yarka0000 1
yarka0000
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
farkmt2official 1
farkmt2official
Bvural41 1
Bvural41
Hikaye Ekle

100 Temel Eser (Arşivlik)

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan JoJoPaPi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 102
  • Görüntüleme Görüntüleme 35K

Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!

Goriot Baba

(Balzac)

Özet:

Mösyö Goriot, Paris`te bir pansiyonda kalmaktadır. Pansiyondakiler M. Goriot`un kim olduğunu bilmez. Herkes onun hakkında bir şeyler uydurur. M. Goriot`un iki kızı vardır: Delphine ve Anastasie. Arada bir gelip babalarını görürler. Çevredekiler, bu kadınları Goriot Baba`nın metresleri sanırlar. Goriot Baba iş hayatında başarılı olmuş, iyi para kazanmış, eski bir tüccardır. Tüm varlığını iki kızının mutluluğuna adamış, kendisi orta halli bir pansiyon hayatına çekilmiştir. Goriot Baba`nın kızları paralan tükendikçe pansiyona gelirler ve babalarından para isterler. İkisi de oldukça masraflı, lüks bir hayat yaşamaktadırlar. Babalarının günden güne düştüğü kötü durum umurlarına bile gelmez. Tek düşünceleri kendi özel hayatlarıdır.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Goriot Baba, ilgisizlikten, sevgisizlikten ruhsal çöküntüye uğrar; dayanma gücünü yitirir, hastalanıp yataklara düşer. Durumu gittikçe ağırlaşır. Kızlarına haber gönderilir; fakat kızları babalarının yanına gelmek yerine, bir sosyete balosuna eğlenmeye giderler. Goriot Baba ölmeden önce çocuklarını son kez görmek ister. Pansiyonda kalan bir öğrenci, onun bu isteğini kızlarına ulaştırır. Delphine babasının yanına gelmez, diğer kızı Anastasia geldiğinde ise artık çok geçtir; baba komaya girmiştir, bir süre sonra da ölür.
Goriot Baba`nın cenazesinde, pansiyonda tanıdığı bir iki kişi dışında kimse yoktur…



Balzac

Fransız edebiyatının ünlü eserlerinden biri olan Goriot Baba, realist akımın başarılı bir örneğidir. Goriot Baba`da çocuklarına karşı aşırı sevgi duyan bir babanın dramı anlatılmıştır. Balzac`ın bu eseri bir “karakter romanı“ özelliği taşır. Roman, babalık sevgisinin bencil evlatlar tarafından nasıl istismar edildiğini göstermesi bakımından oldukça ilgi çekicidir. Goriot Baba, iyilik ve saflığın; çocukları ise kötülük ve nankörlüğün temsilcileridir.
 
Madame Bovary

(Gustave Flaubert)

Özet:

Yeteneksiz, kaba saba bir adam olan Charles Bovary, Rouen civarında bir kasabaya yerleşmiş; orada hastalarından birinin çok güzel kızı olan Emma ile evlenmiştir. Emma, hayalperest bir kadındır. Her dakikası birbirine benzeyen taşra hayatından sıkılmakta, maceralar, eğlenceler, heyecanlar tasarlamaktadır.

Mösyö Bovary, karısının eğlenebilmesi için başka bir kasabaya yerleşir. Madame Bovary, orada noter katibi Leon tarafından sevildiğini anlar. Yine o yörede oturan Rodolphe adında bir malikâne sahibinin ağına düşer. Emma`nın tekdüze yaşamı değişmiştir; kocasından ayrılmayı düşünür. Emma, âşığı Rodolph`e, birlikte uzak ülkelere gitmeyi önerir. Rodolphe, bu öneri üzerine izini belli etmeden ortalıktan kaybolur.
Emma, terk edildiğini anlar. Beyin hummasına yakalanırsa da iyileşir. Bu kez de Paris`ten dönen ve eski utangaç hali kalmamış olan Leon`la karşılaşır, onun ağına düşer. Yasak bir aşk hayatı yaşayan ve hiçbir lüksünü eksik etmeyen Emma, gizlice yaptığı borçlan ödeyemez; yeniden ve daha büyük bir bunalıma girer; kurtuluşu yaşamına arsenikle son vermekte bulur. Kocası, Emma`nın niçin intihar etiğini bir türlü anlayamaz. Bir gün karısına, sevgililerinden gelen mektupları görür. Gerçeği o zaman anlar. Bir süre sonra üzüntüsünden o da ölür.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Gustave Flaubert:

Madame Bovary, Realizm akımının kurucusu ve en büyük temsilcisi sayılan G. Flaubert`in başeseridir. Bu roman, Realizmin başarılı ilk örneği sayılmaktadır. Konusunu gerçek yaşamdan alan bu roman, Fransız edebiyatının olduğu kadar dünya edebiyatının da önemli eserlerindendir.
 
Anna Kareninna

(Tolstoy)

Özet;

Anna Karenina, Rus aristokrasisine mensup şık ve güzel bir kadındır. Kibarlığı ve saygıdeğer kişiliği ile çevresinde hayranlık uyandırmaktadır. Kocası, yüksek bir devlet memurudur. Anna Ka-renina`nın monoton bir evlilik hayatı vardır; bütün mutluluğu evinde ve çok sevdiği çocuğunda bulmaktadır.

Bir gün, Anna Karenina`ya, ağabeyi ile yengesinin aralarının açıldığı haberi gelir. Anna onları barıştırmak için Moskova`ya gider. Orada Vronski adında yakışıklı, genç bir kontla tanışır. Kontun, Anna`nın akrabası olan bir genç kızla seviştiği haberi ortalıkta dolaşmaktadır. Aslında Kont Vronski, ilk görüşte Anna`ya hayran olmuş ve genç kadına kur yapmaya başlamıştır. Önceleri ilgisiz davranmaya çalışan Anna, bir süre sonra dayanamaz, Vronski`nin aşkına karşılık verir. Bu durum birçok dedikoduya neden olur. Genç kadın bunları umursamaz. Hatta durumu, kocasına bile anlatır. Ağırbaşlı, dedikodudan korkan bir adam olan kocası, karısının itirafları karşısında sarsılır, ama belli etmez. Çevreye karşı itibarlarının sarsılmaması için boşanmayı reddeder. Kocası, Anna`ya, çocuğunun geleceğini düşünerek bu ilişkiye son vermesini ister. Fakat Anna, Vronski`yle birlikte İtalya`ya kaçar.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Anna ile Vronski İtalya`da gözlerden ırak yaşarlar. Dönüşlerinde hiç kimse onlarla arkadaşlık yapmak istemez; dışlanırlar. Bu durum Anna`nın sinirlerini iyice bozar. Sevgilisiyle aralarında huzursuzluk başlar. Vronski de kayıtsız, içe dönük bir kişi olmuştur. Anna, Vronski`nin artık kendisini sevmediğini düşünmeye başlar. İyice bunalıma girer. Yaptıklarından büyük pişmanlık duyar ve sonunda intihar eder. Anna`nın ölümünden sonra Vronski de manevi bir çöküntü içine girer. Çareyi orduya yazılmakta bulur.

Tolstoy

Rus edebiyatının tanınmış romanlarından olan Anna Karenina, realist bir eserdir. Tolstoy, bu eserinde kişileri tek tek ruhsal açıdan incelemiş, romanına psikolojik boyut kazandırmıştır. Anna Karenina`da dürüst bir ev liliğin getirdiği mutlulukla evlilikteki yasak aşkın yol açtığı yıkım anlatılır. Bu romandan 19. yüzyıl Rus aile yapısı hakkında bilgiler edinilebilir.
 
Don Kişot

(Cervantes)

Özet:

Don Kişot, İspanya`da bir köy asilzâdesidir. Okuduğu şövalye romanlarının etkisiyle aklını kaçırır. Ortaçağ şövalyeleri gibi ülke ülke dolaşma hevesine kapılır. Bu hevesin nedeni tüm kötülükleri ortadan kaldırmak ve insanları mutlu etmektir. Ele geçireceği adalardan birine de vefalı yol arkadaşı Sancho`yu vali yapacağına söz verir.

Don Kişot, atalarından kalma paslı eski zırhları tamir eder, başına da bir berber çanağı geçirir. Dulsina adını verdiği kaba bir köylü kızı olan sevgilisini güzel ve asil biri olarak kabul eder, uğrunda türlü maceralara girişir. Don Kişot atına, Sancho Panza da eşeğine binerek yola çıkarlar. Don Kişot, tüm gördüklerini kafasındaki hayallere uydurur: Yeldeğirmenlerini insanlara kötülük eden devlermiş gibi görür, üzerlerine saldırır; karşılıklı ilerleyen iki koyun sürüsünü iki ordu zanneder, zayıf tarafın yardımına koşarak, mızrağını koyunlara saplamaya başlar, çobanlardan bir güzel dayak yer… Böyle birtakım maceralardan sonra tekrar köyüne döner, ölümüne yakın aklı başına gelir.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet



DON KİŞOT (1605) (Cervantes)

İspanyol edebiyatının en ünlü romanlarından biri olan Don Kişot, hemen hemen bütün dünya dillerine çevrilmiştir. İlk cildi 1605′te, ikinci cildi 1614′te yayımlanmış olan Don Kişot, o dönemde İspanya`da çok yaygın olan şövalye romanlarını yermek amacıyla yazılmıştır. Eserin yazarı Cervantes, Don Kişot romanıyla modern romanın kurucusu olmuştur. Roman, işlevini tamamlamış bir toplum düzenini geri getirmenin imkansızlığını vurgulamaktadır.
 
Edebiyat Anıları

(Hüseyin Cahit Yalçın)

KİTABIN ADI : Edebiyat Anıları
KİTABIN YAZARI : Hüseyin Cahit YALÇIN
YAYINEVİ VE ADRESİ : T. İş Bankası Kültür Yayınları
BASIM TARİHİ : 1999

KİTABIN YAYIM MAKSADI : Otobiyografi

KİTABIN ÖZETİ

Hüseyin Cahit Yalçın, 1874′ te Balıkesir `de doğdu. “Edebiyat Anıları“ Hüseyin Cahit Yalçın `ın 60 yaşındayken kaleme aldığı, kendi gerçeğini bulma çabasının gözlendiği bir yapıttır. Hem kendini eleştirir, hem savunur. Hem birilerini suçlar, hem bağışlar. Siyasal yazarlığından sıyrılıp, kendi iç dünyasını ve yaşadıklarını anlatır.

“Bende kitap merakı çocukluğumda başladı. Ayakkabı kutusu olan ilk kütüphanemde kitaplarımı biriktirirdim. Oyun ve oyuncak gibi meraklarım yoktu. Aşık Garip, Kerem Hikayeleri, Hz. Ali` nin Savaşları gibi kitaplar benim merakım ve coşkum olmuştur. Ailece okumaya meraklıydık. Babam akşam kahvesini içerken, ablam gaz lambasının yanında bize hikayeler okurdu. Ama bunların arasında Ahmet Mithat Efendi` nin hikayelerinin yeri ayrıydı. Onun hikayeleri sık sık küçük tartışmalarla bölünür, konular bambaşka yerlere giderdi. Bunun yanında divanlar bana çok yakın görünürdü. Fuzuli, Nedim ve Nabi `nin divanları elimde, dolaşıp dururdum. Bunların içinde beni en çok etkileyenlerden biri Nesimi` nin divanıydı. “Sizin taptığınız tanrı benim ayağımın altında“ demişti.

Cezalandırılarak diri diri derisini yüzmüşlerdi. Oysa ayağının altında para varmış. Bu beni çok etkilemişti. Bu hayatlar ve yazılar çocukluk dünyam içinde fırtınalar yaratıyordu. Bir gün benim de içimde bu istek canlandı, ben de yazabilirim dedim. O yıllarda romanlar onaltışar sayfalık formatlar halinde haftada bir kez perşembeleri çıkardı. Artin adında bir dağıtıcı dağıtırdı. Artin, kendisinden sürekli kitap aldığım için beni çok iyi tanırdı. Bir gün beni altüst eden bir olayla karşılaştım. Gazetenin birinde bir makale vardı. “Seyyie-i Tesamüh“ ü genç bir yazar yazmıştı. Yazıya Recaizade Ekrem övücü bir önsöz eklemişti. Ne büyük bir şeydi, Recaizade Ekrem` den övgü dolu sözler almak. Sonunda karar verdim ve yazdım. İlk romanım “Nadide“ böyle doğdu. Roman yazmakla bitmiyordu. Ona referans yazısı yazacak biri lazımdı. Ahmet Mithat Efendi` yle böyle tanıştım. Gönderdiğim romanıma güzel bir önsöz yazmıştı. Romanım denetimden de geçmişti. Sıra basılmasındaydı. Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Babıali caddesine koştum. Eserimi Arakel` e verecektim. O, zamanın ünlü yayımcısıydı. Kabul etmedi, yıkıldım ama yılmadım. Birçok yere gittim fakat nafile, kitap elimde kalmıştı. Aklıma babam geldi. Benim için doğduğumdan beri para biriktiriyordu. Ona bir mektup yazıp para istedim. Kitabımı kendi imkanlarımla bastırdım. Fakat o kadar büyük ses getirmedi. Dördüncü yılında lise öğrenimim sona eriyordu. Hepimiz mülkiye okuluna geçmeye hazırlanıyorduk. Fakat o sene ilk defa sınav kondu. Bu çok kötü olmuştu. Okulca karar alıp sınava girmedik. Bu protesto sarayca o an cezalandırılmadı fakat daha sonra bizim okuldan 3 sene boyunca hiç kimseyi almadılar.

Mülkiye okulunda Fransızca öğretmenimizden oldukça yararlanmıştık. Bu dile olan merakım sayesinde Fransızca kitap ve yazılara ağırlık verdim. Okul arkadaşım Şuayip ile sık sık bir araya gelip Fransızca yayınlardan bahsederdik.

Şuayip` le en sıcak sohbetlerimizden biri de Avrupa` ya kaçmaktı. Normal yollarla oraya gidemezdik saray yasaklamıştı. Ancak kaçılabilirdi, ama bu da çok zordu. Orada nasıl yaşayacaktık. Para lazımdı. Babamdan gelen 2 lira aylık yetmiyordu. Şuayip ise Tarım Bakanlığı ‘nda işe başlamış fakat komik bir para alıyordu. Biz de onunla birlikte çevirilere başladık. Çeviri yaptığımız Karabet sarayda çalışıyordu. Biz de ihtiyacımız olduğundan para karşılığı saraya çeviri yapmaya başladık.

Mülkiye okulum sona ermek üzereyken gelecek kaygısı başladı. Ben basın istiyordum. Kitapçı Karabet ‘Mektup` isimli bir dergi yayımlıyordu. Ama iddiasız olan bu dergiyi biz dört arkadaş Karabet` ten alıp basmaya karar verdik. İyi bir dergi olması için çabalıyorduk. İlk etkisi iyiydi. Bu arada bir dost Cenap Şahabettin` in şiirlerini yayımlayabileceğimizi söyledi. Bu dergimizin çizgisi için çok iyi olmuştu.

Mülkiye Okulundan 1896` da mezun olmuştuk. Yani Servet-I Fünun` un bir dergi haline gelişi sıralarında. Küçük bir hikaye yazmıştım. Adı “Röneka“ ydı. Hikayemi Rauf` un ısrarı üzerine dergiye yolladım. Hikayem beğenildi ve basıldı. Artık Servet-i Fünun` da yazıyordum. Bu bana yetmemeye başladı. A. Şuayip, M. Rauf, Cavit, ve ben bir araya gelip yeni bir dergi çıkarmak için kolları sıvadık. İsmi “Yeni Mecmua“ oldu. Larousse ayarında bir dergi olacaktı. Ruhsat almamıza rağmen dergi tatil edildi. Servet-i Fünun` la yetinmek zorunda kaldık.

Daha sonra yazarlık denediğim Tarik ve Sabah gazeteleri kısa ömürlü oldu. Ama hiçbir şey Servet-I Fünun` da yazmamı engellemedi. Dergiden biz para almazdık. Orada başka bir bağ vardı. Yüce sanat ülküsü, yurt ülküsü…

Tevfik Fikret` in karizması ve kişiliği Abdülhamit yönetiminin her soylu duyguyu susturan ve öldüren kıyıcılığı ve baskısı içinde Fikret, yalnızca sanat ve yurtseverlik yolunun başı oluyordu.

Her şeyin sonunda Servet-i Fünun` u yıkan vuruş saraydan geldi. 16 Ekim 1901 tarihinde çıkan sayıda ‘Edebiyat ve Hukuk` başlığıyla Fransızca` dan çevirdiğim bir makale vardı. Bu yazı P. Lacombe adlı bir yazarın “Edebiyat Tarihine Giriş“ eserinden alınmıştı. Bu yazı Abdülhamit` i fena kızdırdı. Bizi mahkemeye çağırdılar. Bir süre gittik geldik. Ama Adliye Bakanı Sarayın yırtıcı buyruğuna direnip bizi mahkum etmedi.“

Hüseyin Cahit Yalçın (1930-1950) yılları arasında İstanbul ve Kars milletvekilliği yaptı. Ölümüne kadar Ulus gazetesinde baş yazarlık yaptı.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst