- Katılım
- 27 Şub 2021
- Konular
- 705
- Mesajlar
- 4,783
- Çözüm
- 12
- Online süresi
- 1y 1mo
- Reaksiyon Skoru
- 2,824
- Altın Konu
- 26
- Başarım Puanı
- 324
- MmoLira
- 897
- DevLira
- 6
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
The Outer Worlds İnceleme
Hikaye anlamında alternatif bir evreni tercih eden Obsidian ekibi, senaryoyu 1901’de eski Amerikan Başkanı Willian McKinley’in suikaste uğramadığı zamandan başlatıyor. Alternatif bir evrende geçtiği için piyasaya kendi amaçları doğrultusunda hükmedemeyen ABD hükümeti, çareyi yönetimi yavaş yavaş büyük şirketlere bırakmakta buluyor. Kapitalist düzenin acımasız bir şekilde işlediği hikayenin devamında ise uzayda koloniler kurulmaya başlanıyor. 2355 yılında geçen The Outer Worlds’ün dünyasına yavaş yavaş girmeye başladığınızda, insanların ne denli paraya, makama ve rütbeye tamah ettiğini ve liyakatın yok derecesinde olduğunu görebiliyorsunuz. Tabii bu hikayenin oyunun arka planında gerçekleştiğini belirtelim.
Oyuna başladığınızda, Hope isimli bir uzay gemisinde yolcu olduğunuzu öğreniyorsunuz. Yolculuk sırasında gemide yaşanan bir arızadan dolayı, on yıllık yolculuğumuz altmış yıla kadar uzuyor. Ardından buzlanmış bir şekilde uyuyan ana karakterimiz Passengers filmine benzer olarak uyanıyor ve başka bir yörüngeye hiper uzayı kullanarak yolculuk etmek zorunda kalıyoruz. Fragmanlarda da gözüken Phineas Vernon Welles adındaki bilim adamı ise bağlı olduğumuz Halycon kolonisini kurtarmak amacıyla bizi en yakındaki Terra 2 isimli gezegene zorla indiriyor. En sonunda ise kolonimizden bağları kopmuş ve geri dönmek zorunda olan bir yabancı rolünde, hiç tanımadığımız bir gezegende maceramız başlıyor.
Zaman zaman klişe olarak görebileceğimiz, ancak arkasında koca bir sır perdesi barındıran bu hikayenin başlangıcının ilgi çekici olduğunu belirtmeliyim. Hikaye anlatımı konusunda Fallout oyunlarına benzeyen The Outer Worlds, oyun sırasında devamlı olarak ana hikayenin önemini size hatırlatmayı ihmal etmiyor. Yani yan görevlere daldığınızda bile oyunun sunduğu alt metinler veya çevresel faktörler sayesinde kendinizi bir an önce ana hikayeye dönmek zorunda hissediyorsunuz.
Terra 2’ye iniş yaptığımız kapsül tam fırlatılırken karakter oluşturma ekranı kontrolümüze sunuluyor. Yüz hatlarını oldukça detaylı bir şekilde oluşturabilirken, vücudumuzun fiziksel özelliklerine dokunamıyoruz. Karakter oluşturma ekranında görünüşün yanı sıra karakterimizin yetenekleri de detaylı bir şekilde belirleniyor. Body, Mind, Personality olarak ayrılan karakterimizi oluşturan üç temel unsuru dengeli şekilde bir araya getirmelisiniz. Çünkü oyunun başında vereceğiniz kararların ve yapacağınız eylemlerin temelini burada atmış oluyorsunuz.
Oyuna başladığınızda, Hope isimli bir uzay gemisinde yolcu olduğunuzu öğreniyorsunuz. Yolculuk sırasında gemide yaşanan bir arızadan dolayı, on yıllık yolculuğumuz altmış yıla kadar uzuyor. Ardından buzlanmış bir şekilde uyuyan ana karakterimiz Passengers filmine benzer olarak uyanıyor ve başka bir yörüngeye hiper uzayı kullanarak yolculuk etmek zorunda kalıyoruz. Fragmanlarda da gözüken Phineas Vernon Welles adındaki bilim adamı ise bağlı olduğumuz Halycon kolonisini kurtarmak amacıyla bizi en yakındaki Terra 2 isimli gezegene zorla indiriyor. En sonunda ise kolonimizden bağları kopmuş ve geri dönmek zorunda olan bir yabancı rolünde, hiç tanımadığımız bir gezegende maceramız başlıyor.
Zaman zaman klişe olarak görebileceğimiz, ancak arkasında koca bir sır perdesi barındıran bu hikayenin başlangıcının ilgi çekici olduğunu belirtmeliyim. Hikaye anlatımı konusunda Fallout oyunlarına benzeyen The Outer Worlds, oyun sırasında devamlı olarak ana hikayenin önemini size hatırlatmayı ihmal etmiyor. Yani yan görevlere daldığınızda bile oyunun sunduğu alt metinler veya çevresel faktörler sayesinde kendinizi bir an önce ana hikayeye dönmek zorunda hissediyorsunuz.
Terra 2’ye iniş yaptığımız kapsül tam fırlatılırken karakter oluşturma ekranı kontrolümüze sunuluyor. Yüz hatlarını oldukça detaylı bir şekilde oluşturabilirken, vücudumuzun fiziksel özelliklerine dokunamıyoruz. Karakter oluşturma ekranında görünüşün yanı sıra karakterimizin yetenekleri de detaylı bir şekilde belirleniyor. Body, Mind, Personality olarak ayrılan karakterimizi oluşturan üç temel unsuru dengeli şekilde bir araya getirmelisiniz. Çünkü oyunun başında vereceğiniz kararların ve yapacağınız eylemlerin temelini burada atmış oluyorsunuz.
Oyunun karakter oluşturma ekranı kafa karıştırıcı değil
Yetenek kısmında ise karakterimizin detay özelliklerini oluşturuyoruz. Diyaloglarda ikna edici olmak, elimizin silahlara yatkın olması, mühendislik veya medikal yeteneklerimizin gibi çoğu özelliğin nasıl olacağına bu ekranda karar vereceksiniz. Eğer FRP oyunlarına aşina biriyseniz, bu ekran size hiç yabancı gelmeyecektir. Oyunun yetenek oluşturma kısmının yanı sıra, bir de daha çok NPC’ler ile olan etkileşimini değiştiren başka bir yetenek seçme kısmı daha var. Aptidude adı verilen bu ekranda, hikayeye başlamadan Dünya'dayken nasıl bir rolde olduğumuzu seçiyoruz. Bu ekranda çiftçi, temizlikçi, bürokrat veya fabrika işçisi gibi mesleklere yatkın olduğumuzu belirleyebiliyoruz. Eğer isterseniz karakterinizi bu kısımda vasıfsız bir eleman olarak da ayarlayabilirsiniz. Ancak bu seçeneğin pek hayırlara vesile olmayacağını unutmamalısınız.
Oyunun oynanış mekanikleri ise beklediğimden daha derin olmuş. Elimizde gizemli bir merak uyandırıcı hikaye var, ancak oyunun mekaniksel detaylarının asıl ilgi çekici kısmı olduğunu belirtmeliyim. Fakat aynı zamanda oyunun en göze çarpıcı sıkıntılarının da bu mekaniklerde olması, oynayanları üzecektir. Obsidian ekibi, her şeyden önce karakterimizle NPC’ler arasında olan ilişkileri ön planda tutmak istemiş. Zaten oyunun tanıtımlarında da bu kısmın üzerine fazlasıyla düşülmüştü. NPC’ler ile sadece içerisinde bulunduğumuz durum çerçevesinde bir iletişiminiz oluyor. Ayrıca her gördüğümüz karakterle de oturup dakikalarca muhabbet edemiyoruz. Etkileşime girdiğimiz karakterin yüzlerini Fallout oyunlarında olduğu gibi ana ekrana getiren The Outer Worlds, bu kısımda beni oldukça eğlendirdi. Hikayeyi kafamıza göre şekillendirebildiğimiz oyunda NPC’ler size bağlı olarak hikayede yer almıyor. Yani oyunu oynarken, kendinizi dünyanın merkezi gibi hissetmiyorsunuz.
Karakterlerle konuşurken yalan söyleyip kandırmak, gaza getirmek veya korkutmak tamamen bizim elimizde. Ancak bu kısımda dikkat etmeniz gereken küçük bir detay var. Karakterlere nasıl davranırsanız, aynı şekilde tepki alıyorsunuz. Diğer bir yandan NPC’lerin yine aynı şekilde size yalan söyleme gibi olasılıkları da var. Hatta bu durumu, dikkatli bir oyuncuysanız NPC’lerin mimiklerinden bile çözebilirsiniz. Yani genel itibariyle, The Outer Worlds’ün, NPC’ler olan bağımıza ve konuşmalarımıza oldukça önem verdiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Eğer rol yapma oyunlarında, rol yapma mekaniğini NPC’lerle olan etkileşimde arıyorsanız, The Outer Worlds sizi fazlasıyla tatmin edecektir. Hatta eğer isterseniz oyunun dünyasında var olan tüm NPC’leri bile öldürebilirsiniz.
Tüm bunların yanı sıra oyunun her mekaniğinin aynı şekilde kaliteli işlemediğinin de altını çizmek gerekli. Özellikle oyunun açık dünyasının cansız olması, oyun zevkimi öldüren ilk etkenlerden bir tanesi oldu. NPC’lerin açık dünyada sergilediği rutin animasyonların sığ olması, bu durumun ortaya çıkmasının en büyük nedeni. Pek büyük bir bütçesi olmadığını tahmin ettiğim The Outer Worlds, maalesef açık dünya anlamında bizden geçer not alamadı. Ayrıca açık dünyada karşılaştığım detayların da yıllar öncesinde çıkan ve bir başka Obsidian oyunu olan Fallout New Vegas’tan daha alt seviyede olması, beklentilerimin biraz hayal kırıklığına dönüşmesine neden oldu. İki ayrı ana gezegen barındıran yapımda oyuna başladığımız gezegen daha dost canlısı bir ortam sunarken, diğeri daha tehlikeli bir ortam barındırıyor.
Oyunun Takipçi sistemini kullanmak eğlenceli
Oynanış mekaniklerinde savaşlara etki eden en büyük durum ise Tactical Time Dilation adı verilen özellik olmuş. Aynı bullet time gibi zamanı ve karakterimizi yavaşlatan bu özellik sayesinde savaşlarda daha rahat karar verebiliyoruz. Aynı zamanda TTD özelliğini kullanarak düşmanlarımızın hayati bölgelerine nişan alma imkanımız da bulunuyor. Kullandıkça azalan, ancak savaşlardan sonra otomatik olarak dolan bu barı eğer istersek perkler sayesinde güçlendirebiliyoruz. Fallout’un V.A.T.S. özelliğine oldukça benzeyen bu mekanik, tamamı ile oyuncuları rahatlatmak amacıyla oyuna eklenmiş. Çünkü oyunun savaşlarının bazen gerçekten zorlayıcı olduğunu belirtelim. Oyunun savaşlarından bahsetmişken, vuruş hissiyatından da bahsetmemek olmaz. The Outer Worlds'ün silah çeşitliliği, son dönemlerde çıkan Borderlands 3 gibi geniş olmasa da oyunda ilginç silahlarla karşılaşabiliyoruz. Ancak oyunun silah kullanımını maalesef yeterli bulamadım. Ek aparatlarla geliştirilebilen silahların bazıları düşmanlara ağır hasar verirken, bazı silahların gereksiz olması oyunun savaşlarını tekdüze bir hale sokabiliyor.
Oyunun perk kısmı ise karakterin gelişiminde en çok önem taşıyan unsur olmuş. Üç seviyeden oluşan perk sistemi, genel olarak diğer oyunlarda karşılaştığımız perk sistemlerine benzetilmiş. Hasar, can vb. benzer değerleri yükselten perklerden ne kadar çok elde edersek, karakterimiz o kadar güçlenebiliyor. Aynı şekilde bizimle göreve çıkan takipçilerimizin de özel perkleri bulunuyor.
The Outer Worlds’ün rol yapma mekaniğinin yanı sıra oyunda görevlerden topladığımız takipçilerimiz de oyunun en renkli taraflarından bir kısmı olmuş. Zamanla birer arkadaş olduğumuz bu takipçilerimizi savaşlarda istediğimiz gibi yönlendirebiliyoruz. Mass Effect’e benzeyen bu sistem, savaşlara farklı bir boyut katmış. Eğer kalabalık bir düşman grubuyla karşılaşırsanız, takipçileriniz sayesinde düşman gruplarını plan yaparak yenebiliyorsunuz. Takipçilerinizin kullanacağı dövüş biçimini ya da nasıl dövüşeceğini ise siz seçebilirsiniz. Fakat herkesin ölebildiği oyunda takipçilerinizin savaşlarda ölmediğini belirtelim. Eğer bir takipçiniz savaşta kaybolursa, görev sonunda direkt olarak yanınızda beliriveriyor. Bunun da oyunun gerçekçilik duygusunu öldürebiliyor.
Oyunun grafikleri ise içerisinde bulunduğumuz nesil itibariyle gerçekçilikten oldukça uzak olmuş. Kendine has bir grafik tarzı bulunan The Outer Worlds, özellikle renk paletini çok iyi kullanmış. Şahsen No Man’s Sky’a benzettiğim renk uyumu, oyunun sanatsal tasarımlarında kendini belli ediyor. Ancak oyunun animasyon kısmının ne yazık ki kötü olduğunu belirtmek gerek. Özellikle NPC’lerin animasyon anlamında kıt olması, oyun zevkini baltalayan durumlardan biri olmuş. Müzikler kısmındaysa güzel seçimler yapan Obsidian, ortam seslerinde başarılı bir iş ortaya koymuş.
Açık dünya detayları bekleneni veremiyor



