Bvural41 1
Bvural41
ShadowFon 1
ShadowFon
mavzermete 1
mavzermete
YazilimMühendisi 1
YazilimMühendisi
Fethi Polat 1
Fethi Polat
InfernoShade 1
InfernoShade
Hikaye Ekle

Kara perşembe

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan CrazyAlkan
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 2
  • Görüntüleme Görüntüleme 205

CrazyAlkan

Twitch.tv/CrazyAlkan
Telefon Numarası Onaylanmış Üye TC Kimlik Numarası Doğrulanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
14 Eki 2010
Konular
14,630
Mesajlar
71,943
Online süresi
9h 11m
Reaksiyon Skoru
8,946
Altın Konu
3
Başarım Puanı
708
Yaş
33
MmoLira
-6,246
DevLira
0
Ticaret - 100%
7   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

İSTANBUL - İnsanoğlunun kötü alışkanlıklardan, bir nevi zaman içerisinde sırtına yüklediği ağır küfelerden kurtulmasının kolay olmadığı bilinir. Zaten Yunan filozof Epiktetos’un dediği gibi; alışkanlıklara, zıt alışkanlıklarla hâkim olunmaz mı? Gerçi iyi alışkanlıkların oluşturulması, kültürün bir parçası olarak geleneğe dönüşmesi ve onları istikrarlı bir şekilde korumak kısa sürede gerçekleşmeyen, zahmetli, tecrübe edinmeyi gerektiren ancak ulaşıldığında da sizin bir o kadar sağlam zeminde durmanızı, inşanızı sürdürmenizi sağlamaz mı? Fenerbahçe Ülker de Eurolig ‘top 16’ grubunda kritik Olympiakos maçını Sinan Erdem’de kaybederken eski kötü alışkanlıklarını maçın dönüm noktalarında hatırlarken, yeni doğru alışkanlıklardan da uzak kaldı. Sakatlıkların (Engin, Vidmar, Kinsey, Ukiç, Ömer Onan, Kaya Peker, Tomas) oluşan istikrarsızlık üzerinde etkisi hayli fazla. Ancak bu sezon takım olmayı en fazla başaran ekiplerden biri olan Fenerbahçe Ülker’in Olympiakos maçındaki zafiyeti daha çok bu seviyelere yabancı olmakla alakalı.

Geçen yıl grupta sonuncu olarak elenen, 300 kişiye oynayan bir takımdan, Barcelona, Olympiakos’u deplasmanda yenebilen 15 bin kişi ortalamaya oynayan bir takıma dönüşümün hem de bir yılda gerçekleştiği unutulmamalı.

Olympiakos ise Bourousis, Keselj, Halperin, Vasilopoulos ve Nielsen gibi oyuncuları sakatken dahi ‘Top 16’dan çıkma maçını nasıl oynaması gerektiğini ve iş zora düştükçe, karşıdaki agresifleştikçe nasıl tepki verilmesi gerektiğini daha önce defalarca tecrübe etmenin verdiği bilirkişi edası ve konsantrasyonuyla fazlasıyla gösterdi. Eurolig’de ‘Final Four’a gitmenin yolunun bir günlük, bir yıllık hedef koymalardan geçmediğini her yıl çıkan takımlara bakıldığında daha net anlayabiliriz zaten. Yoksa 26. dakikaya kadar 12 sayı farkla önde olan bir takımın kalan 14 dakika sonunda 15 sayı fark yemesini açıklamanın alengirli teknik analizleri de var. Ama Koç Spahija’nın dahi maç sonunda ”Oyuncularıma ne olduğunu anlayamadım” dediği bir sürece teşhis koymanın yolu, zihinsel doğru alışkanlıklardan ve iş zora girdiğinde gösterilen yerinde reaksiyondan geçiyor. Mirsad’ın büyük tecrübesinin yokluğu zaten kevgire dönen pota altı savunmasını ve yardım alışkanlığını iyice köreltti. Ukiç’in sayı atmış olsa da sezon başından beri doğru yaptıklarını unutup adeta cendere içinde kaybolup, buna karşın Spanoulis-Papaloukas ikilisinin son periyoda 12 asist sıkıştırması ve ilk 26 dakikada 11 top kaybı yapan ekiplerini 1 top kaybında tutmaları demin saydıklarıma başka hayati bir örnek.

Erceg’in belki Olympiakos kariyerinde olmasa da FMP formasıyla her sezon %45 ile üçlük atan bir uzun olduğunu (bu maçlık performans diyenler olabilir ancak bu dahi maçın önemini düşünürsek önemli bir konsantrasyondur) unutmamak savunma odaklanmasının ve tecrübe tepkisinin görevidir. İvkoviç’in sakatlık kılıfıyla tamamen disiplin mevzularından dolayı takımın en değerli uzunu Bourousis’i dahi 1 ay kadro dışı bırakabilmesi diğer oyunculara mesajı vermiş gibiydi.

Şimdi Fenerbahçe Ülker her şeyi kaybetmiş durumda değil. Hatta tam tersine uzun vadeli Final Four ve şampiyonluk gibi hedefler koyduğunuzda bu tip darbelerle karşılaşmak sizi daha güçlü kılar. Takımı şimdi hallaç pamuğu atar gibi eleştirmenin manası yok. Hatalar ve sorunlar var fakat gidilmeye çalışılan yol çetrefilli olsa da doğrusu. Tabii ki Valencia maçından kârlı ayrılıp ‘Top 8’e adım atmak önemli ve güzel, lakin asıl önemli olan uzun gelecek için buradan çıkarılacak dersler. Alman yazar Heinrich Mann’ın dediği gibi “Alışkanlık, bir halata benzer, her gün bir lifi örer ve sonunda onu kopmayacak kadar güçlü hale getiririz.”

Zirve peşinde koşmak, kimliğini korumak, gelenek ve istikrar oluşturmak ve edinilen tecrübelerden yararlanmak Fenerbahçe Ülker’in mottosu olmalı. Valencia maçı da bu yolculukta önemli bir durak olacak.

Efes’te felsefe unutuldu
Barcelona’lı yıldız Xavi geçen hafta Guardian’a verdiği söyleşide benim için biraz daha kıymetli bir iki cümle sarf etmişti: “Barcelona iki seneyi kupasız geçirirse, her şey değişir. Mantalite değil, kişiler değişir. Felsefemizi kaybedemeyiz. Taraftarlarımız arkaya yaslanıp, kontratakla gol arayan bir takımı kabul etmezler. Maalesef insanlar artık sadece başarıya odaklı. Bizim yaklaşımımızı değerli kılan sonuçlar oldu.” Ne alaka diyebilirsiniz. Aslında Türkiye’deki her şey bununla alakalı… Aynı Efes Pilsen’in durumu gibi. Üstelik Efes Pilsen, Xavi’nin bahsettiği felsefeyi, kimliği, geleneği ve istikrarı aslında oluşturmuş bir spor kulübüydü. Efes Pilsen deplasmanda, kader maçında Montepaschi Siena’ya kaybettiği için söylemiyorum bunları. Bu yılların getirdiklerinin sonucu.

Rakoçeviç’in yokluğunda kaybedilen iki maçın sonunda yıldız skorerin dönüşüyle iyi de başlandı aslında. Ancak geçen haftalarda belirttiğimiz gibi buradaki asıl kangren zaten Rakoçeviç’e bu kadar bağımlı bir Efes Pilsen’in var oluşu. Efes için bireylerden çok oluşturulan takımın sinerjisi, kimyası ve sergiledikleri bütünlük önemliydi yıllarca. O sinerjinin temelinde ise alt yapıdan gelen oyuncuların sağladığı yıkılmaz gelenek, alışkanlık ve birliktelik yatardı. Sırtına hücumdaki yüzdeye değil de savunmada rakipleri oluşturduğu duvarın kalınlığına ve aşılmazlığına dayayan bir Efes Pilsen geleneği. Perasoviç’in maç öncesi “Sürpriz yapmaya çalışacağız” demesi dahi kaybedilmeye yüz tutan geleneğin bir izdüşümüydü adeta. İlk yarıda atılan skorun ardından 3. çeyrekte Siena’nın alamet-i farikası olan baskılı savunması karşısında sadece 11 sayı bulan, buna karşı unuttuğu geleneği, felsefesi savunma departmanında ise 21 sayı gören bir takım vardı dün. 20 top kaybından da bahsedebiliriz ama o zaman asıl meseleyi unuturuz. Felsefeyi, geleneği, doğru zihinsel yapıyı, istikrarı yani ülkemizde nadir rastlanan unsurları spor tarihine kazıyan, basketbol ve spor sevgisini farklı nesillere aşılayan bir dev çınarın, Siena maçı kadrosundaki 12 kişiden sadece ‘bir’inin (Ender Arslan–süre almadı) altyapıdan olması düşündürücü. ‘Top 16’da son ana kadar savaşmak küçümsenecek olay değil ama zaten burada amaç bağcıyı dövmek değil. Zor yakaladığımız ancak kolay kaybettiğimiz değerleri savunmak, yani bu güzel ülkeyi bağlarla donatmak.
 
Teşekkürler.
 
Önemli degil....
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst