Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!
Handan
(Halide Edip Adıvar)
KİTAP ADI : Handan
KİTABIN YAZARI : Halide Edip Adıvar
YAYIN EVİ : Atlas Kitabevi
BASIM YILI : Nisan 1995
KİTABIN KONUSU
20. yüzyıl başında İstanbul`da yaşayan bir ailenin çok değerli, akıllı, sevimli bir kızının çileli hayatı ve onun çevresindeki insanların ondan etkilenip birbirine yazdıkları mektupları içeren bir kitap.
KİTABIN ÖZETİ
Refik Cemal, Cemal Bey`in baldızı Neriman ile evlenecektir. Neriman Cemal Bey`in kızlarıyla yaşıttır ve onlarla büyümüş, alafranga bir çocukluk geçirmiştir.
Ailenin ayrıca Handan adında bir kızı vardır. Herkesin gözbebeği olan Handan, insanları çok çabuk etkileyebilen, kendisini sevdiren bir kızdır. Neriman`la kardeş gibi olan Handan, Nerman`ı küçüklüğünden beri yetiştirmiş, onu benliği altına almış gibi etkilemiştir. Neriman onun uğruna herşeyini verecek, ölümü bile göze alabilecek durumdadır.
Evlilik zamanı Handan, kocası Hüsnü Paşa ile birlikte Paris`te yaşamaktadır. Handan, gençliğinde Nazım adlı birisini sever ama Nazım sosyalist birisidir. Onun ideallerini ve amaçlarını kendisinden üstün tutup daha çok seveceğini düşünen Handan, Nazım`ın evlenme teklifini reddeder ve Hüsnü Paşa ile evlenir. Nazım bu olay üzerine kendini asar ve sorumlusu olarak Handan`ı gösteren bir mektup bırakır. Handan, bu olaydan dolayı kendini hiç affetmez ve Hüsnü Paşa ile olan evliliği hep sorunlu gider. Zaten Hüsnü Paşa`da onu sadece birkadın olarak sevmekte, sık sık metres bulup değiştirmektedir. Ayrıca bunları Handan`a rahatça söyleyebilmekte ve onların ne kadar güzel olduklarını anlatabilmektedir. Herkes tarafından ölürcesine sevilen Handan, önceleri buna dayanır. Hayatını sevmediği Hüsnü Paşaya adar. Onunla olan sorunlarını kapatmaya çalışır ve evliliğini sürdürmek için elinden geleni yapar. Fakat bu çabası onun gençliğini alır. Sonunda üç aydır ondan ayrı yaşayan Hüsnü Paşanın gönderdiği ağır ithamlarla dolu olan mektubu okuyunca beyninden gelen bir sorunla hasta olur. Hafızasını kaybetmiş, eskiden kalan hiçbirşeyi hatırlayamaz olmuştur. Ona hastalığı boyunca çok sevdiği Neriman ve kocası Refik Cemal bakar. Hüsnü Paşa ise yurt dışında metresleri ile eğlenmektedir. Bu olay onu pek ilgilendirmez. Neriman hamile olduğu için Refik Cemal onunla kalır ve Handan iki üç ay İtalya`da konsultasyonlara tabii kalır. Yanında sadece Refik Cemal ve bir hastabakıcı kalır. Handan, bu süre zarfında Refik Cemal`e aşık olmuştur. Ayrıca Refik Cemal`de ona delicesine severek vurulmuştur. Ancak evli olduğu ve karısını da çok sevdiği için ızdırap duyar, kendisini yer bitirir. Bir süre sonra Handan`ın hafızası yavaş yavaş yerine gelir. Canından çok sevdiği Neriman`ın kocasına, Refik`e aşık olduğunu anlayınca üzüntüsünden vefat eder.
KİTABIN ANA FİKRİ
İnsanların ne olduğu değil, seni sevip sevmediği onemlidir. Eğer ki seni seveni seviyorsan ona karşılık ver ve mutlu ol. Ama sadece düşüncelerinden dolayı seni seveni reddedersen ve seni sevmeyene gidersen çok acı çekeceğin kaçınılmaz bir durum olur.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
HANDAN : Çok akıllı,güzel,okumayı seven,insanları kolayca etkileyebilen,alafranga bir hayat yaşamış,sabırlı ve duygusal bir insandır.
REFİK CEMAL: Kültürlü,utangaç ,karısını çok seven birisidir. Ama sonradan Handan`a aşık olmuştur.
NERİMAN : Güzel,vefalı,çok kültürü olmayan,Handan`ı çok seven ve sadakatli,kitap okumayı sevmeyen birisidir.
HÜSNÜ PAŞA : Kadınları ve karısını dahi sadece eğlence malzemesi olarak gören, çapkın zengin, kinci bir kişiliğe sahiptir.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kitabın dili çok akıcı olmayıp, duygusallıktan hoşlanan kişilere yonelik olabilir. İnsanlar arası ilişkileri çok iyi anlatan bir kitaptır.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
Halide Edip ADIVAR; meşrutiyet ve cumhuriyet yıllarının tanınmış edebiyatçılarındandır. 1882`de İstanbul`da doğmuştur. Amerikan Kız Lisesi`ni bitiren ilk Türk kızıdır.1901`de liseyi bitirince pozitif bilimleri dersi hocası olan Salih Zeki ile evlenmiştir. İlk romanı Heyula`yı 1908`de neşreder. Salih Zeki`nin ikinci defe evlenmesi üzerine ondan ayrılır. Mütareke yıllarında Anadolu`ya geçerek yeni kocası Dr. Adnan ADIVARla Atatürk`e yardım ederler. Bu yıllardaki gözlemleri birçok eserinin temelini oluşturur. Yurt dışında 15 sene geçirdikten sonra İstanbul`a dönen Halide Edip, 1950-1954 yılları arası İzmir milletvekili olarak TBMM`ye girmiş, 9 Ocak 1964`te İstanbul`da vefat etmiştir.
(Halide Edip Adıvar)
KİTAP ADI : Handan
KİTABIN YAZARI : Halide Edip Adıvar
YAYIN EVİ : Atlas Kitabevi
BASIM YILI : Nisan 1995
KİTABIN KONUSU
20. yüzyıl başında İstanbul`da yaşayan bir ailenin çok değerli, akıllı, sevimli bir kızının çileli hayatı ve onun çevresindeki insanların ondan etkilenip birbirine yazdıkları mektupları içeren bir kitap.
KİTABIN ÖZETİ
Refik Cemal, Cemal Bey`in baldızı Neriman ile evlenecektir. Neriman Cemal Bey`in kızlarıyla yaşıttır ve onlarla büyümüş, alafranga bir çocukluk geçirmiştir.
Ailenin ayrıca Handan adında bir kızı vardır. Herkesin gözbebeği olan Handan, insanları çok çabuk etkileyebilen, kendisini sevdiren bir kızdır. Neriman`la kardeş gibi olan Handan, Nerman`ı küçüklüğünden beri yetiştirmiş, onu benliği altına almış gibi etkilemiştir. Neriman onun uğruna herşeyini verecek, ölümü bile göze alabilecek durumdadır.
Evlilik zamanı Handan, kocası Hüsnü Paşa ile birlikte Paris`te yaşamaktadır. Handan, gençliğinde Nazım adlı birisini sever ama Nazım sosyalist birisidir. Onun ideallerini ve amaçlarını kendisinden üstün tutup daha çok seveceğini düşünen Handan, Nazım`ın evlenme teklifini reddeder ve Hüsnü Paşa ile evlenir. Nazım bu olay üzerine kendini asar ve sorumlusu olarak Handan`ı gösteren bir mektup bırakır. Handan, bu olaydan dolayı kendini hiç affetmez ve Hüsnü Paşa ile olan evliliği hep sorunlu gider. Zaten Hüsnü Paşa`da onu sadece birkadın olarak sevmekte, sık sık metres bulup değiştirmektedir. Ayrıca bunları Handan`a rahatça söyleyebilmekte ve onların ne kadar güzel olduklarını anlatabilmektedir. Herkes tarafından ölürcesine sevilen Handan, önceleri buna dayanır. Hayatını sevmediği Hüsnü Paşaya adar. Onunla olan sorunlarını kapatmaya çalışır ve evliliğini sürdürmek için elinden geleni yapar. Fakat bu çabası onun gençliğini alır. Sonunda üç aydır ondan ayrı yaşayan Hüsnü Paşanın gönderdiği ağır ithamlarla dolu olan mektubu okuyunca beyninden gelen bir sorunla hasta olur. Hafızasını kaybetmiş, eskiden kalan hiçbirşeyi hatırlayamaz olmuştur. Ona hastalığı boyunca çok sevdiği Neriman ve kocası Refik Cemal bakar. Hüsnü Paşa ise yurt dışında metresleri ile eğlenmektedir. Bu olay onu pek ilgilendirmez. Neriman hamile olduğu için Refik Cemal onunla kalır ve Handan iki üç ay İtalya`da konsultasyonlara tabii kalır. Yanında sadece Refik Cemal ve bir hastabakıcı kalır. Handan, bu süre zarfında Refik Cemal`e aşık olmuştur. Ayrıca Refik Cemal`de ona delicesine severek vurulmuştur. Ancak evli olduğu ve karısını da çok sevdiği için ızdırap duyar, kendisini yer bitirir. Bir süre sonra Handan`ın hafızası yavaş yavaş yerine gelir. Canından çok sevdiği Neriman`ın kocasına, Refik`e aşık olduğunu anlayınca üzüntüsünden vefat eder.
KİTABIN ANA FİKRİ
İnsanların ne olduğu değil, seni sevip sevmediği onemlidir. Eğer ki seni seveni seviyorsan ona karşılık ver ve mutlu ol. Ama sadece düşüncelerinden dolayı seni seveni reddedersen ve seni sevmeyene gidersen çok acı çekeceğin kaçınılmaz bir durum olur.
KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
HANDAN : Çok akıllı,güzel,okumayı seven,insanları kolayca etkileyebilen,alafranga bir hayat yaşamış,sabırlı ve duygusal bir insandır.
REFİK CEMAL: Kültürlü,utangaç ,karısını çok seven birisidir. Ama sonradan Handan`a aşık olmuştur.
NERİMAN : Güzel,vefalı,çok kültürü olmayan,Handan`ı çok seven ve sadakatli,kitap okumayı sevmeyen birisidir.
HÜSNÜ PAŞA : Kadınları ve karısını dahi sadece eğlence malzemesi olarak gören, çapkın zengin, kinci bir kişiliğe sahiptir.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kitabın dili çok akıcı olmayıp, duygusallıktan hoşlanan kişilere yonelik olabilir. İnsanlar arası ilişkileri çok iyi anlatan bir kitaptır.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
Halide Edip ADIVAR; meşrutiyet ve cumhuriyet yıllarının tanınmış edebiyatçılarındandır. 1882`de İstanbul`da doğmuştur. Amerikan Kız Lisesi`ni bitiren ilk Türk kızıdır.1901`de liseyi bitirince pozitif bilimleri dersi hocası olan Salih Zeki ile evlenmiştir. İlk romanı Heyula`yı 1908`de neşreder. Salih Zeki`nin ikinci defe evlenmesi üzerine ondan ayrılır. Mütareke yıllarında Anadolu`ya geçerek yeni kocası Dr. Adnan ADIVARla Atatürk`e yardım ederler. Bu yıllardaki gözlemleri birçok eserinin temelini oluşturur. Yurt dışında 15 sene geçirdikten sonra İstanbul`a dönen Halide Edip, 1950-1954 yılları arası İzmir milletvekili olarak TBMM`ye girmiş, 9 Ocak 1964`te İstanbul`da vefat etmiştir.
Kumarbaz
(Ftodor Dostoyevski)
KİTABIN ADI : KUMARBAZ
KİTABIN YAZARI : FYODOR DOSTOYEVKİ
YAYIN EVİ : SOSYAL YAYINLARI
BASIM YILI : 1999
KİTABIN KONUSU
Genç,iyi eğitim gömüş,soylu birisi olan Aleksey İVANAVİÇ`in tek umudunu rulete bağlaması.
KİTABIN ÖZETİ
Aleksey İVANAVİÇ,25 yaşında özel öğretmendir.Açık sözlü,yaptığı işlerde kendine güvenen,kumara olan tutkusunu yenmeye çalışan birisidir.Çar ordusundan emekli bir generalin akrabasıdır. Aleksey İVANAVİÇ,General`in üvey kızı olan Polina`ya aşıktır.
Antonida Vasilyevna TARASYEVİÇEVA,Generalin halasıdır.Büyükanne diye anılır.Çok zengindir.Beş parasız olan General onun ölmesini beklemektedir.Çünkü büyükanne Rusya`da ölüm döşşeğindedir.General,Çar ordusundan ayrılıken aldığı yediyüz rubleyi rulette kaybetmiştir.Olay Almanya`da bir kaplıca kenti olan Ruletenburg`ta geçmektedir.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
General,zengin bir Fransız soylusu olan Mlle. Blanche ile evlenmek istemektedir.Mlle. Blanche,göründüğü gibi zengin bir Fransız soylusu değildir.General`le büyükanneden gelecek miras için evlenmek istemektedir.Ama herşey beklenildiği gibi olmaz.Büyükanne iyileşir ve doktorun tavsiyesi üzerine Ruletenburg`e,Generalin yanına gelir.Ayrıca Generalin Büyükannenin ölümüyle ilgili olarak Rusya`ya çektiği tegraflardan haberi vardır. Büyükanne, Ruletenburg`e gelir gelmez rulet masasının başına geçer.Generale yaptıklarından dolayı çok kızgındır.Birkaç gün içinde parasının büyük bir bölümünü kumarda kaybeder.Generalin mirası alamayacağını anlayan Mlle. Blanche Ruletenburg`tan ayrılır.Mlle. Blanche ile birlikte bir Fransız markisi olan Degrieux`ta ayrılır. Degrieux da Polina`ya aşıktır.Polina`yı kendine bağlamak için Generale borç verdiği paranın büyük kısmını geri almaz.
Parasız kalan büyükanne ,bir İngiliz genci olan Astley`den borç ister.Astley de Polina`yı sevmektedir. Astley,Polina`ya kendisiyle birlikte gelmeyi önerir.Polina onun bu teklifine şiddetle karşı çıkar.
Aleksey İVANAVİÇ ,kumar tutkusunu yenmek istemektedir ama Polina`nın borçlarını ödemek için onun adına oynamaktadır.Tüm yaşanan kötü olaylardan sonra Polina da Aleksey İVANAVİÇ`eolan sevgisini belli eder.
KİTABIN ANA FİKRİ
Kumar insana zengin hayat tecrübesi kazandırırken biryandanda korkunç acılar çekmesini sağlar.Rulet iptilasından kaynaklanan acılardır bunlar.Kumar hayatında,umutsuzluklar,tutkular,sevinçler,zaaflar,nefretler,zaferlerkısaca herşey ölçüsüz boyutlardadır.
ROMANDAKİ KARAKTERLER
Aleksey İVANAVİÇ :25 yaşında özel öğretmen.Generalin akrabası. Açık sözlü,yaptığı işlerde kendine güvenen,kumara olan tutkusunu yenmeye çalışan birisi. General`in üvey kızı olan Polina`ya aşık.
General :Çar ordusundan albaylık rütbesiyle emekli olmuş birisi.Kumara olan tutkusu yüzünden beş parasız kalmıştır.
Polina :Generalin üvey kızı. Aleksey İVANAVİÇ`I sevmektedir ama bu sevgisini saklamöaktadır.Akıllı ve ağır başlı bir kızdır.Siyah gözleri ince uzun saçları vardır.
Antonida Vasilyevna TARASYEVİÇEVA : Generalin halasıdır. Tehlikeli bir hastalık geçirmiştir.Çok zengindir.
Mlle.Blanche :Tanınmış bir Fransız ailesindendir.25yaşlarında çok güzel bir bayandır. Uzun boylu,geniş omuzludur.Esmer cildi ve siyah gözleri vardır.Kunaz,kuşkulu ve kustah bir kadındır.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kumar insana maddi dünya özgürlüğünün en yücesini verir. Kumar hayatında,umutsuzluklar,tutkular,sevinçler,zaaflar,nefretler,zaferler kısaca herşey ölçüsüz boyutlardadır.Dostoyevski`nin bizzat kendi yaşadığı bu tutkuları ‘Kumarbaz`da ustaca bir üslüpla dile getirmesi romana ayrı bir güzellik katmış.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
Yazdığı ilk romanın adı ‘İnsancıklar`dır.İkinci romanı Beyaz Geceler ile ünlenir. Yazdığı diğer romanları :`Suç ve Ceza`, ‘Budala`, ‘Cinler`, Kumarbaz` . Karamazov Kardeşler adlı romanıyla sanatının zirvesine çıkar.Dostoyevski 10 şubat 1881`de ölür…
(Ftodor Dostoyevski)
KİTABIN ADI : KUMARBAZ
KİTABIN YAZARI : FYODOR DOSTOYEVKİ
YAYIN EVİ : SOSYAL YAYINLARI
BASIM YILI : 1999
KİTABIN KONUSU
Genç,iyi eğitim gömüş,soylu birisi olan Aleksey İVANAVİÇ`in tek umudunu rulete bağlaması.
KİTABIN ÖZETİ
Aleksey İVANAVİÇ,25 yaşında özel öğretmendir.Açık sözlü,yaptığı işlerde kendine güvenen,kumara olan tutkusunu yenmeye çalışan birisidir.Çar ordusundan emekli bir generalin akrabasıdır. Aleksey İVANAVİÇ,General`in üvey kızı olan Polina`ya aşıktır.
Antonida Vasilyevna TARASYEVİÇEVA,Generalin halasıdır.Büyükanne diye anılır.Çok zengindir.Beş parasız olan General onun ölmesini beklemektedir.Çünkü büyükanne Rusya`da ölüm döşşeğindedir.General,Çar ordusundan ayrılıken aldığı yediyüz rubleyi rulette kaybetmiştir.Olay Almanya`da bir kaplıca kenti olan Ruletenburg`ta geçmektedir.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
General,zengin bir Fransız soylusu olan Mlle. Blanche ile evlenmek istemektedir.Mlle. Blanche,göründüğü gibi zengin bir Fransız soylusu değildir.General`le büyükanneden gelecek miras için evlenmek istemektedir.Ama herşey beklenildiği gibi olmaz.Büyükanne iyileşir ve doktorun tavsiyesi üzerine Ruletenburg`e,Generalin yanına gelir.Ayrıca Generalin Büyükannenin ölümüyle ilgili olarak Rusya`ya çektiği tegraflardan haberi vardır. Büyükanne, Ruletenburg`e gelir gelmez rulet masasının başına geçer.Generale yaptıklarından dolayı çok kızgındır.Birkaç gün içinde parasının büyük bir bölümünü kumarda kaybeder.Generalin mirası alamayacağını anlayan Mlle. Blanche Ruletenburg`tan ayrılır.Mlle. Blanche ile birlikte bir Fransız markisi olan Degrieux`ta ayrılır. Degrieux da Polina`ya aşıktır.Polina`yı kendine bağlamak için Generale borç verdiği paranın büyük kısmını geri almaz.
Parasız kalan büyükanne ,bir İngiliz genci olan Astley`den borç ister.Astley de Polina`yı sevmektedir. Astley,Polina`ya kendisiyle birlikte gelmeyi önerir.Polina onun bu teklifine şiddetle karşı çıkar.
Aleksey İVANAVİÇ ,kumar tutkusunu yenmek istemektedir ama Polina`nın borçlarını ödemek için onun adına oynamaktadır.Tüm yaşanan kötü olaylardan sonra Polina da Aleksey İVANAVİÇ`eolan sevgisini belli eder.
KİTABIN ANA FİKRİ
Kumar insana zengin hayat tecrübesi kazandırırken biryandanda korkunç acılar çekmesini sağlar.Rulet iptilasından kaynaklanan acılardır bunlar.Kumar hayatında,umutsuzluklar,tutkular,sevinçler,zaaflar,nefretler,zaferlerkısaca herşey ölçüsüz boyutlardadır.
ROMANDAKİ KARAKTERLER
Aleksey İVANAVİÇ :25 yaşında özel öğretmen.Generalin akrabası. Açık sözlü,yaptığı işlerde kendine güvenen,kumara olan tutkusunu yenmeye çalışan birisi. General`in üvey kızı olan Polina`ya aşık.
General :Çar ordusundan albaylık rütbesiyle emekli olmuş birisi.Kumara olan tutkusu yüzünden beş parasız kalmıştır.
Polina :Generalin üvey kızı. Aleksey İVANAVİÇ`I sevmektedir ama bu sevgisini saklamöaktadır.Akıllı ve ağır başlı bir kızdır.Siyah gözleri ince uzun saçları vardır.
Antonida Vasilyevna TARASYEVİÇEVA : Generalin halasıdır. Tehlikeli bir hastalık geçirmiştir.Çok zengindir.
Mlle.Blanche :Tanınmış bir Fransız ailesindendir.25yaşlarında çok güzel bir bayandır. Uzun boylu,geniş omuzludur.Esmer cildi ve siyah gözleri vardır.Kunaz,kuşkulu ve kustah bir kadındır.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Kumar insana maddi dünya özgürlüğünün en yücesini verir. Kumar hayatında,umutsuzluklar,tutkular,sevinçler,zaaflar,nefretler,zaferler kısaca herşey ölçüsüz boyutlardadır.Dostoyevski`nin bizzat kendi yaşadığı bu tutkuları ‘Kumarbaz`da ustaca bir üslüpla dile getirmesi romana ayrı bir güzellik katmış.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ
Yazdığı ilk romanın adı ‘İnsancıklar`dır.İkinci romanı Beyaz Geceler ile ünlenir. Yazdığı diğer romanları :`Suç ve Ceza`, ‘Budala`, ‘Cinler`, Kumarbaz` . Karamazov Kardeşler adlı romanıyla sanatının zirvesine çıkar.Dostoyevski 10 şubat 1881`de ölür…
Ölüden Mektup Var
(Agatha Cristie)
KİTABIN ADI :ÖLÜDEN MEKTUP VAR
KİTABIN YAZARI :AGATHA CHRISTIE
YAYIN EVİ :ALTIN KİTAPLARI YAYINEVİ
BASIM YILI :1990
KİTABIN KONUSU
Zengin bir bayan olan Emily Arundell`in varisleri tarafındanm öldürülmesi ve özel dedektiflik yapan Hercule Poirot`un cinayet zanlısını ortaya çıkarması.
KİTABIN ÖZETİ
Emily Arundell, küçük bir kasaba olan Market Basing`te oturmaktadır.Paskalya yemeği için erkek kardeşinin çocukları olan Theresa ve Charles Arunder;kız kardeşinin kızı Bella Tanios ve kocası Jacob,Market Basing`e gelirler.Theresa ve Charles Arundell ile Bella Tanios, Emily Arundell`in varisleridir.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
Paskalya yemeğinin verildiği gece Miss Arundell merdivenlerden düşer.Herkes bunu bir kaza gibi göse de Miss Arundell bu olayın bir kaza olmadığını ve varislerinden birinin kendisini öldürmeye çalıştığını düşünür.Özel dedektiflik yapan Hercule Poirot`a gizlice bir mektup yazar.
Poirot, arkadaşı ile birlikte mektubu aldıktan sonra Market Basing`e gider.Ama Emily Arundell iki ay önce ölmüştür.Bütün malvarlığını varislerine değilde yardımcısı Minnie Lawson`a bırakmış olması Poirot`un ilgisini çeker.Cinayetten şüphelenen Poirot, Emily Arundell ile ilgili olan herkesi arştırmaya başlar.
Poirot,Emily Arundell`in doktoruna gider.Doktor Miss Arundell`in karaciğer iltihaplanmasından uzun süre rahatsız olduğunu ve ölümünün normal olduğunu söyler.Doktorun hastalığı sebebiyle koku alamaması Poirot`un ilgisini çeker.Poirot,Miss Arundell`in köşküne giderek incelemeler yapar.Hizmetçiden merdiven kazası hakkında bilgi edinir.Merdivenin başında bulunan süpürgeliğe bir çivi çakılmış ve göözükmemesi için de üzerinin cila ile kaplanmış olduğunu farkeder.
Poirot,Theresa ve nişanlısı Dr.Donaldson ile görüşmeye gider.Theresa mirasın kendisine bırakılmadığı içn çok öfkelidir.Miss arundell`in hizmetcisi Miss Lawson`ın onu etkileyerek bütün mirası kendisinin aldığını düşünmektedir.Miss Lawson`ın aptal görünüşlü ama gerçekte çok sinsi olduğunu düşünür.Mirası geri alabilmek içn hertürlü yola başvurabileceğini söyler.
Poirot, Charles ile görüşmeye gider.Charles ikiyüzlü ve sahtekar bir gençtir.bütün parasını kumarda kaybettiği için sık sık Miss arundell`den para almak ister ama başarısız olur.O yüzden halasının ölmesini ve mirasa sahip olmak ister.Miss Arundell, Charles`ın bu şekilde düşündüğünü bildigi için ona yeni yazdığı vasiyetnamede bütün malvarlığını Miss Lawson`a bıraktığını söylemiştir.
Poirot, Miss Lawson ile görüşmeye gider.Miss Lawson bütün bunları planlayacak kadar zeki olmadığını düşünür.Miss Lawson kaza gecesi merdivenlerde Theresa`yı birşeyler yaparken gördüğünü söyler.Miss Lawson gece aynadan merdivenlere bakmış ve geceliğinde T.A. yazan birisini görmüştür.Ayrıca Miss Lawson daha önce vasiyetname ile ilgili hiçbirşey bilmediğini söyler.
Poirot,Bella Tanios ve kocasıyla görüşmeye gider.Bella mirasın kendisine kalmadığı için üzülmektedir.Çünkü o parayı çocuklarının eğitimi için harcamayı düşünmüştür.Bella, Miss Arundell`in ölümünden önce vasiyetnameği değiştirdiğini bilmemektedir.Kocasının sözünden çıkmayan,saf bir kadındır.Daima Theresa`yı taklit eder.Poirot ile görüşmesinde cinayet hakkında birşey biliyormuş izlenimi yaratır.
Poirot,ölmeden önce Miss Arundell`e bakan hemşire ile konuşur.Hemşire, Miss Arundell`in ölmeden önce yeni vasiyetnameyi istediğini ama Miss Lawson`ın ona vasiyetnameyi vermediğini söyler.
Poirot,Miss Arundell`in avukatı ile konuşmaya gider.Avukat MissArundell`in kazadan sonra yeni vasiyetname yazdırdığını ve bütün malvarlıgını Miss Lawson`a bıraktığını ama eski vasiyetnameyi de yırtmayıp çekmeceye kilitlediğini söyler.
Poirot bürosuna döndüğünde Dr.Tanios onu beklemektedir.Bella`nın sinir krizi geçirerek evden ayrıldığını,acilen psikolojik tedavi görmesi gerektiğini söyler.Poirot, Bella`yı Miss Lawson`un evinde bulur.Bella cinayeti eşinin işlediğini söyler.Ayrıca eşinin gerçekleri söylemesinden çekindiği için kendisini akıl hastanesine yatırmak istediğini söyler.Poirot,Bella`yı gizlice Londra yakınlarındaki bir otele yerleştirir.Olayın ayrıntılarını içeren bir mektup yazıp ona ulaştırır.
Ertesi sabah Bella`nın fazla miktarda uyku ilacı alarak öldüğü haberi gelir.Bütün aile köşkte toplanır.Poirot olayların iç yüzünü anlatmaya başlar:Cinayet Miss Arunder`in fosfor ile zehirlenmesi yoluyla işlenmiştir.Doktor bunu anlamamıştır çünkü fosfor zehirlenmesiyle karaciger iltihabı aynı etkiyi göstermektedir.Zehirleme sırasında ortaya çıkan çıkan kokuyu ise doktor algılayamanıştır.Cinayeti Cherles işlememiştir çünkü o yeni vasiyetnameyi görmüştür.Miss Lawson`ın yeni vasiyetnameyi gördüğü halde gömedim demesi şüphe uyandırmaktadır.Ama o bunları düşünemeyecek kadar saf ve aptaldır.Theresa`nın bahçıvandan yabani ot zehirleri hakkında bilgi almış olması onu şüpheliler arasına almaktadır.Şüpheliler arasına Dr.Donaldson ile Dr.Tanios da eklenebilir.Ama onlar olay gecesi köşkte değillerdir.
Geriye tek kişi kalmıştır:Bella.Kaza gecesi MissLawson`ın gördüğü kişi Theresa değil Bella`dır.Çünkü aynada gözüken T.A.aslındaA.T. yani Arabella Tanios`un kısaltmasıdır.Bella, babasının laboratuorında çalıştığından fosfor ile ilgili bilgisi vardır.Bella halasını merdivende öldüremeyince Miss Arundell`in yemeklerden sonra aldığı kapsüllerin içine koyar.Miss Arundell nasıl olsa okapsulleri yutacaktır.
Bella,Poirot`un cinayeti çözdüğünü anlayınca suçu kocasına atmaya çalışmış ama başarılı olamamıştır.
KİTABIN ANA FİKRİ
İnsan ne kadar kötü durumda olursa olsun suç işlememelidir.Çünkü gerçekler anlaşıldığında sonuçları çok kötü olabilir.
OLAYIN KAHRAMANLARI
Hercule Poirot :Çok zeki bir dedektiftir.Daima ayrıntılardan yola çıkarak başarıya ulaşır. Meraklı birisidir.Olayları aydınlatmak için hertürlü kılığa girebilir.
Hastings
oirot`un yardımcısıdır.Olaylar onun bakış açısıyla anlatılmıştır.
Emily Arundell :Hiç evlenmemiştir.Babasından yüklü miktarda miras kalmıştır.Çocuğu olmadığı için varisleri kardeşinin çocuklarıdır.Çok zeki bir kadındır.Varislerinin kendisini öldürmek itediğinden şüphelenir.
Theresa
eğişik bir yaşam tarzına sahiptir.Herzaman çalışmadan zengin olmayı ister.
Charles :Birçokkez sahtekarlık ve dolandırıcılıktan hapse girmiştir.Halasını ölümle tehtit etmiştir.
Bella Tanios :Yunanlı doktor Jacob Tanios ile evlidir ve iki çocuğu vardır.Saf bir kadındır. Kocasına kin duymaktadır.Ondan korkmaktadır.Çocuklarının geleceğinden endişe etmektedir.
Minnie Lawson :Miss Arundell`inbakıcısıdır.Saf ve apptaldır.
Romanda ayrıca Dr.Donaldson,Dr.Grainger,Dr.Tanios,hizmetçi Helen,bahçıvan,Avukat Purvis,ispritizmaile ilgilenen Trip kardeşler,komşu Peabody gibi karakterler vardır.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Olaylar esrarlı birşekilde işlenmiş.Son ana kadar suçluyu bulmak zor.Silik karakterli olan Bella`ya bu rolün verilmesi olayı daha da ilgi çekici hale getirmiş.Olayları anlatan Hastings`in çözüm arayışından uzak kalması bana göre bir hata.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ
Agatha Christie
İngiliz kadın romancı.Birinci Dünya Savaşı sırasında hemşirelik yaptı.İlk öyküsünü hastanede boş kaldığı saatlerde yazdı.Özellikle1926`dan sonra yazdığı polis romanlarıyla ün kazandı.Ayrıca tiyatro oyunuda yazdı.başlıca yapıtları: Ackroyat`ın Katili, Şark Ekspresinde Cinayet, On Küçük Zenci
(Agatha Cristie)
KİTABIN ADI :ÖLÜDEN MEKTUP VAR
KİTABIN YAZARI :AGATHA CHRISTIE
YAYIN EVİ :ALTIN KİTAPLARI YAYINEVİ
BASIM YILI :1990
KİTABIN KONUSU
Zengin bir bayan olan Emily Arundell`in varisleri tarafındanm öldürülmesi ve özel dedektiflik yapan Hercule Poirot`un cinayet zanlısını ortaya çıkarması.
KİTABIN ÖZETİ
Emily Arundell, küçük bir kasaba olan Market Basing`te oturmaktadır.Paskalya yemeği için erkek kardeşinin çocukları olan Theresa ve Charles Arunder;kız kardeşinin kızı Bella Tanios ve kocası Jacob,Market Basing`e gelirler.Theresa ve Charles Arundell ile Bella Tanios, Emily Arundell`in varisleridir.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
Paskalya yemeğinin verildiği gece Miss Arundell merdivenlerden düşer.Herkes bunu bir kaza gibi göse de Miss Arundell bu olayın bir kaza olmadığını ve varislerinden birinin kendisini öldürmeye çalıştığını düşünür.Özel dedektiflik yapan Hercule Poirot`a gizlice bir mektup yazar.
Poirot, arkadaşı ile birlikte mektubu aldıktan sonra Market Basing`e gider.Ama Emily Arundell iki ay önce ölmüştür.Bütün malvarlığını varislerine değilde yardımcısı Minnie Lawson`a bırakmış olması Poirot`un ilgisini çeker.Cinayetten şüphelenen Poirot, Emily Arundell ile ilgili olan herkesi arştırmaya başlar.
Poirot,Emily Arundell`in doktoruna gider.Doktor Miss Arundell`in karaciğer iltihaplanmasından uzun süre rahatsız olduğunu ve ölümünün normal olduğunu söyler.Doktorun hastalığı sebebiyle koku alamaması Poirot`un ilgisini çeker.Poirot,Miss Arundell`in köşküne giderek incelemeler yapar.Hizmetçiden merdiven kazası hakkında bilgi edinir.Merdivenin başında bulunan süpürgeliğe bir çivi çakılmış ve göözükmemesi için de üzerinin cila ile kaplanmış olduğunu farkeder.
Poirot,Theresa ve nişanlısı Dr.Donaldson ile görüşmeye gider.Theresa mirasın kendisine bırakılmadığı içn çok öfkelidir.Miss arundell`in hizmetcisi Miss Lawson`ın onu etkileyerek bütün mirası kendisinin aldığını düşünmektedir.Miss Lawson`ın aptal görünüşlü ama gerçekte çok sinsi olduğunu düşünür.Mirası geri alabilmek içn hertürlü yola başvurabileceğini söyler.
Poirot, Charles ile görüşmeye gider.Charles ikiyüzlü ve sahtekar bir gençtir.bütün parasını kumarda kaybettiği için sık sık Miss arundell`den para almak ister ama başarısız olur.O yüzden halasının ölmesini ve mirasa sahip olmak ister.Miss Arundell, Charles`ın bu şekilde düşündüğünü bildigi için ona yeni yazdığı vasiyetnamede bütün malvarlığını Miss Lawson`a bıraktığını söylemiştir.
Poirot, Miss Lawson ile görüşmeye gider.Miss Lawson bütün bunları planlayacak kadar zeki olmadığını düşünür.Miss Lawson kaza gecesi merdivenlerde Theresa`yı birşeyler yaparken gördüğünü söyler.Miss Lawson gece aynadan merdivenlere bakmış ve geceliğinde T.A. yazan birisini görmüştür.Ayrıca Miss Lawson daha önce vasiyetname ile ilgili hiçbirşey bilmediğini söyler.
Poirot,Bella Tanios ve kocasıyla görüşmeye gider.Bella mirasın kendisine kalmadığı için üzülmektedir.Çünkü o parayı çocuklarının eğitimi için harcamayı düşünmüştür.Bella, Miss Arundell`in ölümünden önce vasiyetnameği değiştirdiğini bilmemektedir.Kocasının sözünden çıkmayan,saf bir kadındır.Daima Theresa`yı taklit eder.Poirot ile görüşmesinde cinayet hakkında birşey biliyormuş izlenimi yaratır.
Poirot,ölmeden önce Miss Arundell`e bakan hemşire ile konuşur.Hemşire, Miss Arundell`in ölmeden önce yeni vasiyetnameyi istediğini ama Miss Lawson`ın ona vasiyetnameyi vermediğini söyler.
Poirot,Miss Arundell`in avukatı ile konuşmaya gider.Avukat MissArundell`in kazadan sonra yeni vasiyetname yazdırdığını ve bütün malvarlıgını Miss Lawson`a bıraktığını ama eski vasiyetnameyi de yırtmayıp çekmeceye kilitlediğini söyler.
Poirot bürosuna döndüğünde Dr.Tanios onu beklemektedir.Bella`nın sinir krizi geçirerek evden ayrıldığını,acilen psikolojik tedavi görmesi gerektiğini söyler.Poirot, Bella`yı Miss Lawson`un evinde bulur.Bella cinayeti eşinin işlediğini söyler.Ayrıca eşinin gerçekleri söylemesinden çekindiği için kendisini akıl hastanesine yatırmak istediğini söyler.Poirot,Bella`yı gizlice Londra yakınlarındaki bir otele yerleştirir.Olayın ayrıntılarını içeren bir mektup yazıp ona ulaştırır.
Ertesi sabah Bella`nın fazla miktarda uyku ilacı alarak öldüğü haberi gelir.Bütün aile köşkte toplanır.Poirot olayların iç yüzünü anlatmaya başlar:Cinayet Miss Arunder`in fosfor ile zehirlenmesi yoluyla işlenmiştir.Doktor bunu anlamamıştır çünkü fosfor zehirlenmesiyle karaciger iltihabı aynı etkiyi göstermektedir.Zehirleme sırasında ortaya çıkan çıkan kokuyu ise doktor algılayamanıştır.Cinayeti Cherles işlememiştir çünkü o yeni vasiyetnameyi görmüştür.Miss Lawson`ın yeni vasiyetnameyi gördüğü halde gömedim demesi şüphe uyandırmaktadır.Ama o bunları düşünemeyecek kadar saf ve aptaldır.Theresa`nın bahçıvandan yabani ot zehirleri hakkında bilgi almış olması onu şüpheliler arasına almaktadır.Şüpheliler arasına Dr.Donaldson ile Dr.Tanios da eklenebilir.Ama onlar olay gecesi köşkte değillerdir.
Geriye tek kişi kalmıştır:Bella.Kaza gecesi MissLawson`ın gördüğü kişi Theresa değil Bella`dır.Çünkü aynada gözüken T.A.aslındaA.T. yani Arabella Tanios`un kısaltmasıdır.Bella, babasının laboratuorında çalıştığından fosfor ile ilgili bilgisi vardır.Bella halasını merdivende öldüremeyince Miss Arundell`in yemeklerden sonra aldığı kapsüllerin içine koyar.Miss Arundell nasıl olsa okapsulleri yutacaktır.
Bella,Poirot`un cinayeti çözdüğünü anlayınca suçu kocasına atmaya çalışmış ama başarılı olamamıştır.
KİTABIN ANA FİKRİ
İnsan ne kadar kötü durumda olursa olsun suç işlememelidir.Çünkü gerçekler anlaşıldığında sonuçları çok kötü olabilir.
OLAYIN KAHRAMANLARI
Hercule Poirot :Çok zeki bir dedektiftir.Daima ayrıntılardan yola çıkarak başarıya ulaşır. Meraklı birisidir.Olayları aydınlatmak için hertürlü kılığa girebilir.
Hastings
oirot`un yardımcısıdır.Olaylar onun bakış açısıyla anlatılmıştır.Emily Arundell :Hiç evlenmemiştir.Babasından yüklü miktarda miras kalmıştır.Çocuğu olmadığı için varisleri kardeşinin çocuklarıdır.Çok zeki bir kadındır.Varislerinin kendisini öldürmek itediğinden şüphelenir.
Theresa
eğişik bir yaşam tarzına sahiptir.Herzaman çalışmadan zengin olmayı ister.Charles :Birçokkez sahtekarlık ve dolandırıcılıktan hapse girmiştir.Halasını ölümle tehtit etmiştir.
Bella Tanios :Yunanlı doktor Jacob Tanios ile evlidir ve iki çocuğu vardır.Saf bir kadındır. Kocasına kin duymaktadır.Ondan korkmaktadır.Çocuklarının geleceğinden endişe etmektedir.
Minnie Lawson :Miss Arundell`inbakıcısıdır.Saf ve apptaldır.
Romanda ayrıca Dr.Donaldson,Dr.Grainger,Dr.Tanios,hizmetçi Helen,bahçıvan,Avukat Purvis,ispritizmaile ilgilenen Trip kardeşler,komşu Peabody gibi karakterler vardır.
KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Olaylar esrarlı birşekilde işlenmiş.Son ana kadar suçluyu bulmak zor.Silik karakterli olan Bella`ya bu rolün verilmesi olayı daha da ilgi çekici hale getirmiş.Olayları anlatan Hastings`in çözüm arayışından uzak kalması bana göre bir hata.
KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ
Agatha Christie
İngiliz kadın romancı.Birinci Dünya Savaşı sırasında hemşirelik yaptı.İlk öyküsünü hastanede boş kaldığı saatlerde yazdı.Özellikle1926`dan sonra yazdığı polis romanlarıyla ün kazandı.Ayrıca tiyatro oyunuda yazdı.başlıca yapıtları: Ackroyat`ın Katili, Şark Ekspresinde Cinayet, On Küçük Zenci
Çankaya
(Falih Rıfkı Atay)
KİTABIN ADI :ÇANKAYA
KİTABIN YAZARI :FALİH RIFKI ATAY
YAYIN EVİ :YENİ GÜN HABER AJANSI
BASIM YILI :1999
KİTABIN KONUSU
Atatürk`ün doğumundan ölümüne kadar olan hayatı,harp zamanında düşmana ve Cumhuriyet zamanında yaptığı inkilaplarla gericilere karşı verdiği savaşı anlatmaktadır.
KİTABIN ÖZETİ
Atatürk, 1881 yılında ahşap bir evde doğmuştur.Annesi Zübeyde Hanım,babası ise öce gümrük muhafaza memurluğu sonra kerestecilik yapan Ali Rıza Efendidir.Naciye isimli bir kızkardeşi vardır fakat Naciye çocukken vefat etmiştir.Babasıda 1887 yılında vefat etmiştir.
Atatürk ilk eğitimine mahalle mektebinde başlamış daha sonra Şemsi Efendi okuluna geçmiştir.Bu okulda hocadan dayak yemesinden dolayı kaçmıştır.Bir müddet dayısını çiftliğinde çalışmış sonra halasının desteğiyle okula yeniden başlamıştır.Zübeyde Hanım`ın gitmesini hiç istemediği halde kendi çabasıyla askeri okula yazılmıştır.Lise hayatında çok başarılı olmuştur ve “Kemal“ adını burada almıştır.Manastır Askeri İdadisinden sonra İstanbul`a gitmek istediği halde bir subayın tavsiyesiyle Manastır Pangaltı Harp Okuluna gitmeyi tercih etmiştir.
Atatürk`ün Harp Okulunda başından birçok olay geçmiştir.Komutanlarının onun hakkındaki iyi kanaatleri sayesinde ordudan atılmaktan birçok kez kurtulmuştur.Okulda gizlice yasak dergiler çıkarmış ve bazı arkadaşlarınca jurnal edilmiştir.Nihayetinde 1904 yılında Harp Akademisinide bitirerek kurmay yüzbaşı diplamasıyla göreve başlamıştır.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
En büyük isteği Selanik`I tekrar görebilmekti ve umutluydu fakat Şam`a tayin edilmişti.Bu birlik halkı soymakla görevli bir süvari birliğiydi ama Atatürk bu soygunların hiçbirinden kendine pay almamıştır ve bu hırsızlığa karşı koymaya calışmıştır.Daha da kötüsü bu durum heryerde bu şekildydi.
Vatanperver duyduları ağır basan Atatürk ,okuduğu kitaplarla İttihat veTerakki Cemiyetine yaklaşarak gelecekte vereceği büyük savaş için kendini yetiştirmeye başlamıştır.Şeriat kanunlarını isteyen ,bu yolda kan döken isyancıları bastırmada Hareket Ordusu`nda görev almış ve başarılı da olmuştur.
Çıkan isyanların bastırılmasından sonra Enver Paşa`nın yüzünden sürüklendiğimiz 1.Dünya Harbinde birçok cephede düşmanla çarpıştı.Balkan Savaşında,Çanakkale`deki birçok direnişte komutanlık yaptı.Trablusgarp cephesine gönderildi ama devletin acizliği nedeniyle bu toprakları bırakıp geri döndü. Veliaht Vahdettin`e Almanya seyehatinde yaverlik yaptı ve geleceğin padişahından bazı imtiyazlar alarak vatanın selamete ulaşmasında önemli adımlar atmak için çaba harcadı.
Kuvettli ama kabiliyetsiz müttefikimiz Almanya`nın aldığı yenilgilerden dolayı bizde savaşı kaybetmiş sayılıyorduk.İmzalanan Mondros ve Sevr mütarekeleriyle vatan düşmanın acımasız ellerine bırakıldı.Silahımızı yetmedi istedikleri topraklarımızı aldılar.Büyük Türk ,bu yenilgiyi İstanbul`dakiler gibi kabullenip elini kolunu bağlayarak beklememekte kararlı idi.
Yunan gavurun 16 Mayısta İzmir`e çıkmasıyla Atatürk`de 19 Mayısta Samsun`a çıktı.Amacı direniş için gerekli kuvvetleri toplamaktı ama satılmış İstanbul Hukümeti ,İngilizlerin talimatıyla Atatürk`ü görevden aldı.Bunun üzerine o da orduan istifa etti.Doğuda Kazım Karabekir Paşa`nın desteğiyle harekete geçti.Birçok ilde toplantılar düzenledi.Milleti uyandırdı ve gerekenleri yapmaya başladı.
İngilizlerin, İstanbul`u işgaliyle hukümete duyulmayan güven tamamen sona erdi.Bu arada Kuvayi Milliye birlikleri Antep,Maraş ve Urfa`da düşmana dişini göstermekteydi ama alınan kesin ve kalıcı bir zafer yoktu.Bu sebeple Atatürk bu çete kuvvetlerini toplayarak düzenli orduya geçmek istiyordu.Zaten bu çeteci birliklerin bazı yararlarının yanında birçok zararları vardı.Bu çeteler halkı soyuyor,adam öldürüyorlardı.Afyon`da aldıkları yenilgi bu olaylara son verdi ve düzenli orduya geçildi.
Düzenli orduya geçmiştik ama ordu başına geçirilecek komutanlar ve askerler binbir zorluklarla toplanabildi.Tüm zorluklara ,yokluklara hatta duyulan güvensizliğe rağmen düşman Akdeniz`e döküldü.Düşman dökülmüştü ama şimdi çok daha zor olan savaş başlamıştı.İnkilaplar dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti…
İlk iş olarak saltanat kaldırıldı. Gericilerin hatta, Atatürk`ün ilk destekleyicisi Kazım Karabekir`in tüm uğraşlarına rağmen halifelik kaldırıldı. Ayrıca hilafetin kaldırılmasına zorluk çıkaran kesimler, yani yobazlar yapılan tüm yeniliklerde yine köstek olmuşlardır. Ama Atatürk`ün azmi ve kararlılığı karşısında dayanamamışlardır. Ankara`nın başkent yapılmasını, şapka kanunu, Latin harflerinin kabulünü, Tevhid-I Tedrisat Kanununu, Medeni Kanunun kabulünü, kadılnlara verilen eşitlik hakkını ve soyadı kanununu zor da olsa halka benimsetmiştir. Başkenti Ankara yapmıştır ve Ankara`nın yenileştirilmesinde çok çaba harcamıştır. Hükümette çok partili sisteme geçiş için denemeler yapmıştır. Ama alınan sonuçlar zamanın daha erken olduğunu göstermiştir. Herkese soyadı verilmesine önayak olmuştur. Ülkenin her yerinde eğitim seferberliği başlatmıştır. Bu devrimleri hayatı pahasına yapmıştır. İzmir`de yapılan süikast girişimi de bunun en iyi göstergesidir.
Atatürk yapacağı işleri, vediği davetlerde anlatırdı. Bu davetleri sabaha kadar sürerdi, ancak o çok kısa bir uykunun ardından yapacağı işleri düşünürdü. Davet masasından sohbet ve onu hazin sona götürecek rakısı hiç eksik olmazdı. Fakat içmesini bilirdi, hiçbir zaman şuurunu kaybedecek şekilde içmemiştir. Diğer hobileri; bilardo oynamak, köpeği Fox, Florya`da yüzmek, alaturka musiki dinlemek, dostlarıyla sohbet etmek ve Savarona yatıyla gezmekti. Ayrıca giyimde, evinin döşenmesinde ve temizlik konusunda çok titizdi. En büyük dertleri ise; Hatay sorunu, dil sorunu ve eğitim konuları idi. Türk kadınına verdiği değer çok büyüktü. O, her zaman Türk milleti ve Türkiye için çalıştı. Son zamanlarında bazı kişler İsmet Paşa ile arasını açmıştı. Ama O, her zaman İsmet İnönü`yü çok sevmiş ve güvenmiştir.
Atatürk`ün şaşılacak bir hafızası vardı. Fakat son zamanlarda hafızası iyice zayıflamıştı ve asabileşmeye başlamıştı. Bunun sebebi ise, hastalıktan başka birşey değildi. Karaciğerlerinde su toplanıyordu. Hastalığında gezmek için alınan Savarona yatında dinlenmekte idi. Fakat bir sabah çok ağırlaşmıştı ve son olarak “Saat kaç?“ diyerek ebedi uykuya çekilmiştir. Saat dokuzu beş geçiyor ve Türk milletinin gözlerinde yaşlar dinmiyordu.
KİTABIN ANA FİKRİ
Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk`ün attığı tohumlarla ve bir çok zorluklar aşılarak kurulmuş,onu geliştirmek, gericilerin karşısında durmak ve yeniliklerin arkasında olmak bizim en önemli görevimizdir.
KİTAPTAKİ OLAYLAR VE KİŞİLERİN TAHLİLİ
FALİH RIFKI ATAY:Atatürk ile bir gezide tanışan ve daha sonra varlığıyla ve yazılarıyla daima Atatürk`ün yanında olan bir gazetecidir.
İSMET İNÖNÜ:Savaştan önce tanışan ve sonra Atatürk`ün yanında olan değerli bir komutan ve devlet adamıdır.
FEVZİ ÇAKMAK:Savaşta ve cumhuriyet döneminde Atatürk`ün yanında olan ayrıca mareşal rütbesi alan büyük bir komutandır.
KAZIM KARABEKİR:Atatürk`e ilk yardım elini uzatan, vatanperver ,büyük ama hilafetçi bir komutandır.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Okurken bazen çoşturan bazen hüzünlendiren ,sade bir dille büyük bir destanı anlatan ve her Türk evladının okuması gerektiğine inandığım çok önemli bir eserdir.
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ
1894 yılında İstanbul`da doğdu. Fıkra, makale, gezi türlerindeki gazete yazılarıyla ve özellikle Atatürk`ü yakından tanıtan anılarıyla ün kazanan Falih Rıfkı Atay, Kovacılar semtindeki Rehberi Tahsil Rüştiyesi`ni bitirdikten sonra Hüseyin Cahit`in Yalçın müdürlük yaptığı Mercan İdadisi`nde öğrenimini tamamladı. Darülfünunun Edebiyat bölümünü bitirdi. İdadide edebiyat öğretmeni olan Celal Sahir Erozan ile kendisinden bir ileri sınıfta okuyan Orhan Seyfi Orhon, Falih Rıfkı`nın edebiyat zevkinin gelişmesine yardımcı oldular. İlk Yazıları, Serveti Fünun dergisinin genç yazarlara ayrılan ek sayfalarında yayımlanan Falih Rıfkı`nın Tecelli(1911) dergisi ile Süleyman Bahri`nin yönettiği Kadın(1912) dergisinde Cenap Şahabettin ile Ahmet Haşim`in eserlerini hatırlatan şiirleri çıktı. 1912′de Tanin gazetesinde düz yazıları yayımlanmağa başladı; İstanbul Mektupları, Edirne mektupları gibi yazıları çıktı. 1913-1914 yıllarında sadaret ve Dahiliye Nazırlığı kalemlerinde çalıştı. Dahiliye Vekili Talat Paşa ile birlikte gittiği Bükreş`ten Tanin gazetesine röportaj yazıları yolladı. Bu dönemdeki yazıları, Türkçülük ve Türkçecilik akımlarının etkisini taşıyordu. I. Dünya Savaşında yedek subay olarak Suriye`ye gitti; 4. Ordu kumandanı Cemal Paşanın hususi katipliğini yaptı. Suriye ve Filistin`deki savaş anılarını “Ateş ve Güneş“ (1918) kitabında topladı. Cemal Paşa`nın Bahriye nazırı olması üzerine Kalemi Mahsusa müdür yardımcılığına getirildi (1917).
Kazım Şinasi Dersan, Necmettin Sadık Sadak, Ali Naci Karacan ile birlikte Akşam Gazetesini çıkarmağa başladı (1918). Bu gazetede Günün Fıkraları başlığıyla sürekli yazılar yazdı. Kurtuluş Savaşını destekleyen etkili yazıları dolayısıyla idam istenerek Kürt Mustafa Divanı Harbi`ne verildi. Fakat İnönü Zaferinin kazanılması üzerine Divanı Harp tutumunu değiştirdiği için idamdan kurtuldu. Kurtuluş Savaşı sona erdiği sırada İzmir`de Atatürk ile görüşmeğe gelen gazeteciler arasındaydı. Atatürk`ün isteği üzerine İkinci Büyük Millet Meclisi`ne Bolu`dan milletvekili seçildi (1922). Daha sonra uzun yıllar Ankara Milletvekili olarak T.B.M.M.`de bulundu. Hakimiyeti Milliye, Milliyet ve Ulus gazetelerinin başyazarlığını yaptı. Yeni Türk Alfabesinin hazırlanması ve uygulanması sırasında Dil Encümeninde görev aldı. Serbest Cumhuriyet Fırkası`nın tutumuna şiddetle karşı çıktı. Ulus gazetesinin başyazarlığını yaptığı dönemde Ankara şehir planı jürisinde üyelik ve İmar Komisyonunda başkanlık yaptı. 1946′da çok partili döneme geçildikten sonra Ulus gazetesinde CHP`nin savunuculuğunu sürdürdü. Demokrat Parti`nin 1950′de iktidara geçmesinden sonra Dünya Gazetesini kurarak (1952) muhalefete geçti; yeni iktidara karşı Atatürk devrimlerini savundu. Falih Rıfkı Atay, sağlam, atak, çekici, anlatımı ve duru Türkçesiyle Cumhuriyet basınının Encümeninde usta kalemlerinden biriydi. Günlük siyasi olayları ele alan başyazı ve fıkraları yanında Ulus ve Dünya gazetelerinde Pazar günleri yayımladığı haftalık yazılarında çok usta bir deneme ve söyleşi yazarı niteliği gösteriyordu. Gezi ve anı türlerinde Cumhuriyet döneminin çok ilginç ürünlerini verdi.
(Falih Rıfkı Atay)
KİTABIN ADI :ÇANKAYA
KİTABIN YAZARI :FALİH RIFKI ATAY
YAYIN EVİ :YENİ GÜN HABER AJANSI
BASIM YILI :1999
KİTABIN KONUSU
Atatürk`ün doğumundan ölümüne kadar olan hayatı,harp zamanında düşmana ve Cumhuriyet zamanında yaptığı inkilaplarla gericilere karşı verdiği savaşı anlatmaktadır.
KİTABIN ÖZETİ
Atatürk, 1881 yılında ahşap bir evde doğmuştur.Annesi Zübeyde Hanım,babası ise öce gümrük muhafaza memurluğu sonra kerestecilik yapan Ali Rıza Efendidir.Naciye isimli bir kızkardeşi vardır fakat Naciye çocukken vefat etmiştir.Babasıda 1887 yılında vefat etmiştir.
Atatürk ilk eğitimine mahalle mektebinde başlamış daha sonra Şemsi Efendi okuluna geçmiştir.Bu okulda hocadan dayak yemesinden dolayı kaçmıştır.Bir müddet dayısını çiftliğinde çalışmış sonra halasının desteğiyle okula yeniden başlamıştır.Zübeyde Hanım`ın gitmesini hiç istemediği halde kendi çabasıyla askeri okula yazılmıştır.Lise hayatında çok başarılı olmuştur ve “Kemal“ adını burada almıştır.Manastır Askeri İdadisinden sonra İstanbul`a gitmek istediği halde bir subayın tavsiyesiyle Manastır Pangaltı Harp Okuluna gitmeyi tercih etmiştir.
Atatürk`ün Harp Okulunda başından birçok olay geçmiştir.Komutanlarının onun hakkındaki iyi kanaatleri sayesinde ordudan atılmaktan birçok kez kurtulmuştur.Okulda gizlice yasak dergiler çıkarmış ve bazı arkadaşlarınca jurnal edilmiştir.Nihayetinde 1904 yılında Harp Akademisinide bitirerek kurmay yüzbaşı diplamasıyla göreve başlamıştır.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
En büyük isteği Selanik`I tekrar görebilmekti ve umutluydu fakat Şam`a tayin edilmişti.Bu birlik halkı soymakla görevli bir süvari birliğiydi ama Atatürk bu soygunların hiçbirinden kendine pay almamıştır ve bu hırsızlığa karşı koymaya calışmıştır.Daha da kötüsü bu durum heryerde bu şekildydi.
Vatanperver duyduları ağır basan Atatürk ,okuduğu kitaplarla İttihat veTerakki Cemiyetine yaklaşarak gelecekte vereceği büyük savaş için kendini yetiştirmeye başlamıştır.Şeriat kanunlarını isteyen ,bu yolda kan döken isyancıları bastırmada Hareket Ordusu`nda görev almış ve başarılı da olmuştur.
Çıkan isyanların bastırılmasından sonra Enver Paşa`nın yüzünden sürüklendiğimiz 1.Dünya Harbinde birçok cephede düşmanla çarpıştı.Balkan Savaşında,Çanakkale`deki birçok direnişte komutanlık yaptı.Trablusgarp cephesine gönderildi ama devletin acizliği nedeniyle bu toprakları bırakıp geri döndü. Veliaht Vahdettin`e Almanya seyehatinde yaverlik yaptı ve geleceğin padişahından bazı imtiyazlar alarak vatanın selamete ulaşmasında önemli adımlar atmak için çaba harcadı.
Kuvettli ama kabiliyetsiz müttefikimiz Almanya`nın aldığı yenilgilerden dolayı bizde savaşı kaybetmiş sayılıyorduk.İmzalanan Mondros ve Sevr mütarekeleriyle vatan düşmanın acımasız ellerine bırakıldı.Silahımızı yetmedi istedikleri topraklarımızı aldılar.Büyük Türk ,bu yenilgiyi İstanbul`dakiler gibi kabullenip elini kolunu bağlayarak beklememekte kararlı idi.
Yunan gavurun 16 Mayısta İzmir`e çıkmasıyla Atatürk`de 19 Mayısta Samsun`a çıktı.Amacı direniş için gerekli kuvvetleri toplamaktı ama satılmış İstanbul Hukümeti ,İngilizlerin talimatıyla Atatürk`ü görevden aldı.Bunun üzerine o da orduan istifa etti.Doğuda Kazım Karabekir Paşa`nın desteğiyle harekete geçti.Birçok ilde toplantılar düzenledi.Milleti uyandırdı ve gerekenleri yapmaya başladı.
İngilizlerin, İstanbul`u işgaliyle hukümete duyulmayan güven tamamen sona erdi.Bu arada Kuvayi Milliye birlikleri Antep,Maraş ve Urfa`da düşmana dişini göstermekteydi ama alınan kesin ve kalıcı bir zafer yoktu.Bu sebeple Atatürk bu çete kuvvetlerini toplayarak düzenli orduya geçmek istiyordu.Zaten bu çeteci birliklerin bazı yararlarının yanında birçok zararları vardı.Bu çeteler halkı soyuyor,adam öldürüyorlardı.Afyon`da aldıkları yenilgi bu olaylara son verdi ve düzenli orduya geçildi.
Düzenli orduya geçmiştik ama ordu başına geçirilecek komutanlar ve askerler binbir zorluklarla toplanabildi.Tüm zorluklara ,yokluklara hatta duyulan güvensizliğe rağmen düşman Akdeniz`e döküldü.Düşman dökülmüştü ama şimdi çok daha zor olan savaş başlamıştı.İnkilaplar dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti…
İlk iş olarak saltanat kaldırıldı. Gericilerin hatta, Atatürk`ün ilk destekleyicisi Kazım Karabekir`in tüm uğraşlarına rağmen halifelik kaldırıldı. Ayrıca hilafetin kaldırılmasına zorluk çıkaran kesimler, yani yobazlar yapılan tüm yeniliklerde yine köstek olmuşlardır. Ama Atatürk`ün azmi ve kararlılığı karşısında dayanamamışlardır. Ankara`nın başkent yapılmasını, şapka kanunu, Latin harflerinin kabulünü, Tevhid-I Tedrisat Kanununu, Medeni Kanunun kabulünü, kadılnlara verilen eşitlik hakkını ve soyadı kanununu zor da olsa halka benimsetmiştir. Başkenti Ankara yapmıştır ve Ankara`nın yenileştirilmesinde çok çaba harcamıştır. Hükümette çok partili sisteme geçiş için denemeler yapmıştır. Ama alınan sonuçlar zamanın daha erken olduğunu göstermiştir. Herkese soyadı verilmesine önayak olmuştur. Ülkenin her yerinde eğitim seferberliği başlatmıştır. Bu devrimleri hayatı pahasına yapmıştır. İzmir`de yapılan süikast girişimi de bunun en iyi göstergesidir.
Atatürk yapacağı işleri, vediği davetlerde anlatırdı. Bu davetleri sabaha kadar sürerdi, ancak o çok kısa bir uykunun ardından yapacağı işleri düşünürdü. Davet masasından sohbet ve onu hazin sona götürecek rakısı hiç eksik olmazdı. Fakat içmesini bilirdi, hiçbir zaman şuurunu kaybedecek şekilde içmemiştir. Diğer hobileri; bilardo oynamak, köpeği Fox, Florya`da yüzmek, alaturka musiki dinlemek, dostlarıyla sohbet etmek ve Savarona yatıyla gezmekti. Ayrıca giyimde, evinin döşenmesinde ve temizlik konusunda çok titizdi. En büyük dertleri ise; Hatay sorunu, dil sorunu ve eğitim konuları idi. Türk kadınına verdiği değer çok büyüktü. O, her zaman Türk milleti ve Türkiye için çalıştı. Son zamanlarında bazı kişler İsmet Paşa ile arasını açmıştı. Ama O, her zaman İsmet İnönü`yü çok sevmiş ve güvenmiştir.
Atatürk`ün şaşılacak bir hafızası vardı. Fakat son zamanlarda hafızası iyice zayıflamıştı ve asabileşmeye başlamıştı. Bunun sebebi ise, hastalıktan başka birşey değildi. Karaciğerlerinde su toplanıyordu. Hastalığında gezmek için alınan Savarona yatında dinlenmekte idi. Fakat bir sabah çok ağırlaşmıştı ve son olarak “Saat kaç?“ diyerek ebedi uykuya çekilmiştir. Saat dokuzu beş geçiyor ve Türk milletinin gözlerinde yaşlar dinmiyordu.
KİTABIN ANA FİKRİ
Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk`ün attığı tohumlarla ve bir çok zorluklar aşılarak kurulmuş,onu geliştirmek, gericilerin karşısında durmak ve yeniliklerin arkasında olmak bizim en önemli görevimizdir.
KİTAPTAKİ OLAYLAR VE KİŞİLERİN TAHLİLİ
FALİH RIFKI ATAY:Atatürk ile bir gezide tanışan ve daha sonra varlığıyla ve yazılarıyla daima Atatürk`ün yanında olan bir gazetecidir.
İSMET İNÖNÜ:Savaştan önce tanışan ve sonra Atatürk`ün yanında olan değerli bir komutan ve devlet adamıdır.
FEVZİ ÇAKMAK:Savaşta ve cumhuriyet döneminde Atatürk`ün yanında olan ayrıca mareşal rütbesi alan büyük bir komutandır.
KAZIM KARABEKİR:Atatürk`e ilk yardım elini uzatan, vatanperver ,büyük ama hilafetçi bir komutandır.
KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER
Okurken bazen çoşturan bazen hüzünlendiren ,sade bir dille büyük bir destanı anlatan ve her Türk evladının okuması gerektiğine inandığım çok önemli bir eserdir.
YAZAR HAKKINDA KISA BİLGİ
1894 yılında İstanbul`da doğdu. Fıkra, makale, gezi türlerindeki gazete yazılarıyla ve özellikle Atatürk`ü yakından tanıtan anılarıyla ün kazanan Falih Rıfkı Atay, Kovacılar semtindeki Rehberi Tahsil Rüştiyesi`ni bitirdikten sonra Hüseyin Cahit`in Yalçın müdürlük yaptığı Mercan İdadisi`nde öğrenimini tamamladı. Darülfünunun Edebiyat bölümünü bitirdi. İdadide edebiyat öğretmeni olan Celal Sahir Erozan ile kendisinden bir ileri sınıfta okuyan Orhan Seyfi Orhon, Falih Rıfkı`nın edebiyat zevkinin gelişmesine yardımcı oldular. İlk Yazıları, Serveti Fünun dergisinin genç yazarlara ayrılan ek sayfalarında yayımlanan Falih Rıfkı`nın Tecelli(1911) dergisi ile Süleyman Bahri`nin yönettiği Kadın(1912) dergisinde Cenap Şahabettin ile Ahmet Haşim`in eserlerini hatırlatan şiirleri çıktı. 1912′de Tanin gazetesinde düz yazıları yayımlanmağa başladı; İstanbul Mektupları, Edirne mektupları gibi yazıları çıktı. 1913-1914 yıllarında sadaret ve Dahiliye Nazırlığı kalemlerinde çalıştı. Dahiliye Vekili Talat Paşa ile birlikte gittiği Bükreş`ten Tanin gazetesine röportaj yazıları yolladı. Bu dönemdeki yazıları, Türkçülük ve Türkçecilik akımlarının etkisini taşıyordu. I. Dünya Savaşında yedek subay olarak Suriye`ye gitti; 4. Ordu kumandanı Cemal Paşanın hususi katipliğini yaptı. Suriye ve Filistin`deki savaş anılarını “Ateş ve Güneş“ (1918) kitabında topladı. Cemal Paşa`nın Bahriye nazırı olması üzerine Kalemi Mahsusa müdür yardımcılığına getirildi (1917).
Kazım Şinasi Dersan, Necmettin Sadık Sadak, Ali Naci Karacan ile birlikte Akşam Gazetesini çıkarmağa başladı (1918). Bu gazetede Günün Fıkraları başlığıyla sürekli yazılar yazdı. Kurtuluş Savaşını destekleyen etkili yazıları dolayısıyla idam istenerek Kürt Mustafa Divanı Harbi`ne verildi. Fakat İnönü Zaferinin kazanılması üzerine Divanı Harp tutumunu değiştirdiği için idamdan kurtuldu. Kurtuluş Savaşı sona erdiği sırada İzmir`de Atatürk ile görüşmeğe gelen gazeteciler arasındaydı. Atatürk`ün isteği üzerine İkinci Büyük Millet Meclisi`ne Bolu`dan milletvekili seçildi (1922). Daha sonra uzun yıllar Ankara Milletvekili olarak T.B.M.M.`de bulundu. Hakimiyeti Milliye, Milliyet ve Ulus gazetelerinin başyazarlığını yaptı. Yeni Türk Alfabesinin hazırlanması ve uygulanması sırasında Dil Encümeninde görev aldı. Serbest Cumhuriyet Fırkası`nın tutumuna şiddetle karşı çıktı. Ulus gazetesinin başyazarlığını yaptığı dönemde Ankara şehir planı jürisinde üyelik ve İmar Komisyonunda başkanlık yaptı. 1946′da çok partili döneme geçildikten sonra Ulus gazetesinde CHP`nin savunuculuğunu sürdürdü. Demokrat Parti`nin 1950′de iktidara geçmesinden sonra Dünya Gazetesini kurarak (1952) muhalefete geçti; yeni iktidara karşı Atatürk devrimlerini savundu. Falih Rıfkı Atay, sağlam, atak, çekici, anlatımı ve duru Türkçesiyle Cumhuriyet basınının Encümeninde usta kalemlerinden biriydi. Günlük siyasi olayları ele alan başyazı ve fıkraları yanında Ulus ve Dünya gazetelerinde Pazar günleri yayımladığı haftalık yazılarında çok usta bir deneme ve söyleşi yazarı niteliği gösteriyordu. Gezi ve anı türlerinde Cumhuriyet döneminin çok ilginç ürünlerini verdi.
Dağların Gözyaşları - 1
(A. Necati Ulunay Ucuzsatar)
KİTABIN ADI : Dağların Gözyaşları I. Cilt
KİTABIN YAZARI : A. Necati Ulunay UCUZSATAR
BASIM TARİHİ : I. Baskı Kasım 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Güneydoğu Ve Pkk`nın Gerçek Yüzü
KİTABIN ÖZETİ I.BÖLÜM
İyi bir askeri ve tarih eğitimi almış olan A. Necati Ulunay UCUZSATAR; askeri eğitimini Dağ Komando Okulu, Kara Harp Akademisi, İngiltere Kraliyet Kurmay Koleji ve Silahlı Kuvvetler Akademisi`nde tamamlamış olup, aynı zamanda da Marmara Üniversitesinde Tarih Bilimi dalında doktora yapmıştır.
Yurt içi ve yurt dışı birçok görevde bulunan UCUZSATAR, Dağların Gözyaşları I. Cilt`inde; geçmişte yaşayarak tecrübe edindiği ve tarihi gerçeklerle bütünleştirdiği PKK gerçeğini, bu gerçeğin arkasındaki iç ve dış güçleri ele almıştır.Kitapta anlatılanları şu başlıklarda toplayabiliriz;
1. Eğitimsizlik, cehalet ve insanlara etkileri,
2. Dış güçlerin PKK ve Güneydoğu politikası,
3. Hükümetlerin uygulamış oldukları yanlış politikalar,
4. Ekonominin etkisi
Temelde amaç; özlü bir tarihi geçmişe sahip olan Türkler`in bölünmesi, parçalanması ve yutulmasıdır. Buradan yola çıkarak, ne zaman ki ülkeler ekonomik ve siyasi otoritelerini sağlam bir şekilde kuramamışlar, işte o zaman dış güçlerin diğer ülkeler üzerindeki uyguladıkları politikalar etkisini göstermeye başlamıştır. Hem de en feci ve acımasız bir şekilde. Dış güçler tarafından Güneydoğu`da kurulmak istenen Bağımsız Ermenistan ve Kürdistan Devleti ilk etapta sözde o bölgede yaşayan bir kesim insan grubu ve ırkına tanınması gereken bir hak gibi görünse de, daha sonraki dönemlerde böl, parçala, yut politikasının bir parçası olacaktır. Yani dış güçlerin rahat rahat kullanabilecekleri bir piyon… Bunun için yürütülen yol ise; o bölgede yaşayan halkı kullanarak onların cehaletlerinden, ekonomik durumlarından istifade ile birbirlerine ve devlete düşman kılarak izlenen yoldur.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
Bu amaçla, görünüşte bize dost fakat gizli hesaplar yapılarak düşmanlığımızı yapan dış güçler vardır. PKK`ya kucak açmış, bu amaca hizmet edecek kişilere de maaş bağlamak ve destek vermek suretiyle bize en büyük kötülüğü yapmışlar, yapmaya da devam etmektedirler. Hatta kendi askeri güçlerini kullanarak PKK`lılara askeri ve siyasi eğitim bile vermişlerdir. Gayeleri ise kurulması düşünülen devleti kendi amaçları doğrultusunda kullanmak, yeri ve zamanı gelince Türkiye Cumhurtiyeti`nin başına bela kılmaktır. Bunun için de Ermeni, Suriye`li, küçük yaşta kaçırılıp yanlış eğitim verilmiş Güneydoğu`lu insanlar ve azınlık olarak da diğer ülkelerden görevlendirilen sapık ruhlu, akli dengesi bozuk insanlar kullanılmaktadır. Bu tür olayların arkasındaki güçler ise Fransa, İtalya, Almanya, Suriye ve Ermenistan gibi birtakım ülkelerdir.
Bu insanlara yer yer yurtiçi ve yurtdışın silahlı veya silahsız eylem yaptırmaktadırlar. Güneydoğu`da yaşayan masum insanların mallarına, canlarına ve ırzlarına tecavüz ederek, olumsuz bir şekilde vahşi yaşamlarını devam ettirmektedirler. Güneydoğu`da yapılan zalimane ve insanlık dışı, acımasız olayları ise dış kökenli, sapık ruhlu insanlar gerçekleştirmektedirler. Halbuki, yapılan bu olayların Kürt kökenli vatandaşlarımız tarafından yapıldığı şayiası yayılarak, Türk`ü Türk`e kırdırmak istemekte ve nifak tohumları saçmaktadırlar.
Tabii ki bu tür olaylar ve PKK Terör Örgütü hükümetlerin boşluklarından ve ekonomik olarak zor durumda olduğumuz zamanlarda zirve noktasına ulaşmıştır. Ne zaman hükümetler doğru politika izledi ve olayların üzerine gitti ise o zaman başarı sağlanmış ve halk desteğini çekmiştir. Asıl olması gereken iç politikada PKK`ya sağlanan yerel desteğin kesilmesi yönünde yapılacak olan hareketlerdir.
Bu politikayı şu şekilde güzel bir örnekle de açıklayabiliriz: birbirleri ile dost olarak yaşayıp geçinen ve refah seviyeleri çok yüksek olan iki komşu devletin topraklarında ve zenginliklerinde gözü olan üçüncü bir devlet olduğunu farzedelim. Bu üçüncü devletin kralı, kalleşçe bir plan hazırlar. Plan şöyledir; topraklarına göz koyduğu ülkelerin insanlarının kılığında olan ve dillerini konuşan iyi yetişmiş iki grup hazırlatır. İçinde her kesimden olan insan gruplarını o iki ülkeye gönderip, dost olan devletlerin birbirlerinin topraklarında gözü olduğunu ve bu sebepten dolayı da savaş hazırlıklarına giriştikleri dedikodusunu yayar. Bu dedikoduları çarşıda, pazarda, eğlence yerlerinde ve kalabalık olan birçok yerde yaparlar. Bir müddet sonra, bu şayialar kralların kulaklarına kadar ulaşır. Tedbirler alınmaya başlanmıştır. Amaç şudur; dost olan iki devlet birbirini savaşarak yıpratacak, birbirini kırıp geçiren iki ülke arasında bu üçüncü ülke arabuluculuk görevi üstlenecektir. Savaş için hazırlıklarını tamamlayan taraflar, bir fırsatını bulup savaşa başlarlar. Savaşmaktan bitap ve yorgun düşerler. Bir sürü kayıplar verirler, insanlar ölür. Bu arada her iki ülkeye de arabuluculuk yapmak üzere kalleşçe planlar yapan kral, şöyle bir teklifte bulunur; herhangi bir olumsuz durum karşısında onlarla beraber savaşması için ve aynı zamanda barış gücü olarak kendi askerlerinden oluşan birlikleri, o ülkelere gönderme teklifinde bulunur. Ve barışın olmasını istediğini, daha fazla kanın akıtılmamasını istediğini taraflara belirtir. Bu dostça olan tutumu, diğer devletler çok olumlu karşılar, arabuluculuğa sevinirler. Barış gücü olarak gönderilen birlikler, bir müddet sonra işgal gücüne dönüşürler ve her iki ülkeyi de işgal ederler. Her iki ülkeyi de işgal altına alan, Kral hükümdarlığını ilan eder. Kendi halkı huzur ve bolluk içinde yaşarken, diğer iki halk da cehaletin pençesine yenik düşerek, köle gibi kullanılırlar. Yani kısacası şu; suçsuz, günahsız arkadaşını sırtından vuran kişiyi de sırtından vurmaya hazırlanan üçüncü kişi. Buradan hareketle, Güneydoğu`da bulunan halkımızın ve insanların ikinci kişi olmayacak şekilde çaba göstermesi, hükümetin de bu tür olaylara meydan vermeyecek ekonomik ve sağlam iç politik tedbirler alması gerekir.
Cehalet ve eğitimsizlik tarihte de olduğu gibi, insan topluluklarının en büyük düşmanı olmuştur, olmaya da devam edecektir. Güneydoğu`da yaşayan insanlar dış güçlerin oyunlarına gelerek hükümetten ve ülkelerinden soğumuş, yapılan eziyetlerden dolayı yılmış ve küskün bir topluluk durumuna gelmişlerdir. Onlara maddi destek sağlayan ve karınlarını doyuran kişilerin oyunlarında rol almışlardır. Cehaletin bedeli her zamanki gibi ağır ve acımasız olmuştur.
(A. Necati Ulunay Ucuzsatar)
KİTABIN ADI : Dağların Gözyaşları I. Cilt
KİTABIN YAZARI : A. Necati Ulunay UCUZSATAR
BASIM TARİHİ : I. Baskı Kasım 1999
KİTABIN YAYIM MAKSADI
Güneydoğu Ve Pkk`nın Gerçek Yüzü
KİTABIN ÖZETİ I.BÖLÜM
İyi bir askeri ve tarih eğitimi almış olan A. Necati Ulunay UCUZSATAR; askeri eğitimini Dağ Komando Okulu, Kara Harp Akademisi, İngiltere Kraliyet Kurmay Koleji ve Silahlı Kuvvetler Akademisi`nde tamamlamış olup, aynı zamanda da Marmara Üniversitesinde Tarih Bilimi dalında doktora yapmıştır.
Yurt içi ve yurt dışı birçok görevde bulunan UCUZSATAR, Dağların Gözyaşları I. Cilt`inde; geçmişte yaşayarak tecrübe edindiği ve tarihi gerçeklerle bütünleştirdiği PKK gerçeğini, bu gerçeğin arkasındaki iç ve dış güçleri ele almıştır.Kitapta anlatılanları şu başlıklarda toplayabiliriz;
1. Eğitimsizlik, cehalet ve insanlara etkileri,
2. Dış güçlerin PKK ve Güneydoğu politikası,
3. Hükümetlerin uygulamış oldukları yanlış politikalar,
4. Ekonominin etkisi
Temelde amaç; özlü bir tarihi geçmişe sahip olan Türkler`in bölünmesi, parçalanması ve yutulmasıdır. Buradan yola çıkarak, ne zaman ki ülkeler ekonomik ve siyasi otoritelerini sağlam bir şekilde kuramamışlar, işte o zaman dış güçlerin diğer ülkeler üzerindeki uyguladıkları politikalar etkisini göstermeye başlamıştır. Hem de en feci ve acımasız bir şekilde. Dış güçler tarafından Güneydoğu`da kurulmak istenen Bağımsız Ermenistan ve Kürdistan Devleti ilk etapta sözde o bölgede yaşayan bir kesim insan grubu ve ırkına tanınması gereken bir hak gibi görünse de, daha sonraki dönemlerde böl, parçala, yut politikasının bir parçası olacaktır. Yani dış güçlerin rahat rahat kullanabilecekleri bir piyon… Bunun için yürütülen yol ise; o bölgede yaşayan halkı kullanarak onların cehaletlerinden, ekonomik durumlarından istifade ile birbirlerine ve devlete düşman kılarak izlenen yoldur.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet
Bu amaçla, görünüşte bize dost fakat gizli hesaplar yapılarak düşmanlığımızı yapan dış güçler vardır. PKK`ya kucak açmış, bu amaca hizmet edecek kişilere de maaş bağlamak ve destek vermek suretiyle bize en büyük kötülüğü yapmışlar, yapmaya da devam etmektedirler. Hatta kendi askeri güçlerini kullanarak PKK`lılara askeri ve siyasi eğitim bile vermişlerdir. Gayeleri ise kurulması düşünülen devleti kendi amaçları doğrultusunda kullanmak, yeri ve zamanı gelince Türkiye Cumhurtiyeti`nin başına bela kılmaktır. Bunun için de Ermeni, Suriye`li, küçük yaşta kaçırılıp yanlış eğitim verilmiş Güneydoğu`lu insanlar ve azınlık olarak da diğer ülkelerden görevlendirilen sapık ruhlu, akli dengesi bozuk insanlar kullanılmaktadır. Bu tür olayların arkasındaki güçler ise Fransa, İtalya, Almanya, Suriye ve Ermenistan gibi birtakım ülkelerdir.
Bu insanlara yer yer yurtiçi ve yurtdışın silahlı veya silahsız eylem yaptırmaktadırlar. Güneydoğu`da yaşayan masum insanların mallarına, canlarına ve ırzlarına tecavüz ederek, olumsuz bir şekilde vahşi yaşamlarını devam ettirmektedirler. Güneydoğu`da yapılan zalimane ve insanlık dışı, acımasız olayları ise dış kökenli, sapık ruhlu insanlar gerçekleştirmektedirler. Halbuki, yapılan bu olayların Kürt kökenli vatandaşlarımız tarafından yapıldığı şayiası yayılarak, Türk`ü Türk`e kırdırmak istemekte ve nifak tohumları saçmaktadırlar.
Tabii ki bu tür olaylar ve PKK Terör Örgütü hükümetlerin boşluklarından ve ekonomik olarak zor durumda olduğumuz zamanlarda zirve noktasına ulaşmıştır. Ne zaman hükümetler doğru politika izledi ve olayların üzerine gitti ise o zaman başarı sağlanmış ve halk desteğini çekmiştir. Asıl olması gereken iç politikada PKK`ya sağlanan yerel desteğin kesilmesi yönünde yapılacak olan hareketlerdir.
Bu politikayı şu şekilde güzel bir örnekle de açıklayabiliriz: birbirleri ile dost olarak yaşayıp geçinen ve refah seviyeleri çok yüksek olan iki komşu devletin topraklarında ve zenginliklerinde gözü olan üçüncü bir devlet olduğunu farzedelim. Bu üçüncü devletin kralı, kalleşçe bir plan hazırlar. Plan şöyledir; topraklarına göz koyduğu ülkelerin insanlarının kılığında olan ve dillerini konuşan iyi yetişmiş iki grup hazırlatır. İçinde her kesimden olan insan gruplarını o iki ülkeye gönderip, dost olan devletlerin birbirlerinin topraklarında gözü olduğunu ve bu sebepten dolayı da savaş hazırlıklarına giriştikleri dedikodusunu yayar. Bu dedikoduları çarşıda, pazarda, eğlence yerlerinde ve kalabalık olan birçok yerde yaparlar. Bir müddet sonra, bu şayialar kralların kulaklarına kadar ulaşır. Tedbirler alınmaya başlanmıştır. Amaç şudur; dost olan iki devlet birbirini savaşarak yıpratacak, birbirini kırıp geçiren iki ülke arasında bu üçüncü ülke arabuluculuk görevi üstlenecektir. Savaş için hazırlıklarını tamamlayan taraflar, bir fırsatını bulup savaşa başlarlar. Savaşmaktan bitap ve yorgun düşerler. Bir sürü kayıplar verirler, insanlar ölür. Bu arada her iki ülkeye de arabuluculuk yapmak üzere kalleşçe planlar yapan kral, şöyle bir teklifte bulunur; herhangi bir olumsuz durum karşısında onlarla beraber savaşması için ve aynı zamanda barış gücü olarak kendi askerlerinden oluşan birlikleri, o ülkelere gönderme teklifinde bulunur. Ve barışın olmasını istediğini, daha fazla kanın akıtılmamasını istediğini taraflara belirtir. Bu dostça olan tutumu, diğer devletler çok olumlu karşılar, arabuluculuğa sevinirler. Barış gücü olarak gönderilen birlikler, bir müddet sonra işgal gücüne dönüşürler ve her iki ülkeyi de işgal ederler. Her iki ülkeyi de işgal altına alan, Kral hükümdarlığını ilan eder. Kendi halkı huzur ve bolluk içinde yaşarken, diğer iki halk da cehaletin pençesine yenik düşerek, köle gibi kullanılırlar. Yani kısacası şu; suçsuz, günahsız arkadaşını sırtından vuran kişiyi de sırtından vurmaya hazırlanan üçüncü kişi. Buradan hareketle, Güneydoğu`da bulunan halkımızın ve insanların ikinci kişi olmayacak şekilde çaba göstermesi, hükümetin de bu tür olaylara meydan vermeyecek ekonomik ve sağlam iç politik tedbirler alması gerekir.
Cehalet ve eğitimsizlik tarihte de olduğu gibi, insan topluluklarının en büyük düşmanı olmuştur, olmaya da devam edecektir. Güneydoğu`da yaşayan insanlar dış güçlerin oyunlarına gelerek hükümetten ve ülkelerinden soğumuş, yapılan eziyetlerden dolayı yılmış ve küskün bir topluluk durumuna gelmişlerdir. Onlara maddi destek sağlayan ve karınlarını doyuran kişilerin oyunlarında rol almışlardır. Cehaletin bedeli her zamanki gibi ağır ve acımasız olmuştur.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 162
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 23
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 28
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 28
