkün olabilmektedir. Bu bağlamda, yabancı sermayenin ülkemize gelmesi (tercihen doğrudan yatırım olarak) sermaye açığının kapanması ve dolayısıyla istihdam sorunlarının çözümüne de katkı sağlayacaktır. Kalite Sorunları KOBİlerin önemli hale getiren unsurların başında, yıkıcı rekabetle karşı karşıya kaldıklarında, pazar boşluklarını bularak buralara mobilize olmalarıdır. Ancak, küresel teknolojik gelişmelere rağmen, kendi bünyelerinde ve işbirliği içinde bulunduğu sektörde teknolojik düşünme ve uygulamalarındaki eksiklikler varlığını sürdürmektedir 21 . Yapılan bir araştırmada 22 , sanayileşmeye ve pazar odaklı olmaya çalışan KOBİlerin, büyük işletmeler gibi teknolojik gelişmeleri ortaya çıkarma ve uygulamalara yansıtma yeteneklerinin olmadığı ve bu yüzden de büyük işletmeler karşısında rekabet avantajını yitirmelerine neden olduğu ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda, KOBİlerde daha çok maliyet avantajı (teknoloji, işgücü) ve kullanımının bilinmesi gibi gerekçeleriyle sıradan teknolojiler kullanılmaktadır. Ortalama olarak, Türk KOBİleri geleneksel metotlarla yerel ya da ulusal piyasaya yönelik üretim dokusuna sahiptir. Ancak, şu da bir gerçektir ki; yerel pazarlarda özellikle AB işletmelerinin birçoğunun ürünleriyle rekabet içinde oldukları bilinen bir gerçektir. Burada ortaya çıkan en belirgin sorun, ürün kalitesinde ortaya çıkmaktadır. Örneğin, ürünlerin algılanan kalite bir tarafa, beklenen kaliteyi tatmin edememesi; estetikten uzak olması; satış sonrası ciddi sorunların yaşanması (yeni satın alınan bir ürünle ilgili şikayette “satın almasaydınız” cevabını alabilirsiniz); mevcut üretim teknolojisinin sürekli iyileştirilmesi yerine maksimum ekonomikliğinin düşünülmesi; danışmanlık, seminer, konferans gibi eğitim programlarından yararlanmama; klasik yöntemler kullanma; ar‐ge’ye pay ayırmama; ar‐ge personeli istihdam etmeme; bilgi üretimi olmadığı için katma değeri olmayan düşük kaliteli ürünler üretme vb. sorunların doğrudan adresi yetişmiş insan gücü ile ilgilidir. Bu alanda yeteri kadar yatırım gerçekleşmediği için, fikri mülkiyet kavramı gelişmemiş ve yetişmiş işgücü katma değeri düşük yerlerde istihdam edilmektedir. Bunun sonucu olarak, teknolojide yurt dışına bağımlılık artmıştır. Türk KOBİlerinin genelinin AB tüketicisine hitap edecek çeşit ve kalitede ürün üretebilecek durumda olmamaları nedeniyle, Şubat 2001 krizinin getirdiği kur avantajı ihracat için üretime yönelme imkânı sağlayamamış ve bu dönemde kapanan işletme sayısında artış gözlenmiştir 23 . Bu anlamda, KOBİlerdeki yenilikçi ve kaliteye dayalı işletmecilik anlayışının eksikliği piyasa odaklı olmanın önündeki önemli engeller arasındadır. Bu yüzdendir ki kalite sorunu, KOBİlerin işletme ve pazar performansı ile yakından ilişkilidir. KOBİlerin İşletme ve Pazar Performansı KOBİ girişimcilerinin, genelde yanıldıkları noktalardan biri, finansal performansla işletme performansını birbiriyle karıştırmalarıdır 24 . Finansal değerleme çoğu kez sinerjik etki yaratacak harcamalardan kaçınma anlamına gelmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde bu yüzden iş uygulamalarında bilgi işlem teknolojisinin kullanımı düşük seviyede gerçekleşmektedir. Girişimcilerin bilgisayar teknolojisine çoğu kez finansal tabloların dökümünde kullanılan bir araç nazarıyla bakması buna örnek verilebilir. Bu anlamda, işletmelerde yönetim eğitiminin olmaması ya da eksik olması fırsat maliyetlerini oldukça yükseltmektedirler. Bu durumda, KOBİ girişimcilerinin işletme başarısında kritik başarı faktörlerini elde etmede yönetim farkındalığını yakalamaları olanaksız görünmektedir. Bu yüzden, karar odağındaki kişiler, karar vermede değer temelli düşünme bilgisini kullanmazlar. Türkiye'de KOBİlerin büyük ölçüde fason üretime yöneldikleri, kendi markalarını yaratmakta ve kendi ürünlerini pazarlamakta güçlük çektikleri görülmektedir. Ülke imajının ve markanın olmaması bu isletmelerin rekabet gücünü büyük ölçüde zayıflatmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, küreselleşme sürecinde Türkiye'ye biçilen rol büyük ölçüde ucuz, fason üretim yapılan ülke konumudur. İşletmeler kendi markasını yaratmadığı ve kaliteli üretime önem vermediği sürece bu gelişmeler karsısında rekabet avantajı yakalaması olanaksızdır 25 . Ülkemizdeki ihracat ve ithalat dengesine bakıldığında, çoğunluğu teknoloji yoğun ve yüksek katma değerli malların ithal edildiği, diğer taraftan emek yoğun malların (tekstil hazır giyim) ihraç edildiği gözlemlenmektedir. Türk dış ticaretinde en önemli ihraç ürünü olan tekstil ve hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin büyük bir kısmı küçük ve orta ölçekli atölye tarzı çalışan işletmelerdir. Özellikle sanayileşme ve teknoloji seviyeleri yüksek Avrupa ülkeleri ile rekabet KOBİlerin maliyetleri düşürmelerini ve ileri teknoloji ile kaliteli üretim yapmalarını zorunlu hale getirmiştir. Son yıllarda maliyet avantajları arasında en önemlilerinden olan ucuz işgücü ve hammadde avantajını kaybeden KOBİler artan rekabete uyum sağlamak için yeni teknoloji yatırımlarına ihtiyaç duymaktadır. Bu ise yeni fonların sağlanmasını zorunlu hale getirmiştir. Şekil 4: KOBİlerin Temel Sorunları ve Performans İlişkisi Üretim Sorunları Pazarlama Finansal Sorunlar İnsan Kaynakları Kalite Sorunları KOBİ’LERİN İŞLETME VE PAZAR PERFORMANSI AB'de her türlü koruma yasaklanmış olmasına rağmen ekonomik krizlere uyum gösterme gücü yüksek olan KOBİler vergi kolaylıkları, yatırım teşvikleri, düşük faizli krediler ve hibeler seklinde desteklenmektedir. Birlik, kredilerinin büyük bölümü KOBİlere tahsis ederek finansman açısından desteklemektedir. Küreselleşme sürecinde Türkiye'de uygulanan teşvikler ise genelde yatırım ve ihracat teşvikleri şeklindedir 26 . Son yıllarda ülkemizdeki KOBİlerin performanslarının yükseltilmesi için önemli bir takım destekleyici uygulamaların başlatıldığı gözlemlenmektedir. Bu bağlamda, KOBİleri temsil eden meslek kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının, üyeleri ile etkileşimlerini artırmaya yönelik kurumsal kapasite geliştirme çalışmaları desteklenecektir. Söz konusu oluşumların, ulusal ve uluslararası kaynaklardan karşılanacak projelerde bir araya getirilmesi sağlanarak aralarındaki işbirliği düzeyi yükseltilmeye çalışılacak, bu şekilde KOBİlerin daha güçlü ve etkin temsiline imkân verecek ortak görüş oluşturma süreci desteklenecektir 27 . Ülkemizde birçok ekonomik problemin aşılmasında kilit rol oynayan KOBİlerin, birçok sorunlarla karşılaştıkları bir gerçektir. Sorunların çözümünde öncelikli sorunların belirlenmesine ve önem sırasının tespitine bağlıdır. KOBİlerin, devletin ilgili kurumları, finans kurumları, üniversiteler ve ilgili diğer kuruluşlarla iletişim kopukluğu ve bunun getirdiği problemler performanslarını azaltan unsurlardır. Bu değerlendirmeler göz önünde bulundurulduğunda KOBİlerin işletme ve pazar performansı etkileyen unsurlar Şekil 4’de gösterildiği şekilde ifade edilebilecektir. Büyük işletmeler İşletme bilimi açısından büyüklük ya da işletme iriliği, sermayenin yanında kimi maddi ve manevi nedenleri de içine alır. Aslında iş yaşamında yükümlülüklerini zamanında yerine getiren başarılı işletmeler aynı zamanda büyük işletme olmaya aday işletmeler olarak nitelendirilir. Büyük işletmeler, kredi sağlanması, üretim, pazarlama ve rekabet açılarından daha avantajlı olmaları nedeniyle, girişimci, işletmesinin büyümesini, hiç değilse dışarıya karşı büyük görünmesini arzulamaktadır. Büyük işletmelerde sermaye olanakları ve yönetimde çok aşamalı işbölümü ve uyumlaştırmaya dayanan organizasyon olanaklarına göre, teknolojinin sağlamış olduğu koşullar yanında monopolcü bir durum yaratılıp yaratılmaması, işletme büyüklüğünün sınırlarını belirlemede önemli bir rol oynamaktadır 28 . Gerçekte ülke ekonomilerinin can damarını büyük işletmeler oluşturmaktadır. Teknolojik gelişmeler sonucu işletmelerin yapısı, üretimi, sermayesi ve işgören sayısı hızla büyümektedir. Çeşitli sektörlerde faaliyette bulunabilmek zorunlu olarak bir büyüklüğü gerektirmektedir. Çimento, petro‐kimya, lastik, entegre tekstil, otomobil, dayanıklı tüketim malları gibi alanlarda genelde büyük işletmeler başarılı olabilmektedir. Büyük işletmelerin güçlü yanlarını şu biçimde sıralayabiliriz 29 : ‐Üretilen mal ve hizmetin nicelik ve niteliği artar. ‐Teknolojik gelişmeler sonucu oluşturulan yeni makina ve araçların satın alınması için gerekli krediyi kolaylıkla bulunabilir. ‐Yeni teknoloji ile çoğu kez seri üretime geçilerek ürünlerin birim maliyetleri düşer. ‐Tüketiciye daha ucuz ve kaliteli mal sunulabilir. (Böylece işletmelerin hem sosyal amaçları gerçekleşir, hem de sürüm hacminin yükselmesi nedeniyle işletmenin kazanç oranı da artar.) ‐İşbölümü ve uzmanlaşma büyük ölçüde uygulanır. (Rasyonel bir yönetim anlayışı benimsenir. Kararlar çoğu kez birden çok yönetici tarafından ve demokratik biçimde alındığından daha etkindir. Yönetimde planlamaya daha geniş yer verilir. Geleceğe ilişkin araştırma ve incelemeler yapılır. İstatistiksel verilerden yararlanılarak planlamacılar tarafından ileriye dönük yerinde kararlar alınır. Ayrıca işgörenlerin eğitim ve yetişmesine olanak sağlanır.) ‐İşlerin ve üretilen malların standardizasyonu kolaylıkla sağlanır. Makinalaşma yoğun olduğundan üretimde standardın sağlanması zor değildir. İşletmeler büyüdükçe, birçok ciddi sorunlarla da karşılaşmaktadırlar. Bunlar ise, büyük işletmelerin zayıf yanları olarak şöyle sıralanabilir 30 : ‐Artan üretimin tüketicilerin sürekli değişiklik gösteren isteklerine uydurulması güçleşir. Üretim programlarının değiştirilmesi güçtür ve zaman alır. ‐İşletmenin en üst düzeyinde bulunan genel müdür, müdürler, bütün bölümleri kapsaması gereken genel ve tarafsız görüşlerini yitirirler. İşletmenin içinde olup bitenler konusunda bilgi ele geçirememe durumuna düşerler. ‐Büyük işletmelerde çalışanların görevlerini ve yetkilerini sınıflandırmak, aralarında yetki ve sorumluluk açısından basamaklar oluşturmak yorucu örgütleme çalışmalarını gerektirir, bürokrasiyi artırır. ‐Üretim miktarı gerektiğinden fazla artırılırsa, malların bir kısmının satılmayıp elde kalması tehlikesi belirebilir. ‐İşletmelerin fazla büyümesinin bir takım kültürel ve sosyal sakıncaları da vardır. Örneğin; işletme büyüdükçe, işgörenler arasındaki yakınlık ve işbirliği duyguları azalır. PAZAR ALANLARINA GÖRE İŞLETMELER İşletmeler, pazar alanlarına göre sınıflandırıldığında, başlıca dört grupta incelenebilir. Bunlar 31 : ‐Ulusal İşletmeler ‐Uluslararası İşletmeler ‐Çok Uluslu İşletmeler ‐Uluslarüstü İşletmeler Ulusal İşletmeler Ulusal işletmeler, bir ülke sınırları içinde üretim ve pazarlama faaliyetinde bulunan işletmelerdir. Bunlar, herhangi bir uluslararası faaliyette bulunmazlar. Genellikle, yerel gereksinimleri karşılamaya yönelmişlerdir. Çoğunlukla, ülke içine yönelik olarak faaliyette bulunmak, uluslararası faaliyette bulunmanın getireceği bilgi, sermaye ve diğer üretim faktörlerinden daha azını gerektirdiği için, bu alanda çalışmaktadırlar. Uluslararası pazarlarda faaliyette bulunmak, en az iki ülkenin mevzuatı, teşvikler, sınırlamalar, tüketicilerin özelliklerini bilmeyi gerektirmektedir. Bu işletmeler ise, gerek sermaye, gerekse yönetim yapısı olarak kendilerini yeterli görmediklerinden ya da bulundukları alanda iyi bir yere sahip olduklarından uluslararası pazarlarla ilgilenmemektedirler. Uluslararası İşletmeler Uluslararası işletme, ithalat‐ihracat ve başka ülkelere lisans vermekten, değişik ülkelerde üretimde bulunmaya kadar çeşitli faaliyetlerle uğraşan işletmeleri kapsamaktadır. Bu işletmeler, dış ülkelerde faaliyet göstermekle beraber, dışarıda sınırlı yatırımları olan ve çoğunlukla ana işletmenin yönetimi, işletmenin ülkesinin vatandaşının elinde bulunan işletmelerdir. Bir işletme, ürettiği malları diğer ülkelere pazarlayarak ya da diğer ülkelerin üretmiş oldukları ürünleri kendi ülkesinde pazarlayarak faaliyette bulunabilir. Bu tür işletmelerin faaliyetleri en az iki ülkenin sınırları arasında gerçekleşmektedir 32 . Uluslararası işletmenin herhangi bir ülkede bir ana işletmesi ve çeşitli ülkelerde de birbirine koordine edilmiş üretim ve satış üniteleri vardır. Ana işletme, ulusal ve uluslararası faaliyetler arasında fark gözetmeksizin tüm faaliyetleri yönetir. Çok Uluslu İşletmeler Çok uluslu işletmeler, uluslararası işletmelerden daha büyük ve kendine özgü özelliklere sahiptir. Yabancı ülkelerdeki üretimi, kârı veya işgöreni, toplam üretiminin, kârının veya işgöreninin önemli bir miktarını oluşturuyorsa, bu tür işletmeler çok uluslu sayılır. Bu işletmelerden bazılarının yıllık gelirinin, birçok geri kalmış ülkenin milli gelirinden daha fazla olduğu söylenebilir 33 . Çok uluslu işletmelerin bazı özellikleri şunlardır 34 : ‐Sermaye payları iki veya daha çok ülkeye yayılmıştır. ‐Üst düzey yöneticiler genel merkezden sağlanmaktadır. ‐Her ülkedeki birim belli bir bağımsızlık içinde çalışır, ancak uzun dönemli amaç ve politikalar genel merkezde oluşturulur. ‐Üretim, birçok ülkede birden sağlanır ve bunlar toplam üretim içinde çoğunluğu oluşturur. ‐Gittikleri ülkenin kalkınma ve ekonomik sorunlarını gözönünde bulundurmadan yalnızca kendi kâr ve çıkarlarını düşünürler. Çok uluslu işletmeler birçok açıdan (satış hacmi ve kar, hitap edilen pazarlar ve dış ülkelerdeki kuruluşlarının yeri gibi) birbirlerinden farklı olmakla birlikte, bazı ortak noktalara da sahiptirler. İlk olarak, çok uluslu işletme, çeşitli ülkelerde yer alan, mülkiyeti kısmen ya da tamamen kendisine ait üretici ya da pazarlamacı bağlı kuruluşlardan oluşan bir şebekeye sahip bir girişimdir. Kuruluşlar, ana şirkete ve birbirlerine ortak mülkiyet ve strateji ile bağlıdırlar. Ana işletme bağlı kuruluşları, her birine dağıttığı kaynaklar (sermaye, teknoloji, patent ve insan kaynakları gibi) ve herbirinin kısa ve uzun dönemli plan ve bütçelerini onaylama hakkı aracılığıyla denetler. Bu tür işletmelerin bir başka özelliği ise, çok sayıda yabancı bağlı kuruluşlara sahip olmalarıdır 35 . İlk çok uluslu işletme, 1929 yılında Unie Margarin adlı bir Hollanda işletmesiyle Lever Kardeşler adındaki bir İngiliz İşletmesinin birleşmesiyle Ünilever adıyla ortaya çıkmıştır. Yine Hollanda'lı ve İngiltere'li ortaklardan oluşan Shell'de bir başka çok uluslu işletmedir. Tüm dünyada adını duyurmuş olan çok uluslu işletmelerin bazıları şunlardır: IBM, Toyota, General Electric, AEG, SONY vb. Uluslarüstü İşletmeler Uluslarüstü (transnational) işletmeler veya uluslarötesi işletmeler, hammaddeyi uygun herhangi bir ülkede sağlamakta, işçiliği ucuz olan başka bir ülkede üretimi gerçekleştirerek, mamulü başka bir ülkenin pazarında satışa sunabilmektedir 36 . Dünya ticaretinin hızlı bir değişme ve gelişme göstermesi, yeni mal ve hizmetlerin pazara sunulması, faaliyetlerin daha ucuz ve kaliteli yapılmasını zorunlu kılmıştır. Artık pazardaki rekabet uluslararası olmaktan çıkmış, çok daha karmaşık bir duruma gelmiştir. Bu nedenle, işletmeler faaliyetlerini gerçekleştirirken, bir çok değişkeni hesap eder duruma gelmişlerdir. Günümüzün hızla değişen tüketici ve diğer pazar özellikleri, işletmeleri de bu tür çok yönlü arayışlara yönlendirmiştir. Özellikle son yıllarda ortaya çıkmaya başlayan bir işletme türü olan uluslarüstü işletmeler, gelecek yıllarda yaygınlık kazanabilecektir. ÜRETTİKLERİ MAL/HİZMET CİNSİNE GÖRE İŞLETMELER İşletmeler faaliyet konuları gereğince bir mal üretip pazarlayabilecekleri gibi, insanların gereksinim duyduğu hizmetleri de sunuyor olabilmektedirler. Gereksinim duyduğumuz fiziki olarak algılanabilen, ekmek, giyecekler, otomobil, bilgisayar gibi ürünleri üretenler mal üreten işletmeler içinde sayılmaktadır. Bu grup kendi içinde endüstriye dönük mallar veya tüketicilere/perakendecilere dönük mallar olarak da ayrılabilmektedir. Üretilen mal çeşidine göre işletmeler dayanıklı mal üreten ve dayanıksız mal üretenler olarak da ayrılıp incelenebilmektedir. Temel bir ayırım olarak, işletmeleri; mal üreten işletmeler ve hizmet üreten işletmeler biçiminde incelemek olasıdır 37 . Mal Üreten İşletmeler Bir işletmenin ürettiği ya da pazarladığı mallar bir başka işletmenin üretim sürecinde gerekli olan özellikleri taşıyabilir. Kimi zaman da üretilen ve pazarlanan mallar direkt olarak kullanıcıların gereksinimlerini karşılayabilecek özellikler taşımaktadır. Endüstri Malı Üreten İşletmeler Petro‐kimya işletmeleri, rafineriler, demir‐çelik işletmeleri gibi kendilerinden sonraki üretici işletmeler için üretim yapan işletmelere endüstri işletmeleri denilmektedir. Genel olarak bu işletmeler, hammadde ve malzemeyi üretim sürecinde şekil, fiziki nitelik ve kimyasal özellik yönünde değişikliğe tabi tutarak yeni ve farklı mal biçimine dönüştürmektedirler. Örneğin; Seka, kendinden sonraki işletmelerin üretimde bulunabilmeleri için çok değişik miktar ve kalitede kağıt üretmektedir. Tüketim Malı Üreten İşletmeler Bu tür işletmeler genelde kendinden sonraki işletmeler için değil, tüketiciler için üretim yapan nihai işletmelerdir. Örneğin; bir ayakkabı fabrikasının yaptığı ayakkabılar, hazır giyim imalatçılarının ürettiği elbiseler bu gruptaki mallara örnek olarak verilebilir. Hizmet İşletmeleri Hizmet işletmeleri, başkalarının gereksinimlerini karşılamak amacıyla öncelikle hizmet üreten ve pazarlayan ekonomik birimlerdir. Hizmet kavramı soyut bir nitelik taşıdığından, faaliyet alanı hizmet üretmek ve pazarlamak olan kuruluşları tanımlamak, birtakım güçlükler taşımaktadır. Hizmet sektörü çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Bu nedenle, hizmet işletmeleri, çok sayıda ve değişik alanlarda faaliyet göstermektedirler. Bunlar; konaklama işletmeleri, eğlence hizmetleri, bakım hizmetleri, özel sağlık hizmetleri, özel öğretim ve eğitim hizmetleri, danışmanlık hizmetleri, sigorta ve finans hizmetleri, taşıma ve iletişim hizmetleri gibi, çok geniş bir alanda faaliyet göstermektedirler. Oteller, emlakçılar, spor klüpleri, sinemalar, konser salonları, restoranlar, kuru temizlemeciler, kuaförler, tamirciler, doktor, avukat, eğitim kurumları, bankalar, döviz büfeleri, oto kiralama şirketleri, seyahat acentaları, posta ve telefon işletmeleri, kamu kurum ve kuruluşları, vakıflar ve belediyeler hizmet üreten kuruluşlar içinde yer almaktadırlar. MÜLKİYET DURUMLARINA GÖRE İŞLETMELER Böyle bir sınıflandırmaya gidilmesi, özellikle ülkemizde olduğu gibi karma ekonomik yapıya sahip ülkelerde önem taşımaktadır. Bu ayırımdaki temel amaç, işletmenin kuruluş ve faaliyetinin devamında hayati önemi olan sabit sermaye ve işletme sermayesinin kaynaklarındaki farklılıkları görebilmektir. İşletmeleri, sahiplerine göre, başka deyişle, sermayenin kime ait olduğuna göre sınıflamaya tabi tutmak gerektiğinde, genel olarak dörtlü bir sınıflama sözkonusu olmaktadır. Bunlar 38 ; ‐Özel işletmeler, ‐Kamu işletmeleri, ‐Karma işletmeler, ‐Yabancı sermayeli işletmeler. Özel İşletmeler Bu tür işletmelerde üretim araçlarının mülkiyeti, özel ve tüzel kişilere aittir. Ekonomik yapı ve siyasi sistem uygun olduğu takdirde, özel işletmeler her konuda faaliyetlerini sürdürebilirler. Özel bir şirket, fabrika, banka bu tür işletmelere örnek olabileceği gibi bu işletmelerin kâr veya zarar etmesi işletme sahiplerini ilgilendirir. Kamu İşletmeleri Sermayenin tamamı veya yarısından fazlası devlete ait olan işletmelerdir. Devlet çeşitli nedenlerle işletmeler kurmakta ya da kurulu bulunan bazı işletmeleri devralarak işletmektedir. Genel olarak topluma hizmet esasını güden bu tür durumlarda bir işletmenin yarıdan fazlasının devlete ait olması tipik bir özelliktir. Bu tür kuruluşları, belediyelerin de kurdukları görülmektedir. Bu işletmelerde toplumsal fayda esas alınmaktadır. Demir, deniz ve havayolu, posta, elektrik kurumu, Ziraat Bankası gibi işletmelerimiz buna örnektir. Ancak, son zamanlardaki özelleştirme uygulamaları kapsamında bu tür işletmelerden artık merkezi idareler ellerini çekmeye başlamışlardır. Sözkonusu bu işletmeler, çeşitli nedenlerle gereği gibi yönetilemediği için, büyük zararlar etmektedirler. Bu ise, merkezi idarelere büyük yükler getirmektedir. Dünyadaki genel eğilim, kamu işletmelerinin özelleştirilmesi yönündedir. Özel işletmelerin ilgi duymadığı, ancak toplum için yerine getirilmesi zorunlu olan mal ve hizmet üretimini gerçekleştirmekle, kamu işletmeleri önemli bir boşluğu doldururlar. Ülkemizde devlet, farklı yasal kimlikleri olan bir çok işletmeye sahiptir. Bu işletmelerin resmi bir sınıflandırması bulunmadığından, konuyla ilgilenen kuruluşların ve araştırmacıların kamu işletmelerini kendi içinde çeşitli bölümlere ayırdıkları görülmektedir. Bunlardan bazılarını belirtmek gerekirse; ‐Sosyal güvenlik kuruluşları (T.C. Emekli Sandığı, Bağ‐Kur, SSK), ‐Döner sermayeli işletmeler (Başbakanlık Basımevi, Sağlık Bakanlığı Hastaneleri vb), ‐Özel bütçeli devlet işletmeleri (Spor‐Toto, Milli Piyango, MTA vb) ‐Yerel yönetim işletmeleri (Belediye tanzim ve satış mağazaları, belediye ekmek fabrikaları, su, havagazı işletmeleri vb.) ‐Kamu İktisadi Teşebbüsleri, ‐İktisadi Devlet Teşekkülleri (T.M.O, D.M.O, Sümerbank vb.) Bunlardan birkaçını daha ayrıntılı bir biçimde incelemek olasıdır. Döner Sermayeli Kamu Kuruluşları Döner sermaye kavramı, finansman ve muhasebede kullanılan işletme sermayesi kavramıyla eş anlamda değildir. Buradaki döner sermaye, ticari ve endüstriyel nitelikteki bir işin yürütülmesi amacıyla bütçeden ayrılan sermaye anlamındadır. Bu sermaye ile ek nitelikteki ticaret ve üretim faaliyetine ilişkin hammadde, malzeme alımları ile işçilik ve uzmanlık ücretlerinin ödenmesi öngörülmüştür 39 . Döner sermayeli işletmeler, devletin genel bütçesinden ayrılan sermaye ile kurulan ancak tüzel kişiliğe sahip olmayan kamu işletmeleridir 40 . Başka deyişle, döner sermayeli işletmeler, genel ve katma bütçeli kuruluşların genel idare ilkelerine göre yönetilmesi olanağı bulunmayan üretim ve ticaret çalışmalarını sürdürebilmek amacıyla kurulan birimlerdir. Döner sermayeli kuruluşların oluşturulmasındaki asıl amaç, genel ve katma bütçeli idarelere belirli ölçülerde esneklik getirmektir. Sattıkları mal ve hizmetlerden sağlanan gelirler, döner sermayeli kuruluışların bütçelerinde önemli bir yere sahiptir 41 . Döner sermayeli işletmelerin tüzel kişilikleri yoktur ve bağlı bulundukları kurumun tüzel kişiliği ile anılırlar. Başbakanlık Basımevi, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığına bağlı hastaneler genel bütçeli idarelere bağlı döner sermayeli işletmelere; Devlet üretme çiftlikleri, Devlet kitapları basımevi, katma bütçeli kurumlara bağlı döner sermayeli işletmelere örnek olarak gösterilebilirler. Özel Bütçeli Kamu Kuruluşları Tüzel kişiliğe sahip olan bu tür işletmeler, özel yasalarla kurulmuşlardır. Yönetim ve denetimleri kendi kuruluş yasalarında belirtilen hükümlere göre yürütülür. Spor‐toto Teşkilatı, Maden Tetkik Arama Enstitüsü, Milli Piyango bu grupta yer alan işletmelere örnek olarak gösterilebilirler 42 . Yerel Yönetim İşletmeleri Belediyelere, il özel idarelerine ve köylere bağlı olarak kurulan ve tüzel kişiliği bulunmayan işletmelerdir. Örneğin; belediyeye bağlı su, elektrik, doğal gaz, şehir içi ulaşım hizmeti gören işletmeler buna örnektir. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) Türk ekonomisinde KİT'lerin çok önemli bir yeri ve rolü vardır. KİT'lerin ortak özellikleri, üretim araçlarının ve yönetimin büyük ölçüde devlete ait olması, çoğunun tüzel kişiliğe sahip olması, yönetim sisteminde merkezcil bir uygulamanın varlığı ve kâr elde etme amacından çok topluma hizmet amacının ön planda tutulmasıdır. Bununla birlikte çağdaş işletmecilik ilke ve bilgilerine göre yönetilen kamu işletmelerinin varlıklarını sürdürmek ve toplumsal amaçlarına ulaşmak bakımından daha büyük şansa sahip oldukları söylenebilir. Türkiye'de KİT'ler 1964 yılında çıkarılan 440 sayılı bir yasa ile düzenlenmiştir. Daha önce 1933 yılında düzenlenen ilk 5 yıllık plan çerçevesinde ekonominin bel kemiğini oluşturan KİT'ler kurulmuştur. O yıllarda kurulan bir Sümerbank ve Karabük Demir‐Çelik fabrikaları gibi. KİT'ler bugün hala önemini koruyarak üretimlerini başarı ile sürdüren kuruluşlardır. KİT'lerin kuruluş nedenleri arasında şunlar sayılabilir 43 : ‐Özel sektörde yer alan işletmeler için pek ilginç olmayan ancak toplumsal ve ekonomik katkı düşüncesi ile az gelişmiş bölgelerde işletme kurmak. ‐Devletin ekonomiye yön vermek, fiyatları denetim altında tutmak ve özel işletmelerin belirli alanlarda tekel kurma eğilimlerini önlemek. ‐Özel işletmelerin büyük yatırımlar için gerekli finansal kaynaklara sahip olmaması nedeni ile stratejik nitelik taşıyan özellikle ağır sanayi yatırımlarına girişmek. 1960'lı yıllardan sonra KİT'lerin türk ekonomisindeki yeri daha açık ve belirgin biçimde ortaya çıkmıştır. Daha önce kurulanlara ek tesisler ilave edilmiş ya da yeni işletmeler açılmıştır. Ne var ki bu işletmelerin bir çoğu, yıl sonunu zararlı kapatmak durumunda kalması nedeniyle, KİT'leri yeniden düzenleme çalışmaları ve önerileri zaman zaman yapılmıştır. Ancak, 20.5.1983 tarihli ve 18052 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 60 sayılı kararname ile KİT'ler yeniden düzenlenmiştir. Buna göre KİT'ler; İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT) ve Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) olarak iki gruba ayrılır. İDT, sermayesinin tamamı devlete ait olan, tüzel kişiliğe sahip, ekonomik alanda verimlilik ve kârlılık ilkelerine göre çalışması gerektiği belirlenen kamu işletmeleridir. Örneğin; Türkiye Şeker Fabrikaları, Türkiye Kömür İşletmeleri, Sümerbank, Türkiye Demir ve Çelik Fabrikaları, TC. Ziraat Bankası, Devlet Yatırım Bankası, Etibank, Devlet Malzeme Ofisi gibi. Ayrıca sermayesinin tamamı ya da %50 den fazlası bu kuruluşlara bağlı olan işletme ya da ortaklıklar da bulunmaktadır. Örneğin Sümerbank'a bağlı Merinos Yünlü Sanayi Müessesesi gibi. KİK'ler ise sermayesinin tamamı devlete ait olan, tüzel kişiliğe sahip, tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmetlerin üretim ve pazarlanması amacı ile kurulan kamu işletmeleridir. Örneğin; Tekel İşletmeleri, TCDD, PTT, Devlet Hava Yolları gibi. Bu işletmelere bağlı sermayesinin %50'den fazlası devlete ait olan işletmelerde vardır. KİK'lerin İDT'den farklılığı, KİK'lerin toplumsal amaçları İDT'lere göre daha ağırlık taşımakta ve kâr amacı ikinci planda yer almaktadır. Türk ekonomisinde çok önemli bir role sahip bulunan KİT'lerin ne yazık ki çok başarılı biçimde yönetildikleri söylenemez. Kuruluş yasalarında ekonomik gereklere ve ticari kurallara göre işletilmeleri öngörülmekle birlikte, çoğu kez politik faktörlerin devreye girdiği, çok verimsiz alanlara yatırımlar yapıldığı, yöneticilerinin sık sık değiştirildiği, çalışan personel sayısının anormal biçimde şişirildiği, uygun bir fiyat politikasının izlenmediği, pazarlama eyleminde yetersiz kalındığı ve özellikle yönetimde dinamik bir karar mekanizmasının çalışmadığı ve bürokrasinin yönetimde olumsuz etkiler yarattığı izlenmektedir 44 . Karma İşletmeler Kamu tüzel kişileri ile özel kişilerin (gerçek veya tüzel) sermayelerini birleştirerek kurdukları karma yapılı işletmelerdir. Bu tür işletmelerde kamu sermayesinin genel olarak yarıdan az olduğu görülmektedir. Dolayısıyla yönetim özel sektörün elindedir 45 . Bu işletmelere özel sektörün ortaklığını çekici kılabilmek için, işletmelerin kârlılığının yüksek olması gerekmektedir. Ayrıca bazı kamu işletmelerinde çalışanları mülkiyete ortak eden hisselerin dağıtılması ile karma ortaklıklar kurulabilmektedir. Buradaki amaç, yönetime katılma yoluyla, çalışanların motivasyonunun yükseltilmesi ve verimin artırılmasıdır. Karma işletmelere örnek olarak; Gübre sanayi A.Ş., Ereğli Demir‐Çelik Fabrikaları, Türk Ticaret Bankası, Migros, Tofaş, Arçelik A.Ş. verilebilir 46 . Yabancı Sermayeli İşletmeler Bu işletmeler, mülkiyeti başka işletmelerin girişimcilerine ait olan kuruluşlardır. Türkiye'de yabancı sermaye girişi çok düşük düzeylerde olmakla beraber 1980 sonrasında önemli artışlar olmuştur47.Yabancı sermayeli işletmeler, yabancı sermaye sahiplerinin ülkedeki özel ve kamu kuruluşları ile işbirliği yaparak kurulabildiği gibi, yabancı girişimler tek başlarına da bu tür işletmeleri kurabilirler. Dolayısıyla bu tür işletmelerin kuruluşları, ülkedeki birtakım özel kanunların izniyle olmaktadır. Türkiye'de yabancı sermayeli işletmelere örnek olarak, "Mobil" ve Uniroyal Lastik Fabrikaları" gösterilebilir 48 . YASAL KİMLİKLERİNE GÖRE İŞLETMELER Ülkemizde türlü yasalar işletmelerin yasal yapılarını düzenlemiş bulunmaktadır. Bu yasalar, başta "Türk Ticaret Yasası" olmak üzere, Borçlar Yasası, Medeni yasa, Kooperatif İşletmeleri Yasası ve İş Yasalarıdır. Bu yasalara bağlı olarak işletmeleri; “Tek Kişi İşletmesi” ve “Şirketler” olarak iki grupta incelemek olasıdır. Tek Kişi İşletmesi Elde ettiği ekonomik kaynakları değerlendirmek isteyen kişi, tek başına bağımsız iş kurma yolunu seçer. Koyduğu küçük sermeyeye kendi emeğini, bilgi ve cesaretini katarak ve riske katlanarak yola çıkan tek kişi, kurduğu işletmenin geliriyle geçimini sağlar. Özellikle bağımsız çalışma arzusunu taşıyan birçok kişi kararlarında özgür, işe bütün varlığı ile bağlanmış, yetkili ve etkili kimsedir. Ancak, bu tür işletmeler gelişmeye ve büyümeye başlayınca sorunlar da ortaya çıkmaya başlar. Tek kişi her işte yeterli bilgiye ve her konuda beklenen uzmanlığa sahip olmayabilir. Konular ve sorunlar kendisini aşabilir. Sermayesi yeterli gelmeyebilir. Üstelik işletmenin geleceği işletme sahibinin ömrüyle sınırlıdır. Yasal bakımdan tek kişi işletmesinin en tipik özelliği borçlulara karşı işletmeye koyduğu sermayenin dışında kendi öz varlıkları ile de sorumlu olmasıdır. Bu kredi sağlama kolaylığı getirirken, risk faktörünü artırmaktadır 49 . Tablo 8: Tek kişi işletmesinin yarar ve sakıncaları Yararları Sakıncaları ‐Kurulması kolaydır. ‐Kazanç bölüşülmez. ‐Yetki tek elde toplanır. ‐Çabuk karar alınmasını sağlar. ‐Değişikliklere daha kolay uyum sağlanabilir. ‐Kişi (işletme sahibi) bütünüyle işine bağlanır. ‐Kişiye saygınlık kazandırır. ‐Vergilendirmede işletmenin zararları kişisel gelirden düşülebilir. ‐Sınırsız mali sorumluluk yükler. ‐Büyüme olanakları sınırlıdır. ‐İşletmenin yaşamı sürekli değildir. ‐Kredi alabilme olanakları sınırlıdır. ‐İşletmenin büyümesi durumunda işletme sahibi yönetimde yetersiz kalabilir. ‐Yetenekli işgücü sağlamada güçlüklerle karşılaşılabilir. Türk Ticaret Kanunu, bir işletmeyi kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiyi tacir olarak tanımlar (md.14). Aynı kanunun 17. maddesinde tanımlanan esnaf ise, tacir olarak kabul edilmemektedir. Ticaret Kanunu ile Vergi Kanunlarımız tacir ve esnaf arasındaki ayırımda daha çok ekonomik çalışmalarda emek ve kapitalin (sermayenin) yoğunluk derecesi ile kazancın miktarını gözönünde tutarlar. İster tacir, ister esnaf olsun, bir kişi tek başına bir işletmenin sahibi ise, bu durumda tek kişi işletmesinden söz edilebilir. Bu tür işletmelerin yararları ve sakıncaları Tablo 8’deki gibi özetlenebilir 50 . Şirketler (Ortaklıklar) Birden çok kişinin emek, deneyim, yetenek ve sermayelerini koyup biraraya gelerek kurdukları işletme türüdür. Ülkemizde şirketlere ilişkin hükümler "Borçlar Kanunu" ile "Ticaret Kanunu"nda toplanmıştır. Borçlar kanunu şirketi, "iki veya daha çok kişinin ortak bir amaca ulaşmak için emek ve mallarını bir anlaşma ile birleştirmek yoluyla oluşturdukları topluluk" olarak tanımlamaktadır. Bir işletmenin şirket olabilmesi için şu özelliklerin bulunması gerekir 51 : ‐Şirketi kuranların (gerçek veya tüzel kişiler) sayısı birden fazla olmalıdır. Bu kişilere ortak, hissedar, şerik veya pay sahibi denir. ‐Ortak bir amaç bulunmalıdır. ‐Ortak amaca ulaşmak için ortaklar arasında bir anlaşma bulunmalıdır. ‐Belirlenen amaca ulaşmak için ortaklar mal veya emeklerini sermaye olarak şirkete getirmelidirler. Şirketler, şahıs şirketleri ve sermaye şirketleri olarak iki grupta incelenebilir 52 : Şahıs Şirketleri Ortak ekonomik bir çıkar veya çıkarların gereği olarak sayısı belli kişilerin kurdukları ve sorumlulukları kişisel olan ortaklıklara şahıs (kişi) şirketleri denir. Bu tür şirketler, çoğu kez birbirini iyi tanıyan ve birbirlerine güvenen kişiler tarafından kurulurlar. Bu nedenle ortakların sayısı genelde azdır ve ortaklığın devri de oldukça güçtür. Şahıs şirketlerinde ortakların hepsi uygun görmeden ortaklık payı başkalarına satılamaz veya devir edilemez. Şirketten ayrılan bir ortağın şirket ilişkilerinden ötürü üçüncü kişilere olan sorumluluğu bir süre daha devam eder 53 . Şahıs şirketlerini; adi, kollektif ve komandit şirketler olarak 3 grupta incelemek olasıdır. Adi Şirket Borçlar Kanununda adi şirketlere yer verilmekte olup, iki ya da daha çok kişinin sermaye ve emeklerini birleştirerek, ancak tüzel kişiliğe sahip olmaksızın gerçekleştirilen bir ortaklıktır. Bu tür ortaklıklarda her ortağın payı, kendi aralarındaki sözlü ya da yazılı anlaşmaya bağlı olarak düzenlenir. Adi şirket, tek kişi tarafından kurulan işletmenin sakıncalarını gidermeyi amaçlar. İşletmenin büyüme potansiyelini karşılamak için birden çok kişi sermaye, emek, deneyim ve bilgisi ile yönetime katılır, aralarında işbölümü yapılır, böylelikle daha etkin bir işletmecilik dönemine girilir. Bu üstünlüklerine karşılık, en önemli sakıncası, yönetime birlikte katılan ortaklar arasında sık sık görülen anlaşmazlıklar, yetki çatışmaları, farklı düşünce ve öneriler nedeniyle ortaklığın çok çabuk dağılmasıdır. Ayrıca her ortağın şirketin borçlarından dolayı kişisel varlığı ile de sorumlu olması bir başka sakınca olarak sayılabilir. Bu şirket türünde; ‐Her ortağın kar‐zarar payı birbirine eşittir. ‐Kararlar bütün ortakların oy birliği ile alınır. ‐Ortakların hiçbirisi diğerinin rızası olmadan üçüncü bir kişiyi şirkete alamayabileceği gibi, kendi payını da devredemez. ‐Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, ortaklar birlikte ya da bir mümessil aracılığı ile üçüncü kişilere karşı borçlardan dolayızincirleme sorumlu olurlar. Adi şirket şu durumlarda sona erer: ‐Sözleşmede belirlenen sürenin bitmesi, ‐Amacın elde edilmesinin olanaksız olması, ‐Bütün ortakların birlikte karar vermeleri, ‐Ortaklardan birinin ölümü, iflası veya üçüncü kişilere olan borçlarından tasfiye payı üzerinde zorunlu icra vuku bulması, ‐Ortaklardan birinin 6 ay önceden feshi ihbar etmesi Şirketin sona ermesi sonucu yapılan tasfiye sonunda şirketin borçları ve ortakların şirketten alacakları ödendikten sonra kalan kâr sözleşmeye göre ortaklar arasında paylaşılır. Kollektif Şirket Gerçek kişiler tarafından, amaçları ve konuları belirlenerek yazılı şekle tabi ve ortaklarından hiçbirinin sorumluluğu üçüncü şahısların şirketten doğacak alacaklarına karşı sınırlandırılmamış olan şirket kollektif şirkettir. Şirket sözleşmesi yazılı olarak hazırlanmalı ve aşağıdaki bilgileri içermelidir 54 : ‐Ortakların adı soyadı, ikametgah ve tabiiyetleri, ‐Şirketin merkezi, ‐Şirketin ticaret ünvanı, ‐Şirketin kollektif olduğu, ‐Şirketin süresi, ‐Ortakların koymayı taahhüt ettikleri sermaye, ‐Şirketin amaç ve konusu, ‐Şirketi temsile yetkili olanlar. Bu bilgileri içermeyen bir sözleşmeyle yapılan kuruluş kollektif şirket değil, adi şirket hükmünde olacaktır. Sözleşme notere tastik ettirilerek, ticaret siciline tescil ve Ticaret Sicil Gazetesinde ilan olunur. Şirketin hükmü şahsiyet kazanması, tescil ve ilan edilmesiyle olasıdır. Kollektif şirketin yönetiminde bütün ortaklar görevli ve yetkilidirler. Ancak, şirket sözleşmesinde ortaklardan bir veya birkaçı tarafından yönetilip, temsil edileceği de kararlaştırılmış olabilir. Şirketi temsil yetkisine sahip olan bu kişilerin, şirket adına yaptıkları işlemler, şirketi alacaklı veya borçlu duruma düşürür. Ortaklar, borçlar ve taahhütler açısından zincirleme ve şirkete koymuş olsunlar olmasınlar bütün mal varlıklarıyla sorumludurlar. Ancak, alacaklılar doğrudan doğruya ortakların mal varlıklarına başvuramazlar. Yalnızca, şirket mal ve alacaklarından, hak ve alacaklarını tahsil edemiyorlarsa, ortakların varlıklarına başvurabilirler. Kollektif ortaklıklara ancak gerçek kişiler ortak olabileceği ve ortakların sorumluluğu sınırsız olduğu için, ortaklığın devri güçleşmiştir. Yönetimden, her ortak sorumludur ve ancak yönetme yetkisi ortaklardan birine veya birkaçına devredilebilir 55 . Kollektif şirketin son bulması şu durumlarda sözkonusudur 56 : ‐Şirketin amacına ulaşması veya amacına ulaşmanın olanaksız olduğu ortaya çıkması, ‐Bütün ortakların şirketin tasfiyesine karar vermeleri, ‐Ortaklardan birinin ölmesi (sağ kalan ortağın/ortakların razı olması durumunda mirascılarla şirket devam edebilir), ‐Şirket için belirlenen sürenin dolması, ‐Ortaklardan birinin ağır hastalık veya sakatlık nedeniyle veya bunun gibi başka nedenlerle şirket işlerini yapma yeteneğini kaybetmesi, ‐Şirket sermayesinin 2/3'ünün veya tamamının kaybedilmiş olması, ‐Diğer bir şirketle birleşme, ‐Şirket türünün değiştirilmesi. Komandit Şirket Şahıs ve sermaye şirketlerinin özelliklerini üzerinde taşıyan değişik bir yapılanmadır 57 . İki tür modelin biraraya gelmesinden oluşan tüzel kişiliğe sahip, şözleşmeyle bağlı ve bir ünvanı olan kişi işletmesidir. Bu tür şirketlerde, ortaklardan en az biri alacaklılara karşı sınırsız sorumlu, diğerleri ise, işletmeye koydukları sermaye oranında sorumludurlar. Sorumlulukları sınırsız olan birinci ortaklara komandite ortak, sorumlulukları sınırlı olan ikinci tür ortaklara ise, komanditer ortak denir. Şirketin yönetim sorumluluğu komandite ortaklara aittir. Komandite ortaklar, aynı kollektif şirketlerde olduğu gibidir. Komanditerler ise, yönetime katılmamakla birlikte, yıl sonu hesaplarını denetleme yetkisine sahip olup, koydukları sermaye oranında elde edilen kardan pay alırlar. Komandit şirketlerde de, ortaklar arasında sözleşme yazılı biçimde olacaktır ve sözleşmedeki imzaların noterlikçe onayı gereklidir. Sözleşmede yer alacak konular şunlardır 58 : ‐Ortakların adı soyadı, ikametgahları, ‐Şirketin komandit olduğu, ‐Şirketin ticaret ünvanı ve merkezi, ‐Şirketin konusu, ‐Her ortağın sermaye olarak koymayı taahhüt ettiği para miktarı, ‐Şirketi temsile yetkili kişilerin ad ve soyadları, bunların yalnız başlarına mı, yoksa birlikte mi imza koymaya yetkili oldukları. Eğer az sayda ortağa, buna karşılık çok miktarda sermayeye gereksinme varsa, komandit şirket kurulabilir. Diğer yandan uygulamada birtakım kollektif şirketler üçüncü kişilere karşı borçlanmış iseler, bu alacaklıları komanditer ortak yaparak, komandit şirkete dönüştükleri görülür. Komandit şirketlerin kollektif şirketlere göre kredi sağlama şansları daha çoktur. Bir yandan sınırsız sorumlu komandite ortakların varlığı, diğer yandan komanditerlerin koydukları sermaye kredi kuruluşlarına büyük ölçüde güven verir. Sermaye Şirketleri Sermaye şirketlerinde, ortakların sorumlulukları, ödemeyi taahhüt ettikleri sermaye miktarı ile sınırlandırılmıştır. Ortaklık payları kolaylıkla satılabilir veya devredilebilir. Bu şirketlerde sermayeye ortak olmak, şirket yönetimini de ele almak demek değildir. Yöneticiler, şirket genel kurulunda seçimle iş başına gelen yönetim kurulundan veya dışardan tayin edilen müdür veya müdürlerden oluşur. Sermaye şirketleri, küçük sermayelerin biraraya getirilerek, büyük yatırımları gerçekleştirebildiği için, oldukça önemli bir işlevi yerine getirirler 59 . Tablo 9 Sermaye şirketinin üstün yanları ve sakıncaları Üstün Yanları Sakıncaları ‐Sorumluluk sınırlıdır. ‐Ortaklık payları kolaylıkla devredilebilir. ‐Ortaklığın süresi zamanla sınırladırılmamıştır. ‐Büyüme olanakları daha fazladır. ‐Yönetim daha etkindir. ‐Kredi bulma olanakları daha fazladır. ‐İşletme yasal kişilik kazanır. ‐Devlet denetiminde olması. ‐Kurulması daha zor ve masraflı olması. ‐İşletme çalışmalarında gizliliğin olmaması. ‐Şirket yönetiminin zaman içerisinde belli bir grubun eline geçmesi. Sermaye ortaklıkları, büyük yatırımlar gerektiren girişimlerin gerçekleştirilmesinde birçok kişinin girişime katılmalarını sağlamaları açısından oldukça önemli bir işlevi yerine getirirler. Bunun yanısıra, şirketin yönetiminde fiilen görev almayı arzulamayan kişiler, sınırlı mali sorumluluğun sağladığı avantajlardan da yararlanarak bu tür şirketlere ortak olurlar. Günümüzde oldukça yaygın olan sermaye şirketleri, ekonomik yaşamda önemli bir yere sahiptirler. Bununla beraber, onların üstünlüklerinin yanı sıra kimi sakıncaları da bulunur 60 . Başlıca sermaye şirketleri; sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket, limited şirket ve anonim şirkettir. Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit Şirket Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketin adından da anlaşılacağı gibi, sermayesi anonim şirket gibi paylara bölünmüştür. Şirket ortaklarından bir veya daha fazla kısmı, kollektif şirketlerde olduğu gibi, şirket alacaklılarına karşı sınırsız sorumlu, bir diğer kısmı ise, şirket alacaklılarına karşı anonim şirket ortağı gibi, koyduğu sermaye ile sınırlı biçimde sorumludur. Kollektif şirket ortağı gibi sorumlu olanlara "komandite ortak", anonim şirket ortağı gibi sorumlu olanlara da "komanditer ortak" denir. Şirketin ortak sayısı, en az biri komandit olmak üzere 5 kişiden aşağı olamaz. Bu şirketin adi komandit şirket veya komandit şirketten farkı, sermayesi paylara bölünmüş olmasıdır. komandit şirketin sermayesi paylara bölünmemiştir. Yalnızca birden çok komanditer ortağın, şirket sermayesine katıma oranlarını göstermek amacıyla kısımlara ayrılmıştır. Aradaki benzerlik nedeniyle, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlere, komandit şirketlerle ilgili bazı kanun hükümleri uygulanır. Bazı konularda da, anonim şirket hükümleri uygulanır 61 . Aradaki benzerliklere bakarak, komandit şirketin kollektif ve limited şirket karması, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketin de, anonim şirketle kollektif şirketin karması olduğu söylenebilir 62 . Limited Şirket Türk Ticaret Kanunu'na göre, "iki veya daha fazla gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret ünvanı altında kurulan, ortaklarının sorumluluğu sınırlı ve esas sermayesi belirli şirketlere limited şirket" denir 63 . Limited şirketlerin en belirgin özellikleri şunlardır 64 : ‐Ortak sayısı ikiden az, elliden fazla olamaz, ‐Esas sermaye tutarı belirlenmiştir, ‐Bankacılık, sigortacılık ve borsa bankerliği ile uğraşamazlar, ‐Şirkete getirilen sermaye için hisse senedi çıkarılamaz, ‐Ortakların şirkete getirecekleri sermaye birbirinden farklı olabilir. Ancak, şirkete konulacak en az sermayeden (1996 yılındaki sermaye en az 500 Milyon Türk Lirasıdır) az olmamalıdır. ‐Ortaklık payının tutarı ne olursa olsun, her ortağın bir payı bulunur, ‐Ortaklık payının devri, genelde, diğer ortakların iznini gerektirir, ‐Şirketin esas sermayesi, şirkete ilişkin kağıt, zarf ve başka basılı evraklarda belitilmiş olmalı ve şirket ünvanının "limited şirket" kelimesini taşıması şarttır. Limited şirketler, ortaklar tarafından yönetilir ve temsil edilir. Ana sözleşmede aksine hüküm olmadıkça, şirketin yönetimi ve temsil hakkına, ortakların hepsi (müdür sıfatına) sahiptirler ve buna mecburdurlar. Ancak, şirket ana sözleşmesiyle veya genel kurul kararıyla şirketin yönetimi yetkisi, ortaklardan bir veya birkaçına ya da profesyonel yöneticilere bırakılabilir. Limited şirketlerde ortaklardan oluşan genel kurul bulunur. Bunun yanısıra, ortak sayısı 20'den çok olan limited şirketlerde en az bir denetçinin olması zorunludur 65 . Limited şirketler, rizikolu işlerde ortakların sorumluluğunu sınırlı tutmak için, ideal bir modeldir. Ayrıca büyük işletmelerin satış örgütleri, danışma ve araştırma büroları için uygun tipte şirketlerdir. Anonim şirketlere benzemekle birlikte, ortak sayısının sınırlı tutulması, hisse senedi çıkarılmayışı, daha küçük sermayeli işletmeler için geçerli olması en önemli farklılıklar olarak sayılabilir 66 . Anonim Şirket İşletme büyüyüp geliştikçe, daha ileriye gidebilme şansını zorlar. Ancak, diğer bütün koşullar elverişli olsa bile, yeterli sermaye birikimi yoksa, bu durumda işletmenin belirli bir büyüklüğü aşması çok zordur. Böyle sorunlarla karşılaşan işletmeler için en geçerli işletme modeli, anonim şirket biçimine dönüşmektir ya da başlangıçta büyük sermayeye gereksinim duyuluyorsa, anonim şirket biçiminde kurulmaktır. Anonim şirket, kurulması izne ve birtakım şekillere bağlıolan bir şirkettir ve sermaye şirketlerinin en tipik örneğidir. Anonim şirket, bir ünvana sahip, esas sermayesi belirli (1996 yılındaki mecburi sermaye en az 5 Milyar Türk Lirasıdır) ve paylara bölünmüş olan ve ortakları borçlarından dolayı yalnız mal varlığı ile sorumlu olan şirkettir. Ortakların sorumluluğu, yalnızca taahhüt etmiş oldukları sermaye paylarıyla sınırlıdır. Bir anonim şirketin kurulması için en az 5 kurucunun bulunması gerekir 67 . Anonim şirketler, aşağıdaki iki şekilden biri ile kurulur: ‐Ani Kuruluş: Ani kuruluş halinde kurucu ortaklar bütün payları aralarında taksim ederek anonim şirketi kurarlar. Kurucu ortaklar, bunun için sözleşme ile şirket paylarının tamamını ödemeyi taahüt ederler ve taahhütlerinin 1/4'ünü hemen yerine getirirler. ‐Tedrici Kuruluş: Tedrici kuruluşta kurucu ortaklar en az şirket sermayesinin %10'unu taahhüt edip bunu ödedikten sonra geri kalan paylar için halka başvururlar. Anonim şirket sözleşmesinin yazılı şekilde olması ve bütün kurucuların imzalarının noterce onaylanması gerekir. Sözleşmede yer alacak noktalar şunlardır: ‐Şirketin ticaret ünvanı ile merkezinin bulunduğu yer, ‐Şirketin üretim konusu, ‐Şirketin esas sermayesinin miktarı ile her payın itibari değeri, ödeme koşulları, ‐Kuruculara kârdan sağlanacak özel çıkarlar, ‐Şirket işlerinin yönetimi ve denetimi ile sorumlu olanların ne şekilde seçilecekleri, bunların hak ve görevleri ve imza koymaya yetkili olanların isimleri, ‐Şirket için bir süre belirlenmişse bu sürenin ne zaman olduğu yazılır. Esas sözleşme yazılıp, kurucular tarafından imzalandıktan ve noterlikçe onaylandıktan sonra esas sermayenin %10'unun ödendiğini gösteren belge ticaret bakanlığına verilir ve şirketi kurmak için gerekli izin alınır. Ani kuruluşta; esas sözleşme, Ticaret bakanlığının izin belgesi, taahhüt edilen sermaye paylarının 1/4'ünün bankaya yatırıldığını gösteren belge, şirket merkezinin bulunduğu mahkemeye verilir. Mahkeme belgeleri inceler, noksanları varsa tamamlanmasını ister. Bunlar tamamlanınca şirketi onaylar. Onaylanan şirket, merkezinin bulunduğu yerdeki ticaret siciline tescil ve ilan olunur. Tescilden itibaren de tüzel kişilik kazanır. Tedrici kuruluşta ise; kurucular esas sermayenin en az %10'unu taahhüt edip bunu ödediklerini veya sağladıklarını gösteren belge ile birlikte Ticaret Bakanlığına başvurarak, Bakanlığın iznini alırlar. İzin alındıktan sonra, halkı ortaklığa çağıran duyurular yapılır. Şirketin yönetiminden yönetim kurulu sorumludur. Yönetim kurulu, en az 3 kişiden oluşur. Yönetim kurulunun üyelerinden en az birine temsil yetkisi verilir. Yönetim kurulu üyeleri ya sözleşme ile belirlenir ya da genel kurul tarafından seçilir. Görev süreleri en çok 3 yıldır. Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, yeniden seçilebilirler. Genel kurul, yönetim kurulu üyelerini her an azledebilir. Yönetim kurulu üyelerinin pay sahibi olmaları gerekir. Anonim şirketlerin iş ve işlemlerini denetlemek amacıyla 1‐5 denetçi seçilir. Denetçi adedi 5'ten fazla olamaz. Denetçilerin görevi; ‐Yönetim kurulu üyeleriyle işbirliği yaparak bilançonun düzenlenme şeklini belirlemek, ‐En az 6 ayda bir şirket defterlerini incelemek, ‐Sık sık ve ansızın şirket veznesini denetlemek, ‐Bütçe ve bilançoyu denetlemek, ‐Genel kurulda bulunmak. Denetçiler, şirketin durumu ve yönetim kurulu raporu hakkında her yıl sonunda genel kurula bir rapor verirler. Aynı zamanda denetçiler, gerekli durumlarda genel kurulu toplantıya çağırmak durumundadırlar. Denetçiler, şirkete ait öğrendiklerini ancak genel kurula bildirebilirler. Genel kurul, anonim şirkette pay sahiplerinin bir araya gelmesi ile oluşur. Genel kurul, normal ve olağanüstü toplanır. Genel kurula davet, gazete ile ilan edilir. Bu ilan, toplantı tarihinden en az 2 hafta önce yapılmalıdır. Bu ilan, ayrıca ticaret sicil gazetesinde yapılır 68 . Tablo 10:Anonim şirketlerin birtakım üstünlük ve sakıncaları 69 : Üstünlükleri Sakıncaları ‐Sorumluluk sınırlıdır, ‐Yönetim bir düzene bağlanmıştır, çoğunlukla profesyonel yöneticiler görev alır, ‐Ortaklar paylarını kolayca devredebilmektedirler, ‐Büyüme yeteneği çok geniştir, yeni hisselerle sermaye artırılabilir, ‐Daha rasyonel davranabilme özellikleri taşır, ‐Kredi açısından kolaylıklar taşımaktadır. ‐Yönetimi karmaşık ve güçlüklerle doludur, ‐Kuruluş ve mevzuat değişikliklerine uyum karmaşıktır, ‐Sözleşme dışındaki işlerle uğraşması, yeni düzenlemeleri gerektirir, ‐Özel durumlarda iş yapabilmesi ve kredi talep edebilmesi güçtür, ‐Kötü niyetli kişilerin yönetimi altına düşüldüğünde amaçlarından sapması sözkonusu olabilmektedir. Anonim şirketlerin son bulma nedenleri şunlardır 70 : ‐Amacın gerçekleşmesi ya da gerçekleşmesinin olanaksız olduğunun anlaşılması, ‐Sermayenin 2/3'ünün karşılıksız kalması ve genel kurulda tamamlamaya karar vermemesi, ‐Pay sahiplerinin 5 kişiden aşağı düşmesi, ‐Şirketin bir başka şirketle birleşmesi, ‐Şirketin iflasına karar verilmesi, ‐Genel kurulda 2/3 çoğunluk kararı ile şirket son bulabilir. Kooperatifler Kooperatifler, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu ile düzenlenmştir. Ancak adı geçen kanunda hüküm bulunmayan konularda anonim şirketlerle ilgili hükümlerin uygulanması kabul edilmiştir. Gerçek kişiler, kamu tüzel kişileri veya dernekler tarafından kurulan kooperatiflerin en az 7 kurucusu bulunur. Kooperatifler, kâr elde etmek amacıyla değil, daha çok karşılıklı yardımlaşma, dayanışma ve korunma amacıyla kurulur. Amaçları kâr olmamasına karşın, yine de ortakların çıkarlarına katkıda bulunmak için kurulurlar. Herkes kooperatife üye olabilir ve ayrılabilir. Her oratk, genel kurulun üyesidir. Genel kurulda, her üyenin oy hakkı eşittir. Konulan sermaye, oy hakkı üzerinde etkili değildir 71 . Kooperatifler, şirket değildir, tüzel kişiliğe sahip kuruluşlardır. Bunlarda karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma, belirli ekonomik çıkarların sağlanması temel amaçtır. Kooperatifler, bu bakımdan kârın temel olduğu şirketlerden ayrılmaktadırlar. Kooperatifler, genellikle ekonomik bakımdan güçlü olmayanların bir araya gelerek ortak amaç etrafında toplandıkları kuruluşlardır. Örneğin; günümüzde çok yaygın olduğu üzere, ev sahibi olmak isteyenlerin bir araya gelerek bir yapı kooperatifi kurmaları gibi. Kooperatiflerin en önemli üstünlüklerinden biri de, öncelikle kredi bulma şansına sahip olmasıdır. Bugün dünyada çoğu ülkede olduğu gibi, ülkemizde de çok yaygınlaşmış durumdadır. Kooperatifler, 1844 yılında İngiltere’de Rochdale kasabasında “Rochdale Öncüleri” adı altında 28 üyenin kurdukları ve temellerini belirledikleri Uluslararası Kooperatif Alyansı’nın geliştirdiği 6 temel ilkeye göre çalışmaktadır. Bu ilkeleri şu biçimde sıralayabiliriz 72 : ‐Serbest Giriş İlkesi: Kooperatifin amacını benimseyen herkese sorumluluklarını yerine getirmek kaydıyla giriş serbesttir. Kooperatifler, bazı kişi ve grupların kooperatiflere girmesini yasaklayabilirler. Bu durum serbest giriş ilkesine aykırı değildir. Bu ilke, kooperatif ana sözleşmesinde belirlenen koşulları taşıyan herkesin kooperatife girebileceğini belirtmektedir. ‐Demokratik Yönetim İlkesi: Kooperatiflerde her ortağın payı ne olursa olsun, genel kurulda eşit oya sahiptirler. Ayrıca, kooperatif yönetiminin genel kurulca seçilen bir ekip tarafından yapılması, yani üyelerin kendi kendini yönetmesi de bu ilkenin temelini oluşturur. ‐Sermayeye Sınırlı Faiz Verilmesi İlkesi: Kooperatiflerde ortaklara kâr dağıtılmadığından dolayı, ortakları kooperatife yatırım yapmaya özendirmek bakımından koydukları sermayeleri için, sınırlı şekilde faiz ödemesinde bulunabilirler. Bazen hiç faiz ödememe durumu da olabilir. Ancak bu durum, faiz ödeme ilkesine aykırı değildir. ‐Risturn Verilmesi İlkesi: Kooperatiflerde koyulan sermayeye göre kâr dağıtılmaz. Ancak elde edilen kazançlar ortaklara koydukları sermayeye göre değil de, kooperatiften yaptıkları alışverişe veya gördükleri hizmete göre dağıtılır. ‐Kooperatiflerde İşbirliği İlkesi: Bu ilkenin temeli, kooperatiflerin ortaklarına veya topluma daha fazla hizmet verebilmeleri için, birbirleriyle daha fazla işbirliği yapmalarını öngörür. | |
|





