- Katılım
- 31 May 2010
- Konular
- 3,707
- Mesajlar
- 11,172
- Çözüm
- 5
- Online süresi
- 1mo 10d
- Reaksiyon Skoru
- 1,829
- Altın Konu
- 46
- Başarım Puanı
- 442
- MmoLira
- -1,816
- DevLira
- 3
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Unutulmuş 100
Unutuyorum. İsimleri, sesleri, yüzleri... Yüzleri.
Sürekli bir şeyleri unutuyorum. Enstrümanlarımı akort etmeyi, evimin kirasını ödemeyi, sevdiğim insanların doğum günlerini, davet edildiğim törenleri... Hangi yılda, hangi günde olduğumuzu, bazen hangi şehirde olduğumu bile unutuyorum. Aldığım piyango biletlerini kaybolmasın diye hangi kitabımın arasında sakladığımı, bir şeyleri unutmamak için aldığım o çok tatlı not defterlerini kullanmayı... Bir zamanlar neleri, hatta kimleri sevdiğimi. İsimleri, sesleri, yüzleri... Yüzleri.
Benim için yazıldıklarını düşündüğüm, bazen âşık olduğum, dinlerken eskiteceğimden, çok dinlersem de bir daha sevmeyebileceğimden korktuğum şarkıların isimlerini unutuyorum. Okurken olmam gereken yerdeymişim gibi hissettiren, beni başka bir zamanda, başka bir boyuttaki evime götüren kitaplar, hikâyeler aklımdan uçup gidiyor. Başucu kitabım neydi, hatırlamamak beni deli ediyor.
En çok yüzleri unutuyorum. Uzun süredir görmediğim kişilerin yüzlerini, neye benzediklerini artık bilmiyorum. Hâlâ yanımda olan, beni hiç bırakmayan kişilerin ilk tanıştığımızda nasıl göründüklerini hatırlayamadığımda içime bir korku düşüyor, kaybolduğumu hissediyorum. O zamanlar fotoğraf albümleri en iyi arkadaşım oluyor.
Doksan altı yıllık hayatımın -yaşımı göstermiyorum- yeryüzünde geçirdiğim her döneminde bir şekilde var olmuş, kendisine yer bulmuş, okumaya doyamadığım, bazen sayfalarını eskitmeye kıyamadığım derginin 100. yaşına girdiğini öğreniyorum. Ona kendimden bir şeyler bırakayım, yüz yılının bir köşesinde var olabilmek için bu sefer de ben ona bir şeyler yazayım, o beni okusun istiyorum. Günler, haftalar geçiyor; yazmıyorum. Bunu aslında ne kadar çok istediğimi unutuyorum.
It's Pop'u niye bu kadar sevdiğimi ise asla hatırlamıyorum. Hayatımın hangi döneminde çıktı karşıma, hangi yazıyla bağlandım, ne zaman sözsüz bir anlaşma yaptık aramızda, bir fikrim dahi yok. Dışarıda dolaşırken bir anda kulağıma çalınan, derginin son sayısından birkaç yazı dışında tüm yazılar silinmiş sanki aklımdan. Hangi yazılar evim oldu, hangi mahlaslar kendime sakladığım gözyaşlarımı çaldı, kim bilir. Kelimelerin pikseller yerine mürekkeplerle hayat bulduğu zamanlarda, her hafta hangi günü sabırsızlıkla beklediğimi bile unutmuşum. Sanki "P" harfi ile başlayan bir gün, pazartesi mi yoksa perşembe miydi, bilemiyorum.
It's Pop'u, sonraları değişip The Insider olan hâlinden daha çok sevdiğim kesindi. Geçmişte kalan, şimdilerde unutulmuş birçok şey, çoğu zaman beni daha mutlu ederdi. Fakat niye bu kadar seviyordum ki bu dergiyi, diye düşündüğümde verebileceğim bir cevap bulamıyorum. Çoğu okur gibi ben de kâğıt kokusunun burnuma değmesini, kelimeleri parmaklarımın ucunda hissetmeyi daha çok seviyordum ama bu yetersizdi. Başka bir şeyler daha olmalıydı, büyük ihtimalle de vardı ama ben hatırlayamıyorum.
Geçmişte hayatıma değen ama sonrasında aklımdan uçup giden birçok şeyin beni etkilemiş, belki de değiştirmiş olduğunu hissediyorum. It's Pop ya da The Insider adını da bir gün unutacağımı biliyorum. Yine de geçirilen tüm zamanlar bir parçamız oluyor. Akıl çok güvenilir değil, yanılsamalar yaratıyor. Bir şeyler isteğimiz dışında zihnimizden siliniyor ama sonunda yaşanan, okunan, bize dokunan her şey bir şekilde bizimle kalıyor.
Eser: Autumn.
Yazar: Pia van Blitterswijk
Unutuyorum. İsimleri, sesleri, yüzleri... Yüzleri.
Sürekli bir şeyleri unutuyorum. Enstrümanlarımı akort etmeyi, evimin kirasını ödemeyi, sevdiğim insanların doğum günlerini, davet edildiğim törenleri... Hangi yılda, hangi günde olduğumuzu, bazen hangi şehirde olduğumu bile unutuyorum. Aldığım piyango biletlerini kaybolmasın diye hangi kitabımın arasında sakladığımı, bir şeyleri unutmamak için aldığım o çok tatlı not defterlerini kullanmayı... Bir zamanlar neleri, hatta kimleri sevdiğimi. İsimleri, sesleri, yüzleri... Yüzleri.
Benim için yazıldıklarını düşündüğüm, bazen âşık olduğum, dinlerken eskiteceğimden, çok dinlersem de bir daha sevmeyebileceğimden korktuğum şarkıların isimlerini unutuyorum. Okurken olmam gereken yerdeymişim gibi hissettiren, beni başka bir zamanda, başka bir boyuttaki evime götüren kitaplar, hikâyeler aklımdan uçup gidiyor. Başucu kitabım neydi, hatırlamamak beni deli ediyor.
En çok yüzleri unutuyorum. Uzun süredir görmediğim kişilerin yüzlerini, neye benzediklerini artık bilmiyorum. Hâlâ yanımda olan, beni hiç bırakmayan kişilerin ilk tanıştığımızda nasıl göründüklerini hatırlayamadığımda içime bir korku düşüyor, kaybolduğumu hissediyorum. O zamanlar fotoğraf albümleri en iyi arkadaşım oluyor.
Doksan altı yıllık hayatımın -yaşımı göstermiyorum- yeryüzünde geçirdiğim her döneminde bir şekilde var olmuş, kendisine yer bulmuş, okumaya doyamadığım, bazen sayfalarını eskitmeye kıyamadığım derginin 100. yaşına girdiğini öğreniyorum. Ona kendimden bir şeyler bırakayım, yüz yılının bir köşesinde var olabilmek için bu sefer de ben ona bir şeyler yazayım, o beni okusun istiyorum. Günler, haftalar geçiyor; yazmıyorum. Bunu aslında ne kadar çok istediğimi unutuyorum.
It's Pop'u niye bu kadar sevdiğimi ise asla hatırlamıyorum. Hayatımın hangi döneminde çıktı karşıma, hangi yazıyla bağlandım, ne zaman sözsüz bir anlaşma yaptık aramızda, bir fikrim dahi yok. Dışarıda dolaşırken bir anda kulağıma çalınan, derginin son sayısından birkaç yazı dışında tüm yazılar silinmiş sanki aklımdan. Hangi yazılar evim oldu, hangi mahlaslar kendime sakladığım gözyaşlarımı çaldı, kim bilir. Kelimelerin pikseller yerine mürekkeplerle hayat bulduğu zamanlarda, her hafta hangi günü sabırsızlıkla beklediğimi bile unutmuşum. Sanki "P" harfi ile başlayan bir gün, pazartesi mi yoksa perşembe miydi, bilemiyorum.
It's Pop'u, sonraları değişip The Insider olan hâlinden daha çok sevdiğim kesindi. Geçmişte kalan, şimdilerde unutulmuş birçok şey, çoğu zaman beni daha mutlu ederdi. Fakat niye bu kadar seviyordum ki bu dergiyi, diye düşündüğümde verebileceğim bir cevap bulamıyorum. Çoğu okur gibi ben de kâğıt kokusunun burnuma değmesini, kelimeleri parmaklarımın ucunda hissetmeyi daha çok seviyordum ama bu yetersizdi. Başka bir şeyler daha olmalıydı, büyük ihtimalle de vardı ama ben hatırlayamıyorum.
Geçmişte hayatıma değen ama sonrasında aklımdan uçup giden birçok şeyin beni etkilemiş, belki de değiştirmiş olduğunu hissediyorum. It's Pop ya da The Insider adını da bir gün unutacağımı biliyorum. Yine de geçirilen tüm zamanlar bir parçamız oluyor. Akıl çok güvenilir değil, yanılsamalar yaratıyor. Bir şeyler isteğimiz dışında zihnimizden siliniyor ama sonunda yaşanan, okunan, bize dokunan her şey bir şekilde bizimle kalıyor.
Eser: Autumn.
Yazar: Pia van Blitterswijk




