Nutuk
(Mustafa Kemal Atatürk)
KİTABIN ÖZETİ
Nutuk yeni Türkiye devletinin yazılan ilk tarihidir. Yazarı Mustafa Kemal Atatürk`tür. Yaptığı tarihi gelecekteki Türk insanına tanıtabilmek amacıyla bu kitabı kaleme almıştır.
Nutuk: Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet Halk Partisinin 15-20 Ekim tarihleri arasında Ankara da toplanan İkinci Kongresinde okunmuştur. Konuşma otuz altı buçuk saat sürmüştür.
Nutuk 1919`dan başlayarak 1927 ye kadar olan tarih dilimini incelemektedir. Bu dönem üç bölümde ele alınmıştır.
1) Kuva-i Milliye (Ulusal güçler) Dönemi
Nutukta yeni Türkiye Devletinin kuruluşu anlatılmaktadır. Yeni Türk devletinin kurulmasındaki maksat da şu şekilde açıklanmıştır: Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu da tam bağımsız olmakla sağlanabilir. “Ne kadar zengin olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan ileriye gidemez.“ demiştir ve Mustafa Kemal Atatürk şu sözleri söylemiştir “Türkün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksektir. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.“ Diyerek kurtuluş isteyenlerin parolasının “Ya bağımsızlık ya ölüm olduğunu “ söylemiştir.
Burada devlet kurmanın zorlukları görülmektedir. Atatürk Samsun`a çıktığı anda ülkenin genel durumu; Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu topluluk savaşta yenilmiş Osmanlı Ordusu zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes imzalanmış, ulus yorgun ve bitkin bir durumda, ulusu ve ülkeyi savaşa sürükleyenler yurttan kaçmış, padişah ve halife soysuzlaşmış, kendini ve tahtını koruyacak alçakça önlemler araştırmakta, hükümet yüzsüz, onursuz, korkak, ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta, yurdun dört bir yanındaki topluluklar devletin bir an önce çökmesine çaba harcıyorlardı. Bu şekilde açıkladıktan sonra ulus egemenliğine dayanan kayıtsız şartsız yeni bir devleti kurmak için izlediği politikayı, karşılaştığı güçlükleri bunalımları ve çatışmaları anlatmaktadır. Bu haliyle Nutuk, sömürgeci devletlerin altında yaşayan uluslara kurtuluş yolunu gösteren bir yapıt özelliği taşımaktadır.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
2) Türkiye Büyük Millet Meclisi Dönemi
Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920`de açılmış ve o günden sonra tüm askeri ve sivil makamların ulusun başvuracağı en yüce katın Meclis olacağını halkına bildirmiş ve Meclis, Mustafa Kemal Atatürk`ün açık ve gizli oturumlardaki bir iki gün süren açıklamaları ve konuşmalarından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı seçmiştir.
3) Cumhuriyet Dönemi :
Atatürk İsmet Paşa ile birlikte bir yasa tasarısı hazırladı. Bu tasarıdaki 20 Ocak 1921 tarihli anayasanın devlet biçimini saptar maddelerini değiştirerek birinci maddenin sonuna “Türkiye Devletinin Hükümet biçimi Cumhuriyettir“ cümlesini ekleyerek maddeyi değiştirmiştir ve yapılan Meclis toplantısında Anayasanın Değiştirilmesi ile ilgili maddenin görüşülmesi kabul edildi. Toplantı sonunda yasa birçok milletvekilinin “Yaşasın Cumhuriyet“ söylemleri ile kabul edildi ve böylece 29 Ekim 1923`te Cumhuriyet ilan edilmiş oldu. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Oylamada Mustafa Kemal Atatürk toplantıya katılan yüz elli sekiz kişinin tümünün oylarını alarak Cumhurbaşkanı seçildi.
Nutuk sömürge ulusların bağımsızlıklarını kazanmaya yardımcı olacak bir program niteliğindedir. Bu eser okunduğunda Türk kurtuluş savaşının bir askeri savaş olduğu kadar bir düşünce savaşı da olduğu görülmektedir.
Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk`ün halkına verdiği bir hesap pusulasıdır. Çünkü ulusal kurtuluş savaşı boyunca o halkıyla birlikte olmuştu ve halkına “Hayat demek savaş ve çarpışma demektir. Hayatta başarı yüzde yüz savaşta, başarı kazanmakla elde edilebilir. Bu da manevi ve maddi güce dayanır. İnsanların uğraştığı tüm sorunlar, karşılaştığı tüm tehlikeler, elde ettiği başarılar toplumca yapılan genel savaşın dalgaları içinde doğar.“ Sözlerini söylemiş ve halkından can istemiş, halk seve seve vermiş, mal istemiş, halk seve seve vermiştir. Bunlar nerede, nasıl, niçin, harcanmış ? Nutuk halkın kafasındaki bu sorulara da açıklık getirmiştir.
Türk halkından alınan canın ve malın ülkenin işgalinden, ulusun kölelikten kurtularak onurlu, bağımsız, çağdaş bir devlet ve toplum olarak yaşaması için harcandığını belgeleriyle açıklamaktadır. Atatürk bu eserinde, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalışmış ve Türk gençliğine bıraktığı kutsal armağanı şu sözlerle noktalamıştır;“ Bu uzun ve ayrıntılı sözlerim tarihe mal olmuş bir devrin öyküsüdür, burada ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtmiş isem kendimi mutlu sayacağım“ demiş. Nutuk, yeni Türkiye devletinin nasıl kurulduğunu merak eden tüm insanlarımızın okuması gereken bir başucu eseridir. Bundan dolayı siyasi yaşantımızda olduğu kadar, devlet felsefesinde de kullandığımız en baş eserdir.
(Mustafa Kemal Atatürk)
KİTABIN ÖZETİ
Nutuk yeni Türkiye devletinin yazılan ilk tarihidir. Yazarı Mustafa Kemal Atatürk`tür. Yaptığı tarihi gelecekteki Türk insanına tanıtabilmek amacıyla bu kitabı kaleme almıştır.
Nutuk: Atatürk tarafından kurulan Cumhuriyet Halk Partisinin 15-20 Ekim tarihleri arasında Ankara da toplanan İkinci Kongresinde okunmuştur. Konuşma otuz altı buçuk saat sürmüştür.
Nutuk 1919`dan başlayarak 1927 ye kadar olan tarih dilimini incelemektedir. Bu dönem üç bölümde ele alınmıştır.
1) Kuva-i Milliye (Ulusal güçler) Dönemi
Nutukta yeni Türkiye Devletinin kuruluşu anlatılmaktadır. Yeni Türk devletinin kurulmasındaki maksat da şu şekilde açıklanmıştır: Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşamasıdır. Bu da tam bağımsız olmakla sağlanabilir. “Ne kadar zengin olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir ulus uygar insanlık karşısında uşak durumunda kalmaktan ileriye gidemez.“ demiştir ve Mustafa Kemal Atatürk şu sözleri söylemiştir “Türkün onuru, kendine güveni ve yetenekleri çok yüksektir. Böyle bir ulus tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.“ Diyerek kurtuluş isteyenlerin parolasının “Ya bağımsızlık ya ölüm olduğunu “ söylemiştir.
Burada devlet kurmanın zorlukları görülmektedir. Atatürk Samsun`a çıktığı anda ülkenin genel durumu; Osmanlı Devletinin içinde bulunduğu topluluk savaşta yenilmiş Osmanlı Ordusu zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes imzalanmış, ulus yorgun ve bitkin bir durumda, ulusu ve ülkeyi savaşa sürükleyenler yurttan kaçmış, padişah ve halife soysuzlaşmış, kendini ve tahtını koruyacak alçakça önlemler araştırmakta, hükümet yüzsüz, onursuz, korkak, ordunun elinden silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta, yurdun dört bir yanındaki topluluklar devletin bir an önce çökmesine çaba harcıyorlardı. Bu şekilde açıkladıktan sonra ulus egemenliğine dayanan kayıtsız şartsız yeni bir devleti kurmak için izlediği politikayı, karşılaştığı güçlükleri bunalımları ve çatışmaları anlatmaktadır. Bu haliyle Nutuk, sömürgeci devletlerin altında yaşayan uluslara kurtuluş yolunu gösteren bir yapıt özelliği taşımaktadır.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
2) Türkiye Büyük Millet Meclisi Dönemi
Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920`de açılmış ve o günden sonra tüm askeri ve sivil makamların ulusun başvuracağı en yüce katın Meclis olacağını halkına bildirmiş ve Meclis, Mustafa Kemal Atatürk`ün açık ve gizli oturumlardaki bir iki gün süren açıklamaları ve konuşmalarından sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı seçmiştir.
3) Cumhuriyet Dönemi :
Atatürk İsmet Paşa ile birlikte bir yasa tasarısı hazırladı. Bu tasarıdaki 20 Ocak 1921 tarihli anayasanın devlet biçimini saptar maddelerini değiştirerek birinci maddenin sonuna “Türkiye Devletinin Hükümet biçimi Cumhuriyettir“ cümlesini ekleyerek maddeyi değiştirmiştir ve yapılan Meclis toplantısında Anayasanın Değiştirilmesi ile ilgili maddenin görüşülmesi kabul edildi. Toplantı sonunda yasa birçok milletvekilinin “Yaşasın Cumhuriyet“ söylemleri ile kabul edildi ve böylece 29 Ekim 1923`te Cumhuriyet ilan edilmiş oldu. Daha sonra Cumhurbaşkanlığı seçimine geçildi. Oylamada Mustafa Kemal Atatürk toplantıya katılan yüz elli sekiz kişinin tümünün oylarını alarak Cumhurbaşkanı seçildi.
Nutuk sömürge ulusların bağımsızlıklarını kazanmaya yardımcı olacak bir program niteliğindedir. Bu eser okunduğunda Türk kurtuluş savaşının bir askeri savaş olduğu kadar bir düşünce savaşı da olduğu görülmektedir.
Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk`ün halkına verdiği bir hesap pusulasıdır. Çünkü ulusal kurtuluş savaşı boyunca o halkıyla birlikte olmuştu ve halkına “Hayat demek savaş ve çarpışma demektir. Hayatta başarı yüzde yüz savaşta, başarı kazanmakla elde edilebilir. Bu da manevi ve maddi güce dayanır. İnsanların uğraştığı tüm sorunlar, karşılaştığı tüm tehlikeler, elde ettiği başarılar toplumca yapılan genel savaşın dalgaları içinde doğar.“ Sözlerini söylemiş ve halkından can istemiş, halk seve seve vermiş, mal istemiş, halk seve seve vermiştir. Bunlar nerede, nasıl, niçin, harcanmış ? Nutuk halkın kafasındaki bu sorulara da açıklık getirmiştir.
Türk halkından alınan canın ve malın ülkenin işgalinden, ulusun kölelikten kurtularak onurlu, bağımsız, çağdaş bir devlet ve toplum olarak yaşaması için harcandığını belgeleriyle açıklamaktadır. Atatürk bu eserinde, ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını, bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devleti nasıl kurduğunu anlatmaya çalışmış ve Türk gençliğine bıraktığı kutsal armağanı şu sözlerle noktalamıştır;“ Bu uzun ve ayrıntılı sözlerim tarihe mal olmuş bir devrin öyküsüdür, burada ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtmiş isem kendimi mutlu sayacağım“ demiş. Nutuk, yeni Türkiye devletinin nasıl kurulduğunu merak eden tüm insanlarımızın okuması gereken bir başucu eseridir. Bundan dolayı siyasi yaşantımızda olduğu kadar, devlet felsefesinde de kullandığımız en baş eserdir.
İki Gelinin Anıları
(Balzac)
KİTABIN ADI : İki Gelinin Anıları
KİTABIN YAZARI : Balzac / Çeviren : Metin İLKİN
YAYINEVİ VE ADRESİ : ODA Yayınları / İSTANBUL
BASIM TARİHİ : Nisan 1996
KİTABIN YAYIM MAKSADI
1789 Fransız devrimi sonrası insan ve toplum ilişkilerinin aydınlatılması,
KİTABIN ÖZETİ
Louise manastırdan yeni çıkmıştı. Sevincinden uçuyordu. Ailesi tarafından zorla manastıra yerleştirildiğinden bu yana o cehennemden kurtulmaya çalışıyordu. Her ne kadar manastır halasına ait olsa da sonuçta yapayalnızdı ve eline geçen ilk fırsatta bu manastırdan kurtulacağını düşünüyordu. Bu tür girişimleri halasının gözünden de kaçmamıştı. Her ne kadar manastır dış dünyanın kötülüklerine karşı bir kalkan görevi görse de halası onun istemeyerek burada kalmasına gönlü razı gelmiyordu. Sonunda olanlar oldu ve halası daha fazla dayanamayıp Louise`in anne babasını ikna etti. Artık Louise özgürdü, istediğini yapabilirdi ama dikkatli olmalıydı; ne de olsa özgürlüğünü yeni kazanmıştı. Anne ve babasının onu karşılaması da hayli ilginç oldu.
Ailesi ona çok sıcak davranmıştı. O da bunları boşa çıkarmayacak şekilde karşılık veriyordu. Aslında, ailesinin hareketlerinin yapmacık olduğunu görüyor fakat aldırmıyordu. Çünkü yeni kazanmış olduğu özgürlüğünün onlara ters düşerek elinden gitmesinin istemiyordu. Zaman içinde Paris`in büyüsüne kapıldı. Sürekli balolardan balolara koşuyordu. Ne de olsa aradaki farkı kapatmalıydı. Louise her ne kadar güzel bir kadın olsa da annesi onu gölgeliyor gibiydi. Otuzbeş yaşındaki bir kadın için hala çekici ve göz kamaştırıcıydı. Bir akşam odasında otururken kapısı çalındı ve içeri babası girdi. Çok şaşırmıştı. Babası yıllardır aynı evde olmalarına rağmen hiç yanına gelmemişti. Zaten Louise`in en büyük moral ve sevgi kaynağı bir süre önce ölen büyükannesiydi.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
Büyükannesi bir zamanlar Paris`in en güzel kadınlarından biriydi. Aslında Louise`ye göre yaşlılığında dahi hala çok güzel bir kadındı. Louise hep ona özenir ve onun gibi olmaya çalışırdı. Büyükannesi öldüğü sırada Louise manastrıdaydı ve çok üzülmüştü. Büyükannesi ona oldukça yüklü bir miras bırakmıştı ama şu ana kadar kimse ona bundan bahsetmemişti. Babası bu yüzden gelmişti. Geliş nedenini açıkladığında Louise üzülmüştü. Çünkü babasının kendisine biraz olsun ilgi göstereceğini ummuştu. Buna ihtiyacı vardı. Bu güne kadar ailesi ona hiç ilgi göstermemişti ve o da hep bunun özlemini duyuyordu. Fakat gene umduğunu bulamamıştı. Babası hemen konuya girdi. Kendisine bırakılan mirasın devlet tahviline yatırıldığını ve faizinin ise gene hesabına yatırılıp değerlendirildiğini açıkladı. Ancak bu parayı kullanmasına bir süre daha izin verilmiyordu. Daha sonraki bir zamanda Louise`in evlilik konusu gündeme geldi, fakat o evlenmek istemiyordu.
Bunun için de elinden geldiğince kararında inat ediyordu. Ancak ailesi ona bir öneri sundu ve o da bunu kabul etmek zorunda kaldı. Anlaşılacağı üzere tekrar manastır konusu gündeme geldi. Evlilik hazırlıkları başlamış ve olağanca hızıyla sürüyordu. Evleneceği adam ise her şeyin farkındaydı ancak Louise`i seviyordu. Bu karşılıksız bir sevgi olsa bile. Louise hayatından memnunmuş gibi görünüyordu ama kocasının artık dayanacak gücü kalmamıştı. Bu karşılıksız sevgiden bıkmıştı. Evlilik çatırdamaya başlamıştı. Yavaş yavaş kavgalar baş göstermeye başladı. Louise`in de dayanacak gücü kalmamıştı. Artık bu evliliğin bitmesi gerekiyordu. Ne de olsa aile baskısı da kalmamıştı. Onu kim tutabilirdi ki? Sonunda beklenen son geldi ve boşandılar. Her iki taraf ta kendi yaşamını kurdu.
Louise bütün malını mülkünü satıp devlet tahvili aldı. Bu iyi bir yatırımdı, çünkü Louise bu sayede normal aylık kazancının iki katını kazanıyordu. Bu kadar hareketli bir yaşamdan sonra huzurlu bir insan olarak yaşamaya başladı. Fakat bu kez de ölüm bütün soğukluğuyla çevresini sardı. Yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak yaşama gözlerini yumdu.
Elimizde bulunan kitap, Louise`nin ailevi baskılar yüzünden istemediği halde manastıra kapatılmasını, manastırdan kurtulduktan sonra evliliğe doğru sürüklenişini ve boşandıktan sonra ise rahat ve huzurlu bir yaşam yakalayamadan hayattan ayrılışını anlatmaktadır.
(Balzac)
KİTABIN ADI : İki Gelinin Anıları
KİTABIN YAZARI : Balzac / Çeviren : Metin İLKİN
YAYINEVİ VE ADRESİ : ODA Yayınları / İSTANBUL
BASIM TARİHİ : Nisan 1996
KİTABIN YAYIM MAKSADI
1789 Fransız devrimi sonrası insan ve toplum ilişkilerinin aydınlatılması,
KİTABIN ÖZETİ
Louise manastırdan yeni çıkmıştı. Sevincinden uçuyordu. Ailesi tarafından zorla manastıra yerleştirildiğinden bu yana o cehennemden kurtulmaya çalışıyordu. Her ne kadar manastır halasına ait olsa da sonuçta yapayalnızdı ve eline geçen ilk fırsatta bu manastırdan kurtulacağını düşünüyordu. Bu tür girişimleri halasının gözünden de kaçmamıştı. Her ne kadar manastır dış dünyanın kötülüklerine karşı bir kalkan görevi görse de halası onun istemeyerek burada kalmasına gönlü razı gelmiyordu. Sonunda olanlar oldu ve halası daha fazla dayanamayıp Louise`in anne babasını ikna etti. Artık Louise özgürdü, istediğini yapabilirdi ama dikkatli olmalıydı; ne de olsa özgürlüğünü yeni kazanmıştı. Anne ve babasının onu karşılaması da hayli ilginç oldu.
Ailesi ona çok sıcak davranmıştı. O da bunları boşa çıkarmayacak şekilde karşılık veriyordu. Aslında, ailesinin hareketlerinin yapmacık olduğunu görüyor fakat aldırmıyordu. Çünkü yeni kazanmış olduğu özgürlüğünün onlara ters düşerek elinden gitmesinin istemiyordu. Zaman içinde Paris`in büyüsüne kapıldı. Sürekli balolardan balolara koşuyordu. Ne de olsa aradaki farkı kapatmalıydı. Louise her ne kadar güzel bir kadın olsa da annesi onu gölgeliyor gibiydi. Otuzbeş yaşındaki bir kadın için hala çekici ve göz kamaştırıcıydı. Bir akşam odasında otururken kapısı çalındı ve içeri babası girdi. Çok şaşırmıştı. Babası yıllardır aynı evde olmalarına rağmen hiç yanına gelmemişti. Zaten Louise`in en büyük moral ve sevgi kaynağı bir süre önce ölen büyükannesiydi.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
Büyükannesi bir zamanlar Paris`in en güzel kadınlarından biriydi. Aslında Louise`ye göre yaşlılığında dahi hala çok güzel bir kadındı. Louise hep ona özenir ve onun gibi olmaya çalışırdı. Büyükannesi öldüğü sırada Louise manastrıdaydı ve çok üzülmüştü. Büyükannesi ona oldukça yüklü bir miras bırakmıştı ama şu ana kadar kimse ona bundan bahsetmemişti. Babası bu yüzden gelmişti. Geliş nedenini açıkladığında Louise üzülmüştü. Çünkü babasının kendisine biraz olsun ilgi göstereceğini ummuştu. Buna ihtiyacı vardı. Bu güne kadar ailesi ona hiç ilgi göstermemişti ve o da hep bunun özlemini duyuyordu. Fakat gene umduğunu bulamamıştı. Babası hemen konuya girdi. Kendisine bırakılan mirasın devlet tahviline yatırıldığını ve faizinin ise gene hesabına yatırılıp değerlendirildiğini açıkladı. Ancak bu parayı kullanmasına bir süre daha izin verilmiyordu. Daha sonraki bir zamanda Louise`in evlilik konusu gündeme geldi, fakat o evlenmek istemiyordu.
Bunun için de elinden geldiğince kararında inat ediyordu. Ancak ailesi ona bir öneri sundu ve o da bunu kabul etmek zorunda kaldı. Anlaşılacağı üzere tekrar manastır konusu gündeme geldi. Evlilik hazırlıkları başlamış ve olağanca hızıyla sürüyordu. Evleneceği adam ise her şeyin farkındaydı ancak Louise`i seviyordu. Bu karşılıksız bir sevgi olsa bile. Louise hayatından memnunmuş gibi görünüyordu ama kocasının artık dayanacak gücü kalmamıştı. Bu karşılıksız sevgiden bıkmıştı. Evlilik çatırdamaya başlamıştı. Yavaş yavaş kavgalar baş göstermeye başladı. Louise`in de dayanacak gücü kalmamıştı. Artık bu evliliğin bitmesi gerekiyordu. Ne de olsa aile baskısı da kalmamıştı. Onu kim tutabilirdi ki? Sonunda beklenen son geldi ve boşandılar. Her iki taraf ta kendi yaşamını kurdu.
Louise bütün malını mülkünü satıp devlet tahvili aldı. Bu iyi bir yatırımdı, çünkü Louise bu sayede normal aylık kazancının iki katını kazanıyordu. Bu kadar hareketli bir yaşamdan sonra huzurlu bir insan olarak yaşamaya başladı. Fakat bu kez de ölüm bütün soğukluğuyla çevresini sardı. Yakalandığı amansız hastalıktan kurtulamayarak yaşama gözlerini yumdu.
Elimizde bulunan kitap, Louise`nin ailevi baskılar yüzünden istemediği halde manastıra kapatılmasını, manastırdan kurtulduktan sonra evliliğe doğru sürüklenişini ve boşandıktan sonra ise rahat ve huzurlu bir yaşam yakalayamadan hayattan ayrılışını anlatmaktadır.
Sevdalinka
(Ayşe Kulin)
KİTABIN ADI : Sevdalinka
KİTABIN YAZARI : Ayşe KULİN
YAYINEVİ VE ADRESİ : Remzi Kitabevi
BASIM TARİHİ Birinci Basım : Şubat,1999 ,Otuz Yedinci Basım : Şubat,2000
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Bu kitap, Osmanlı öncesinde dini nedenlerle Haçlı Orduları tarafından, Birinci ve İkinci dünya Savaşları sonrasında ve 1992 Savaşı`nda ise Sırplar ve Hırvatlar tarafından sürekli soykırıma tabi tutulan ama asla yok edilemeyen Boşnak halkının acılarını,Türk halkına biraz olsun tanıtabilmek amacıyla yazılmıştır.
Roman, savaş öncesinde Tito`nun kurduğu altı federe devletten oluşan Yugoslavya Federatif Cumhuriyeti`nde, aşırı milliyetçiliği azdırarak savaşı tırmandıran ve sonuçta Yugoslavya`yı alevler içinde bırakan günleri anlatıyor, savaşın ilk üç yılında yaşananları okura aktarıyor.
Kitapta yazılan olaylar belgesel nitelikli, tarihi ve siyasi kişilerin dışındaki karakterler kurgudur.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
KİTABIN ÖZETİ
Sevdalinka,belgesel nitelikli bir romandır. Boşnakların tarihteki rolü, Bosna Savaşı ve öncesinde gelişen olaylar kronolojik bir sıra takip edilmeksizin roman kurgusu içinde anlatılmaktadır.
Roman kahramanı, Nimeta, bir inşaat mühendisi ile evli ve iki çocuk annesidir. Bosna Televizyonu`nda haber görevlisi olarak çalışmaktadır. Mesleği gereği, Bosna Savaşının başlamasına kadar ülke içinde meydana gelen olayları yerinde gözlemler. Bu görevlerden birinde Zagreb`de çalışan gazeteci Stefan ile tanışır. Kısa zamanda ilişkileri aşka dönüşür. Nimeta , ailesi ve Stefan arasında bir tercih yapma zorunluluğu karşısında kendi içinde psikolojik bir savaş vermektedir. Aynı günlerde ülke içerisinde de mevcut düzen yavaş yavaş bozulmakta , Yugoslavya Federasyonu muhtemel bir iç savaşa doğru ilerlemektedir. Daha net bir ifade ile , Sırbistan , “Büyük Sırbistan“ arzusuyla federasyonu sonu meçhul lakin muhakkak kan ve acı dolu bir savaşa ; faturasını Boşnaklar`ın çok ağır ödeyeceği kanlı bir savaşa sürüklemektedir.
“Yurtta Sulh Cihanda Sulh“ düsturunun insanlığın mutluluğu açısından ne kadar vazgeçilmez bir anlam taşıdığını çarpıcı bir biçimde okuyucuya gösteren bir kitaptır.
(Ayşe Kulin)
KİTABIN ADI : Sevdalinka
KİTABIN YAZARI : Ayşe KULİN
YAYINEVİ VE ADRESİ : Remzi Kitabevi
BASIM TARİHİ Birinci Basım : Şubat,1999 ,Otuz Yedinci Basım : Şubat,2000
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Bu kitap, Osmanlı öncesinde dini nedenlerle Haçlı Orduları tarafından, Birinci ve İkinci dünya Savaşları sonrasında ve 1992 Savaşı`nda ise Sırplar ve Hırvatlar tarafından sürekli soykırıma tabi tutulan ama asla yok edilemeyen Boşnak halkının acılarını,Türk halkına biraz olsun tanıtabilmek amacıyla yazılmıştır.
Roman, savaş öncesinde Tito`nun kurduğu altı federe devletten oluşan Yugoslavya Federatif Cumhuriyeti`nde, aşırı milliyetçiliği azdırarak savaşı tırmandıran ve sonuçta Yugoslavya`yı alevler içinde bırakan günleri anlatıyor, savaşın ilk üç yılında yaşananları okura aktarıyor.
Kitapta yazılan olaylar belgesel nitelikli, tarihi ve siyasi kişilerin dışındaki karakterler kurgudur.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
KİTABIN ÖZETİ
Sevdalinka,belgesel nitelikli bir romandır. Boşnakların tarihteki rolü, Bosna Savaşı ve öncesinde gelişen olaylar kronolojik bir sıra takip edilmeksizin roman kurgusu içinde anlatılmaktadır.
Roman kahramanı, Nimeta, bir inşaat mühendisi ile evli ve iki çocuk annesidir. Bosna Televizyonu`nda haber görevlisi olarak çalışmaktadır. Mesleği gereği, Bosna Savaşının başlamasına kadar ülke içinde meydana gelen olayları yerinde gözlemler. Bu görevlerden birinde Zagreb`de çalışan gazeteci Stefan ile tanışır. Kısa zamanda ilişkileri aşka dönüşür. Nimeta , ailesi ve Stefan arasında bir tercih yapma zorunluluğu karşısında kendi içinde psikolojik bir savaş vermektedir. Aynı günlerde ülke içerisinde de mevcut düzen yavaş yavaş bozulmakta , Yugoslavya Federasyonu muhtemel bir iç savaşa doğru ilerlemektedir. Daha net bir ifade ile , Sırbistan , “Büyük Sırbistan“ arzusuyla federasyonu sonu meçhul lakin muhakkak kan ve acı dolu bir savaşa ; faturasını Boşnaklar`ın çok ağır ödeyeceği kanlı bir savaşa sürüklemektedir.
“Yurtta Sulh Cihanda Sulh“ düsturunun insanlığın mutluluğu açısından ne kadar vazgeçilmez bir anlam taşıdığını çarpıcı bir biçimde okuyucuya gösteren bir kitaptır.
Moğol Kurdu
(Homeric)
KİTABIN ADI : Moğol Kurdu
KİTABIN YAZARI : Homeric
ÇEVİREN : Ali Cevat AKKOYUNLU
YAYINEVİ VE ADRESİ : Doğan Kitap Güneşli / İSTANBUL
BASIM TARİHİ : EYLÜL 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Moğol İmparatoru Cengiz Han`ı Tanıtmak
KİTABIN ÖZETİ
Kitap üç bölümden oluşmaktadır.
Moğol hanı Yesugey`in (Temuçin`in babası) ölümü üzerine aile içerisinde liderlik mücadelesi başlar. Amca ve yeğenler düşmanları (Noyan`lar) ile işbirliği yaparak 16 yaşındaki Temuçin`i yalnız bırakır. Ailesiyle tek başına kalan Temuçin; hayatta kalabilmek için topraktan buldukları kök ve soğancıklarla beslenir.
Targutay, Moğol Kağanlığına (Noyan`ların başı amcaoğlu) yükselmek için Temuçin`i rakip olarak görür. Bir baskında Temuçin`i ele geçirir ve tahtaya bağlatarak halkın içinde dolaştırır, onurunu kırar. İşkence odasında ölümü beklediği bir sırada; babasının iyilik ettiği bir nöbetçi kendisinin kaçmasına yardımcı olur. Uzun kaçıştan sonra ailesine kavuşan Temuçin, yaşamak ve güçlü olabilmek için babasının arkadaşı Toğril Beyin yanına gider.
Merkit`ler bir baskında Temuçin`in eşi ve üvey annesini kaçırır. Onları aramaya başlayan Temuçin`e Toğril Bey; birlikte büyüdüğü yeğenlerinden Camuka ile işbirliği önerir. Yapılan öneri kabul olur ve Temuçin, Toğril ve Camuka üçlüsü Merkit`lere saldırır. Bu saldırıda Temuçin eşini kurtarır. Bu zafer Temuçin`in ününün tüm bölgede yayılmasına sebep olur. Onu güçlü kılan; terkedilmiş, kovulmuş ve soyulmuş olmasına rağmen, inatçılığı ve ikna kabiliyeti ile Merkit`leri yenmeyi başarmasıdır.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
Bu zaferden sonra, sancağı altındakileri koruyup zenginleştirmeye başlaması dolayısıyla kendisine katılanların sayısı artar, hatta kendisini terk eden kardeşleri ve yeğenleri de geri dönmeye başlar. Katılanlara babasının sancağı önünde ‘hiçbir suçun cezasız kalmayacağı`na inandıklarına dair yemin ettirir.
Temuçin; karar verirken, ileriye dönük tasarılar hazırlarken ileri gelenlerin yanında olmasına dikkat ederdi. Manevra planlarını av partilerinde dener, komutanlara yaptıkları hatalarını söyler, ne yapmaları gerektiğini anlatır, hata tekrarlanırsa komutanlıktan alırdı. Olağanüstü bir altıncı hissi vardı. Zamanında yaşadığı korku,onu felç etmek yerine hayatta kalma içgüdüsünü geliştirmişti.
Şikayet edenlere, güçsüzlere, kararsızlara, korkaklara acımazdı. Gücünün son sınırına kadar savaşana, acıya acıyla, yaraya yarayla karşılık verene, kendisini en soğuklarda korumayı sağlayan kurt postundan kürkünü verirdi. Paylaşmasını sever, başarılı askerlere ganimet dağıtırdı.
Yeni savaş taktikleri geliştirdi. Düzenli birlikler kurdu ve tüm ulusunu denetleyen bir istihbarat teşkilatı kurdu. En ufak tehlikeden anında haberdar olurdu. Her savaşa çıkarken, savaş sonunda nerede toplanacağını bildirirdi. Hızlı, çevik ve hafif donanımlı birlikleri düşmanı karşılamada kullanır, yanları kuvvetli tutar, cephedeki birliklerini geri çeker ve böylece düşmanı arzuladığı yerde savaşmaya zorlardı.
Birlikte mücadele ettiği Camuka`nın ,kardeşi Kaçıun`u öldürmesi üzerine ; kardeş,amca ve yeğenleriyle annesinden oluşan “ihtiyarlar meclisi“nin kararıyla kağan oldu.
Kurallarını sadece kendi toplumuna değil,diğer toplumlara da duyururdu. Buna gerekçe olarak; ‘işgal ettiğimiz ülke insanları bizim prensiplerimizi bilmesi gerekir` derdi. Önemli bazı yasaları arasında; at hırsızlarına, bakirelere tecavüz edenlere, aynı cinsiyetten bir hayvan veya insan ile ilişkiye girenlere, aile üyeleriyle zina yapanlara ve amirlerinin onayı olmadan tutsak öldürenlere ölüm cezası verilmesi vardı.
Toğril ile ittifakı kuvvetlendirmek için kız kardeşini onun oğluna verdi. Ancak Toğril onu zehirlemeye teşebbüs edip, rakiplerinin tümüne kendi sancağı altında toplanmayı teklif etmiştir.
Temuçin, kendi birliğini kurduktan ve kağanlığını kabul ettirdikten sonra, ilk olarak Orhun Vadisinde Naymanlara saldırır. Onları yener, ancak Camuka`nın kalleşliği yüzünden tuzağa düşer. Targutay boynunu kesmek üzereyken yakın arkadaşı Borcu tarafından kurtarılır. Bu hadiseden sonra Merkitler, Tatarlar ve Naymanlar birleşerek Moğollar`a karşı ittifak kurarlar. Aynı ittifaka amcaları da (Altan, Kutçar, Darıtay) katılır. Bunun üzerine bulunduğu yeri terk ederek Göller bölgesine göç eden Temuçin, burada bulunduğu süre içerisinde özellikle, Noyanların birbiriyle çekişmelerinden kaçan boyları kendisine katar. Bu şekilde aileler arasındaki kanlı çekişmeler, derin kinler, durmak bilmeyen yağmalar, tecavüz ve katliamlardan kaçan insanlar Temuçin`e sığınmaya devam eder.
Temuçin daha sonra Göller bölgesinde; Camuka`nın adamlarıyla karşılaşır ve onları büyük yenilgiye uğratır. Camuka`nın adamları Temuçin`e katılır, ve Camuka öldürülür. Bu olaydan sonra 1200 yılında 44 yaşında iken Kağanlık töreni yapılır.
Temuçin katılımların artması üzerine ortak bir dil oluşturması için bir Uygur ilim adamını görevlendirir. Haberleşmede sürat sağlamak için; her oba arasında 40 bin adımda bir nöbetçi olmasını, nöbetçilerde hazır üç atın bulunmasını sağlar. Kadın, at ve iktidarı kimseyle paylaşmayan Temuçin böylece 400 Moğol boyunu bir araya getirir.
Temuçin, can düşmanlarından Merkit boylarının temizliği görevini yakın arkadaşı Borcu`ya verir. Borcu bu görevi yerine getirir. Bu arada ilerigelen Şaman; zaman içinde Temuçin`in her işine karışmaya başlar. Bunun üzerine Temuçin Şamanı öldürür. Bu olay, Cengiz ile kardeşi Kasar`ın arasını açar, fakat anne bunu önler.
Merkitlerden ele geçen bir kız yüzünden en yakın arkadaşı Borcu ile arası açılır. Borcu Temuçin`i terk eder. Irak ve İran`a yapılan seferler esnasında hastalanır, ölmek üzere iken Borcu`yu ister. Borcu bulunur ve getirilir. Ölüm haberi seferden sonra halka duyurulur. Son isteği mezar yerinin bilinmemesidir. Bu sağlanır.
SONUÇ
KİTABIN ANA FİKRİ
İnanmış insanların tüm zorluklara rağmen hedeflerine ulaşabileceği.
KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER
Temuçin`in yönetiminde getirdiği yenilikler şöyle sıralanabilir :
a. Düzenli ordu birliklerini kurdu. Kuşatıcı manevraları sıkça kullandı.
b. Karar verirken komutanlarının fikirlerini alırdı.
c. Savaş taktiklerini muharebeden önce mutlaka denerdi.
d. Taktik örtü ve aldatmayı bolca kullandı.
e. Psikolojik Harekat uygulamaları yaptı.
f. Kalın giyinmenin hareketleri tahdit ettiğini belirterek askerlerine yasakladı.
g. Haber almaya önem verdi.Bu hususta Moğolları kritik yerlerde görevlendirdi.Haberleşme teşkilatı kurdu.
h. Güçlü olabilmek için herkesle işbirliği yaptı.
ı. Elçilerin dokunulmaz olduğunu yasaya koydu.
i. Kurallarını işgal edeceği topluma daha önceden bildiriyordu.
KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME
Temuçin`in çocukluk dönemi yokluk, açlık ve sefalet içinde geçtiğinden acımasızdı. Her türlü işkenceyi düşmanları için mübah görürdü. Kısa zamanda korkuya dayanan büyük bir imparatorluk kurdu. Ölmekten çok korkuyordu. Ömrünün uzayacağına inanarak dine inandı ve dua edenlerin öldürülmemesini emretti.
a. Güçlü liderlerin bulunduğu dönemlerde çeşitli toplulukların tek çatı altında toplandığını, zaafiyetin olduğu dönemlerde bölünmelerin arttığı,
b. Akrabalık bağının devlet yönetiminde etkili olmadığı,
c. İktidarın-otoritenin bölüşülmemesi, buna karşılık nimetlerin paylaşılması gerektiği,
d. Tek liderin gücüne bağlı idarenin liderle beraber yok olduğu kitabın önemli mesajları arasında sayılabilir.
(Homeric)
KİTABIN ADI : Moğol Kurdu
KİTABIN YAZARI : Homeric
ÇEVİREN : Ali Cevat AKKOYUNLU
YAYINEVİ VE ADRESİ : Doğan Kitap Güneşli / İSTANBUL
BASIM TARİHİ : EYLÜL 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Moğol İmparatoru Cengiz Han`ı Tanıtmak
KİTABIN ÖZETİ
Kitap üç bölümden oluşmaktadır.
Moğol hanı Yesugey`in (Temuçin`in babası) ölümü üzerine aile içerisinde liderlik mücadelesi başlar. Amca ve yeğenler düşmanları (Noyan`lar) ile işbirliği yaparak 16 yaşındaki Temuçin`i yalnız bırakır. Ailesiyle tek başına kalan Temuçin; hayatta kalabilmek için topraktan buldukları kök ve soğancıklarla beslenir.
Targutay, Moğol Kağanlığına (Noyan`ların başı amcaoğlu) yükselmek için Temuçin`i rakip olarak görür. Bir baskında Temuçin`i ele geçirir ve tahtaya bağlatarak halkın içinde dolaştırır, onurunu kırar. İşkence odasında ölümü beklediği bir sırada; babasının iyilik ettiği bir nöbetçi kendisinin kaçmasına yardımcı olur. Uzun kaçıştan sonra ailesine kavuşan Temuçin, yaşamak ve güçlü olabilmek için babasının arkadaşı Toğril Beyin yanına gider.
Merkit`ler bir baskında Temuçin`in eşi ve üvey annesini kaçırır. Onları aramaya başlayan Temuçin`e Toğril Bey; birlikte büyüdüğü yeğenlerinden Camuka ile işbirliği önerir. Yapılan öneri kabul olur ve Temuçin, Toğril ve Camuka üçlüsü Merkit`lere saldırır. Bu saldırıda Temuçin eşini kurtarır. Bu zafer Temuçin`in ününün tüm bölgede yayılmasına sebep olur. Onu güçlü kılan; terkedilmiş, kovulmuş ve soyulmuş olmasına rağmen, inatçılığı ve ikna kabiliyeti ile Merkit`leri yenmeyi başarmasıdır.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
Bu zaferden sonra, sancağı altındakileri koruyup zenginleştirmeye başlaması dolayısıyla kendisine katılanların sayısı artar, hatta kendisini terk eden kardeşleri ve yeğenleri de geri dönmeye başlar. Katılanlara babasının sancağı önünde ‘hiçbir suçun cezasız kalmayacağı`na inandıklarına dair yemin ettirir.
Temuçin; karar verirken, ileriye dönük tasarılar hazırlarken ileri gelenlerin yanında olmasına dikkat ederdi. Manevra planlarını av partilerinde dener, komutanlara yaptıkları hatalarını söyler, ne yapmaları gerektiğini anlatır, hata tekrarlanırsa komutanlıktan alırdı. Olağanüstü bir altıncı hissi vardı. Zamanında yaşadığı korku,onu felç etmek yerine hayatta kalma içgüdüsünü geliştirmişti.
Şikayet edenlere, güçsüzlere, kararsızlara, korkaklara acımazdı. Gücünün son sınırına kadar savaşana, acıya acıyla, yaraya yarayla karşılık verene, kendisini en soğuklarda korumayı sağlayan kurt postundan kürkünü verirdi. Paylaşmasını sever, başarılı askerlere ganimet dağıtırdı.
Yeni savaş taktikleri geliştirdi. Düzenli birlikler kurdu ve tüm ulusunu denetleyen bir istihbarat teşkilatı kurdu. En ufak tehlikeden anında haberdar olurdu. Her savaşa çıkarken, savaş sonunda nerede toplanacağını bildirirdi. Hızlı, çevik ve hafif donanımlı birlikleri düşmanı karşılamada kullanır, yanları kuvvetli tutar, cephedeki birliklerini geri çeker ve böylece düşmanı arzuladığı yerde savaşmaya zorlardı.
Birlikte mücadele ettiği Camuka`nın ,kardeşi Kaçıun`u öldürmesi üzerine ; kardeş,amca ve yeğenleriyle annesinden oluşan “ihtiyarlar meclisi“nin kararıyla kağan oldu.
Kurallarını sadece kendi toplumuna değil,diğer toplumlara da duyururdu. Buna gerekçe olarak; ‘işgal ettiğimiz ülke insanları bizim prensiplerimizi bilmesi gerekir` derdi. Önemli bazı yasaları arasında; at hırsızlarına, bakirelere tecavüz edenlere, aynı cinsiyetten bir hayvan veya insan ile ilişkiye girenlere, aile üyeleriyle zina yapanlara ve amirlerinin onayı olmadan tutsak öldürenlere ölüm cezası verilmesi vardı.
Toğril ile ittifakı kuvvetlendirmek için kız kardeşini onun oğluna verdi. Ancak Toğril onu zehirlemeye teşebbüs edip, rakiplerinin tümüne kendi sancağı altında toplanmayı teklif etmiştir.
Temuçin, kendi birliğini kurduktan ve kağanlığını kabul ettirdikten sonra, ilk olarak Orhun Vadisinde Naymanlara saldırır. Onları yener, ancak Camuka`nın kalleşliği yüzünden tuzağa düşer. Targutay boynunu kesmek üzereyken yakın arkadaşı Borcu tarafından kurtarılır. Bu hadiseden sonra Merkitler, Tatarlar ve Naymanlar birleşerek Moğollar`a karşı ittifak kurarlar. Aynı ittifaka amcaları da (Altan, Kutçar, Darıtay) katılır. Bunun üzerine bulunduğu yeri terk ederek Göller bölgesine göç eden Temuçin, burada bulunduğu süre içerisinde özellikle, Noyanların birbiriyle çekişmelerinden kaçan boyları kendisine katar. Bu şekilde aileler arasındaki kanlı çekişmeler, derin kinler, durmak bilmeyen yağmalar, tecavüz ve katliamlardan kaçan insanlar Temuçin`e sığınmaya devam eder.
Temuçin daha sonra Göller bölgesinde; Camuka`nın adamlarıyla karşılaşır ve onları büyük yenilgiye uğratır. Camuka`nın adamları Temuçin`e katılır, ve Camuka öldürülür. Bu olaydan sonra 1200 yılında 44 yaşında iken Kağanlık töreni yapılır.
Temuçin katılımların artması üzerine ortak bir dil oluşturması için bir Uygur ilim adamını görevlendirir. Haberleşmede sürat sağlamak için; her oba arasında 40 bin adımda bir nöbetçi olmasını, nöbetçilerde hazır üç atın bulunmasını sağlar. Kadın, at ve iktidarı kimseyle paylaşmayan Temuçin böylece 400 Moğol boyunu bir araya getirir.
Temuçin, can düşmanlarından Merkit boylarının temizliği görevini yakın arkadaşı Borcu`ya verir. Borcu bu görevi yerine getirir. Bu arada ilerigelen Şaman; zaman içinde Temuçin`in her işine karışmaya başlar. Bunun üzerine Temuçin Şamanı öldürür. Bu olay, Cengiz ile kardeşi Kasar`ın arasını açar, fakat anne bunu önler.
Merkitlerden ele geçen bir kız yüzünden en yakın arkadaşı Borcu ile arası açılır. Borcu Temuçin`i terk eder. Irak ve İran`a yapılan seferler esnasında hastalanır, ölmek üzere iken Borcu`yu ister. Borcu bulunur ve getirilir. Ölüm haberi seferden sonra halka duyurulur. Son isteği mezar yerinin bilinmemesidir. Bu sağlanır.
SONUÇ
KİTABIN ANA FİKRİ
İnanmış insanların tüm zorluklara rağmen hedeflerine ulaşabileceği.
KİTABIN GETİRDİĞİ YENİLİKLER
Temuçin`in yönetiminde getirdiği yenilikler şöyle sıralanabilir :
a. Düzenli ordu birliklerini kurdu. Kuşatıcı manevraları sıkça kullandı.
b. Karar verirken komutanlarının fikirlerini alırdı.
c. Savaş taktiklerini muharebeden önce mutlaka denerdi.
d. Taktik örtü ve aldatmayı bolca kullandı.
e. Psikolojik Harekat uygulamaları yaptı.
f. Kalın giyinmenin hareketleri tahdit ettiğini belirterek askerlerine yasakladı.
g. Haber almaya önem verdi.Bu hususta Moğolları kritik yerlerde görevlendirdi.Haberleşme teşkilatı kurdu.
h. Güçlü olabilmek için herkesle işbirliği yaptı.
ı. Elçilerin dokunulmaz olduğunu yasaya koydu.
i. Kurallarını işgal edeceği topluma daha önceden bildiriyordu.
KİTAP HAKKINDA GENEL DEĞERLENDİRME
Temuçin`in çocukluk dönemi yokluk, açlık ve sefalet içinde geçtiğinden acımasızdı. Her türlü işkenceyi düşmanları için mübah görürdü. Kısa zamanda korkuya dayanan büyük bir imparatorluk kurdu. Ölmekten çok korkuyordu. Ömrünün uzayacağına inanarak dine inandı ve dua edenlerin öldürülmemesini emretti.
a. Güçlü liderlerin bulunduğu dönemlerde çeşitli toplulukların tek çatı altında toplandığını, zaafiyetin olduğu dönemlerde bölünmelerin arttığı,
b. Akrabalık bağının devlet yönetiminde etkili olmadığı,
c. İktidarın-otoritenin bölüşülmemesi, buna karşılık nimetlerin paylaşılması gerektiği,
d. Tek liderin gücüne bağlı idarenin liderle beraber yok olduğu kitabın önemli mesajları arasında sayılabilir.
Ölü Canlar
(Gogol)
KİTABIN ADI : ÖLÜ CANLAR
KİTABIN YAZARI : Gogol
YAYINEVİ VE ADRESİ : Sosyal Yayınları
BASIM TARİHİ : MART 1983
KİTABIN YAYIM MAKSADI : Roman ( Dünya Klasikleri )
KİTABIN ÖZETİ
Kentinin merkezindeki büyük hana bir yolcu oldukça güzel, küçük, yaylı bir araba ile gelir. İlk etapta bu kimsenin ilgisini çekmez. Gelen şahıs Pavel İvanoviç ÇİÇİKOV`dur. Kendisini danışman, çiftlik sahibi ve iş için yolculuk eden biri olarak tanıtır. Tez elden kentin ileri gelenleriyle tanışır: Vali, polis memuru, yargıç, savcı, çiftlik sahipleri vs. ve gittiği her yerde kendini görgülü bir salon adamı olarak gösterir; konusu ne olursa olsun her konuşmada canlı, ilgi uyandırıcı sözler söyler.
Her gün akşam toplantılarına, yemeklere gider hoş vakit geçirir. Sıra kent dışı ziyaretlere geldiğinde ise işe önce çiftlik sahibi Manilov ile Sobakeviç`ten başlar. Çünkü onlara söz vermiştir. Belki de ÇİÇİKOV`u bu ziyaretlere zorlayan daha temelli, daha ciddi, daha derin nedenler vardır. Önce Manilov`un çiftliğine gider. Manilov ailesi üzerinde çok iyi izlenimler bırakır. Yemekten sonra çalışma odasına geçip iş konularında konuşmaya başlarlar. Çiçikov öncelikle Manilov`a kaç tane kölesi olduğunu, en son sayımı hükümete ne zaman verdiğini, kaç kölenin öldüğü gibi sıradan sorular sorar. Ancak o kadar çok ölen olmuştur ki Manilov bile sayısını kahyadan öğrenir. Ancak Çiçikov bunların listesini isteyince ortalık birden gerginleşir ve Manilov bunu niçin istediğini sorar. Çiçikov ne diyeceğini şaşırır ve ancak “Köylü satın almak istiyorum.“ diyebilir. Daha sonra toparlayarak ölmüş olan köleleri almak istediğini söyler. Yani ölmüş ama yaşıyor gibi görünen köylüler …Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
ÇİÇİKOV uzun tartışmalardan sonra Manilov`a ölmüş köylüler için devlete boşuna vergi ödediğini anımsatarak bunları kendisine satmasını teklif eder. Ancak Manilov aralarındaki dostluğu öne sürerek bu iş için para istemeyeceğini söyler. Anlaşmalar yapılır ve Çiçikov evden ayrılır. Yolda yağmura tutulur ve arabaları devrilir. Ancak kısa sürede toparlanıp yola tekrar koyulurlar. Karşılarına çıkan ilk evin kapısını çalarlar. Ev sahibi onları içeri alır ve ağırlar. Geceyi orada geçirirler. Sabah ev sahibi bayana nerede olduklarını sorar. Anlaşılan yanlış yoldan gitmişlerdir. Geldikleri ev ise çiftlik sahibi bayan Koroboçka`nın evidir. Çiçikov, Manilov`a köylülerle ilgili sorduğu soruları bayan Koroboçka`ya da sorar. Lafı evire çevire ölü köylülerin satışına getirir. Bayan Koroboçka şaşkınlıktan küçük dilini yutar. Ancak Çiçikov, bayan Koroboçka`ya, ölen köylüler için boş yere vergi ödediğini, kendisine yardım etmek için bu masrafları karşılamak için ölü köylüleri almak istediğini söyler. Uzun tartışmalar sonucu Çiçikov, ileride çiftlik ürünlerini alacağı sözünü vererek ölü canlar için anlaşma yapar. Çiçikov çiftlikten ayrılarak meyhaneye gider. Burada Nozdriev ile karşılaşır. Nozdriev ile savcının evinde tanışmıştır. Nozdriev birkaç günlük bir panayırdan döndüğünü ve eve gideceğini söyleyerek Çiçikov`u da evine götürmek ister. Ancak Çiçikov işlerinin çok olduğunu söyleyerek teklifi reddetse de Nozdriev`le başa çıkamaz ve eve giderler. Nozdriev gereğinden fazla konuşan, sürekli kumar oynayan ve olayları abartan bir kişidir. Yemek, içki, sohbet derken konu döner dolaşır Çiçikov`un işlerine, oradan da ölü köylüleri satın almaya gelir. Nozdriev`de diğer çiftlik sahipleri gibi şaşırır. Ancak Nozdriev çok uyanıktır. Onları pahalıya satmaya çalışır. Ancak Çiçikov`un fazla parası olmadığı için uzun uzun pazarlık yaparlar. Nozdriev bu alışverişin sebebini öğrenmek için ısrar eder. Çiçikov ise zengin bir kızla evlenmek istediğini ancak babasının kızı vermesi için üç yüz can kölesi olması gerektiğini bu yüzden de ölü can almak istediğini söyler. Nozdriev her ne kadar inanmasada olay böylece kapanır. Nozdriev, Çiçikov`u iskambil oynamaya davet eder; ancak Çiçikov oynamak istemediğini söyler. Çok ısrar eder ancak sonuç alamaz. Hiç olmazsa dama oynayalım hem damada hile yapma şansım da yok deyince Çiçikov kurtulmak için teklifi kabul eder. Ancak Nozdriev yine hile yapar. Bunun üzerine Çiçikov sinirlenir ve evi terk eder.
ÇİÇİKOV`un aldığı köleler kentte günün konusu olur. Köylülerin başka bir yere götürülüp yerleştirilmesinin karlı bir iş olmadığı üstüne bir çok yorumlar yapılır, bir çok düşünceler, görüşler ileri sürülür. Bu konuşmalardan bir çok kişinin bu sorunla ilgili derin bilgisi olduğu anlaşılır. Kimileri: “Elbette`` der, “buna bir şey denemez. Güney illerinde toprak iyidir, verimlidir. Ama su olmadı mı, Çiçikov`un köylülerinin elinden ne gelir? Orada hiç akarsu yoktur.`` “Su olmaması mümkün değil… Önemli değil bu. Fakat yerleştirme işine güvenilmez. Bizim köylülerin ne adam olduğunu bilemezsin. Yeni bir yerde, kulübesi, bahçesi olmadan toprağı sürsün, imkanı yok. İki kere iki dört gibi biliyorum, kaçarlar. Hem öyle kaçarlar ki, izlerini bulana aşk olsun.“ “Hayır, afedersiniz ama, ben bunu kabul etmiyorum. Çiçikov`un köylüleri kaçmazlar. Rus köylüsünün her şeye gücü yeter, her iklime alışır. Onu Kamçatka`ya bile gönderseniz bir sıcak eldiven verdiniz mi elini bir oğuşturur, baltayı eline aldığında yeni bir kulübe yapmak için başlar odun kesmeğe.“ “Ama önemli bir sorunu gözden kaçırıyorsun. Sen Çiçikov`un köylüleri nasıl adamlardır, orasını düşünmüyorsun. Hiçbir çiftlik sahibi iyi adamını satmaz. Çiçikov`un köylüleri son derece hırsız, sarhoş kimseler olsalar bile kellemi keserim ki tümü de tembel, kırıcı dökücü heriflerdir.“ “Ha bunu kabul ederim doğrusu. Kimse iyi adamını satmaz. Çiçikov`un köylüleri de baştan aşağı sarhoştur. Ama şuna dikkat etmeli ki; konunun can alacak noktası da buradadır. Evet şimdi hepsi ahlaksızdır ama yeni topraklarına gittiler mi çok iyi birer uyruk olabilirler. Bunun bir çok örneği var. Hem bugün hem geçmişte.“ Devlet fabrikaları müdürü: “Böyle şey olmaz,“ diyordu, “Çünkü Çiçikov`un köylülerinin şimdi iki büyük düşmanı olacaktır. Biri küçük Rusya illerinin yakınlığı. Pek iyi bilirsiniz ki orada içki serbestçe satılır. Bana inanın hepsi de on beş gün içinde ayyaş olup çıkarlar. İkinci tehlikede köylülerin göç sırasında serseriliğe alışmaları. Ancak Çiçikov onları sürekli göz hapsinde tutar, demir pençe içine alır, en küçük suçlarına göz yummazsa o başka.“
Çoğu, Çiçikov‘un durumunu iyice anlıyor, bu kadar çok köylünün bir yerden başka bir yere götürülmesindeki zorluğu kavrıyordu. Kimileri, Çiçikov`un köylüleri gibi, netameli insanlar arasında bir ayaklanma çıkması olasılığından çok korktuklarını söylerler. Bunlara emniyet müdürü, bir ayaklanma korkusu olmadığını, komiserin pekala haklarından gelebileceğini söyler. O`na göre komiserin gitmesine bile gerek yoktur. Sadece kasketini yollasa, bu kasket onları yerleştirilecekleri yere kadar götürür. Kimi de, Çiçikov`un köylülerine egemen olan başkaldırma ruhunun kökünden kazınması için başvurulacak çareleri sayıp döktüler. Bu düşünceler çeşit çeşitti. Bir kısmı, son kerte zor ve baskı kullanılması gereğini ileri sürüyor, bir kısmı ise tam tersine merhametli davranmayı öğütlüyordu. Posta müdürü ise Çiçikov`a kutsal bir görev düştüğünü O`nun bir çeşit “baba“ yerinde olduğunu, hatta köylülerini eğitimden yararlandırmasını söylüyor bu sırada Lancaster`in önerdiği karşılıklı eğitim sistemini övüyordu.
Artık kentte bu gibi düşünceler yürütülür, böyle şeyler konuşulur. Bir çoğu Çiçikov`a duydukları sevgiden ötürü bazı öğütlerde bulunurlar. Hatta köylülerin Kerson`a kadar rahatça götürülmeleri için kolcu vermeye hazır olduklarını söylerler. Çiçikov bu öğütlere teşekkür eder, gerektiğinde bunlardan yararlanmayı unutmayacağını söyler. Ancak kolcuları kesin olarak reddeder. Kolcuların gereksizliğini, çünkü satın aldığı köylülerin çok sakin insanlar olduğunu yeni bir yere götürülmekten memnun olduklarını, aralarında bir ayaklanma olasılığının bulunmadığını söyler. Bütün bu düşünceler ve öğütler, Çiçikov için çok yararlı sayılabilecek bazı sonuçlar sağlar: Ortalığa O`nun milyoner olduğu üstüne söylentiler yayılır. Kenttekilerin bu söylentilerden sonra O`na olan sevgileri daha da derinleşir.
Kentteki insanların tümü iyi kalpli, konuksever insanlardır. Onlarla birlikte yemek yiyen ya da Whist oynayan biri hemen dostları olup çıkar. Hele bu kişi Çiçikov gibi iyi huylu terbiyeli, kendini sevdirmenin büyük gizini bilen biri olursa. Çiçikov kentte o kadar sevilmiştir ki bir türlü ayrılıp gitmenin yolunu bulamaz. Her zaman “bizimle bir haftacık daha kalın, Pavel İvanoviç“ gibi sözlerle karşılaşır. Kısacası kentte el üstünde tutulur. Ama kentin bayanları üzerinde bıraktığı etki çok daha güçlü, çok daha şaşırtıcıdır.
Sonunda Çiçikov da kendisine gösterilen bu ilgiyi fark eder. Bir gün oteline döndüğü zaman masanın üzerinde bir mektup bulur. Mektubunun altında imza falan yoktur. Ne adı, ne soyadı, ne tarih. Yalnız Çiçikov`un kalbi bu mektubun sahibini bulmalı, deniyor okur ve çekmeceye koyar. Biraz sonra Çiçikov`a valinin balosu için bir çağrı mektubu gelir. Bu, il merkezi için olağan bir şeydir. Nerede bir vali varsa, orada mutlaka bir balo vardır. Yoksa soylular valiye karşı duymaları gereken sevgiyi, saygıyı besleyemezler…
Çiçikov`un baloya gelişi büyük mutluluk uyandırır. Bütün gözler O`na çevrilir ve herkes O`nun yanına toplanır. Çiçikov herkese mutluluk ve neşe getirir. Herkese, her sorulana yanıt yetiştirir, içinde bir rahatlık, alışık olduğu üzere yandan, sağdan, soldan selam verir, herkesi büyüler. Bayanlar yerini alır almaz “Acaba yüzlerinden, gözlerinden mektubu yazanın kim olduğunu anlayabilir miyim? diyerek onları süzmeye başlar. Ancak hiçbirinde böyle bir yüz ifadesi yoktur. Çiçikov O`nu bulmaya kararlıdır. Bayanlarla sohbeti koyulaştırır. Ancak tam o sırada, kötü bir sürpriz; Nozdriev salona girer. Çiçikov`un çok aptal bir insan olduğunu çünkü ölü can aldığını haykırır. Önce insanlar pek aldırış etmezler. Ancak bu hikaye kulaktan kulağa yayıldıkça insanlar itibar etmeye başlarlar. Olay o kadar yayılır ki herkes Çiçikov`un valinin kızını kaçırmak için bunu yaptığını düşünmeye başlarlar. Ancak her iki olay arasında hiçbir bağlantı kuramazlar. Sonunda kentte iki parti kurulur. Erkekler partisi ve kadınlar partisi. Erkekler, sadece ölü canlarla; kadınlar ise sadece valinin kızının kaçırılmasıyla ilgilenirler. Kısacası bütün kent olayı çözmek için seferber olur. Bu arada Çiçikov hasta olduğu için evden dışarı çıkamaz ve olaylardan haberdar olamamıştır. Dışarı çıktığında ise bütün insanların ona karşı tavırları değişmiştir. Kısa sürede olayları öğrenir. Buna canı sıkılır ve kenti terk eder …
Çiçikov; küçük yaşta annesini kaybetmiştir. Babası ise onu, bakması için yaşlı bir akrabasına bırakır. Çiçikov okula başlar ancak dersleri iyi değildir. Babasının ona bıraktığı tek şey ise hayatta her şeyin para olduğu felsefesidir. Okulda öğretmeninin prensiplerini takip ederek ona göre davranır ve onun gözüne girer, derslerini düzeltir, okulunu başarı ile bitirir. Artık bir delikanlı olmuştur. Tek amacı vardır artık: Çok çile çekse de zengin olmak. Elindeki diploması ile ancak devlet dairesinde memurluk yapar. Burada müdürü onu hiç sevmemektedir. Ancak bir yolunu bulup evde kalmış kızı ile diyaloğa geçer, sık sık evlerine gidip gelmeye başlar. İşler ilerleyince müdüre “baba“ bile demeye başlar. Bu arada müdürü onu kullanmaya başlamıştır. Bir süre sonra boşalan bir zabıt katipliğine getirilir. Ancak emeline ulaşmıştır. Atamadan sonra müdürün evine gitmemeye ve ona “baba“ dememeye başlar.
Zamanla tüm ilişkisini keser. Rüşvet almaya başlar, para biriktirir, hayatını bir düzene sokar. Ancak bir süre sonra çok sert, rüşvetin ve her türlü haksızlığın, düzensizliğin amansız düşmanı yeni bir müdür gelir. Memurların çoğu işten atılır. Evleri hazineye mal edilir. Çiçikov ise bir türlü kendini müdüre sevdiremez. Yeni alınan memurlar çeşitli dolaplar çevirerek müdüre doğru görünerek onlara güvenmesini sağlarlar. Ancak yeni çete eskisine rahmet okutacak bir niteliktedir. Artık hırsızlık ve rüşvet büsbütün alıp yürümüştür. Ancak Çiçikov kendisini bir türlü kabul ettiremez. Yenilip kaybederek işten ayrılır. Bir süre sonra çok istediği gümrüklerde bir iş bulur. Burada kaçakçılara kök söktürür. Rüşvete aman vermez. En küçük bir rüşveti bile kabul etmez. Bu haliyle de yönetimin gözüne girer ve yükselir. Kaçakçılarla savaşması için gerekli yetkileri kendisine verirler. Artık önünde bir engel kalmamıştır. Kaçakçılardan inanılmaz paralar alır ve servetine servet katar. Ancak Çiçikov`un kaçakçılarla ilişkisini idareye haber verirler. Nazik tavırlar ve konuşmasını bilmesi, el-etek öpmesi ve para gücü sayesinde kendini savunur ve yakasını mahkemeden kurtarır. Artık bir işi yoktur. Yeniden yoksulluk günlerine döner ama inancını kaybetmez.
O günlerde kahyalık adi görülen bir işti. Küçük memurlar bile hor görürdü. Bir gün Çiçikov birkaç yüz kölenin rehin işlemi ile uğraşmak görevini alır. Çiftlik sahibinin işleri çok kötü gitmektedir. Hükümetten borç para almak çok zordur. Çiçikov, çiftlik sahibinin vekili olarak maliyeye başvurur. Çiçikov, memura kölelerden yarısının öldüğünü, bunun sorun yaratıp yaratmayacağını sorar. Memur ise; eğer ölenlerin adının listede sağ olarak gösterilmişse sakıncası olmadığını nasılsa ölenlerin yerine yenilerinin doğduğunu söyler. Bu sözler kafasında inanılmaz fikirler oluşturur. Yeni nüfus sayımından önce ölü can satın alırsa borç ödeme sandığı bu ölenler karşılığında adam başına iki yüz ruble borç para verebilecektir. Çiçikov planını uygulamaya koyar ve oturacak bir yer arıyormuş gibi görünerek Rusya`nın çeşitli yerlerini gezmeye başlar. Tanıştığı insanlarla büyük dostluklar kurar. Böylece yardımlarını kazanır.
Çiçikov günler sonra Rusya`nın uçsuz bucaksız topraklarında dolaşırken cennet bahçelerini andıran çiftlikten gözünü alamaz ve çiftlik sahibi ile tanışmak için evine gider. Çiftlik sahibi Tientietnikov`dur. Okulu bitirdikten sonra bir süre memurluk yapar, müdürünün üstlerine farklı, astlarına farklı davranışı onu çileden çıkarır ve dayanamayıp ona hakaretlerde bulunur. Böylece işine son verilir. Tekrar çiftliğine dönerek aldığı eğitimle köylüsünü eğitip daha fazla verim elde etmek için çabalar. Köylüsüne toprak vererek hem kendisi için hem de çiftlik için çalışmasını sağlar. Onlara mümkün olduğunca iyi davranır, daha fazla boş zaman sağlar. Ancak gün geçtikçe verimin düştüğünü, köylünün davranışının değiştiğini fark eder. Zamanla iyice sıkılır. Her şeyden elini eteğini çeker. İşte tam bu sırada Çiçikov`la tanışır ve bir süre kendisiyle kalmasını ister. Çiçikov bunu kabul ederek tez elden çevre çiftlikleri gezerek çiftlik sahipleri ile tanışır. Ölü canlar satın alır. Tek hayali bir çiftlik sahibi olmaktır. Gittiği yerlerde çiftlik sahiplerinin eğitimli ve işten anlayan insanlar oldukları gözünden kaçmaz. Söylenenleri bir bir aklında tutar bu konular üzerinde geceler süren tartışmalara girer. Konuşmaların çoğu Köylünün eğitilmesi ve bilimsel yöntemlerle tarımın geliştirilmesi üzerinedir.
İflasın eşiğine gelmiş bir çiftlik sahibi çiftliğini satmak ister. Çiçikov`un ise o kadar parası yoktur. Çiftlik sahiplerinden biri borç para vermeyi kabul eder ve Çiçikov çiftliği satın alır. Ancak paranın yarısını verir. Geri kalanını da ileri bir zamanda ödemek koşuluyla bırakır.
Bu arada Çiçikov ölü can almaya devam eder. Ancak bunları yaşıyor gibi göstermeyi de unutmaz. Çiçikov bu yolculuktan çok karlı çıkmıştır. 300 bin Ruble kadar para biriktirmiştir. Ancak yaptığı kanunsuz işler maliye memurlarına, valiye ve hatta prense kadar gitmiştir. Prens tarafından hapse atılır. Arkadaşı Murazov ona yardım edeceğini söyler ancak bunun karşılığı olarak bütün kötü alışkanlıklarından vazgeçmesini ister. Çiçikov isteği kabul eder. Prens ise hiç istemediği halde Murakov`u kıramaz ve Çiçikov`u serbest bırakır. Ancak tüm ülkeyi saran bir hastalık gibi rüşvet, ahlaksızlık ve dolandırıcılık almış başını gitmiştir.
Genel vali tüm memurları toplantıya çağırarak bu durumu gündeme getirir. Tüm insanların bu alışkanlıklardan vazgeçmesini, aksi taktirde bir çok kişinin işten atılacağını ve durumun Çar`a bildirileceğini söyler. Vali sözlerini şöyle bitirir. “Sahteciliğin hiçbir ceza, önlem ve yaptırım ile ortadan kaldırılamayacağını bilirim. Çünkü sahteciliğin kökleri ruhumuzun ta derinliklerine kadar sokulmuş ve rüşvet alma, olağan bir hak durumuna girmiştir. Düşman karşısında nasıl silaha sarılmışsak, namussuzluk ve sahteciliğe karşı da ayaklanmamız gerektiğini herkes anlamadıkça kötülükleri ortadan kaldırmamıza olanak yoktur …“
Eğer Çiçikov`un kişiliğinin ahlak yönü sorulursa; erdemli ve kusursuz bir kahraman olmadığı açıkça anlaşılır. Ancak O “İşini Bilen“ biri diyebiliriz. Kolay yoldan mal edinme ve kazanç hırsı çoğu kişiye göre kusurdur ve saygıdeğer işlerden sayılmaz.
(Gogol)
KİTABIN ADI : ÖLÜ CANLAR
KİTABIN YAZARI : Gogol
YAYINEVİ VE ADRESİ : Sosyal Yayınları
BASIM TARİHİ : MART 1983
KİTABIN YAYIM MAKSADI : Roman ( Dünya Klasikleri )
KİTABIN ÖZETİ
Kentinin merkezindeki büyük hana bir yolcu oldukça güzel, küçük, yaylı bir araba ile gelir. İlk etapta bu kimsenin ilgisini çekmez. Gelen şahıs Pavel İvanoviç ÇİÇİKOV`dur. Kendisini danışman, çiftlik sahibi ve iş için yolculuk eden biri olarak tanıtır. Tez elden kentin ileri gelenleriyle tanışır: Vali, polis memuru, yargıç, savcı, çiftlik sahipleri vs. ve gittiği her yerde kendini görgülü bir salon adamı olarak gösterir; konusu ne olursa olsun her konuşmada canlı, ilgi uyandırıcı sözler söyler.
Her gün akşam toplantılarına, yemeklere gider hoş vakit geçirir. Sıra kent dışı ziyaretlere geldiğinde ise işe önce çiftlik sahibi Manilov ile Sobakeviç`ten başlar. Çünkü onlara söz vermiştir. Belki de ÇİÇİKOV`u bu ziyaretlere zorlayan daha temelli, daha ciddi, daha derin nedenler vardır. Önce Manilov`un çiftliğine gider. Manilov ailesi üzerinde çok iyi izlenimler bırakır. Yemekten sonra çalışma odasına geçip iş konularında konuşmaya başlarlar. Çiçikov öncelikle Manilov`a kaç tane kölesi olduğunu, en son sayımı hükümete ne zaman verdiğini, kaç kölenin öldüğü gibi sıradan sorular sorar. Ancak o kadar çok ölen olmuştur ki Manilov bile sayısını kahyadan öğrenir. Ancak Çiçikov bunların listesini isteyince ortalık birden gerginleşir ve Manilov bunu niçin istediğini sorar. Çiçikov ne diyeceğini şaşırır ve ancak “Köylü satın almak istiyorum.“ diyebilir. Daha sonra toparlayarak ölmüş olan köleleri almak istediğini söyler. Yani ölmüş ama yaşıyor gibi görünen köylüler …Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
ÇİÇİKOV uzun tartışmalardan sonra Manilov`a ölmüş köylüler için devlete boşuna vergi ödediğini anımsatarak bunları kendisine satmasını teklif eder. Ancak Manilov aralarındaki dostluğu öne sürerek bu iş için para istemeyeceğini söyler. Anlaşmalar yapılır ve Çiçikov evden ayrılır. Yolda yağmura tutulur ve arabaları devrilir. Ancak kısa sürede toparlanıp yola tekrar koyulurlar. Karşılarına çıkan ilk evin kapısını çalarlar. Ev sahibi onları içeri alır ve ağırlar. Geceyi orada geçirirler. Sabah ev sahibi bayana nerede olduklarını sorar. Anlaşılan yanlış yoldan gitmişlerdir. Geldikleri ev ise çiftlik sahibi bayan Koroboçka`nın evidir. Çiçikov, Manilov`a köylülerle ilgili sorduğu soruları bayan Koroboçka`ya da sorar. Lafı evire çevire ölü köylülerin satışına getirir. Bayan Koroboçka şaşkınlıktan küçük dilini yutar. Ancak Çiçikov, bayan Koroboçka`ya, ölen köylüler için boş yere vergi ödediğini, kendisine yardım etmek için bu masrafları karşılamak için ölü köylüleri almak istediğini söyler. Uzun tartışmalar sonucu Çiçikov, ileride çiftlik ürünlerini alacağı sözünü vererek ölü canlar için anlaşma yapar. Çiçikov çiftlikten ayrılarak meyhaneye gider. Burada Nozdriev ile karşılaşır. Nozdriev ile savcının evinde tanışmıştır. Nozdriev birkaç günlük bir panayırdan döndüğünü ve eve gideceğini söyleyerek Çiçikov`u da evine götürmek ister. Ancak Çiçikov işlerinin çok olduğunu söyleyerek teklifi reddetse de Nozdriev`le başa çıkamaz ve eve giderler. Nozdriev gereğinden fazla konuşan, sürekli kumar oynayan ve olayları abartan bir kişidir. Yemek, içki, sohbet derken konu döner dolaşır Çiçikov`un işlerine, oradan da ölü köylüleri satın almaya gelir. Nozdriev`de diğer çiftlik sahipleri gibi şaşırır. Ancak Nozdriev çok uyanıktır. Onları pahalıya satmaya çalışır. Ancak Çiçikov`un fazla parası olmadığı için uzun uzun pazarlık yaparlar. Nozdriev bu alışverişin sebebini öğrenmek için ısrar eder. Çiçikov ise zengin bir kızla evlenmek istediğini ancak babasının kızı vermesi için üç yüz can kölesi olması gerektiğini bu yüzden de ölü can almak istediğini söyler. Nozdriev her ne kadar inanmasada olay böylece kapanır. Nozdriev, Çiçikov`u iskambil oynamaya davet eder; ancak Çiçikov oynamak istemediğini söyler. Çok ısrar eder ancak sonuç alamaz. Hiç olmazsa dama oynayalım hem damada hile yapma şansım da yok deyince Çiçikov kurtulmak için teklifi kabul eder. Ancak Nozdriev yine hile yapar. Bunun üzerine Çiçikov sinirlenir ve evi terk eder.
ÇİÇİKOV`un aldığı köleler kentte günün konusu olur. Köylülerin başka bir yere götürülüp yerleştirilmesinin karlı bir iş olmadığı üstüne bir çok yorumlar yapılır, bir çok düşünceler, görüşler ileri sürülür. Bu konuşmalardan bir çok kişinin bu sorunla ilgili derin bilgisi olduğu anlaşılır. Kimileri: “Elbette`` der, “buna bir şey denemez. Güney illerinde toprak iyidir, verimlidir. Ama su olmadı mı, Çiçikov`un köylülerinin elinden ne gelir? Orada hiç akarsu yoktur.`` “Su olmaması mümkün değil… Önemli değil bu. Fakat yerleştirme işine güvenilmez. Bizim köylülerin ne adam olduğunu bilemezsin. Yeni bir yerde, kulübesi, bahçesi olmadan toprağı sürsün, imkanı yok. İki kere iki dört gibi biliyorum, kaçarlar. Hem öyle kaçarlar ki, izlerini bulana aşk olsun.“ “Hayır, afedersiniz ama, ben bunu kabul etmiyorum. Çiçikov`un köylüleri kaçmazlar. Rus köylüsünün her şeye gücü yeter, her iklime alışır. Onu Kamçatka`ya bile gönderseniz bir sıcak eldiven verdiniz mi elini bir oğuşturur, baltayı eline aldığında yeni bir kulübe yapmak için başlar odun kesmeğe.“ “Ama önemli bir sorunu gözden kaçırıyorsun. Sen Çiçikov`un köylüleri nasıl adamlardır, orasını düşünmüyorsun. Hiçbir çiftlik sahibi iyi adamını satmaz. Çiçikov`un köylüleri son derece hırsız, sarhoş kimseler olsalar bile kellemi keserim ki tümü de tembel, kırıcı dökücü heriflerdir.“ “Ha bunu kabul ederim doğrusu. Kimse iyi adamını satmaz. Çiçikov`un köylüleri de baştan aşağı sarhoştur. Ama şuna dikkat etmeli ki; konunun can alacak noktası da buradadır. Evet şimdi hepsi ahlaksızdır ama yeni topraklarına gittiler mi çok iyi birer uyruk olabilirler. Bunun bir çok örneği var. Hem bugün hem geçmişte.“ Devlet fabrikaları müdürü: “Böyle şey olmaz,“ diyordu, “Çünkü Çiçikov`un köylülerinin şimdi iki büyük düşmanı olacaktır. Biri küçük Rusya illerinin yakınlığı. Pek iyi bilirsiniz ki orada içki serbestçe satılır. Bana inanın hepsi de on beş gün içinde ayyaş olup çıkarlar. İkinci tehlikede köylülerin göç sırasında serseriliğe alışmaları. Ancak Çiçikov onları sürekli göz hapsinde tutar, demir pençe içine alır, en küçük suçlarına göz yummazsa o başka.“
Çoğu, Çiçikov‘un durumunu iyice anlıyor, bu kadar çok köylünün bir yerden başka bir yere götürülmesindeki zorluğu kavrıyordu. Kimileri, Çiçikov`un köylüleri gibi, netameli insanlar arasında bir ayaklanma çıkması olasılığından çok korktuklarını söylerler. Bunlara emniyet müdürü, bir ayaklanma korkusu olmadığını, komiserin pekala haklarından gelebileceğini söyler. O`na göre komiserin gitmesine bile gerek yoktur. Sadece kasketini yollasa, bu kasket onları yerleştirilecekleri yere kadar götürür. Kimi de, Çiçikov`un köylülerine egemen olan başkaldırma ruhunun kökünden kazınması için başvurulacak çareleri sayıp döktüler. Bu düşünceler çeşit çeşitti. Bir kısmı, son kerte zor ve baskı kullanılması gereğini ileri sürüyor, bir kısmı ise tam tersine merhametli davranmayı öğütlüyordu. Posta müdürü ise Çiçikov`a kutsal bir görev düştüğünü O`nun bir çeşit “baba“ yerinde olduğunu, hatta köylülerini eğitimden yararlandırmasını söylüyor bu sırada Lancaster`in önerdiği karşılıklı eğitim sistemini övüyordu.
Artık kentte bu gibi düşünceler yürütülür, böyle şeyler konuşulur. Bir çoğu Çiçikov`a duydukları sevgiden ötürü bazı öğütlerde bulunurlar. Hatta köylülerin Kerson`a kadar rahatça götürülmeleri için kolcu vermeye hazır olduklarını söylerler. Çiçikov bu öğütlere teşekkür eder, gerektiğinde bunlardan yararlanmayı unutmayacağını söyler. Ancak kolcuları kesin olarak reddeder. Kolcuların gereksizliğini, çünkü satın aldığı köylülerin çok sakin insanlar olduğunu yeni bir yere götürülmekten memnun olduklarını, aralarında bir ayaklanma olasılığının bulunmadığını söyler. Bütün bu düşünceler ve öğütler, Çiçikov için çok yararlı sayılabilecek bazı sonuçlar sağlar: Ortalığa O`nun milyoner olduğu üstüne söylentiler yayılır. Kenttekilerin bu söylentilerden sonra O`na olan sevgileri daha da derinleşir.
Kentteki insanların tümü iyi kalpli, konuksever insanlardır. Onlarla birlikte yemek yiyen ya da Whist oynayan biri hemen dostları olup çıkar. Hele bu kişi Çiçikov gibi iyi huylu terbiyeli, kendini sevdirmenin büyük gizini bilen biri olursa. Çiçikov kentte o kadar sevilmiştir ki bir türlü ayrılıp gitmenin yolunu bulamaz. Her zaman “bizimle bir haftacık daha kalın, Pavel İvanoviç“ gibi sözlerle karşılaşır. Kısacası kentte el üstünde tutulur. Ama kentin bayanları üzerinde bıraktığı etki çok daha güçlü, çok daha şaşırtıcıdır.
Sonunda Çiçikov da kendisine gösterilen bu ilgiyi fark eder. Bir gün oteline döndüğü zaman masanın üzerinde bir mektup bulur. Mektubunun altında imza falan yoktur. Ne adı, ne soyadı, ne tarih. Yalnız Çiçikov`un kalbi bu mektubun sahibini bulmalı, deniyor okur ve çekmeceye koyar. Biraz sonra Çiçikov`a valinin balosu için bir çağrı mektubu gelir. Bu, il merkezi için olağan bir şeydir. Nerede bir vali varsa, orada mutlaka bir balo vardır. Yoksa soylular valiye karşı duymaları gereken sevgiyi, saygıyı besleyemezler…
Çiçikov`un baloya gelişi büyük mutluluk uyandırır. Bütün gözler O`na çevrilir ve herkes O`nun yanına toplanır. Çiçikov herkese mutluluk ve neşe getirir. Herkese, her sorulana yanıt yetiştirir, içinde bir rahatlık, alışık olduğu üzere yandan, sağdan, soldan selam verir, herkesi büyüler. Bayanlar yerini alır almaz “Acaba yüzlerinden, gözlerinden mektubu yazanın kim olduğunu anlayabilir miyim? diyerek onları süzmeye başlar. Ancak hiçbirinde böyle bir yüz ifadesi yoktur. Çiçikov O`nu bulmaya kararlıdır. Bayanlarla sohbeti koyulaştırır. Ancak tam o sırada, kötü bir sürpriz; Nozdriev salona girer. Çiçikov`un çok aptal bir insan olduğunu çünkü ölü can aldığını haykırır. Önce insanlar pek aldırış etmezler. Ancak bu hikaye kulaktan kulağa yayıldıkça insanlar itibar etmeye başlarlar. Olay o kadar yayılır ki herkes Çiçikov`un valinin kızını kaçırmak için bunu yaptığını düşünmeye başlarlar. Ancak her iki olay arasında hiçbir bağlantı kuramazlar. Sonunda kentte iki parti kurulur. Erkekler partisi ve kadınlar partisi. Erkekler, sadece ölü canlarla; kadınlar ise sadece valinin kızının kaçırılmasıyla ilgilenirler. Kısacası bütün kent olayı çözmek için seferber olur. Bu arada Çiçikov hasta olduğu için evden dışarı çıkamaz ve olaylardan haberdar olamamıştır. Dışarı çıktığında ise bütün insanların ona karşı tavırları değişmiştir. Kısa sürede olayları öğrenir. Buna canı sıkılır ve kenti terk eder …
Çiçikov; küçük yaşta annesini kaybetmiştir. Babası ise onu, bakması için yaşlı bir akrabasına bırakır. Çiçikov okula başlar ancak dersleri iyi değildir. Babasının ona bıraktığı tek şey ise hayatta her şeyin para olduğu felsefesidir. Okulda öğretmeninin prensiplerini takip ederek ona göre davranır ve onun gözüne girer, derslerini düzeltir, okulunu başarı ile bitirir. Artık bir delikanlı olmuştur. Tek amacı vardır artık: Çok çile çekse de zengin olmak. Elindeki diploması ile ancak devlet dairesinde memurluk yapar. Burada müdürü onu hiç sevmemektedir. Ancak bir yolunu bulup evde kalmış kızı ile diyaloğa geçer, sık sık evlerine gidip gelmeye başlar. İşler ilerleyince müdüre “baba“ bile demeye başlar. Bu arada müdürü onu kullanmaya başlamıştır. Bir süre sonra boşalan bir zabıt katipliğine getirilir. Ancak emeline ulaşmıştır. Atamadan sonra müdürün evine gitmemeye ve ona “baba“ dememeye başlar.
Zamanla tüm ilişkisini keser. Rüşvet almaya başlar, para biriktirir, hayatını bir düzene sokar. Ancak bir süre sonra çok sert, rüşvetin ve her türlü haksızlığın, düzensizliğin amansız düşmanı yeni bir müdür gelir. Memurların çoğu işten atılır. Evleri hazineye mal edilir. Çiçikov ise bir türlü kendini müdüre sevdiremez. Yeni alınan memurlar çeşitli dolaplar çevirerek müdüre doğru görünerek onlara güvenmesini sağlarlar. Ancak yeni çete eskisine rahmet okutacak bir niteliktedir. Artık hırsızlık ve rüşvet büsbütün alıp yürümüştür. Ancak Çiçikov kendisini bir türlü kabul ettiremez. Yenilip kaybederek işten ayrılır. Bir süre sonra çok istediği gümrüklerde bir iş bulur. Burada kaçakçılara kök söktürür. Rüşvete aman vermez. En küçük bir rüşveti bile kabul etmez. Bu haliyle de yönetimin gözüne girer ve yükselir. Kaçakçılarla savaşması için gerekli yetkileri kendisine verirler. Artık önünde bir engel kalmamıştır. Kaçakçılardan inanılmaz paralar alır ve servetine servet katar. Ancak Çiçikov`un kaçakçılarla ilişkisini idareye haber verirler. Nazik tavırlar ve konuşmasını bilmesi, el-etek öpmesi ve para gücü sayesinde kendini savunur ve yakasını mahkemeden kurtarır. Artık bir işi yoktur. Yeniden yoksulluk günlerine döner ama inancını kaybetmez.
O günlerde kahyalık adi görülen bir işti. Küçük memurlar bile hor görürdü. Bir gün Çiçikov birkaç yüz kölenin rehin işlemi ile uğraşmak görevini alır. Çiftlik sahibinin işleri çok kötü gitmektedir. Hükümetten borç para almak çok zordur. Çiçikov, çiftlik sahibinin vekili olarak maliyeye başvurur. Çiçikov, memura kölelerden yarısının öldüğünü, bunun sorun yaratıp yaratmayacağını sorar. Memur ise; eğer ölenlerin adının listede sağ olarak gösterilmişse sakıncası olmadığını nasılsa ölenlerin yerine yenilerinin doğduğunu söyler. Bu sözler kafasında inanılmaz fikirler oluşturur. Yeni nüfus sayımından önce ölü can satın alırsa borç ödeme sandığı bu ölenler karşılığında adam başına iki yüz ruble borç para verebilecektir. Çiçikov planını uygulamaya koyar ve oturacak bir yer arıyormuş gibi görünerek Rusya`nın çeşitli yerlerini gezmeye başlar. Tanıştığı insanlarla büyük dostluklar kurar. Böylece yardımlarını kazanır.
Çiçikov günler sonra Rusya`nın uçsuz bucaksız topraklarında dolaşırken cennet bahçelerini andıran çiftlikten gözünü alamaz ve çiftlik sahibi ile tanışmak için evine gider. Çiftlik sahibi Tientietnikov`dur. Okulu bitirdikten sonra bir süre memurluk yapar, müdürünün üstlerine farklı, astlarına farklı davranışı onu çileden çıkarır ve dayanamayıp ona hakaretlerde bulunur. Böylece işine son verilir. Tekrar çiftliğine dönerek aldığı eğitimle köylüsünü eğitip daha fazla verim elde etmek için çabalar. Köylüsüne toprak vererek hem kendisi için hem de çiftlik için çalışmasını sağlar. Onlara mümkün olduğunca iyi davranır, daha fazla boş zaman sağlar. Ancak gün geçtikçe verimin düştüğünü, köylünün davranışının değiştiğini fark eder. Zamanla iyice sıkılır. Her şeyden elini eteğini çeker. İşte tam bu sırada Çiçikov`la tanışır ve bir süre kendisiyle kalmasını ister. Çiçikov bunu kabul ederek tez elden çevre çiftlikleri gezerek çiftlik sahipleri ile tanışır. Ölü canlar satın alır. Tek hayali bir çiftlik sahibi olmaktır. Gittiği yerlerde çiftlik sahiplerinin eğitimli ve işten anlayan insanlar oldukları gözünden kaçmaz. Söylenenleri bir bir aklında tutar bu konular üzerinde geceler süren tartışmalara girer. Konuşmaların çoğu Köylünün eğitilmesi ve bilimsel yöntemlerle tarımın geliştirilmesi üzerinedir.
İflasın eşiğine gelmiş bir çiftlik sahibi çiftliğini satmak ister. Çiçikov`un ise o kadar parası yoktur. Çiftlik sahiplerinden biri borç para vermeyi kabul eder ve Çiçikov çiftliği satın alır. Ancak paranın yarısını verir. Geri kalanını da ileri bir zamanda ödemek koşuluyla bırakır.
Bu arada Çiçikov ölü can almaya devam eder. Ancak bunları yaşıyor gibi göstermeyi de unutmaz. Çiçikov bu yolculuktan çok karlı çıkmıştır. 300 bin Ruble kadar para biriktirmiştir. Ancak yaptığı kanunsuz işler maliye memurlarına, valiye ve hatta prense kadar gitmiştir. Prens tarafından hapse atılır. Arkadaşı Murazov ona yardım edeceğini söyler ancak bunun karşılığı olarak bütün kötü alışkanlıklarından vazgeçmesini ister. Çiçikov isteği kabul eder. Prens ise hiç istemediği halde Murakov`u kıramaz ve Çiçikov`u serbest bırakır. Ancak tüm ülkeyi saran bir hastalık gibi rüşvet, ahlaksızlık ve dolandırıcılık almış başını gitmiştir.
Genel vali tüm memurları toplantıya çağırarak bu durumu gündeme getirir. Tüm insanların bu alışkanlıklardan vazgeçmesini, aksi taktirde bir çok kişinin işten atılacağını ve durumun Çar`a bildirileceğini söyler. Vali sözlerini şöyle bitirir. “Sahteciliğin hiçbir ceza, önlem ve yaptırım ile ortadan kaldırılamayacağını bilirim. Çünkü sahteciliğin kökleri ruhumuzun ta derinliklerine kadar sokulmuş ve rüşvet alma, olağan bir hak durumuna girmiştir. Düşman karşısında nasıl silaha sarılmışsak, namussuzluk ve sahteciliğe karşı da ayaklanmamız gerektiğini herkes anlamadıkça kötülükleri ortadan kaldırmamıza olanak yoktur …“
Eğer Çiçikov`un kişiliğinin ahlak yönü sorulursa; erdemli ve kusursuz bir kahraman olmadığı açıkça anlaşılır. Ancak O “İşini Bilen“ biri diyebiliriz. Kolay yoldan mal edinme ve kazanç hırsı çoğu kişiye göre kusurdur ve saygıdeğer işlerden sayılmaz.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 162
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 23
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 28
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 28