- Katılım
- 23 Ocak 2016
- Konular
- 8,370
- Mesajlar
- 18,384
- Online süresi
- 4mo 19d
- Reaksiyon Skoru
- 4,080
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 506
- MmoLira
- 4
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
1. AVRUPA BİRLİĞİ
Avrupa’da ilk ekonomik birleşme hareketi 1932 yılındaki Benelüx ülkelerinin meydana getirdiği gümrük birliğidir. Bugünkü Avrupa Birliği’nin (AB) temelleri ise 1951 yılındaki “Avrupa Kömür Çelik Topluluğu’nun” kurulmasından sonra 1957 yılında imzalanan (6 ülke arasında) Avrupa Ekonomik Topluluğudur.
1957’de AET’yi kuran antlaşma Roma Antlaşmasıdır (Treat of Rome / Trait’e de Rome). Bu antlaşmayla topluluk , üye ülkeler arasında “Ortak Pazar” ın kurulmasını, üye ülkeler arasında politikaların yakınlaştırılması vasıtasıyla topluluk içerisinde ekonomik etkinliğin sağlanmasını , hayat seviyelerinin yükseltilmesini ve yakın işbirliği sağlanmasını gerçekleştirmekle yükümlüdür. 6 ülkenin başlattığı bu ekonomik bütünleşme hareketi günümüzde 15 ülkeyi kapsayan ve Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politikası meydana getirmeyi hedef alan Avrupa Birliği olarak dünyadaki yerini almıştır. 1991 yılındaki Maastrich Zirvesinde AET , Avrupa Birliği (AB) adını almıştır ve bütünleşme yolunda önemli bir aşama kaydedilmiştir.
Avrupa Birliğinin yapısına baktığımızda, AB’nin diğer uluslar arası organizasyonlardan farkını görürüz. AB, hukuki yapı olarak “uluslar arası” değil, “uluslarüstü (supranational)” bir yapıya sahiptir. Üye devletler Avrupa Birliği’ni oluştururken egemenliklerinin bir kısmını topluluğun kurumlarına devretmişlerdir. Bu haliyle Avrupa Birliği “suis generis (nevi şahsına münhasır) “ bir yapıya sahiptir.
2. AVRUPA BİRLİĞİNDE SİGORTACILIK
Avrupa Birliği sigorta mevzuatına ilişkin ilk direktif, Şubat 1964 tarihli “Reasürans ve Retrosesyon Alanında Yerleşme ve Hizmet Sunma Serbestisi” konusundadır. Daha sonraki sigortacılık direktifleri, reasürans, koasürans, hayat ve hayat dışı sigortalar, sigorta yöntemleri, motorlu taşıt sigortaları ve aracıları, sigorta hesapları ve sigorta komitesi hakkında kural ve esasları düzenlemektedir. “Avrupa Tek Sigorta Sözleşmesi” oluşturulması yönündeki çalışmalar sürdürülmektedir.
AB üyesi bir ülkede yerleşik olan herhangi bir sigorta kuruluşu, 1 Temmuz 1994 tarihinden itibaren Birlik üyesi tüm ülkelerde şube ya da acente açarak hizmet sunma yetkisine sahiptir. Denetim açısından ise, orijin ülkenin sigortacılık düzenlemelerine tabi olma esası getirilmiştir. Birinci Direktif çerçevesinde, sigorta yada reasürans şirketi, karşı ülkedeki şirketler ile aynı hak ve yetkidedir.
Üye bir ülkede faaliyette bulunan bir sigorta şirketi, kendi ülkesindeki sigorta denetim organının onayını almak ve karşı üye ülkedeki ilgili otoritelere haber vermek koşuluyla diğer üye ülkelerde faaliyette bulunabilir; yerleşik kişiler de diğer üye ülkelerdeki kuruluşlara sigorta yaptırabilir. “Tek lisans ilkesi” uyarınca, sigortacılık alanında bir AB ülkesinde sigorta branşları itibariyle verilen faaliyet ruhsatı, diğer üye ülkeler içinde geçerlidir.
Avrupa Birliği’nde sigorta şirketi kurmak ya da şube açmak için asgari sermaye limiti bulunmayıp, sigorta şirketlerinin faaliyette bulunduğu branşlar itibariyle 300,000 Euro ile 1,400,000 Euro arasında değişen asgari miktarlarda garanti fonları tesis edilmiştir. Birden fazla branşta faaliyet gösteren sigorta şirketlerinden en yüksek asgari garanti fonu istenmektedir.
Hayat dışı sigorta faaliyetleri 18 ana branş ve 7 grup halinde toplanmıştır. Hyat dışı sigortalar, kaza, hastalık, kara taşıtları, demiryolu taşıtları, uçak, tekne, emtia, yangın ve doğal afetler, maddi duran varlıkların maruz kaldığı diğer zararlar, motorlu taşıt, uçak, tekne ve genel sorumluluk, kredi, kefalet, çeşitli maddi kayıplar, hukuksal koruma ve turistik yardım sigortası branşlarından oluşmaktadır.
AB ülkelerinde zorunlu sigortalar ve mali-hukuki sorumluluk sigortaları çok yaygın uygulanmamakta olup, AB ülkeleri motorlu araçlar mali sorumluluk sigortası dışındaki zorunlu sigortaları tespit etmekte serbesttirler.
2.1. Sigorta Şirketleri Sayısı
AB’ne üye ülkelerde son yıllarda izlenen sigorta şirketleri sayısındaki azalma trendi binde 7 oranıyla 2000 yılında da devam etmiş ve toplam şirket sayısı 4786’ya düşmüştür. Bir önceki yıla göre sigorta şirketi sayısındaki azalmada ilk sırayı yüzde 18.2 ile Finlandiya almış, onu yüzde 5.9 azalma ile İspanya ve yüzde 5.3 azalma ile Yunanistan izlemiştir. Öte yandan İsveç ve İtalya’da sigorta şirketleri sayısında sırasıyla yüzde 1.9 ve yüzde 1.6 oranında artış görülmüştür.AB’ne üye ülkelerde sigorta şirketi başına düşen ortalama prim geliri 153,677,183 Euro’dur.
2.2. Sigorta Şirketlerine Çalışanlar Sayısı
Son birkaç yıldan bu yana AB’ne üye ülkelerde izlenen sigorta şirketlerinde çalışan kişi sayısındaki azalma trendi, özellikle İngiltere’de 10,000 yeni çalışanın sektöre katılmasıyla 2000 yılında 891,043 kişiye ulaşarak 1999 yılına göre yüzde 2.5 oranında artış göstermiştir. Buna göre 1999 yılında AB’nde sigorta şirketi başına düşen ortalama çalışan sayısı 180 iken bu gösterge 2000 yılında 186 olmuştur.
Öte yandan 2000 yılı itibariyle AB’ne üye ülkelerde sigorta şirketlerinde çalışan kişi başına düşen prim geliri ortalaması 825,436 Euro’dur.
2.3. Prim Gelirleri
2000 yılında AB’ne üye ülkelerde hayat sigortaları prim gelirlerinden sağlanan yüzde 10.5 oranındaki büyüme 1999 yılında ulaşılan yüzde 16’lık büyümenin gerisinde kalmakla birlikte, bu büyüme oranı uzmanlarca tatminkar bir gelişme olarak nitelendirilmektedir. 2000 yılında bu ülkelerdeki hayat sigorta prim gelirleri toplamı 471,300 milyon Euro’ya ulaştırılmaktadır.
Hayat-dışı sigortalarda prim gelirleri ise 1999 yılına göre yüzde 4 oranında artarak 2000 yılında 264,199 milyon Euro’ya yükselmiştir.
2000 yılında ulaşılan 735,499 milyon Euro tutarındaki toplam prim gelirlerinin yüzde 64’ünü hayat sigortaları primleri oluşturmaktadır.
2.4. Sigorta Şirketlerinin Yatırımları
AB’ne üye ülkelerde 1999 yılında 4,068,348 milyon Euro olan toplam yatırım hacmi, 2000 yılında 4,382,882 milyon Euro’ya yükselerek prim gelirleri paralelinde yüzde 8 oranında artış göstermiştir. Toplam yatırımlar içinde hayat sigorta şirketleri yatırımlarının payı 2000 yılında yüzde 83’e yükselmiştir.
2000 yılı itibariyle AB’ne üye ülkelerde sigorta şirketi başına düşen ortalama yatırım değeri yaklaşık 916,000,000 Euro’dur.
3. TÜRKİYEDE SİGORTACILIK
Ülkemizde son on yıldaki gelişmeler, sektörü aşırı rekabete açık bir hale getirerek fiyatların hissedilir derecede düşmesine yol açmış ve sigorta şirketlerini rahatsız etmiştir. Aşırı rekabet nedeniyle asgari risk fiyatlarının oldukça altında olan fiyatların uygulanmasıyla şirketler, ödeyecekleri hasar karşılığı olan primi alamaz hale gelmişlerdir. Oysa rekabet fiyatla birlikte hizmette, hasarı zamanında ödemede, sigortalıyı bilgilendirmede ve onun ihtiyaçlarını karşılamada olmalıdır. Öyle ki, ülke nüfusu dikkate alındığında, 1996’da prim gelirinin kişi başına düşen miktarı ülkemizde 22.3$ iken bu rakam Japonya’da 5,088.3$, Fransa’da 2,268$, hatta Bulgaristan’da bile 31.9$ düzeyindedir.
Aşağıdaki tabloya bakıldığında primlerin kişi başına miktarına göre sıralamasında Türkiye’nin 61. sırada olduğu görülmektedir. Burada dikkat çeken bir başka husus, Japonya, İsviçre, Hollanda ve Fransa gibi gelişmiş ülkelerin kişi başına düşen prim gelirlerinde hayat branşının payının hayat dışı branşlara göre daha fazla olmasıdır. Türkiye’de ise hayat dışı branşlar için bu rakam 19.4$, hayat dışı branşı için 2.9$ gibi düşük bir seviyededir.
Tablo-5: Kişi Başına Düşen Prim Miktarları ($)
Sıralama ÜLKELER HAYAT HAYAT
DIŞI TOPLAM
1 Japonya 4,075.8 1,012.5 5,088.3
2 İsviçre 2,894.0 1,613.2 4,507.2
4 Hollanda 1,214.3 1,068.9 2,283.2
5 Fransa 1,434.5 883.9 2,268.4
34 Yunanistan 88.0 92.1 180.1
57 Bulgaristan 10.7 21.2 31.9
61 Türkiye 2.9 19.4 22.3
Öte yandan Türk Sigorta Sektörünün Avrupa Sigorta Sektörü kadar gelişememiş olması, devletin sektöre müdahalesini kaçınılmaz hale getirmiş, ancak sektöre müdahalenin en az düzeye indirilmesi, rekabetçi bir ortam içinde verimliliğin sağlanması, sigortacılığın yaygınlaştırılması ve sigortacılık sektöründe sağlanan fonların ülke kalkınmasında amacıyla 1Ekim 1990 tarihinden itibaren fiyatlarda serbest tarifeye geçilmiştir. Buna göre;
Mecburi Mali Mesuliyet (Trafik) Sigortası ve Otobüs Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası hariç kaza branşına giren tüm sigortalar,
Makine-Montaj Sigortası,
Hayvan Ölümü Sigortası,
Dolu Sigortası,
Yangın Sigortası,
Nakliyat Sigortası
için yürürlükte olan Tarife talimatlarının yürürlükten kaldırılması ve böylece söz konusu sigorta branşlarında tarifelerin taraflar arasında serbestçe belirlenmesi kabul edilmiştir.
Bu yeni sistem ile uygulanacak primler;
Yürürlükteki amir hükümlere, genel şartlara ve sigortacılık esas ve usullerine aykırı olmamak şartıyla taraflar arasında,
Söz konusu sigortalar için sigorta konusu işlemin niteliğine göre gerekli olabilecek muafiyet, ek prim, indirin vb. gibi hususlara ilişkin hükümler veya clause’lar da yürürlükte bulunan genel hükümlere, sigorta genel şartlarına ve sigortacılık teamüllerine aykırı olmamak koşuluyla serbestçe belirlenebilecektir.
4. AVRUPA BİRLİĞİNDE SİGORTA HUKUKU
Sigortacılık hukuku kavramı altında genel olarak özel sigorta sözleşmesi hukuku ile sigorta piyasasının düzenlenmesi ve sigorta ettirenin korunmasına yönelik kamu müdahale hukuku birlikte anlaşılmalıdır.
AB’nde sigortacılık düzenlemelerine bakıldığında, daha önce de açıklandığı üzere, bugüne kadar çok sayıda yönerge ve tüzüğü yürürlüğe konmuştur. Yönergelerin biri reasürans, biri koasürans, dördü genel olarak hayat dışı sigortalar, üçü hayat sigortaları, biri sigorta aracıları, dördü motorlu taşıt sigortaları, üçü diğer sigorta türleri, üçü ise hesaplar ve sigorta komitesi ile ilgilidir. Tüzük ise rekabetin düzenlenmesi ile ilgilidir.
Bunun dışında AB’nin sigortacılık mevzuatı olarak sayılabilecek bir de İsviçre- AB Sigortacılık Antlaşması ile bunun uygulama tüzüğünün mevcut olduğu görülmektedir. AB Birlik bölgesinden yerleşme ve hizmet sunma, rekabetin korunması, belirli tür sigortalarda mevzuatın yakınlaştırılması konularında gelişmiştir.
4.1. Avrupa Birliği’nde Mevcut Sigorta Mevzuatı
Reasürans ve Retrosesyon Alanında Yerleşme ve Hizmet Sunma Serbestisi: AB mevzuatında 25 Şubat 1964 tarihli yönerge ile bir üye ülkede kurulu reasürans şirketinin ya da karma şirketlerin diğer ülkelerde reasürans veya retrosesyon işlemi yapmasında hiçbir engel yoktur.
Yabancı Ülkelerde Sigorta Yaptırabilme: AB’nde bir ülkede yerleşik kişilerin diğer üye ülkelerden hizmet alması, bir üye ülkede faaliyet gösteren şirketin de ilgili resmi makamlara haber vermek şartıyla diğer üye ülkelerde hizmet sunması serbesttir.
Diğer Ülkelerde Hizmet Sunma: AB’ye üye ülkelerden birinde kurulu bir sigorta şirketi, ilgili resmi kurumları haberdar etmek suretiyle, ruhsatlı bulunduğu branşlarda diğer üye ülkelerde de sigortacılık hizmeti verebilmektedir (Tek Lisans İlkesi). AB üyesi ülkelerden birinde sigortacılık ruhsatı olan şirketler, diğer üye ülkelerde acenteleri vasıtasıyla da faaliyette bulunabilirler.
Kuruluş İzni: AB üyesi ülkelerde sigortacılık faaliyetinde bulunabilme izne tabidir. Bir üye ülkede faaliyet gösteren sigorta şirketleri, diğer üye ülkelerde şube veya umumi vekili vasıtasıyla sigorta sözleşmesi düzenleyebilir. AB üyeleri, kendi Pazar ihtiyaçlarını gerekçe göstererek, sigortacılık izni vermekten kaçınamazlar, bir başvuruyu reddettikleri taktirde bunu gerekçeli olarak başvuru sahibine bildirmek zorundadırlar.
Sigorta Branşları: 24 Temmuz 1973 tarihli yönergeye göre hayat dışı direkt sigorta faaliyetleri 18 branş ve 7 grup halinde toplanmıştır.
Tarifeler: AB kurallarına göre, üye ülkelerin tarifeleri ile tarifelerin düzenlenmesine ilişkin hesap yöntemleri hakkında ulusal mevzuat 1 Temmuz 1994’ten itibaren kaldırılmıştır.
Sorumluluk Sigortaları ve Zorunlu Sigortalar: Sorumluluk Sigortaları ve zorunlu sigortalar AB’nde gelişmiş ve yaygınlaşmıştır. Üye ülkeler Karayolları Motorlu Araçlar Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası) dışında kalan alanlarda kendi zorunlu sigortalarını tespitte serbest bırakılmıştır.
Genel Şartlar: AB sigorta genel şartlarının düzenlenmesi ve onaylanması ile ilgili olarak tam bir serbestiye geçmiştir. Her şirket kendi genel şartlarını çıkarabilmektedir.
Teminat Blokajı: AB’nde sigortalıyı koruma amacında bir teminat sistemi yoktur. Bunun yerine sigorta şirketlerinin, taahhütlerine karşılık asgari bir garanti fonuna sahip olmaları istenir.
Sigorta Türleri: AB turistik yardım, kredi ve kefalet gibi birçok sigortalara ilişkin yönergeler çıkarmış, bunlar için branşlar teşkil etmiş ve belirli eşgüdüm düzenlemeleri öngörmüştür.
5. TÜRKİYEDE SİGORTA HUKUKU
Şirketlerin rekabet ortamında mücadele edebilmesi öncelikle hukuki engellerin ortadan kaldırılmasıyla ve özellikle küreselleşme süreci ile hız kazanan serbest ekonomiye uygun yasaların uygulamaya konularak önemli boşlukların doldurulmasına bağlıdır. Hukuki mevzuatın iş dünyası tarafından algılanması ve söz konusu mevzuata uyum sağlanması şirketler için vazgeçilmez bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Artık günümüz dünyasında rekabetin vazgeçilmez esas şartı hukuk alanında üstünlük ile mümkündür. Antidumping kuralları, menşei ülke kuralları, standardizasyon, sanayi ve mülkiyet hakları, tüketicinin ve rekabetin korunması vb. hususlarda gelişerek devam eden ve kendisini devamlı yenileyen bir dizi hukuki mevzuat, Türkiye’de mevcut kanun ve yönetmeliklerinde değişmelerine sebebiyet vererek yeni bir hukuki anlayış yaratmaktadır.
Yasal Düzenleme Gereği
Sigorta sektörü birçok sektöre kıyasla daha fazla düzenlemenin yapıldığı bir sektördür. Bu düzenlemenin nedenine bakıldığında istikrar-rekabet-düzenleme üçgeniyle karşılaşmak mümkündür:
Düzenleme/Serbest Rekabet
İstikrar Etkinlik
Şekilden de görüleceği üzerinde bu üçgenin birinci ayağı ne kadar düzenleme yapılması gerektiğini, hangi konularda düzenlemenin gerekli olduğunu, serbest rekabet ve bunun rekabetçi oyununa hangi ölçüde toleranslı davranılacağını göstermektedir.
Bir ülke içindeki farklılıklar çeşitli biçimlerde ortaya çıkarabilir. Burada zaman boyutu da önemlilik arz etmektedir. Diğer yandan sigortacılık ile yakın ilişki içinde olan sektörlerle (bankacılık, emeklilik sistemi gibi) farklılıklar ortaya çıkabilir. Bu açıdan bakıldığında üçgenin diğer iki ayağının istikrar ve etkinliğe dayandığı görülmektedir. Çünkü sigorta faaliyetleri kamu çıkarını ilgilendiren türden faaliyetlerdir ve bu tür özellikleri nedeniyle karakterize edildiklerinden, istikrara gerçek anlamda ihtiyaç vardır. Bu istikrar kendiliğinden sağlanamaz. İstikrar fiyat savaşları, yıkıcı rekabet ve kısa vadeli çıkarlar ile yıkılabilir. İstikrarı sağlamanın temel yöntemlerinden birisi yasal düzenleme yapmak olmasına rağmen, bu etkinlikte ciddi bir gerilemeye yol açabilir.
5.1. Türkiye’de Mevcut Sigorta Mevzuatı
Ülkemiz sigorta sektöründe mevcut sıkıntıların başında mevzuat boşluğu gelmektedir. Şu anda uygulanmakta olan 539 sayılı KHK ile değişik 7397 Sayılı Sigorta Murakabe Kanunu, KHK’nin dayandığı Yetki Kanunu’nun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olmasından dolayı dayanaktan yoksun kalmıştır. Bu nedenle bu kanuna dayanılarak çıkarılan Yönetmelikler de, açılan her dava ile birlikte iptal edilmekte ve sonuçta hiçbir müeyyidesi kalmamış bir mevzuat düzenlemesi içinde sigortacılık faaliyetleri yürütülmektedir.
Öte yandan rekabet ile ilgili olan 4054 Sayılı “Rekabetin Korunması Hakkında Kanun”a bakıldığında sektörle ilgili doğrudan herhangi bir hükme rastlanılmamakta; ancak mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlama (M.1) amacını güden hükümlerine rastlanılmaktadır. Aynı şekilde bu kanunun kapsamını da piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma niteliğindeki her türlü hukuki işlem ve davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemler (M.2) oluşturmaktadır.
5.2. Yasal Düzenleme Biçimleri
Yasal düzenlemenin boyutunu ülkenin sosyo-ekonomik yapısı, toplumsal bekleyişler, genel hukuk sistemi, yapısal gelişmenin tarihsel boyutu gibi etkenler etkilemektedir.
Reasürans ve retrosesyon alanında yerleşme ve hizmet sunma serbestisi: Türkiye’de kurulu sigorta şirketleri ile yabancı ülkelerde kurulmuş şirketlerin Türkiye’deki şubelerinin reasürans işleri, 1160 Sayılı Mükerrer Sigorta İnhisarı Hakkındaki Kanun gereğince ve 15.9.1991 tarihli ve 91/2276 Sayılı Kararname ile “Sigortacılıkta Yurt İçi Saklama Payı ve Reasürans Kapasitesini Artırma Sistemi”ne tabidir. Kararname gereği sigorta şirketleri reasürans işlerinin bir kısmını 2002 yılına kadar Hükümet adına işletilmek üzere Milli Reasürans T.A.Ş.’ne devretmek zorundadırlar. Yabancı sigorta şirketlerinin Türkiye’deki şubeleri de devir yükümlülüğüne tabidir. Devir, esas itibariyle reasürans primlerinin Türkiye’de kalmasını amaçlamakta, devir zorunluluğu giderek azalmakta, saklama payı %75’i bulan sigorta şirketleri önemli ölçüde bu zorunluluktan kurtulmaktadır.
Yabancı ülkelerde sigorta yaptırabilme: Mevzuatımıza göre tüketici sigortalarını Türkiye’de faaliyette bulunan şirketlere ve Türkiye’de yaptırması esastır (7397 S.K., 539 S.K.H.K. ile değişik 29.M.). Bunun istisnaları mevcuttur. Tüketici bu sigortaları yurtdışına yaptırabilirse de yabancı şirketler bu konuda izin almadan sınır ötesinden de olsa Türkiye’de faaliyet gösteremezler.
Diğer ülkelerde hizmet sunma: Türkiye’de şirket kurmak suretiyle sigortacılık yapmak izne tabidir. Yabancı sigorta şirketleri de ancak izin alarak şube açmak kaydıyla sigortacılık yapabilirler.
Yabancı sigorta şirketlerinin Türkiye’de izin almaksızın şube açamayacakları, ancak izin almak suretiyle faaliyet gösterebilecekleri ve Türkiye’de acentelik tesis ederek faaliyette bulunamayacakları kanunla düzenlenmiştir (7397 S.K., 539 S.K.H.K. ile değişik 2/1, 4. M.).
Sigorta branşları: Mevzuatımıza göre sigorta branşlarının Bakanlar Kurulunca belirlenebilmesi, bu konuda hızlı düzenleme yapabilme şansını vermektedir. Son yıllarda rekabet şartından kaynaklanarak piyasada ayakta kalabilmek amacıyla yeni ürünlerin sigortalanmasına sık sık rastlanılmaktadır.
Tarifeler: Daha önce de detaylı olarak ele alındığı üzere Türkiye’de 1990’dan itibaren büyük ölçüde tarifeler kaldırılmış ve rekabete ilk adım atılmıştır.
Genel Şartlar: Ülkemizde genel şartlar yasa gereği Hazine Müsteşarlığı’nca onaylanmaktadır (539 Sayılı K.H.K., M.28).
Teminat blokajı: Türkiye’de sigorta şirketleri Hazine Müsteşarlığı’na teminat göstermek zorundadır. Teminatlar doğrudan sigortalıyı korumayı amaçlayan bir özellik gösterirler (539 Sayılı K.H.K., M. 14/1).
Teknik karşılıklar ve yatırımların sınırlandırılması: Mevzuatımızda şirketlerin yatırım portföylerine ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca primlerin vadelendirilmesi ve acentelerle olan ilişkiler sınırlandırılarak teknik karşılıkların veya şirket varlıklarının prim alacakları şeklinde tutulması da dolaylı olarak sınırlandırılmıştır. Diğer bir sınırlandırma da teminat olarak yatırılan kıymetlere getirilen sınırlamadır.
6. AVRUPA BİRLİĞİNDE SİGORTACILIK FAALİYETİNDE BULUNMA ŞARTLARI
Avrupa Birliği Direktiflerine, özellikle Üçüncü Direktiflere göre bir işletmenin sigortacılık faaliyetinde bulunabilmesi için gerekli olan şartlar aşağıda belirtilmiştir.
6.1. Ruhsat Alınması Gereği
Sigortacılık faaliyetinde bulunabilme, sigorta işletmesinin merkezinin bulunduğu ülke yetkili makamlarından ruhsatname alınmasına bağlıdır. Ruhsat, işletmenin ana merkezinin bulunduğu ülkeden alınır. Bu nedenle, hizmet serbestisi içinde, merkezden alınan ruhsat,sigorta işletmesinin Avrupa Birliğine dahil ülkelerde şube şeklinde çalışması halinde de geçerlidir. Ayrıca, şubenin bulunduğu ülkede ruhsat almaya gerek yoktur. Ruhsat her branş için ayrı ayrı alınır. Ruhsat talebi, kurulacak sigorta işletmesinin detaylı bir faaliyet programı ve solvabilite marjının tesisine ilişkin belgelerle tamamlanır.
Ruhsat talebinin kabulü için aşağıdaki şartlara uyulması gereklidir.
6.1.1. Sigorta işletmesinin aşağıdaki belirli kuruluş şekillerinden birine göre kurulmuş olması.
Sermaye şirketi
Karşılıklı (mütüel) şirket veya ortaklık
Avrupa Birliğince kabul edilecek Avrupa şirketi şekli
Özel hukuk tüzel kişisinin tabi olduğu şartlara uyan kamu kurumu
6.1.2. Sadece sigortacılık faaliyetinde bulunmak.
6.1.3. Aşağıdaki hususları içeren bir çalışma programını sunmak.
Sigortalanacak riskler,
Reasüransa ilişkin hususlar,
Garanti fonu elemanları,
Yapılacak idari ve ticari yerleşim giderlerinin karşılığı,
İlk üç yıl için gider karşılıkları,
Doğrudan sigortacılık faaliyeti ile reasüransdan sağlanacak gelirler ve yapılacak giderler,
Şirketin mali durumu,
Yükümlülükleri ve ödeme yükümlülüğünü karşılayacak mali olanakları.
6.1.4. Aşağıdaki yazılı tutarlarda Asgari Garanti Fonu’nun tesis edilmiş olması
Kredi Sigortalarında 1,400,000 Euro
Hayat Sigortalarında 800,000 Euro
Zarar Sigortalarında, branşlar göre 200,000 ila 400,000 Euro
6.1.5. Şirket yönetimine sahip olanların mesleki bilgi ve ahlaki bakımdan gerekli şartları taşımaları.
Ruhsat verilmeden önce, ruhsat vermeye yetkili makamlar, şirket sermayesinde veya oy hakkında, en az yüzde on veya daha fazlaya sahip olan hissedarları veya ortakların durumunu ve kimliğini araştırırlar. Hissedarların veya ortakların durumu yetkili makamları tatmin etmeyecek olursa, bu makamlar ruhsatname talebini reddedebilirler. Buna karşılık, ekonomik ihtiyaçlar nedeniyle ruhsat talebi reddedilemez. Ayrıca sigorta poliçesi şartları, kullanılacak teknik esaslar ve halka dönük belgelerin önceden onaylanmasını istenmez.
6.2. Ruhsatın Geri Alınması
Verilen ruhsat aşağıdaki hallerde geri alınabilir.
Ruhsatın verilmesinden itibaren 12 ay içinde kullanılmaması,
En az altı aydan beri sigortacılık faaliyetinde bulunulmamış olması,
Devletçe öngörülen hallerde ruhsatın hükümsüzlüğü,
Ruhsatın verilmesi şartlarına uyulmaması,
İyileştirme planları ile mali planlarda öngörülen sürelerde bu planların gereğinin yapılmamış olması,
Mevzuat ile belirlenen yükümlülüklere ciddi bir şekilde uyulmaması.
Ruhsatın geri alınması veya hükümsüzlüğü halinde yetkili makamlar, sigorta işletmesinin sigortacılık faaliyetinde bulunmaması için diğer ülkelerin yetkili makamlarını haberdar ederler ve bunun için sigortalıların menfaatlerini koruyucu tedbirleri alırlar; özellikle sigorta işletmesinin aktifleri üzerindeki tasarruf yetkisini kısıtlarlar.
Ruhsat ile ilgili bütün kararların gerekçeli olması ve sigorta işletmesine bildirilmesine gereklidir.
6.3. Hissedar Olma
Bir sigorta işletmesinin doğrudan doğruya veya dolaylı bir şekilde en az yüzde on hissesine sahip olmak isteyenler işletmenin merkezinin bulunduğu yetkili makamlara bunu bildirmek zorundadırlar. Aynı zorunluluk, şirket sermayesinin yüzde 20, yüzde 33 veya yüzde 50 sine ulaşan veya bu nispetleri aşan hisse katılımları için de söz konusudur.
Yetkili makamlar, bu katılımdan veya artırımdan memnun olmadıkları taktirde, kendilerine yapılan bildirimden itibaren üç ay içinde bu katılım projesini reddedebilirler.
Yukarıda belirtilen yüzdeler ve bununla ilgili yükümlülük, hisselerde azalma halinde de uygulanır ve yetkili makamlara bildirilir.
Sigorta şirketleri, sermayelerinde bu katılım basamaklarına göre olan değişimleri ve aşamaları aynı şekilde bildirmekle yükümlüdürler. Ayrıca yılda en az bir defa şirket sermayesinin en az yüzde 10 hissesine sahip olanların kimliğini bu makamlara bildirmek zorundadırlar.
Yetkili makamlar, bu hissedarların tutumunun şirket yönetiminin sağlıklı ve tedbirli olmasını engellemesi riski karşısında, gerekli tedbirleri alabilirler.
Yetkili makamların kabul etmemesine rağmen, sermayeye iştirak edilmesi halinde, oy hakkının kullanılması askıya alınabilir veya bu oylar yok veya geçersiz sayılabilir.
6.4. Mali Durumun Takibi
Sigorta şirketi mali durumunun gözetimi;şirket şube şeklinde çalışsa dahi, şirket ana merkezinin bulunduğu ülke yetkili makamlarına aittir.
Şirketin şube şeklinde faaliyet gösterdiği üye ülke yetkili makamı mali durum ile ilgili endişesinin gerekli bilgilerle, o şirketin ana merkezinin bulunduğu ülke yetkili makamlarına bildirir.
Şirket merkezinin yetkili makamı özellikle, ödeme gücü ve teknik karşılıklar üzerinde durur. Bu yetkili makam sigorta işletmesinden
İyi bir idari ve mali organizasyonlaşma ile
İşletmede iç denetim
sağlanmasını ister.
Sigorta işletmesi şubesinin bulunduğu ülke yetkili makamları, işletmenin bu mali gözetimine iştirak edebilirler.
Şirket merkezinin bulunduğu ülke yetkili makamı, işletmenin Avrupa Birliği içindeki tüm faaliyetinin kontrolü için belirli sürelerde gerekli bilgi ve belgelerin kendisine gönderilmesini isteyebilir.
Yetkili makamlar bu belgeleri yapacakları denetimlerde baz olarak kullanmakla beraber işletme üzerinde de denetim yapabilirler, şirket faaliyetinin mevzuata uygun olması, çalışma planına uyulması için gerekli tedbirleri alabilirler ve bu tedbirlerin uygulanmasını takip ederler.
6.5. Portföy Devri
Avrupa Birliğine dahil ülke sigorta işletmesinin portföyünün tamamen veya kısmen devredilebilmesi için,devri yapacak işletmenin bulunduğu yetkili makamın izni ve portföyü kabul eden sigorta işletmesinin bulunduğu ülke yetkili makamının da devir gerçekleştiğinde portföyü kabul eden işletme tarafından gerekli ödeme gücü yeterliliğinin sağlanacağını onaylaması gerekir.
Bir şube portföyünün devredilebilmesi için, şubenin bulunduğu ülke yetkili makamının görüşünün alınması gerekir. Üye ülkeler, bu konudaki görüşlerini üç ay içinde verirler. Bu süre içinde cevap verilmemesi halinde, karşılıklı anlaşmanın olduğu kabul edilir.
Portföy devri, sigorta sözleşmelerinde yükümlülüğü taşıyan işletmenin bulunduğu ülkede kamuya duyurulur. Sigorta ettirenler veya sigortalılar veya devredilen sigorta sözleşmelerinden dolayı hak sahibi olanlar veya yükümlülükleri doğanlar bu devre itiraz edebilirler. Doktrinde, sigorta işletmelerinin birleşmesi halinde de denetim organlarının, teknik yükümlülükleri temsil eden aktiflerin sağlandığını ve ödeme gücü yeterliliğine ilişkin asgari karşılıkların temin edildiği aramaları, bu suretle, sigortalıların veya lehdarların menfaatlerinin, şirket hissedarlarının yararına zarara uğramamasını sağlamaları gerektiği belirtilmektedir.
7. AB PAZARI (Sigortacılık Sektöründe Rekabetin Düzenlenmesi)
7.1. Pazar Ve Hizmet Pazarlaması
7.1.1. Hizmet Pazarlaması Kararları
- Hizmetlerin Yaratılması ve Sunumu
İşletmeler, pazarlama stratejilerini geliştirirken birçok faktörü dikkate almak durumundadırlar. Hizmet işletmeleri de, sunacakları ürünlerine yapısına ve onların yaratılmasında kullanılacak işlevsel prosedürlere bağlı olarak alternatif seçimlerle karşılaşırlar.
Hizmetin planlanma, yaratılma ve sunulması, şirket düzeyinde, amaçları ve kaynakları ortaya koyarak başlar. Pazar ve rekabet analizleriyle pazarlama fırsatları ortaya konur. Pazar bölümlemesi yapılarak, hedef alınacak Pazar bölümlerine sunulacak her bir hizmet için konumlandırma stratejisi geliştirilir. İşletme, belirlenen konumlandırma stratejisini desteklemek için, ihtiyaç duyduğu fiziksel olanakla, ekipman, bilgi ve iletişim teknolojisi ve insan kaynaklarını kendi olanaklarıyla mı yoksa dış kaynak yaratarak mı tedarik edeceğine karar vermelidir.
Bundan sonra “hizmet pazarlaması” kavramı gelmektedir. Bu aşamada müşteriye sunulan faydalar çeşitlenir ve bununla ilgili olarak maliyetler belirlenir. Müşteriye sunulacak öz-hizmet ve onun tamamlayıcı hizmetlerinin ne olacağı, bunların nerede ve ne zaman bulunabileceği ele alınır. Ayrıca müşteri açısından para, zaman, zihinsel ve fiziksel çabayı kapsayan maliyetler ortaya konur.
Bu aşamada hizmet faaliyetleri kavramı beraber değerlenir. Hizmet faaliyetleri coğrafi alana göre, mevki sayısına ve iletişim olanaklarına göre değerlenir. Ayrıca bu faaliyetlerin süre, gün, mevsim gibi zaman çizelgesi, hizmetin sürekli olup olmadığı, dış kaynak yaratma ihtiyacının olup olmadığı ve ön ve arka plana hangi görevlerin tahsis edileceği belirlenir.
Hizmet pazarlaması kavramı ve hizmet faaliyetleri kavramı, hizmet sunum sürecini oluşturur. Hizmet sunum sürecinde gerekli değerlemeler yapıldıktan sonra , performans değerlemesi yapılır. Müşteri memnuniyeti, hizmet performansının onların beklentilerini ne kadar karşıladığına bağlı olarak değişecektir.
7.1.2. Öz Tamamlayıcı Hizmetler ve Fiyatlama Kararları
Her hizmet için müşterinin harcadığı para, zaman ve çabasına karşılık hizmet işletmesinden elde etmek istediği beklentileri vardır. Hizmet işletmeleri bu beklentileri ne kadar iyi yerine getirirse, pazarda o denli rekabet gücü kazanacaktır. Gelişmiş bir sektörde, öz-hizmeti geliştirme fırsatları olmasına rağmen, işletmeler, rekabet avantajı elde etmek için, öz-hizmeti çevreleyen tamamlayıcı hizmetlerin performansını artırma üzerinde yoğunlaşır. Burada asıl olan, işletmelerin öz-hizmet işlevini iyi bir şekilde yerine getirmeleridir. Aksi halde, pazardaki mevcudiyetinin tehlikeye girme olasılığı yüksektir.
Öz ve tamamlayıcı ürünler hakkında Theodore Levitt’e göre ürün ve hizmet ile ilgili düşünceler gittikçe farklılık göstermektedir. Satılan ürün o kadar temel ve jenerik değil fakat onu çevreleyen müşteri tahmininin kümesidir. Levitt’ten sonraki araştırmacılar da ürünün çekiciliğini artırmak amacıyla yapılan eklemelerden oluşan ürün için “genişletilmiş ürün” kavramını geliştirmişlerdir.
Hizmet işletmesi fiyatlama kararlarını bazı şartların etkisi altında almaktadır. Farklı konulara ilişkin bazı kararlar şunlardır:
Hizmete ne kadar fiyat yükleneceği konusu, fiyatlama stratejisi oluştururken kritik önem taşır. Bu konuda öncelikle maliyetlerin ne seviyede olduğu tespit edilmelidir. Ayrıca, farklı fiyat düzeylerine ilişkin tüketici hassasiyetini ve rakiplerin benzer hizmetlere yükledikleri fiyatları dikkate almalıdır. Fiyatlama kararları alınırken yapılacak indirimlerin miktarı da belirlenmelidir. Burada karar verilmesi gereken bir diğer husus, fiyatlamanın tam rakam biçiminde mi yoksa olduğundan daha azmış gibi bir etki yaratan “psikolojik fiyat” şeklinde mi olacağıdır.
Fiyatlama esaslarının ne olduğunun belirlenmesi gerekir. Bunun için hizmet biriminin yapısı dikkate alınır. Örneğin sigorta işletmesi, fiyatı sigorta bedelini esas alarak tespit etmektedir. Ancak bu fiyatı öz-hizmet ve tamamlayıcı hizmetlerden oluşan hizmet paketi de etkileyecektir.
Fiyatlama ile ilgili bir diğer konu, ödemeleri kimin kabul edeceğidir. Örneğin sigorta acentelerinin sigorta primini tahsil edip etmemesi gibi.
Ödemenin ne zaman yapılması gerektiği belirlenerek müşteriyi bilgilendirmek gerekir.
7.1.3. Tutundurma Kararları
Hizmet işletmesi, rekabet avantajı elde etmek ve satış gelirini artırmak, hizmetini tanıtmak ve müşterileri cezbetmek amacıyla tutundurma araçlarını kullanır. Hizmet tutundurma araçları mamul pazarlamasında olduğu gibi reklam, duyurum, kişisel satış, satış tutundurma vb. gibi unsurlardır.
Tutundurma ve iletişim, pazarda işletmenin ve onun ürününün konumlanmasında önemli bir role sahiptir. İşletme ve onun ürünü hakkında bilgi vermek, müşteriye ihtiyacını karşılayacak en iyi çözümün ürünleri olduğunu ikna etmek ve müşteriyi satın almaya teşvik etmek amacıyla kullanılır.
7.2. Rekabetçi Pazarlama Stratejileri
İşletmeler pazarlama stratejilerini geliştirirken birçok faktörü dikkate almak durumundadırlar. Rakipler de bu faktörlerden birisidir. Ancak işletmenin pazardaki konumuna göre, pazarlama stratejilerinin geliştirilmesinde göz önünde bulunduracağı rakipler farklılık gösterecektir. Örneğin, pazarda lider konumunda olan bir işletmenin rakipleri karşısındaki stratejileriyle, izleyici konumundaki bir işletmenin stratejileri aynı olmayacaktır. Bu açıdan bakıldığında işletmelerin pazarda dört konumundan bahsetmek mümkündür:
- Pazarda lider konumunda olan işletmeler (market leader)
- Meydan okuyucu konumunda olan işletmeler (challenger)
- İzleyici konumunda olan işletmeler (follower)
- Köşe tutucu konumda olan işletmeler (nicher)
7.2.1. Avrupa Birliği Sigorta Yönergeleri ile Pazarda Ulaşılan Durum
AB sigortacılık iç pazarının düzenlenmesi ile ilgili uygulamaya konulan yönergelerin üye ülkeler hukukunda meydana getirdiği eşgüdüm sayesinde 1 Temmuz 1994’ten itibaren bir sigortacı, AB ülkelerinin egemenlik alanlarından oluşan bir coğrafyada yerleşme ve hizmet sunma özgürlüğü çerçevesinde sigortacı olarak yetkilidir. Bu sigortacı aynı zamanda tamamen yerleşik olduğu üye ülkenin sigortacılık denetimine tabidir.
AB yönergelerinin tam olarak bir iç sigorta pazarı yaratıp yaratmadığı konusuna gelince; sigorta girişimlerinin yerleşik oldukları ülkelerin sınırları ötesinde gelişmesinin hala hukuki ve fiili engellerle karşı karşıya olduğunu söylemek mümkündür. AB organlarının yıllardır süren çalışmaları, yeknesak (tek düzen) “Avrupa Poliçesi” hazırlamak,geliştirmek ve AB düzeyinde pazarlamak için yeterli değildir. Özel sigorta sözleşmeleri mevzuatının boyutları ve karmaşıklığı bunun kolay olmadığını göstermektedir.
Sigorta kapsamındaki rizikonun, rizikonun bulunduğu ülkenin sözleşme hukukuna tabi olması, hukuki çerçevelerin , dolayısıyla poliçelerin birbirinden farklı şekilde düzenlenmesi ve farklı kalması gerçeğini ortaya koymaktadır. Hayat dışı sigortalarda büyük rizikolarla ilgili esnek düzenleme ve genel şartların onaya tabi tutulmaması, tek düzen bir sözleşme hukuku doğmasına yol açmamaktadır. Ayrıca üye ülkeler, sigorta ürünlerinin satışını, genel çıkarlara uygun olmadığı gerekçesiyle engelleme hakkına sahiptir. Bu konudaki uyuşmazlıkların AB yargı sisteminde çözümlenmesi gerekmektedir. Bu da pazarın bütünleşmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durum uygulamada yerli sigortacının yabancıya nazaran daha avantajlı olması nedeniyle, sigortacıyı AB iç pazarı içinde işletmesini sınır ötesinde genişletmekten alıkoymaktadır.
Bu yüzden gelişmeler AB iç pazarının bütünlüğü çerçevesinde içsel ekonomiler yaratabilmek için birleşmeler ve şirket satın almaları yönünde olmaktadır. Böylece sigortacılık AB düzeyinde daha geniş bir pazarı hedef alarak yeniden şekillenirken, sigorta ürünleri ulusal kalmaya devam etmektedir.
7.2.2 Şirket Birleşmeleri
Konsolidasyon (şirket birleşmesi) dünya piyasası için yeni değildir. Ancak son yıllarda “küreselleşmenin bir sonucu olarak reasürans/sigorta şirketlerinde birleşmeler yoluyla büyüme (sermaye yoğunlaşması) gözlenmektedir. Avrupa’da tek Pazar yaratma düşüncesi Avrupa şirketleşmesini de değişik biçimde etkilemiştir. Özellikle Amerikan ve Japon rekabetini dikkate alan büyük şirketler, büyüme yollarını arayarak birleşme yoluna gitmektedir. Birleşme sonucunda şirketlerin risk anlayışları değişmekte, dolayısıyla sigorta gereksinimleri de değişik biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu birleşme (mergers), satın alma/ele geçirme, stratejik işbirliği/ortaklıklar şeklinde olabilmektedir. Küreselleşen dünya ekonominde risk boyutlarının büyümesi, katastrofik hasarların artması, ister istemez şirketleri, varlıklarını artırarak sermayelerini yükseltmek ve bütünleşmeye gitmek zorunda bırakmıştır.
Dünya reasürans piyasasının önde gelen grupları, satın aldıkları şirketleri birleştirip faaliyet stratejilerini rafineleştirirken, diğer şirketler piyasa boşlukları bulma, yenilerini yaratma ya da var olanı geliştirme konusunda korkunç bir şekilde mücadeleye girişmişlerdir.
Global reasürörlerin rekabet alanı daha ivedi adımlarla değişmeye ve dolayısıyla iş yürütme yöntemlerini etkilemeye başlamıştır. Yas ve yönetmeliklerin kalkması (deregulation) şimdiden Alman ve İsviçre piyasaları üzerinde çok büyük etkiler yaratmıştır. Bunun nedeni geçmişin katı tarife sistemlerindeki gevşemeyle beraber ilk sigorta aşamasında daha fazla rekabet ortamının doğmuş olmasıdır.
Sigorta sektöründeki şirketler halen yeni pazarda başarılı olabilmek için doğru karar alabilmenin zorunluluğunu yaşamaktadırlar. Şirketlerin değişik şirketlerle birleşmeleri, finansal hizmet kuruluşları olarak Avrupa çapında büyümelerini sağlamaktır. Böylece “2000 Yılların Pazarı”nı oluşturacakları şüphesizdir. Ancak şirket satın alma ya da birleşme suretiyle büyümeye çalışan müteşebbis gruplar, Avrupa Pazarında uygun rekabet ortamı yakalayabilirlerse başarılı olacaklardır.
Büyük sigorta şirketleri banka şubeleriyle yeni bir satış yolu kazanmakta, tek merkezden yönetilen kaliteli büyük bir işgücüne sahip olarak “inhouse banking=dahili bankacılık” denilen bilgi işlem ağından yararlanmaktadır. Banka ve sigorta sektöründeki birleşmeler umulmadık boyutlara varsa da bunlar arasındaki finansal yakınlık konusunda tereddütler mevcuttur. Ancak AB ülkelerinin tümündeki sigorta şirketleri için Avrupa boyutlarına ulaşmak son derece cazip olmaktadır.
Aşağıda Dünya Finans Sektöründe sigorta ile ilgili en büyük beş birleşme verilmiştir.Görüldüğü gibi en büyük birleşme bir sigorta şirketine aittir.
Alan Firma Alınan Firma Milyar$
Travelers (USA)- Sigorta Citicorp (USA)- Banka 82.5
Zurich Ins.(İsviçre)- Sigorta Bat (İngiltere)- Finans.Tütün 16.2
Commercial Union (İngiltere)- Sigorta General Accident (İngiltere)- Sigorta 10.9
Allianz (Almanya)- Sigorta AGF (Fransa)- Sigorta 10.3
AXA (Fransa)- Sigorta U.A.P. (Fransa)- Sigorta 7.2
Tablo 1: Önemli Ülkelerin Sigorta Prim Gelirleri ve Dünya Prim Gelirlerinden Aldıkları Paylar (milyon $)
1970 1980 1990 1994 1995 1996
Ülkeler $ % $ % $ % $ % $ % $ %
AB Ülkeleri - - 118193 27.17 362529 26.74 501497 25.49 588244 27.44 618157 29.35
Belçika 878 0.76 4393 1.01 8674 0.64 10994 0.56 13519 0.63 15323 0.73
Almanya 7603 6.61 40252 9.25 92451 6.82 128459 6.53 155051 7.23 152218 7.23
Danimarka - - - - - - - - 9103 0.42 11118 0.53
Finlandiya - - - - - - - - 4367 0.43 10105 0.48
Fransa 4511 3.92 22632 5.2 74317 5.48 110465 5.61 131637 6.14 136841 6.5
Yunanistan - - - - - - - - 1884 0.09 2082 0.1
İngiltere 5139 4.47 31033 7.14 101716 7.5 116930 5.94 127904 5.97 137061 6.51
İrlanda - - - - - - - - 5175 0.24 6532 0.31
İtalya 1870 1.63 7251 1.67 30223 2.23 34370 1.75 38566 1.8 43911 2.09
Lüksemburg - - - - - - - - 4419 0.21 3914 0.19
Hollanda 1562 1.36 8582 1.96 24101 1.78 29421 1.5 35731 1.67 36139 1.72
Avusturya - - - - - - - - 12813 0.6 13608 0.65
Portekiz - - - - - - - - 5202 0.24 6048 0.29
İsveç - - - - - - - - 7133 0.51 13057 0.62
İspanya - - - - - - 24645 1.25 26967 1.26 30200 1.43
Avustralya 1773 1.54 7044 1.62 22157 1.63 23089 1.17 27164 1.27 33103 1.57
Japonya 7852 6.83 59195 13.61 278273 20.53 606015 30.8 637256 29.73 519589 24.67
ABD 67910 59.05 189805 43.63 482108 35.56 594195 30.2 623975 29.11 652992 31.01
Dünya Toplamı 115000 100 435000 100 1355728 100 1967787 100 2143408 100 2105838 100
Tablo-2: Seçilmiş Ülkelerin Sigorta Satışı ve Yoğunluğu
KİŞİ BAŞINA DÜŞEN GELİRLER
Primlerin GSİYH’ya Oranı (%) HAYAT HAYAT DIŞI TOPLAM
Ülkeler 1980 1996 1980 1996 1980 1996 1980 1996
ABD 7.23 8.55 284.9 1076 548.8 1381 833.7 2460
Kanada 5.11 6.02 213.3 501 307.1 709 520.4 1210
Almanya 5.29 6.47 270.6 762 383.3 1097 653.9 1858
Belçika 4 5.71 120.1 670 325.4 837 445.9 1507
Fransa 3.69 8.89 113.3 1559 305.9 790 419.2 2349
İngiltere 5.78 10.71 285.7 1433 269 677 554.7 2110
İtalya 2 3.62 16.7 294 110.4 471 127.1 765
Hollanda 5.47 9.12 241.2 1268 361.9 1060 603.1 2328
Japonya 5.12 11.7 3470 3236 159.9 896 506.9 4132
Tablo-3: Önemli Ülkelerin 1996 Nüfusu ve Birlik İçindeki Oranı
Ülkeler Nüfus 1996
(000) AB içindeki Payı (%) 1990-1996 Büyüme Oranı (%)
Almanya 81818 22 2.9
Belçika 10143 2.7 1.7
Danimarka 5251 1.4 1.7
Finlandiya 5117 1.4 2.4
Fransa 57779 15.6 2.5
Yunanistan 10411 2.8 2.9
İngiltere 58293 15.7 1.8
İrlanda 3621 1 2.2
İtalya 57331 15.4 1.0
Lüksemburg 0.413 0.1 1.3
Hollanda 15493 4.2 3.4
Avusturya 8040 2.2 4.1
Portekiz 9808 2.6 0.2
İsveç 8838 2.4 3.1
İspanya 39121 10.5 1
AB Ülkeleri 371475 100 2.1
ABD 265765 - 6.3
Japonya 123611 - 1.3
Tablodan da görüldüğü gibi, 15 ülkeden oluşan ve yaklaşık 375 milyon civarında nüfusu olan AB’nde sigortacılık sektörü gerek istihsal ve gerekse Gayri Safi Yurt İçi Hasıla içindeki payı açısından dünya ekonomisinde önemli bir payı oluşturmaktadır. Örneğin, 1996 yılı itibariyle prim gelirlerine (Tablo 1) bakıldığında AB ülkeleri prim gelirleri toplamı 651,151,000,000 $ düzeyinde olup bunun büyük bir kısmını (yaklaşık %65’ini) Almanya (152,218,000,000 $), İngiltere (137,061,000,000 $) ve Fransa (136,841,000,000 $) oluşturmaktadır. Dünya ekonomisinin lideri durumunda olan ABD’nin ise 1996 yılı prim geliri 652,992,000,000 $ düzeyinde olup neredeyse AB üyeleri ülkelerinin toplamına eşittir. Zaten dünya prim geliri toplamı 2,105,838,000,000 $ olup, bunun %30.92’sini AB ülkeleri, %31.01’ini de ABD paylaşmaktadır. Bu iki toplam prim paylaşımından sonraki en büyük prim gelirlerini %24.67 ile Japonya almaktadır (Tablo 1). O halde AB’nin bazı ülkeleri ( Almanya, İngiltere, Fransa) dünya sigortacılığında ABD,Japonya gibi ülkelerden sonra ilk sırayı alan ülkeler arasında yer almaktadır ve bu ülkelerin günümüz sigorta endüstrisi ve tekniği oldukça gelişmiştir.
AB ile mevcut diğer birlik ve organizasyonların önemli sektörel göstergelerini aşağıdaki tablolarda görmek mümkündür.
Tablo 4: Bazı Birlik ve Organizasyonların 1996 Yılı Mukayeseli Prim Gelirleri
HAYAT HAYAT DIŞI TOPLAM
Birlik/Organizasyon Prim Geliri Milyon$ Önceki Yıla Göre Değişim (%) Prim Geliri Milyon $ Önceki Yıla Göre Değişim (%) Prim Geliri Milyon $ Önceki Yıla Göre Değişim (%)
OECD* 1,135,562 0.98 842,255 0.44 1,977,816 0.75
G7** 962,736 (0.33) 716,071 (0.29) 1,678,808 (0.31)
EÜ*** 332,052 10.10 286,105 (0.33) 618,156 5.2
NAFTA**** 302,852 4.29 390,432 (1.0) 693,285 1.24
ASEAN***** 8,941 14.34 8,616 12.79 17,557 13.57
(*) 1997’de 29 ülkeyi kapsamaktadır
(**) Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada ve ABD
(***) 15 üye ülkeden oluşmaktadır
(****) ABD,Kanada ve Meksika
(*****) Endonezya, Malezya, Filipinler, Singapur ve Tayland.
Netice itibariyle 1995 yılından bu yana, reasürans piyasaları ile sigorta piyasası arasındaki etkileşimden doğan düşük fiyat politikalarına rağmen reasürans kapasitesindeki artış, büyük reasürans şirketlerinin küçük şirketleri bünyelerine aldıkları görülmektedir. Artan rekabete ve fiyat düşürümlerine rağmen, şirketler düşük marjlarla bile olsa karlılıklarını sürdürmüşlerdir. Öte yandan, muhtemel gelirlerini sağlamak ve piyasaya ayak uydurabilmek amacıyla da yeni ürünlere ve yeni piyasalara yönelmişlerdir. Özellikle son yıllarda “finansal reasürans” adıyla anılan (teknik karlılığı mali karlılıkla beslemeyi amaçlayan) “alternatif risk transferi” ürünleri, reasürans şirketleri için önem kazanmış bulunmaktadır.
Güçlü sigorta şirketleri yüksek saklama paylarıyla, hem kendi piyasalarında süren rekabet ortamında söz sahibi olmakta, hem de reasürans ihtiyaçlarını bölüşmesiz anlaşmalarla karşılama yoluna gitmektedirler.
Sonuçta Avrupa’da 2000’li yıllarda sigortacılık sektörü yoğun rekabet ortamında ve kontrolü zor şartlar altında, ancak yeni ve cazip ürünler sunabilen, yeterli öz kaynağa sahip, tüm finans ve müşteri hizmetlerine önem verebilen, ölçülü ve bilinçli büyümeyi hedefleyen şirketlerin pazarı olacaktır.
7.3. Tek Sigorta Pazarı
AB içerisindeki ülkelerin birbirleriyle serbest ticaret yapmasını engelleyen fiziksel, teknik ve mali engellerin kaldırılmasının sonuçlarını sigortacılığı dikkate alarak incelediğimizde, hizmet sektöründe fiziksel engellerin çok önemli bir engel olmadığını, fakat mali ve teknik problemlerin kaldırılmasının önemli olduğunu görürüz. AB Tek Sigorta Pazarı’nın oluşturulması için yapılan mevzuat çalışmaları mali ve teknik engellerin kaldırılmasına yöneliktir.
1979 yılında AB Resmi Gazetesi’nde yayınlanan “Sigorta Sözleşmesi Hukuk Taslağı Direktifi” ile somutlaşan “AB Tek Sigorta Pazarı” oluşturma çabaları, bahsi geçen direktifin yasalaşmadan gündemden çıkarılmasıyla bir süre beklemede kalmıştır. 1984 yılında AB’ne üye olan devletlerde (kara) nakil vasıtalarının sigortalanması zorunlu kılınmıştır. 1990 yılındaki bir direktifle kanuni ikametgahı AB içinde olan trafik sigortası düzenleyen şirketlere diğer ülkelerdeki motorlu araçlar için sigorta poliçesi düzenleme serbestisi sağlanmıştır.
AB organlarının hazırlamakta olduğu mevzuat “direktif” olarak yasalaşmaktadır. Dolayısıyla AB Hukuku ile oluşturulmasına çalışılan “AB Tek Sigorta Pazarı”nın Üye Ülkelerde biçim ve uygulama açılarından farklılıklar görülebilir. Bu direktifleri birinci, ikinci ve üçüncü grup direktifler olarak inceleyeceğiz. Bu incelemeyi yapmadan önce sigorta sektöründeki rekabeti düzenleyen bir direktifin ve müşterek sigortalama konularında da yasaların olduğunu hatırlatmakta yarar vardır.
7.4. Birinci Grup Direktifler
Birinci grup direktifler sigorta sektörünün iskeletini oluşturmaya yöneliktir. Bunlar; (1) Hayat Sigortası Birinci Direktifi, ve (2) Hayat Sigortası Dışındaki Sigorta Birinci Direktifidir. Bahsi geçen direktifler, sigorta şirketlerinin kuruluş ve işleyişine ilişkin mevzuatı AB içerisinde uyumlaştırmayı hedeflemektedir.
Sigortacılık faaliyette iştigal edecek olan şirketlerin önceden izin alması gerekmektedir ve şirketin türü “Anonim Şirket” veya “Anonim Şirket’in” yasal statüsüne denk diğer şirketler olmalıdır. Bu şirketlerin yöneticileri müflis olmamalı ve yönetim bilimi ile ilgili eğitim almış veya bu alanda tecrübeli kişiler olmalıdır. Bu nevi sigorta şirketleri faaliyetlerine başlamadan önce faaliyet alanları, finansal kaynakları, sigorta sözleşmelerine koyacakları genel ve özel hükümler ve tahmini/beklenilen sigorta prim geliri konularında sigorta sektörünün istenilen doğrultuda çalışmasını izlemekle yükümlü kurumlara bilgi vermek zorundadırlar. Bu nevi şirketlerin yapması zorunlu olan diğer eylemler arasında yeterli miktarda teknik rizikolar karşılığı ayırmak, yeterli miktarda teknik rizikolar karşılığı ayırmak ve dönem sonunda bilanço ve gelir tablosu gibi finansal tabloları düzenlemek için kullanılacak hesapları tutmak sayılabilir. Kanuni ikametgahının dışındaki bir AB üyesi ülkede şube açmak isteyen sigorta şirketleri kendi ülkesindeki yetkili mercileri bilgilendirmelidir ve faaliyette bulunulacak ülkeden izin almalıdır. Hayat Sigortası Dışındaki Sigorta Direktifi’nin 12. ve 22. maddelerinin birlikte değerlendirilmesi sonucu olarak “sigortacılık yapma yetkisi alan kişilerin belirlenen koşulları yerine getirmemesi veya mevzuata uymaması halinde” yetkilerinin iptal edileceğini söyleyebilmek mümkündür.
Hayat Sigortası Dışındaki Sigorta Birinci Direktifi’nin kabul edildiği 24 Temmuz 1973 tarihinde, Konsey’in kabul etmiş olduğu bir başka direktif, hayat sigortası dışındaki sigorta şirketlerinin AB içerisinde faaliyetlerini yerine getirebilmesi için uyrukluk unsuru dikkate alınarak ayrımcılık yapılamayacağını yasalaştırmıştır.
Birinci grup sigorta direktifleri ile oluşturulan yapı daha sonra yürürlüğe girecek olan yasalarda da görülmektedir. Anlaşılmış olacağı üzere, birinci grup sigorta direktifleri sigorta şirketlerinin kanuni ikametgahının bulunduğu ülke mevzuatına önem vermektedir. Bir başka deyişle kanuni ikametgah esas alınıp, ticari faaliyetin fiilen yapıldığı ülke mevzuatı ikinci planda kalmaktadır. Bu durum şirketlerin mevzuatı daha ılımlı ve liberal olan ülkelere yönelmesine neden olabilmektedir. Hukuk literatürüne Amerika Birleşik Devletleri’nin ticari faaliyetleri düzenlemede en liberal eyaleti olan Delaware eyaletinin adıyla geçen Delaware Problemi’ni AB içerisinde görebilmek mümkün olabilir.
Konunun biraz dışına çıkıp Delaware Problemi’nin AB ile Gümrük Birliği Antlaşması yapmış olan memleketimizin çok önemli bir fırsatı yakalamasına sebep olabileceğine değinelim. AB ile Gümrük Birliği Antlaşması yapıp tam üye olmanın verdiği avantajla, AB’ne tam üye olmak için biz değil AB’nin can damarı olan şirketler Türkiye’ye gelebilmek için çaba harcar duruma gelebilir. Bunun için yapılacak şey, mevzuatımızı şirketler için mümkün olabilecek en avantajlı duruma getirebilmektir. Delaware eyaletinde olduğu gibi Türkiye’de şirketler için vergi bakımından cennet haline gelebilir.Şirketler için vergi cenneti olacak ülkemiz, vergi gelirlerinin olağandışı artması sonucu en azından ekonomik bakımdan yaşanılmak istenen bir cennet haline gelebilir. Bunun gerçekleşebilmesi için ekonomik ve politik istikrarın tam sağlanabilmesi kaçınılmazdır.
7.5. İkinci Grup Direktifler
İkinci Grup Direktifler genel olarak kanuni ikametgahının bulunduğu ülke dışında sigortacılık faaliyetleriyle iştigal edip, bu ülkelerde şube, acentelik veya ana firmaya bağlı ortaklıklar kurmayan şirketlerle ilgili düzenlemeleri içermektedir. AB içerisinde sigorta sektörü mevzuatını uyumlaştırmaya yönelik Birinci Grup Direktifler’de olduğu gibi, İkinci Grup Direktifler de aynı şekilde iki ayrı direktiften oluşmaktadır. Bunlar; Hayat Sigortası İkinci Direktifi ve Hayat Sigortası Dışındaki İkinci Sigorta Direktifidir. Bununla beraber biraz sonra görüleceği üzere İkinci Grup Direktifler, Birinci Grup Direktiflerde olduğu gibi birbirleriyle tam bir paralellik içermemektedirler.
Her ne kadar İkinci Grup Direktifler Birinci Grup Direktiflerde olduğu gibi birbirleriyle uyumlu hükümler içermemektedir denildiyse de iki konuda ortak hükümler bulunmaktadır. Bunlar:
Hayat Sigortası İkinci Direktifi’nin 11. maddesi ve Hayat Sigortası Dışındaki Sigorta İkinci Direktifi’nin 14. maddesi her iki direktifte de “ kanuni ikametgahının dışındaki bir ülkede faaliyet gösterecek şirketlerin kendi ülkelerindeki yetkili mercilerden izin alması gerektiğine” hükmetmektedir. Yurt dışındaki mercilerden izin alınıp alınmayacağı genel olarak sigorta türüne bağlıdır. Hayat sigortası dışındaki sigorta genellikle ticari mahiyetteki geniş kapsamlı riskleri karşılamak için yapılır. Ticari riskleri kapsayan sigorta poliçeleri düzenlemek için yurt dışındaki mercilerden izin alınmasına gerek yoktur. Fakat sigorta poliçesinin konusu ticari olmayan bir riski kapsıyorsa yurt dışındaki yetkili mercilerden izin alınması gereklidir.
Genel olarak İkinci Grup Direktifler, sigortalının daimi adresinin bulunduğu ülke mevzuatının yapılan sigorta sözleşmesini düzenleyeceğine hükmetmektedir. Hayat sigortası dışındaki sigorta için kanuni ikametgah ile, meydana gelebilecek zarar ziyan aynı ülkede olacağından, yapılan sigorta sözleşmesi sigortalının daimi adresinin bulunduğu ülke mevzuatına tabi olacaktır. Bununla beraber sigorta edilen ile meydana gelebilecek zarar ziyan bir başka ülkede olduğu taktirde, bu durumda ya sigortalayan şirketin kanuni ikametgahının bulunduğu ülkenin mevzuatı ya da sigortalananın/zarar ziyanın meydana gelebileceği ülkenin mevzuatı, yapılan sigorta sözleşmesini düzenler.
Eğer sigorta sözleşmesinin hangi ülke mevzuatına göre uygulanacağı sözleşme metninde açıkça belirtilmiş ise ve sigorta sözleşmesinin yapıldığı ülke mevzuatı taraflara sözleşmelerin uygulanmasında hangi ülkenin mevzuatının geçerliliğini sözleşme ile belirleme imkanı veriyorsa, sözleşmede belirtilen ülkenin mevzuatı geçerli olacaktır. Eğer yapılan sigorta sözleşmesi birden fazla riski kapsıyorsa ve bu risklerin meydana gelme ihtimali AB’ne üye birden fazla ülkede oluşabilecekse, sigorta sözleşmesinin taraflarının ve sigortalanan şeyin bulunduğu ülkelerden herhangi birinin mevzuatını seçebilmek imkan dahilindedir. Hayat sigortası sözleşmelerinde daha önce belirtildiği üzere sigortalının daimi ikametgahının bulunduğu ülkenin mevzuatına göre sigorta sözleşmesi uygulanır olmakla beraber, şayet sigortalananın daimi ikametgahı ile vatandaşı olduğu ülke farklı ise sigorta sözleşmesine taraf olanlar, sigortalının vatandaşı olduğu ülkenin mevzuatına göre, sigorta sözleşmesinin uygulanmasını belirleyebilme hakkına sahip bulunmaktadırlar.
Hayat Sigortası İkinci Direktifi’nin 15. maddesi bu nevi sigorta sözleşmesinin yürürlüğe girebilmesi “vazgeçebilme süresi” olarak tanımlayabileceğimiz süre konusunda hükümler içermektedir. Bu süreyi memleketimizdeki Tüketicilerin Korunması Hakkındaki Kanunla getirilen süreye benzetebiliriz.
7.6. Üçüncü Grup Direktifler
Üçüncü Grup Hayat Sigortası Direktifi ve Hayat Sigortası Dışındaki Sigorta Üçüncü Direktifi, İkinci Grup Sigorta Direktifleri ile getirilen hükümlerin büyük bir çoğunluğunu içermektedirler. Üçüncü Grup Sigorta Direktifleri ile AB Tek Sigorta Pazarı için gerekli yasal düzenlemeler hemen hemen tamamlanmış gibidir. Getirilen en önemli yenilik “belirli bir sigortalayanın AB içerisinde düzenleyeceği bütün sigorta sözleşmelerinin kendi kanuni ikametgahlarının bulunduğu ülkenin mevzuatına göre düzenleyeceği hükmüdür. Böylece kanuni ikametgahının bulunduğu ülkece sigorta sözleşmesi yapabilme yetkisine sahip kılınmış kişiler, AB içerisinde herhangi bir ülkede yalnızca o ülkelerin yetkililerine bilgi vermek şartıyla herhangi bir AB ülkesinde serbestçe sigortacılık faaliyetlerini yerine getirebilme serbestisine kavuşmuş oldular.
7.7. Müşterek Sigorta Direktifi
1978 yılında çıkarılan Müşterek Sigorta Direktifi AB Tek Sigorta Pazarı İçin gerekli yasal düzenlemeler neticesinde pratikte hüküm ifade etmez duruma gelmiştir. Müşterek Sigorta Direktifi, Üye Devletlerden herhangi birinin kendi hukuk sistemi içerisinde diğer bir Üye Devlet mevzuatına göre faaliyette bulunan sigorta şirketlerinin sigorta poliçesi düzenleyebilmeleri için sigortalanacak kişi veya şeyin bulunduğu ülkede şube ve acente gibi daimi bir işyerinin açılmasına ilişkin hükümleri bertaraf etmek gayesini gütmekteydi. Anılan Direktif’in 2-4. Maddelerine göre, kendi ülkeleri dışındaki ülkelerde faaliyet gösteren sigorta şirketleri Üye Devletlerin mahalli bir sigorta şirketiyle müşterek olarak riski üstlenirken bu yöntemle bir başka ülkede sigortacılık faaliyetinde bulunmak için gittikleri ülkelerden izin almak zorunda değildirler.
8. AVRUPA BİRLİĞİNDE REKABET
AB ülkelerinin günümüzde sahip olduğu siyasi ve ekonomik gücü artık küçümsenemez bir boyuttadır. Ortak para birimine de geçmeleri ortak Avrupa ekonomisinin büyümesini ve dünyanın en büyük ekonomisi haline gelmelerini sağlama yolundadır.
Eylül 1993 tarihinde yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması ile, Topluluk; ortak bir pazarın ekonomik ve parasal bir birliğin kurulması ve ortak politikaların ve faaliyetlerin yürürlüğe konulması yoluyla Topluluğun bütünü içinde ekonomik faaliyetlerin uyumlu ve dengeli kalkınmanın çevreye saygılı, sürekli ve enflasyonist olmayan bir büyümenin, ekonomik performansların yüksek derecede bütünlüğünün, yüksek seviyeli bir istihdam ve sosyal korumanın, yaşam seviyesinin ve kalitesinin yükseltilmesinin, üye devletler arasında ekonomik ve sosyal bütünlülükle dayanışmanın iyileştirilmesi amacına sahiptir. Bu hedeflere ulaşmak için şu hususların yerine getirilmesi uygun görülmektedir:
Malların giriş ve çıkışlarında üye devletler arasındaki gümrük vergileri ve miktar kısıtlamaları ile diğer önlemlerin kaldırılması,
Üye devletler arasında malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımındaki engellerin kaldırılarak ortak bir iç Pazar ve ortak bir ticaret politikası,
İç Pazar dahilinde rekabetin bozulmamasını sağlayacak bir rejim,
Topluluk sanayisi rekabetinin güçlendirilmesi,
Ortak pazarın işleyişinin gerektirdiği ölçüde ulusal mevzuat yakınlaştırması,
Bir Avrupa Sosyal Fonunu içeren sosyal alanda bir politika,
Ekonomik ve sosyal bütünleşmenin güçlendirilmesi,
Teknoloji araştırma ve geliştirmenin iyileştirilmesi,
Trans-Avrupa ulaşım ağlarının kurulmasının ve geliştirilmesinin teşviki,
Yüksek seviyeli sağlık korumasının gerçekleştirilmesine ve nitelikli eğitim ve öğretim ile üye devlet kültürlerinin yaygınlaşmasına katkı,
Ticaretin artırılması, ekonomik ve sosyal kalkınma çabalarının bir arada sürdürülmesi için deniz aşırı ülkelerde ve topraklarda ortaklık,
Tüketicinin korunmasının güçlendirilmesine katkı.
8.1. Avrupa Topluluğunda Rekabet Politikası
AB’nde rekabet politikası Paris ve Roma Antlaşmalarında ayrı ayrı düzenlenmiştir. Paris Antlaşmasında rekabet politikası Roma Antlaşmasına göre daha ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Roma Antlaşmasında rekabeti önleyici antlaşmalar ve kararlar şayet üye ülkeler arasındaki ticareti olumsuz yönde etkiliyorsa yasaklanmıştır. Roma Antlaşmasının rekabet hukuku ile ilgili hükümleri (tarım sektörü kısmen hariç) özellikle sigortacılık ve bankacılık gibi hizmet sektörleri başta olmak üzere ekonominin bütün dalları için geçerli olduğundan, burada daha çok Roma Antlaşması çerçevesinde rekabet politikası ele alınacaktır.
Avrupa Topluluğunda rekabet politikası, üye ülkelerin ortaklaşa izleyecekleri politikalar arasında yer almaktadır. AB içinde bütün ülkelerde rekabetin tam olarak sağlanabilmesi, ancak ülkeler için geçerli olacak kuralların belirlenmesiyle mümkündür. Bu amaçla Roma Antlaşmasında, Topluluk içinde rekabetin sağlanmasına yönelik kurallar ortaya konmuştur. Bunun gelişmesi, ancak hukuk kuralları tarafından teminat altına alınmış serbest rekabetin gerçekleşmesiyle mümkündür. Roma Antlaşması ile kurulan ekonomik sistemin temeli; rekabetin, devlet yardımları, farklı vergiler, kamu işletmelerine sağlanan ayrıcalıklar ve değişik ekonomi hukuku kuralları ile bozulmamasına bağlıdır. Haksız rekabet yapan şirketlere karşı rekabetin sağlanması hususu da her üye devletin kendi iç hukukuna bağlıdır.Oysa rekabet politikası, ekonomik rekabetin sınırlandırılmasına karşı ortak yararların korunmasını gerektirir. Çünkü rekabet, kalite, fiyat, ödeme koşulları ve sürümünün artırılması açısından, mal ve hizmetlerle ilgili olarak rakipler arası bir yarıştır. Neticede ekonomide tüketiciye iyi imkanlar sağlanır, teknik ve ekonomik gelişme teşvik edilir, maliyet ve fiyat artışları önlenir ve gelirin çeşitli sektörler arasında eşit oranda dağılımı sağlanır. Bu sebeple AB’nde ekonomik rekabet şartlarının piyasanın güçlü işletmelerince bozulmaması için özellikle kartellere karşı ayrıntılı bir düzenleme yapılmıştır. AB’nde bir kartelin yasaklanabilmesi için, o kartelin faaliyeti sonucunda ticaretin zarar görmesi gerekir.
Diğer taraftan Roma Antlaşması’nda, rekabeti bozucu devlet teşvik ve yardımları (sübvansiyonlar) ilke olarak (istisnaları olmakla birlikte) yasaklanmıştır. Aynı şekilde şirketlerin damping yapması da yasaklanmıştır.
İşletmeler arası birleşmelere gelince, kartelin aksine işletmelerin ekonomik işbirliği yapmaları teşvik edilmiştir. Birleşmelerin nedeni ile ortaya çıkan yeni şirketlerin güçlerinin artacağı, Ab dışındaki firmalar ile rekabet şanslarının çoğalacağı, çalışma şartlarının yükseleceği düşüncesi nedeniyle işleyen, rekabeti bozmayan ve verimliliğin artırılmasına yarayan işletmeler arası birleşmeler, rekabet hukuku açısından sakıncalı görülmemiştir. Bununla birlikte ortak girişimlerin pazarı ele geçirmemeleri, piyasaya girişe engel olmamaları gibi şartları da yerine getirmeleri gerekir.
8.2. Serbest Tarifeye Geçişin Rekabete Etkisi
Bugüne kadar sigortacılıkta rekabet, yeni ürünler geliştirerek hizmet yarışında bulunmak, riskleri karşılamada kolaylık ve hız kazanmak gibi sektöre güven, saygınlık ve dinamizm kazandıracak tedbirler şeklinde olmak yerine, daha çok yasal mevzuatın müsaade ettiği sınırları zorlayan, hatta bazen aşan, ödeme ve taksitlendirme kolaylıkları, bazı dolaylı komisyonlar ve risturnlar gibi kısır kalmaya mahkum uygulamalar şeklinde yürütülmüştür.
Serbest tarife sistemine geçişle, fiyatın tespitinde, rekabet, sağlanan teminatlar, riziko maliyeti göz önüne alınmaya başlanmış, müşteriye sağlanacak tahsilat ve taksitlendirme kolaylıkları ile fiyatın rekabet gücü artırılmaya çalışılmıştır. Bir yandan fiyatlar düşmüş, tahsilat vadeleri uzamış ve prim artışı hızlanmıştır. Diğer yandan tahsilat sorunu nedeniyle hasarlar zamanında ödenemez olmuş ve birçok şirket likidite sıkıntısına girmiştir.
Serbest tarifenin sektör üzerindeki etkileri 1990 yılında şu şekilde beklenmekte idi:
Teknik karlar düşecek, dolayısıyla teknik kar esasına göre çalışan Türk sigorta şirketlerinin mali bünyesi sarsılacaktır. Ancak bu düşme riski, şirketlerin daha isabetli maliyet hesapları ve daha dikkatli risk analizi yapmalarına teşvik edebilir. Çünkü bu konuda yapılan hatalı tahminler ve hesaplar önemli derecede tehlike yaratabilir.
Şirketlerin mevcut ve potansiyel fon değerlendirme anlayış ve davranışları değişecek, fonlarını daha rasyonel, rantabl bir şekilde değerlendireceklerdir.
Bazı şirketler ortak tarifeler uygulayacaklardır.
Şirketler öz sermaye artırımına gidecekler, bazı sigorta şirketleri birleşecek, bazıları halka açılacak,bazıları da yabancı ortak bulmaya çalışacaklardır.
Piyasaya yeni sigorta nevileri ve kombinezonları çıkacak, şirketler yeni ürünlerle sektöre yaratıcı bir dinamizm kazandırmak zorunda kalacaklardır.
Yabancı reasürörlerden alınan komisyonlarda düşmeler olacaktır.
Bazı şirketler belli sigorta branşlarında uzmanlaşmaya gideceklerdir.
Serbest Tarife Sistemi, müşteri ve risk bazında risk ölçüm tekniklerinin geliştirilmesi ve sektörel bazda derlenmiş çeşitli istatistiki verilerin ışığında gerçek bir fiyatlandırma sistemi geliştirilmesi sonucunda yeni teminatlar geliştirmek, ürün çeşitlemesine gidilmek, sigortalılara daha geniş kapsamlı hizmetler verilmek suretiyle Türk sigortacılığının geliştirilmesi şeklinde değil de, rekabetin yalnızca fiyatta olması gerektiği şeklinde algılanmıştır. Bu yanlış durum, bilimsel risk ekspertizi imkanına ve gerçek riziko değerini sağlıklı olarak tespite yarayacak güvenilir istatistiki verilere sahip olmayan şirketleri teknikten uzaklaşma pahasına gerçek olmayan fiyatlarla iş yapmaya yöneltmiştir.
Satışta müşterilere en ucuz ve en uygun fiyatın verilmesi kuraldır. Ancak bazı şirketler sigortalılarına, gerçek risk primlerinden tahmine dayanan indirimler yaparak Pazar paylarını artırma yolunu seçmişlerdir. Sadece fiyatı düşürerek o anda işi almak kısa vadeli ve sağlıklı olmayan bir tutumdur. Serbest rekabete açılmak, fiyat kırarak sigortalı sayısını artırmakla değil, sigorta bilincini tabana yayarak, ülkemizde oldukça yüksek olan potansiyel sigortalıları değerlendirerek olmalıdır. Aksi halde serbest rekabet sadece anlamsız fiyat düşürmeyle olmaz. Bu doğrultuda serbest rekabetin sektöre belli bir dinamizm getireceği kaçınılmazdır. Fiyat rekabeti tamamen şirketin kendi içindeki hesaplamalarını ve politikalarını ilgilendirmelidir. Örneğin sigorta şirketi karlı olduğu branşlarda fiyatı düşürüp, zararlı olduğu branşlarda fiyatı artırabilir. Ancak bunu da ticari kurallar çerçevesinde yapmalıdır. Nitekim 1990 yılından itibaren prim artışı açısından yaklaşık her yıl TL bazında %100’den aşağı artış olmamıştır. Ancak şirketler giderek düşen bir teknik kar elde etmişlerdir. Esasında şirketlerin faaliyet karı elde etmeleri ve bu faaliyet karları ile genel giderlerini karşılamaları gerekirken, serbest rekabet ortamı şirketlerin sıkıntılarına sebep olmuştur.
Bu durum, sigorta bedellerinin enflasyon oranında artarak sigorta şirketlerinin teminat verdikleri risk limitlerini yükseltirken, primlerin daha önceki yıllarda alınan poliçe primlerinin altında kalmasına yol açmıştır.
Serbest tarife sistemine geçilmesiyle, karlılığı sınırlı olmasına rağmen hasar frekansının çok sık, hasar/prim oranının çok yüksek olduğu kaza sigortaları ağırlık kazanırken, 1991 yılı primlerini 1990 yılı endeks ortalaması ile değerlendirince Kaza branşında (ferdi kaza hariç) %46.81, Makine-Montajda %11.77, Doluda %56.25, Hayvan Ölümünde %73.92 oranında artış sağlanırken, Yangında %8.19, Nakliyatta %0.93 oranında nispi bir azalma görülmektedir (Tablo 6).
Tablo-6: Sigorta Dalları İtibariyle Direkt Primlerin Dağılımı (%)
YIL Yangın Nakl. Kaza Makine Montaj Dolu Hayvan Ölümü Hast. Hukuk Koruma Hayat Dışı Hayat
1986 27.01 24.64 35.78 6.32 0.52 0.23 - - 94.50 5.50
1987 26.70 21.02 37.24 6.63 0.50 0.43 - - 92.52 7.48
1988 25.33 18.41 41.40 5.05 0.54 0.57 - - 91.31 8.69
1989 24.92 15.51 39.13 4.75 0.56 0.50 - - 85.38 14.62
19990 19.81 12.15 43.48 3.09 0.75 0.28 - - 79.56 20.44
1991 15.68 10.10 47.52 3.29 0.87 0.35 1.19 - 78.99 21.01
1992 14.82 9.21 51.01 3.06 0.48 0.46 1.73 - 80.77 19.23
1993 16.14 8.97 54.20 3.37 0.39 0.40 2.05 - 85.52 14.48
1994 18.49 11.25 50.57 4.10 0.25 0.26 2.90 - 87.83 12.17
1995 17.26 10.97 49.15 4.05 0.24 0.71 4.78 - 87.16 12.84
1996 16.77 10.11 45.81 4.74 0.27 1.09 6.52 - 85.32 14.68
1997 15.04 7.78 47.09 4.91 0.29 0.48 8.55 0.05 84.19 15.81
1997/6 16.64 7.84 45.33 4.81 0.47 0.53 8.41 - 84.12 15.88
1998/6 14.96 6.29 46.36 4.78 0.67 0.21 10.35 0.05 83.67 16.33
Tablo-7: Sigorta Dalları İtibariyle Direkt Prim Artışları (Milyar TL)
YIL Yangın Nakliyat Kaza Makine Montaj Dolu Hayvan Ölümü Hast. Huk. Koruma Hayat Dışı Hayat Toplam Tutar Artış % ENF. Tefe (%)
1986 51.7 47.2 68.5 12.1 1 0.4 - 181 10.5 191.5
1987 83.3 65.6 116.2 20.7 1.6 1.3 - 288.6 23.3 312 62.91 32
1988 144.9 105.3 236.9 28.9 3.1 3.3 - 522.4 49.7 572.1 83.37 68.3
1989 259.1 161.3 406.3 49.4 5.8 5.2 - 887.7 152 1039.7 81.74 69.6
1990 438.1 268.5 961.4 68.3 16.7 6.1 - 1759.1 451.9 2211 112.66 53.1
1991 632.5 407.2 1916.8 132.7 35.1 13.9 48.1 - 3186.2 847.5 4033.7 82.44 59.2
1992 1210.7 752.8 4168.4 250.3 39 37.9 141.3 - 6600.5 1571.4 8171.9 102.59 61.4
1993 2777.1 1543.5 9324.6 579.5 67.8 68.3 352.3 - 14713.1 2490.8 17203.9 110.53 60.3
1994 5873.7 3575.4 16064.4 1303.9 79.5 82 921.5 - 27899.4 3866.1 31765.5 84.64 149.9
1995 10916.6 6936.4 31087.6 2563 152.6 451.6 3021.9 -- 55129.7 8120.8 63250.5 98.46 64.9
1996 21497.8 12960.4 58715 6079.2 345.9 1396 8358.3 - 109352.6 18815.3 128167.9 102.64 84.9
1997 42577 22024.5 133306.4 13899.9 807.9 1365.9 24197.6 152.8 238332.1 44751.9 283084 120.87 91
1997/6 19747.2 9301.7 53792.2 5759.4 563.3 629.7 9980.1 99833.3 18841.1 118674.4
1998/6 36978 15555.6 114613.5 11808.6 1656.1 525.9 25583.9 117.89 206839.4 40371.8 247211.2 108.31 94
Yine aynı şekilde Serbest Tarife sistemine geçilmesi neticesinde; özellikle karlı branşlar olan Yangın ve Nakliyat sigortalarında yaşanan yoğun rekabetin sonucu olarak fiyatların düşmesi nedeniyle prim gelirleri enflasyon nispetinin altına düşmüştür.
1991 yılından sonra meydana gelen büyük hasarlar dolayısıyla hasar/prim dengeleri bozulmuş, şirketlerin ödeme dengeleri olumsuz yönde etkilenmiştir (Tablo 8).
Tablo-8: Sigorta Dalları İtibariyle Hasar/Prim Oranları (%)
YIL Yangın Nakliyat Kaza Makine-Montaj Dolu Hayvan Ölümü Hastalık
1986 29.1 45 57.6 40 77.1 32.8 -
1987 34 60 67 57 63 1 -
1988 34 74 67 102 82 26 -
1989 70.5 75.5 60.1 53.3 58.4 57.5 -
1990 50.1 56.4 56.7 61.6 69.9 50.9 -
1991 53.5 35.8 68.3 66.6 86.7 49.2 85.8
1992 54.3 36.7 67.5 59.5 77.3 42.7 72.5
1993 44.5 34.7 62.7 58.5 50.3 65.9 66.9
1994 45.3 66 73.1 90.3 36.9 96.6 75.1
1995 52 54.9 70.5 54.8 75.4 44.7 75.8
1996 50.3 51.4 79 42 40.7 146.8 79.3
1997 73.9 64.5 81.9 42.6 71.4 152.4 84.2
1997/6 42.9 66.9 79 34 31.2 124.8 71
1998/6 48.7 60.5 83.5 41.8 26.5 203.9 75.1
8.3. Sigorta Sektörü Rekabet Direktifi
Sigorta Sektörü Rekabet Direktifi’ni incelemeye başlamadan önce, “AB Rekabet Hukuku” veya “AB Rekabet Politikası” diye bilinen ilke konusunda ön bilgi sunmanın yararlı olacağı düşünülmektedir. Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun temel ilkeler ve faaliyetlerini belirleyen Roma Antlaşması’nın birinci bölümünün 3(f) maddesine göre, “ortak Pazar içerisinde rekabetin bozulmamasını sağlayacak bir rejimin kurulması temel ilkelerden bir tanesi olarak belirlenmiştir. 1991 yılında imzalanan Maastricht Antlaşması ile bu ilke daha da geliştirilmiş ve orijinal antlaşmaya ilave edilen 3(a) maddesi ile Birliğin serbest piyasa ekonomisi kurallarının ve tam rekabet esaslarının uygulandığı bir topluluk olduğu belirtilmiştir.
Anlaşılacağı üzere, anılan madde Adam Smith’in Amerika Birleşik Devletleri’nin bağımsızlığını ilan ettiği 1776 yılında yayınladığı The Wealth of Nations adlı kitabında öne sürdüğü “bırakınız yapsınlar-laissez-faire” prensibi ile çelişmekte; fakat John Maynard Keynes’in 1936 yılında yayınlanan “The General Theory of Employment Interest and Money” kitabında belirttiği “Adam Smith’’in laissez-faire prensibinin er ya da geç piyasalarda sade vatandaşın aleyhine krize sebep olacağını ve devletin piyasaların işleyişine müdahale etmesi gerektiği” şeklinde özetlenebilecek fikirleriyle paralellik göstermektedir.
92/3932 numaralı Konsey Direktifi malların serbest dolaşımının sağlanmasında olduğu gibi sigortacılık ve bankacılık gibi hizmet ticareti yapan ticarethanelerin de faaliyetlerini serbest rekabet ortamı içerisinde yerine getirebilmeleri için düzenlemeler yapmaktadır. Roma Antlaşması’nın 85(1). Maddesiyle serbest rekabeti engelleyen birtakım eylemler kısıtlanmıştır. Bununla beraber, belirli koşulların yerine getirilmesi şartıyla Roma Antlaşması’nın 85(1). Maddesiyle getirilen kısıtlamaların sigorta sektöründe uygulanamayacağı ve Roma Antlaşması’nın 85(3). Maddesi kapsamında muaf sayılacağı belirtilmiştir. Sigorta işletmeleri arasındaki bazı antlaşmalar, kararlar ve birlikte davranışlar rekabeti engelleyici olarak değerlendirilmeyebilir. 92/3932 numaralı Konsey Direktifi’nin 1. maddesinde belirlenen ve Roma Antlaşması’nın 85(1). Maddesinden muaf olan bu nevi eylemler:
müşterek olarak istatistiksel verilere veya yapılan zarar ziyan başvurularına dayanılarak belirlenen ortak risk prim tarifesi,
tek düzen sigorta poliçesi muhteviyatı hazırlamak
belirli bazı riskleri müşterek sigortalamak ve
sigortalanan şeyin güvenliğini sağlamak için kullanılacak araçlarda bulunması gereken özellikleri müştereken belirlemek.
Hemen belirtilmesi gereken çok önemli bir hususa dikkatinizi çekmek isteriz. Müşterek olarak belirlenecek unsurlar muhakkak dikkate alınması gereken zorunlu kriterler olmayıp, sigortacılık faaliyetlerini yerine getirirken sigorta şirketlerinin göz önüne alabileceği kriterler olmalıdır.
9. SİGORTA ŞİRKETLERİ BAKIMINDAN MUHASEBE TEMEL KAVRAMLARININ VE MUHASEBE POLİTİKALARININ TÜRKİYE VE AVRUPA TOPLULUĞU ARASINDA KARŞILAŞTIRILMASI
9.1. Türkiye’de Muhasebeyle İlgili Düzenlemelerin Gelişmesi
Ülkemizde muhasebenin yazılı bir kurala bağlanması 1850 tarihli “Kanunname-i Ticaret “ ile gerçekleşmiştir. Fransız Ticaret Kanunu’nun bir çevirisi olan bu kanun, tüccarların tutmak zorunda oldukları defterler hakkında hükümler getirmiştir. Cumhuriyet döneminde 1926 yılında yürürlüğe giren Türk Ticaret Kanunu ve 1950 yılında yürürlüğe giren Gelir Vergisi ve Vergi Usul Kanunları, vergi ve muhasebe tekniği konusunda, bugünkü uygulamanın esaslarını getirmişlerdir. 1938 yılında yürürlüğe giren 3460 sayılı kanun, İktisadi Devlet Teşekküllerinin uyması gereken muhasebe kurallarını düzenlemiştir.
1972 yılından itibaren Kamu İktisadi Teşebbüslerinde Tekdüzen Muhasebe Sistemi (7/2767 Sayılı Kararname) uygulamaya konulmuş, 1.1.1994 tarihinden itibaren de bütün özel ve kamu müesseselerinin uymak zorunda olduğu muhasebe kurallarının yer aldığı Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği yürürlüğe girmiştir. 1.1.1997 tarihi itibarıyla Türkiye Muhasebe Denetim Standartları Kurulu tarafından yürürlüğe konulan 11 adet muhasebe standardı ile de yeni bir dönem açılmıştır.
Bu düzenlemenin dışında Sermaye Piyasası Kanunu ve bunun hükümleri halka açılma ve halka açık şirket olma bakımından önem kazanmaktadır. Sermaye Piyasası, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1981 yılına kadar tam bir hukuki boşluk içinde kalmıştır. Sermaye piyasası ve menkul kıymetler konusunun esas kaynağı olan Sermaye Piyasası Kanunu’nun amacı, tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak, halkın iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamak olmuştur.
MSUGT’nin giriş bölümünde;213 sayılı Vergi Usul Kanununun 175. ve mükerrer 257. maddelerinin Maliye ve Gümrük Bakanlığı’na verdiği yetkiye dayanılarak,
muhasebenin temel kavramları,
muhasebe politikalarının açıklanması,
mali tablo ilkeleri,
mali tabloların düzenlenmesi ve sunulması,
tekdüzen hesap çerçevesi, hesap planı ve işleyişi konularında düzenlemeler yapıldığı ve bu düzenlemelerin Tebliğin ekini oluşturduğu belirtilmektedir.
Yapılan düzenlemenin kapsamına bilanço esasına göre defter tutan gerçek ve tüzel kişiler girmektedir. Ancak bilanço esasına göre defter tutmakla beraber faaliyet konuları itibarıyla farklı muhasebe tekniği kullanmak durumunda bulunan;
banka ve sigorta şirketleri,
özel finans kurumları,
finansal kiralama şirketleri (faktoring vb. alanlarda faaliyet gösterenler dahil)
menkul kıymet yatırım fonları, aracı kurumlar ve yatırım ortaklıkları,
belirlenen “muhasebenin temel kavramlarına”, “muhasebe politikalarının açıklanmasına “ ve mali tablolar ilkelerine” uymaları kaydıyla bu Tebliğin diğer mecburiyetlerini yerine getirmekle yükümlü olmadıkları belirtilmektedir.
9.2. Avrupa Topluluğunda Muhasebeyle İlgili Düzenlemelerin Gelişmesi
Ortak bir Pazar içerisinde, bir devletin ulusal mevzuatına göre kurulan şirketlerin faaliyetlerini diğer devletlere yayması halinde, mali tabloların düzenlenmesi, yayımlanması, bilançolarda yer alan kalemlerin değerlendirilmesi konusunda uyulacak hukukun farklılığı, pazarın bütünleşmesi bakımından önemli engeller yaratır. Bu durum, yasalar yönünden bütün şirketlere eşit işlem yapılmasını önleyebileceği gibi yeterli rekabet koşulları oluşmasını da engellemektedir. Bu ve benzeri nedenlerle; Avrupa Topluluğu Konseyi, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun kuruluş anlaşmasına ve özellikle 54. maddenin 3/g bendine, Komisyonun önerisine, Avrupa Parlamentosu ile Ekonomik ve Sosyal Komitenin görüşüne dayanarak 25 Temmuz 1978 tarihinde 78/660/AET sayılı “dördüncü direktifi” kabul etmiştir. Dördüncü direktifte; üye devletlerin mevzuatındaki belirli tipteki ortaklıkların yıllık mali tablolarının ve faaliyet raporlarının, kapsam ve içeriğine ilişkin ek olarak hazırlanan açıklayıcı notlarda(dipnot) yer alması gereken bilgiler ile bu tablolar içerisinde yer alan hesapların değerleme ölçü ve kurallarının belirlenmesine, yıllık hesapların yetkili uzmanlar tarafından denetlenmesine, yayınlanmasına ve denetçilerin vasıflarına ilişkin hükümler yer almıştır.
Bu direktif ile;üye devletler düzeyinde muhasebe hukukunun uyumlaştırılması, muhasebe ilke ve kurallarını standartlaştırılması, işletme ilgililerine gerçek ve güvenilir bilgiler verilmesi ve üye ülkelerce kamuya açıklanacak yıllık mali tablo ve raporların karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Direktifin 1. maddesinin 2. paragrafında, üye ülkeler tarafından yeni uyum düzenlemeleri yapılıncaya kadar, direktif hükümlerinin bankalara ve diğer finansal kurumlara veya sigorta şirketlerine uygulanmayacağı öngörülmektedir. Yine ilerleyen bölümlerde bilanço ve gelir tablosunun düzenlenmesi ile ilgili genel hükümler belirtilmektedir.
Topluluk üyesi ülkelerde kurulmuş olup merkezlerinin bulunduğu ülkelerin dışında faaliyet gösteren girişimlerin hesap ve kayıt düzenlerinin yeknesaklaştırılması özel bir önem taşır. Aksi halde denetim makamlarının işbirliğinde önemli güçlükler çıkacağı gibi, sigorta girişimlerinin kamuya açıklanan tablolarının karşılaştırılması ve bunlardan sonuçlar çıkarılması olanaksız olur. Direktiflerin farklı ülkelerde aynı şekilde uygulanması da güçleşir. Topluluk, sigorta ve reasürans şirketlerinin hesapları ile eşgüdümü 78/660/AET sayılı direktife bırakmamıştır. Zira, üye devletlerin ulusal mevzuatına göre farklı hukuksal yapıdaki sigorta girişimleri birbiri ile rekabet etmektedir. Sigorta girişimleri sigorta işlemlerinin yanısıra reasürans işlemleri ile aynı zamanda reasürans şirketleri ile de rekabet etmektedir. İşin teknik özelliği nedeniyle sigortacılıkta hesapların eşgüdümünde, 78/660/AET sayılı yıllık hesapların eşgüdümü hakkındaki direktif yeterli olmamaktadır. Bu nedenle de gerek hayat branşında, gerekse hayat dışı branşlarda faaliyet gösteren tüm sigortacılık teşebbüsleri ile reasürans şirketlerini kapsayacak geniş çerçeveli bir eşgüdüm düşünülmüştür.
Eşgüdümün ivediliği, giderek daha fazla sigorta teşebbüsünün sınır ötesi faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Dördüncü direktifin, bankalara ve diğer finansal kurumlara veya sigorta şirketlerine uygulanmayacağının öngörülmesine rağmen, Topluluk’ta sigorta teşebbüslerinin taşıdığı büyük önem nedeniyle bu eşgüdümün 78/660/AET sayılı direktifin (dördüncü direktif) uygulanmasının sonraki bir tarihe ertelenmesine tahammül edilemediği; bu nedenle, “sigorta teşebbüslerinin yıllık ve konsolide bilançoları” üzerine 19 Aralık 1991 tarihli 91/674/AET sayılı Konsey direktifinin hazırlandığı, bu direktifin giriş bölümünde vurgulanmaktadır. Direktifteki esasların üye devletlerce 1 Ocak 1994’e kadar ulusal mevzuata dahil edilmesi öngörülmüş ve ilk olarak 1 Ocak 1995’te veya 1995 yılı içerisinde uygulanmaya başlanabilecekleri belirtilmiştir.
Özellikleri dolayısıyla sigorta teşebbüsleri için yıllık ve konsolide bilançolar hakkında ayrı bir direktif çıkarılması, 78/660/AET ve 83/349/AET sayılı direktiflerden tamamen bağımsız bir normlar demeti yaratılması anlamına gelmektedir. Zira, Topluluk ekonomisinin önemli bir parçası olan sigorta teşebbüslerinin, bütün teşebbüsler için geçerli kurallar dışında bırakılması, ne amaca uygun olur ne de şirketler hukukunun eşgüdümünün temel düşünceleri ile uyuşur. Söz konusu nedenlerle, sigorta teşebbüsleriyle ilgili direktiflerin, ekonominin bu dalıyla ilgili özellikler nedeniyle, yalnızca 78/660/AET sayılı direktifin düzenlediği kapsamdan farklılaşmalar olarak kabul etmek gerekir.
Muhasebe gibi uygulamalı bir disiplinde eşgüdümü sağlamak üzere sık sık ortaya çıkabilecek sorunların incelenmesi ve değerlendirilmesi için bir komitenin varlığına ihtiyaç duyulmuştur. Yeni bir komite teşkil etmektense, 78/660/AET sayılı direktifin 52. maddesi ile kurulan genel nitelikli komitenin, sigorta teşebbüsleri ile ilgili sorunları çözecek şekilde yapılanmak suretiyle görevlendirilmesi tercih edilmiştir. Ayrıca, zaman içinde birçok sorunun çıkabileceği göz önüne alınarak direktifin beş yıl süre ile uygulandıktan sonra gözden geçirilerek yenilenmesi öngörülmüştür.
9.3. Muhasebenin Temel Kavramları
MSUGT’nde sigorta şirketlerinin de uyması gerektiği belirtilen, muhasebenin temel kavramları özet olarak aşağıda verilmektedir:
Sosyal sorumluluk kavramı: Muhasebenin organizasyonunda, muhasebe uygulamalarının yürütülmesinde ve mali tabloların düzenlenmesi ve sunulmasında; belli kişi veya grupların değil, tüm toplum çıkarlarının gözetilmesi ve dolayısıyla bilgi üretiminde gerçeğe uygun, tarafsız ve dürüst davranılması gereğini ifade eder.
Kişilik Kavramı: İşletmenin sahip veya sahiplerinden, yöneticilerinden,personelinden ve diğer ilgililerden ayrı bir kişiliğe sahip olduğu ve işletmenin muhasebe işlemlerinin sadece bu kişilik adına yürütülmesi gerektiğini öngörür.
İşletmenin sürekliliği kavramı: İşletmenin faaliyetlerini bir süreye bağlı olmaksızın, sürdüreceğini ifade eder. Maliyet esasının temelini oluşturur. Bu kavramın, işletmeler açısından geçerliliğinin bulunmadığı veya ortadan kalktığı durumlarda ise, bu husus mali tabloların dipnotlarında açıklanır.
Dönemsellik kavramı: İşletmenin sürekliliği kavramı uyarınca sınırsız kabul edilen ömrünün, belli dönemlere bölünmesi ve her dönemin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerden bağımsız olarak saptanmasıdır. Gelir ve giderlerin tahakkuk esasına göre muhasebeleştirilmesi, hasılat, gelir ve karların aynı döneme ait maliyet ve zararlarla karşılaştırılması bu kavramın gereğidir. Bu kavramın, işletmeler açısından geçerliliğinin bulunmadığı veya ortadan kalktığı durumlarda ise bu durum mali tabloların dipnotlarında açıklanır.
Parayla ölçülme kavramı: Parayla ölçülebilen iktisadi olay ve işlemlerin muhasebeye ortak bir ölçü olarak para birimiyle yansıtılmasını ifade eder. Muhasebe işlemleri ulusal para birimine göre yapılır.
Maliyet esası kavramı: Para mevcudu, alacaklar ve maliyetinin belirlenmesi mümkün veya uygun olmayan diğer kalemler hariç, işletme tarafından edinilen varlık ve hizmetlerin muhasebeleştirilmesinde, bunların elde edilme maliyetlerinin esas alınması gereğini ifade eder.
Tarafsızlık ve belgelendirme kavramı: Muhasebe kayıtlarının gerçek durumu yansıtan ve usulüne göre objektif belgelere dayandırılması ve muhasebe kayıtlarına esas alınacak yöntemlerin seçilmesinde tarafsız ve ön yargısız davranılması gereğini ifade eder.
Tutarlılık kavramı: Muhasebe uygulamaları için seçilen muhasebe politikalarının, birbirini izleyen dönemlerde değiştirilmeden uygulanması gereğini ifade eder. Geçerli nedenlerin bulunduğu durumlarda, işletmeler uyguladıkları muhasebe politikalarını değiştirebilirler. Ancak bu değişikliklerin ve bunların parasal etkilerinin mali tablolarının dipnotlarında açıklanması zorunludur.
Tam açıklama kavramı: Mali tabloların, bu tablolardan yararlanacak kişi ve kuruluşların doğru karar vermelerine yardımcı olacak ölçüde yeterli, açık ve anlaşılır olmasını ifade eder.
İhtiyatlılık kavramı: Muhasebe olaylarında temkinli davranılması ve işletmenin karşılaşabileceği risklerin göz önüne alınması gereğini ifade eder. Bu kavramın sonucu olarak, işletmeler muhtemel giderleri ve zararları için karşılık ayırırlar, muhtemel gelir ve karları için ise gerçekleşme dönemlerine kadar herhangi bir muhasebe işlemi yapmazlar.
Önemlilik kavramı: Bir hesap kalemi veya mali bir olayın nispi ağırlık ve değerinin, mali tablolara dayanılarak yapılacak değerlemeleri veya alınacak kararları etkileyebilecek düzeyde olmasını ifade eder.
Özün önceliği kavramı: İşlemlerin muhasebeye yansıtılmasında ve onlara ilişkin değerlendirmelerin yapılmasında biçimlerinden çok özlerinin esas alınması gereğini ifade eder. Genel olarak işlemlerin biçimleri ile özleri paralel olmakla birlikte, bazı durumlarda farklılıklar ortaya çıkabilir. Bu taktirde özün önceliği esastır.
Sermaye Piyasası Kurul, Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi ortaklıklar ve aracı kurumlarca düzenlenecek mali tablo ve raporlar ile bunların hazırlanması ve ilgililere sunulmasına ilişkin ilke ve kuralları 29 Ocak 1989 tarih ve 20064 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Seri:XI, No:1 sayılı tebliğ ve bu tebliğde değişiklikler yapan tebliğlerde düzenlenmiştir. İlgili tebliğin 3. maddesinde yukarıda sayılan 12 kavram muhasebenin temel kavramları olarak belirtilmiş ve devam eden maddelerde açıklamalar yapılmıştır. Temel kavramlardan, işletmenin sürekliliği, dönemsellik ve tutarlılık kavramlarının aynı zamanda muhasebenin temel varsayımlarını oluşturduğu, mali tablo ve raporlarda aksi belirtilmedikçe, temel varsayımların bu tablolarda esas alındığının kabul edildiği, söz konusu varsayımlardan herhangi birinin işletmeler açısından geçerliliğinin ortadan kalkması durumunda ise, bu hususun mali tabloların dipnotlarında açıklanacağı ifade edilmiştir.
MSUGT ve SPKa’nda, muhasebenin temel kavramlarına yer verilmekte ve bunların birbiriyle uyumlu olduğu görülmektedir. Benzer uyum SPKa Seri:XI, No:1 sayılı tebliğin 6.-17. maddeleri arasıyla, 78/660/AET sayılı direktifin “bilanço ve gelir tablosuna ilişkin genel hükümler” başlığı altında 3.-7. Maddeleri arasında ve “yıllık mali tabloların değerlenmesi” başlığı altında 31. maddede yer alan “muhasebenin temel kavramları” arasında, dolayısıyla MSUGT ile uyumlu olduğu görülmektedir.
9.4. Muhasebe Politikalarının Açıklanması
MSUGT’nde “muhasebe politikalarının açıklanması” başlığı altında aşağıdaki konulara değinilmektedir:
Mali tablolar işletmenin sürekliliği, tutarlılık ve dönemsellik kavramlarına dayanılarak hazırlanmış ise bunların açıklanması istenmez. Ancak bu kavramlardan ayrılmaların mevcut olması hallerinde, mali tabloların dipnotlarında nedenleri ile birlikte açıklanmalıdır.
İhtiyatlılık, özün önceliği ve önemlilik kavramları muhasebe politikalarının seçimini ve uygulamasını yönlendirmelidir.
Mali tabloların içerdiği önemli muhasebe politikaları anlaşılır ve kısa olarak açıklanmalıdır.
Kullanılan muhasebe politikalarıyla ilgili açıklamalar mali tablolarla bütünlük oluşturur. Kullanılan önemli muhasebe politikalarının açıklanması mali tabloların bütünlüğü ve tamlığı için temel ilkedir.
Bilanço ve gelir tablosundaki ve diğer tablolardaki yanlış veya gerçeğe uygun olmayan işlemler, muhasebe politikalarının açıklanması veya dipnotlarda belirtilmesi suretiyle düzeltilmiş sayılmaz. Düzeltme ancak, muhasebe kayıt ve tekniğine uygun olarak yapılır ve mali tablolara yansıtılır.
Mali tablolar, dönemler itibarıyla karşılaştırılabilir nitelikte olmalıdır.
Mali politikalarda, cari dönem veya gelecek dönemlerde önemli etki yaratan veya yaratabilecek bir değişiklik yapılmış ise durum nedenleri ile birlikte açıklanmalı ve bunun mali tablolara olan etkileri gösterilmelidir.
“Muhasebe politikalarının açıklanması” konusu, SPKa’nun Seri:XI, No:1 sayılı tebliğinin 5. maddesinde yukarıdaki açıklamalara uygun, fakat; daha özet bir şekilde yer almaktadır.
Avrupa’ya baktığımızda, her bir üye devletteki sigorta teşebbüslerinin bilançolarının yapıları ve içerikleri önemli farklılıklar taşımaktadır. Bu nedenle, oluşturulan direktif, topluluktaki tüm sigorta teşebbüslerinin bilançoları ile aynı yapı ve kalemlerin öngörülmesini amaçlamıştır.
“Muhasebenin temel kavramlarında” olduğu gibi “muhasebe politikalarının açıklanması”nda da SPKa Seri:XI, No:1 sayılı tebliğin 5. maddesi, dördüncü direktifin “bilanço ve gelir tablosuna ilişkin genel hükümler” başlığı altında 3.-7. maddeleri arasında ve “yıllık mali tabloların değerlenmesi” başlığı altında 31. madde 1.paragrafta yer alan kavramlar arasında, dolayısıyla MSUGT arasında genel itibarıyla uyum olduğu, bunun dışında; “sigorta teşebbüslerinin yıllık ve konsolide hesapların düzenlenmesine ilişkin direktifte”, sigorta teşebbüslerine ilişkin daha detaylı açıklamalar olduğu görülmektedir.
10. AVRUPA BİRLİĞNDE SİGORTA İŞLETMELERİNİ MALİ TABLOLARININ DÜZENLENMESİ VE SUNULMASI
1951 yılında Paris Antlaşması ile, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kurulmuştur. 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu, Roma Antlaşması ile kurulmuştur.Son yıllarda Avrupa Topluluğu olarak bilinen bu kuruluş, 1992 Maastricht Antlaşmasından sonra Avrupa Birliği olarak da anılmaktadır. 1996’da 15 üyesi bulunan AB,EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Birliği) ülkelerinin üyeliğinden sonra 18 ve daha fazla üye ve tek para (ECU, EURO), tek Merkez Bankası ile 21.yüzyıla hazırlanmaktadır. Avrupa’da, kişilerin ve sermayenin serbest dolaştığı oldukça büyük bir iç Pazar oluşturulmaktadır. Bu pazarın kurulması için mali sektörlerle ilgili, oldukça önemli düzenlemeler yapılmıştır.
AB sigortacılık sektörü, bugün oldukça gelişmiş düzeyde bir Pazar niteliğindedir. 1992 yılında toplam 186 milyar 563 milyon dolarlık sigorta üretimi yapılmış ve AB genelinde sigorta sektörünün toplam prim artışı ve GSMH’ya katkısı yıllar içinde giderek artmaktadır. AB üyesi her ülke için, sigorta sektörü mali sektör içinde vazgeçilmez bir unsurdur.
Özellikle iç pazardaki rekabetin artması nedeniyle, sigorta işletmeleri birleşme yolunu seçmektedirler. Böylece, işletme sayısı artmadan, portföyün reel olarak artması ve yaygınlaştırılması sağlanmaktadır. Örneğin; Almanya’da Deutschebank, sigortacılık sektörüne girmiş ve sigortacılık hizmetlerini grubundaki işletmelere yansıtmıştır. Öteki büyük bankalar da bunu örnek alarak, yeni, cazip buluşlarla bazı banka ve sigorta işletmeleriyle yeni gruplar oluşturmuşlardır.
Banka ve sigorta işletmeleri arasındaki yakınlaşma, her iki taraf için de yararlı olabilmektedir. Büyük sigorta işletmeleri, banka şubeleri arcılığı ile yeni bir satış yolu kazanmakta ve bu yolla çalışanlarını eğitmeye özen göstererek, tek merkezden yönetilen kaliteli bir işgücüne sahip olmakta, “in-house banking =dahili bankacılık” denilen bilgisayar ağından yararlanmaktadırlar. Buna karşılık bankalar da, büyük bir finans kaynağı elde etmekte ve sonuçta gerek sigorta işletmeleri, gerek bankalar güçlü ve sağlam iş ortakları olarak birbirlerine destek vermektedirler.
Bu iki sektörün birbirlerine beklenmedik boyutlarda yakınlaşmasında, mali yakınlık konusunda, bazı kararsızlıklara yer verilmektedir. Ancak AB ülkelerinin tümündeki sigorta işletmeleri için, Avrupai boyutlara ulaşmak son derece çekici olmaktadır. AB’nde rekabetin şiddetlenmesi ile ürünlerin ve hizmetin kalitesi yükselmekte ve sigortalılar için; fiyatın yanında, hizmetin kalitesi de önemli bir tercih nedeni olmaktadır.
10. 1. Avrupa Birliğinde Sigortacılık Düzenlemelerini Gerekliliği
Avrupa Birliği’nin(AB) kurulmasında amaç, farklı ulusal pazarlardan hareket ederek tek bir entegre Avrupa İç Pazarının gerçekleştirilmesidir. Bu amaca ulaşabilmesi için, yerine getirilmesi gereken çalışmalar AB’ni kuran Roma Antlaşması’nın 3. maddesinde sayılmıştır. Bunlar içinde, üye ülkeler arasında kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını sınırlayan engellerin kaldırılmasına ilişkin kurallar da yer alır.
AB’nin bu kurallar çerçevesinde sigortacılık sektörü için üç hedefi mevcuttur. Bunlar:
Sermayenin Serbest Dolaşımı
Kuruluş Serbestisi (serbest şube açma) ve
Hizmet Serbestisidir.
AB’nde, yukarıdaki söz konusu amaçlara ulaşmak üzere sigortacılığında içinde yer aldığı mali sektörde, yasal düzenlemeler yapılmaktadır ve bu düzenlemelerin amacı şunlardır:
Müşterilerin(tüketicilerin) korunması ve mali sektörün istikrara kavuşması ve,
Farklı ülkelerden oluşan iç pazarda, rekabet serbestisinin sağlanması.
1985 yılında kabul edilen iç pazarın oluşturulmasına ilişkin Beyaz Rapor (White Paper) ile;
Mali kuruluşların denetimi ve yatırımcıların, tasarruf sahiplerinin ve müşterilerin korunması için temel standartların uyumlaştırılması,
Bu standartları uygulayan üye ülkelerdeki mali kuruluşların, denetim organlarının karşılıklı tanınması (mutual recognition),
Yukarıdaki iki konuya bağlı olarak, “Ev Sahibi Ülke Kontrolü ve Denetimi” (işletmenin merkezinin bulunduğu –Home Country Control and Supervisition) öngörülmektedir.
AB’nde sigorta denetim organlarına, kendi bölgelerinde yerleşmiş sigorta işletmelerinin faaliyetlerini (kendi ülkelerinin dışındaki faaliyetleri de kapsayacak biçiminde) ilgili AB mevzuatı kapsamında, denetlemelerini sağlayacak yetki ve araçları veren hukuki düzenlemeler yapılmakta ve üye ülkeler bunları ulusal mevzuatlarına geçirmektedirler. Ayrıca denetim organlarına;
İşletmenin ve faaliyetlerinin tümü hakkında ayrıntılı bilgi edinebilme,
İşletmenin, işlemlerinin uymak zorunda olduğu hukuki ve idari düzenlemelerde, faaliyet programlarıyla uyum halinde olmasını teminat altına alacak tüm önlemleri alma,
Sigortalıların çıkarlarını tehlikeye düşüren koşullardan kaçınılmasına veya bunların ortadan kalkmasına yönelik önlemleri alma ve,
Denetim organına yetki alanı içindeki önlemleri gerçekleştirme, gerekirse bu konuda yargı organlarına başvurma yetkisi verilmiştir.
Ayrıca AB’nde, Roma ve Maastricht anlaşmaları ve diğer düzenlemeler çerçevesinde sigortacılığın hedefleri olarak temelde şu noktalar benimsenmiştir.
Bir üye ülkede yerleşik bulunan sigorta işletmeleri, engelleme olmaksızın herhangi üye bir ülkede şube açabilmeli,
Sigorta işletmeleri şube açmak zorunda olmadan, tüm sigorta hizmetlerini AB çapında satabilmeli,
Sigorta işletmeleri; fiyat, hizmetin yapısı ve sunulan hizmet konularında adil ve eşit koşullarda rekabet edebilmeli,
Farklı ulusal organlarca konsa bile, sigorta işletmeleri, aynı temel denetim kurallarına tabi olmalıdır. Bu kuralların amacı da, sigortacığın mali yükümlülüklerini her zaman karşılayabilmelerine olanak sağlamak olmalı,
Özel ve tüzel sigorta müşterileri, AB içinde istediği her yerde sigorta hizmeti satın alabilmeli ve AB içindeki mevcut tüm sigorta hizmetlerine ulaşabilmeli,
Toplumun yanlış bilgilendirilmesini önlemek için, satış yöntemleri ve hizmetlerinin yapısı üzerinde yeterli kontrol sağlanmalı,
Bununla birlikte kontrol, yeniliklere engel olacak bir nitelikte olmamalı,
Sigorta teminatı satın alanların ve onların brokerlarının sağlıklı tercihler yapabilmesi için, piyasa açık olmalı,
Broker ve diğer sigorta aracıları, AB çapında eşit koşullarda çalışabilmeli,
Piyasada yerleşik tüm sigorta işletmeleri hakkında yeterli ve karşılaştırılmalı mali bilgiler mevcut bulunmalı,
Bir sigorta işletmesinin çalışma ruhsatının iptal edilmesi durumunda, bulunduğu yer dikkate alınmaksızın poliçe sahiplerine eşit muamele yapılmalı,
Sözleşme hukukunun AB çapında tekdüze olmasına gerek olmamakla beraber, kamuyu koruyacak kurallar belirlenmeli ve önemli sonuçlar doğuracak farklılıklar olmamalı,
Farklı sigorta vergisi oranları ve vergi toplamada idari düzenlemeler, sigorta işletmesi tercihinde etken bir faktör olmamalı,
Poliçe sahiplerine ve sigortalılara uygulanan vergi düzenlemeleri, üye ülkelerin sigortalıları arasındaki rekabeti bozucu etki yapmamalı,
Sözleşmeye taraf olanların nakit hareketleri üzerinde, hiçbir sınırlama olmamalıdır.
AB’nde, yukarıdaki hedeflere ulaşmak için gerekli çalışmalar sürdürülmektedir. AB’nin sigortacılık sektörü ile ilgili olarak, bugüne kadar yapılan çalışmalar doğrultusunda yayınlanan direktiflerin (yönergelerin) başlıcaları, aşağıda belirtilmiştir.
Direktifler Kapsamı Sayısı
Hayat Dışı 1 Kuruluş ve çalışma esasları 73/239/EEC
Hayat 1 Kuruluş ve çalışma esasları 79/246/EEC
Hayat Dışı 2 Hizmet sunma serbestisi 88/357/EEC
Hayat 2 Hizmet sunma serbestisi 90/619/EEC
Kredi Sigortası Kredi sigortası kuralları 87/343/EEC
Hukuki Himaye Hukuki himaye sigortası 87/344/EEC
Hayat Dışı 3 Denetim uyumlaştırması 92/49/EEC
Hayat 3 Denetim uyumlaştırması 92/96/EEC
10.2. Avrupa Birliğinde Mali Tablolara İlişkin Düzenlemeler
A.Mali Tablolara İlişkin Düzenlemelerin Tarihi Gelişimi
Mali tablolar, muhasebe kayıt sürecinin çıktısıdır. Bu nedenle sigortacılıkta mali tablolara ilişkin düzenlemelerin gelişimine bakmak için sigorta muhasebesinin tarihini incelemek gerekir.
Sigorta muhasebesinin tarihi, sigortacılığın tarihiyle paralellik gösterir. Sigortacılığın tarihi gelişimini incelemekle, sigorta muhasebesinin gelişimi hakkında bilgi sahibi olmak mümkün olmaktadır. Ayrıca sigortacılık sektörünün geçmişteki rekabeti incelendiğinde, sigorta muhasebesinin gelişimi konusunda da bilgi elde edilebilir. Sektördeki rekabet sonucu, çeşitli ülkeler sigorta muhasebesi hakkında tarih boyunca özel düzenlemeler yapmışlardır.Sigortacılar bu düzenlemelerin yapılmasında önemli bir rol oynamıştır.
Geçmişte sigorta işletmeleri, sigortalıları risklere karşı yöresel olarak korumuşlardır. Ancak, son yıllarda yaşanan küreselleşme sonucunda, sektördeki rekabet çok artmış ve uluslar arası bir nitelik kazanmıştır. Bu nedenle, ülkeler, sigorta işletmelerinin mali yapılarını daha sıkı denetlemek amacıyla yeni düzenlemeler yapma gereğini duymuşlardır. Yapılan bu düzenlemelerden amaç, kamu çıkarlarının korunması olmuştur. Böylece, sigorta işletmelerinin mali yapılarının güçlenmesi ile, sigortalılar(poliçe sahipleri) da korunmuş olmaktadırlar.
Sigorta muhasebesinin gelişimine önemli katkı sağlayan, ülke ve topluluklar olmuştur. İtalya, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri sigorta muhasebesinin gelişimi aşağıda kısaca incelenmiştir.
İTALYA
İtalya’da 14. yüzyılda deniz taşımacılığının gelişmesiyle birlikte, gemilerin çeşitli risklere karşı korunması amacıyla sigorta yaptırılmaya başlanmıştır. Bu ülkede deniz yolu ticaretinin kara yolu ticaretine göre daha ucuz ve hızlı oluşu, deniz yolu sigortalarını geliştirmiştir. İlk resmi sigorta poliçesi, 1343 yılında İtalya’nın Pissa şehrinde yapılmıştır. Daha sonra bu ülkede, 1494’te; günlük defter, büyük defter ve yıllık dengenin gösterildiği çift taraflı kayıt sistemi başlatılmıştır. Bu gelişme sigorta işletmelerinin muhasebesini de etkilemiştir. Diğer taraftan ticaretin hızla gelişmesi sonucu bir takım ticari sorunlar ortaya çıkmış ve bunların çözümü için “ticaret yasası” olarak bilinen bir düzenleme yapılmıştır. İtalya’da sigortacılığın gelişimi, bankacılık ve diğer hizmet sektörlerinin gelişimini etkilemiştir. Sigortacılıkta uygulanan organizasyon ve ortaklık yapılarından, bankalar ve öteki hizmet sektörleri etkilenmiştir.
İNGİLTERE
İngiltere’de deniz sigortaları, 15. yüzyılda gelişmiştir. Bu yüzyılda deniz taşımacılığında, risklerin bir kısmının belirli bir ücret karşılığı üstlenildiği, informel bir topluluk oluşmuştur. Bu topluluk, Llody adı verilen kahvehanede bir araya gelmişler ve daha sonra bu topluluktan Londra Lloydları olarak söz edilmeye başlanmıştır.
1779 yılında ilk standart deniz taşımacılığı sözleşmesi yapılmış, ve bu sözleşme İngiliz Parlamentosunca 1795 yılında yeniden düzenlenmiştir.
18. yüzyılın ortalarında, endüstriyel devrimle, büyük sermayeler ve makine ve ekipmanlar işletmelerde toplanmaya başlanmış ve işletmeler yöneticilerce yönetilmeye başlanmıştır. Bu yüzyılda, amortisman ve gider dağıtımı teknikleri uygulanmaya başlanmış ve bu da sigorta muhasebesini etkilemiştir.
1844 yılında, sigorta işletmelerinin hissedarlarını korumak amacıyla, muhasebe ve periyodik denetim kuralları getirilmiştir. Bu tarihlerde muhasebeciler, zaten işletme sahiplerine periyodik olarak rapor sunmaktaydılar. Diğer taraftan 1871 yılında İngiliz Parlamento Yasası’nda, sigortacılığa ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
Son yıllarda İngiliz Sigortacılar Birliğince sigorta muhasebesinin gelişimine paralel olarak, sigorta muhasebesinde ortaya çıkan sorunların çözümü için uygulama standartları önerilmiştir. Bu standartlar muhasebe örgütlerince, “Muhasebe Uygulama Standartları” olarak yayınlanmaktadır. Bu standartlar Avrupa’da sigorta muhasebesinin gelişimine ışık tutmuş ve hatta Avrupa Birliği’nin sigorta muhasebesi düzenlemelerine temel oluşturmuştur.
Ayrıca bu ülkede sigorta muhasebesini; 1982 tarihli Sigorta Şirketleri Kanunu, Muhasebe Standartları, İngiliz Borsası Düzenlemeleri ve sigorta sektöründeki uygulamalar yönlendirmektedir.
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ
Amerika’da; GAAP (Generally Accepted Accounting Principles- Genel Kabuk Görmüş Muhasebe İlkeleri), SEC (Securities and Exchange Commission- Menkul Kıymetler Borsası Komisyonu), AAICPA (American Institute of Certified Public Accountants- Amerikan Sertifikalı Muhasebeciler Enstitüsü), FASB (Financial Accounting Standart Board- Finansal Muhasebe Standartları Komisyonu), NAIC (National Association of Insurance Commissioners- Ulusal Sigorta Komisyonerleri Birliği) ve SAP ( Statutory Accounting Principles- Yasal Muhasebe İlkeleri) sigorta muhasebesinin gelişimine ışık tutmuşlardır.
Bu ülkede, öteki işletmeler gibi sigorta işletmeleri de, Genel Kabul Görmüş Muhasebe İlkelerini izlerler. Buna ek olarak, sigorta işletmelerinden GAAP’ın uygulanmasının yanı sıra, bir takım ek yükümlülükler de istenir. Örneğin; SEC’e rapor veren sigorta işletmelerinin, Gaap’a uygunluğunun, bağımsız deneticiler tarafından onaylanması gerekir.
Amerika’da ilk olarak 1794 yılında Kuzey Amerika Sigorta Şirketi, 1 Ocak ve 1 Haziran’da olmak üzere yılda iki defa mali tablo hazırlamaya başlamıştır.
Amerika’da 1871 yılında kurulan NCIC (National Convention of Insurance Commissioners- Sigorta Komisyonerleri Ulusal Kongresi) daha sonra 1936 yılında NAIC (Ulusal Sigorta Komisyonerleri Birliği) haline dönüştürülmüştür. NCIC, 1936 yılına kadar sigorta muhasebesi konusunda çeşitli düzenlemeler yapmış ve daha sonra NAIC bu düzenlemelere devam etmiştir.
NAIC, 1946 yılında, bünyesinde Tekdüzen Muhasebe Komitesini oluşturmuştur. 1949 yılında, tüm sigorta işletmelerine, Tekdüzen Mali Tabloları kullanma zorunluluğu getirilmiştir.
1968’de teminatlar için, FAIR (Fair Access to Insurance Requirements- Sigorta Yönetmeliklerine Eşit Katılım Planı) oluşturulmuş ve ödeme güçlüğü içinde olan işletmelere yönelik bir garanti fonu kurulmuştur.
AICPA, 1972 YILINDA HAYAT SİGORTASI İŞLETMELERİ İÇİN, GAAP’ta kullanılan Genel Kabul Görmüş Muhasebe ilkeleriyle paralel bir düzenleme yapmıştır.Bunu, 1978 ve 1980 yılında yapılan düzenlemeler izlemiştir. Bu düzenlemeler ile, mal ve sorumluluk sigortası işletmeleri için , fonların yönetimi, likidite ve finansal yapı konularında muhasebe standartları kabul edilmiştir. Diğer taraftan AICPA, 1982 yılında mal ve sorumluluk reasüranslarının denetimine ilişkin bir rapor kabul etmiş ve bu rapor, 1983’de kapsamı genişletilerek (hayat reasüranslarını da kapsayacak biçimde yaygınlaştırılarak ) yayınlanmıştır.
FASB, Haziran 1982’de 60 nolu standardı kabul etmiştir. Bu standartta, sigorta işletmelerinde muhasebe ve raporlamaya ilişkin muhasebe kuralları yer almış ve bu standart ABD’de, 1983 yılı başından itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Standart’da, sigorta sözleşmeleri, kısa vadeli (genellikle mal ve sorumluluk sigortaları) ve uzun vadeli (genellikle hayat sigortaları)olarak ayrılmıştır.Standartta, tüm sigorta işletmelerinin muhasebelerini uyumlaştıracak muhasebe ilkeleri belirlenmiştir.
Günümüzde ABD’de, sigorta sektöründe tekdüzen muhasebe sistemi uygulanmaktadır.
11. SONUÇ
Avrupa’daki rekabet politikası’nın temeli AB’nin oluşumuna dayanmaktadır. Çünkü ABD’deki rekabet politikası, üye ülkelerin ortaklaşa izleyecekleri politikalar arasında yer almaktadır. Hem üye devletler arasında hem de her üye devletin kendi içinde yerleşmiş hukuki, mali ve sosyal sistemleri sayesinde Pazar yapıları gelişmiş bulunmaktadır. Sigorta işletmeleri Avrupa’da oldukça geniş kapsamlı hizmet sunmaktadır. Bu hizmetlerin sunulmasında AB ülkelerinde herhangi bir kısıtlama olmadan, hizmet serbest olarak sunulmaktadır.
AB ülkelerinin hem prim üretiminde dünya toplamında aldıkları pay, hem de kişi başına düşen prim üretimi oldukça yüksektir. Bu yüzden AB’nin 2000’li yıllarda da geleceği parlak gözükmektedir.
Türkiye’de sigortacılık 1980 sonrası dışa açılma ve sağlanan reel büyüme ve dinamik gelişime rağmen, gerek ülke ekonomisine gerekse mali piyasalar içinde hak ettiği konuma gelememiştir. Özellikle enflasyonist bir ortam sigorta sektörünün gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Sektördeki potansiyelin değerlendirilmesi ile sektör önemli atılımlar yapacaktır.
Sektör, 1990 yılında fiyatların serbest bırakılmasıyla, kontrolsüz bir rekabet ortamına girmiş, bu durumdan da hem sigortalı hem de sigortacı önemli ölçüde etkilenmiştir. Şirketler rekabeti, fiyatı düşürmede, faizsiz ve vadeleri uzatılmış taksitlendirmede, dolaylı komisyonlar ce risturnlar gibi uygulamalarda aradıklarından, teknik karlılık düşülmüş, finansal karlarla faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktadırlar. Sonuçta şirketler likidite sıkıntısına düşerek hasarları zamanında ödeyemez hale gelmiş, dolayısıyla rekabet gücü iyice zayıfladığından, pazardan çekilme vs. gibi durumlarla karşı karşıya kalmışlardır.
Bu durumda yapılması gereken, güvenilir istatistiki bilgileri derlemek geliştirilmesi ve verilerin ışığında aşırı fiyat indirimlerine son verilerek reel risk fiyatı uygulamasına geçmek olmalıdır. Riskleri sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek için Türkiye’de faaliyet gösteren sektörlerin riskleri baz alınarak gruplandırılacağı, istatistiki bilgilerin toplanarak, kullanıma uygun hale getirileceği ve devamlı olarak güncel tutulacağı bir veri bankası tutulmalıdır.
Artık 2000’li yıllarda Türk Sigorta Sektörü’nün aynı sıkıntıları yaşamaması ve global dünyada yerini alarak özellikle AB ülkeleri ile rekabet eder hale gelebilmesi için uzun vadeli planlar yapılarak sektörün yeniden yapılanması gerekmektedir. Bunun içinde tüm kesimlere görev düşmektedir. Sektörün yapısal olarak AB’ne uyumunda Türkiye’ye yeni hizmet branşlarının gelmesi, yabancı sigorta şirketlerinin hizmetlerinde serbestliklerin getirilmesi gerekmektedir. Bunların yanında aşağıda sıralanmış olan önerileride göz ardı etmemek gerekmektedir.
- Sektör geçmiş yıllarda rekabet ortamı içinde enflasyon oranı üzerinde reel büyüme göstermiştir. Mevzuat boşluğunun yanında sektörün işleyişini kısıtlayan, gelişmesini engelleyen çok fazla vergi sorununa henüz bir çözüm getirilememiştir. Bu yüzden enflasyon ve belirsizlikler altında büyümeye çalışan sektörün geleceği açısından 7. Beş yıllık kalkınma planında yer alan sigortacılıkla ilgili hedeflerin yanında, rekabeti koruyucu ve gelişimi sağlayan siyasi ve ekonomik tedbirlerin bir an önce alınarak yeniden yapılandırma sürecine girilmesi ve kararlı politikaların izlenmesi gerekir. Eksik olan mevzuat boşluğunun tamamlanması ve denetleme fonksiyonunun daha da etkin hale getirilmesiyle sıkıntılar büyük ölçüde kaldırılabilir.
- Sigortalıların korunması amacıyla sigortalılar, rekabet ve tüketici koruma kanunu kapsamına alınmalı, mevzuatta bu konuda değişiklikler yapılmalıdır.
- Risklerin teminat altına alınması bakımından sigorta sisteminin fonksiyonlarını gereğince yerine getirmesi olanağı sağlaması ve ülke ekonomisinin ihtiyaç duyduğu uzun vadeli fon arzının yeterli seviyeye çıkarılmasına katkıda bulunması amacıyla devlet müdahalesinin asgari düzeyde tutularak, etkin, rekabetçi, güçlü, sağlıklı ve uluslar arası piyasalara uyum sağlamış bir sigortacılık sektörünün geliştirilmesi ve böylece sunulan hizmetin kalitesinin yeterli düzeye çıkarılması gerekmektedir. Böylece AB’ne uyum kolaylaşacak, sosyal güvenlik ve sağlık gibi alanlarda da mevcut sorunların aşılması ve devlete aşırı yük yüklemeden hizmet kalite ve kapsamının arttırılması sağlanmış olacaktır.
- Sektörün gelişmesi için bugüne kadar sağlanamaya gerekli teşviklerin yeni teşvik politikaları uygulanarak sağlanması gerekmektedir.
- Rekabet nedeniyle düşürülen fiyatlarla birlikte üretim maliyetlerininde düşürülmesi gerekmektedir.
- Sigorta pazarlaması faaliyetleri çerçevesinde hizmet kalitesini arttırmak için mevcut ürünlerin geliştirilmesi, bu ürünlerin geliştirilmesi, bu ürünlerin mevcut ve potansiyel müşterilere etkili bir şekilde tanıtılması gerekmektedir.
- Dünyada sigorta şirketlerinin birleşmeyle güçlendikleri ve rekabette avantaj kazandıkları görülürken, ülkemizde sigorta şirketleri sayısı giderek artmakta, şirketlerin güçlü bir yapıya sahip olmaları engellenmekte, pazar payları düşmektedir. Bu yüzden şirketlerde uzmanlık alanları ve dolayısıyla hedef kitleler belirlenmeli, bunlara yönelik stratejiler geliştirilmeli, uygun aracılar bulunarak ürünleri buna göre sunmaları gerekmektedir.
- Yetişmiş, verimli ve gelişen şartlara uyum sağlayabilecek yeterli düzeyde iş gücü yanında, acente-şirket ilişkilerindeki teknik, hukuki, mali vb. eksikliklerin de giderilerek, dağıtım kanalları sayısının ve kalitesinin arttırılması, reklam ve tanıtıma; eğitim, araştırma-geliştirme çalışmalarına da gereken önemin verilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak denilebilir ki ülkemizdeki sigortacılık hizmeti Avrupa’da verilmekte olan sigorta hizmetinin çok da gerisinde değildir. Bununla birlikte Türk Sigorta Sektörü sağlıklı bir gelişme temposuna girerek mali sistemde layık olduğu yeri almalı, daha geniş yaklaşımlarla hedeflerini büyütmeli ve rekabet gücünü artırarak Avrupa seviyesinde en iyi hizmeti vermelidir
Avrupa’da ilk ekonomik birleşme hareketi 1932 yılındaki Benelüx ülkelerinin meydana getirdiği gümrük birliğidir. Bugünkü Avrupa Birliği’nin (AB) temelleri ise 1951 yılındaki “Avrupa Kömür Çelik Topluluğu’nun” kurulmasından sonra 1957 yılında imzalanan (6 ülke arasında) Avrupa Ekonomik Topluluğudur.
1957’de AET’yi kuran antlaşma Roma Antlaşmasıdır (Treat of Rome / Trait’e de Rome). Bu antlaşmayla topluluk , üye ülkeler arasında “Ortak Pazar” ın kurulmasını, üye ülkeler arasında politikaların yakınlaştırılması vasıtasıyla topluluk içerisinde ekonomik etkinliğin sağlanmasını , hayat seviyelerinin yükseltilmesini ve yakın işbirliği sağlanmasını gerçekleştirmekle yükümlüdür. 6 ülkenin başlattığı bu ekonomik bütünleşme hareketi günümüzde 15 ülkeyi kapsayan ve Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politikası meydana getirmeyi hedef alan Avrupa Birliği olarak dünyadaki yerini almıştır. 1991 yılındaki Maastrich Zirvesinde AET , Avrupa Birliği (AB) adını almıştır ve bütünleşme yolunda önemli bir aşama kaydedilmiştir.
Avrupa Birliğinin yapısına baktığımızda, AB’nin diğer uluslar arası organizasyonlardan farkını görürüz. AB, hukuki yapı olarak “uluslar arası” değil, “uluslarüstü (supranational)” bir yapıya sahiptir. Üye devletler Avrupa Birliği’ni oluştururken egemenliklerinin bir kısmını topluluğun kurumlarına devretmişlerdir. Bu haliyle Avrupa Birliği “suis generis (nevi şahsına münhasır) “ bir yapıya sahiptir.
2. AVRUPA BİRLİĞİNDE SİGORTACILIK
Avrupa Birliği sigorta mevzuatına ilişkin ilk direktif, Şubat 1964 tarihli “Reasürans ve Retrosesyon Alanında Yerleşme ve Hizmet Sunma Serbestisi” konusundadır. Daha sonraki sigortacılık direktifleri, reasürans, koasürans, hayat ve hayat dışı sigortalar, sigorta yöntemleri, motorlu taşıt sigortaları ve aracıları, sigorta hesapları ve sigorta komitesi hakkında kural ve esasları düzenlemektedir. “Avrupa Tek Sigorta Sözleşmesi” oluşturulması yönündeki çalışmalar sürdürülmektedir.
AB üyesi bir ülkede yerleşik olan herhangi bir sigorta kuruluşu, 1 Temmuz 1994 tarihinden itibaren Birlik üyesi tüm ülkelerde şube ya da acente açarak hizmet sunma yetkisine sahiptir. Denetim açısından ise, orijin ülkenin sigortacılık düzenlemelerine tabi olma esası getirilmiştir. Birinci Direktif çerçevesinde, sigorta yada reasürans şirketi, karşı ülkedeki şirketler ile aynı hak ve yetkidedir.
Üye bir ülkede faaliyette bulunan bir sigorta şirketi, kendi ülkesindeki sigorta denetim organının onayını almak ve karşı üye ülkedeki ilgili otoritelere haber vermek koşuluyla diğer üye ülkelerde faaliyette bulunabilir; yerleşik kişiler de diğer üye ülkelerdeki kuruluşlara sigorta yaptırabilir. “Tek lisans ilkesi” uyarınca, sigortacılık alanında bir AB ülkesinde sigorta branşları itibariyle verilen faaliyet ruhsatı, diğer üye ülkeler içinde geçerlidir.
Avrupa Birliği’nde sigorta şirketi kurmak ya da şube açmak için asgari sermaye limiti bulunmayıp, sigorta şirketlerinin faaliyette bulunduğu branşlar itibariyle 300,000 Euro ile 1,400,000 Euro arasında değişen asgari miktarlarda garanti fonları tesis edilmiştir. Birden fazla branşta faaliyet gösteren sigorta şirketlerinden en yüksek asgari garanti fonu istenmektedir.
Hayat dışı sigorta faaliyetleri 18 ana branş ve 7 grup halinde toplanmıştır. Hyat dışı sigortalar, kaza, hastalık, kara taşıtları, demiryolu taşıtları, uçak, tekne, emtia, yangın ve doğal afetler, maddi duran varlıkların maruz kaldığı diğer zararlar, motorlu taşıt, uçak, tekne ve genel sorumluluk, kredi, kefalet, çeşitli maddi kayıplar, hukuksal koruma ve turistik yardım sigortası branşlarından oluşmaktadır.
AB ülkelerinde zorunlu sigortalar ve mali-hukuki sorumluluk sigortaları çok yaygın uygulanmamakta olup, AB ülkeleri motorlu araçlar mali sorumluluk sigortası dışındaki zorunlu sigortaları tespit etmekte serbesttirler.
2.1. Sigorta Şirketleri Sayısı
AB’ne üye ülkelerde son yıllarda izlenen sigorta şirketleri sayısındaki azalma trendi binde 7 oranıyla 2000 yılında da devam etmiş ve toplam şirket sayısı 4786’ya düşmüştür. Bir önceki yıla göre sigorta şirketi sayısındaki azalmada ilk sırayı yüzde 18.2 ile Finlandiya almış, onu yüzde 5.9 azalma ile İspanya ve yüzde 5.3 azalma ile Yunanistan izlemiştir. Öte yandan İsveç ve İtalya’da sigorta şirketleri sayısında sırasıyla yüzde 1.9 ve yüzde 1.6 oranında artış görülmüştür.AB’ne üye ülkelerde sigorta şirketi başına düşen ortalama prim geliri 153,677,183 Euro’dur.
2.2. Sigorta Şirketlerine Çalışanlar Sayısı
Son birkaç yıldan bu yana AB’ne üye ülkelerde izlenen sigorta şirketlerinde çalışan kişi sayısındaki azalma trendi, özellikle İngiltere’de 10,000 yeni çalışanın sektöre katılmasıyla 2000 yılında 891,043 kişiye ulaşarak 1999 yılına göre yüzde 2.5 oranında artış göstermiştir. Buna göre 1999 yılında AB’nde sigorta şirketi başına düşen ortalama çalışan sayısı 180 iken bu gösterge 2000 yılında 186 olmuştur.
Öte yandan 2000 yılı itibariyle AB’ne üye ülkelerde sigorta şirketlerinde çalışan kişi başına düşen prim geliri ortalaması 825,436 Euro’dur.
2.3. Prim Gelirleri
2000 yılında AB’ne üye ülkelerde hayat sigortaları prim gelirlerinden sağlanan yüzde 10.5 oranındaki büyüme 1999 yılında ulaşılan yüzde 16’lık büyümenin gerisinde kalmakla birlikte, bu büyüme oranı uzmanlarca tatminkar bir gelişme olarak nitelendirilmektedir. 2000 yılında bu ülkelerdeki hayat sigorta prim gelirleri toplamı 471,300 milyon Euro’ya ulaştırılmaktadır.
Hayat-dışı sigortalarda prim gelirleri ise 1999 yılına göre yüzde 4 oranında artarak 2000 yılında 264,199 milyon Euro’ya yükselmiştir.
2000 yılında ulaşılan 735,499 milyon Euro tutarındaki toplam prim gelirlerinin yüzde 64’ünü hayat sigortaları primleri oluşturmaktadır.
2.4. Sigorta Şirketlerinin Yatırımları
AB’ne üye ülkelerde 1999 yılında 4,068,348 milyon Euro olan toplam yatırım hacmi, 2000 yılında 4,382,882 milyon Euro’ya yükselerek prim gelirleri paralelinde yüzde 8 oranında artış göstermiştir. Toplam yatırımlar içinde hayat sigorta şirketleri yatırımlarının payı 2000 yılında yüzde 83’e yükselmiştir.
2000 yılı itibariyle AB’ne üye ülkelerde sigorta şirketi başına düşen ortalama yatırım değeri yaklaşık 916,000,000 Euro’dur.
3. TÜRKİYEDE SİGORTACILIK
Ülkemizde son on yıldaki gelişmeler, sektörü aşırı rekabete açık bir hale getirerek fiyatların hissedilir derecede düşmesine yol açmış ve sigorta şirketlerini rahatsız etmiştir. Aşırı rekabet nedeniyle asgari risk fiyatlarının oldukça altında olan fiyatların uygulanmasıyla şirketler, ödeyecekleri hasar karşılığı olan primi alamaz hale gelmişlerdir. Oysa rekabet fiyatla birlikte hizmette, hasarı zamanında ödemede, sigortalıyı bilgilendirmede ve onun ihtiyaçlarını karşılamada olmalıdır. Öyle ki, ülke nüfusu dikkate alındığında, 1996’da prim gelirinin kişi başına düşen miktarı ülkemizde 22.3$ iken bu rakam Japonya’da 5,088.3$, Fransa’da 2,268$, hatta Bulgaristan’da bile 31.9$ düzeyindedir.
Aşağıdaki tabloya bakıldığında primlerin kişi başına miktarına göre sıralamasında Türkiye’nin 61. sırada olduğu görülmektedir. Burada dikkat çeken bir başka husus, Japonya, İsviçre, Hollanda ve Fransa gibi gelişmiş ülkelerin kişi başına düşen prim gelirlerinde hayat branşının payının hayat dışı branşlara göre daha fazla olmasıdır. Türkiye’de ise hayat dışı branşlar için bu rakam 19.4$, hayat dışı branşı için 2.9$ gibi düşük bir seviyededir.
Tablo-5: Kişi Başına Düşen Prim Miktarları ($)
Sıralama ÜLKELER HAYAT HAYAT
DIŞI TOPLAM
1 Japonya 4,075.8 1,012.5 5,088.3
2 İsviçre 2,894.0 1,613.2 4,507.2
4 Hollanda 1,214.3 1,068.9 2,283.2
5 Fransa 1,434.5 883.9 2,268.4
34 Yunanistan 88.0 92.1 180.1
57 Bulgaristan 10.7 21.2 31.9
61 Türkiye 2.9 19.4 22.3
Öte yandan Türk Sigorta Sektörünün Avrupa Sigorta Sektörü kadar gelişememiş olması, devletin sektöre müdahalesini kaçınılmaz hale getirmiş, ancak sektöre müdahalenin en az düzeye indirilmesi, rekabetçi bir ortam içinde verimliliğin sağlanması, sigortacılığın yaygınlaştırılması ve sigortacılık sektöründe sağlanan fonların ülke kalkınmasında amacıyla 1Ekim 1990 tarihinden itibaren fiyatlarda serbest tarifeye geçilmiştir. Buna göre;
Mecburi Mali Mesuliyet (Trafik) Sigortası ve Otobüs Zorunlu Koltuk Ferdi Kaza Sigortası hariç kaza branşına giren tüm sigortalar,
Makine-Montaj Sigortası,
Hayvan Ölümü Sigortası,
Dolu Sigortası,
Yangın Sigortası,
Nakliyat Sigortası
için yürürlükte olan Tarife talimatlarının yürürlükten kaldırılması ve böylece söz konusu sigorta branşlarında tarifelerin taraflar arasında serbestçe belirlenmesi kabul edilmiştir.
Bu yeni sistem ile uygulanacak primler;
Yürürlükteki amir hükümlere, genel şartlara ve sigortacılık esas ve usullerine aykırı olmamak şartıyla taraflar arasında,
Söz konusu sigortalar için sigorta konusu işlemin niteliğine göre gerekli olabilecek muafiyet, ek prim, indirin vb. gibi hususlara ilişkin hükümler veya clause’lar da yürürlükte bulunan genel hükümlere, sigorta genel şartlarına ve sigortacılık teamüllerine aykırı olmamak koşuluyla serbestçe belirlenebilecektir.
4. AVRUPA BİRLİĞİNDE SİGORTA HUKUKU
Sigortacılık hukuku kavramı altında genel olarak özel sigorta sözleşmesi hukuku ile sigorta piyasasının düzenlenmesi ve sigorta ettirenin korunmasına yönelik kamu müdahale hukuku birlikte anlaşılmalıdır.
AB’nde sigortacılık düzenlemelerine bakıldığında, daha önce de açıklandığı üzere, bugüne kadar çok sayıda yönerge ve tüzüğü yürürlüğe konmuştur. Yönergelerin biri reasürans, biri koasürans, dördü genel olarak hayat dışı sigortalar, üçü hayat sigortaları, biri sigorta aracıları, dördü motorlu taşıt sigortaları, üçü diğer sigorta türleri, üçü ise hesaplar ve sigorta komitesi ile ilgilidir. Tüzük ise rekabetin düzenlenmesi ile ilgilidir.
Bunun dışında AB’nin sigortacılık mevzuatı olarak sayılabilecek bir de İsviçre- AB Sigortacılık Antlaşması ile bunun uygulama tüzüğünün mevcut olduğu görülmektedir. AB Birlik bölgesinden yerleşme ve hizmet sunma, rekabetin korunması, belirli tür sigortalarda mevzuatın yakınlaştırılması konularında gelişmiştir.
4.1. Avrupa Birliği’nde Mevcut Sigorta Mevzuatı
Reasürans ve Retrosesyon Alanında Yerleşme ve Hizmet Sunma Serbestisi: AB mevzuatında 25 Şubat 1964 tarihli yönerge ile bir üye ülkede kurulu reasürans şirketinin ya da karma şirketlerin diğer ülkelerde reasürans veya retrosesyon işlemi yapmasında hiçbir engel yoktur.
Yabancı Ülkelerde Sigorta Yaptırabilme: AB’nde bir ülkede yerleşik kişilerin diğer üye ülkelerden hizmet alması, bir üye ülkede faaliyet gösteren şirketin de ilgili resmi makamlara haber vermek şartıyla diğer üye ülkelerde hizmet sunması serbesttir.
Diğer Ülkelerde Hizmet Sunma: AB’ye üye ülkelerden birinde kurulu bir sigorta şirketi, ilgili resmi kurumları haberdar etmek suretiyle, ruhsatlı bulunduğu branşlarda diğer üye ülkelerde de sigortacılık hizmeti verebilmektedir (Tek Lisans İlkesi). AB üyesi ülkelerden birinde sigortacılık ruhsatı olan şirketler, diğer üye ülkelerde acenteleri vasıtasıyla da faaliyette bulunabilirler.
Kuruluş İzni: AB üyesi ülkelerde sigortacılık faaliyetinde bulunabilme izne tabidir. Bir üye ülkede faaliyet gösteren sigorta şirketleri, diğer üye ülkelerde şube veya umumi vekili vasıtasıyla sigorta sözleşmesi düzenleyebilir. AB üyeleri, kendi Pazar ihtiyaçlarını gerekçe göstererek, sigortacılık izni vermekten kaçınamazlar, bir başvuruyu reddettikleri taktirde bunu gerekçeli olarak başvuru sahibine bildirmek zorundadırlar.
Sigorta Branşları: 24 Temmuz 1973 tarihli yönergeye göre hayat dışı direkt sigorta faaliyetleri 18 branş ve 7 grup halinde toplanmıştır.
Tarifeler: AB kurallarına göre, üye ülkelerin tarifeleri ile tarifelerin düzenlenmesine ilişkin hesap yöntemleri hakkında ulusal mevzuat 1 Temmuz 1994’ten itibaren kaldırılmıştır.
Sorumluluk Sigortaları ve Zorunlu Sigortalar: Sorumluluk Sigortaları ve zorunlu sigortalar AB’nde gelişmiş ve yaygınlaşmıştır. Üye ülkeler Karayolları Motorlu Araçlar Mali Sorumluluk Sigortası (Trafik Sigortası) dışında kalan alanlarda kendi zorunlu sigortalarını tespitte serbest bırakılmıştır.
Genel Şartlar: AB sigorta genel şartlarının düzenlenmesi ve onaylanması ile ilgili olarak tam bir serbestiye geçmiştir. Her şirket kendi genel şartlarını çıkarabilmektedir.
Teminat Blokajı: AB’nde sigortalıyı koruma amacında bir teminat sistemi yoktur. Bunun yerine sigorta şirketlerinin, taahhütlerine karşılık asgari bir garanti fonuna sahip olmaları istenir.
Sigorta Türleri: AB turistik yardım, kredi ve kefalet gibi birçok sigortalara ilişkin yönergeler çıkarmış, bunlar için branşlar teşkil etmiş ve belirli eşgüdüm düzenlemeleri öngörmüştür.
5. TÜRKİYEDE SİGORTA HUKUKU
Şirketlerin rekabet ortamında mücadele edebilmesi öncelikle hukuki engellerin ortadan kaldırılmasıyla ve özellikle küreselleşme süreci ile hız kazanan serbest ekonomiye uygun yasaların uygulamaya konularak önemli boşlukların doldurulmasına bağlıdır. Hukuki mevzuatın iş dünyası tarafından algılanması ve söz konusu mevzuata uyum sağlanması şirketler için vazgeçilmez bir unsur olarak ortaya çıkmaktadır. Artık günümüz dünyasında rekabetin vazgeçilmez esas şartı hukuk alanında üstünlük ile mümkündür. Antidumping kuralları, menşei ülke kuralları, standardizasyon, sanayi ve mülkiyet hakları, tüketicinin ve rekabetin korunması vb. hususlarda gelişerek devam eden ve kendisini devamlı yenileyen bir dizi hukuki mevzuat, Türkiye’de mevcut kanun ve yönetmeliklerinde değişmelerine sebebiyet vererek yeni bir hukuki anlayış yaratmaktadır.
Yasal Düzenleme Gereği
Sigorta sektörü birçok sektöre kıyasla daha fazla düzenlemenin yapıldığı bir sektördür. Bu düzenlemenin nedenine bakıldığında istikrar-rekabet-düzenleme üçgeniyle karşılaşmak mümkündür:
Düzenleme/Serbest Rekabet
İstikrar Etkinlik
Şekilden de görüleceği üzerinde bu üçgenin birinci ayağı ne kadar düzenleme yapılması gerektiğini, hangi konularda düzenlemenin gerekli olduğunu, serbest rekabet ve bunun rekabetçi oyununa hangi ölçüde toleranslı davranılacağını göstermektedir.
Bir ülke içindeki farklılıklar çeşitli biçimlerde ortaya çıkarabilir. Burada zaman boyutu da önemlilik arz etmektedir. Diğer yandan sigortacılık ile yakın ilişki içinde olan sektörlerle (bankacılık, emeklilik sistemi gibi) farklılıklar ortaya çıkabilir. Bu açıdan bakıldığında üçgenin diğer iki ayağının istikrar ve etkinliğe dayandığı görülmektedir. Çünkü sigorta faaliyetleri kamu çıkarını ilgilendiren türden faaliyetlerdir ve bu tür özellikleri nedeniyle karakterize edildiklerinden, istikrara gerçek anlamda ihtiyaç vardır. Bu istikrar kendiliğinden sağlanamaz. İstikrar fiyat savaşları, yıkıcı rekabet ve kısa vadeli çıkarlar ile yıkılabilir. İstikrarı sağlamanın temel yöntemlerinden birisi yasal düzenleme yapmak olmasına rağmen, bu etkinlikte ciddi bir gerilemeye yol açabilir.
5.1. Türkiye’de Mevcut Sigorta Mevzuatı
Ülkemiz sigorta sektöründe mevcut sıkıntıların başında mevzuat boşluğu gelmektedir. Şu anda uygulanmakta olan 539 sayılı KHK ile değişik 7397 Sayılı Sigorta Murakabe Kanunu, KHK’nin dayandığı Yetki Kanunu’nun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olmasından dolayı dayanaktan yoksun kalmıştır. Bu nedenle bu kanuna dayanılarak çıkarılan Yönetmelikler de, açılan her dava ile birlikte iptal edilmekte ve sonuçta hiçbir müeyyidesi kalmamış bir mevzuat düzenlemesi içinde sigortacılık faaliyetleri yürütülmektedir.
Öte yandan rekabet ile ilgili olan 4054 Sayılı “Rekabetin Korunması Hakkında Kanun”a bakıldığında sektörle ilgili doğrudan herhangi bir hükme rastlanılmamakta; ancak mal ve hizmet piyasalarındaki rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı anlaşma, karar ve uygulamaları ve piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını önlemek, bunun için gerekli düzenleme ve denetlemeleri yaparak rekabetin korunmasını sağlama (M.1) amacını güden hükümlerine rastlanılmaktadır. Aynı şekilde bu kanunun kapsamını da piyasaya hakim olan teşebbüslerin bu hakimiyetlerini kötüye kullanmalarını ve rekabeti önemli ölçüde azaltacak birleşme ve devralma niteliğindeki her türlü hukuki işlem ve davranışlar, rekabetin korunmasına yönelik tedbir, tespit, düzenleme ve denetlemeye ilişkin işlemler (M.2) oluşturmaktadır.
5.2. Yasal Düzenleme Biçimleri
Yasal düzenlemenin boyutunu ülkenin sosyo-ekonomik yapısı, toplumsal bekleyişler, genel hukuk sistemi, yapısal gelişmenin tarihsel boyutu gibi etkenler etkilemektedir.
Reasürans ve retrosesyon alanında yerleşme ve hizmet sunma serbestisi: Türkiye’de kurulu sigorta şirketleri ile yabancı ülkelerde kurulmuş şirketlerin Türkiye’deki şubelerinin reasürans işleri, 1160 Sayılı Mükerrer Sigorta İnhisarı Hakkındaki Kanun gereğince ve 15.9.1991 tarihli ve 91/2276 Sayılı Kararname ile “Sigortacılıkta Yurt İçi Saklama Payı ve Reasürans Kapasitesini Artırma Sistemi”ne tabidir. Kararname gereği sigorta şirketleri reasürans işlerinin bir kısmını 2002 yılına kadar Hükümet adına işletilmek üzere Milli Reasürans T.A.Ş.’ne devretmek zorundadırlar. Yabancı sigorta şirketlerinin Türkiye’deki şubeleri de devir yükümlülüğüne tabidir. Devir, esas itibariyle reasürans primlerinin Türkiye’de kalmasını amaçlamakta, devir zorunluluğu giderek azalmakta, saklama payı %75’i bulan sigorta şirketleri önemli ölçüde bu zorunluluktan kurtulmaktadır.
Yabancı ülkelerde sigorta yaptırabilme: Mevzuatımıza göre tüketici sigortalarını Türkiye’de faaliyette bulunan şirketlere ve Türkiye’de yaptırması esastır (7397 S.K., 539 S.K.H.K. ile değişik 29.M.). Bunun istisnaları mevcuttur. Tüketici bu sigortaları yurtdışına yaptırabilirse de yabancı şirketler bu konuda izin almadan sınır ötesinden de olsa Türkiye’de faaliyet gösteremezler.
Diğer ülkelerde hizmet sunma: Türkiye’de şirket kurmak suretiyle sigortacılık yapmak izne tabidir. Yabancı sigorta şirketleri de ancak izin alarak şube açmak kaydıyla sigortacılık yapabilirler.
Yabancı sigorta şirketlerinin Türkiye’de izin almaksızın şube açamayacakları, ancak izin almak suretiyle faaliyet gösterebilecekleri ve Türkiye’de acentelik tesis ederek faaliyette bulunamayacakları kanunla düzenlenmiştir (7397 S.K., 539 S.K.H.K. ile değişik 2/1, 4. M.).
Sigorta branşları: Mevzuatımıza göre sigorta branşlarının Bakanlar Kurulunca belirlenebilmesi, bu konuda hızlı düzenleme yapabilme şansını vermektedir. Son yıllarda rekabet şartından kaynaklanarak piyasada ayakta kalabilmek amacıyla yeni ürünlerin sigortalanmasına sık sık rastlanılmaktadır.
Tarifeler: Daha önce de detaylı olarak ele alındığı üzere Türkiye’de 1990’dan itibaren büyük ölçüde tarifeler kaldırılmış ve rekabete ilk adım atılmıştır.
Genel Şartlar: Ülkemizde genel şartlar yasa gereği Hazine Müsteşarlığı’nca onaylanmaktadır (539 Sayılı K.H.K., M.28).
Teminat blokajı: Türkiye’de sigorta şirketleri Hazine Müsteşarlığı’na teminat göstermek zorundadır. Teminatlar doğrudan sigortalıyı korumayı amaçlayan bir özellik gösterirler (539 Sayılı K.H.K., M. 14/1).
Teknik karşılıklar ve yatırımların sınırlandırılması: Mevzuatımızda şirketlerin yatırım portföylerine ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca primlerin vadelendirilmesi ve acentelerle olan ilişkiler sınırlandırılarak teknik karşılıkların veya şirket varlıklarının prim alacakları şeklinde tutulması da dolaylı olarak sınırlandırılmıştır. Diğer bir sınırlandırma da teminat olarak yatırılan kıymetlere getirilen sınırlamadır.
6. AVRUPA BİRLİĞİNDE SİGORTACILIK FAALİYETİNDE BULUNMA ŞARTLARI
Avrupa Birliği Direktiflerine, özellikle Üçüncü Direktiflere göre bir işletmenin sigortacılık faaliyetinde bulunabilmesi için gerekli olan şartlar aşağıda belirtilmiştir.
6.1. Ruhsat Alınması Gereği
Sigortacılık faaliyetinde bulunabilme, sigorta işletmesinin merkezinin bulunduğu ülke yetkili makamlarından ruhsatname alınmasına bağlıdır. Ruhsat, işletmenin ana merkezinin bulunduğu ülkeden alınır. Bu nedenle, hizmet serbestisi içinde, merkezden alınan ruhsat,sigorta işletmesinin Avrupa Birliğine dahil ülkelerde şube şeklinde çalışması halinde de geçerlidir. Ayrıca, şubenin bulunduğu ülkede ruhsat almaya gerek yoktur. Ruhsat her branş için ayrı ayrı alınır. Ruhsat talebi, kurulacak sigorta işletmesinin detaylı bir faaliyet programı ve solvabilite marjının tesisine ilişkin belgelerle tamamlanır.
Ruhsat talebinin kabulü için aşağıdaki şartlara uyulması gereklidir.
6.1.1. Sigorta işletmesinin aşağıdaki belirli kuruluş şekillerinden birine göre kurulmuş olması.
Sermaye şirketi
Karşılıklı (mütüel) şirket veya ortaklık
Avrupa Birliğince kabul edilecek Avrupa şirketi şekli
Özel hukuk tüzel kişisinin tabi olduğu şartlara uyan kamu kurumu
6.1.2. Sadece sigortacılık faaliyetinde bulunmak.
6.1.3. Aşağıdaki hususları içeren bir çalışma programını sunmak.
Sigortalanacak riskler,
Reasüransa ilişkin hususlar,
Garanti fonu elemanları,
Yapılacak idari ve ticari yerleşim giderlerinin karşılığı,
İlk üç yıl için gider karşılıkları,
Doğrudan sigortacılık faaliyeti ile reasüransdan sağlanacak gelirler ve yapılacak giderler,
Şirketin mali durumu,
Yükümlülükleri ve ödeme yükümlülüğünü karşılayacak mali olanakları.
6.1.4. Aşağıdaki yazılı tutarlarda Asgari Garanti Fonu’nun tesis edilmiş olması
Kredi Sigortalarında 1,400,000 Euro
Hayat Sigortalarında 800,000 Euro
Zarar Sigortalarında, branşlar göre 200,000 ila 400,000 Euro
6.1.5. Şirket yönetimine sahip olanların mesleki bilgi ve ahlaki bakımdan gerekli şartları taşımaları.
Ruhsat verilmeden önce, ruhsat vermeye yetkili makamlar, şirket sermayesinde veya oy hakkında, en az yüzde on veya daha fazlaya sahip olan hissedarları veya ortakların durumunu ve kimliğini araştırırlar. Hissedarların veya ortakların durumu yetkili makamları tatmin etmeyecek olursa, bu makamlar ruhsatname talebini reddedebilirler. Buna karşılık, ekonomik ihtiyaçlar nedeniyle ruhsat talebi reddedilemez. Ayrıca sigorta poliçesi şartları, kullanılacak teknik esaslar ve halka dönük belgelerin önceden onaylanmasını istenmez.
6.2. Ruhsatın Geri Alınması
Verilen ruhsat aşağıdaki hallerde geri alınabilir.
Ruhsatın verilmesinden itibaren 12 ay içinde kullanılmaması,
En az altı aydan beri sigortacılık faaliyetinde bulunulmamış olması,
Devletçe öngörülen hallerde ruhsatın hükümsüzlüğü,
Ruhsatın verilmesi şartlarına uyulmaması,
İyileştirme planları ile mali planlarda öngörülen sürelerde bu planların gereğinin yapılmamış olması,
Mevzuat ile belirlenen yükümlülüklere ciddi bir şekilde uyulmaması.
Ruhsatın geri alınması veya hükümsüzlüğü halinde yetkili makamlar, sigorta işletmesinin sigortacılık faaliyetinde bulunmaması için diğer ülkelerin yetkili makamlarını haberdar ederler ve bunun için sigortalıların menfaatlerini koruyucu tedbirleri alırlar; özellikle sigorta işletmesinin aktifleri üzerindeki tasarruf yetkisini kısıtlarlar.
Ruhsat ile ilgili bütün kararların gerekçeli olması ve sigorta işletmesine bildirilmesine gereklidir.
6.3. Hissedar Olma
Bir sigorta işletmesinin doğrudan doğruya veya dolaylı bir şekilde en az yüzde on hissesine sahip olmak isteyenler işletmenin merkezinin bulunduğu yetkili makamlara bunu bildirmek zorundadırlar. Aynı zorunluluk, şirket sermayesinin yüzde 20, yüzde 33 veya yüzde 50 sine ulaşan veya bu nispetleri aşan hisse katılımları için de söz konusudur.
Yetkili makamlar, bu katılımdan veya artırımdan memnun olmadıkları taktirde, kendilerine yapılan bildirimden itibaren üç ay içinde bu katılım projesini reddedebilirler.
Yukarıda belirtilen yüzdeler ve bununla ilgili yükümlülük, hisselerde azalma halinde de uygulanır ve yetkili makamlara bildirilir.
Sigorta şirketleri, sermayelerinde bu katılım basamaklarına göre olan değişimleri ve aşamaları aynı şekilde bildirmekle yükümlüdürler. Ayrıca yılda en az bir defa şirket sermayesinin en az yüzde 10 hissesine sahip olanların kimliğini bu makamlara bildirmek zorundadırlar.
Yetkili makamlar, bu hissedarların tutumunun şirket yönetiminin sağlıklı ve tedbirli olmasını engellemesi riski karşısında, gerekli tedbirleri alabilirler.
Yetkili makamların kabul etmemesine rağmen, sermayeye iştirak edilmesi halinde, oy hakkının kullanılması askıya alınabilir veya bu oylar yok veya geçersiz sayılabilir.
6.4. Mali Durumun Takibi
Sigorta şirketi mali durumunun gözetimi;şirket şube şeklinde çalışsa dahi, şirket ana merkezinin bulunduğu ülke yetkili makamlarına aittir.
Şirketin şube şeklinde faaliyet gösterdiği üye ülke yetkili makamı mali durum ile ilgili endişesinin gerekli bilgilerle, o şirketin ana merkezinin bulunduğu ülke yetkili makamlarına bildirir.
Şirket merkezinin yetkili makamı özellikle, ödeme gücü ve teknik karşılıklar üzerinde durur. Bu yetkili makam sigorta işletmesinden
İyi bir idari ve mali organizasyonlaşma ile
İşletmede iç denetim
sağlanmasını ister.
Sigorta işletmesi şubesinin bulunduğu ülke yetkili makamları, işletmenin bu mali gözetimine iştirak edebilirler.
Şirket merkezinin bulunduğu ülke yetkili makamı, işletmenin Avrupa Birliği içindeki tüm faaliyetinin kontrolü için belirli sürelerde gerekli bilgi ve belgelerin kendisine gönderilmesini isteyebilir.
Yetkili makamlar bu belgeleri yapacakları denetimlerde baz olarak kullanmakla beraber işletme üzerinde de denetim yapabilirler, şirket faaliyetinin mevzuata uygun olması, çalışma planına uyulması için gerekli tedbirleri alabilirler ve bu tedbirlerin uygulanmasını takip ederler.
6.5. Portföy Devri
Avrupa Birliğine dahil ülke sigorta işletmesinin portföyünün tamamen veya kısmen devredilebilmesi için,devri yapacak işletmenin bulunduğu yetkili makamın izni ve portföyü kabul eden sigorta işletmesinin bulunduğu ülke yetkili makamının da devir gerçekleştiğinde portföyü kabul eden işletme tarafından gerekli ödeme gücü yeterliliğinin sağlanacağını onaylaması gerekir.
Bir şube portföyünün devredilebilmesi için, şubenin bulunduğu ülke yetkili makamının görüşünün alınması gerekir. Üye ülkeler, bu konudaki görüşlerini üç ay içinde verirler. Bu süre içinde cevap verilmemesi halinde, karşılıklı anlaşmanın olduğu kabul edilir.
Portföy devri, sigorta sözleşmelerinde yükümlülüğü taşıyan işletmenin bulunduğu ülkede kamuya duyurulur. Sigorta ettirenler veya sigortalılar veya devredilen sigorta sözleşmelerinden dolayı hak sahibi olanlar veya yükümlülükleri doğanlar bu devre itiraz edebilirler. Doktrinde, sigorta işletmelerinin birleşmesi halinde de denetim organlarının, teknik yükümlülükleri temsil eden aktiflerin sağlandığını ve ödeme gücü yeterliliğine ilişkin asgari karşılıkların temin edildiği aramaları, bu suretle, sigortalıların veya lehdarların menfaatlerinin, şirket hissedarlarının yararına zarara uğramamasını sağlamaları gerektiği belirtilmektedir.
7. AB PAZARI (Sigortacılık Sektöründe Rekabetin Düzenlenmesi)
7.1. Pazar Ve Hizmet Pazarlaması
7.1.1. Hizmet Pazarlaması Kararları
- Hizmetlerin Yaratılması ve Sunumu
İşletmeler, pazarlama stratejilerini geliştirirken birçok faktörü dikkate almak durumundadırlar. Hizmet işletmeleri de, sunacakları ürünlerine yapısına ve onların yaratılmasında kullanılacak işlevsel prosedürlere bağlı olarak alternatif seçimlerle karşılaşırlar.
Hizmetin planlanma, yaratılma ve sunulması, şirket düzeyinde, amaçları ve kaynakları ortaya koyarak başlar. Pazar ve rekabet analizleriyle pazarlama fırsatları ortaya konur. Pazar bölümlemesi yapılarak, hedef alınacak Pazar bölümlerine sunulacak her bir hizmet için konumlandırma stratejisi geliştirilir. İşletme, belirlenen konumlandırma stratejisini desteklemek için, ihtiyaç duyduğu fiziksel olanakla, ekipman, bilgi ve iletişim teknolojisi ve insan kaynaklarını kendi olanaklarıyla mı yoksa dış kaynak yaratarak mı tedarik edeceğine karar vermelidir.
Bundan sonra “hizmet pazarlaması” kavramı gelmektedir. Bu aşamada müşteriye sunulan faydalar çeşitlenir ve bununla ilgili olarak maliyetler belirlenir. Müşteriye sunulacak öz-hizmet ve onun tamamlayıcı hizmetlerinin ne olacağı, bunların nerede ve ne zaman bulunabileceği ele alınır. Ayrıca müşteri açısından para, zaman, zihinsel ve fiziksel çabayı kapsayan maliyetler ortaya konur.
Bu aşamada hizmet faaliyetleri kavramı beraber değerlenir. Hizmet faaliyetleri coğrafi alana göre, mevki sayısına ve iletişim olanaklarına göre değerlenir. Ayrıca bu faaliyetlerin süre, gün, mevsim gibi zaman çizelgesi, hizmetin sürekli olup olmadığı, dış kaynak yaratma ihtiyacının olup olmadığı ve ön ve arka plana hangi görevlerin tahsis edileceği belirlenir.
Hizmet pazarlaması kavramı ve hizmet faaliyetleri kavramı, hizmet sunum sürecini oluşturur. Hizmet sunum sürecinde gerekli değerlemeler yapıldıktan sonra , performans değerlemesi yapılır. Müşteri memnuniyeti, hizmet performansının onların beklentilerini ne kadar karşıladığına bağlı olarak değişecektir.
7.1.2. Öz Tamamlayıcı Hizmetler ve Fiyatlama Kararları
Her hizmet için müşterinin harcadığı para, zaman ve çabasına karşılık hizmet işletmesinden elde etmek istediği beklentileri vardır. Hizmet işletmeleri bu beklentileri ne kadar iyi yerine getirirse, pazarda o denli rekabet gücü kazanacaktır. Gelişmiş bir sektörde, öz-hizmeti geliştirme fırsatları olmasına rağmen, işletmeler, rekabet avantajı elde etmek için, öz-hizmeti çevreleyen tamamlayıcı hizmetlerin performansını artırma üzerinde yoğunlaşır. Burada asıl olan, işletmelerin öz-hizmet işlevini iyi bir şekilde yerine getirmeleridir. Aksi halde, pazardaki mevcudiyetinin tehlikeye girme olasılığı yüksektir.
Öz ve tamamlayıcı ürünler hakkında Theodore Levitt’e göre ürün ve hizmet ile ilgili düşünceler gittikçe farklılık göstermektedir. Satılan ürün o kadar temel ve jenerik değil fakat onu çevreleyen müşteri tahmininin kümesidir. Levitt’ten sonraki araştırmacılar da ürünün çekiciliğini artırmak amacıyla yapılan eklemelerden oluşan ürün için “genişletilmiş ürün” kavramını geliştirmişlerdir.
Hizmet işletmesi fiyatlama kararlarını bazı şartların etkisi altında almaktadır. Farklı konulara ilişkin bazı kararlar şunlardır:
Hizmete ne kadar fiyat yükleneceği konusu, fiyatlama stratejisi oluştururken kritik önem taşır. Bu konuda öncelikle maliyetlerin ne seviyede olduğu tespit edilmelidir. Ayrıca, farklı fiyat düzeylerine ilişkin tüketici hassasiyetini ve rakiplerin benzer hizmetlere yükledikleri fiyatları dikkate almalıdır. Fiyatlama kararları alınırken yapılacak indirimlerin miktarı da belirlenmelidir. Burada karar verilmesi gereken bir diğer husus, fiyatlamanın tam rakam biçiminde mi yoksa olduğundan daha azmış gibi bir etki yaratan “psikolojik fiyat” şeklinde mi olacağıdır.
Fiyatlama esaslarının ne olduğunun belirlenmesi gerekir. Bunun için hizmet biriminin yapısı dikkate alınır. Örneğin sigorta işletmesi, fiyatı sigorta bedelini esas alarak tespit etmektedir. Ancak bu fiyatı öz-hizmet ve tamamlayıcı hizmetlerden oluşan hizmet paketi de etkileyecektir.
Fiyatlama ile ilgili bir diğer konu, ödemeleri kimin kabul edeceğidir. Örneğin sigorta acentelerinin sigorta primini tahsil edip etmemesi gibi.
Ödemenin ne zaman yapılması gerektiği belirlenerek müşteriyi bilgilendirmek gerekir.
7.1.3. Tutundurma Kararları
Hizmet işletmesi, rekabet avantajı elde etmek ve satış gelirini artırmak, hizmetini tanıtmak ve müşterileri cezbetmek amacıyla tutundurma araçlarını kullanır. Hizmet tutundurma araçları mamul pazarlamasında olduğu gibi reklam, duyurum, kişisel satış, satış tutundurma vb. gibi unsurlardır.
Tutundurma ve iletişim, pazarda işletmenin ve onun ürününün konumlanmasında önemli bir role sahiptir. İşletme ve onun ürünü hakkında bilgi vermek, müşteriye ihtiyacını karşılayacak en iyi çözümün ürünleri olduğunu ikna etmek ve müşteriyi satın almaya teşvik etmek amacıyla kullanılır.
7.2. Rekabetçi Pazarlama Stratejileri
İşletmeler pazarlama stratejilerini geliştirirken birçok faktörü dikkate almak durumundadırlar. Rakipler de bu faktörlerden birisidir. Ancak işletmenin pazardaki konumuna göre, pazarlama stratejilerinin geliştirilmesinde göz önünde bulunduracağı rakipler farklılık gösterecektir. Örneğin, pazarda lider konumunda olan bir işletmenin rakipleri karşısındaki stratejileriyle, izleyici konumundaki bir işletmenin stratejileri aynı olmayacaktır. Bu açıdan bakıldığında işletmelerin pazarda dört konumundan bahsetmek mümkündür:
- Pazarda lider konumunda olan işletmeler (market leader)
- Meydan okuyucu konumunda olan işletmeler (challenger)
- İzleyici konumunda olan işletmeler (follower)
- Köşe tutucu konumda olan işletmeler (nicher)
7.2.1. Avrupa Birliği Sigorta Yönergeleri ile Pazarda Ulaşılan Durum
AB sigortacılık iç pazarının düzenlenmesi ile ilgili uygulamaya konulan yönergelerin üye ülkeler hukukunda meydana getirdiği eşgüdüm sayesinde 1 Temmuz 1994’ten itibaren bir sigortacı, AB ülkelerinin egemenlik alanlarından oluşan bir coğrafyada yerleşme ve hizmet sunma özgürlüğü çerçevesinde sigortacı olarak yetkilidir. Bu sigortacı aynı zamanda tamamen yerleşik olduğu üye ülkenin sigortacılık denetimine tabidir.
AB yönergelerinin tam olarak bir iç sigorta pazarı yaratıp yaratmadığı konusuna gelince; sigorta girişimlerinin yerleşik oldukları ülkelerin sınırları ötesinde gelişmesinin hala hukuki ve fiili engellerle karşı karşıya olduğunu söylemek mümkündür. AB organlarının yıllardır süren çalışmaları, yeknesak (tek düzen) “Avrupa Poliçesi” hazırlamak,geliştirmek ve AB düzeyinde pazarlamak için yeterli değildir. Özel sigorta sözleşmeleri mevzuatının boyutları ve karmaşıklığı bunun kolay olmadığını göstermektedir.
Sigorta kapsamındaki rizikonun, rizikonun bulunduğu ülkenin sözleşme hukukuna tabi olması, hukuki çerçevelerin , dolayısıyla poliçelerin birbirinden farklı şekilde düzenlenmesi ve farklı kalması gerçeğini ortaya koymaktadır. Hayat dışı sigortalarda büyük rizikolarla ilgili esnek düzenleme ve genel şartların onaya tabi tutulmaması, tek düzen bir sözleşme hukuku doğmasına yol açmamaktadır. Ayrıca üye ülkeler, sigorta ürünlerinin satışını, genel çıkarlara uygun olmadığı gerekçesiyle engelleme hakkına sahiptir. Bu konudaki uyuşmazlıkların AB yargı sisteminde çözümlenmesi gerekmektedir. Bu da pazarın bütünleşmesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durum uygulamada yerli sigortacının yabancıya nazaran daha avantajlı olması nedeniyle, sigortacıyı AB iç pazarı içinde işletmesini sınır ötesinde genişletmekten alıkoymaktadır.
Bu yüzden gelişmeler AB iç pazarının bütünlüğü çerçevesinde içsel ekonomiler yaratabilmek için birleşmeler ve şirket satın almaları yönünde olmaktadır. Böylece sigortacılık AB düzeyinde daha geniş bir pazarı hedef alarak yeniden şekillenirken, sigorta ürünleri ulusal kalmaya devam etmektedir.
7.2.2 Şirket Birleşmeleri
Konsolidasyon (şirket birleşmesi) dünya piyasası için yeni değildir. Ancak son yıllarda “küreselleşmenin bir sonucu olarak reasürans/sigorta şirketlerinde birleşmeler yoluyla büyüme (sermaye yoğunlaşması) gözlenmektedir. Avrupa’da tek Pazar yaratma düşüncesi Avrupa şirketleşmesini de değişik biçimde etkilemiştir. Özellikle Amerikan ve Japon rekabetini dikkate alan büyük şirketler, büyüme yollarını arayarak birleşme yoluna gitmektedir. Birleşme sonucunda şirketlerin risk anlayışları değişmekte, dolayısıyla sigorta gereksinimleri de değişik biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu birleşme (mergers), satın alma/ele geçirme, stratejik işbirliği/ortaklıklar şeklinde olabilmektedir. Küreselleşen dünya ekonominde risk boyutlarının büyümesi, katastrofik hasarların artması, ister istemez şirketleri, varlıklarını artırarak sermayelerini yükseltmek ve bütünleşmeye gitmek zorunda bırakmıştır.
Dünya reasürans piyasasının önde gelen grupları, satın aldıkları şirketleri birleştirip faaliyet stratejilerini rafineleştirirken, diğer şirketler piyasa boşlukları bulma, yenilerini yaratma ya da var olanı geliştirme konusunda korkunç bir şekilde mücadeleye girişmişlerdir.
Global reasürörlerin rekabet alanı daha ivedi adımlarla değişmeye ve dolayısıyla iş yürütme yöntemlerini etkilemeye başlamıştır. Yas ve yönetmeliklerin kalkması (deregulation) şimdiden Alman ve İsviçre piyasaları üzerinde çok büyük etkiler yaratmıştır. Bunun nedeni geçmişin katı tarife sistemlerindeki gevşemeyle beraber ilk sigorta aşamasında daha fazla rekabet ortamının doğmuş olmasıdır.
Sigorta sektöründeki şirketler halen yeni pazarda başarılı olabilmek için doğru karar alabilmenin zorunluluğunu yaşamaktadırlar. Şirketlerin değişik şirketlerle birleşmeleri, finansal hizmet kuruluşları olarak Avrupa çapında büyümelerini sağlamaktır. Böylece “2000 Yılların Pazarı”nı oluşturacakları şüphesizdir. Ancak şirket satın alma ya da birleşme suretiyle büyümeye çalışan müteşebbis gruplar, Avrupa Pazarında uygun rekabet ortamı yakalayabilirlerse başarılı olacaklardır.
Büyük sigorta şirketleri banka şubeleriyle yeni bir satış yolu kazanmakta, tek merkezden yönetilen kaliteli büyük bir işgücüne sahip olarak “inhouse banking=dahili bankacılık” denilen bilgi işlem ağından yararlanmaktadır. Banka ve sigorta sektöründeki birleşmeler umulmadık boyutlara varsa da bunlar arasındaki finansal yakınlık konusunda tereddütler mevcuttur. Ancak AB ülkelerinin tümündeki sigorta şirketleri için Avrupa boyutlarına ulaşmak son derece cazip olmaktadır.
Aşağıda Dünya Finans Sektöründe sigorta ile ilgili en büyük beş birleşme verilmiştir.Görüldüğü gibi en büyük birleşme bir sigorta şirketine aittir.
Alan Firma Alınan Firma Milyar$
Travelers (USA)- Sigorta Citicorp (USA)- Banka 82.5
Zurich Ins.(İsviçre)- Sigorta Bat (İngiltere)- Finans.Tütün 16.2
Commercial Union (İngiltere)- Sigorta General Accident (İngiltere)- Sigorta 10.9
Allianz (Almanya)- Sigorta AGF (Fransa)- Sigorta 10.3
AXA (Fransa)- Sigorta U.A.P. (Fransa)- Sigorta 7.2
Tablo 1: Önemli Ülkelerin Sigorta Prim Gelirleri ve Dünya Prim Gelirlerinden Aldıkları Paylar (milyon $)
1970 1980 1990 1994 1995 1996
Ülkeler $ % $ % $ % $ % $ % $ %
AB Ülkeleri - - 118193 27.17 362529 26.74 501497 25.49 588244 27.44 618157 29.35
Belçika 878 0.76 4393 1.01 8674 0.64 10994 0.56 13519 0.63 15323 0.73
Almanya 7603 6.61 40252 9.25 92451 6.82 128459 6.53 155051 7.23 152218 7.23
Danimarka - - - - - - - - 9103 0.42 11118 0.53
Finlandiya - - - - - - - - 4367 0.43 10105 0.48
Fransa 4511 3.92 22632 5.2 74317 5.48 110465 5.61 131637 6.14 136841 6.5
Yunanistan - - - - - - - - 1884 0.09 2082 0.1
İngiltere 5139 4.47 31033 7.14 101716 7.5 116930 5.94 127904 5.97 137061 6.51
İrlanda - - - - - - - - 5175 0.24 6532 0.31
İtalya 1870 1.63 7251 1.67 30223 2.23 34370 1.75 38566 1.8 43911 2.09
Lüksemburg - - - - - - - - 4419 0.21 3914 0.19
Hollanda 1562 1.36 8582 1.96 24101 1.78 29421 1.5 35731 1.67 36139 1.72
Avusturya - - - - - - - - 12813 0.6 13608 0.65
Portekiz - - - - - - - - 5202 0.24 6048 0.29
İsveç - - - - - - - - 7133 0.51 13057 0.62
İspanya - - - - - - 24645 1.25 26967 1.26 30200 1.43
Avustralya 1773 1.54 7044 1.62 22157 1.63 23089 1.17 27164 1.27 33103 1.57
Japonya 7852 6.83 59195 13.61 278273 20.53 606015 30.8 637256 29.73 519589 24.67
ABD 67910 59.05 189805 43.63 482108 35.56 594195 30.2 623975 29.11 652992 31.01
Dünya Toplamı 115000 100 435000 100 1355728 100 1967787 100 2143408 100 2105838 100
Tablo-2: Seçilmiş Ülkelerin Sigorta Satışı ve Yoğunluğu
KİŞİ BAŞINA DÜŞEN GELİRLER
Primlerin GSİYH’ya Oranı (%) HAYAT HAYAT DIŞI TOPLAM
Ülkeler 1980 1996 1980 1996 1980 1996 1980 1996
ABD 7.23 8.55 284.9 1076 548.8 1381 833.7 2460
Kanada 5.11 6.02 213.3 501 307.1 709 520.4 1210
Almanya 5.29 6.47 270.6 762 383.3 1097 653.9 1858
Belçika 4 5.71 120.1 670 325.4 837 445.9 1507
Fransa 3.69 8.89 113.3 1559 305.9 790 419.2 2349
İngiltere 5.78 10.71 285.7 1433 269 677 554.7 2110
İtalya 2 3.62 16.7 294 110.4 471 127.1 765
Hollanda 5.47 9.12 241.2 1268 361.9 1060 603.1 2328
Japonya 5.12 11.7 3470 3236 159.9 896 506.9 4132
Tablo-3: Önemli Ülkelerin 1996 Nüfusu ve Birlik İçindeki Oranı
Ülkeler Nüfus 1996
(000) AB içindeki Payı (%) 1990-1996 Büyüme Oranı (%)
Almanya 81818 22 2.9
Belçika 10143 2.7 1.7
Danimarka 5251 1.4 1.7
Finlandiya 5117 1.4 2.4
Fransa 57779 15.6 2.5
Yunanistan 10411 2.8 2.9
İngiltere 58293 15.7 1.8
İrlanda 3621 1 2.2
İtalya 57331 15.4 1.0
Lüksemburg 0.413 0.1 1.3
Hollanda 15493 4.2 3.4
Avusturya 8040 2.2 4.1
Portekiz 9808 2.6 0.2
İsveç 8838 2.4 3.1
İspanya 39121 10.5 1
AB Ülkeleri 371475 100 2.1
ABD 265765 - 6.3
Japonya 123611 - 1.3
Tablodan da görüldüğü gibi, 15 ülkeden oluşan ve yaklaşık 375 milyon civarında nüfusu olan AB’nde sigortacılık sektörü gerek istihsal ve gerekse Gayri Safi Yurt İçi Hasıla içindeki payı açısından dünya ekonomisinde önemli bir payı oluşturmaktadır. Örneğin, 1996 yılı itibariyle prim gelirlerine (Tablo 1) bakıldığında AB ülkeleri prim gelirleri toplamı 651,151,000,000 $ düzeyinde olup bunun büyük bir kısmını (yaklaşık %65’ini) Almanya (152,218,000,000 $), İngiltere (137,061,000,000 $) ve Fransa (136,841,000,000 $) oluşturmaktadır. Dünya ekonomisinin lideri durumunda olan ABD’nin ise 1996 yılı prim geliri 652,992,000,000 $ düzeyinde olup neredeyse AB üyeleri ülkelerinin toplamına eşittir. Zaten dünya prim geliri toplamı 2,105,838,000,000 $ olup, bunun %30.92’sini AB ülkeleri, %31.01’ini de ABD paylaşmaktadır. Bu iki toplam prim paylaşımından sonraki en büyük prim gelirlerini %24.67 ile Japonya almaktadır (Tablo 1). O halde AB’nin bazı ülkeleri ( Almanya, İngiltere, Fransa) dünya sigortacılığında ABD,Japonya gibi ülkelerden sonra ilk sırayı alan ülkeler arasında yer almaktadır ve bu ülkelerin günümüz sigorta endüstrisi ve tekniği oldukça gelişmiştir.
AB ile mevcut diğer birlik ve organizasyonların önemli sektörel göstergelerini aşağıdaki tablolarda görmek mümkündür.
Tablo 4: Bazı Birlik ve Organizasyonların 1996 Yılı Mukayeseli Prim Gelirleri
HAYAT HAYAT DIŞI TOPLAM
Birlik/Organizasyon Prim Geliri Milyon$ Önceki Yıla Göre Değişim (%) Prim Geliri Milyon $ Önceki Yıla Göre Değişim (%) Prim Geliri Milyon $ Önceki Yıla Göre Değişim (%)
OECD* 1,135,562 0.98 842,255 0.44 1,977,816 0.75
G7** 962,736 (0.33) 716,071 (0.29) 1,678,808 (0.31)
EÜ*** 332,052 10.10 286,105 (0.33) 618,156 5.2
NAFTA**** 302,852 4.29 390,432 (1.0) 693,285 1.24
ASEAN***** 8,941 14.34 8,616 12.79 17,557 13.57
(*) 1997’de 29 ülkeyi kapsamaktadır
(**) Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada ve ABD
(***) 15 üye ülkeden oluşmaktadır
(****) ABD,Kanada ve Meksika
(*****) Endonezya, Malezya, Filipinler, Singapur ve Tayland.
Netice itibariyle 1995 yılından bu yana, reasürans piyasaları ile sigorta piyasası arasındaki etkileşimden doğan düşük fiyat politikalarına rağmen reasürans kapasitesindeki artış, büyük reasürans şirketlerinin küçük şirketleri bünyelerine aldıkları görülmektedir. Artan rekabete ve fiyat düşürümlerine rağmen, şirketler düşük marjlarla bile olsa karlılıklarını sürdürmüşlerdir. Öte yandan, muhtemel gelirlerini sağlamak ve piyasaya ayak uydurabilmek amacıyla da yeni ürünlere ve yeni piyasalara yönelmişlerdir. Özellikle son yıllarda “finansal reasürans” adıyla anılan (teknik karlılığı mali karlılıkla beslemeyi amaçlayan) “alternatif risk transferi” ürünleri, reasürans şirketleri için önem kazanmış bulunmaktadır.
Güçlü sigorta şirketleri yüksek saklama paylarıyla, hem kendi piyasalarında süren rekabet ortamında söz sahibi olmakta, hem de reasürans ihtiyaçlarını bölüşmesiz anlaşmalarla karşılama yoluna gitmektedirler.
Sonuçta Avrupa’da 2000’li yıllarda sigortacılık sektörü yoğun rekabet ortamında ve kontrolü zor şartlar altında, ancak yeni ve cazip ürünler sunabilen, yeterli öz kaynağa sahip, tüm finans ve müşteri hizmetlerine önem verebilen, ölçülü ve bilinçli büyümeyi hedefleyen şirketlerin pazarı olacaktır.
7.3. Tek Sigorta Pazarı
AB içerisindeki ülkelerin birbirleriyle serbest ticaret yapmasını engelleyen fiziksel, teknik ve mali engellerin kaldırılmasının sonuçlarını sigortacılığı dikkate alarak incelediğimizde, hizmet sektöründe fiziksel engellerin çok önemli bir engel olmadığını, fakat mali ve teknik problemlerin kaldırılmasının önemli olduğunu görürüz. AB Tek Sigorta Pazarı’nın oluşturulması için yapılan mevzuat çalışmaları mali ve teknik engellerin kaldırılmasına yöneliktir.
1979 yılında AB Resmi Gazetesi’nde yayınlanan “Sigorta Sözleşmesi Hukuk Taslağı Direktifi” ile somutlaşan “AB Tek Sigorta Pazarı” oluşturma çabaları, bahsi geçen direktifin yasalaşmadan gündemden çıkarılmasıyla bir süre beklemede kalmıştır. 1984 yılında AB’ne üye olan devletlerde (kara) nakil vasıtalarının sigortalanması zorunlu kılınmıştır. 1990 yılındaki bir direktifle kanuni ikametgahı AB içinde olan trafik sigortası düzenleyen şirketlere diğer ülkelerdeki motorlu araçlar için sigorta poliçesi düzenleme serbestisi sağlanmıştır.
AB organlarının hazırlamakta olduğu mevzuat “direktif” olarak yasalaşmaktadır. Dolayısıyla AB Hukuku ile oluşturulmasına çalışılan “AB Tek Sigorta Pazarı”nın Üye Ülkelerde biçim ve uygulama açılarından farklılıklar görülebilir. Bu direktifleri birinci, ikinci ve üçüncü grup direktifler olarak inceleyeceğiz. Bu incelemeyi yapmadan önce sigorta sektöründeki rekabeti düzenleyen bir direktifin ve müşterek sigortalama konularında da yasaların olduğunu hatırlatmakta yarar vardır.
7.4. Birinci Grup Direktifler
Birinci grup direktifler sigorta sektörünün iskeletini oluşturmaya yöneliktir. Bunlar; (1) Hayat Sigortası Birinci Direktifi, ve (2) Hayat Sigortası Dışındaki Sigorta Birinci Direktifidir. Bahsi geçen direktifler, sigorta şirketlerinin kuruluş ve işleyişine ilişkin mevzuatı AB içerisinde uyumlaştırmayı hedeflemektedir.
Sigortacılık faaliyette iştigal edecek olan şirketlerin önceden izin alması gerekmektedir ve şirketin türü “Anonim Şirket” veya “Anonim Şirket’in” yasal statüsüne denk diğer şirketler olmalıdır. Bu şirketlerin yöneticileri müflis olmamalı ve yönetim bilimi ile ilgili eğitim almış veya bu alanda tecrübeli kişiler olmalıdır. Bu nevi sigorta şirketleri faaliyetlerine başlamadan önce faaliyet alanları, finansal kaynakları, sigorta sözleşmelerine koyacakları genel ve özel hükümler ve tahmini/beklenilen sigorta prim geliri konularında sigorta sektörünün istenilen doğrultuda çalışmasını izlemekle yükümlü kurumlara bilgi vermek zorundadırlar. Bu nevi şirketlerin yapması zorunlu olan diğer eylemler arasında yeterli miktarda teknik rizikolar karşılığı ayırmak, yeterli miktarda teknik rizikolar karşılığı ayırmak ve dönem sonunda bilanço ve gelir tablosu gibi finansal tabloları düzenlemek için kullanılacak hesapları tutmak sayılabilir. Kanuni ikametgahının dışındaki bir AB üyesi ülkede şube açmak isteyen sigorta şirketleri kendi ülkesindeki yetkili mercileri bilgilendirmelidir ve faaliyette bulunulacak ülkeden izin almalıdır. Hayat Sigortası Dışındaki Sigorta Direktifi’nin 12. ve 22. maddelerinin birlikte değerlendirilmesi sonucu olarak “sigortacılık yapma yetkisi alan kişilerin belirlenen koşulları yerine getirmemesi veya mevzuata uymaması halinde” yetkilerinin iptal edileceğini söyleyebilmek mümkündür.
Hayat Sigortası Dışındaki Sigorta Birinci Direktifi’nin kabul edildiği 24 Temmuz 1973 tarihinde, Konsey’in kabul etmiş olduğu bir başka direktif, hayat sigortası dışındaki sigorta şirketlerinin AB içerisinde faaliyetlerini yerine getirebilmesi için uyrukluk unsuru dikkate alınarak ayrımcılık yapılamayacağını yasalaştırmıştır.
Birinci grup sigorta direktifleri ile oluşturulan yapı daha sonra yürürlüğe girecek olan yasalarda da görülmektedir. Anlaşılmış olacağı üzere, birinci grup sigorta direktifleri sigorta şirketlerinin kanuni ikametgahının bulunduğu ülke mevzuatına önem vermektedir. Bir başka deyişle kanuni ikametgah esas alınıp, ticari faaliyetin fiilen yapıldığı ülke mevzuatı ikinci planda kalmaktadır. Bu durum şirketlerin mevzuatı daha ılımlı ve liberal olan ülkelere yönelmesine neden olabilmektedir. Hukuk literatürüne Amerika Birleşik Devletleri’nin ticari faaliyetleri düzenlemede en liberal eyaleti olan Delaware eyaletinin adıyla geçen Delaware Problemi’ni AB içerisinde görebilmek mümkün olabilir.
Konunun biraz dışına çıkıp Delaware Problemi’nin AB ile Gümrük Birliği Antlaşması yapmış olan memleketimizin çok önemli bir fırsatı yakalamasına sebep olabileceğine değinelim. AB ile Gümrük Birliği Antlaşması yapıp tam üye olmanın verdiği avantajla, AB’ne tam üye olmak için biz değil AB’nin can damarı olan şirketler Türkiye’ye gelebilmek için çaba harcar duruma gelebilir. Bunun için yapılacak şey, mevzuatımızı şirketler için mümkün olabilecek en avantajlı duruma getirebilmektir. Delaware eyaletinde olduğu gibi Türkiye’de şirketler için vergi bakımından cennet haline gelebilir.Şirketler için vergi cenneti olacak ülkemiz, vergi gelirlerinin olağandışı artması sonucu en azından ekonomik bakımdan yaşanılmak istenen bir cennet haline gelebilir. Bunun gerçekleşebilmesi için ekonomik ve politik istikrarın tam sağlanabilmesi kaçınılmazdır.
7.5. İkinci Grup Direktifler
İkinci Grup Direktifler genel olarak kanuni ikametgahının bulunduğu ülke dışında sigortacılık faaliyetleriyle iştigal edip, bu ülkelerde şube, acentelik veya ana firmaya bağlı ortaklıklar kurmayan şirketlerle ilgili düzenlemeleri içermektedir. AB içerisinde sigorta sektörü mevzuatını uyumlaştırmaya yönelik Birinci Grup Direktifler’de olduğu gibi, İkinci Grup Direktifler de aynı şekilde iki ayrı direktiften oluşmaktadır. Bunlar; Hayat Sigortası İkinci Direktifi ve Hayat Sigortası Dışındaki İkinci Sigorta Direktifidir. Bununla beraber biraz sonra görüleceği üzere İkinci Grup Direktifler, Birinci Grup Direktiflerde olduğu gibi birbirleriyle tam bir paralellik içermemektedirler.
Her ne kadar İkinci Grup Direktifler Birinci Grup Direktiflerde olduğu gibi birbirleriyle uyumlu hükümler içermemektedir denildiyse de iki konuda ortak hükümler bulunmaktadır. Bunlar:
Hayat Sigortası İkinci Direktifi’nin 11. maddesi ve Hayat Sigortası Dışındaki Sigorta İkinci Direktifi’nin 14. maddesi her iki direktifte de “ kanuni ikametgahının dışındaki bir ülkede faaliyet gösterecek şirketlerin kendi ülkelerindeki yetkili mercilerden izin alması gerektiğine” hükmetmektedir. Yurt dışındaki mercilerden izin alınıp alınmayacağı genel olarak sigorta türüne bağlıdır. Hayat sigortası dışındaki sigorta genellikle ticari mahiyetteki geniş kapsamlı riskleri karşılamak için yapılır. Ticari riskleri kapsayan sigorta poliçeleri düzenlemek için yurt dışındaki mercilerden izin alınmasına gerek yoktur. Fakat sigorta poliçesinin konusu ticari olmayan bir riski kapsıyorsa yurt dışındaki yetkili mercilerden izin alınması gereklidir.
Genel olarak İkinci Grup Direktifler, sigortalının daimi adresinin bulunduğu ülke mevzuatının yapılan sigorta sözleşmesini düzenleyeceğine hükmetmektedir. Hayat sigortası dışındaki sigorta için kanuni ikametgah ile, meydana gelebilecek zarar ziyan aynı ülkede olacağından, yapılan sigorta sözleşmesi sigortalının daimi adresinin bulunduğu ülke mevzuatına tabi olacaktır. Bununla beraber sigorta edilen ile meydana gelebilecek zarar ziyan bir başka ülkede olduğu taktirde, bu durumda ya sigortalayan şirketin kanuni ikametgahının bulunduğu ülkenin mevzuatı ya da sigortalananın/zarar ziyanın meydana gelebileceği ülkenin mevzuatı, yapılan sigorta sözleşmesini düzenler.
Eğer sigorta sözleşmesinin hangi ülke mevzuatına göre uygulanacağı sözleşme metninde açıkça belirtilmiş ise ve sigorta sözleşmesinin yapıldığı ülke mevzuatı taraflara sözleşmelerin uygulanmasında hangi ülkenin mevzuatının geçerliliğini sözleşme ile belirleme imkanı veriyorsa, sözleşmede belirtilen ülkenin mevzuatı geçerli olacaktır. Eğer yapılan sigorta sözleşmesi birden fazla riski kapsıyorsa ve bu risklerin meydana gelme ihtimali AB’ne üye birden fazla ülkede oluşabilecekse, sigorta sözleşmesinin taraflarının ve sigortalanan şeyin bulunduğu ülkelerden herhangi birinin mevzuatını seçebilmek imkan dahilindedir. Hayat sigortası sözleşmelerinde daha önce belirtildiği üzere sigortalının daimi ikametgahının bulunduğu ülkenin mevzuatına göre sigorta sözleşmesi uygulanır olmakla beraber, şayet sigortalananın daimi ikametgahı ile vatandaşı olduğu ülke farklı ise sigorta sözleşmesine taraf olanlar, sigortalının vatandaşı olduğu ülkenin mevzuatına göre, sigorta sözleşmesinin uygulanmasını belirleyebilme hakkına sahip bulunmaktadırlar.
Hayat Sigortası İkinci Direktifi’nin 15. maddesi bu nevi sigorta sözleşmesinin yürürlüğe girebilmesi “vazgeçebilme süresi” olarak tanımlayabileceğimiz süre konusunda hükümler içermektedir. Bu süreyi memleketimizdeki Tüketicilerin Korunması Hakkındaki Kanunla getirilen süreye benzetebiliriz.
7.6. Üçüncü Grup Direktifler
Üçüncü Grup Hayat Sigortası Direktifi ve Hayat Sigortası Dışındaki Sigorta Üçüncü Direktifi, İkinci Grup Sigorta Direktifleri ile getirilen hükümlerin büyük bir çoğunluğunu içermektedirler. Üçüncü Grup Sigorta Direktifleri ile AB Tek Sigorta Pazarı için gerekli yasal düzenlemeler hemen hemen tamamlanmış gibidir. Getirilen en önemli yenilik “belirli bir sigortalayanın AB içerisinde düzenleyeceği bütün sigorta sözleşmelerinin kendi kanuni ikametgahlarının bulunduğu ülkenin mevzuatına göre düzenleyeceği hükmüdür. Böylece kanuni ikametgahının bulunduğu ülkece sigorta sözleşmesi yapabilme yetkisine sahip kılınmış kişiler, AB içerisinde herhangi bir ülkede yalnızca o ülkelerin yetkililerine bilgi vermek şartıyla herhangi bir AB ülkesinde serbestçe sigortacılık faaliyetlerini yerine getirebilme serbestisine kavuşmuş oldular.
7.7. Müşterek Sigorta Direktifi
1978 yılında çıkarılan Müşterek Sigorta Direktifi AB Tek Sigorta Pazarı İçin gerekli yasal düzenlemeler neticesinde pratikte hüküm ifade etmez duruma gelmiştir. Müşterek Sigorta Direktifi, Üye Devletlerden herhangi birinin kendi hukuk sistemi içerisinde diğer bir Üye Devlet mevzuatına göre faaliyette bulunan sigorta şirketlerinin sigorta poliçesi düzenleyebilmeleri için sigortalanacak kişi veya şeyin bulunduğu ülkede şube ve acente gibi daimi bir işyerinin açılmasına ilişkin hükümleri bertaraf etmek gayesini gütmekteydi. Anılan Direktif’in 2-4. Maddelerine göre, kendi ülkeleri dışındaki ülkelerde faaliyet gösteren sigorta şirketleri Üye Devletlerin mahalli bir sigorta şirketiyle müşterek olarak riski üstlenirken bu yöntemle bir başka ülkede sigortacılık faaliyetinde bulunmak için gittikleri ülkelerden izin almak zorunda değildirler.
8. AVRUPA BİRLİĞİNDE REKABET
AB ülkelerinin günümüzde sahip olduğu siyasi ve ekonomik gücü artık küçümsenemez bir boyuttadır. Ortak para birimine de geçmeleri ortak Avrupa ekonomisinin büyümesini ve dünyanın en büyük ekonomisi haline gelmelerini sağlama yolundadır.
Eylül 1993 tarihinde yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması ile, Topluluk; ortak bir pazarın ekonomik ve parasal bir birliğin kurulması ve ortak politikaların ve faaliyetlerin yürürlüğe konulması yoluyla Topluluğun bütünü içinde ekonomik faaliyetlerin uyumlu ve dengeli kalkınmanın çevreye saygılı, sürekli ve enflasyonist olmayan bir büyümenin, ekonomik performansların yüksek derecede bütünlüğünün, yüksek seviyeli bir istihdam ve sosyal korumanın, yaşam seviyesinin ve kalitesinin yükseltilmesinin, üye devletler arasında ekonomik ve sosyal bütünlülükle dayanışmanın iyileştirilmesi amacına sahiptir. Bu hedeflere ulaşmak için şu hususların yerine getirilmesi uygun görülmektedir:
Malların giriş ve çıkışlarında üye devletler arasındaki gümrük vergileri ve miktar kısıtlamaları ile diğer önlemlerin kaldırılması,
Üye devletler arasında malların, kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımındaki engellerin kaldırılarak ortak bir iç Pazar ve ortak bir ticaret politikası,
İç Pazar dahilinde rekabetin bozulmamasını sağlayacak bir rejim,
Topluluk sanayisi rekabetinin güçlendirilmesi,
Ortak pazarın işleyişinin gerektirdiği ölçüde ulusal mevzuat yakınlaştırması,
Bir Avrupa Sosyal Fonunu içeren sosyal alanda bir politika,
Ekonomik ve sosyal bütünleşmenin güçlendirilmesi,
Teknoloji araştırma ve geliştirmenin iyileştirilmesi,
Trans-Avrupa ulaşım ağlarının kurulmasının ve geliştirilmesinin teşviki,
Yüksek seviyeli sağlık korumasının gerçekleştirilmesine ve nitelikli eğitim ve öğretim ile üye devlet kültürlerinin yaygınlaşmasına katkı,
Ticaretin artırılması, ekonomik ve sosyal kalkınma çabalarının bir arada sürdürülmesi için deniz aşırı ülkelerde ve topraklarda ortaklık,
Tüketicinin korunmasının güçlendirilmesine katkı.
8.1. Avrupa Topluluğunda Rekabet Politikası
AB’nde rekabet politikası Paris ve Roma Antlaşmalarında ayrı ayrı düzenlenmiştir. Paris Antlaşmasında rekabet politikası Roma Antlaşmasına göre daha ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Roma Antlaşmasında rekabeti önleyici antlaşmalar ve kararlar şayet üye ülkeler arasındaki ticareti olumsuz yönde etkiliyorsa yasaklanmıştır. Roma Antlaşmasının rekabet hukuku ile ilgili hükümleri (tarım sektörü kısmen hariç) özellikle sigortacılık ve bankacılık gibi hizmet sektörleri başta olmak üzere ekonominin bütün dalları için geçerli olduğundan, burada daha çok Roma Antlaşması çerçevesinde rekabet politikası ele alınacaktır.
Avrupa Topluluğunda rekabet politikası, üye ülkelerin ortaklaşa izleyecekleri politikalar arasında yer almaktadır. AB içinde bütün ülkelerde rekabetin tam olarak sağlanabilmesi, ancak ülkeler için geçerli olacak kuralların belirlenmesiyle mümkündür. Bu amaçla Roma Antlaşmasında, Topluluk içinde rekabetin sağlanmasına yönelik kurallar ortaya konmuştur. Bunun gelişmesi, ancak hukuk kuralları tarafından teminat altına alınmış serbest rekabetin gerçekleşmesiyle mümkündür. Roma Antlaşması ile kurulan ekonomik sistemin temeli; rekabetin, devlet yardımları, farklı vergiler, kamu işletmelerine sağlanan ayrıcalıklar ve değişik ekonomi hukuku kuralları ile bozulmamasına bağlıdır. Haksız rekabet yapan şirketlere karşı rekabetin sağlanması hususu da her üye devletin kendi iç hukukuna bağlıdır.Oysa rekabet politikası, ekonomik rekabetin sınırlandırılmasına karşı ortak yararların korunmasını gerektirir. Çünkü rekabet, kalite, fiyat, ödeme koşulları ve sürümünün artırılması açısından, mal ve hizmetlerle ilgili olarak rakipler arası bir yarıştır. Neticede ekonomide tüketiciye iyi imkanlar sağlanır, teknik ve ekonomik gelişme teşvik edilir, maliyet ve fiyat artışları önlenir ve gelirin çeşitli sektörler arasında eşit oranda dağılımı sağlanır. Bu sebeple AB’nde ekonomik rekabet şartlarının piyasanın güçlü işletmelerince bozulmaması için özellikle kartellere karşı ayrıntılı bir düzenleme yapılmıştır. AB’nde bir kartelin yasaklanabilmesi için, o kartelin faaliyeti sonucunda ticaretin zarar görmesi gerekir.
Diğer taraftan Roma Antlaşması’nda, rekabeti bozucu devlet teşvik ve yardımları (sübvansiyonlar) ilke olarak (istisnaları olmakla birlikte) yasaklanmıştır. Aynı şekilde şirketlerin damping yapması da yasaklanmıştır.
İşletmeler arası birleşmelere gelince, kartelin aksine işletmelerin ekonomik işbirliği yapmaları teşvik edilmiştir. Birleşmelerin nedeni ile ortaya çıkan yeni şirketlerin güçlerinin artacağı, Ab dışındaki firmalar ile rekabet şanslarının çoğalacağı, çalışma şartlarının yükseleceği düşüncesi nedeniyle işleyen, rekabeti bozmayan ve verimliliğin artırılmasına yarayan işletmeler arası birleşmeler, rekabet hukuku açısından sakıncalı görülmemiştir. Bununla birlikte ortak girişimlerin pazarı ele geçirmemeleri, piyasaya girişe engel olmamaları gibi şartları da yerine getirmeleri gerekir.
8.2. Serbest Tarifeye Geçişin Rekabete Etkisi
Bugüne kadar sigortacılıkta rekabet, yeni ürünler geliştirerek hizmet yarışında bulunmak, riskleri karşılamada kolaylık ve hız kazanmak gibi sektöre güven, saygınlık ve dinamizm kazandıracak tedbirler şeklinde olmak yerine, daha çok yasal mevzuatın müsaade ettiği sınırları zorlayan, hatta bazen aşan, ödeme ve taksitlendirme kolaylıkları, bazı dolaylı komisyonlar ve risturnlar gibi kısır kalmaya mahkum uygulamalar şeklinde yürütülmüştür.
Serbest tarife sistemine geçişle, fiyatın tespitinde, rekabet, sağlanan teminatlar, riziko maliyeti göz önüne alınmaya başlanmış, müşteriye sağlanacak tahsilat ve taksitlendirme kolaylıkları ile fiyatın rekabet gücü artırılmaya çalışılmıştır. Bir yandan fiyatlar düşmüş, tahsilat vadeleri uzamış ve prim artışı hızlanmıştır. Diğer yandan tahsilat sorunu nedeniyle hasarlar zamanında ödenemez olmuş ve birçok şirket likidite sıkıntısına girmiştir.
Serbest tarifenin sektör üzerindeki etkileri 1990 yılında şu şekilde beklenmekte idi:
Teknik karlar düşecek, dolayısıyla teknik kar esasına göre çalışan Türk sigorta şirketlerinin mali bünyesi sarsılacaktır. Ancak bu düşme riski, şirketlerin daha isabetli maliyet hesapları ve daha dikkatli risk analizi yapmalarına teşvik edebilir. Çünkü bu konuda yapılan hatalı tahminler ve hesaplar önemli derecede tehlike yaratabilir.
Şirketlerin mevcut ve potansiyel fon değerlendirme anlayış ve davranışları değişecek, fonlarını daha rasyonel, rantabl bir şekilde değerlendireceklerdir.
Bazı şirketler ortak tarifeler uygulayacaklardır.
Şirketler öz sermaye artırımına gidecekler, bazı sigorta şirketleri birleşecek, bazıları halka açılacak,bazıları da yabancı ortak bulmaya çalışacaklardır.
Piyasaya yeni sigorta nevileri ve kombinezonları çıkacak, şirketler yeni ürünlerle sektöre yaratıcı bir dinamizm kazandırmak zorunda kalacaklardır.
Yabancı reasürörlerden alınan komisyonlarda düşmeler olacaktır.
Bazı şirketler belli sigorta branşlarında uzmanlaşmaya gideceklerdir.
Serbest Tarife Sistemi, müşteri ve risk bazında risk ölçüm tekniklerinin geliştirilmesi ve sektörel bazda derlenmiş çeşitli istatistiki verilerin ışığında gerçek bir fiyatlandırma sistemi geliştirilmesi sonucunda yeni teminatlar geliştirmek, ürün çeşitlemesine gidilmek, sigortalılara daha geniş kapsamlı hizmetler verilmek suretiyle Türk sigortacılığının geliştirilmesi şeklinde değil de, rekabetin yalnızca fiyatta olması gerektiği şeklinde algılanmıştır. Bu yanlış durum, bilimsel risk ekspertizi imkanına ve gerçek riziko değerini sağlıklı olarak tespite yarayacak güvenilir istatistiki verilere sahip olmayan şirketleri teknikten uzaklaşma pahasına gerçek olmayan fiyatlarla iş yapmaya yöneltmiştir.
Satışta müşterilere en ucuz ve en uygun fiyatın verilmesi kuraldır. Ancak bazı şirketler sigortalılarına, gerçek risk primlerinden tahmine dayanan indirimler yaparak Pazar paylarını artırma yolunu seçmişlerdir. Sadece fiyatı düşürerek o anda işi almak kısa vadeli ve sağlıklı olmayan bir tutumdur. Serbest rekabete açılmak, fiyat kırarak sigortalı sayısını artırmakla değil, sigorta bilincini tabana yayarak, ülkemizde oldukça yüksek olan potansiyel sigortalıları değerlendirerek olmalıdır. Aksi halde serbest rekabet sadece anlamsız fiyat düşürmeyle olmaz. Bu doğrultuda serbest rekabetin sektöre belli bir dinamizm getireceği kaçınılmazdır. Fiyat rekabeti tamamen şirketin kendi içindeki hesaplamalarını ve politikalarını ilgilendirmelidir. Örneğin sigorta şirketi karlı olduğu branşlarda fiyatı düşürüp, zararlı olduğu branşlarda fiyatı artırabilir. Ancak bunu da ticari kurallar çerçevesinde yapmalıdır. Nitekim 1990 yılından itibaren prim artışı açısından yaklaşık her yıl TL bazında %100’den aşağı artış olmamıştır. Ancak şirketler giderek düşen bir teknik kar elde etmişlerdir. Esasında şirketlerin faaliyet karı elde etmeleri ve bu faaliyet karları ile genel giderlerini karşılamaları gerekirken, serbest rekabet ortamı şirketlerin sıkıntılarına sebep olmuştur.
Bu durum, sigorta bedellerinin enflasyon oranında artarak sigorta şirketlerinin teminat verdikleri risk limitlerini yükseltirken, primlerin daha önceki yıllarda alınan poliçe primlerinin altında kalmasına yol açmıştır.
Serbest tarife sistemine geçilmesiyle, karlılığı sınırlı olmasına rağmen hasar frekansının çok sık, hasar/prim oranının çok yüksek olduğu kaza sigortaları ağırlık kazanırken, 1991 yılı primlerini 1990 yılı endeks ortalaması ile değerlendirince Kaza branşında (ferdi kaza hariç) %46.81, Makine-Montajda %11.77, Doluda %56.25, Hayvan Ölümünde %73.92 oranında artış sağlanırken, Yangında %8.19, Nakliyatta %0.93 oranında nispi bir azalma görülmektedir (Tablo 6).
Tablo-6: Sigorta Dalları İtibariyle Direkt Primlerin Dağılımı (%)
YIL Yangın Nakl. Kaza Makine Montaj Dolu Hayvan Ölümü Hast. Hukuk Koruma Hayat Dışı Hayat
1986 27.01 24.64 35.78 6.32 0.52 0.23 - - 94.50 5.50
1987 26.70 21.02 37.24 6.63 0.50 0.43 - - 92.52 7.48
1988 25.33 18.41 41.40 5.05 0.54 0.57 - - 91.31 8.69
1989 24.92 15.51 39.13 4.75 0.56 0.50 - - 85.38 14.62
19990 19.81 12.15 43.48 3.09 0.75 0.28 - - 79.56 20.44
1991 15.68 10.10 47.52 3.29 0.87 0.35 1.19 - 78.99 21.01
1992 14.82 9.21 51.01 3.06 0.48 0.46 1.73 - 80.77 19.23
1993 16.14 8.97 54.20 3.37 0.39 0.40 2.05 - 85.52 14.48
1994 18.49 11.25 50.57 4.10 0.25 0.26 2.90 - 87.83 12.17
1995 17.26 10.97 49.15 4.05 0.24 0.71 4.78 - 87.16 12.84
1996 16.77 10.11 45.81 4.74 0.27 1.09 6.52 - 85.32 14.68
1997 15.04 7.78 47.09 4.91 0.29 0.48 8.55 0.05 84.19 15.81
1997/6 16.64 7.84 45.33 4.81 0.47 0.53 8.41 - 84.12 15.88
1998/6 14.96 6.29 46.36 4.78 0.67 0.21 10.35 0.05 83.67 16.33
Tablo-7: Sigorta Dalları İtibariyle Direkt Prim Artışları (Milyar TL)
YIL Yangın Nakliyat Kaza Makine Montaj Dolu Hayvan Ölümü Hast. Huk. Koruma Hayat Dışı Hayat Toplam Tutar Artış % ENF. Tefe (%)
1986 51.7 47.2 68.5 12.1 1 0.4 - 181 10.5 191.5
1987 83.3 65.6 116.2 20.7 1.6 1.3 - 288.6 23.3 312 62.91 32
1988 144.9 105.3 236.9 28.9 3.1 3.3 - 522.4 49.7 572.1 83.37 68.3
1989 259.1 161.3 406.3 49.4 5.8 5.2 - 887.7 152 1039.7 81.74 69.6
1990 438.1 268.5 961.4 68.3 16.7 6.1 - 1759.1 451.9 2211 112.66 53.1
1991 632.5 407.2 1916.8 132.7 35.1 13.9 48.1 - 3186.2 847.5 4033.7 82.44 59.2
1992 1210.7 752.8 4168.4 250.3 39 37.9 141.3 - 6600.5 1571.4 8171.9 102.59 61.4
1993 2777.1 1543.5 9324.6 579.5 67.8 68.3 352.3 - 14713.1 2490.8 17203.9 110.53 60.3
1994 5873.7 3575.4 16064.4 1303.9 79.5 82 921.5 - 27899.4 3866.1 31765.5 84.64 149.9
1995 10916.6 6936.4 31087.6 2563 152.6 451.6 3021.9 -- 55129.7 8120.8 63250.5 98.46 64.9
1996 21497.8 12960.4 58715 6079.2 345.9 1396 8358.3 - 109352.6 18815.3 128167.9 102.64 84.9
1997 42577 22024.5 133306.4 13899.9 807.9 1365.9 24197.6 152.8 238332.1 44751.9 283084 120.87 91
1997/6 19747.2 9301.7 53792.2 5759.4 563.3 629.7 9980.1 99833.3 18841.1 118674.4
1998/6 36978 15555.6 114613.5 11808.6 1656.1 525.9 25583.9 117.89 206839.4 40371.8 247211.2 108.31 94
Yine aynı şekilde Serbest Tarife sistemine geçilmesi neticesinde; özellikle karlı branşlar olan Yangın ve Nakliyat sigortalarında yaşanan yoğun rekabetin sonucu olarak fiyatların düşmesi nedeniyle prim gelirleri enflasyon nispetinin altına düşmüştür.
1991 yılından sonra meydana gelen büyük hasarlar dolayısıyla hasar/prim dengeleri bozulmuş, şirketlerin ödeme dengeleri olumsuz yönde etkilenmiştir (Tablo 8).
Tablo-8: Sigorta Dalları İtibariyle Hasar/Prim Oranları (%)
YIL Yangın Nakliyat Kaza Makine-Montaj Dolu Hayvan Ölümü Hastalık
1986 29.1 45 57.6 40 77.1 32.8 -
1987 34 60 67 57 63 1 -
1988 34 74 67 102 82 26 -
1989 70.5 75.5 60.1 53.3 58.4 57.5 -
1990 50.1 56.4 56.7 61.6 69.9 50.9 -
1991 53.5 35.8 68.3 66.6 86.7 49.2 85.8
1992 54.3 36.7 67.5 59.5 77.3 42.7 72.5
1993 44.5 34.7 62.7 58.5 50.3 65.9 66.9
1994 45.3 66 73.1 90.3 36.9 96.6 75.1
1995 52 54.9 70.5 54.8 75.4 44.7 75.8
1996 50.3 51.4 79 42 40.7 146.8 79.3
1997 73.9 64.5 81.9 42.6 71.4 152.4 84.2
1997/6 42.9 66.9 79 34 31.2 124.8 71
1998/6 48.7 60.5 83.5 41.8 26.5 203.9 75.1
8.3. Sigorta Sektörü Rekabet Direktifi
Sigorta Sektörü Rekabet Direktifi’ni incelemeye başlamadan önce, “AB Rekabet Hukuku” veya “AB Rekabet Politikası” diye bilinen ilke konusunda ön bilgi sunmanın yararlı olacağı düşünülmektedir. Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun temel ilkeler ve faaliyetlerini belirleyen Roma Antlaşması’nın birinci bölümünün 3(f) maddesine göre, “ortak Pazar içerisinde rekabetin bozulmamasını sağlayacak bir rejimin kurulması temel ilkelerden bir tanesi olarak belirlenmiştir. 1991 yılında imzalanan Maastricht Antlaşması ile bu ilke daha da geliştirilmiş ve orijinal antlaşmaya ilave edilen 3(a) maddesi ile Birliğin serbest piyasa ekonomisi kurallarının ve tam rekabet esaslarının uygulandığı bir topluluk olduğu belirtilmiştir.
Anlaşılacağı üzere, anılan madde Adam Smith’in Amerika Birleşik Devletleri’nin bağımsızlığını ilan ettiği 1776 yılında yayınladığı The Wealth of Nations adlı kitabında öne sürdüğü “bırakınız yapsınlar-laissez-faire” prensibi ile çelişmekte; fakat John Maynard Keynes’in 1936 yılında yayınlanan “The General Theory of Employment Interest and Money” kitabında belirttiği “Adam Smith’’in laissez-faire prensibinin er ya da geç piyasalarda sade vatandaşın aleyhine krize sebep olacağını ve devletin piyasaların işleyişine müdahale etmesi gerektiği” şeklinde özetlenebilecek fikirleriyle paralellik göstermektedir.
92/3932 numaralı Konsey Direktifi malların serbest dolaşımının sağlanmasında olduğu gibi sigortacılık ve bankacılık gibi hizmet ticareti yapan ticarethanelerin de faaliyetlerini serbest rekabet ortamı içerisinde yerine getirebilmeleri için düzenlemeler yapmaktadır. Roma Antlaşması’nın 85(1). Maddesiyle serbest rekabeti engelleyen birtakım eylemler kısıtlanmıştır. Bununla beraber, belirli koşulların yerine getirilmesi şartıyla Roma Antlaşması’nın 85(1). Maddesiyle getirilen kısıtlamaların sigorta sektöründe uygulanamayacağı ve Roma Antlaşması’nın 85(3). Maddesi kapsamında muaf sayılacağı belirtilmiştir. Sigorta işletmeleri arasındaki bazı antlaşmalar, kararlar ve birlikte davranışlar rekabeti engelleyici olarak değerlendirilmeyebilir. 92/3932 numaralı Konsey Direktifi’nin 1. maddesinde belirlenen ve Roma Antlaşması’nın 85(1). Maddesinden muaf olan bu nevi eylemler:
müşterek olarak istatistiksel verilere veya yapılan zarar ziyan başvurularına dayanılarak belirlenen ortak risk prim tarifesi,
tek düzen sigorta poliçesi muhteviyatı hazırlamak
belirli bazı riskleri müşterek sigortalamak ve
sigortalanan şeyin güvenliğini sağlamak için kullanılacak araçlarda bulunması gereken özellikleri müştereken belirlemek.
Hemen belirtilmesi gereken çok önemli bir hususa dikkatinizi çekmek isteriz. Müşterek olarak belirlenecek unsurlar muhakkak dikkate alınması gereken zorunlu kriterler olmayıp, sigortacılık faaliyetlerini yerine getirirken sigorta şirketlerinin göz önüne alabileceği kriterler olmalıdır.
9. SİGORTA ŞİRKETLERİ BAKIMINDAN MUHASEBE TEMEL KAVRAMLARININ VE MUHASEBE POLİTİKALARININ TÜRKİYE VE AVRUPA TOPLULUĞU ARASINDA KARŞILAŞTIRILMASI
9.1. Türkiye’de Muhasebeyle İlgili Düzenlemelerin Gelişmesi
Ülkemizde muhasebenin yazılı bir kurala bağlanması 1850 tarihli “Kanunname-i Ticaret “ ile gerçekleşmiştir. Fransız Ticaret Kanunu’nun bir çevirisi olan bu kanun, tüccarların tutmak zorunda oldukları defterler hakkında hükümler getirmiştir. Cumhuriyet döneminde 1926 yılında yürürlüğe giren Türk Ticaret Kanunu ve 1950 yılında yürürlüğe giren Gelir Vergisi ve Vergi Usul Kanunları, vergi ve muhasebe tekniği konusunda, bugünkü uygulamanın esaslarını getirmişlerdir. 1938 yılında yürürlüğe giren 3460 sayılı kanun, İktisadi Devlet Teşekküllerinin uyması gereken muhasebe kurallarını düzenlemiştir.
1972 yılından itibaren Kamu İktisadi Teşebbüslerinde Tekdüzen Muhasebe Sistemi (7/2767 Sayılı Kararname) uygulamaya konulmuş, 1.1.1994 tarihinden itibaren de bütün özel ve kamu müesseselerinin uymak zorunda olduğu muhasebe kurallarının yer aldığı Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliği yürürlüğe girmiştir. 1.1.1997 tarihi itibarıyla Türkiye Muhasebe Denetim Standartları Kurulu tarafından yürürlüğe konulan 11 adet muhasebe standardı ile de yeni bir dönem açılmıştır.
Bu düzenlemenin dışında Sermaye Piyasası Kanunu ve bunun hükümleri halka açılma ve halka açık şirket olma bakımından önem kazanmaktadır. Sermaye Piyasası, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 1981 yılına kadar tam bir hukuki boşluk içinde kalmıştır. Sermaye piyasası ve menkul kıymetler konusunun esas kaynağı olan Sermaye Piyasası Kanunu’nun amacı, tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak, halkın iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamak olmuştur.
MSUGT’nin giriş bölümünde;213 sayılı Vergi Usul Kanununun 175. ve mükerrer 257. maddelerinin Maliye ve Gümrük Bakanlığı’na verdiği yetkiye dayanılarak,
muhasebenin temel kavramları,
muhasebe politikalarının açıklanması,
mali tablo ilkeleri,
mali tabloların düzenlenmesi ve sunulması,
tekdüzen hesap çerçevesi, hesap planı ve işleyişi konularında düzenlemeler yapıldığı ve bu düzenlemelerin Tebliğin ekini oluşturduğu belirtilmektedir.
Yapılan düzenlemenin kapsamına bilanço esasına göre defter tutan gerçek ve tüzel kişiler girmektedir. Ancak bilanço esasına göre defter tutmakla beraber faaliyet konuları itibarıyla farklı muhasebe tekniği kullanmak durumunda bulunan;
banka ve sigorta şirketleri,
özel finans kurumları,
finansal kiralama şirketleri (faktoring vb. alanlarda faaliyet gösterenler dahil)
menkul kıymet yatırım fonları, aracı kurumlar ve yatırım ortaklıkları,
belirlenen “muhasebenin temel kavramlarına”, “muhasebe politikalarının açıklanmasına “ ve mali tablolar ilkelerine” uymaları kaydıyla bu Tebliğin diğer mecburiyetlerini yerine getirmekle yükümlü olmadıkları belirtilmektedir.
9.2. Avrupa Topluluğunda Muhasebeyle İlgili Düzenlemelerin Gelişmesi
Ortak bir Pazar içerisinde, bir devletin ulusal mevzuatına göre kurulan şirketlerin faaliyetlerini diğer devletlere yayması halinde, mali tabloların düzenlenmesi, yayımlanması, bilançolarda yer alan kalemlerin değerlendirilmesi konusunda uyulacak hukukun farklılığı, pazarın bütünleşmesi bakımından önemli engeller yaratır. Bu durum, yasalar yönünden bütün şirketlere eşit işlem yapılmasını önleyebileceği gibi yeterli rekabet koşulları oluşmasını da engellemektedir. Bu ve benzeri nedenlerle; Avrupa Topluluğu Konseyi, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun kuruluş anlaşmasına ve özellikle 54. maddenin 3/g bendine, Komisyonun önerisine, Avrupa Parlamentosu ile Ekonomik ve Sosyal Komitenin görüşüne dayanarak 25 Temmuz 1978 tarihinde 78/660/AET sayılı “dördüncü direktifi” kabul etmiştir. Dördüncü direktifte; üye devletlerin mevzuatındaki belirli tipteki ortaklıkların yıllık mali tablolarının ve faaliyet raporlarının, kapsam ve içeriğine ilişkin ek olarak hazırlanan açıklayıcı notlarda(dipnot) yer alması gereken bilgiler ile bu tablolar içerisinde yer alan hesapların değerleme ölçü ve kurallarının belirlenmesine, yıllık hesapların yetkili uzmanlar tarafından denetlenmesine, yayınlanmasına ve denetçilerin vasıflarına ilişkin hükümler yer almıştır.
Bu direktif ile;üye devletler düzeyinde muhasebe hukukunun uyumlaştırılması, muhasebe ilke ve kurallarını standartlaştırılması, işletme ilgililerine gerçek ve güvenilir bilgiler verilmesi ve üye ülkelerce kamuya açıklanacak yıllık mali tablo ve raporların karşılaştırılması amaçlanmıştır.
Direktifin 1. maddesinin 2. paragrafında, üye ülkeler tarafından yeni uyum düzenlemeleri yapılıncaya kadar, direktif hükümlerinin bankalara ve diğer finansal kurumlara veya sigorta şirketlerine uygulanmayacağı öngörülmektedir. Yine ilerleyen bölümlerde bilanço ve gelir tablosunun düzenlenmesi ile ilgili genel hükümler belirtilmektedir.
Topluluk üyesi ülkelerde kurulmuş olup merkezlerinin bulunduğu ülkelerin dışında faaliyet gösteren girişimlerin hesap ve kayıt düzenlerinin yeknesaklaştırılması özel bir önem taşır. Aksi halde denetim makamlarının işbirliğinde önemli güçlükler çıkacağı gibi, sigorta girişimlerinin kamuya açıklanan tablolarının karşılaştırılması ve bunlardan sonuçlar çıkarılması olanaksız olur. Direktiflerin farklı ülkelerde aynı şekilde uygulanması da güçleşir. Topluluk, sigorta ve reasürans şirketlerinin hesapları ile eşgüdümü 78/660/AET sayılı direktife bırakmamıştır. Zira, üye devletlerin ulusal mevzuatına göre farklı hukuksal yapıdaki sigorta girişimleri birbiri ile rekabet etmektedir. Sigorta girişimleri sigorta işlemlerinin yanısıra reasürans işlemleri ile aynı zamanda reasürans şirketleri ile de rekabet etmektedir. İşin teknik özelliği nedeniyle sigortacılıkta hesapların eşgüdümünde, 78/660/AET sayılı yıllık hesapların eşgüdümü hakkındaki direktif yeterli olmamaktadır. Bu nedenle de gerek hayat branşında, gerekse hayat dışı branşlarda faaliyet gösteren tüm sigortacılık teşebbüsleri ile reasürans şirketlerini kapsayacak geniş çerçeveli bir eşgüdüm düşünülmüştür.
Eşgüdümün ivediliği, giderek daha fazla sigorta teşebbüsünün sınır ötesi faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Dördüncü direktifin, bankalara ve diğer finansal kurumlara veya sigorta şirketlerine uygulanmayacağının öngörülmesine rağmen, Topluluk’ta sigorta teşebbüslerinin taşıdığı büyük önem nedeniyle bu eşgüdümün 78/660/AET sayılı direktifin (dördüncü direktif) uygulanmasının sonraki bir tarihe ertelenmesine tahammül edilemediği; bu nedenle, “sigorta teşebbüslerinin yıllık ve konsolide bilançoları” üzerine 19 Aralık 1991 tarihli 91/674/AET sayılı Konsey direktifinin hazırlandığı, bu direktifin giriş bölümünde vurgulanmaktadır. Direktifteki esasların üye devletlerce 1 Ocak 1994’e kadar ulusal mevzuata dahil edilmesi öngörülmüş ve ilk olarak 1 Ocak 1995’te veya 1995 yılı içerisinde uygulanmaya başlanabilecekleri belirtilmiştir.
Özellikleri dolayısıyla sigorta teşebbüsleri için yıllık ve konsolide bilançolar hakkında ayrı bir direktif çıkarılması, 78/660/AET ve 83/349/AET sayılı direktiflerden tamamen bağımsız bir normlar demeti yaratılması anlamına gelmektedir. Zira, Topluluk ekonomisinin önemli bir parçası olan sigorta teşebbüslerinin, bütün teşebbüsler için geçerli kurallar dışında bırakılması, ne amaca uygun olur ne de şirketler hukukunun eşgüdümünün temel düşünceleri ile uyuşur. Söz konusu nedenlerle, sigorta teşebbüsleriyle ilgili direktiflerin, ekonominin bu dalıyla ilgili özellikler nedeniyle, yalnızca 78/660/AET sayılı direktifin düzenlediği kapsamdan farklılaşmalar olarak kabul etmek gerekir.
Muhasebe gibi uygulamalı bir disiplinde eşgüdümü sağlamak üzere sık sık ortaya çıkabilecek sorunların incelenmesi ve değerlendirilmesi için bir komitenin varlığına ihtiyaç duyulmuştur. Yeni bir komite teşkil etmektense, 78/660/AET sayılı direktifin 52. maddesi ile kurulan genel nitelikli komitenin, sigorta teşebbüsleri ile ilgili sorunları çözecek şekilde yapılanmak suretiyle görevlendirilmesi tercih edilmiştir. Ayrıca, zaman içinde birçok sorunun çıkabileceği göz önüne alınarak direktifin beş yıl süre ile uygulandıktan sonra gözden geçirilerek yenilenmesi öngörülmüştür.
9.3. Muhasebenin Temel Kavramları
MSUGT’nde sigorta şirketlerinin de uyması gerektiği belirtilen, muhasebenin temel kavramları özet olarak aşağıda verilmektedir:
Sosyal sorumluluk kavramı: Muhasebenin organizasyonunda, muhasebe uygulamalarının yürütülmesinde ve mali tabloların düzenlenmesi ve sunulmasında; belli kişi veya grupların değil, tüm toplum çıkarlarının gözetilmesi ve dolayısıyla bilgi üretiminde gerçeğe uygun, tarafsız ve dürüst davranılması gereğini ifade eder.
Kişilik Kavramı: İşletmenin sahip veya sahiplerinden, yöneticilerinden,personelinden ve diğer ilgililerden ayrı bir kişiliğe sahip olduğu ve işletmenin muhasebe işlemlerinin sadece bu kişilik adına yürütülmesi gerektiğini öngörür.
İşletmenin sürekliliği kavramı: İşletmenin faaliyetlerini bir süreye bağlı olmaksızın, sürdüreceğini ifade eder. Maliyet esasının temelini oluşturur. Bu kavramın, işletmeler açısından geçerliliğinin bulunmadığı veya ortadan kalktığı durumlarda ise, bu husus mali tabloların dipnotlarında açıklanır.
Dönemsellik kavramı: İşletmenin sürekliliği kavramı uyarınca sınırsız kabul edilen ömrünün, belli dönemlere bölünmesi ve her dönemin faaliyet sonuçlarının diğer dönemlerden bağımsız olarak saptanmasıdır. Gelir ve giderlerin tahakkuk esasına göre muhasebeleştirilmesi, hasılat, gelir ve karların aynı döneme ait maliyet ve zararlarla karşılaştırılması bu kavramın gereğidir. Bu kavramın, işletmeler açısından geçerliliğinin bulunmadığı veya ortadan kalktığı durumlarda ise bu durum mali tabloların dipnotlarında açıklanır.
Parayla ölçülme kavramı: Parayla ölçülebilen iktisadi olay ve işlemlerin muhasebeye ortak bir ölçü olarak para birimiyle yansıtılmasını ifade eder. Muhasebe işlemleri ulusal para birimine göre yapılır.
Maliyet esası kavramı: Para mevcudu, alacaklar ve maliyetinin belirlenmesi mümkün veya uygun olmayan diğer kalemler hariç, işletme tarafından edinilen varlık ve hizmetlerin muhasebeleştirilmesinde, bunların elde edilme maliyetlerinin esas alınması gereğini ifade eder.
Tarafsızlık ve belgelendirme kavramı: Muhasebe kayıtlarının gerçek durumu yansıtan ve usulüne göre objektif belgelere dayandırılması ve muhasebe kayıtlarına esas alınacak yöntemlerin seçilmesinde tarafsız ve ön yargısız davranılması gereğini ifade eder.
Tutarlılık kavramı: Muhasebe uygulamaları için seçilen muhasebe politikalarının, birbirini izleyen dönemlerde değiştirilmeden uygulanması gereğini ifade eder. Geçerli nedenlerin bulunduğu durumlarda, işletmeler uyguladıkları muhasebe politikalarını değiştirebilirler. Ancak bu değişikliklerin ve bunların parasal etkilerinin mali tablolarının dipnotlarında açıklanması zorunludur.
Tam açıklama kavramı: Mali tabloların, bu tablolardan yararlanacak kişi ve kuruluşların doğru karar vermelerine yardımcı olacak ölçüde yeterli, açık ve anlaşılır olmasını ifade eder.
İhtiyatlılık kavramı: Muhasebe olaylarında temkinli davranılması ve işletmenin karşılaşabileceği risklerin göz önüne alınması gereğini ifade eder. Bu kavramın sonucu olarak, işletmeler muhtemel giderleri ve zararları için karşılık ayırırlar, muhtemel gelir ve karları için ise gerçekleşme dönemlerine kadar herhangi bir muhasebe işlemi yapmazlar.
Önemlilik kavramı: Bir hesap kalemi veya mali bir olayın nispi ağırlık ve değerinin, mali tablolara dayanılarak yapılacak değerlemeleri veya alınacak kararları etkileyebilecek düzeyde olmasını ifade eder.
Özün önceliği kavramı: İşlemlerin muhasebeye yansıtılmasında ve onlara ilişkin değerlendirmelerin yapılmasında biçimlerinden çok özlerinin esas alınması gereğini ifade eder. Genel olarak işlemlerin biçimleri ile özleri paralel olmakla birlikte, bazı durumlarda farklılıklar ortaya çıkabilir. Bu taktirde özün önceliği esastır.
Sermaye Piyasası Kurul, Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi ortaklıklar ve aracı kurumlarca düzenlenecek mali tablo ve raporlar ile bunların hazırlanması ve ilgililere sunulmasına ilişkin ilke ve kuralları 29 Ocak 1989 tarih ve 20064 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Seri:XI, No:1 sayılı tebliğ ve bu tebliğde değişiklikler yapan tebliğlerde düzenlenmiştir. İlgili tebliğin 3. maddesinde yukarıda sayılan 12 kavram muhasebenin temel kavramları olarak belirtilmiş ve devam eden maddelerde açıklamalar yapılmıştır. Temel kavramlardan, işletmenin sürekliliği, dönemsellik ve tutarlılık kavramlarının aynı zamanda muhasebenin temel varsayımlarını oluşturduğu, mali tablo ve raporlarda aksi belirtilmedikçe, temel varsayımların bu tablolarda esas alındığının kabul edildiği, söz konusu varsayımlardan herhangi birinin işletmeler açısından geçerliliğinin ortadan kalkması durumunda ise, bu hususun mali tabloların dipnotlarında açıklanacağı ifade edilmiştir.
MSUGT ve SPKa’nda, muhasebenin temel kavramlarına yer verilmekte ve bunların birbiriyle uyumlu olduğu görülmektedir. Benzer uyum SPKa Seri:XI, No:1 sayılı tebliğin 6.-17. maddeleri arasıyla, 78/660/AET sayılı direktifin “bilanço ve gelir tablosuna ilişkin genel hükümler” başlığı altında 3.-7. Maddeleri arasında ve “yıllık mali tabloların değerlenmesi” başlığı altında 31. maddede yer alan “muhasebenin temel kavramları” arasında, dolayısıyla MSUGT ile uyumlu olduğu görülmektedir.
9.4. Muhasebe Politikalarının Açıklanması
MSUGT’nde “muhasebe politikalarının açıklanması” başlığı altında aşağıdaki konulara değinilmektedir:
Mali tablolar işletmenin sürekliliği, tutarlılık ve dönemsellik kavramlarına dayanılarak hazırlanmış ise bunların açıklanması istenmez. Ancak bu kavramlardan ayrılmaların mevcut olması hallerinde, mali tabloların dipnotlarında nedenleri ile birlikte açıklanmalıdır.
İhtiyatlılık, özün önceliği ve önemlilik kavramları muhasebe politikalarının seçimini ve uygulamasını yönlendirmelidir.
Mali tabloların içerdiği önemli muhasebe politikaları anlaşılır ve kısa olarak açıklanmalıdır.
Kullanılan muhasebe politikalarıyla ilgili açıklamalar mali tablolarla bütünlük oluşturur. Kullanılan önemli muhasebe politikalarının açıklanması mali tabloların bütünlüğü ve tamlığı için temel ilkedir.
Bilanço ve gelir tablosundaki ve diğer tablolardaki yanlış veya gerçeğe uygun olmayan işlemler, muhasebe politikalarının açıklanması veya dipnotlarda belirtilmesi suretiyle düzeltilmiş sayılmaz. Düzeltme ancak, muhasebe kayıt ve tekniğine uygun olarak yapılır ve mali tablolara yansıtılır.
Mali tablolar, dönemler itibarıyla karşılaştırılabilir nitelikte olmalıdır.
Mali politikalarda, cari dönem veya gelecek dönemlerde önemli etki yaratan veya yaratabilecek bir değişiklik yapılmış ise durum nedenleri ile birlikte açıklanmalı ve bunun mali tablolara olan etkileri gösterilmelidir.
“Muhasebe politikalarının açıklanması” konusu, SPKa’nun Seri:XI, No:1 sayılı tebliğinin 5. maddesinde yukarıdaki açıklamalara uygun, fakat; daha özet bir şekilde yer almaktadır.
Avrupa’ya baktığımızda, her bir üye devletteki sigorta teşebbüslerinin bilançolarının yapıları ve içerikleri önemli farklılıklar taşımaktadır. Bu nedenle, oluşturulan direktif, topluluktaki tüm sigorta teşebbüslerinin bilançoları ile aynı yapı ve kalemlerin öngörülmesini amaçlamıştır.
“Muhasebenin temel kavramlarında” olduğu gibi “muhasebe politikalarının açıklanması”nda da SPKa Seri:XI, No:1 sayılı tebliğin 5. maddesi, dördüncü direktifin “bilanço ve gelir tablosuna ilişkin genel hükümler” başlığı altında 3.-7. maddeleri arasında ve “yıllık mali tabloların değerlenmesi” başlığı altında 31. madde 1.paragrafta yer alan kavramlar arasında, dolayısıyla MSUGT arasında genel itibarıyla uyum olduğu, bunun dışında; “sigorta teşebbüslerinin yıllık ve konsolide hesapların düzenlenmesine ilişkin direktifte”, sigorta teşebbüslerine ilişkin daha detaylı açıklamalar olduğu görülmektedir.
10. AVRUPA BİRLİĞNDE SİGORTA İŞLETMELERİNİ MALİ TABLOLARININ DÜZENLENMESİ VE SUNULMASI
1951 yılında Paris Antlaşması ile, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kurulmuştur. 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu, Roma Antlaşması ile kurulmuştur.Son yıllarda Avrupa Topluluğu olarak bilinen bu kuruluş, 1992 Maastricht Antlaşmasından sonra Avrupa Birliği olarak da anılmaktadır. 1996’da 15 üyesi bulunan AB,EFTA (Avrupa Serbest Ticaret Birliği) ülkelerinin üyeliğinden sonra 18 ve daha fazla üye ve tek para (ECU, EURO), tek Merkez Bankası ile 21.yüzyıla hazırlanmaktadır. Avrupa’da, kişilerin ve sermayenin serbest dolaştığı oldukça büyük bir iç Pazar oluşturulmaktadır. Bu pazarın kurulması için mali sektörlerle ilgili, oldukça önemli düzenlemeler yapılmıştır.
AB sigortacılık sektörü, bugün oldukça gelişmiş düzeyde bir Pazar niteliğindedir. 1992 yılında toplam 186 milyar 563 milyon dolarlık sigorta üretimi yapılmış ve AB genelinde sigorta sektörünün toplam prim artışı ve GSMH’ya katkısı yıllar içinde giderek artmaktadır. AB üyesi her ülke için, sigorta sektörü mali sektör içinde vazgeçilmez bir unsurdur.
Özellikle iç pazardaki rekabetin artması nedeniyle, sigorta işletmeleri birleşme yolunu seçmektedirler. Böylece, işletme sayısı artmadan, portföyün reel olarak artması ve yaygınlaştırılması sağlanmaktadır. Örneğin; Almanya’da Deutschebank, sigortacılık sektörüne girmiş ve sigortacılık hizmetlerini grubundaki işletmelere yansıtmıştır. Öteki büyük bankalar da bunu örnek alarak, yeni, cazip buluşlarla bazı banka ve sigorta işletmeleriyle yeni gruplar oluşturmuşlardır.
Banka ve sigorta işletmeleri arasındaki yakınlaşma, her iki taraf için de yararlı olabilmektedir. Büyük sigorta işletmeleri, banka şubeleri arcılığı ile yeni bir satış yolu kazanmakta ve bu yolla çalışanlarını eğitmeye özen göstererek, tek merkezden yönetilen kaliteli bir işgücüne sahip olmakta, “in-house banking =dahili bankacılık” denilen bilgisayar ağından yararlanmaktadırlar. Buna karşılık bankalar da, büyük bir finans kaynağı elde etmekte ve sonuçta gerek sigorta işletmeleri, gerek bankalar güçlü ve sağlam iş ortakları olarak birbirlerine destek vermektedirler.
Bu iki sektörün birbirlerine beklenmedik boyutlarda yakınlaşmasında, mali yakınlık konusunda, bazı kararsızlıklara yer verilmektedir. Ancak AB ülkelerinin tümündeki sigorta işletmeleri için, Avrupai boyutlara ulaşmak son derece çekici olmaktadır. AB’nde rekabetin şiddetlenmesi ile ürünlerin ve hizmetin kalitesi yükselmekte ve sigortalılar için; fiyatın yanında, hizmetin kalitesi de önemli bir tercih nedeni olmaktadır.
10. 1. Avrupa Birliğinde Sigortacılık Düzenlemelerini Gerekliliği
Avrupa Birliği’nin(AB) kurulmasında amaç, farklı ulusal pazarlardan hareket ederek tek bir entegre Avrupa İç Pazarının gerçekleştirilmesidir. Bu amaca ulaşabilmesi için, yerine getirilmesi gereken çalışmalar AB’ni kuran Roma Antlaşması’nın 3. maddesinde sayılmıştır. Bunlar içinde, üye ülkeler arasında kişilerin, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını sınırlayan engellerin kaldırılmasına ilişkin kurallar da yer alır.
AB’nin bu kurallar çerçevesinde sigortacılık sektörü için üç hedefi mevcuttur. Bunlar:
Sermayenin Serbest Dolaşımı
Kuruluş Serbestisi (serbest şube açma) ve
Hizmet Serbestisidir.
AB’nde, yukarıdaki söz konusu amaçlara ulaşmak üzere sigortacılığında içinde yer aldığı mali sektörde, yasal düzenlemeler yapılmaktadır ve bu düzenlemelerin amacı şunlardır:
Müşterilerin(tüketicilerin) korunması ve mali sektörün istikrara kavuşması ve,
Farklı ülkelerden oluşan iç pazarda, rekabet serbestisinin sağlanması.
1985 yılında kabul edilen iç pazarın oluşturulmasına ilişkin Beyaz Rapor (White Paper) ile;
Mali kuruluşların denetimi ve yatırımcıların, tasarruf sahiplerinin ve müşterilerin korunması için temel standartların uyumlaştırılması,
Bu standartları uygulayan üye ülkelerdeki mali kuruluşların, denetim organlarının karşılıklı tanınması (mutual recognition),
Yukarıdaki iki konuya bağlı olarak, “Ev Sahibi Ülke Kontrolü ve Denetimi” (işletmenin merkezinin bulunduğu –Home Country Control and Supervisition) öngörülmektedir.
AB’nde sigorta denetim organlarına, kendi bölgelerinde yerleşmiş sigorta işletmelerinin faaliyetlerini (kendi ülkelerinin dışındaki faaliyetleri de kapsayacak biçiminde) ilgili AB mevzuatı kapsamında, denetlemelerini sağlayacak yetki ve araçları veren hukuki düzenlemeler yapılmakta ve üye ülkeler bunları ulusal mevzuatlarına geçirmektedirler. Ayrıca denetim organlarına;
İşletmenin ve faaliyetlerinin tümü hakkında ayrıntılı bilgi edinebilme,
İşletmenin, işlemlerinin uymak zorunda olduğu hukuki ve idari düzenlemelerde, faaliyet programlarıyla uyum halinde olmasını teminat altına alacak tüm önlemleri alma,
Sigortalıların çıkarlarını tehlikeye düşüren koşullardan kaçınılmasına veya bunların ortadan kalkmasına yönelik önlemleri alma ve,
Denetim organına yetki alanı içindeki önlemleri gerçekleştirme, gerekirse bu konuda yargı organlarına başvurma yetkisi verilmiştir.
Ayrıca AB’nde, Roma ve Maastricht anlaşmaları ve diğer düzenlemeler çerçevesinde sigortacılığın hedefleri olarak temelde şu noktalar benimsenmiştir.
Bir üye ülkede yerleşik bulunan sigorta işletmeleri, engelleme olmaksızın herhangi üye bir ülkede şube açabilmeli,
Sigorta işletmeleri şube açmak zorunda olmadan, tüm sigorta hizmetlerini AB çapında satabilmeli,
Sigorta işletmeleri; fiyat, hizmetin yapısı ve sunulan hizmet konularında adil ve eşit koşullarda rekabet edebilmeli,
Farklı ulusal organlarca konsa bile, sigorta işletmeleri, aynı temel denetim kurallarına tabi olmalıdır. Bu kuralların amacı da, sigortacığın mali yükümlülüklerini her zaman karşılayabilmelerine olanak sağlamak olmalı,
Özel ve tüzel sigorta müşterileri, AB içinde istediği her yerde sigorta hizmeti satın alabilmeli ve AB içindeki mevcut tüm sigorta hizmetlerine ulaşabilmeli,
Toplumun yanlış bilgilendirilmesini önlemek için, satış yöntemleri ve hizmetlerinin yapısı üzerinde yeterli kontrol sağlanmalı,
Bununla birlikte kontrol, yeniliklere engel olacak bir nitelikte olmamalı,
Sigorta teminatı satın alanların ve onların brokerlarının sağlıklı tercihler yapabilmesi için, piyasa açık olmalı,
Broker ve diğer sigorta aracıları, AB çapında eşit koşullarda çalışabilmeli,
Piyasada yerleşik tüm sigorta işletmeleri hakkında yeterli ve karşılaştırılmalı mali bilgiler mevcut bulunmalı,
Bir sigorta işletmesinin çalışma ruhsatının iptal edilmesi durumunda, bulunduğu yer dikkate alınmaksızın poliçe sahiplerine eşit muamele yapılmalı,
Sözleşme hukukunun AB çapında tekdüze olmasına gerek olmamakla beraber, kamuyu koruyacak kurallar belirlenmeli ve önemli sonuçlar doğuracak farklılıklar olmamalı,
Farklı sigorta vergisi oranları ve vergi toplamada idari düzenlemeler, sigorta işletmesi tercihinde etken bir faktör olmamalı,
Poliçe sahiplerine ve sigortalılara uygulanan vergi düzenlemeleri, üye ülkelerin sigortalıları arasındaki rekabeti bozucu etki yapmamalı,
Sözleşmeye taraf olanların nakit hareketleri üzerinde, hiçbir sınırlama olmamalıdır.
AB’nde, yukarıdaki hedeflere ulaşmak için gerekli çalışmalar sürdürülmektedir. AB’nin sigortacılık sektörü ile ilgili olarak, bugüne kadar yapılan çalışmalar doğrultusunda yayınlanan direktiflerin (yönergelerin) başlıcaları, aşağıda belirtilmiştir.
Direktifler Kapsamı Sayısı
Hayat Dışı 1 Kuruluş ve çalışma esasları 73/239/EEC
Hayat 1 Kuruluş ve çalışma esasları 79/246/EEC
Hayat Dışı 2 Hizmet sunma serbestisi 88/357/EEC
Hayat 2 Hizmet sunma serbestisi 90/619/EEC
Kredi Sigortası Kredi sigortası kuralları 87/343/EEC
Hukuki Himaye Hukuki himaye sigortası 87/344/EEC
Hayat Dışı 3 Denetim uyumlaştırması 92/49/EEC
Hayat 3 Denetim uyumlaştırması 92/96/EEC
10.2. Avrupa Birliğinde Mali Tablolara İlişkin Düzenlemeler
A.Mali Tablolara İlişkin Düzenlemelerin Tarihi Gelişimi
Mali tablolar, muhasebe kayıt sürecinin çıktısıdır. Bu nedenle sigortacılıkta mali tablolara ilişkin düzenlemelerin gelişimine bakmak için sigorta muhasebesinin tarihini incelemek gerekir.
Sigorta muhasebesinin tarihi, sigortacılığın tarihiyle paralellik gösterir. Sigortacılığın tarihi gelişimini incelemekle, sigorta muhasebesinin gelişimi hakkında bilgi sahibi olmak mümkün olmaktadır. Ayrıca sigortacılık sektörünün geçmişteki rekabeti incelendiğinde, sigorta muhasebesinin gelişimi konusunda da bilgi elde edilebilir. Sektördeki rekabet sonucu, çeşitli ülkeler sigorta muhasebesi hakkında tarih boyunca özel düzenlemeler yapmışlardır.Sigortacılar bu düzenlemelerin yapılmasında önemli bir rol oynamıştır.
Geçmişte sigorta işletmeleri, sigortalıları risklere karşı yöresel olarak korumuşlardır. Ancak, son yıllarda yaşanan küreselleşme sonucunda, sektördeki rekabet çok artmış ve uluslar arası bir nitelik kazanmıştır. Bu nedenle, ülkeler, sigorta işletmelerinin mali yapılarını daha sıkı denetlemek amacıyla yeni düzenlemeler yapma gereğini duymuşlardır. Yapılan bu düzenlemelerden amaç, kamu çıkarlarının korunması olmuştur. Böylece, sigorta işletmelerinin mali yapılarının güçlenmesi ile, sigortalılar(poliçe sahipleri) da korunmuş olmaktadırlar.
Sigorta muhasebesinin gelişimine önemli katkı sağlayan, ülke ve topluluklar olmuştur. İtalya, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri sigorta muhasebesinin gelişimi aşağıda kısaca incelenmiştir.
İTALYA
İtalya’da 14. yüzyılda deniz taşımacılığının gelişmesiyle birlikte, gemilerin çeşitli risklere karşı korunması amacıyla sigorta yaptırılmaya başlanmıştır. Bu ülkede deniz yolu ticaretinin kara yolu ticaretine göre daha ucuz ve hızlı oluşu, deniz yolu sigortalarını geliştirmiştir. İlk resmi sigorta poliçesi, 1343 yılında İtalya’nın Pissa şehrinde yapılmıştır. Daha sonra bu ülkede, 1494’te; günlük defter, büyük defter ve yıllık dengenin gösterildiği çift taraflı kayıt sistemi başlatılmıştır. Bu gelişme sigorta işletmelerinin muhasebesini de etkilemiştir. Diğer taraftan ticaretin hızla gelişmesi sonucu bir takım ticari sorunlar ortaya çıkmış ve bunların çözümü için “ticaret yasası” olarak bilinen bir düzenleme yapılmıştır. İtalya’da sigortacılığın gelişimi, bankacılık ve diğer hizmet sektörlerinin gelişimini etkilemiştir. Sigortacılıkta uygulanan organizasyon ve ortaklık yapılarından, bankalar ve öteki hizmet sektörleri etkilenmiştir.
İNGİLTERE
İngiltere’de deniz sigortaları, 15. yüzyılda gelişmiştir. Bu yüzyılda deniz taşımacılığında, risklerin bir kısmının belirli bir ücret karşılığı üstlenildiği, informel bir topluluk oluşmuştur. Bu topluluk, Llody adı verilen kahvehanede bir araya gelmişler ve daha sonra bu topluluktan Londra Lloydları olarak söz edilmeye başlanmıştır.
1779 yılında ilk standart deniz taşımacılığı sözleşmesi yapılmış, ve bu sözleşme İngiliz Parlamentosunca 1795 yılında yeniden düzenlenmiştir.
18. yüzyılın ortalarında, endüstriyel devrimle, büyük sermayeler ve makine ve ekipmanlar işletmelerde toplanmaya başlanmış ve işletmeler yöneticilerce yönetilmeye başlanmıştır. Bu yüzyılda, amortisman ve gider dağıtımı teknikleri uygulanmaya başlanmış ve bu da sigorta muhasebesini etkilemiştir.
1844 yılında, sigorta işletmelerinin hissedarlarını korumak amacıyla, muhasebe ve periyodik denetim kuralları getirilmiştir. Bu tarihlerde muhasebeciler, zaten işletme sahiplerine periyodik olarak rapor sunmaktaydılar. Diğer taraftan 1871 yılında İngiliz Parlamento Yasası’nda, sigortacılığa ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.
Son yıllarda İngiliz Sigortacılar Birliğince sigorta muhasebesinin gelişimine paralel olarak, sigorta muhasebesinde ortaya çıkan sorunların çözümü için uygulama standartları önerilmiştir. Bu standartlar muhasebe örgütlerince, “Muhasebe Uygulama Standartları” olarak yayınlanmaktadır. Bu standartlar Avrupa’da sigorta muhasebesinin gelişimine ışık tutmuş ve hatta Avrupa Birliği’nin sigorta muhasebesi düzenlemelerine temel oluşturmuştur.
Ayrıca bu ülkede sigorta muhasebesini; 1982 tarihli Sigorta Şirketleri Kanunu, Muhasebe Standartları, İngiliz Borsası Düzenlemeleri ve sigorta sektöründeki uygulamalar yönlendirmektedir.
AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ
Amerika’da; GAAP (Generally Accepted Accounting Principles- Genel Kabuk Görmüş Muhasebe İlkeleri), SEC (Securities and Exchange Commission- Menkul Kıymetler Borsası Komisyonu), AAICPA (American Institute of Certified Public Accountants- Amerikan Sertifikalı Muhasebeciler Enstitüsü), FASB (Financial Accounting Standart Board- Finansal Muhasebe Standartları Komisyonu), NAIC (National Association of Insurance Commissioners- Ulusal Sigorta Komisyonerleri Birliği) ve SAP ( Statutory Accounting Principles- Yasal Muhasebe İlkeleri) sigorta muhasebesinin gelişimine ışık tutmuşlardır.
Bu ülkede, öteki işletmeler gibi sigorta işletmeleri de, Genel Kabul Görmüş Muhasebe İlkelerini izlerler. Buna ek olarak, sigorta işletmelerinden GAAP’ın uygulanmasının yanı sıra, bir takım ek yükümlülükler de istenir. Örneğin; SEC’e rapor veren sigorta işletmelerinin, Gaap’a uygunluğunun, bağımsız deneticiler tarafından onaylanması gerekir.
Amerika’da ilk olarak 1794 yılında Kuzey Amerika Sigorta Şirketi, 1 Ocak ve 1 Haziran’da olmak üzere yılda iki defa mali tablo hazırlamaya başlamıştır.
Amerika’da 1871 yılında kurulan NCIC (National Convention of Insurance Commissioners- Sigorta Komisyonerleri Ulusal Kongresi) daha sonra 1936 yılında NAIC (Ulusal Sigorta Komisyonerleri Birliği) haline dönüştürülmüştür. NCIC, 1936 yılına kadar sigorta muhasebesi konusunda çeşitli düzenlemeler yapmış ve daha sonra NAIC bu düzenlemelere devam etmiştir.
NAIC, 1946 yılında, bünyesinde Tekdüzen Muhasebe Komitesini oluşturmuştur. 1949 yılında, tüm sigorta işletmelerine, Tekdüzen Mali Tabloları kullanma zorunluluğu getirilmiştir.
1968’de teminatlar için, FAIR (Fair Access to Insurance Requirements- Sigorta Yönetmeliklerine Eşit Katılım Planı) oluşturulmuş ve ödeme güçlüğü içinde olan işletmelere yönelik bir garanti fonu kurulmuştur.
AICPA, 1972 YILINDA HAYAT SİGORTASI İŞLETMELERİ İÇİN, GAAP’ta kullanılan Genel Kabul Görmüş Muhasebe ilkeleriyle paralel bir düzenleme yapmıştır.Bunu, 1978 ve 1980 yılında yapılan düzenlemeler izlemiştir. Bu düzenlemeler ile, mal ve sorumluluk sigortası işletmeleri için , fonların yönetimi, likidite ve finansal yapı konularında muhasebe standartları kabul edilmiştir. Diğer taraftan AICPA, 1982 yılında mal ve sorumluluk reasüranslarının denetimine ilişkin bir rapor kabul etmiş ve bu rapor, 1983’de kapsamı genişletilerek (hayat reasüranslarını da kapsayacak biçimde yaygınlaştırılarak ) yayınlanmıştır.
FASB, Haziran 1982’de 60 nolu standardı kabul etmiştir. Bu standartta, sigorta işletmelerinde muhasebe ve raporlamaya ilişkin muhasebe kuralları yer almış ve bu standart ABD’de, 1983 yılı başından itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Standart’da, sigorta sözleşmeleri, kısa vadeli (genellikle mal ve sorumluluk sigortaları) ve uzun vadeli (genellikle hayat sigortaları)olarak ayrılmıştır.Standartta, tüm sigorta işletmelerinin muhasebelerini uyumlaştıracak muhasebe ilkeleri belirlenmiştir.
Günümüzde ABD’de, sigorta sektöründe tekdüzen muhasebe sistemi uygulanmaktadır.
11. SONUÇ
Avrupa’daki rekabet politikası’nın temeli AB’nin oluşumuna dayanmaktadır. Çünkü ABD’deki rekabet politikası, üye ülkelerin ortaklaşa izleyecekleri politikalar arasında yer almaktadır. Hem üye devletler arasında hem de her üye devletin kendi içinde yerleşmiş hukuki, mali ve sosyal sistemleri sayesinde Pazar yapıları gelişmiş bulunmaktadır. Sigorta işletmeleri Avrupa’da oldukça geniş kapsamlı hizmet sunmaktadır. Bu hizmetlerin sunulmasında AB ülkelerinde herhangi bir kısıtlama olmadan, hizmet serbest olarak sunulmaktadır.
AB ülkelerinin hem prim üretiminde dünya toplamında aldıkları pay, hem de kişi başına düşen prim üretimi oldukça yüksektir. Bu yüzden AB’nin 2000’li yıllarda da geleceği parlak gözükmektedir.
Türkiye’de sigortacılık 1980 sonrası dışa açılma ve sağlanan reel büyüme ve dinamik gelişime rağmen, gerek ülke ekonomisine gerekse mali piyasalar içinde hak ettiği konuma gelememiştir. Özellikle enflasyonist bir ortam sigorta sektörünün gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Sektördeki potansiyelin değerlendirilmesi ile sektör önemli atılımlar yapacaktır.
Sektör, 1990 yılında fiyatların serbest bırakılmasıyla, kontrolsüz bir rekabet ortamına girmiş, bu durumdan da hem sigortalı hem de sigortacı önemli ölçüde etkilenmiştir. Şirketler rekabeti, fiyatı düşürmede, faizsiz ve vadeleri uzatılmış taksitlendirmede, dolaylı komisyonlar ce risturnlar gibi uygulamalarda aradıklarından, teknik karlılık düşülmüş, finansal karlarla faaliyetlerini sürdürmeye çalışmaktadırlar. Sonuçta şirketler likidite sıkıntısına düşerek hasarları zamanında ödeyemez hale gelmiş, dolayısıyla rekabet gücü iyice zayıfladığından, pazardan çekilme vs. gibi durumlarla karşı karşıya kalmışlardır.
Bu durumda yapılması gereken, güvenilir istatistiki bilgileri derlemek geliştirilmesi ve verilerin ışığında aşırı fiyat indirimlerine son verilerek reel risk fiyatı uygulamasına geçmek olmalıdır. Riskleri sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek için Türkiye’de faaliyet gösteren sektörlerin riskleri baz alınarak gruplandırılacağı, istatistiki bilgilerin toplanarak, kullanıma uygun hale getirileceği ve devamlı olarak güncel tutulacağı bir veri bankası tutulmalıdır.
Artık 2000’li yıllarda Türk Sigorta Sektörü’nün aynı sıkıntıları yaşamaması ve global dünyada yerini alarak özellikle AB ülkeleri ile rekabet eder hale gelebilmesi için uzun vadeli planlar yapılarak sektörün yeniden yapılanması gerekmektedir. Bunun içinde tüm kesimlere görev düşmektedir. Sektörün yapısal olarak AB’ne uyumunda Türkiye’ye yeni hizmet branşlarının gelmesi, yabancı sigorta şirketlerinin hizmetlerinde serbestliklerin getirilmesi gerekmektedir. Bunların yanında aşağıda sıralanmış olan önerileride göz ardı etmemek gerekmektedir.
- Sektör geçmiş yıllarda rekabet ortamı içinde enflasyon oranı üzerinde reel büyüme göstermiştir. Mevzuat boşluğunun yanında sektörün işleyişini kısıtlayan, gelişmesini engelleyen çok fazla vergi sorununa henüz bir çözüm getirilememiştir. Bu yüzden enflasyon ve belirsizlikler altında büyümeye çalışan sektörün geleceği açısından 7. Beş yıllık kalkınma planında yer alan sigortacılıkla ilgili hedeflerin yanında, rekabeti koruyucu ve gelişimi sağlayan siyasi ve ekonomik tedbirlerin bir an önce alınarak yeniden yapılandırma sürecine girilmesi ve kararlı politikaların izlenmesi gerekir. Eksik olan mevzuat boşluğunun tamamlanması ve denetleme fonksiyonunun daha da etkin hale getirilmesiyle sıkıntılar büyük ölçüde kaldırılabilir.
- Sigortalıların korunması amacıyla sigortalılar, rekabet ve tüketici koruma kanunu kapsamına alınmalı, mevzuatta bu konuda değişiklikler yapılmalıdır.
- Risklerin teminat altına alınması bakımından sigorta sisteminin fonksiyonlarını gereğince yerine getirmesi olanağı sağlaması ve ülke ekonomisinin ihtiyaç duyduğu uzun vadeli fon arzının yeterli seviyeye çıkarılmasına katkıda bulunması amacıyla devlet müdahalesinin asgari düzeyde tutularak, etkin, rekabetçi, güçlü, sağlıklı ve uluslar arası piyasalara uyum sağlamış bir sigortacılık sektörünün geliştirilmesi ve böylece sunulan hizmetin kalitesinin yeterli düzeye çıkarılması gerekmektedir. Böylece AB’ne uyum kolaylaşacak, sosyal güvenlik ve sağlık gibi alanlarda da mevcut sorunların aşılması ve devlete aşırı yük yüklemeden hizmet kalite ve kapsamının arttırılması sağlanmış olacaktır.
- Sektörün gelişmesi için bugüne kadar sağlanamaya gerekli teşviklerin yeni teşvik politikaları uygulanarak sağlanması gerekmektedir.
- Rekabet nedeniyle düşürülen fiyatlarla birlikte üretim maliyetlerininde düşürülmesi gerekmektedir.
- Sigorta pazarlaması faaliyetleri çerçevesinde hizmet kalitesini arttırmak için mevcut ürünlerin geliştirilmesi, bu ürünlerin geliştirilmesi, bu ürünlerin mevcut ve potansiyel müşterilere etkili bir şekilde tanıtılması gerekmektedir.
- Dünyada sigorta şirketlerinin birleşmeyle güçlendikleri ve rekabette avantaj kazandıkları görülürken, ülkemizde sigorta şirketleri sayısı giderek artmakta, şirketlerin güçlü bir yapıya sahip olmaları engellenmekte, pazar payları düşmektedir. Bu yüzden şirketlerde uzmanlık alanları ve dolayısıyla hedef kitleler belirlenmeli, bunlara yönelik stratejiler geliştirilmeli, uygun aracılar bulunarak ürünleri buna göre sunmaları gerekmektedir.
- Yetişmiş, verimli ve gelişen şartlara uyum sağlayabilecek yeterli düzeyde iş gücü yanında, acente-şirket ilişkilerindeki teknik, hukuki, mali vb. eksikliklerin de giderilerek, dağıtım kanalları sayısının ve kalitesinin arttırılması, reklam ve tanıtıma; eğitim, araştırma-geliştirme çalışmalarına da gereken önemin verilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak denilebilir ki ülkemizdeki sigortacılık hizmeti Avrupa’da verilmekte olan sigorta hizmetinin çok da gerisinde değildir. Bununla birlikte Türk Sigorta Sektörü sağlıklı bir gelişme temposuna girerek mali sistemde layık olduğu yeri almalı, daha geniş yaklaşımlarla hedeflerini büyütmeli ve rekabet gücünü artırarak Avrupa seviyesinde en iyi hizmeti vermelidir





