Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
P
PACHYGYRIA
Serebral kortekste yalnızca birkaç büyük kıvrımın mevcut olduğu muhtemelen genetik kökenli bir gelişim bozukluğudur. Bu hastalarda şiddetli bir akıl bozukluğu mevcuttur.
Palılalıa
Gittikçe hızlanan ve işitilebilirliği azalan bir biçimde sözcük ya da kısa sözcük dizilerinin tekrarlanmasıdır. Palilalia post-ansefalitik Parkinson hastalarında çok sık ve Pick hastalığı vakalarında da bazan görülür.
Panik Nöbeti
Akut aşırı korku nöbeti anlamına gelir. Panik nöbetinin anksiete durumundan farkı birdenbire başlayan otonom aktivi-teyle birlikte baş dönmesi çarpıntısararma terleme titreme ve kusma idrar yapma yahut dışkılama gereği duymadır. Nöbet ansızın başlar ve süresi genellikle sınırlı olmakla birlikte birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilir. Bu süre içinde kontrollü akıl faaliyeti olanaksızdır ve hasta amaçsızca dolaşıp durur. Depersona-lizasyon ve derealizasyon görülebilir. Nöbet hastayı halsiz ve güçsüz bırakır. Kısa sürede etkin bir barbitüratın (örneğin metoheksiton yahut tiopenton sodyum) genellikle subhipnotik dozda i.v. yoldan enjeksiyonuyla panik nöbeti suretle kontrol altına alınabilir. Kısa süreli etkinliğin azalmasından önce de etkiyi sürdürmek amacıyla aynı zamanda sodyum amilobarbiton yahut kinalbarbiton verilebilirse de bu medikasyonlar yalnızca âcil durumlarda kullanılmah ve sür-dürülmemelidir. Başka tedavilerin başla-tdmastndan önce durumun etkeni araştırılmalıdır.
Paradoksal Uyku
Hızlı göz hareketleri (REM) kas tonüsii kaybı ve bazan bacaklarda titremenin yer aldığı uyku dönemidir. Bu dönem sırasında kişi uykusundan güç uyandırılabilir. Yetişkin insanlarda paradoksal uyku sik-luslar halindedir ve normal bir gece uykusunun % 20-25'ini oluşturur. Düşlerin görüldüğü bu uyku dönemi uyku sürecinin esas bölümüdür. Uyku yoksunluğundan sonra uyunan uykuda paradoksal uykunun oranı artar. Hipnotikler ve stimü-lanlar da bu oranı değiştirir.
Parafreni
Bkz. PARANOİD ŞİZOFRENİ
Paramnezi
Paramnezi ya da hafıza yanlışlığı en karakteristik olarak dismnezi (hafıza bozukluğu) sendromunda görülür. Bu send-romda hastanın hatırlamasırıdaki boşlukların yerini uydurma olaylar doldurabilir. (Bkz. KONFABÜLASYON) Hasta delüzyonlarına uyacak biçimde yanlış anılar hatırlayabilir: Örneğin kral ailesinden olduğuna inanan bir hastada bir taç giyme töreni anısı oluşabilir. «Deja vu» (bkz.) ise bir yaşantının daha önce de yaşandığı yahut daha önceden bilinmeyen bir ortamın tanındığı duygusuna verilen addır.
Paranoid Reaksiyonlar
Paranoid reaksiyonlar bazı duyarlı kişilerin ve başka bakımlardan normal birçok kişinin özel koşullar altında hayalkırık-lığı yaratan ya da küçük düşürücü durumlara karşı gösterdikleri aşırı bir tepkidir. Bu tepkide projeksiyon (bkz.) mekanizması rol oynar. Kişi kendisinin bir ilgi odağı olduğu kendisi hakkında konuşulduğu ya da onu utandıracak özel bir durumundan sözedildiği gibi yanlış birtakım duygulara kapılarak bu tepkileri gösterir. Kendisi gösterdiği bu tepkiyi hemen anlar ve kolayca aklından siler. Oysa tepkinin inatçı bir nitelik kazanması ve kişinin bunlara inanması üzerine durum patolojikleşir. Anormal kişilik (utangaçlık aşağılık duygusu aşırı öz-beğeni)özel kusurlar (sağırlık cinsel sapıklık sakatlık) ve özel durumlar (hapse girme vatandaşlıktan atılma) bu tepkileri besleyen bir ortam oluşturur. Bu tepki kişinin özel koşulları ve kişiliği açısından yorumlanabildiği sürece psikozdan farklıdır. Yoğun yahut birikim yapmış stress durumlarında da akut reaksiyonlar gelişebilir. Bu tepkilerde prognoz olumludur çünkü presipitan etkenlerin giderilmesine karşı olumlu cevap kaydedilir. Yine de b'rçok vakada nüksetme eğilimi görülür.
Paranoid Şizofreni
Paranoid şizofreni şizofreninin (bkz.) en kesin ayırdedilebilen ve niteliği en az değişkenlik gösteren alt tiplerinden biridir. Başlangıcı genellikle sinsidir ve çok kere 30 yaşından sonra görülür. Karakteristiği çok kere perseküsyon içeriklikesin - tanımlanan inantçı delüzyonların gelişimidir. Bu delüzyonlar sık sık geniş kapsamlı olmakla birlikte birbirleriyle bağlantılıdır. Ancak bazı hastalarda gelişen «an-kapsüle» yani tek bir delüzyon ideasyo-nun geri kalan bölümünü etkilemeyebilir. Hasta durumunun küçümsenmesi veya kıskanılması yüzünden aşağılandığı veya nefret gördüğü duygusuna kapıldığı için perseküsyon duygularıyla büyüklük delüz-yonları arasında bağlantı vardır. Ayrıca delüzyonların içeriğini paylaşan veya genişleten hallüsinasyonlar da belirebilir. Delüzyonların hem emosyonu hem de davranışı etkilemesi sonucu depresyon öfke kin tevekkül veya apati gelişebilir. Delüzyonel inançlar seyrek olarak ciddi nitelikte asosyal eylemlere daha sık olarak da yalnızca rahatsız edici durumlara yol açar (polise şikâyetlerde bulunma hükümet başkanlarına bakanlara yahut öbür önemli kişilere mektuplar yazma) ya da hasta çevreye «egzantrik» bir kişi olarak görünür. Vakalar nüksedicidir ve en azından yarısında delüzyonel inançlar tuhaf davranışlar yahut sosyal uyumsuzluk kalıcıdır. Prognoz ve tedavi öteki şizofreni tiplerindeki gibidir.
Parestezi
Genellikle en çok bacaklarda duyulan ve periferik sinirlerdeki ya da santral sinir sistemindeki fonksiyon bozukluğundan ileri gelen anormal duyumlardır: örneğin yanma karıncalanma u-yuşmaiğnelenme. Pellagra vakalarında hasta bacaklarıağzı dili ve e-pigastriumu etkileyen bilateral yanmalardan yakınır. Histerik parestezi-ler genellikle uyuşma veya karıncalanma biçiminde bildirilir; aşırı solunumdan ileri gelen solunum yolu al-kalozu da bir ara-mekanizma rolü oynayabilir. Hipnagojik (bkz.) bir fenomen niteliğinde dokunma hallüsinas-yonları rapor edilmiştir.
Pareıdolıa
Vizüel görüntülerin fantastik bir biçimde yorumlandığı bir illüzyondur.
Parezi
Kaslarda organik kökenli bir zayıflık yahut kısmi paralizdir. Bu terim ba-zan «akıl hastalarında genel paraliz» in (bkz.) kısaltılmış bir biçimi olarak da kullanılır.
Parmak Emme
Yaşamın herhangi bir döneminde hemen hemen evrensel olarak rastlanan bu huy aslında zararsızdır. Çocuğun aşırı parmak emmesinin ebeveynde yarattığı endişeler onun hekime getirilmesine neden olur. Ancak oral de-formasyonlara yol açan ender vakalarda çocuğun bir psikiyatriste sev-kedilmesi gereklidir. Bu vakalarda davranış terapisi (bkz.) yararlıdır.
Patalojik yalan söyleme
Yalan söylemek ya (a) normaldir ya da (b) patolojiktir. Normal yalan söyleme (defansif yalan söyleme) saldırı yahut stress alnndaki herkeste zaman zaman görülür ve acı verecek sonuçlardan kaçınmayı amaçlayan bir mekanizmadır. Patolojik ya-lancılıksa (pseudologia phantastica) belirgin bir stress altında ve genellikle psikopatik bozuklukları (bkz.) olan kişilerde görülür. Kişi kendisini övücü nitelikte yahut büyüklük iddiaları taşıyan fantastik şeyler anlatır; ancak bunlar delüzyonlardaki (bkz.) gibi düzelmesi olanaksız türden ve egosantrik değildir; bazan hem anlatan hem de dinleyen bu fantastik niteliğin farkındadır üstelik birbirlerinin farkında olduğunu da bilirler Bu yalanlar sık sık katı ve repressif bir gerçekliğin yerini tutar. (örneğin sabıkalı suçlularda (bkz.) olduğu gibi.)
Bu durum yakın geçmişteki olaylara ilişkin hafıza kaybıyla birlikte kon-f abülasyonun da mevcut olduğu Kor-sakoff sendromundan (bkz.) farklıdır. (Bkz. HİSTERİK PSÖDO-DEMANS)
Patau Sendromu ( Trisomi D )
D grubundan (bkz. DENVER SİSTE-
Mİ) bir otosomal kromozom trisomo-sine bağlı olarak görülen bu sendrom-da şiddetli akıl retardasyonu ve belirgin fizik formasyon bozuklukları mevcuttur; bebekliğin erken dönemlerinde ölüm olasılığı vardır. Fizik bozukluklar yüz kafa eller ayaklar kalb ve karın iç organlarında gelişir. Santral sinir sisteminde gelişen spesifik bozukluklar arasındaysa olfak-ter kanallar ve trigonların oluşmaması ve frontal loblarda füzyon vardır. Mongolizmde ve öbür otosomal sen-dromlarda olduğu gibi belirtiler değişkendir ve belli bir vakada bu belirtiler herhangi bir kombinasyonla görülebilir.
Pedofili
Pedofili genellikle erkeklerde aynı veya karşı cinsten çocuklara karşı gelişen anormal cinsel arzudur. Çocuğu erkek penisine bakmaya yahut mastürbasyona zorlama kız çocuğun genital organlarına dokunma ya da daha şiddetli vakalarda vagina veya anüs yoluyla cinsel temas girişiminde bulunma biçiminde belirir. Çocuk ender olarak sapığın tamamen yaban-cısıdır. Psikopatik ya da beyin hasarına uğramış erkeklerde cinsel uyarımın früstrasyonu aşırı saldırganlığın yanısıra çocuğa yönelik fizik saldırı ve hattâ cinayete yol açabilir. Bu durum bir ebeveyn tarafından sevilme arzularının çocuklukta uğradığı früstrasyonun ifadesi olarak genellikle adolesans döneminde başlar. Buna eşlik eden ve normal cinsel teması engelleyen kişilik bozukluğuyla da şiddetlenir. İleri yaşlarda başlayan pedofili serebral arterioskleroz gibi ilerleyici bir organik serebral hastalığın semptomu olabilir. Homo¤¤¤¤üel pedofilide nüksetme oranı yüksektir (%28'e kadar). Hetero¤¤¤¤üel pe-dofilideyse tekrarlama riski yalnızca %13'e kadardır.
Pellagra
İtalyanca'da sert deri anlamına gelen «pelle agra» sözcüklerinden adını a-lan bu durum bir beslenme hastalığı dır ve az gelişmiş bölgelerde beyaz darı tüketimine bağlı olarak gelişirken daha zengin ülkelerde genellikle alkolizme sekonderdir. Nikotinamid nikotinamid ön-maddesi olan tripto-fan ve B-kompleksindeki öbür vitaminlerin yetersizliği yahut absorbsi-yon bozukluğu sonucunda ciltte (i-natçı bir eritem sonraları pullu kahverengi pigmentasyon) sindirim yollarında (parlak kırmızı renkte glossit ve diyare) ve nöro-psikiyatrik lez-yonlar oluşur. Nörolojik lezyonlar subakut kombine dejenerasyon (bkz.) lezyonlarını andırır. Psikiyatrik durum erken safhalarda bir nevrasteni sendromu niteliğindedir ama ileri safhalarda delirium ile kalıcı organik konfüzyon ve konfabülasyon durumları görülür.
Penis Eksikliği Duygusu
Aslında Freud'cu bir kavram olup çocukların gelişimi sırasında yapılan gözlemlerle doğrulanmıştır. Kız çocuk bedeninde bir eksiklik olduğunu sezdiği zaman bunun nedenini merak eder. Bir penise sahip olan erkek çocuğu kıskanır. Bu kıskançlık duygusu değişik yollardan yüceltme (süblimasyon) ya da reaksiyon oluşumuyla çözümlenir.
Peptik Ülser
Sürekli anksiete ya da früstrasyon gibi emosyonel faktörler hidroklorik asit salgısını ve peptik ülserasyona yatkınlığı arttırabilir. Olumlu bir he-kim-hasta ilişkisi stress'lerin azaltılması gerekirse yatakta dinlenme gerekli sedasyon ve emosyonel çatışmalardan kaçınma genel tedaviyi kolaylaştırır.
PERNİYÖZ ANEMİ (Addison anemisi)
Kobalamin (bkz.) (B2 vitamini) ab-sorbsiyon bozukluğundan ileri gelen pernisyöz anemideki önemli sinirsel ve zihinsel değişimlere kan tablosundaki ufak değişimler eşlik edebilir. Çelişkili olarak folik asit bir yandan anemi durumunu düzeltirken öte yandan da santral sinir sisteminde birtakım belirtileri presipite edebilmektedir. Omurilik ve periferal sinirlerdeki yıkım subakut kombine dejenerasyon olarak bilinen klinik tabloyu yaratır. Çok kere depresyona bağlı ya da paranoid Veya nev-rastenik tipte zihinsel değişimlere rastlanır; konfüzyonun eşlik ettiği organik bir tablo da görülebilir. (Bkz. ANEMİ KOBALAMİN)
PERSEKÜSYON FİKİRLERİ
Kişinin çevresinde istenmediği umursanmadığı önemsenmediğigözetlendiği izlendiği veya iftiralara uğradığı gibi duygulara kapılması en karakteristik olarak paranoid durumlarda (bkz.) beliren perseküsyon fikirleri ve yanılgılarıdır. Depressif durumlarda da perseküsyon fikirleri gelişebilirse de bunlarda suçluluk duygusu egemendir ve kişi öfke duyacağı yerde korktuğu şeyleri hakettiğine inanır
PEYNİR REAKSİYONU
Monoamin oksidaz inhibitörü ilaçlar (bkz.) alan bazı hastaların pressör amin ihtiva eden besinler yemeleri durumunda ortaya çıkan «peynir reaksiyonu» denilen komplikasyon sık rastlanan bir yan etkidir. Bu reaksiyonu yarattığı ilk olarak saptanan besin peynir olduğu için bu terim kullanılmıştır ama diğer besinler arasında Marmite ve Bovril gibi maya özleri ve bakla da vardır. Bazı ilaçlar ve öksürük müstahzarları da buna benzer bir etki yaratmaktadırlar. Chianti şarabı ve birada da az miktarda tiramin vardır; hem bu nedenle hem de sarhoş olma eğilimi yüzünden monoamin oksi-daz inhibitörleri kullanan hastaların yalnızca az miktarlarda içki içmeleri gerekir. Kriz çok kere palpitasyon taşikardi aşırı terleme ve sonucunda hipertansiyon ve genelleşen şiddetli oksipital ve temporal baş ağrısı biçimindedir. Kusma olabilir ağrı daha da şiddetlenebilir ve subaraknoid kanamayla ölüm görülebilir. Hipertansif mekanizma tiramin gibi pressör aminlerin alımından ileri gelebilir. Tiramin genellikle barsakta veya karaciğerde monoamin oksidaz tarafından metabolize olur ama bu enzim inhibe olursa amin dolaşıma karışır ve pressör tepki yaratır. Akut bir hipertansif nöbet intrave-nöz yoldan pentolamin ile tedavi edilir; bu başarısız kalırsaparanteral yoldan klorpromazin verilebilir. Dikkatli diet önlemleriyle bu durum önlenebilirce de hastalar genellikle bu gibi diet kısıtlamalarından kaçınmaktadırlar.
PGR (PSİKOGALVANİK REAKSİYON)
Avuç içi ve ayak tabanı deri yüzeylerindeki ter bezleri çevre ısısına göre değil emosyonel uyarım düzeyine göre fonksiyon gösterir. Bu ter bezlerinin aktivitesi yüksek emosyon durumlarında büyük bir artış gösteren deri elektrik iletimiyle ölçülür. Çeşitli stimuluslara tepki olarak deri iletiminde geçici artışlar belirir; bu tepkilere «psikogalvanik reaksiyonlar» ya da «galvanik deri reaksiyonları» adı verilmiştir. Psikogalvanik reaksiyonlar anksieteli hastalarda belirginleşirken retarde depressif-lerde azalmaktadır. PICA Latince'de «saksağan» anlamına geen «pica» terimi uygun olmayan maddelerin toplanarak yenmesi durumu için kullanılmaktadır. Bu durum yaşamın ikinci altı ayı içinde normal gelişimin bir evresi olarak belirir; ancak buluğ çağına kadar sürmesi patolojiktir. Çocukta çok kere akıl retardasyonu olur ve ailesinde bozukluk mevcuttur. Genellikle se-konder bir fenomen olarak demir yetersizliği anemisi bulunabilir. En ek.-dî komplikasyonbazan organik bir konfüzyon durumuna da yol açab' len kurşun ansefalopatisidir. Tedavi olumsuz nitelikteki aile etkilerinin önlenmesini gerektirir; bu da çocuğun hastaneye yatırılmasıyla sağlanabilir. Kurşun düzeylerinin saptanmasından sonra kurşun zehirlenmesinin kelasyon maddeleriyle tedavisi endike olabilir.
PICK HASTALIĞI
Özellikle frontal ve temporal loblar-daki atrofibu pre-senil demans durumunun Alzheimer hastalığmdaki (bkz.) genel serebral atrofiden ayır-dedilmesini sağlar. Elli ilâ altmış yaşları arasında başlayan apraksi afazi ve agrafi gibi fokal belirtilerden sonra genel hafıza bozukluğu gelişir. Erkeklere oranla kadınlar daha çok etkilenmektedir. Nöropatolo-iik bakımdan sinir hücrelerinde ba lonlaşma ak maddede küçülme ve nöroglial değişimler gibi olaylar yalnızca etkilenen alanlarda gelişir. Alzheimer hastalığından ayırdetmek pek kolay değildir ve teşhis için tek yöntem olarak kortikal biopsi gerekebilir. Prognoz olumsuzdur; Alzheimer hastalığına oranla daha çabuk ölüm kaydedilmektedir. Hiçbir spesifik tedavisi yoktur.
Piromani
Patolojik bir yangın çıkarma kom-pülsiyonunu tanımlamak için kullanılan bir terimdir.
PLASEBO PLASEBO REAKTÖRÜ
Plasebo yalnızca etkisiz bileşenler ihtiva eden ve hiçbir aktif ilaç maddesi ihtiva etmeyen tablet kapsül ya da başka bir ticari şekli olan maddedir. Plasebolar körleme kontrollü klinik denemelerde aktif ilaca benzeyen biçimlerde kontrol (bkz.) olarak sık sık kullanılmaktadır. Terapiye cevabı test etmek ve müptelâlarda ilaç dozajını azaltmak için de plasebo kullanılmaktadır. Plasebo reaktörü iseplasebo uygulamasına olumlu ya da olumsuz cevap gösteren kişidir. Plasebolara karşı kaydedilen spesifik reaksiyon tipleri çeşitli kişilik özellikleriyle ilgilidir. Plasebolar terapötik uygulamalarda çok dikkatli kullanılmalıdır; tıbbi uygulamada yanılma tehlikeli olabilir.
POLİFAJİ
Aşırı yeme ve obezitenin esas sorun olduğu kişiler dışında fazla yemek yeme çok kere hafif nörotik depresyonlardan mustarip kadınlarda ve mutsuzluğa karşı yaygın bir tepki olarak belirir. Anoreksia nervosa (bkz.) geçiren bazı genç kızlarda da kısa nöbetler halinde gelişebilir.
PORFİRİ
Porfiri yetersiz penetranslı bir oto-somal dominan genin kahtımıyla gelişir ; böylece bu geni taşıyanların bir bölümünde biokimyasal olarak belirlenebilen porfirin metabolizması a-normalliği bulunmakla birlikte bu kimseler klinik semptom göstermezler. Porfiri'nin en az beş ayrı tipi vardır: Bunlar arasında en önemlileri akut intermittent porfiri (İsveç tipi) ve porphyria variagata'dır (Güney Afrika tipi).
İsveç tipi porfiride semptomlar episo-dik olarak belirir ve hipotansiyon akut başağrısıkusma karın ağrısı poliüri ve genellikle motor nöropati biçimini alan nörolojik belirtiler vardır. Psikiyatrik semptomlar hastanın bağ rıp çağırdığ. ve hallüsinasyonla-ra uğramış gibi bir davranış göste.di-ği konfüzyon durumlar-} ndan ibarettir.
Porfiri çocuklukta seyrek görülür ve genellikle 30 yaşlarında başlar ilaçlarla ilişkisi önemlidir çünkü barbi-türatlar sülfonallersülfamidler al-lil isopropil-asetilüre ve aminopirin gibi ilaçlar nöbetleri presipite edebilir. Nöbet sırasında psikiyatrik semptomlar için barbitürat kullanımından kaçınmak özellikle önemlidir çünkü bunlar paralize ve solunum yetmezliği nedeniyle ölüme yol açabilir. (Bkz. KALITSAL METABOLİZMA BOZUKLUKLARI)
POZİTİF ŞARTLAMA
Operant şartlamada (bkz.) bazı tepkilerin selektif olarak güçlendirilmesi sonucunda öğrenme süreci gerçekleşir. Bu güçlendirme ödül (pozitif şartlama) yahut ceza (negatif şartlama) biçimini alabilir. (Bkz. ŞARTLI REFLEKS DAVRANIŞ TERAPİSİ)
POZİTİF ŞARTLAMA TEDAVİSİ
«Pozitif şartlama» belli bir stimulu-sa karşı gösterilen tepki yerine yeni (operant) tepkiler geliştirmek ve eski tepkinin silinmesini sağlamak için şartlama yöntemlerinin kullanılması anlamına gelmektedir. Nokturnal enürezis tedavisi buna iyi bir örnektir; klasik (Pavlov'cu) şartlama bu tedaviyi yeterince açıklayamamıştır. Zil ve yastık yöntemi etkin bir tedavi olarak sık sık kullanılmaktadır. Hasta çarşafın altına yerleştirilen özel bir yastığın üzerine yatar ve yastığın ıslanması üzerine çalan zilin hastayı uyandırması yoluyla miktürasyon zamanla önlenir.
Bazı sosyal durumlarda anksieteye karşı koymak için iddialı bir davranışın gelişmesi de buna başka bir örnektir.
Projeksiyon
Önemli bir zihinsel mekanizma olan projeksiyonbaşkalarına hoş olmayan kişisel duygu ve tutumların at-fedilmesidir. Patolojik durumlarda beliren paronoid delüzyonların temelinde de düşmanlık ve saldırganlık duygularının projeksiyonu vardır. PROSTAGLANDİNLER Prostaglandinler yakın zamanlarda
bulunmuş biolojik etkinlik gösteren maddelerdir. Vücuttaki tüm fonksiyonları henüz bilinmemekle birlikte beynin bazı bölümlerinde sinaptik iletici görevi gördükleri ileri sürülmüştür.
PRİAPİZM
Acı veren kronik ereksiyon durumu olan priapizm bazan psikosomatik bir tezahür sayılırsa da aslında her zaman temeldeki bir hastalığın tezahürüdür. Bu hastalık çorpora caverno-sa trombozu lösemi ya da Hodgkin hastalığı gibi lokal veya genel bir hastalık olabilir.
PRİMER (OTOKTON) YANILGILAR
Şizofrenik düşüncede iki ayrı öğe vardır; primer anormal fikir ve bu primer anormal fikirlerden ötürü oluşan düşünceler. Bir hasta işinde belli bir olay sırasında insanlar tarafından toplumdışı bırakıldığı yanılgısına kapılabilir. Bu konuda kendi kanısından başka hiçbir kanıt sunamaz. Bu bir primer veya otokton yanılgıdır. Bu tutumunu mensubu olduğu ırk veya din ile açıklayabilir; ama bu fikir de birincisinin bir türevidir veya birinci fikre sekonderdir. Primer yanılgılarla pasiflik duyguları arasında ilişki vardır; hastanın düşünceleri dış etkenler tarafından aşılanmış veya kontrol ediliyor gibidir. Hasta için şaşırtıcı olmasına rağmen primer delüzyonlar kesin inanç niteliğindedir. Bu yanılgılar bir şizofreni karakteristiğidir. \ (Bkz. DELÜZYONLAR)
Psikoaktif İlaçlar
Psikoaktif ilaçlar santral sinir sistemi üzerinde doğrudan etkinlik göstererek zihinsel ve emosyonel proçes-leri etkileyen maddelerdir; psikotrop ve psikofarmakolojik eş anlamlı terimlerdir. Bugün kullanılan başlıca psikoaktif ilaç türleri majör trankili-zanlar anksiolitik bileşikler ve anti-depresanlardır. Bazı psikostimülan ve psikotomimetik maddeler kötü kullanıma özellikle yatkındır. Değişik psikoaktif maddeler yukarıda sayılan ilaç türleriyle ilgili başlıklar altında tanımlanmıştır.
PSİKEDELİK
Bu terim hallüsinojenik (bkz.) ve psikotomimetik (bkz.) ile eş anlamlıdır. Zihni genişletici ilaçlar için kullanılır.
PSİKO-BİOLOJİK PSİKİYATRİ
Psikiyatri teorileri genellikle psikolojik ve fiziksel olanlar arasında kesin bir ayrım gösterir. Adolf Meyer hastalığın ancak bireyin psikolojik biolojik ve ortamsal durumu hesaba katılarak anlaşılabileceği kanısındaydı. Hekiminhastalığı birkaç faktöre reaksiyon olarak beliren kişinin sosyal medikal ve psikolojik ortamlarının üzerinde durmasının gerektiğine inanıyordu. Meyer kişilik tipi gerek zihinsel gerekse fiziksel hastalığın tezahürlerini etkilediğinden özellikle zihinsel hastalıkta belli bir kişiliğin belli dış koşullara gösterdiği reaksiyon ile gerçek endojen hastalığın ayırdedilmesinin önemi üzerinde durmuştur. İngiltere'de psikiyatri genellikle psiko-biolojik teoriye dayanmaktadır.
PSİKOJENEZ ORGANİK HASTALIKTA
(Bkz. PSÎKOSOMATÎK BOZUKLUKLAR
PSİKOLOJİK BAĞIMLILIK
Dünya Sağlık Teşkilâtının yaptığı^ tanımdapsikolojik bağımlılık ve fizik bağımlılık (bkz.) arasında ayrım vardır. Psikolojik bağımlılık yalnızca ilacı kullanmanın verdiği öznel zevki değil aynı zamanda hastayı bunu kullanmayı sürdürmeye iten emos-yonel dürtüleri de kapsamaktadır; bunlar arasında sıkıntı duygularının anksietenin vb. giderilmesi vardır. Bağımlılık yaratan belli başlı uyuşturucularda durum oldukça açıktırama hastalarda kullanılan bazı psi-kotrop ilaçlar için de psikolojik bağımlılığın sözkonusu olup olmadığına karar vermek çok kere güçtür. Bu gibi hastalarda başlıca tedavi-öncesi semptomları anksiete ve depresyondur. Böylece terapinin durdurulması bu semptomların yeniden başgöster-mesine yol açabilir ve hastanın istemediği bir tedavi-öncesi durumuna dönüş olasılığı taşıyarak ek bir anksieteyi presipite edebilir. Bu du-
rumu bazı hekimler psikolojik bağımlılıkla karıştırmaktadırlar. (Bkz. IPTÎLÂ)
PACHYGYRIA
Serebral kortekste yalnızca birkaç büyük kıvrımın mevcut olduğu muhtemelen genetik kökenli bir gelişim bozukluğudur. Bu hastalarda şiddetli bir akıl bozukluğu mevcuttur.
Palılalıa
Gittikçe hızlanan ve işitilebilirliği azalan bir biçimde sözcük ya da kısa sözcük dizilerinin tekrarlanmasıdır. Palilalia post-ansefalitik Parkinson hastalarında çok sık ve Pick hastalığı vakalarında da bazan görülür.
Panik Nöbeti
Akut aşırı korku nöbeti anlamına gelir. Panik nöbetinin anksiete durumundan farkı birdenbire başlayan otonom aktivi-teyle birlikte baş dönmesi çarpıntısararma terleme titreme ve kusma idrar yapma yahut dışkılama gereği duymadır. Nöbet ansızın başlar ve süresi genellikle sınırlı olmakla birlikte birkaç dakikadan birkaç saate kadar sürebilir. Bu süre içinde kontrollü akıl faaliyeti olanaksızdır ve hasta amaçsızca dolaşıp durur. Depersona-lizasyon ve derealizasyon görülebilir. Nöbet hastayı halsiz ve güçsüz bırakır. Kısa sürede etkin bir barbitüratın (örneğin metoheksiton yahut tiopenton sodyum) genellikle subhipnotik dozda i.v. yoldan enjeksiyonuyla panik nöbeti suretle kontrol altına alınabilir. Kısa süreli etkinliğin azalmasından önce de etkiyi sürdürmek amacıyla aynı zamanda sodyum amilobarbiton yahut kinalbarbiton verilebilirse de bu medikasyonlar yalnızca âcil durumlarda kullanılmah ve sür-dürülmemelidir. Başka tedavilerin başla-tdmastndan önce durumun etkeni araştırılmalıdır.
Paradoksal Uyku
Hızlı göz hareketleri (REM) kas tonüsii kaybı ve bazan bacaklarda titremenin yer aldığı uyku dönemidir. Bu dönem sırasında kişi uykusundan güç uyandırılabilir. Yetişkin insanlarda paradoksal uyku sik-luslar halindedir ve normal bir gece uykusunun % 20-25'ini oluşturur. Düşlerin görüldüğü bu uyku dönemi uyku sürecinin esas bölümüdür. Uyku yoksunluğundan sonra uyunan uykuda paradoksal uykunun oranı artar. Hipnotikler ve stimü-lanlar da bu oranı değiştirir.
Parafreni
Bkz. PARANOİD ŞİZOFRENİ
Paramnezi
Paramnezi ya da hafıza yanlışlığı en karakteristik olarak dismnezi (hafıza bozukluğu) sendromunda görülür. Bu send-romda hastanın hatırlamasırıdaki boşlukların yerini uydurma olaylar doldurabilir. (Bkz. KONFABÜLASYON) Hasta delüzyonlarına uyacak biçimde yanlış anılar hatırlayabilir: Örneğin kral ailesinden olduğuna inanan bir hastada bir taç giyme töreni anısı oluşabilir. «Deja vu» (bkz.) ise bir yaşantının daha önce de yaşandığı yahut daha önceden bilinmeyen bir ortamın tanındığı duygusuna verilen addır.
Paranoid Reaksiyonlar
Paranoid reaksiyonlar bazı duyarlı kişilerin ve başka bakımlardan normal birçok kişinin özel koşullar altında hayalkırık-lığı yaratan ya da küçük düşürücü durumlara karşı gösterdikleri aşırı bir tepkidir. Bu tepkide projeksiyon (bkz.) mekanizması rol oynar. Kişi kendisinin bir ilgi odağı olduğu kendisi hakkında konuşulduğu ya da onu utandıracak özel bir durumundan sözedildiği gibi yanlış birtakım duygulara kapılarak bu tepkileri gösterir. Kendisi gösterdiği bu tepkiyi hemen anlar ve kolayca aklından siler. Oysa tepkinin inatçı bir nitelik kazanması ve kişinin bunlara inanması üzerine durum patolojikleşir. Anormal kişilik (utangaçlık aşağılık duygusu aşırı öz-beğeni)özel kusurlar (sağırlık cinsel sapıklık sakatlık) ve özel durumlar (hapse girme vatandaşlıktan atılma) bu tepkileri besleyen bir ortam oluşturur. Bu tepki kişinin özel koşulları ve kişiliği açısından yorumlanabildiği sürece psikozdan farklıdır. Yoğun yahut birikim yapmış stress durumlarında da akut reaksiyonlar gelişebilir. Bu tepkilerde prognoz olumludur çünkü presipitan etkenlerin giderilmesine karşı olumlu cevap kaydedilir. Yine de b'rçok vakada nüksetme eğilimi görülür.
Paranoid Şizofreni
Paranoid şizofreni şizofreninin (bkz.) en kesin ayırdedilebilen ve niteliği en az değişkenlik gösteren alt tiplerinden biridir. Başlangıcı genellikle sinsidir ve çok kere 30 yaşından sonra görülür. Karakteristiği çok kere perseküsyon içeriklikesin - tanımlanan inantçı delüzyonların gelişimidir. Bu delüzyonlar sık sık geniş kapsamlı olmakla birlikte birbirleriyle bağlantılıdır. Ancak bazı hastalarda gelişen «an-kapsüle» yani tek bir delüzyon ideasyo-nun geri kalan bölümünü etkilemeyebilir. Hasta durumunun küçümsenmesi veya kıskanılması yüzünden aşağılandığı veya nefret gördüğü duygusuna kapıldığı için perseküsyon duygularıyla büyüklük delüz-yonları arasında bağlantı vardır. Ayrıca delüzyonların içeriğini paylaşan veya genişleten hallüsinasyonlar da belirebilir. Delüzyonların hem emosyonu hem de davranışı etkilemesi sonucu depresyon öfke kin tevekkül veya apati gelişebilir. Delüzyonel inançlar seyrek olarak ciddi nitelikte asosyal eylemlere daha sık olarak da yalnızca rahatsız edici durumlara yol açar (polise şikâyetlerde bulunma hükümet başkanlarına bakanlara yahut öbür önemli kişilere mektuplar yazma) ya da hasta çevreye «egzantrik» bir kişi olarak görünür. Vakalar nüksedicidir ve en azından yarısında delüzyonel inançlar tuhaf davranışlar yahut sosyal uyumsuzluk kalıcıdır. Prognoz ve tedavi öteki şizofreni tiplerindeki gibidir.
Parestezi
Genellikle en çok bacaklarda duyulan ve periferik sinirlerdeki ya da santral sinir sistemindeki fonksiyon bozukluğundan ileri gelen anormal duyumlardır: örneğin yanma karıncalanma u-yuşmaiğnelenme. Pellagra vakalarında hasta bacaklarıağzı dili ve e-pigastriumu etkileyen bilateral yanmalardan yakınır. Histerik parestezi-ler genellikle uyuşma veya karıncalanma biçiminde bildirilir; aşırı solunumdan ileri gelen solunum yolu al-kalozu da bir ara-mekanizma rolü oynayabilir. Hipnagojik (bkz.) bir fenomen niteliğinde dokunma hallüsinas-yonları rapor edilmiştir.
Pareıdolıa
Vizüel görüntülerin fantastik bir biçimde yorumlandığı bir illüzyondur.
Parezi
Kaslarda organik kökenli bir zayıflık yahut kısmi paralizdir. Bu terim ba-zan «akıl hastalarında genel paraliz» in (bkz.) kısaltılmış bir biçimi olarak da kullanılır.
Parmak Emme
Yaşamın herhangi bir döneminde hemen hemen evrensel olarak rastlanan bu huy aslında zararsızdır. Çocuğun aşırı parmak emmesinin ebeveynde yarattığı endişeler onun hekime getirilmesine neden olur. Ancak oral de-formasyonlara yol açan ender vakalarda çocuğun bir psikiyatriste sev-kedilmesi gereklidir. Bu vakalarda davranış terapisi (bkz.) yararlıdır.
Patalojik yalan söyleme
Yalan söylemek ya (a) normaldir ya da (b) patolojiktir. Normal yalan söyleme (defansif yalan söyleme) saldırı yahut stress alnndaki herkeste zaman zaman görülür ve acı verecek sonuçlardan kaçınmayı amaçlayan bir mekanizmadır. Patolojik ya-lancılıksa (pseudologia phantastica) belirgin bir stress altında ve genellikle psikopatik bozuklukları (bkz.) olan kişilerde görülür. Kişi kendisini övücü nitelikte yahut büyüklük iddiaları taşıyan fantastik şeyler anlatır; ancak bunlar delüzyonlardaki (bkz.) gibi düzelmesi olanaksız türden ve egosantrik değildir; bazan hem anlatan hem de dinleyen bu fantastik niteliğin farkındadır üstelik birbirlerinin farkında olduğunu da bilirler Bu yalanlar sık sık katı ve repressif bir gerçekliğin yerini tutar. (örneğin sabıkalı suçlularda (bkz.) olduğu gibi.)
Bu durum yakın geçmişteki olaylara ilişkin hafıza kaybıyla birlikte kon-f abülasyonun da mevcut olduğu Kor-sakoff sendromundan (bkz.) farklıdır. (Bkz. HİSTERİK PSÖDO-DEMANS)
Patau Sendromu ( Trisomi D )
D grubundan (bkz. DENVER SİSTE-
Mİ) bir otosomal kromozom trisomo-sine bağlı olarak görülen bu sendrom-da şiddetli akıl retardasyonu ve belirgin fizik formasyon bozuklukları mevcuttur; bebekliğin erken dönemlerinde ölüm olasılığı vardır. Fizik bozukluklar yüz kafa eller ayaklar kalb ve karın iç organlarında gelişir. Santral sinir sisteminde gelişen spesifik bozukluklar arasındaysa olfak-ter kanallar ve trigonların oluşmaması ve frontal loblarda füzyon vardır. Mongolizmde ve öbür otosomal sen-dromlarda olduğu gibi belirtiler değişkendir ve belli bir vakada bu belirtiler herhangi bir kombinasyonla görülebilir.
Pedofili
Pedofili genellikle erkeklerde aynı veya karşı cinsten çocuklara karşı gelişen anormal cinsel arzudur. Çocuğu erkek penisine bakmaya yahut mastürbasyona zorlama kız çocuğun genital organlarına dokunma ya da daha şiddetli vakalarda vagina veya anüs yoluyla cinsel temas girişiminde bulunma biçiminde belirir. Çocuk ender olarak sapığın tamamen yaban-cısıdır. Psikopatik ya da beyin hasarına uğramış erkeklerde cinsel uyarımın früstrasyonu aşırı saldırganlığın yanısıra çocuğa yönelik fizik saldırı ve hattâ cinayete yol açabilir. Bu durum bir ebeveyn tarafından sevilme arzularının çocuklukta uğradığı früstrasyonun ifadesi olarak genellikle adolesans döneminde başlar. Buna eşlik eden ve normal cinsel teması engelleyen kişilik bozukluğuyla da şiddetlenir. İleri yaşlarda başlayan pedofili serebral arterioskleroz gibi ilerleyici bir organik serebral hastalığın semptomu olabilir. Homo¤¤¤¤üel pedofilide nüksetme oranı yüksektir (%28'e kadar). Hetero¤¤¤¤üel pe-dofilideyse tekrarlama riski yalnızca %13'e kadardır.
Pellagra
İtalyanca'da sert deri anlamına gelen «pelle agra» sözcüklerinden adını a-lan bu durum bir beslenme hastalığı dır ve az gelişmiş bölgelerde beyaz darı tüketimine bağlı olarak gelişirken daha zengin ülkelerde genellikle alkolizme sekonderdir. Nikotinamid nikotinamid ön-maddesi olan tripto-fan ve B-kompleksindeki öbür vitaminlerin yetersizliği yahut absorbsi-yon bozukluğu sonucunda ciltte (i-natçı bir eritem sonraları pullu kahverengi pigmentasyon) sindirim yollarında (parlak kırmızı renkte glossit ve diyare) ve nöro-psikiyatrik lez-yonlar oluşur. Nörolojik lezyonlar subakut kombine dejenerasyon (bkz.) lezyonlarını andırır. Psikiyatrik durum erken safhalarda bir nevrasteni sendromu niteliğindedir ama ileri safhalarda delirium ile kalıcı organik konfüzyon ve konfabülasyon durumları görülür.
Penis Eksikliği Duygusu
Aslında Freud'cu bir kavram olup çocukların gelişimi sırasında yapılan gözlemlerle doğrulanmıştır. Kız çocuk bedeninde bir eksiklik olduğunu sezdiği zaman bunun nedenini merak eder. Bir penise sahip olan erkek çocuğu kıskanır. Bu kıskançlık duygusu değişik yollardan yüceltme (süblimasyon) ya da reaksiyon oluşumuyla çözümlenir.
Peptik Ülser
Sürekli anksiete ya da früstrasyon gibi emosyonel faktörler hidroklorik asit salgısını ve peptik ülserasyona yatkınlığı arttırabilir. Olumlu bir he-kim-hasta ilişkisi stress'lerin azaltılması gerekirse yatakta dinlenme gerekli sedasyon ve emosyonel çatışmalardan kaçınma genel tedaviyi kolaylaştırır.
PERNİYÖZ ANEMİ (Addison anemisi)
Kobalamin (bkz.) (B2 vitamini) ab-sorbsiyon bozukluğundan ileri gelen pernisyöz anemideki önemli sinirsel ve zihinsel değişimlere kan tablosundaki ufak değişimler eşlik edebilir. Çelişkili olarak folik asit bir yandan anemi durumunu düzeltirken öte yandan da santral sinir sisteminde birtakım belirtileri presipite edebilmektedir. Omurilik ve periferal sinirlerdeki yıkım subakut kombine dejenerasyon olarak bilinen klinik tabloyu yaratır. Çok kere depresyona bağlı ya da paranoid Veya nev-rastenik tipte zihinsel değişimlere rastlanır; konfüzyonun eşlik ettiği organik bir tablo da görülebilir. (Bkz. ANEMİ KOBALAMİN)
PERSEKÜSYON FİKİRLERİ
Kişinin çevresinde istenmediği umursanmadığı önemsenmediğigözetlendiği izlendiği veya iftiralara uğradığı gibi duygulara kapılması en karakteristik olarak paranoid durumlarda (bkz.) beliren perseküsyon fikirleri ve yanılgılarıdır. Depressif durumlarda da perseküsyon fikirleri gelişebilirse de bunlarda suçluluk duygusu egemendir ve kişi öfke duyacağı yerde korktuğu şeyleri hakettiğine inanır
PEYNİR REAKSİYONU
Monoamin oksidaz inhibitörü ilaçlar (bkz.) alan bazı hastaların pressör amin ihtiva eden besinler yemeleri durumunda ortaya çıkan «peynir reaksiyonu» denilen komplikasyon sık rastlanan bir yan etkidir. Bu reaksiyonu yarattığı ilk olarak saptanan besin peynir olduğu için bu terim kullanılmıştır ama diğer besinler arasında Marmite ve Bovril gibi maya özleri ve bakla da vardır. Bazı ilaçlar ve öksürük müstahzarları da buna benzer bir etki yaratmaktadırlar. Chianti şarabı ve birada da az miktarda tiramin vardır; hem bu nedenle hem de sarhoş olma eğilimi yüzünden monoamin oksi-daz inhibitörleri kullanan hastaların yalnızca az miktarlarda içki içmeleri gerekir. Kriz çok kere palpitasyon taşikardi aşırı terleme ve sonucunda hipertansiyon ve genelleşen şiddetli oksipital ve temporal baş ağrısı biçimindedir. Kusma olabilir ağrı daha da şiddetlenebilir ve subaraknoid kanamayla ölüm görülebilir. Hipertansif mekanizma tiramin gibi pressör aminlerin alımından ileri gelebilir. Tiramin genellikle barsakta veya karaciğerde monoamin oksidaz tarafından metabolize olur ama bu enzim inhibe olursa amin dolaşıma karışır ve pressör tepki yaratır. Akut bir hipertansif nöbet intrave-nöz yoldan pentolamin ile tedavi edilir; bu başarısız kalırsaparanteral yoldan klorpromazin verilebilir. Dikkatli diet önlemleriyle bu durum önlenebilirce de hastalar genellikle bu gibi diet kısıtlamalarından kaçınmaktadırlar.
PGR (PSİKOGALVANİK REAKSİYON)
Avuç içi ve ayak tabanı deri yüzeylerindeki ter bezleri çevre ısısına göre değil emosyonel uyarım düzeyine göre fonksiyon gösterir. Bu ter bezlerinin aktivitesi yüksek emosyon durumlarında büyük bir artış gösteren deri elektrik iletimiyle ölçülür. Çeşitli stimuluslara tepki olarak deri iletiminde geçici artışlar belirir; bu tepkilere «psikogalvanik reaksiyonlar» ya da «galvanik deri reaksiyonları» adı verilmiştir. Psikogalvanik reaksiyonlar anksieteli hastalarda belirginleşirken retarde depressif-lerde azalmaktadır. PICA Latince'de «saksağan» anlamına geen «pica» terimi uygun olmayan maddelerin toplanarak yenmesi durumu için kullanılmaktadır. Bu durum yaşamın ikinci altı ayı içinde normal gelişimin bir evresi olarak belirir; ancak buluğ çağına kadar sürmesi patolojiktir. Çocukta çok kere akıl retardasyonu olur ve ailesinde bozukluk mevcuttur. Genellikle se-konder bir fenomen olarak demir yetersizliği anemisi bulunabilir. En ek.-dî komplikasyonbazan organik bir konfüzyon durumuna da yol açab' len kurşun ansefalopatisidir. Tedavi olumsuz nitelikteki aile etkilerinin önlenmesini gerektirir; bu da çocuğun hastaneye yatırılmasıyla sağlanabilir. Kurşun düzeylerinin saptanmasından sonra kurşun zehirlenmesinin kelasyon maddeleriyle tedavisi endike olabilir.
PICK HASTALIĞI
Özellikle frontal ve temporal loblar-daki atrofibu pre-senil demans durumunun Alzheimer hastalığmdaki (bkz.) genel serebral atrofiden ayır-dedilmesini sağlar. Elli ilâ altmış yaşları arasında başlayan apraksi afazi ve agrafi gibi fokal belirtilerden sonra genel hafıza bozukluğu gelişir. Erkeklere oranla kadınlar daha çok etkilenmektedir. Nöropatolo-iik bakımdan sinir hücrelerinde ba lonlaşma ak maddede küçülme ve nöroglial değişimler gibi olaylar yalnızca etkilenen alanlarda gelişir. Alzheimer hastalığından ayırdetmek pek kolay değildir ve teşhis için tek yöntem olarak kortikal biopsi gerekebilir. Prognoz olumsuzdur; Alzheimer hastalığına oranla daha çabuk ölüm kaydedilmektedir. Hiçbir spesifik tedavisi yoktur.
Piromani
Patolojik bir yangın çıkarma kom-pülsiyonunu tanımlamak için kullanılan bir terimdir.
PLASEBO PLASEBO REAKTÖRÜ
Plasebo yalnızca etkisiz bileşenler ihtiva eden ve hiçbir aktif ilaç maddesi ihtiva etmeyen tablet kapsül ya da başka bir ticari şekli olan maddedir. Plasebolar körleme kontrollü klinik denemelerde aktif ilaca benzeyen biçimlerde kontrol (bkz.) olarak sık sık kullanılmaktadır. Terapiye cevabı test etmek ve müptelâlarda ilaç dozajını azaltmak için de plasebo kullanılmaktadır. Plasebo reaktörü iseplasebo uygulamasına olumlu ya da olumsuz cevap gösteren kişidir. Plasebolara karşı kaydedilen spesifik reaksiyon tipleri çeşitli kişilik özellikleriyle ilgilidir. Plasebolar terapötik uygulamalarda çok dikkatli kullanılmalıdır; tıbbi uygulamada yanılma tehlikeli olabilir.
POLİFAJİ
Aşırı yeme ve obezitenin esas sorun olduğu kişiler dışında fazla yemek yeme çok kere hafif nörotik depresyonlardan mustarip kadınlarda ve mutsuzluğa karşı yaygın bir tepki olarak belirir. Anoreksia nervosa (bkz.) geçiren bazı genç kızlarda da kısa nöbetler halinde gelişebilir.
PORFİRİ
Porfiri yetersiz penetranslı bir oto-somal dominan genin kahtımıyla gelişir ; böylece bu geni taşıyanların bir bölümünde biokimyasal olarak belirlenebilen porfirin metabolizması a-normalliği bulunmakla birlikte bu kimseler klinik semptom göstermezler. Porfiri'nin en az beş ayrı tipi vardır: Bunlar arasında en önemlileri akut intermittent porfiri (İsveç tipi) ve porphyria variagata'dır (Güney Afrika tipi).
İsveç tipi porfiride semptomlar episo-dik olarak belirir ve hipotansiyon akut başağrısıkusma karın ağrısı poliüri ve genellikle motor nöropati biçimini alan nörolojik belirtiler vardır. Psikiyatrik semptomlar hastanın bağ rıp çağırdığ. ve hallüsinasyonla-ra uğramış gibi bir davranış göste.di-ği konfüzyon durumlar-} ndan ibarettir.
Porfiri çocuklukta seyrek görülür ve genellikle 30 yaşlarında başlar ilaçlarla ilişkisi önemlidir çünkü barbi-türatlar sülfonallersülfamidler al-lil isopropil-asetilüre ve aminopirin gibi ilaçlar nöbetleri presipite edebilir. Nöbet sırasında psikiyatrik semptomlar için barbitürat kullanımından kaçınmak özellikle önemlidir çünkü bunlar paralize ve solunum yetmezliği nedeniyle ölüme yol açabilir. (Bkz. KALITSAL METABOLİZMA BOZUKLUKLARI)
POZİTİF ŞARTLAMA
Operant şartlamada (bkz.) bazı tepkilerin selektif olarak güçlendirilmesi sonucunda öğrenme süreci gerçekleşir. Bu güçlendirme ödül (pozitif şartlama) yahut ceza (negatif şartlama) biçimini alabilir. (Bkz. ŞARTLI REFLEKS DAVRANIŞ TERAPİSİ)
POZİTİF ŞARTLAMA TEDAVİSİ
«Pozitif şartlama» belli bir stimulu-sa karşı gösterilen tepki yerine yeni (operant) tepkiler geliştirmek ve eski tepkinin silinmesini sağlamak için şartlama yöntemlerinin kullanılması anlamına gelmektedir. Nokturnal enürezis tedavisi buna iyi bir örnektir; klasik (Pavlov'cu) şartlama bu tedaviyi yeterince açıklayamamıştır. Zil ve yastık yöntemi etkin bir tedavi olarak sık sık kullanılmaktadır. Hasta çarşafın altına yerleştirilen özel bir yastığın üzerine yatar ve yastığın ıslanması üzerine çalan zilin hastayı uyandırması yoluyla miktürasyon zamanla önlenir.
Bazı sosyal durumlarda anksieteye karşı koymak için iddialı bir davranışın gelişmesi de buna başka bir örnektir.
Projeksiyon
Önemli bir zihinsel mekanizma olan projeksiyonbaşkalarına hoş olmayan kişisel duygu ve tutumların at-fedilmesidir. Patolojik durumlarda beliren paronoid delüzyonların temelinde de düşmanlık ve saldırganlık duygularının projeksiyonu vardır. PROSTAGLANDİNLER Prostaglandinler yakın zamanlarda
bulunmuş biolojik etkinlik gösteren maddelerdir. Vücuttaki tüm fonksiyonları henüz bilinmemekle birlikte beynin bazı bölümlerinde sinaptik iletici görevi gördükleri ileri sürülmüştür.
PRİAPİZM
Acı veren kronik ereksiyon durumu olan priapizm bazan psikosomatik bir tezahür sayılırsa da aslında her zaman temeldeki bir hastalığın tezahürüdür. Bu hastalık çorpora caverno-sa trombozu lösemi ya da Hodgkin hastalığı gibi lokal veya genel bir hastalık olabilir.
PRİMER (OTOKTON) YANILGILAR
Şizofrenik düşüncede iki ayrı öğe vardır; primer anormal fikir ve bu primer anormal fikirlerden ötürü oluşan düşünceler. Bir hasta işinde belli bir olay sırasında insanlar tarafından toplumdışı bırakıldığı yanılgısına kapılabilir. Bu konuda kendi kanısından başka hiçbir kanıt sunamaz. Bu bir primer veya otokton yanılgıdır. Bu tutumunu mensubu olduğu ırk veya din ile açıklayabilir; ama bu fikir de birincisinin bir türevidir veya birinci fikre sekonderdir. Primer yanılgılarla pasiflik duyguları arasında ilişki vardır; hastanın düşünceleri dış etkenler tarafından aşılanmış veya kontrol ediliyor gibidir. Hasta için şaşırtıcı olmasına rağmen primer delüzyonlar kesin inanç niteliğindedir. Bu yanılgılar bir şizofreni karakteristiğidir. \ (Bkz. DELÜZYONLAR)
Psikoaktif İlaçlar
Psikoaktif ilaçlar santral sinir sistemi üzerinde doğrudan etkinlik göstererek zihinsel ve emosyonel proçes-leri etkileyen maddelerdir; psikotrop ve psikofarmakolojik eş anlamlı terimlerdir. Bugün kullanılan başlıca psikoaktif ilaç türleri majör trankili-zanlar anksiolitik bileşikler ve anti-depresanlardır. Bazı psikostimülan ve psikotomimetik maddeler kötü kullanıma özellikle yatkındır. Değişik psikoaktif maddeler yukarıda sayılan ilaç türleriyle ilgili başlıklar altında tanımlanmıştır.
PSİKEDELİK
Bu terim hallüsinojenik (bkz.) ve psikotomimetik (bkz.) ile eş anlamlıdır. Zihni genişletici ilaçlar için kullanılır.
PSİKO-BİOLOJİK PSİKİYATRİ
Psikiyatri teorileri genellikle psikolojik ve fiziksel olanlar arasında kesin bir ayrım gösterir. Adolf Meyer hastalığın ancak bireyin psikolojik biolojik ve ortamsal durumu hesaba katılarak anlaşılabileceği kanısındaydı. Hekiminhastalığı birkaç faktöre reaksiyon olarak beliren kişinin sosyal medikal ve psikolojik ortamlarının üzerinde durmasının gerektiğine inanıyordu. Meyer kişilik tipi gerek zihinsel gerekse fiziksel hastalığın tezahürlerini etkilediğinden özellikle zihinsel hastalıkta belli bir kişiliğin belli dış koşullara gösterdiği reaksiyon ile gerçek endojen hastalığın ayırdedilmesinin önemi üzerinde durmuştur. İngiltere'de psikiyatri genellikle psiko-biolojik teoriye dayanmaktadır.
PSİKOJENEZ ORGANİK HASTALIKTA
(Bkz. PSÎKOSOMATÎK BOZUKLUKLAR
PSİKOLOJİK BAĞIMLILIK
Dünya Sağlık Teşkilâtının yaptığı^ tanımdapsikolojik bağımlılık ve fizik bağımlılık (bkz.) arasında ayrım vardır. Psikolojik bağımlılık yalnızca ilacı kullanmanın verdiği öznel zevki değil aynı zamanda hastayı bunu kullanmayı sürdürmeye iten emos-yonel dürtüleri de kapsamaktadır; bunlar arasında sıkıntı duygularının anksietenin vb. giderilmesi vardır. Bağımlılık yaratan belli başlı uyuşturucularda durum oldukça açıktırama hastalarda kullanılan bazı psi-kotrop ilaçlar için de psikolojik bağımlılığın sözkonusu olup olmadığına karar vermek çok kere güçtür. Bu gibi hastalarda başlıca tedavi-öncesi semptomları anksiete ve depresyondur. Böylece terapinin durdurulması bu semptomların yeniden başgöster-mesine yol açabilir ve hastanın istemediği bir tedavi-öncesi durumuna dönüş olasılığı taşıyarak ek bir anksieteyi presipite edebilir. Bu du-
rumu bazı hekimler psikolojik bağımlılıkla karıştırmaktadırlar. (Bkz. IPTÎLÂ)
R
Rasyonalizasyon: Kişinin davranışlarının gerçek nedenini hafifleterek açıklamasıdır.
Reaksiyon formasyon: Kabul edilebilir düşünce baskılanmıştır.Kişi olanı biteni karşıtı ile açıklamaya çalışır.
Referans fikirleri: Dış olayları yanlış yorumlamadır.Paranoid durumlarda ortaya çıkabilir.Hiç psikiyatrik bozukluğu olmayan titiz ve genç insanlarda da olabilir.
Regresyon: Düşünce,duygu ve davranışların ilkel dönemlere dönmesidir.
Represyon: Bilinçten çıkarılan, kabul edilemeyen düşünce ve impulslardır.
Rezistans: Psikoterapi sırasında bilinçdışı materyalin yorumlarına direnç göstermektir.
Rasyonalizasyon: Kişinin davranışlarının gerçek nedenini hafifleterek açıklamasıdır.
Reaksiyon formasyon: Kabul edilebilir düşünce baskılanmıştır.Kişi olanı biteni karşıtı ile açıklamaya çalışır.
Referans fikirleri: Dış olayları yanlış yorumlamadır.Paranoid durumlarda ortaya çıkabilir.Hiç psikiyatrik bozukluğu olmayan titiz ve genç insanlarda da olabilir.
Regresyon: Düşünce,duygu ve davranışların ilkel dönemlere dönmesidir.
Represyon: Bilinçten çıkarılan, kabul edilemeyen düşünce ve impulslardır.
Rezistans: Psikoterapi sırasında bilinçdışı materyalin yorumlarına direnç göstermektir.
S-Ş
Sadizm : Bir kişinin diğer birinin canını yakarak cinsel haz alması.
Sanrı (Hezeyan, Delüzyon) : Dış gerçekliğine ilişkin yanlış çıkarsamalara dayalı hatalı inanış. Hastanın zekası ve kültürel geçmişiyle tutarlı değildir. Uslamlama (mantık yürütme) yoluyla düzeltilemez.
Satriyazis : Erkekte aşırı ve kompulsif cinsel ilişki kurma gereksinimi.
Sedatifler : Sakinleştirici ilaç grubu.
Sembiyoz : İki organizmanın biyopsikososyal bir bütünlük içinde bulunması ve ortak yaşaması.
Semptom : Belirti.
Sensoryum : Özel duyuların bilişsel işleyiş durumu.
Sentaktik Afazi : Sözcükleri uygun dizilimde düzenleyememe.
Separasyon Anksiyetesi : Çocuklarda ana, babadan veya bağlandıkları birinden
ayrıldıklarından önce veya sonra ortaya çıkabilen bir tür fobik anksiyete.
Simültannozi : Görsel bir sahnenin birden fazla unsurunu tek bakışta kavrayamama ya da parçaları bütün olarak birleştirememe.
Sinestezi : Başka bir duyunun neden olduğu duyu veya varsanı.
Skopofili (Gözetlemecilik) : Cinsel organları veya eylemleri gözetlemek için duyulan kompulsif istekle karakterize cinsel bir bozukluktur.
Somatik Sanrı : Kişinin bedensel işlevlerine yanlış inanışı.
Somatizasyon : Hastanın fiziksel belirtileri ve duyumları gerçekdışı veya yanlış yorumlamasıyla karakterize bir psikiyatrik bozukluk.
Somatopaknozi : Kişinin kendi beden parçalarını tanıyamaması.
Somnambulizm : Uykuda oturma ve yürüme benzeri davranışlar.
Somnolans : Gündüz aşırı uyuklama hali.
Sosyal Fobi : Kalabalık ve sosyal ortamlardan duyulan fobik korku. Kişi genellikle küçük düşme korkusu duyar.
Status Epileptikus : Öldürücü olabilen ve bilincin hiç açılmadan sürdüğü bir tür
duyusal veya motor epileptik nöbet tipi.
Stereotipi : Fizik eylem veya konuşmada tekrarlayıcı sabit kalıp.
Stupor : Çevrenin farkında olmama ve tepki vermeme.
Sublimasyon : Yüceleştirme.
Subresyon : Bilinçli bastırma.
Suçluluk Sanrıları : Kişi her tür fenalık ve kötülükten kendisini sorumlu tutar.
Suisid : İntihar
Şizoaffektif Bozukluk : Şizofrenik veya duygudurum bozukluklarından birinin, bileşkesinin ya da bu üç durumun tümünü kapsayan heterojen bir psikotik bozukluktur.
Şizofreni : Çok yönlü dışavurumları olan kronik, nüksedici, düzelmeler gösterebilen psikotik bozukluktur.
Şizoid Kişilik : Yalıtılmış ve yalnız hasta tipi.
Sadizm : Bir kişinin diğer birinin canını yakarak cinsel haz alması.
Sanrı (Hezeyan, Delüzyon) : Dış gerçekliğine ilişkin yanlış çıkarsamalara dayalı hatalı inanış. Hastanın zekası ve kültürel geçmişiyle tutarlı değildir. Uslamlama (mantık yürütme) yoluyla düzeltilemez.
Satriyazis : Erkekte aşırı ve kompulsif cinsel ilişki kurma gereksinimi.
Sedatifler : Sakinleştirici ilaç grubu.
Sembiyoz : İki organizmanın biyopsikososyal bir bütünlük içinde bulunması ve ortak yaşaması.
Semptom : Belirti.
Sensoryum : Özel duyuların bilişsel işleyiş durumu.
Sentaktik Afazi : Sözcükleri uygun dizilimde düzenleyememe.
Separasyon Anksiyetesi : Çocuklarda ana, babadan veya bağlandıkları birinden
ayrıldıklarından önce veya sonra ortaya çıkabilen bir tür fobik anksiyete.
Simültannozi : Görsel bir sahnenin birden fazla unsurunu tek bakışta kavrayamama ya da parçaları bütün olarak birleştirememe.
Sinestezi : Başka bir duyunun neden olduğu duyu veya varsanı.
Skopofili (Gözetlemecilik) : Cinsel organları veya eylemleri gözetlemek için duyulan kompulsif istekle karakterize cinsel bir bozukluktur.
Somatik Sanrı : Kişinin bedensel işlevlerine yanlış inanışı.
Somatizasyon : Hastanın fiziksel belirtileri ve duyumları gerçekdışı veya yanlış yorumlamasıyla karakterize bir psikiyatrik bozukluk.
Somatopaknozi : Kişinin kendi beden parçalarını tanıyamaması.
Somnambulizm : Uykuda oturma ve yürüme benzeri davranışlar.
Somnolans : Gündüz aşırı uyuklama hali.
Sosyal Fobi : Kalabalık ve sosyal ortamlardan duyulan fobik korku. Kişi genellikle küçük düşme korkusu duyar.
Status Epileptikus : Öldürücü olabilen ve bilincin hiç açılmadan sürdüğü bir tür
duyusal veya motor epileptik nöbet tipi.
Stereotipi : Fizik eylem veya konuşmada tekrarlayıcı sabit kalıp.
Stupor : Çevrenin farkında olmama ve tepki vermeme.
Sublimasyon : Yüceleştirme.
Subresyon : Bilinçli bastırma.
Suçluluk Sanrıları : Kişi her tür fenalık ve kötülükten kendisini sorumlu tutar.
Suisid : İntihar
Şizoaffektif Bozukluk : Şizofrenik veya duygudurum bozukluklarından birinin, bileşkesinin ya da bu üç durumun tümünü kapsayan heterojen bir psikotik bozukluktur.
Şizofreni : Çok yönlü dışavurumları olan kronik, nüksedici, düzelmeler gösterebilen psikotik bozukluktur.
Şizoid Kişilik : Yalıtılmış ve yalnız hasta tipi.
T
Taşikardi : Kalp atım hızının dakikada 100 ün üzerine çıkması durumu.
Teğetsel Konuşma : Kimi kez konuşma sonuca ve amaca yönelik düşünce bağlantılarından tamamen kopar. Konunun yanından geçer.
Telepati : Bir düşüncenin bir zihinden diğerine sözsüz aktarılması.
Tic Douloureux : Ağrılı tik
Tik : İstemsiz, spazmodik kas hareketleri.
Trans : Odaklanmış dikkat ve farklı bir bilinçlilik durumu.
Tremor : Birbirine istenmeyen etkili kas gruplarının dönüşümlü kasılması sonucunda bedenin bazı parçalarında ( kol, el ve bacaklar ) görülen istemsiz salınma hareketleri.
Trikotilomani : Kendi saçını yolma kompulsiyonu.
Tourette Sendromu : Ses ve çoğul hareket tiklerinin birlikte bulunduğu tik bozukluğu.
Taşikardi : Kalp atım hızının dakikada 100 ün üzerine çıkması durumu.
Teğetsel Konuşma : Kimi kez konuşma sonuca ve amaca yönelik düşünce bağlantılarından tamamen kopar. Konunun yanından geçer.
Telepati : Bir düşüncenin bir zihinden diğerine sözsüz aktarılması.
Tic Douloureux : Ağrılı tik
Tik : İstemsiz, spazmodik kas hareketleri.
Trans : Odaklanmış dikkat ve farklı bir bilinçlilik durumu.
Tremor : Birbirine istenmeyen etkili kas gruplarının dönüşümlü kasılması sonucunda bedenin bazı parçalarında ( kol, el ve bacaklar ) görülen istemsiz salınma hareketleri.
Trikotilomani : Kendi saçını yolma kompulsiyonu.
Tourette Sendromu : Ses ve çoğul hareket tiklerinin birlikte bulunduğu tik bozukluğu.
U-Ü
Unio Mystica : Gizemli bir güçle gizli bir birliktelik kurulması.
Utanç : Kişinin kendi beklentilerini karşılayamaması
Uyaklı ( Klang ) Çağrışım : Ses olarak benzeyen , ancak anlamları benzemeyen
sözcüklerin çağrışımı.
Uyku Felci : En sık uyanma sırasında ortaya çıkan geçici, kısmi veya tam felçtir.
Üçgensel Terapi : Ko-terapi olarakta bilinen bir terapist ve psikiyatrist eşliğinde yürütülen terapidir.
Ülseratif Kolitis: Stres sonucuda ortaya çıkanbilen ve kalın bağırsakla rektumu kaplayan kanamalı yaralar.
Ünipolar Depresyon : Tek uçlu olarak gelişen depresyon şekli.
Ürolagni : Kişinin idrar içmekten veya üzerine işenmesinden cinsel haz duyduğu bir tür cinsel bozukluk.
Unio Mystica : Gizemli bir güçle gizli bir birliktelik kurulması.
Utanç : Kişinin kendi beklentilerini karşılayamaması
Uyaklı ( Klang ) Çağrışım : Ses olarak benzeyen , ancak anlamları benzemeyen
sözcüklerin çağrışımı.
Uyku Felci : En sık uyanma sırasında ortaya çıkan geçici, kısmi veya tam felçtir.
Üçgensel Terapi : Ko-terapi olarakta bilinen bir terapist ve psikiyatrist eşliğinde yürütülen terapidir.
Ülseratif Kolitis: Stres sonucuda ortaya çıkanbilen ve kalın bağırsakla rektumu kaplayan kanamalı yaralar.
Ünipolar Depresyon : Tek uçlu olarak gelişen depresyon şekli.
Ürolagni : Kişinin idrar içmekten veya üzerine işenmesinden cinsel haz duyduğu bir tür cinsel bozukluk.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 37
- Cevaplar
- 58
- Görüntüleme
- 1K
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 13