HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
RESULLAHIN HİCRETİ
Sahabeânin Mekkeden Medineâye hicreti sunucu Hz. Ebubekir, Peygamberâe (sav) gelerek, izin istediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber âacele etme, yavaÅ ol! Umarım ki Allah (cc) sana bir arkadaÅ verirâ, buyurdular. Allah Resûlünün kapalı bir iÅareti dahi yeterliydi,Hz. Ebubekir için. Bırakın iÅaretini, Allah Resûlüânün bakıÅlarından veya mimiklerden bile ne arzuladıÄını anlar; o an ona inanır ve emir telakki ederdi. İÅte Allah Resûlü`nün bu sözünden kastını hemen anlayan Hz. Ebubekir, iki binek alıp hicret için beklemeye baÅladı. Artık ikisi de ilahi emri bekliyorlardı.
MüÅriklerce komplo kararı alınınca, Hz. Cebrail Peygamber Efendimiz`e hicret emri getirdi: âVe Åöyle de: Rabbim! Beni sıdk be ihlas giriÅi ile (Medine`ye) girdir. Sıdk ve ihlas çıkarıÅı ile (Mekke`den) çıkart. Ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir kuvvet (devlet) ver.â
Bu ilahi emri alır almaz, Hz. Ebubekir`in evine giden Allah Resûlu, ona; âYüce Allah, bana hicret izni verdiâ , buyurunca Hz. Ebubekir merakla âBende sana refakat edecek miyim ya Resulallah?â diye sordu. Peygamberimizin âevetâ cevabı üzerin, Hz. Sıddìk gözyaÅlarını tutamadılar. Hz. AiÅe; âO güne kadar, bir insanın sevincinden böylesine aÄladıÄını görmemiÅtimâ, diyerek babasının hissiyatını dile getirmiÅlerdir.
Allah Resûlü, bu ilahi emir üzerine, yol arkadaÅıyla birlikte hazırlık yapmaya baÅladılar. Yollukların hazırlanmasında Hz. Ebubekir`in kızı Esma bizzat çalıÅmaktaydı. OÄlu Abdullah`da, onlara her gece haber taÅıyacaktı. Koyunların çobanı da, sürüyü sıÄınacakları maÄaraya yaklaÅtırıp sütten istifade etmelerini saÄlayacaktı.
Hz. Peygamber yola çıkmadan önce, Hz. Ebubekir`in beslediÄi iki binek hayvanından birini bedeli karÅılıÄında satın aldılar.
Ayrıca, Medine`ye kadar kendilerini kılavuzluk etmek üzere, müÅrik olmasına raÄmen, güvenilir bir kimse olan Abdullah b. Uraykıt`la anlaÅtılar. İki binit devesini kendisine teslim ettiler ve üç gece sonda Sevr daÄı eteÄinde buluÅmak üzere sözleÅtiler.
Hareket edecekleri gece,ü müÅrikler muhasarayı baÅlatmıÅlardı. Hz. Peygamber, Hz. Ali`ye (ra) âYataÄımda yat, uyu. Üzerin örtülü olsun! Sakın korkma. Sana hiçbir zarar vermeyeceklerâ, buyurarak, kendi yataÄına yatmasını emrettiler.
Ayrıca Hz. Ali`ye, kendisine teslim edilen emanetleri sahiplerine iade etmedikçe Mekke`den çıkmamasını emir buyurdular.
Gecenin ilerleyen saatlerinde evi muhasara eden iki yüz kadar eli kılıçlı kiÅi, havanın aydınlanıp Allah Resulünun dıÅarı çıkmasını bekliyorlardı. Bir kimseyi evinin içerisinde öldürmek, adetlerine göre korkaklıÄın en adisiydi. İki yüz kiÅiyle orada bulunmaları korkaklık deÄil de neydi sanki ..
Resulullah evinden çıkmıÅ, Yasin suresinin ilk sekiz ayetini üzerine üflediÄi topraÄı baÅlarına saçarak aralarından geçip gitmiÅti. Onların, Peygamber efendimizi görmemelerinin sebebi, tamamen manevi bir hadisedir. Gözlerine bir perde veya aÄır uyku verilmiÅ; dolayısıyla onlar Hz. Resulâü görememiÅlerdi.
Sabahleyin, yataktan kalkanın Hz. Ali olduÄunu görünce, müÅrikler neredeyse küçük dillerini yutacaklardı.
MüÅriklerin arasından sıyrıldıktan sonra, Allah Resulü Hz. Ebubekirâin evine gitmiÅ, daha sonrada ikisi birlikte Sevr daÄına doÄru yola koyulmuÅlardı.
Gerek maÄaraya giderken, gerekse maÄaraya sıÄındıklarında Hz. Ebubekirâin tek korkusu vardı; Allah Resulüânün baÅına bir Åey gelmesi. Giderken devesiyle bazen Allah Resulüânün gerisinde kalıyor, bazen de önünde gidiyordu. Allah Resulü sebebini sorduÄunda; âEtrafı gözetlemek, sizi korumak için ya Resulallahâ diye cevap vermiÅti.
Sevr maÄarasına vardıklarında, içeriye önce Hz. Sıddıyk girmiÅ; yeri temizleyip düzeltmiÅ ve izarını yırtarak parçalarıyla delikleri kapamıÅ, ancak bu hazırlıkları bitirdikten sonra Allah Resülünü içeriye almıÅlardı.
Hz. Peygamber, bir müddet sonra mübarek baÅlarını Sıddık-ı Ekberâin dizine dayayarak uyudukları sırada bir delikten yılan geldiÄini gören Hz. Ebubekir , hemen ayaÄını o deliÄe tıkadı. Allah Resulünü uyandırmadı. Ne var ki; ayaÄını yılanın ısırmasının acısıyla gözünden gelen yaÅlar, Allah Resulünün mübarek yanaklarına damlayınca, uyanmak durumunda kaldılar ve;
- âNiçin aÄlıyorsun ya Ebubekir?â diye sordu Allah Resulü.
- âAÄlamıyorum ya Resulullah! AyaÄımı bir yılan soktu. Onun acısı gözümü yaÅarttıâ , cevabını alınca Hz. Peygamber gülümseyerek;
- âAyaÄını çek de içeri girsinâ , buyurdular.
Yılan içeri girince , Allah Resulü onunla konuÅmaya baÅladı;
- â Benim arkadaÅımın ayaÄını niçin ısırdın; söyle bakalım?â ,deyince yılan ;
- âNasıl ısırmayayım ya Resulullah ! Allah bana senin bu maÄaraya geleceÄini kaç yıl evvel bildirdi. Ben senelerdir senin cemalini görmek için bu maÄarada bekliyorum. Onun için en yakın arkadaÅın bile buna mani olsa , onu ısırırımâ diyerek dile getirdi.
Daha sonra Hz. Resul, yılanın soktuÄu yeri mübarek tükürükleriyle meshettiklerinde âAllahâın ,izniyle â Hz. Ebubekir Åifa buldular.
Bir yanda Allah Resulünü bekleyen yılan, diÄer yanda, Kainatın Efendisiâni katletmek için yollara düÅmüÅ insanlar; bir yanda da, her Åeyinden geçip Allah Resulü ile var olan Sıddık-ı Ekber . Sır yine aynı sır : İnsan melekten üstün; insan hayvandan aÅaÄı...
Dahası da vardı. O anda, Allahâın emriyle bir örümcek maÄaranın aÄzına aÄını germiÅ, bir çift güvercin de gelip yuva kurmuÅtu. Bütün mevcudat Kainatın Efendisiânin hizmetindeydi.
Bu arada, Mekkeâyi altüst edip de Peygamberi bulamayan müÅrikler deliye dönmüÅlerdi. Tellallar çıkartarak Hz. Peygamberi veya Hz. Ebubekirâi bulana ya da öldürene yüz deve vadettiklerini duyurdular.
Mekkeâdeki bütün caniler, hırsızlar, kiralık katiller yollara döküldüler. İz süre süre maÄaranın önüne kadar geldiler.
Hz. Peygamber sakindi. Hz. Ebubekir (ra) ise, korkudan titreyerek; âYa Resulallah; benim ölmemin önemi yok. Ama sana bir kötülük yaparlarsa, bütün ümmet helak olurâ, dedi. Korkusu Allah Resulü içindi. Resul-i ZiÅan Efendimiz, huzur telkin eden haliyle ona yönelerek; âÜzülme, Allah bizimle beraberdir. İki kiÅinin üçüncüsü Allah olursa, sen akıbetin ne olacaÄını zannediyorsun? YakalanacaÄımızı mı sanırsın?â, buyurdular.
MüÅriklerden biri maÄaranın aÄzına kadar geldi, fakat iki güvercinin yuva yapmıŠolduÄunu görünce, içeriye girme lüzumu hissetmedi. Azılı müÅrik Ümeyye b. Halef de, tam o sırada arkadaÅlarına hiddetle baÄırdı: âHala maÄaranın orada niçin dolaÅıyorsunuz? Orada örümceÄin aÄ kurduÄunu görmüyor musunuz? Vallahi ben, bu aÄın Muhammet doÄmadan önce gerilmiÅ olduÄu kanaatindeyimâ.
Bu söz üzerine maÄaranın yanından ayrıldılar. Cenab-ı Hak, iki yabani güvercin ve bir örümcekle Habibâini muhafaza etmiÅti.
Hz. Resul maÄarada üç gün kaldılar. Üç gün boyunca Hz. Ebubekirâin oÄlu Mekkeâden haber getirdi. Çoban, onu izlerini sildi ve süt getirdi. Hz. Esma da babasına ve Allah Resulune azık getirdi. MaÄaradan ayrılacaÄı esnada, yemek kabının ve tulumu aÄzını baÄlamak için bir Åey bulamayınca kuÅaÄını yırtıp iki parçaya ayırarak bir parçasıyla yemek daÄarcıÄının, diÄer parçasıyla su tulumunun aÄzını baÄladı. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz, Esmaâya; âCennetâte iki kuÅak var!â buyurdu. Allah Resulü için koparılan ve onun aÄzının deÄdiÄi kırbaya baÄlanan ve bu suretle Cennet kuÅaÄına dönüÅen kuÅak ne kadar nasiplidir! Ve yine, Allah Resulü için kuÅaÄını feda eden, karÅılıÄında Cennetlik olacaÄı vadedilen Esma ne kadar nasipli! Ve ne büyük nasip, onun yolundaki hizmette bir ufak çakıl taÅı ve kum tanesi olmak!
Üç günün sonunda, kılavuzluk yapacak olan Abdullah B. Ureykit de yanlarında olmak üzere yola koyuldular.
Cenab-ı Hâkk`ın hadis-i kutsîde; âSen olmasaydın; alemleri yaratmazdımâ dediÄi biricik Peygamberinin kalbi kan aÄlıyordu . Hiç onu yalnız bırakır mıydı? Kalbi kırık bekletir miydi? İndirdiÄi Åu ayet-i celile ile gönlüne su serpiverdi Cenab-ı Hak: âElbette, o Kur`an`ın tebliÄini üzerine farz kılan Allah, seni yine döneceÄin yere (Mekke`ye) döndürecektirâ
Hiç kullanılmayan ya da herkesçe bilinmeyen deÄiÅik yollardan geçerek Medineâye doÄru gidiyor; bu suretle takip edebilecek olanları ÅaÅırtmaya çalıÅıyorlardı.
Ne var ki, cesaret ve izciliÄiyle nam salmıŠolan Süraka b. Malik kısa zamanda izlerini bulmuÅtu. YetiÅmek üzereyken Hz. Ebubekir durumu farkederek telaÅlandı. Peygamber Efendimiz, onu yine; âÜzülme Allah bizimledirâ diyerek teskin etti. BineÄini durdurarak, Sürakaâya dönüp baktıÄında Sürakaânın atının ayakları bir anda diz boyu kumlara battı. Süraka kurtulunca tekrar takip etti. Fakat atının ayakları tekrar kuma saplandı ve bir duman çıktı. Ne-
ye uÄradıÄını ÅaÅıran Süraka bu sefer yalvarmaya baÅladı ve; âYa Muhammed! Dua et kurtulayım. Sana hiç dokunmayacaÄım! Seni takip edenlere de senden hiç bahsetmeyeceÄimâ dedi. Bunun üzerine Hz. Resul dua buyurdular ve Süraka battıÄı kumlardan kurtulup Allah Resulünün yanına geldi. YaÅadıÄı bu hal, Sürakaâya kısa bir zamanda İslamâın dört bir yana hakim olacaÄı kanaatini vermiÅti. Bu yüzden o, Allah Resulünden bir emanname istedi. Hz. Peygamber de emannameyi Hz. Ebubekirâe yazdırarak kendisine verdi. Süraka sevinçle; âEy Peygamber, ne istersen yaparımâ, deyince, Allah Resulü ondan,gelenlere mani olmasını istedi.
Bu talimatla geri dönen Süraka, KureyÅlilerâe; âBen her Åeyi aradım, bu tarafta kimse yokâ diyerek, onları baÅka yöne sevketmiÅtir.
Süraka, hicretin 8. Senesinde Müslüman olmuÅtur ..
Bir müddet sonra Allah Resulü, Amim denilen mevkie ulaÅtı. Bu mıntıkanın sakinlerinden olan SehmoÄullarının reisi Büreyde B. Huseyb, 100 deve mükafatını kazanmak için seksen kadar adamıyla Allah Resulünü aramaktaydı. Hz. Peygamberâe ulaÅtıklarında Allah Resulü ona; âSen kimsin?â diye sordu. âBen Büreydeâyimâ diye cevap verdi.(Büreydeânin kelime manası serinliktir.) Peygamber Efendimiz, Hz. Ebubekirâe dönerek: âYa Ebubekir! İÅimiz, serinledi,düzeldiâ buyurdular. Peygamber Efendimiz Büreydeâye tekrar; âKimlerdensiniz?â diye sordu: âEslem kabilesindenizâ cevabını alınca; âYa Ebubekir! Selamete erdikâ buyurdular.(Eslem: En selametli, güvenli, huzurlu manasına gelir.) Peygamber Efendimiz son olarak; âEslemâin hangi kolundansınız?â diye sordu. Büreyde; âSehmenoÄullarındanızâ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber; âYa Ebubekir, okun çıktıâ buyurdular.(Sehm: Ok demektir).
Daha sonra aynı Åefkat ve aÄırbaÅlılıkla kendisini tanıtan Allah Resulü, onu İslamâa davet etti. Büreyde yanındakilerle beraber Müslüman oldu.
GörüldüÄü gibi Allah Resulü, muhatabının isminden ve kabilesinin isminden güzel manalar çıkararak kendisini öldürmeye gelen insanların kalblerini, güzel lisanı ve nezaketiyle fethetmiÅtir. Demek ki, İslam davetçisi demuhatabının isminde, giysisinde vs. bir güzellik bulup, muhatabıyla sevgi baÄı kurmalı, gönül kapısını aramalı ve bu suretle o insanı Hak hesabına kazanmalıdır.
Bir hafta süren meÅakkatli, fakat hikmet dolu bir yolculuktan sonra Allah Resulü, Medineâye bir saat uzaklıktaki Kuba mevkiine doÄru yaklaÅmıÅlardı.
On gün kadar Kubaâda misafir olan Allah Resulü, bu müddet zarfında İslamâda ilk mescit olan Kuba Mescidiâni tesis ettiler. Kur`anâın lisanıyla âTakva Mescidiâ diye tabi olunan bu mescit, İslamâın inkiÅaf döneminin baÅlangıcında ilk mescit olarak inÅa edildiÄinden dolayı büyük bir Åerefe sahiptir.
Hz. Peygamber, yol esnasında Ranuna mevkiine geldiklerinde, Cuma namazını burada eda ederek iki hutbe okudular. Cuma namazını kıldıktan sonra, tekrar develerine binerek yola koyuldular. Medineâye girdiklerinde, halk bayram yapıyordu. Allahâın Resulüne gönüllerini ve yurtlarını açan bu nasipli insanlar, İslamâa merkez olma Åerefine nail olmuÅlardı.
Hz. Peygamber, devesi Kusva ile ilerlerken, herkes onu kendi evine çaÄırıyor, Allah Resulünü kendi evlerinde aÄırlamak istiyorlardı.
Resul-i Ekrem Efendimiz ise mübarek gülümsemeleriyle âDeveye yol veriniz. Ona gideceÄi yer bildirilmiÅtirâ buyuruyorlardı. Dikkatler Kusva`nın üzerindeydi. Ve Kusva, Hz. Ebu Eyyub el-Ensariânin hanelerinin yanındaki boÅ arsaya çöktü. Hz. Peygamber; âinÅallah menzilimiz burasıdırâ , buyurarak devesinden indiler. Hz. Ebu Eyyub el-Ensari`den yer hazırlamasını istediler.
Ziyaretçilerle rahat görüÅebilmek için Allah Resulu, evin alt katını tercih etmiÅlerdi. Gerek bu kutlu sahabenin, gerekse hanımının gözlerine günlerce uyku girmedi. Allah Resulüne; âbiz senin üzerinde nasıl yatarızâ diye Åikayetle edeplerini izhar etmelerine raÄmen Allah Resulü bu teklifi önce kabul etmediler. Fakat daha sonra bu durumdan büyük bir ızdırap duyduklarını görerek onları kıramadı ve üst katı kullanmayı kabul ettiler.
Yedi ay kadar bu evde kalan Allah Resulüne, bu müddet içerisinde yemek getirmek, hizmet etmek ve sohbetinde bulunmak konularında sahabe-i kiram adeta birbirleriyle yarıÅıyorlardı.
Burada Åunu görmekteyiz:
Bir kiÅiye uymanın kaynaÄı, o kiÅiye duyulan sevgi ve sempatidir. Sevilen kiÅiye uymak, insana eziyet vermek Åöyle dursun, bilakis zevk kaynaÄı olur. Bunun için Resulullah, Peygamber sevgisini imanın ölçüsü yapmıÅtır.
HİKMETLER
⢠Cenab-ı Peygamberin evi sarılı olduÄu halde, müÅriklerin içinden kapısını açarak çıkıp gitmesi ilahi kaderin, İslam davası ve Peygamberin üzerinde ve de peygamberlere varis indivasın-ı kamiller hakkında ciddi bir hesabın olduÄunu bize ifade etmektedir. Demek ki, İslamâın zuhuruna hangi devirde olursa olsun Allah yol açmak dilediyse, buna hiçbir güç mani olamaz.
⢠Resulullahâın evden çıkıÅını görememeleri, Sevr MaÄarasında Hz. Peygamber ve Ebubekirâi bulamamaları, insanın taÅıdıÄı beÅ duyunun mutlak gerçeÄi her zaman gerçeÄi tespit edemeyeceÄinin baÅka bir delilidir. Durum bu olunca, sırf beÅ duyusunun ÅahitliÄine dayanarak mutlak gerçeÄi inkar edenlerin yanılgıları apaçık bir Åekilde ortadadır. Demek isteriz ki, mutlak gerçeÄe ancak bu organların kalp ile ulaÅılabilir.
⢠Hz. Ali`nin, Peygamber Efendimizin yataÄına ölümü göze alarak yatması, Allah`ın yardımının sadece Peygamber üzerinde tecelli etmediÄini, ona teslim olan her müminin asırlar boyu aynı mazhariyete erebileceÄini en güzel ve en ideal bir biçimde müÅahhas olarak ortaya koymaktadır.
⢠Hz. Aliânin Mekkeâde kalmasının sebebi, müÅriklerin emanetlerini Resulullah adına teslim alıp bu emanetleri mal sahiplerine iade etmek idi. MüÅrikler burada büyük bir tezat ve tutarsızlık içinde olduklarını ortaya koydular. Çünkü, yalanladıkları hatta öldürmek istedikleri insandan daha güvenilir bir insan daha bulamamıÅlardı. Demek ki onların boÄmak istedikleri, Resulullahâın Åahsında gelen hakikat, yani İslamiyetâtir.
⢠Hicret arkadaÅı olarak Resulullahâın Hz. Ebubekirâi seçmesi, ona bu lütfun verilmesi boÅa deÄildir. Hz. Ebubekir her hali ile buna layık olmuÅtur. Yola çıkarken evine hiçbir Åey bırakmayan Ebubekir, maÄaraya girmeden önce kendisi öne geçmiÅ maÄarada vahÅi bir hayvan var mıdır diye kontrol etmiÅtir. MaÄarada Allah Resulü dizinde uyurken içeri girmekte olan yılanın deliÄine parmaÄını tıkamıÅ, Allah Resulü uyanmasın diye ayaÄının acısını dıÅa vurmamıÅtı.
⢠Hz. Ömer açıktan hicret etmiÅ, Resulullah is gizli, her türlü tedbiri alarak Mekkeâden çıkmıÅtı. Acaba Hz. Ömer Resulullahâtan daha mı cesaretli idi? Burada verilebilecek cevap Åudur: Hz. Peygamber bir ölçüyü temsil etmektedir. Onun yaptıÄı her Åey örnek alınacak, sünnet olarak rehber edinilecek hareketlerdir. EÄer Resulullah da öyle açıktan hicret etmiÅ olsaydı, bunun bir farz hareket olduÄu sanılırdı. Halbuki o, tehlike anında tedbirin, saklanmanın, böyle bir politika izlemenin gerekli olduÄunu ümmetine bildiriyor.
⢠Hz. Esma, Abdullah b. Ebubekir ve çoban, bizzat Resulullahâa hizmet etmiÅlerdir. Hicret hareketinde yerlerini almıÅlardır. Bugün de genç kuÅak, dinimize en çok sahip çıkması beklenen kuÅaktır. Çünkü Resulullahâın davetinin ilk yıllarında bile, inanan insanların çoÄunu gençler oluÅturmaktadır.
⢠Allah isterse, bir kafiri bile, bir mümine hizmet ettirir. Sürakaânın durumu buna delildir.
İSLAM TARİHİ VE HİCRET
⢠Hicret, İslam ve dünya tarihinde büyük bir hadisedir. İslamâın kurtuluÅu ve İslam inkılabının baÅlangıcı olmuÅtur. İslam dini, hicret sayesinde yayılma imkanı bulmuÅtur. Hicretin tarihteki tesiri, dini olduÄu kadar içtimai ve siyasidir. Tarihin müstesna bir dönüm noktası olan bu hadise bu hadise, hicretten on yedi yıl sonra, Hz. Ömer halifeliÄi zamanında İslam dünyası için «Takvim baÅlangıcı» olarak kabul edilmiÅtir.
⢠Hicret konusunda belirtmemiz en önemli husus, Hz. Meuhammed`in azametidir. O`nun metin iradesi ve sabrıyla, en müÅkül ve kritik anlarda bile kalbine hiçbir yeâs gelmeksizin güçlüklere gerdiÄini görüyoruz. Hicret olayı bunun sayısız örnekleri ile doludur. Sevr maÄarasında müÅrikler örümcek aÄının öte tarafında silahları ile birlikte onları katletmeye azmetmiÅ beklerken dostu Ebu Bekirâe âMahzun olma! Allah bizimledirâ diyerek, sadece imana has bir kalbi sükuneti o dar mekana getirebilmiÅtir. PeÅlerinde Suraka at koÅtururken de öyle... MüÅrik kuÅatması altındaki evinden çıkarken de...
⢠Sonra Hz. Peygamber hicretle, zaman, mekan gibi bütün Åartların sadece Allah rızası ve İslamâın baÅarısı için deÄerlendirilmesi gerektiÄi noktasında unutulmaz bir örnek vermiÅtir. İslamâın, Mekkeâde durumunu tehlikeli görüp, Medineâde de kök salacaÄı bir ortam bulunca doÄup büyüdüÄü vatanını terk etmiÅ, yakınlarını mal ve mülkünü bırakarak gayesini gerçekleÅtirmeye daha elveriÅli yeni bir yere hicret etmiÅtir. Gerçek Åudur ki, kahramanlar için akidelerini gerçekleÅtirmek, hayatlarından daha mühimdir.
⢠Resulullah hicret edeceÄi zamanı Ebu Bekirâin dıÅında bütün insanlardan gizli tutmuÅtur. Oânun ansızın hicret etmiÅ olması bu yoldaki baÅarısında yardımcı olmuÅtur.
⢠BilindiÄi gibi hicret gecesi Hz. Aliâyi yataÄına yatırmıÅtır. Bu, düÅmanları yanıltmıŠve gerçekleÅtirmek istedikleri hedeflerinden saptırmıÅtır.
⢠Resulullah biliyordu ki müÅrikleri müÅrikler İslam davasına engel olmak için kendisini aramak üzere Yesrib yolunu tutacaklardı. Bu sebeple müÅrikleri yanıltmak için gerçekten fevkalade isabetli olarak aÅaÄıdaki güzel tedbirleri almıÅtır:
a) MüÅriklerin, bütün gayretleriyle arayacakları kuzey yolunu takip etmek yerine, biraz
az arayabilecekleri güneyden gitmiÅtir.
b) Yola koyulunca doÄruca Yesribâe gitmemiÅ, kendilerini arayanların yorulup
ümitlerini keserek geri dönmelerini saÄlamak üzere birkaç gece maÄarada kalmıÅtır.
c) Mekke ile Yesrib arasında bilinen iki normal yoldan gitmemiÅ, müÅrikerlin gelip
gidenden haber alamamaları için daha az kullanılan veya hiç kullanılmayan üçüncü bir
yolu takip etmiÅtir.
Sahabeânin Mekkeden Medineâye hicreti sunucu Hz. Ebubekir, Peygamberâe (sav) gelerek, izin istediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber âacele etme, yavaÅ ol! Umarım ki Allah (cc) sana bir arkadaÅ verirâ, buyurdular. Allah Resûlünün kapalı bir iÅareti dahi yeterliydi,Hz. Ebubekir için. Bırakın iÅaretini, Allah Resûlüânün bakıÅlarından veya mimiklerden bile ne arzuladıÄını anlar; o an ona inanır ve emir telakki ederdi. İÅte Allah Resûlü`nün bu sözünden kastını hemen anlayan Hz. Ebubekir, iki binek alıp hicret için beklemeye baÅladı. Artık ikisi de ilahi emri bekliyorlardı.
MüÅriklerce komplo kararı alınınca, Hz. Cebrail Peygamber Efendimiz`e hicret emri getirdi: âVe Åöyle de: Rabbim! Beni sıdk be ihlas giriÅi ile (Medine`ye) girdir. Sıdk ve ihlas çıkarıÅı ile (Mekke`den) çıkart. Ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir kuvvet (devlet) ver.â
Bu ilahi emri alır almaz, Hz. Ebubekir`in evine giden Allah Resûlu, ona; âYüce Allah, bana hicret izni verdiâ , buyurunca Hz. Ebubekir merakla âBende sana refakat edecek miyim ya Resulallah?â diye sordu. Peygamberimizin âevetâ cevabı üzerin, Hz. Sıddìk gözyaÅlarını tutamadılar. Hz. AiÅe; âO güne kadar, bir insanın sevincinden böylesine aÄladıÄını görmemiÅtimâ, diyerek babasının hissiyatını dile getirmiÅlerdir.
Allah Resûlü, bu ilahi emir üzerine, yol arkadaÅıyla birlikte hazırlık yapmaya baÅladılar. Yollukların hazırlanmasında Hz. Ebubekir`in kızı Esma bizzat çalıÅmaktaydı. OÄlu Abdullah`da, onlara her gece haber taÅıyacaktı. Koyunların çobanı da, sürüyü sıÄınacakları maÄaraya yaklaÅtırıp sütten istifade etmelerini saÄlayacaktı.
Hz. Peygamber yola çıkmadan önce, Hz. Ebubekir`in beslediÄi iki binek hayvanından birini bedeli karÅılıÄında satın aldılar.
Ayrıca, Medine`ye kadar kendilerini kılavuzluk etmek üzere, müÅrik olmasına raÄmen, güvenilir bir kimse olan Abdullah b. Uraykıt`la anlaÅtılar. İki binit devesini kendisine teslim ettiler ve üç gece sonda Sevr daÄı eteÄinde buluÅmak üzere sözleÅtiler.
Hareket edecekleri gece,ü müÅrikler muhasarayı baÅlatmıÅlardı. Hz. Peygamber, Hz. Ali`ye (ra) âYataÄımda yat, uyu. Üzerin örtülü olsun! Sakın korkma. Sana hiçbir zarar vermeyeceklerâ, buyurarak, kendi yataÄına yatmasını emrettiler.
Ayrıca Hz. Ali`ye, kendisine teslim edilen emanetleri sahiplerine iade etmedikçe Mekke`den çıkmamasını emir buyurdular.
Gecenin ilerleyen saatlerinde evi muhasara eden iki yüz kadar eli kılıçlı kiÅi, havanın aydınlanıp Allah Resulünun dıÅarı çıkmasını bekliyorlardı. Bir kimseyi evinin içerisinde öldürmek, adetlerine göre korkaklıÄın en adisiydi. İki yüz kiÅiyle orada bulunmaları korkaklık deÄil de neydi sanki ..
Resulullah evinden çıkmıÅ, Yasin suresinin ilk sekiz ayetini üzerine üflediÄi topraÄı baÅlarına saçarak aralarından geçip gitmiÅti. Onların, Peygamber efendimizi görmemelerinin sebebi, tamamen manevi bir hadisedir. Gözlerine bir perde veya aÄır uyku verilmiÅ; dolayısıyla onlar Hz. Resulâü görememiÅlerdi.
Sabahleyin, yataktan kalkanın Hz. Ali olduÄunu görünce, müÅrikler neredeyse küçük dillerini yutacaklardı.
MüÅriklerin arasından sıyrıldıktan sonra, Allah Resulü Hz. Ebubekirâin evine gitmiÅ, daha sonrada ikisi birlikte Sevr daÄına doÄru yola koyulmuÅlardı.
Gerek maÄaraya giderken, gerekse maÄaraya sıÄındıklarında Hz. Ebubekirâin tek korkusu vardı; Allah Resulüânün baÅına bir Åey gelmesi. Giderken devesiyle bazen Allah Resulüânün gerisinde kalıyor, bazen de önünde gidiyordu. Allah Resulü sebebini sorduÄunda; âEtrafı gözetlemek, sizi korumak için ya Resulallahâ diye cevap vermiÅti.
Sevr maÄarasına vardıklarında, içeriye önce Hz. Sıddıyk girmiÅ; yeri temizleyip düzeltmiÅ ve izarını yırtarak parçalarıyla delikleri kapamıÅ, ancak bu hazırlıkları bitirdikten sonra Allah Resülünü içeriye almıÅlardı.
Hz. Peygamber, bir müddet sonra mübarek baÅlarını Sıddık-ı Ekberâin dizine dayayarak uyudukları sırada bir delikten yılan geldiÄini gören Hz. Ebubekir , hemen ayaÄını o deliÄe tıkadı. Allah Resulünü uyandırmadı. Ne var ki; ayaÄını yılanın ısırmasının acısıyla gözünden gelen yaÅlar, Allah Resulünün mübarek yanaklarına damlayınca, uyanmak durumunda kaldılar ve;
- âNiçin aÄlıyorsun ya Ebubekir?â diye sordu Allah Resulü.
- âAÄlamıyorum ya Resulullah! AyaÄımı bir yılan soktu. Onun acısı gözümü yaÅarttıâ , cevabını alınca Hz. Peygamber gülümseyerek;
- âAyaÄını çek de içeri girsinâ , buyurdular.
Yılan içeri girince , Allah Resulü onunla konuÅmaya baÅladı;
- â Benim arkadaÅımın ayaÄını niçin ısırdın; söyle bakalım?â ,deyince yılan ;
- âNasıl ısırmayayım ya Resulullah ! Allah bana senin bu maÄaraya geleceÄini kaç yıl evvel bildirdi. Ben senelerdir senin cemalini görmek için bu maÄarada bekliyorum. Onun için en yakın arkadaÅın bile buna mani olsa , onu ısırırımâ diyerek dile getirdi.
Daha sonra Hz. Resul, yılanın soktuÄu yeri mübarek tükürükleriyle meshettiklerinde âAllahâın ,izniyle â Hz. Ebubekir Åifa buldular.
Bir yanda Allah Resulünü bekleyen yılan, diÄer yanda, Kainatın Efendisiâni katletmek için yollara düÅmüÅ insanlar; bir yanda da, her Åeyinden geçip Allah Resulü ile var olan Sıddık-ı Ekber . Sır yine aynı sır : İnsan melekten üstün; insan hayvandan aÅaÄı...
Dahası da vardı. O anda, Allahâın emriyle bir örümcek maÄaranın aÄzına aÄını germiÅ, bir çift güvercin de gelip yuva kurmuÅtu. Bütün mevcudat Kainatın Efendisiânin hizmetindeydi.
Bu arada, Mekkeâyi altüst edip de Peygamberi bulamayan müÅrikler deliye dönmüÅlerdi. Tellallar çıkartarak Hz. Peygamberi veya Hz. Ebubekirâi bulana ya da öldürene yüz deve vadettiklerini duyurdular.
Mekkeâdeki bütün caniler, hırsızlar, kiralık katiller yollara döküldüler. İz süre süre maÄaranın önüne kadar geldiler.
Hz. Peygamber sakindi. Hz. Ebubekir (ra) ise, korkudan titreyerek; âYa Resulallah; benim ölmemin önemi yok. Ama sana bir kötülük yaparlarsa, bütün ümmet helak olurâ, dedi. Korkusu Allah Resulü içindi. Resul-i ZiÅan Efendimiz, huzur telkin eden haliyle ona yönelerek; âÜzülme, Allah bizimle beraberdir. İki kiÅinin üçüncüsü Allah olursa, sen akıbetin ne olacaÄını zannediyorsun? YakalanacaÄımızı mı sanırsın?â, buyurdular.
MüÅriklerden biri maÄaranın aÄzına kadar geldi, fakat iki güvercinin yuva yapmıŠolduÄunu görünce, içeriye girme lüzumu hissetmedi. Azılı müÅrik Ümeyye b. Halef de, tam o sırada arkadaÅlarına hiddetle baÄırdı: âHala maÄaranın orada niçin dolaÅıyorsunuz? Orada örümceÄin aÄ kurduÄunu görmüyor musunuz? Vallahi ben, bu aÄın Muhammet doÄmadan önce gerilmiÅ olduÄu kanaatindeyimâ.
Bu söz üzerine maÄaranın yanından ayrıldılar. Cenab-ı Hak, iki yabani güvercin ve bir örümcekle Habibâini muhafaza etmiÅti.
Hz. Resul maÄarada üç gün kaldılar. Üç gün boyunca Hz. Ebubekirâin oÄlu Mekkeâden haber getirdi. Çoban, onu izlerini sildi ve süt getirdi. Hz. Esma da babasına ve Allah Resulune azık getirdi. MaÄaradan ayrılacaÄı esnada, yemek kabının ve tulumu aÄzını baÄlamak için bir Åey bulamayınca kuÅaÄını yırtıp iki parçaya ayırarak bir parçasıyla yemek daÄarcıÄının, diÄer parçasıyla su tulumunun aÄzını baÄladı. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz, Esmaâya; âCennetâte iki kuÅak var!â buyurdu. Allah Resulü için koparılan ve onun aÄzının deÄdiÄi kırbaya baÄlanan ve bu suretle Cennet kuÅaÄına dönüÅen kuÅak ne kadar nasiplidir! Ve yine, Allah Resulü için kuÅaÄını feda eden, karÅılıÄında Cennetlik olacaÄı vadedilen Esma ne kadar nasipli! Ve ne büyük nasip, onun yolundaki hizmette bir ufak çakıl taÅı ve kum tanesi olmak!
Üç günün sonunda, kılavuzluk yapacak olan Abdullah B. Ureykit de yanlarında olmak üzere yola koyuldular.
Cenab-ı Hâkk`ın hadis-i kutsîde; âSen olmasaydın; alemleri yaratmazdımâ dediÄi biricik Peygamberinin kalbi kan aÄlıyordu . Hiç onu yalnız bırakır mıydı? Kalbi kırık bekletir miydi? İndirdiÄi Åu ayet-i celile ile gönlüne su serpiverdi Cenab-ı Hak: âElbette, o Kur`an`ın tebliÄini üzerine farz kılan Allah, seni yine döneceÄin yere (Mekke`ye) döndürecektirâ
Hiç kullanılmayan ya da herkesçe bilinmeyen deÄiÅik yollardan geçerek Medineâye doÄru gidiyor; bu suretle takip edebilecek olanları ÅaÅırtmaya çalıÅıyorlardı.
Ne var ki, cesaret ve izciliÄiyle nam salmıŠolan Süraka b. Malik kısa zamanda izlerini bulmuÅtu. YetiÅmek üzereyken Hz. Ebubekir durumu farkederek telaÅlandı. Peygamber Efendimiz, onu yine; âÜzülme Allah bizimledirâ diyerek teskin etti. BineÄini durdurarak, Sürakaâya dönüp baktıÄında Sürakaânın atının ayakları bir anda diz boyu kumlara battı. Süraka kurtulunca tekrar takip etti. Fakat atının ayakları tekrar kuma saplandı ve bir duman çıktı. Ne-
ye uÄradıÄını ÅaÅıran Süraka bu sefer yalvarmaya baÅladı ve; âYa Muhammed! Dua et kurtulayım. Sana hiç dokunmayacaÄım! Seni takip edenlere de senden hiç bahsetmeyeceÄimâ dedi. Bunun üzerine Hz. Resul dua buyurdular ve Süraka battıÄı kumlardan kurtulup Allah Resulünün yanına geldi. YaÅadıÄı bu hal, Sürakaâya kısa bir zamanda İslamâın dört bir yana hakim olacaÄı kanaatini vermiÅti. Bu yüzden o, Allah Resulünden bir emanname istedi. Hz. Peygamber de emannameyi Hz. Ebubekirâe yazdırarak kendisine verdi. Süraka sevinçle; âEy Peygamber, ne istersen yaparımâ, deyince, Allah Resulü ondan,gelenlere mani olmasını istedi.
Bu talimatla geri dönen Süraka, KureyÅlilerâe; âBen her Åeyi aradım, bu tarafta kimse yokâ diyerek, onları baÅka yöne sevketmiÅtir.
Süraka, hicretin 8. Senesinde Müslüman olmuÅtur ..
Bir müddet sonra Allah Resulü, Amim denilen mevkie ulaÅtı. Bu mıntıkanın sakinlerinden olan SehmoÄullarının reisi Büreyde B. Huseyb, 100 deve mükafatını kazanmak için seksen kadar adamıyla Allah Resulünü aramaktaydı. Hz. Peygamberâe ulaÅtıklarında Allah Resulü ona; âSen kimsin?â diye sordu. âBen Büreydeâyimâ diye cevap verdi.(Büreydeânin kelime manası serinliktir.) Peygamber Efendimiz, Hz. Ebubekirâe dönerek: âYa Ebubekir! İÅimiz, serinledi,düzeldiâ buyurdular. Peygamber Efendimiz Büreydeâye tekrar; âKimlerdensiniz?â diye sordu: âEslem kabilesindenizâ cevabını alınca; âYa Ebubekir! Selamete erdikâ buyurdular.(Eslem: En selametli, güvenli, huzurlu manasına gelir.) Peygamber Efendimiz son olarak; âEslemâin hangi kolundansınız?â diye sordu. Büreyde; âSehmenoÄullarındanızâ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber; âYa Ebubekir, okun çıktıâ buyurdular.(Sehm: Ok demektir).
Daha sonra aynı Åefkat ve aÄırbaÅlılıkla kendisini tanıtan Allah Resulü, onu İslamâa davet etti. Büreyde yanındakilerle beraber Müslüman oldu.
GörüldüÄü gibi Allah Resulü, muhatabının isminden ve kabilesinin isminden güzel manalar çıkararak kendisini öldürmeye gelen insanların kalblerini, güzel lisanı ve nezaketiyle fethetmiÅtir. Demek ki, İslam davetçisi demuhatabının isminde, giysisinde vs. bir güzellik bulup, muhatabıyla sevgi baÄı kurmalı, gönül kapısını aramalı ve bu suretle o insanı Hak hesabına kazanmalıdır.
Bir hafta süren meÅakkatli, fakat hikmet dolu bir yolculuktan sonra Allah Resulü, Medineâye bir saat uzaklıktaki Kuba mevkiine doÄru yaklaÅmıÅlardı.
On gün kadar Kubaâda misafir olan Allah Resulü, bu müddet zarfında İslamâda ilk mescit olan Kuba Mescidiâni tesis ettiler. Kur`anâın lisanıyla âTakva Mescidiâ diye tabi olunan bu mescit, İslamâın inkiÅaf döneminin baÅlangıcında ilk mescit olarak inÅa edildiÄinden dolayı büyük bir Åerefe sahiptir.
Hz. Peygamber, yol esnasında Ranuna mevkiine geldiklerinde, Cuma namazını burada eda ederek iki hutbe okudular. Cuma namazını kıldıktan sonra, tekrar develerine binerek yola koyuldular. Medineâye girdiklerinde, halk bayram yapıyordu. Allahâın Resulüne gönüllerini ve yurtlarını açan bu nasipli insanlar, İslamâa merkez olma Åerefine nail olmuÅlardı.
Hz. Peygamber, devesi Kusva ile ilerlerken, herkes onu kendi evine çaÄırıyor, Allah Resulünü kendi evlerinde aÄırlamak istiyorlardı.
Resul-i Ekrem Efendimiz ise mübarek gülümsemeleriyle âDeveye yol veriniz. Ona gideceÄi yer bildirilmiÅtirâ buyuruyorlardı. Dikkatler Kusva`nın üzerindeydi. Ve Kusva, Hz. Ebu Eyyub el-Ensariânin hanelerinin yanındaki boÅ arsaya çöktü. Hz. Peygamber; âinÅallah menzilimiz burasıdırâ , buyurarak devesinden indiler. Hz. Ebu Eyyub el-Ensari`den yer hazırlamasını istediler.
Ziyaretçilerle rahat görüÅebilmek için Allah Resulu, evin alt katını tercih etmiÅlerdi. Gerek bu kutlu sahabenin, gerekse hanımının gözlerine günlerce uyku girmedi. Allah Resulüne; âbiz senin üzerinde nasıl yatarızâ diye Åikayetle edeplerini izhar etmelerine raÄmen Allah Resulü bu teklifi önce kabul etmediler. Fakat daha sonra bu durumdan büyük bir ızdırap duyduklarını görerek onları kıramadı ve üst katı kullanmayı kabul ettiler.
Yedi ay kadar bu evde kalan Allah Resulüne, bu müddet içerisinde yemek getirmek, hizmet etmek ve sohbetinde bulunmak konularında sahabe-i kiram adeta birbirleriyle yarıÅıyorlardı.
Burada Åunu görmekteyiz:
Bir kiÅiye uymanın kaynaÄı, o kiÅiye duyulan sevgi ve sempatidir. Sevilen kiÅiye uymak, insana eziyet vermek Åöyle dursun, bilakis zevk kaynaÄı olur. Bunun için Resulullah, Peygamber sevgisini imanın ölçüsü yapmıÅtır.
HİKMETLER
⢠Cenab-ı Peygamberin evi sarılı olduÄu halde, müÅriklerin içinden kapısını açarak çıkıp gitmesi ilahi kaderin, İslam davası ve Peygamberin üzerinde ve de peygamberlere varis indivasın-ı kamiller hakkında ciddi bir hesabın olduÄunu bize ifade etmektedir. Demek ki, İslamâın zuhuruna hangi devirde olursa olsun Allah yol açmak dilediyse, buna hiçbir güç mani olamaz.
⢠Resulullahâın evden çıkıÅını görememeleri, Sevr MaÄarasında Hz. Peygamber ve Ebubekirâi bulamamaları, insanın taÅıdıÄı beÅ duyunun mutlak gerçeÄi her zaman gerçeÄi tespit edemeyeceÄinin baÅka bir delilidir. Durum bu olunca, sırf beÅ duyusunun ÅahitliÄine dayanarak mutlak gerçeÄi inkar edenlerin yanılgıları apaçık bir Åekilde ortadadır. Demek isteriz ki, mutlak gerçeÄe ancak bu organların kalp ile ulaÅılabilir.
⢠Hz. Ali`nin, Peygamber Efendimizin yataÄına ölümü göze alarak yatması, Allah`ın yardımının sadece Peygamber üzerinde tecelli etmediÄini, ona teslim olan her müminin asırlar boyu aynı mazhariyete erebileceÄini en güzel ve en ideal bir biçimde müÅahhas olarak ortaya koymaktadır.
⢠Hz. Aliânin Mekkeâde kalmasının sebebi, müÅriklerin emanetlerini Resulullah adına teslim alıp bu emanetleri mal sahiplerine iade etmek idi. MüÅrikler burada büyük bir tezat ve tutarsızlık içinde olduklarını ortaya koydular. Çünkü, yalanladıkları hatta öldürmek istedikleri insandan daha güvenilir bir insan daha bulamamıÅlardı. Demek ki onların boÄmak istedikleri, Resulullahâın Åahsında gelen hakikat, yani İslamiyetâtir.
⢠Hicret arkadaÅı olarak Resulullahâın Hz. Ebubekirâi seçmesi, ona bu lütfun verilmesi boÅa deÄildir. Hz. Ebubekir her hali ile buna layık olmuÅtur. Yola çıkarken evine hiçbir Åey bırakmayan Ebubekir, maÄaraya girmeden önce kendisi öne geçmiÅ maÄarada vahÅi bir hayvan var mıdır diye kontrol etmiÅtir. MaÄarada Allah Resulü dizinde uyurken içeri girmekte olan yılanın deliÄine parmaÄını tıkamıÅ, Allah Resulü uyanmasın diye ayaÄının acısını dıÅa vurmamıÅtı.
⢠Hz. Ömer açıktan hicret etmiÅ, Resulullah is gizli, her türlü tedbiri alarak Mekkeâden çıkmıÅtı. Acaba Hz. Ömer Resulullahâtan daha mı cesaretli idi? Burada verilebilecek cevap Åudur: Hz. Peygamber bir ölçüyü temsil etmektedir. Onun yaptıÄı her Åey örnek alınacak, sünnet olarak rehber edinilecek hareketlerdir. EÄer Resulullah da öyle açıktan hicret etmiÅ olsaydı, bunun bir farz hareket olduÄu sanılırdı. Halbuki o, tehlike anında tedbirin, saklanmanın, böyle bir politika izlemenin gerekli olduÄunu ümmetine bildiriyor.
⢠Hz. Esma, Abdullah b. Ebubekir ve çoban, bizzat Resulullahâa hizmet etmiÅlerdir. Hicret hareketinde yerlerini almıÅlardır. Bugün de genç kuÅak, dinimize en çok sahip çıkması beklenen kuÅaktır. Çünkü Resulullahâın davetinin ilk yıllarında bile, inanan insanların çoÄunu gençler oluÅturmaktadır.
⢠Allah isterse, bir kafiri bile, bir mümine hizmet ettirir. Sürakaânın durumu buna delildir.
İSLAM TARİHİ VE HİCRET
⢠Hicret, İslam ve dünya tarihinde büyük bir hadisedir. İslamâın kurtuluÅu ve İslam inkılabının baÅlangıcı olmuÅtur. İslam dini, hicret sayesinde yayılma imkanı bulmuÅtur. Hicretin tarihteki tesiri, dini olduÄu kadar içtimai ve siyasidir. Tarihin müstesna bir dönüm noktası olan bu hadise bu hadise, hicretten on yedi yıl sonra, Hz. Ömer halifeliÄi zamanında İslam dünyası için «Takvim baÅlangıcı» olarak kabul edilmiÅtir.
⢠Hicret konusunda belirtmemiz en önemli husus, Hz. Meuhammed`in azametidir. O`nun metin iradesi ve sabrıyla, en müÅkül ve kritik anlarda bile kalbine hiçbir yeâs gelmeksizin güçlüklere gerdiÄini görüyoruz. Hicret olayı bunun sayısız örnekleri ile doludur. Sevr maÄarasında müÅrikler örümcek aÄının öte tarafında silahları ile birlikte onları katletmeye azmetmiÅ beklerken dostu Ebu Bekirâe âMahzun olma! Allah bizimledirâ diyerek, sadece imana has bir kalbi sükuneti o dar mekana getirebilmiÅtir. PeÅlerinde Suraka at koÅtururken de öyle... MüÅrik kuÅatması altındaki evinden çıkarken de...
⢠Sonra Hz. Peygamber hicretle, zaman, mekan gibi bütün Åartların sadece Allah rızası ve İslamâın baÅarısı için deÄerlendirilmesi gerektiÄi noktasında unutulmaz bir örnek vermiÅtir. İslamâın, Mekkeâde durumunu tehlikeli görüp, Medineâde de kök salacaÄı bir ortam bulunca doÄup büyüdüÄü vatanını terk etmiÅ, yakınlarını mal ve mülkünü bırakarak gayesini gerçekleÅtirmeye daha elveriÅli yeni bir yere hicret etmiÅtir. Gerçek Åudur ki, kahramanlar için akidelerini gerçekleÅtirmek, hayatlarından daha mühimdir.
⢠Resulullah hicret edeceÄi zamanı Ebu Bekirâin dıÅında bütün insanlardan gizli tutmuÅtur. Oânun ansızın hicret etmiÅ olması bu yoldaki baÅarısında yardımcı olmuÅtur.
⢠BilindiÄi gibi hicret gecesi Hz. Aliâyi yataÄına yatırmıÅtır. Bu, düÅmanları yanıltmıŠve gerçekleÅtirmek istedikleri hedeflerinden saptırmıÅtır.
⢠Resulullah biliyordu ki müÅrikleri müÅrikler İslam davasına engel olmak için kendisini aramak üzere Yesrib yolunu tutacaklardı. Bu sebeple müÅrikleri yanıltmak için gerçekten fevkalade isabetli olarak aÅaÄıdaki güzel tedbirleri almıÅtır:
a) MüÅriklerin, bütün gayretleriyle arayacakları kuzey yolunu takip etmek yerine, biraz
az arayabilecekleri güneyden gitmiÅtir.
b) Yola koyulunca doÄruca Yesribâe gitmemiÅ, kendilerini arayanların yorulup
ümitlerini keserek geri dönmelerini saÄlamak üzere birkaç gece maÄarada kalmıÅtır.
c) Mekke ile Yesrib arasında bilinen iki normal yoldan gitmemiÅ, müÅrikerlin gelip
gidenden haber alamamaları için daha az kullanılan veya hiç kullanılmayan üçüncü bir
yolu takip etmiÅtir.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 1K
- Cevaplar
- 1
- Görüntüleme
- 348
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 1K
