emirhanHCL 1
emirhanHCL
farkmt2official 1
farkmt2official
mannaxxx 1
mannaxxx
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Best Studio 1
Best Studio
Hikaye Ekle

100 Temel Eser (Arşivlik)

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan JoJoPaPi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 102
  • Görüntüleme Görüntüleme 35K

Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!

Dağ Yolu

(Hamdullah Suphi Tanrıöver)

KİTABIN ADI : Dağ yolu
KİTABIN YAZARI : Hamdullah Suphi Tanrıöver
KİTABIN YAYIN EVİ : TC. Kültür Bakanlığı Yayınları
BASIM YILI : 2000

KİTABIN ÖZETİ

Kitabın birinci bölümünde;Kubilayın kesik başı bölümü şeriat yanlılarının başını kestiği aziz şehit Kubilayın bu uğurda verilen ilk şehit olmadığı daha önce verilmiş birçok şehit olduğu ancak türkiyede şeriat yanlısı halkı şeriata çağıran onlarca kurum oldukta sonra son da olmayacağı hakkındaki konuşmaları var Tanrıöverin.

Kitabın ikinci bölümünde ise Türk ocaklarının tarihçesi ve iftiralara karşı cevaplarımızda;yeni başlayan fikir cerayanının istikbalinin tohumlarını taşıdığını bu kuvveti de bi kasırga gibi Türkocaklarını taşıdığını belirten Hamdullah Suphi İstanbulun işgali sırasında da bu büyük kurumun ilk hedef olarak görüldüğü ve en büyük tehlike olarak kkarşılandığı ve sürekli olarak ilk el konulan ve kötülenmeye çalışılan ;komünizm gibi akımların beşiği olduğunu savunmuş ancak aynı yüce kurumun Türk milletini birleştireceği ve Türk kadınının da erkeği gibi en ön saflarda olmasını sağlayacak yuva olarak anlatmıştır.

Kitabın üçüncü bölümünde Saltanat ve hilafet müesseseleri inklab ve Türk gençliği bölümünde Türk halkının yıllar sırtında taşıdığı saltanat ve hilafetin Türkiyeye kök salmış olduğunu kolayca sökülüp atılamayacağım bunun da sebebinin günde beş vakit Türkiyenin dört tarafında binlerce minareden desteklenmesinden her köşe başındaki sebil çeşmelerişnde yazan dualardan anlaşılacağı gibi kolay olmayacağı ancak Türk insanını sefaletinin ve Türk kadının yerinin geriliğinin sebebi olan bu nusubetin atılması gereklliğini anlatıyor.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Kitabın dördüncü bölümünde ise ;bugünkü tehlikeler ve halk peygamberliği bölümünde saltanat ve hilafetten kurtulunmuş bile olsa bugünkü en büyük tehlikeyi teşkil edebilecek olan sarıklıların halkı istismar edrek yönlendirebiecekleri buna karşı aydınlanmanın gerekliliği ve sürekli olrak halkın bunlardan kurtulması için aydınlatılması gerektiğini anlatıyor.

Kitabın beşinci bölümü olan Türk ocakları merkez binasının açılması bölümünde yaptığı konuşmada ne kadar önemli bir kurumun açılışını yapıldığını anlatmak için :`eğer bir ifade olsaydı,şakaklarımı parmaklarımın arasında sıkar ve kendime,kalbinde ve dimağında en güzel ve en iyi ne varsa bugün karşındakilere vereceksin derim.`sözleriyle başlayan konuşmasıyla anlatmaya çalışmıştır.

Kitabın altıncı bölümü olan milli şair Mehmed Emin Beyin doğumunun altmışıncı yıldönümü münasebetiyle Mahmud Esad Beyin verdiği ziyafette yaptığı konuşmada ise Türk ocaklarıyla yapılan fedakarlıklarla birçok yol katettğini Türk kadınınında bu ocaklarda ilk defa sahne aldığını bu milletin tarihinde bütün büyük hareketlerin büyük bir iman ve aşktan doğduğunu di,le getirmiştir.

Kitabın yedinci bölümünde sanat ve istikbalimizi anlatan konuşmasında türk milletinin son nesillerinin milli ve mahalli sanatların umumi bir düşünlüne şahid olmaktan doğan bir mazi kadar kuvvet kaynağı olabilecek bir şey düşünülemez .

Kitabın sekizinci bölümünde maarifimizde istikamet başlığında nutuk 17 Kasım 1992`de Ankara öğretmenler derneği kongresinde söylenmiş olan ve Hakimiyeti milliye gazetesinin 23,24,26 ve 27 Kasım 1922 trihli sayılarında da yayımlanan konuşmasına yer vermiştir.

Kitabın dokuzuncu Türk sabrı ve anadolu zaferinde Türk halkının her türlü güçlüğe göğüs gererek nice fedakarlıklarla kazandığı zaferin öneminbden ve bunu korumak için yapılması gerkenlertden bahsediyor…

Kitabın onuncu bölümünde niçin mücadele ediyoruz da bir camide yaptığı konuşmasında büyük millet meclisinin emriyle memleketin bugünkü vaziyeti hakkında bildiklerimi arz etmek hakkında konuşma yapmıştır.

Kitabın onbirinci bölümünde istila önünde türk halkıyla Türk halkının istilaya karşı gösterdiği direnişi ve fedakarlıklarla aldığı zaferi anlatıyor…

Kitabın oniki ve onüçüncü bölümleri olan İstanbul mitinglerinde konuşmasına ‘zavallı kadınlarımız` diye başladığından da anlaşılacağı gibi başkaları son sözlerini söylemeden önce bizim halkça milletçe son sözlerimizi son kararlarımızı söylemek mecburiyetinde oluşumuzu çok geçmeden Türk düşmanlarının kendi hükümlerini vereceğini bunun da bize uymayacağını ancak bizim bunun için sonunu kadar mücadele etmemiz gerektiğini anlattığı konuşmaları yer alıyor.

Kitabın ondördüncü ve son bölümünde Türk kadınına yaptığı konuşmanın yer aldığı Türk kadını bölümünde Türk kadının her zaman her yerde bu ülke için mücadele ettiğini ancak hep geride durup hiç bir şeyin tadını çıkarmadığını ama artık Türk kadınının da ön saflarda yerini alması gerekli olduğunu anlattığı konuşması yer alıyor…

KİTABIN ANA FİKRİ

Türk halkının ülkesini savunmaya gelince aslan kesildiğini ancak sıra ilme gelişmeye geldiğinde geri kalınmaması gerektiğidir

KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN VE OLAYLARIN DEĞERLENDİRMESİ

Kitapta Hamdullah suphinin konuşmaları yer alıyor yer yer ise Kubilay gibi vatan için şehit olanların tasviri geçmekte

KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ

Üç ünlü maarif nazırı, ilim ve sanat otoritesi olan dedesi, babası ve eniştesi gibi Hamdullah Suphi de Türkiye cumhuriyetlerinde 1920-21 ve 1925 yıllarında iki kez Milli Eğitim Bakanlığı yapmış çekirdekten eğitimcidir.Üstünnbir şiir,hikaye,eleştiri ve mizah yazarlığı yeteneklerine sahip Hamdullah Suphi Türk edebiyatında ve Türk tarihinde asıl güzel konuşması ile ünlüdür.
 
Kırk Yıl

(Halit Ziya Uşaklıgil)

KİTABIN ADI : Kırk Yıl
KİTABIN YAZARI : Halit Ziya Uşaklıgil
YAYIN EVİ VE ADRESİ : İnkilap Kitabevi-Ankara Caddesi No.95 İstanbul
BASIM YILI : 1989

KİTABIN KONUSU

Yazarın hayatını başından geçenleri anılarını anlatmaktadır.

KİTABIN ÖZETİ

Halid Ziya Uşaklıgil Türk romanının ilk yazarlarındandır. Birçok romanı vehikayesi olan,aynı zamanda bir çok ödül almış Türk romanının öncülerinden biridir. Yazar bu romanında diğer eserlerinden farklı olarak tamamen kendi hayatını anlatan bir roman yazmıştır. Romanında sadecekendi hayatı değil, hayatını anlatırken gerçekleşen olayları tamamen objektif ve birroman havasında anlatmıştır.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Atatürk`ün olduğu dfönemde askerirüştiyeye katılmış fakat birinci sınıfta ayrılmıştır. Kitapta en çok ilgi çekici bölümler yine kendisinin roman ve edebiyatla ilgili başından geçen olaylarolmuştur. Olayları anlatışında çok çarpıcı bir üslup kullanmıştır. Örneğin bir konferansta söylenen Fransızca bir beyiti, müteakiben Türkçeleştirip kafiyelibir beyit haline getirişini şöyle anlatmaktadır.
“Şeçti küçük kazanından“ demek aslındadahauygun olurdu, fakatben ötekişekli daha uygun bulmuştum. “Şeytan“ ile admın kafiyesi tercümede beklenebilecek başarısının en iyi bir nevi idi.

Hepsi birden alkışladılar.alkışlamak zevkini burada tattım, vehayalimin yıkıp tükenmesinden doğan acıyı yazar sıfatıyla kazanılan muvaffakiyetle unuttum.

Herhangi bir otobiyografide olan; yazarın duygusal durumları, buhranları, başından geçen olaylar renklibirşekilde anlatılmıştır.

KİTABIN ANAFİKRİ

Tam olarak kesin bir ana fikir olmamakla beraber devrin karmaşıklığı hakkında bilgi vermektedir

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESi

Sayısız kişi mevcuttur.halit ziya uşaklıgil otoriter duygulu köklü bir yazardır.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Akıcı bir uslup kullanılmıştır.okunmaya değer bir kitaptır.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

Halit Ziya Uşaklıgil (1867-1945)

Türk roman ve öykü yazarı. Türk edebiyatında Batı anlamındaki romanın ilk yetkin örneklerini vermiştir.

İstanbul`da doğdu, 22 Mart 1945′te aynı kentte öldü. Mahalle mektebinden sonra Fatih Rüştiyesi`ne gitti. Tüccar olan babasının işlerinin bozulması üzerine, 1879′da İzmir`e yerleştiler. Halit Ziya orada bir süre rüştiyeye, sonra da Fransızca öğrenmesi için rahipler okuluna gönderildi. Fransızca`dan ilk çevirilerini bu yıllarda yaptı. Tevfik Nevzat ile 1884′te Nevruz dergisini, 1886′da da Hizmet gazetesini çıkarttı. İlk romanlarını bu gazetede yayımladı. Okulu bitirdikten sonra bir yandan İzmir Rüştiyesi`nde Fransızca öğretmenliği yaparken, bir yandan da Osmanlı Bankası`nda memur olarak çalıştı. 1893′te Reji İdaresi`nde başkâtiplik göreviyle İstanbul`a geldi. Hüseyin Siret, Mehmet Rauf, Rıza Tevfik, Hüseyin Cahit, Ahmet Rasim gibi yazarlarla dostluk kurdu ve 1896′da Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katılarak Servet-i Fünun dergisinde kendine geniş ün sağlayan romanlarını yayımladı. 1901-1908 arasında yazarlığı bıraktıysa da II. Meşrutiyet döneminde yeniden başladı, ancak 1923′e değin yazdıklarını yayımlamadı. Bu arada, Darülfünun`da estetik ve batı edebiyatı dersleri verdi. V. Mehmed`in tahta geçmesi üzerine onun mabeyn başkâtipliğine atandı, dört yıl bu görevde kaldı. Daha sonra Reji İdaresi`nde yönetim kurulu başkanı oldu. Son yıllarını Yeşilköy`deki evinde anılarını yazarak geçirdi.
Uşaklıgil`in İzmir`deyken yazdığı Nemide, Bir Ölünün Defteri, Ferdi ve Şürekâsı gibi ilk yapıtları, karşılıksız sevgiyi konu alan, acıklı, duygusal kısa romanlardır. İstanbul`a geldikten sonra Sevet-i Fünun dergisinde yayımladığı Mai ve Siyah ile acemilik dönemini geride bıraktığı izlenir. Daha önceki yapıtlarında ön planda gelen acıklı aşk serüveni, burada ikinci plana atılmıştır. Şairler, gazeteciler, yayınevi sahipleri ve yazarlar arasında geçen olayları ele aldığı bu romanda, hem o dönemin Babıâli dünyasını, hem de bu dünyanın gerçekleri karşısında yaşamda yenik düşen Ahmet Cemil`in hayalci kişiliğinde bütün bir Edebiyat-ı Cedide kuşağının bakış açısını yansıtmıştır. 1898-1900 arasında yazdığı Aşk-ı Memnu ilk büyük Türk romanı kabul edilir. Sağlam bir yapısı ve tekniği olan yapıtta zengin bir adamla evlenen genç ve güzel bir kadının yaşlıca kocasına sadık kalmak kararına karşın, elinde olmayarak yasak bir aşka sürüklenişi, olayın psikolojik nedenleri üstünde de durularak, gerçekçi bir biçimde anlatılmıştır.

Uşaklıgil Edebiyat-ı Cedide`nin sanat anlayışı doğrultusunda yeni bir dil yaratmaya çaba göstermiştir. Osmanlıca`da bile kullanılmayan Farsça ve Arapça sözcükler bularak, Türkçe`de olmayan kurallarla tamlamalar yaparak konuşulan dilden çok ayrı, süslü ve yapay bir sanat dili oluşturmuştur. Ama Aşk-ı Memnu`yu yazdıktan sonra dil konusundaki görüşleri değişmiş, Edebiyat-ı Cedide`nin yarattığı dili aşırı süslü, ağdalı ve yapay bulduğu için Kırık Hayatlar`ı yalın bir dille yazmaya karar vermiştir. Daha sonraki yıllarda romanlarının yeni baskıları yapılırken de bunların dilini bir ölçüde yalınlaştırmak gereğini duymuştur. Son romanı Kırık Hayatlar, 1901′de Servet-i Fünun`da tefrika edilirken, sansürün karışması yüzünden yarıda kalmış, ancak 1923′te yeniden yayımlanmıştır. Uşaklıgil romana yazdığı önsözde, Kırık Hayatlar`ın daha önceki romanları gibi “hülya“ ve “süs“e dayanmadığını, tam tersine yalnızca yaşamı ve gerçekleri yansıttığını belirtmiştir.
Uşaklıgil pek çok öykü de yazmış ve Batı türü öykü anlayışının Türkiye`de yayılmasında rol oynamıştır. Öykülerinin konusunu ve kişilerini daha çok halkın fakir kesiminden almış, bu insanların acılarını dile getirmeye çalışmıştır.

Romanlarında Uşaklıgil`in ilgi alanı dardır. Kişilerini ve onların sorunlarını işlerken sınırlı bir yaşantı çerçevesinin dışına çıkmaz. Duyarlı genç kadın ve erkeklerin aşkta uğradıkları hayal kırıklığı başlıca teması olmuştur. Ancak aşk konusunda görüşünün romantiklikten gerçekliğe doğru bir değişim geçirdiği gözlemlenir. İlk romanlarında daha platonik ve romantik olan aşk ilişkileri, son iki romanında yasak aşkla noktalanan cinsel bir tutkuya dönüşür.

Yaşantı alanının darlığına karşın, Uşaklıgil Türk romanının öncüsü sayılmıştır. Çünkü ondan önce, romanı bir sanat yapıtı kabul ederek onun kadar ciddiye alan, bir sanatçı titizliğiyle romanın yapısına ve tekniğine gereken önemi veren başka bir Türk yazarı olmamıştır.

YAPITLAR

Roman: Nemide, 1889; Bir Ölünün Defteri, 1889; Ferdi ve Şürekâsı, 1894; Mai ve Siyah, 1897; Aşk-ı Memnu, 1900; Kırık Hayatlar, 1923.

Öykü: Bir Muhtıranın Son Yaprakları, 1888; Bir İzdivacın Tarih-i Muaşakası, 1888; Heyhat, 1894; Solgun Demet, 1901; Sepette Bulunmuş, 1920; Bir Hikâye-i Sevda, 1922; Hepsinden Acı, 1934; Onu Beklerken, 1935; Aşka Dair, 1936; İhtiyar Dost. 1939; Kadın Pençesinde, 1939; İzmir Hikâyeleri, (ö.s.), 1950.

Oyun: Kabus, 1918. Anı: Kırk Yıl, 1936; Sara ve Ötesi, 1942; Bir Acı Hikâye, 1942.

Şiir: Mensur Şiirler, 1889.

Deneme: Sanata Dair, 3 cilt, 1938-1955
 
Diriliş

(Lev Tolstoy)

KİTABIN ADI : DİRİLİŞ
KİTABIN YAZARI : LEV TOLSTOY
YAYIN EVİ : ADA YAYINLARI
BASIM YILI : KASIM 1996

KİTABIN KONUSU

Adalet sistemindeki yanlış uygulamalar ve bu uygulamalara maruz kalan bir kadın ve aynı kaderi paylaşan diğer mahkumların yaşadıkları olayları anlatmakta ve eleştiriler yapmaktadır.

KİTABIN ÖZETİ

Dimitri Nehludov çok gösterişli ve zevk içinde bir hayat sürdürmekte iken bir mahkemede eskiden birlikte olduğu ama daha sonra terk edip bıraktığı bir kadın olan Katyuşa ile karşılaşır.

Katyuşa kimsesiz bir kadındır. Pek çok iş aramış ancak bulduğu işlerde erkeklerin sarkıntılıklarından dolayı fazla çalışamamıştır. En sonunda bir hastanede çalışırken bir odacı Katyuşa`ya sarkıntılık yapar. Katyuşa odacıyı kendisine yaklaştırmaz. Bu sırada gürültüden dolayı hastanedeki diğer personel odaya gelirler. Katyuşa da bir iftiraya kurban giderek mahkemeye verilir.

Bir vicdan muhasebesine dalar ve bunun sonucunda ne pahasına olursa olsun Katyuşa`yı kurtarmak için yemin eder.

Katyuşa`ya en çok bir kaç ay ceza verileceği düşünülürken mahkemede yapılan hatalar nedeniyle Katyuşa`ya çok ağer bir cez verilmesi karara bağlanır.
Prens Katyuşa`ya karşı sorumluluk duygusunun da etkisiyle evllilik teklif eder. Katyuşa ise aslında aşık olduğu Nehludov`un başına dert açmak istemediği için bu teklifi ısrarla reddeder.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Katyuşa`ya kürek mahkumiyeti verilir.Nehludov`un bütün çabasına rağmen Katyuşa Sibirya`ya sürülmekten kurtulamaz.
Nehludov da elindeki mal varlığının önemli bir bölümünü harcayarak Katyuşa ile Sibirya`ya gitmeye karar verir.Sibirya yolculuğu mahkumlar için dayanılmaz geçmektedir. Mahkumların başındaki gardiyanlar da mahkumlara çok kötü davranmaktadır.
Nehludov bu kötü muameleleri önlemek için elinden geleni yapsa da bunu başaramamaktadır.

Dimitri Sibirya yolculuğu sırasında haksızlığa uğrayarak hapse düşen veya sürgüne gönderilen pek çok mahkumun olduğunu da fark eder. Bu mahkumlar da Prens`in kendilerine yardımcı olmalarını istemektedir.
Sibirya`daki kürek mahkumiyeti sırasında Katyuşa`nın affedildiği haberi gelir. Katyuşa da başka bir mahkumla evlenerek Dimitri`yi bırakır.Dimitri bütün bu olan bitenden oldukşa etkilenir. Dünyada adaletin gerçekte olamayacağını düşünmeye başlar. Aradığı mutlak adaleti İncil`debularak yeni düşünceler benimser.

KİTABIN ANA FİKRİ

Dünyada tam anlamıyla adalet yoktur. Herkesin bir suçu ve günahı olacağı için dünyada kimsenin kimseyi cezalandırmaya hakkı olamaz. Ancak bütün sistemlerde bazı kimseler insanları cezalandırmaya devam etmektedir

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ

Dimitri Nehludov : Başlangıçta zevk ve sefahate düşkün olan fakat daha sonra bu hatalarından dönen, inandığı değerler uğruna pek çok şeyi göze alan bir Rus prensi.

Katyuşa :Kimsesiz, gariban, ama gururlu,genellikle duygularıyla hareket eden bir kadın.
Kitapta Dimitri ve Katyuşa`nın mahkemed karşılaşması,Dimitri`nin vicdan muhasebesine dalarak gösterişli hayatını bırakması,Sibirya`ya sürgün,Dimitri`nin Katyuşa`yı affettirme çabaları etkileyici ve akıcı bir üslupla anlatılmaktadır.

Marlo Morgan : Hayatın monotonluğundan sıkılmış, değişiklik arayan, hırslı kafasına koyduğunu yapan, yardımsever, çocuk ruhlu biri.

Oota : Kabilede ingilizce bilen tek kişi Morgan`a kendilerini tanımasına elinden geldiğince sorulara cevap vererek yardımcı olmuştur.

Kara Kuğu : Kabilenin şefidir. Bilge bir insan olarak tüm sırlarının sırası ile Morgan`a açıklanmasını sağlamıştır.Bunun dışında şifacı gibi yeteneklerine göre isimlendirilen birçok kabile üyesi var. Çölde, insanın yaşamını zorlayan birbirinden ilginç olaylar oluyor.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

Levi Tolstoy

19. yy. Rusya`sında yaşamış bir yazardır. Hayatında hep bir arayış içeirsinde olmuş ve yaşlılığını dindar bir insan olarak geçirmiştir. Genellikle eserlerinde insanlara ahlaki değerlerden bahseden yazarın ‘Dirilş` eserinde de bu özelliğinin izleri görülmektedir.
 
Doğunun Limanları

(Amin Maalouf)

KİTABIN ADI : DOĞUNUN LİMANLARI
KİYABIN YAZARI : AMIN MAALOUF
YAYINEVİ VE ADRESİ : YKY YAYINLARI
BASIM YILI : EKİM 1998

KİTABIN KONUSU

‘Doğunun Limanrı` isimli roman Osmanlı prensliğine dayanan bir babanın ve yahudi bir kadının oğlu olan Kitabdar adlı hayali kişinin hayat hikayesini anlatmaktadır. Kitabın yazarı olan Amin maalouf bu kitabı 60`lı yılların sonuna doğru tanıştığı bir kişinin hayatından esinlenerek yazıyor. Bu kişi Lübnan`da doğmuş Parise giderek direniş hareketine katılmış tekrar Lübnan`a döndüğünde ise bir kahraman gibi karşılanmıştır. Kitapta da aynı olayların işlendiği görülmektedir.

KİTABIN ÖZETİ

“Doğunun Limanları“ bir zamanlar Avrupalıların doğuya giriş yaptıkları, tespih taneleri gibi sıralanan ticaret kentlerine verilen isimdir. “Doğunun Limanları“ kelime anlamı olarak “Doğunun Merdivenleri“ olup, bazı Akdeniz limanlarına Fransızların taktığı isimdir.

Olay 1976 Haziranında Paris`te bir metroda geçmektedir. Yazar, romana tablodaki bir resimden söz ederek başlamaktadır. Tabloda, deniz ve o maviliğin üstündeki gemi bulumaktadır. Yazar, bu tabloya hayran kalmıştır. Metroda bu tabloyu seyrederken gözleri, son derece ilgi çeken bir adama takılır ve bu bu adamı takip etmeye başlar. Bu takip neticesinde her ikisi Hubert Hugles sokağında karşı karşıya gelirler. Yazar,türlü yollarla bu adama yaklaşmaya başlar. Adamın yabancı olduğunu sezer ve ona yardımcı olmaya çalışır. Bu yardımlaşma sonucunda her ikisi dost olurlar. Adamın amacı, Paris`te direnişçilerin adını taşıyan 39 cadde ve sokağı gezmektir. Bu arada yazar ile yabancı arasında koyu bir muhabbet başlar. Yabancı adam, yazarın sorularına yanıt vermeye çalışır ve ona Pariste dört gün kalacağını söyler. Bunun üzerine yazr ondan Paris`te kalacağı dörrt gün içinde hayat hikayesini anlatmasını ister. Yabancı bunu kabul eder. Yabancının kaldığı otel odasına giderler ve yabancı hayat hikayesini anlatmaya başlar.
Olaylar bir Osmanlı prensesinin aklını yitirmesiyle başlar . Kitabdar adlı Acem doktor tedavi amacıyla onu Adana`daki evine götürür. Onu seviyordur ve bu güzel kızla evlenir. Bir çocukları olur.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

Her türlü düzene isyan eden bu prens bir gün Adana`da çıkan ayaklanmalar nedeniyle en iyi arkadaşı olan Nubar adlı bir Ermeni ile Lübnan, Beyrut`a gider. Burada Nubar`ın kızı ile evlenir, bir kızı ve iki oğlu olur. Karısı oğlu Salem`i doğururken ölür. Kitabın asıl kahramanı prensin babasının adını verdiği oğlu Kitabdar`dır. Kitabdar, isyan manasına gelmektedir. Oğlunun bir ihtilalci olmasını isteyen babası ona bu sebeple bu ismi vermiştir.

Kitabdar babasının onun hakkındaki tüm düşüncelere rağmen bir doktor olmak istiyordur. Ablasınında yardımıyla onu ikna ederek Paris`e tıp okumaya gider. Fakültede çok başarılı olan İsyan bir gün barda arkadaşlarıyla beraberken katıldığı bir tartışma aracılığı ile Bertrand takma adlı bir direnişçi ile tanışır ve bir anda kendini 2.Dünya Savaşı`nda bulur. Bu sırada hayatının kadını olacak Clara ile tanışır. Savaştan sonra Beyrut`a dönen Kitabdar bir kahraman olarak karşılanır. Kısa süre sonra Clara da Hayfa`da dayısının yanına yerleşir. Bu tanışmayı takben Kitabdar ve arasında sıcak gelişeler olur ve evlenmeye karar verirler.

Evlendikten sonra Hayfa ve Beyrut arasında gidip gelen çift, Clara hamileyken Hayfa`da kalmayı tercih ederler. 1948`de Kitabdar`ın babasının rahatsızlığı üzerine Beyrut`a dönüşü sırasında patlak veren Arap-Yahudi savaşı nedeniyle birbirlerinden ayrı kalırlar. Bu ayrılık Kitabdar`ın hayatını değiştirir.

Bu savaş nedeniyle Kitabdar karısını ve doğacak çocuğunu uzun süre göremez. Onların sağlığından duyduğu endişe, onu bir takım psikolojik sorunların içine iter. Davranışlarında gözle görülür bir değişme olur. Bundan yararlanan kardeşi Salem onu sadece zengin hastaların bulunduğu bir tımarhaneye kapattırır. İsyan, her gün onu uyuşturacak, deli olmasa bile onu deli gibi gösterecek sakinleştirici bir ilaç almak zorunda bırakılır. Yaklaşık yirmi yıl boyunca bu tımarhaneye kapalı kalan ve uyuşturulan isyan artık kurtulmanın imkansız olacağını düşündüğü sırada kızı Nadya onun izini bulur ve hastane yöneticilerine anlaşılmaması için farklı bir kimlikle onu ziyaret eder. Bu Kitabdar için bir kurtuluş kaynağıdır. Artık kızının varlığından güç almaktadır. Kitabdar Nadya`yı bir kez görmüştür. Ancak çevresinden gelen nasihatlere uyarak, kız bir daha babasına gelmemiştir. Bu Kitabdar için üzücü bir olay olsa da onu hayata geri dönme arzusundan mahrum bırakmamıştır. Kahve içinde verilen uyuşturuyucuyu daha az alarak hergün biraz daha kendine gelir.1976`da Lübnan da çıkan çatışmalar sırasında fırsatını bulup, yaşadığı hastaneden kaçan Kitabdar bir şekilde Paris`e gider ve orada Bertrand`ı bulur. Tüm yaşadıklarını anlatarak ondan Clara`nın adresini ister. Clara`dan 28 yıl sonra hiçbir şey bekleyemeyeceğini bilmesine rağmen yine de ona bir mektup yazar ve başından geçen her şeyi anlatır. Ondan cevap beklemiyordur, yıllar önce buluştukları bir limanda randevu verir.

Buluşma günü gelir. Buluşma günü yazarla Kitabdar`ın ayrılacağı gündür.
Kitabdar yazarla randevu verdiği yeri yeniden bulma çabası ile dolaşırken karşılaşır. Bu karşılaşma sonucunda Doğunun Limanları adlı kitap oluşmaya başlar. Tüm roman dinleyen kişinin notlarından aktarılıyor ve buluşma günü olan 20 Haziran`da bu notlar tamamlanıyor ve kitap da bitiyor.

Yazar 20 Haziran`da buluşma yeri olan köprüyü görebilecek bir cafeye oturarak olanları izlemeye başlar. Clara köprünün ucunda gözükür. Daha sonra eski sevgililer birbirlerine yaklaşır ve uzun uzun sarılırlar. Romanda burada biter.

KİTABIN ANA FİKRİ

Kitaptaki olaylardan çok durumlara bakacak olursak yazarı insanların milliyetlerinden çok onların insan olmalarının ve kardeş gibi yaşamalarının gerektiği düşüncesinde olduğu görülmektedir. Kitabdar isimli kahraman bir müslüman olmasına rağmen yahudi olan Clara ile evleniyor, kahramanın babası bir Osmanlı prensi ama en iyi arkadaşı bir ermeni ve bu sebepten dolayı bulundukları şehirden ayrılmak zorunda kalıyorlar. Kitabdar hiçbir ilgisi olmamasına rağmen Paris`te direniş hareketine katılıyor.

KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMSESİ

Kitap tamamiyle Kitabdar`ın hayat hikayesini anlatmaktadır. Olaylar gerçek hayattan alınmıştır. Kitaptaki kişiler Kitabdar`ın ailesi ve arkadaşlarıdır. Kitabdar`ın arkadaşları şans eseri karşılaştığı ve daha sonradan aralarında pek bağlantı olmamasına rağmen samimi oldukları kişilerdir. Bertrand`la bir barda tanışmışlar daha sonra Bertrand`ın yanında direniş örgütüne katılmıştır. Clara ile polisten kaçarken tanışıp daha sonra evlenmişlerdir.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER

Kitap çok akıcı ve okuyucunun ilgisini çeken bir kitaptır. Anlatılan olayların gerçek bi hayat hikayesi olması ve bu hikayenin Amin MAALOUF tarafından harmanlanması kitabın akıcılığını bir kat daha arttırmıştır. Yazar, çok iyi bildiği Asya ve Akdeniz kültürünü diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da okuyucuya aktarmaktadır. Amin MAALOUF`un bu ve diğer kitaplarını herkese önerebilirim.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ

1949` da Lübnan`da dogdu. Ana dili Arapça` dir. 1976 yilindan
beri Paris`te yasiyor ve romanlarini Fransizca yaziyor. Kendini hem Lübnanli
hem de Fransiz olarak tanimliyor. Romanlarinda hep çocuklugunu ve gençligini
geçirdigi Doğu` yu anlatiyor.

Yazar 1983 yilinda ilk romani “Araplarin Gözüyle Haçlilar“ ile tanindi. 1986
yilinda yayimlanan ikinci romani “Afrikali Leo“ ile ayni yil Fransiz-Arap
Dostluk Ödülünü kazandi. 1988` de yayimlanan üçüncü romani
Semarkant“ hemen hemen tüm dillere çevrilmistir. Maalouf` un sonraki romanları Işık Bahçeleri (1991) ve Beatrice` den Sonraki Birinci Yüzyil (1992) dir. Son romani olan Tanios Kayasi ile ise Fransa`nin en önemli ödüllerinden Goncourt Ödülü`nü kazandi.
 
Dördüncü Protokol

(Frederick Forsyth)

KİTABIN ADI : Dördüncü Protokol
KİTABIN YAZARI : Frederick FORSYTH / Belkıs ÇORAKÇI
YAYINEVİ VE ADRESİ : Altın Kitaplar Yayınevi Cağaloğlu / İSTANBUL
BASIM TARİHİ : Temmuz 1984

KİTABIN KONUSU

Uluslararası arenada istihbarat faaliyetlerinin işlerliğini anlatan bir kitap

KİTABIN ÖZETİ

Kitap, basit bir hırsızlık olayının aslında uluslararası casusluğun boyutlarının nerelere geldiğini göstermesi bakımından önem arz etmektedir.
Glen elmasları diye bilinen değerli takılar, usta bir hırsız olan Jim Rawlıngs tarafından çalınır. Çalınan sadece elmaslar değildir. Elmasların taşındığı çantada İngiltere` nin gizli evrakları da vardır. Bu hırsızlık olayı Sovyet Haber Alma Örgütü KGB ile İngiliz Haber Alma Örgütü MI5 arasındaki yarışı iyice kızıştırmıştır.

KGB nin planları işçi partisinin ve çeşitli sendikaların içine sızmak ve Rus devrimini İngiltere` de yaymaktır. A.B.D., İngiltere ve Rusya silahsızlanma konusunda bir anlaşma yaparlar. 1968` de yapılan bu anlaşmaya göre elinde nükleer teknoloji ve malzeme bulunmayan hiçbir ülkeye bu malzeme ve teknoloji verilmeyecektir. Bu anlaşmaya bağlı olarak sonradan dört tane daha gizli protokol yapılır. Yıllar geçince ilk üçü önemini yitirir. İçlerinden en gizli olanı yani Dördüncü Protokol yaşayan bir kabus haline gelir. Dördüncü Protokol, nükleer silahların yayılmasını yasaklayan, başka ülke topraklarına gizli yollarla dahi sokulmasını yasaklayan bir protokoldür.Yüz Temel Eser Özetleri, Kitap Özetleri, Roman Özetleri, Yüz Temel Eser, Özet

İngiltere de yaklaşan seçimler öncesinde hareketlilik başlar. KGB tek taraflı silahsızlanmadan yana olan İşçi Partisini destekler. İşçi Partisinin iktidarı kazanması için bir plan hazırlar. “Plan Aurora“ adı verilen bu plana göre; Dördüncü Protokole aykırı olarak, küçük bir atom bombası, çeşitli kuryelerle değişik vasıtalarla İngiltere` nin A.B.D. nin Bentwaters hava üssünde monte edilip seçimlerden altı gün önce patlatılacaktır. Bombanın patlaması İngiliz halkında panik oluşturacak, silahsızlanma politikasını savunan İşçi Partisinin daha fazla oy alarak iktidara gelmesini sağlanacaktır.

Plan Aurora` nın uygulanma aşamasında KGB İngiltere içine sızar, bir eve yerleşir ve bomba parçalar halinde ülkeye sokulur ve monte edilir. MI5` ın başarılı şefi John Preston sayesinde plan uygulanamaz. MI5 ve MI6 başarılı takipleri ve dinleme faaliyetleri sonunda KGB nin ajanları ve kuryeleri tespit edilir, plan üzerindeyken çıkan çatışmada öldürülürler. Planı gerçekleştirecek ve Moskova ile iletişimi sağlayan en son KGB ajanı sağ ele geçirilmek istenmesine rağmen ölü olarak ele geçirilir. Dördüncü Protokola aykırı olan Plan Aurora uygulanamamıştır.

Kitaptan çıkartılabilecek sonuçlar şunlardır :

*Uluslararası arenada her an yeni ve etkili gelişmeler olmaktadır.

*Küçük gibi görünen olayların aslında çok önemli olabileceği ve büyük olayların ortaya çıkmasına sebep olabileceği unutulmamalıdır.

*Bilgiler kaynağı ne kadar güvenilir olursa olsun tetkike muhtaçtır.

*Belli bir süre gizli görevde bulunmuş kişilere emeklerinin karşılığı verilmeli, unutulmamalı, gözden çıkarılmamalıdır.

*Gizli olarak nitelendirilen her türlü bilgi bir gün mutlaka ortaya çıkacaktır.

*Nükleer tehdit hala en etkili politika aracıdır.

SONUÇ

KİTABIN ANA FİKRİ

Uluslararası arenada istihbarat örgütlerinin sürekli ve etkili faaliyetlerde bulunduğunu özellikle soğuk savaş döneminde karşılıklı çatışmanın çok büyük boyutlarda olduğunu anlatmak maksadıyla yazılmıştır.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst