Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Altın KonuHades – Yeraltı Dünyasında İlk Kaçıştan Son Aşamaya Kadar İlerleme, Savaş Dinamikleri ve Akıcı Forum Rehberi
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Hades – Baştan Sona Oyun Rehberi (Uzun ve Doğal Forum Anlatımı)
Hades’e ilk girildiğinde çoğu oyuncunun aklından geçen şey şu oluyor: “Bu oyunda sürekli ölüyorum, ben mi beceremiyorum?” Aslında tam tersi. Hades, ölmeni bekleyen bir oyun. Hatta ölmediğin sürece tam olarak başlamıyor bile. Bunu kabul ettiğin an oyun bir anda daha anlaşılır hale geliyor.
Başlangıçta kaçış denemeleri kısa sürüyor. Birkaç oda, biraz düşman, sonra ölüm. Bu noktada moral bozulabiliyor ama Hades’in olayı tam da burada. Her ölümde geri dönüyorsun ama eli boş dönmüyorsun. Diyaloglar ilerliyor, karakterler seni tanıyor, küçük küçük kalıcı güçler açılıyor. Yani başarısızlık boşa gitmiyor. Oynadıkça bunu fark ediyorsun.
Savaş sistemi hızlı ama rastgele değil. Tuşlara basıp geçmek bir yere kadar işe yarıyor ama ilerledikçe düşman desenlerini öğrenmek şart oluyor. Dash atmayı öğrenmeden oyunda rahat etmek zor. Özellikle kalabalık odalarda hareket etmeyi bilmeyen oyuncular çok çabuk sıkışıyor. Ama işin güzel tarafı şu: oyun seni cezalandırırken bile adil davranıyor. Neden öldüğünü genelde anlayabiliyorsun.
Silah seçimi tamamen oyun tarzıyla alakalı. Bazı silahlar daha güvenli, bazıları daha riskli ama güçlü. Oyunun başında “en iyi silah hangisi” diye düşünmek çok anlamlı değil. Hangisi sana daha rahat geliyorsa onunla oynamak daha mantıklı. Zaten zamanla hepsi açılıyor ve hepsine alışma şansı buluyorsun. Oyunun seni tek bir stile kilitlememesi büyük artı.
Tanrıların verdiği güçler (boon’lar) Hades’in asıl eğlencesi. Her koşu farklı hissettirebiliyor. Aynı silahla giriyorsun ama aldığın güçler yüzünden oynanış tamamen değişiyor. Bazen inanılmaz güçlü hissediyorsun, bazen “bu koşu biraz zayıf kaldı” diyorsun. Ama bu da oyunun doğasında var. Her koşu kazanmak zorunda değil.
Karakterler Hades’i özel yapan şeylerden biri. NPC’ler sadece arka plan süsü değil. Her biriyle konuşmak, ilişkileri ilerletmek oyunun önemli bir parçası. Aynı diyalogları tekrar tekrar duymuyorsun, sürekli yeni şeyler açılıyor. Ölmek bu yüzden sinir bozucu olmaktan çıkıyor. “Bir tur daha atayım, bakayım ne diyecekler” hissi oluşuyor.
Kalıcı yükseltmeler oyunu yavaş yavaş kolaylaştırıyor ama bir anda “artık ölmem” noktasına gelmiyorsun. Bu da dengeyi güzel tutuyor. Güçleniyorsun ama hâlâ dikkat etmen gerekiyor. Oyunun sonlarına doğru bile hata yaparsan cezayı kesiyor.
Boss savaşları ilk başta imkânsız gibi durabiliyor. Aynı boss’a defalarca ölmek moral bozabiliyor ama her denemede biraz daha rahatladığını fark ediyorsun. Ne zaman saldırıyor, ne zaman boşluk bırakıyor… Bunları öğrendikçe oyun yumuşuyor. Hades, öğreneni gerçekten ödüllendiriyor.
Hikâye tarafı ise beklenmedik şekilde güçlü. “Roguelike oyunda hikâye mi olur?” diyenleri ters köşe yapıyor. Hikâye, tekrar üzerine kurulmuş ve bu tekrar hissi oyunun anlatımıyla birebir örtüşüyor. Kaçmaya çalıştıkça daha çok şey öğreniyorsun.
Hades’i bitirmek mümkün ama oraya gelene kadar geçen süreç asıl olay. Oyun seni “bir run daha” diye diye saatlerce başında tutabiliyor. Bu da onun en büyük başarısı. Hades, hızlı refleks isteyen bir oyun ama aynı zamanda sabır da istiyor. Ölümü kabullenen, denemekten sıkılmayan oyuncular için fazlasıyla tatmin edici bir deneyim sunuyor.