- Katılım
- 14 Eki 2010
- Konular
- 14,630
- Mesajlar
- 71,943
- Online süresi
- 9h 11m
- Reaksiyon Skoru
- 8,946
- Altın Konu
- 3
- Başarım Puanı
- 708
- Yaş
- 33
- MmoLira
- -6,246
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
İSTANBUL - İnsanoğlunun kötü alışkanlıklardan, bir nevi zaman içerisinde sırtına yüklediği ağır küfelerden kurtulmasının kolay olmadığı bilinir. Zaten Yunan filozof Epiktetosun dediği gibi; alışkanlıklara, zıt alışkanlıklarla hâkim olunmaz mı? Gerçi iyi alışkanlıkların oluşturulması, kültürün bir parçası olarak geleneğe dönüşmesi ve onları istikrarlı bir şekilde korumak kısa sürede gerçekleşmeyen, zahmetli, tecrübe edinmeyi gerektiren ancak ulaşıldığında da sizin bir o kadar sağlam zeminde durmanızı, inşanızı sürdürmenizi sağlamaz mı? Fenerbahçe Ülker de Eurolig top 16 grubunda kritik Olympiakos maçını Sinan Erdemde kaybederken eski kötü alışkanlıklarını maçın dönüm noktalarında hatırlarken, yeni doğru alışkanlıklardan da uzak kaldı. Sakatlıkların (Engin, Vidmar, Kinsey, Ukiç, Ömer Onan, Kaya Peker, Tomas) oluşan istikrarsızlık üzerinde etkisi hayli fazla. Ancak bu sezon takım olmayı en fazla başaran ekiplerden biri olan Fenerbahçe Ülkerin Olympiakos maçındaki zafiyeti daha çok bu seviyelere yabancı olmakla alakalı.
Geçen yıl grupta sonuncu olarak elenen, 300 kişiye oynayan bir takımdan, Barcelona, Olympiakosu deplasmanda yenebilen 15 bin kişi ortalamaya oynayan bir takıma dönüşümün hem de bir yılda gerçekleştiği unutulmamalı.
Olympiakos ise Bourousis, Keselj, Halperin, Vasilopoulos ve Nielsen gibi oyuncuları sakatken dahi Top 16dan çıkma maçını nasıl oynaması gerektiğini ve iş zora düştükçe, karşıdaki agresifleştikçe nasıl tepki verilmesi gerektiğini daha önce defalarca tecrübe etmenin verdiği bilirkişi edası ve konsantrasyonuyla fazlasıyla gösterdi. Euroligde Final Foura gitmenin yolunun bir günlük, bir yıllık hedef koymalardan geçmediğini her yıl çıkan takımlara bakıldığında daha net anlayabiliriz zaten. Yoksa 26. dakikaya kadar 12 sayı farkla önde olan bir takımın kalan 14 dakika sonunda 15 sayı fark yemesini açıklamanın alengirli teknik analizleri de var. Ama Koç Spahijanın dahi maç sonunda Oyuncularıma ne olduğunu anlayamadım dediği bir sürece teşhis koymanın yolu, zihinsel doğru alışkanlıklardan ve iş zora girdiğinde gösterilen yerinde reaksiyondan geçiyor. Mirsadın büyük tecrübesinin yokluğu zaten kevgire dönen pota altı savunmasını ve yardım alışkanlığını iyice köreltti. Ukiçin sayı atmış olsa da sezon başından beri doğru yaptıklarını unutup adeta cendere içinde kaybolup, buna karşın Spanoulis-Papaloukas ikilisinin son periyoda 12 asist sıkıştırması ve ilk 26 dakikada 11 top kaybı yapan ekiplerini 1 top kaybında tutmaları demin saydıklarıma başka hayati bir örnek.
Ercegin belki Olympiakos kariyerinde olmasa da FMP formasıyla her sezon %45 ile üçlük atan bir uzun olduğunu (bu maçlık performans diyenler olabilir ancak bu dahi maçın önemini düşünürsek önemli bir konsantrasyondur) unutmamak savunma odaklanmasının ve tecrübe tepkisinin görevidir. İvkoviçin sakatlık kılıfıyla tamamen disiplin mevzularından dolayı takımın en değerli uzunu Bourousisi dahi 1 ay kadro dışı bırakabilmesi diğer oyunculara mesajı vermiş gibiydi.
Şimdi Fenerbahçe Ülker her şeyi kaybetmiş durumda değil. Hatta tam tersine uzun vadeli Final Four ve şampiyonluk gibi hedefler koyduğunuzda bu tip darbelerle karşılaşmak sizi daha güçlü kılar. Takımı şimdi hallaç pamuğu atar gibi eleştirmenin manası yok. Hatalar ve sorunlar var fakat gidilmeye çalışılan yol çetrefilli olsa da doğrusu. Tabii ki Valencia maçından kârlı ayrılıp Top 8e adım atmak önemli ve güzel, lakin asıl önemli olan uzun gelecek için buradan çıkarılacak dersler. Alman yazar Heinrich Mannın dediği gibi Alışkanlık, bir halata benzer, her gün bir lifi örer ve sonunda onu kopmayacak kadar güçlü hale getiririz.
Zirve peşinde koşmak, kimliğini korumak, gelenek ve istikrar oluşturmak ve edinilen tecrübelerden yararlanmak Fenerbahçe Ülkerin mottosu olmalı. Valencia maçı da bu yolculukta önemli bir durak olacak.
Efeste felsefe unutuldu
Barcelonalı yıldız Xavi geçen hafta Guardiana verdiği söyleşide benim için biraz daha kıymetli bir iki cümle sarf etmişti: Barcelona iki seneyi kupasız geçirirse, her şey değişir. Mantalite değil, kişiler değişir. Felsefemizi kaybedemeyiz. Taraftarlarımız arkaya yaslanıp, kontratakla gol arayan bir takımı kabul etmezler. Maalesef insanlar artık sadece başarıya odaklı. Bizim yaklaşımımızı değerli kılan sonuçlar oldu. Ne alaka diyebilirsiniz. Aslında Türkiyedeki her şey bununla alakalı Aynı Efes Pilsenin durumu gibi. Üstelik Efes Pilsen, Xavinin bahsettiği felsefeyi, kimliği, geleneği ve istikrarı aslında oluşturmuş bir spor kulübüydü. Efes Pilsen deplasmanda, kader maçında Montepaschi Sienaya kaybettiği için söylemiyorum bunları. Bu yılların getirdiklerinin sonucu.
Rakoçeviçin yokluğunda kaybedilen iki maçın sonunda yıldız skorerin dönüşüyle iyi de başlandı aslında. Ancak geçen haftalarda belirttiğimiz gibi buradaki asıl kangren zaten Rakoçeviçe bu kadar bağımlı bir Efes Pilsenin var oluşu. Efes için bireylerden çok oluşturulan takımın sinerjisi, kimyası ve sergiledikleri bütünlük önemliydi yıllarca. O sinerjinin temelinde ise alt yapıdan gelen oyuncuların sağladığı yıkılmaz gelenek, alışkanlık ve birliktelik yatardı. Sırtına hücumdaki yüzdeye değil de savunmada rakipleri oluşturduğu duvarın kalınlığına ve aşılmazlığına dayayan bir Efes Pilsen geleneği. Perasoviçin maç öncesi Sürpriz yapmaya çalışacağız demesi dahi kaybedilmeye yüz tutan geleneğin bir izdüşümüydü adeta. İlk yarıda atılan skorun ardından 3. çeyrekte Sienanın alamet-i farikası olan baskılı savunması karşısında sadece 11 sayı bulan, buna karşı unuttuğu geleneği, felsefesi savunma departmanında ise 21 sayı gören bir takım vardı dün. 20 top kaybından da bahsedebiliriz ama o zaman asıl meseleyi unuturuz. Felsefeyi, geleneği, doğru zihinsel yapıyı, istikrarı yani ülkemizde nadir rastlanan unsurları spor tarihine kazıyan, basketbol ve spor sevgisini farklı nesillere aşılayan bir dev çınarın, Siena maçı kadrosundaki 12 kişiden sadece birinin (Ender Arslansüre almadı) altyapıdan olması düşündürücü. Top 16da son ana kadar savaşmak küçümsenecek olay değil ama zaten burada amaç bağcıyı dövmek değil. Zor yakaladığımız ancak kolay kaybettiğimiz değerleri savunmak, yani bu güzel ülkeyi bağlarla donatmak.
Geçen yıl grupta sonuncu olarak elenen, 300 kişiye oynayan bir takımdan, Barcelona, Olympiakosu deplasmanda yenebilen 15 bin kişi ortalamaya oynayan bir takıma dönüşümün hem de bir yılda gerçekleştiği unutulmamalı.
Olympiakos ise Bourousis, Keselj, Halperin, Vasilopoulos ve Nielsen gibi oyuncuları sakatken dahi Top 16dan çıkma maçını nasıl oynaması gerektiğini ve iş zora düştükçe, karşıdaki agresifleştikçe nasıl tepki verilmesi gerektiğini daha önce defalarca tecrübe etmenin verdiği bilirkişi edası ve konsantrasyonuyla fazlasıyla gösterdi. Euroligde Final Foura gitmenin yolunun bir günlük, bir yıllık hedef koymalardan geçmediğini her yıl çıkan takımlara bakıldığında daha net anlayabiliriz zaten. Yoksa 26. dakikaya kadar 12 sayı farkla önde olan bir takımın kalan 14 dakika sonunda 15 sayı fark yemesini açıklamanın alengirli teknik analizleri de var. Ama Koç Spahijanın dahi maç sonunda Oyuncularıma ne olduğunu anlayamadım dediği bir sürece teşhis koymanın yolu, zihinsel doğru alışkanlıklardan ve iş zora girdiğinde gösterilen yerinde reaksiyondan geçiyor. Mirsadın büyük tecrübesinin yokluğu zaten kevgire dönen pota altı savunmasını ve yardım alışkanlığını iyice köreltti. Ukiçin sayı atmış olsa da sezon başından beri doğru yaptıklarını unutup adeta cendere içinde kaybolup, buna karşın Spanoulis-Papaloukas ikilisinin son periyoda 12 asist sıkıştırması ve ilk 26 dakikada 11 top kaybı yapan ekiplerini 1 top kaybında tutmaları demin saydıklarıma başka hayati bir örnek.
Ercegin belki Olympiakos kariyerinde olmasa da FMP formasıyla her sezon %45 ile üçlük atan bir uzun olduğunu (bu maçlık performans diyenler olabilir ancak bu dahi maçın önemini düşünürsek önemli bir konsantrasyondur) unutmamak savunma odaklanmasının ve tecrübe tepkisinin görevidir. İvkoviçin sakatlık kılıfıyla tamamen disiplin mevzularından dolayı takımın en değerli uzunu Bourousisi dahi 1 ay kadro dışı bırakabilmesi diğer oyunculara mesajı vermiş gibiydi.
Şimdi Fenerbahçe Ülker her şeyi kaybetmiş durumda değil. Hatta tam tersine uzun vadeli Final Four ve şampiyonluk gibi hedefler koyduğunuzda bu tip darbelerle karşılaşmak sizi daha güçlü kılar. Takımı şimdi hallaç pamuğu atar gibi eleştirmenin manası yok. Hatalar ve sorunlar var fakat gidilmeye çalışılan yol çetrefilli olsa da doğrusu. Tabii ki Valencia maçından kârlı ayrılıp Top 8e adım atmak önemli ve güzel, lakin asıl önemli olan uzun gelecek için buradan çıkarılacak dersler. Alman yazar Heinrich Mannın dediği gibi Alışkanlık, bir halata benzer, her gün bir lifi örer ve sonunda onu kopmayacak kadar güçlü hale getiririz.
Zirve peşinde koşmak, kimliğini korumak, gelenek ve istikrar oluşturmak ve edinilen tecrübelerden yararlanmak Fenerbahçe Ülkerin mottosu olmalı. Valencia maçı da bu yolculukta önemli bir durak olacak.
Efeste felsefe unutuldu
Barcelonalı yıldız Xavi geçen hafta Guardiana verdiği söyleşide benim için biraz daha kıymetli bir iki cümle sarf etmişti: Barcelona iki seneyi kupasız geçirirse, her şey değişir. Mantalite değil, kişiler değişir. Felsefemizi kaybedemeyiz. Taraftarlarımız arkaya yaslanıp, kontratakla gol arayan bir takımı kabul etmezler. Maalesef insanlar artık sadece başarıya odaklı. Bizim yaklaşımımızı değerli kılan sonuçlar oldu. Ne alaka diyebilirsiniz. Aslında Türkiyedeki her şey bununla alakalı Aynı Efes Pilsenin durumu gibi. Üstelik Efes Pilsen, Xavinin bahsettiği felsefeyi, kimliği, geleneği ve istikrarı aslında oluşturmuş bir spor kulübüydü. Efes Pilsen deplasmanda, kader maçında Montepaschi Sienaya kaybettiği için söylemiyorum bunları. Bu yılların getirdiklerinin sonucu.
Rakoçeviçin yokluğunda kaybedilen iki maçın sonunda yıldız skorerin dönüşüyle iyi de başlandı aslında. Ancak geçen haftalarda belirttiğimiz gibi buradaki asıl kangren zaten Rakoçeviçe bu kadar bağımlı bir Efes Pilsenin var oluşu. Efes için bireylerden çok oluşturulan takımın sinerjisi, kimyası ve sergiledikleri bütünlük önemliydi yıllarca. O sinerjinin temelinde ise alt yapıdan gelen oyuncuların sağladığı yıkılmaz gelenek, alışkanlık ve birliktelik yatardı. Sırtına hücumdaki yüzdeye değil de savunmada rakipleri oluşturduğu duvarın kalınlığına ve aşılmazlığına dayayan bir Efes Pilsen geleneği. Perasoviçin maç öncesi Sürpriz yapmaya çalışacağız demesi dahi kaybedilmeye yüz tutan geleneğin bir izdüşümüydü adeta. İlk yarıda atılan skorun ardından 3. çeyrekte Sienanın alamet-i farikası olan baskılı savunması karşısında sadece 11 sayı bulan, buna karşı unuttuğu geleneği, felsefesi savunma departmanında ise 21 sayı gören bir takım vardı dün. 20 top kaybından da bahsedebiliriz ama o zaman asıl meseleyi unuturuz. Felsefeyi, geleneği, doğru zihinsel yapıyı, istikrarı yani ülkemizde nadir rastlanan unsurları spor tarihine kazıyan, basketbol ve spor sevgisini farklı nesillere aşılayan bir dev çınarın, Siena maçı kadrosundaki 12 kişiden sadece birinin (Ender Arslansüre almadı) altyapıdan olması düşündürücü. Top 16da son ana kadar savaşmak küçümsenecek olay değil ama zaten burada amaç bağcıyı dövmek değil. Zor yakaladığımız ancak kolay kaybettiğimiz değerleri savunmak, yani bu güzel ülkeyi bağlarla donatmak.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 23
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 55
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 20
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 23



