Sitemize reklam vermek için [email protected] adresine mail atabilirsiniz
For Advertising Contact [email protected]


Resullahin Hicreti

keten

Level 1
Üye
Ticaret - 0%
0   0   0
Katılım
16 Mar 2009
Konular
30
Mesajlar
30
Beğeniler
0
MmoLira
0
DevLira
0
#1
RESULLAHIN HÄ°CRETÄ°

Sahabe’nin Mekkeden Medine’ye hicreti sunucu Hz. Ebubekir, Peygamber’e (sav) gelerek, izin istediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber “acele etme, yavaş ol! Umarım ki Allah (cc) sana bir arkadaş verir”, buyurdular. Allah Resûlünün kapalı bir işareti dahi yeterliydi,Hz. Ebubekir için. Bırakın işaretini, Allah Resûlü’nün bakışlarından veya mimiklerden bile ne arzuladığını anlar; o an ona inanır ve emir telakki ederdi. İşte Allah Resûlü`nün bu sözünden kastını hemen anlayan Hz. Ebubekir, iki binek alıp hicret için beklemeye başladı. Artık ikisi de ilahi emri bekliyorlardı.
Müşriklerce komplo kararı alınınca, Hz. Cebrail Peygamber Efendimiz`e hicret emri getirdi: “Ve şöyle de: Rabbim! Beni sıdk be ihlas girişi ile (Medine`ye) girdir. Sıdk ve ihlas çıkarışı ile (Mekke`den) çıkart. Ve tarafından bana hakkıyla yardım edici bir kuvvet (devlet) ver.”
Bu ilahi emri alır almaz, Hz. Ebubekir`in evine giden Allah Resûlu, ona; “Yüce Allah, bana hicret izni verdi” , buyurunca Hz. Ebubekir merakla “Bende sana refakat edecek miyim ya Resulallah?” diye sordu. Peygamberimizin “evet” cevabı üzerin, Hz. Sıddìk gözyaşlarını tutamadılar. Hz. Aişe; “O güne kadar, bir insanın sevincinden böylesine ağladığını görmemiştim”, diyerek babasının hissiyatını dile getirmişlerdir.
Allah Resûlü, bu ilahi emir üzerine, yol arkadaşıyla birlikte hazırlık yapmaya başladılar. Yollukların hazırlanmasında Hz. Ebubekir`in kızı Esma bizzat çalışmaktaydı. Oğlu Abdullah`da, onlara her gece haber taşıyacaktı. Koyunların çobanı da, sürüyü sığınacakları mağaraya yaklaştırıp sütten istifade etmelerini sağlayacaktı.
Hz. Peygamber yola çıkmadan önce, Hz. Ebubekir`in beslediği iki binek hayvanından birini bedeli karşılığında satın aldılar.
Ayrıca, Medine`ye kadar kendilerini kılavuzluk etmek üzere, müşrik olmasına rağmen, güvenilir bir kimse olan Abdullah b. Uraykıt`la anlaştılar. Ä°ki binit devesini kendisine teslim ettiler ve üç gece sonda Sevr dağı eteğinde buluşmak üzere sözleştiler.
Hareket edecekleri gece,ü müşrikler muhasarayı başlatmışlardı. Hz. Peygamber, Hz. Ali`ye (ra) “Yatağımda yat, uyu. Üzerin örtülü olsun! Sakın korkma. Sana hiçbir zarar vermeyecekler”, buyurarak, kendi yatağına yatmasını emrettiler.
Ayrıca Hz. Ali`ye, kendisine teslim edilen emanetleri sahiplerine iade etmedikçe Mekke`den çıkmamasını emir buyurdular.
Gecenin ilerleyen saatlerinde evi muhasara eden iki yüz kadar eli kılıçlı kişi, havanın aydınlanıp Allah Resulünun dışarı çıkmasını bekliyorlardı. Bir kimseyi evinin içerisinde öldürmek, adetlerine göre korkaklığın en adisiydi. Ä°ki yüz kişiyle orada bulunmaları korkaklık değil de neydi sanki ..
Resulullah evinden çıkmış, Yasin suresinin ilk sekiz ayetini üzerine üflediği toprağı başlarına saçarak aralarından geçip gitmişti. Onların, Peygamber efendimizi görmemelerinin sebebi, tamamen manevi bir hadisedir. Gözlerine bir perde veya ağır uyku verilmiş; dolayısıyla onlar Hz. Resul’ü görememişlerdi.
Sabahleyin, yataktan kalkanın Hz. Ali olduğunu görünce, müşrikler neredeyse küçük dillerini yutacaklardı.
Müşriklerin arasından sıyrıldıktan sonra, Allah Resulü Hz. Ebubekir’in evine gitmiş, daha sonrada ikisi birlikte Sevr dağına doğru yola koyulmuşlardı.
Gerek mağaraya giderken, gerekse mağaraya sığındıklarında Hz. Ebubekir’in tek korkusu vardı; Allah Resulü’nün başına bir şey gelmesi. Giderken devesiyle bazen Allah Resulü’nün gerisinde kalıyor, bazen de önünde gidiyordu. Allah Resulü sebebini sorduğunda; “Etrafı gözetlemek, sizi korumak için ya Resulallah” diye cevap vermişti.
Sevr mağarasına vardıklarında, içeriye önce Hz. Sıddıyk girmiş; yeri temizleyip düzeltmiş ve izarını yırtarak parçalarıyla delikleri kapamış, ancak bu hazırlıkları bitirdikten sonra Allah Resülünü içeriye almışlardı.
Hz. Peygamber, bir müddet sonra mübarek başlarını Sıddık-ı Ekber’in dizine dayayarak uyudukları sırada bir delikten yılan geldiğini gören Hz. Ebubekir , hemen ayağını o deliğe tıkadı. Allah Resulünü uyandırmadı. Ne var ki; ayağını yılanın ısırmasının acısıyla gözünden gelen yaşlar, Allah Resulünün mübarek yanaklarına damlayınca, uyanmak durumunda kaldılar ve;
- ‘Niçin ağlıyorsun ya Ebubekir?’ diye sordu Allah Resulü.
- ‘Ağlamıyorum ya Resulullah! Ayağımı bir yılan soktu. Onun acısı gözümü yaşarttı’ , cevabını alınca Hz. Peygamber gülümseyerek;
- “Ayağını çek de içeri girsin” , buyurdular.
Yılan içeri girince , Allah Resulü onunla konuşmaya başladı;
- ‘ Benim arkadaşımın ayağını niçin ısırdın; söyle bakalım?’ ,deyince yılan ;
- ‘Nasıl ısırmayayım ya Resulullah ! Allah bana senin bu mağaraya geleceğini kaç yıl evvel bildirdi. Ben senelerdir senin cemalini görmek için bu mağarada bekliyorum. Onun için en yakın arkadaşın bile buna mani olsa , onu ısırırım’ diyerek dile getirdi.
Daha sonra Hz. Resul, yılanın soktuğu yeri mübarek tükürükleriyle meshettiklerinde –Allah’ın ,izniyle – Hz. Ebubekir şifa buldular.
Bir yanda Allah Resulünü bekleyen yılan, diğer yanda, Kainatın Efendisi’ni katletmek için yollara düşmüş insanlar; bir yanda da, her şeyinden geçip Allah Resulü ile var olan Sıddık-ı Ekber . Sır yine aynı sır : Ä°nsan melekten üstün; insan hayvandan aşağı...
Dahası da vardı. O anda, Allah’ın emriyle bir örümcek mağaranın ağzına ağını germiş, bir çift güvercin de gelip yuva kurmuştu. Bütün mevcudat Kainatın Efendisi’nin hizmetindeydi.
Bu arada, Mekke’yi altüst edip de Peygamberi bulamayan müşrikler deliye dönmüşlerdi. Tellallar çıkartarak Hz. Peygamberi veya Hz. Ebubekir’i bulana ya da öldürene yüz deve vadettiklerini duyurdular.
Mekke’deki bütün caniler, hırsızlar, kiralık katiller yollara döküldüler. Ä°z süre süre mağaranın önüne kadar geldiler.
Hz. Peygamber sakindi. Hz. Ebubekir (ra) ise, korkudan titreyerek; “Ya Resulallah; benim ölmemin önemi yok. Ama sana bir kötülük yaparlarsa, bütün ümmet helak olur”, dedi. Korkusu Allah Resulü içindi. Resul-i Zişan Efendimiz, huzur telkin eden haliyle ona yönelerek; “Üzülme, Allah bizimle beraberdir. Ä°ki kişinin üçüncüsü Allah olursa, sen akıbetin ne olacağını zannediyorsun? Yakalanacağımızı mı sanırsın?”, buyurdular.
Müşriklerden biri mağaranın ağzına kadar geldi, fakat iki güvercinin yuva yapmış olduğunu görünce, içeriye girme lüzumu hissetmedi. Azılı müşrik Ümeyye b. Halef de, tam o sırada arkadaşlarına hiddetle bağırdı: “Hala mağaranın orada niçin dolaşıyorsunuz? Orada örümceğin ağ kurduğunu görmüyor musunuz? Vallahi ben, bu ağın Muhammet doğmadan önce gerilmiş olduğu kanaatindeyim”.
Bu söz üzerine mağaranın yanından ayrıldılar. Cenab-ı Hak, iki yabani güvercin ve bir örümcekle Habib’ini muhafaza etmişti.
Hz. Resul mağarada üç gün kaldılar. Üç gün boyunca Hz. Ebubekir’in oğlu Mekke’den haber getirdi. Çoban, onu izlerini sildi ve süt getirdi. Hz. Esma da babasına ve Allah Resulune azık getirdi. Mağaradan ayrılacağı esnada, yemek kabının ve tulumu ağzını bağlamak için bir şey bulamayınca kuşağını yırtıp iki parçaya ayırarak bir parçasıyla yemek dağarcığının, diğer parçasıyla su tulumunun ağzını bağladı. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz, Esma’ya; “Cennet’te iki kuşak var!” buyurdu. Allah Resulü için koparılan ve onun ağzının değdiği kırbaya bağlanan ve bu suretle Cennet kuşağına dönüşen kuşak ne kadar nasiplidir! Ve yine, Allah Resulü için kuşağını feda eden, karşılığında Cennetlik olacağı vadedilen Esma ne kadar nasipli! Ve ne büyük nasip, onun yolundaki hizmette bir ufak çakıl taşı ve kum tanesi olmak!
Üç günün sonunda, kılavuzluk yapacak olan Abdullah B. Ureykit de yanlarında olmak üzere yola koyuldular.
Cenab-ı Hâkk`ın hadis-i kutsîde; “Sen olmasaydın; alemleri yaratmazdım” dediği biricik Peygamberinin kalbi kan ağlıyordu . Hiç onu yalnız bırakır mıydı? Kalbi kırık bekletir miydi? Ä°ndirdiği şu ayet-i celile ile gönlüne su serpiverdi Cenab-ı Hak: “Elbette, o Kur`an`ın tebliğini üzerine farz kılan Allah, seni yine döneceğin yere (Mekke`ye) döndürecektir”
Hiç kullanılmayan ya da herkesçe bilinmeyen değişik yollardan geçerek Medine’ye doğru gidiyor; bu suretle takip edebilecek olanları şaşırtmaya çalışıyorlardı.
Ne var ki, cesaret ve izciliğiyle nam salmış olan Süraka b. Malik kısa zamanda izlerini bulmuştu. Yetişmek üzereyken Hz. Ebubekir durumu farkederek telaşlandı. Peygamber Efendimiz, onu yine; “Üzülme Allah bizimledir” diyerek teskin etti. Bineğini durdurarak, Süraka’ya dönüp baktığında Süraka’nın atının ayakları bir anda diz boyu kumlara battı. Süraka kurtulunca tekrar takip etti. Fakat atının ayakları tekrar kuma saplandı ve bir duman çıktı. Ne-
ye uğradığını şaşıran Süraka bu sefer yalvarmaya başladı ve; “Ya Muhammed! Dua et kurtulayım. Sana hiç dokunmayacağım! Seni takip edenlere de senden hiç bahsetmeyeceğim” dedi. Bunun üzerine Hz. Resul dua buyurdular ve Süraka battığı kumlardan kurtulup Allah Resulünün yanına geldi. Yaşadığı bu hal, Süraka’ya kısa bir zamanda Ä°slam’ın dört bir yana hakim olacağı kanaatini vermişti. Bu yüzden o, Allah Resulünden bir emanname istedi. Hz. Peygamber de emannameyi Hz. Ebubekir’e yazdırarak kendisine verdi. Süraka sevinçle; “Ey Peygamber, ne istersen yaparım”, deyince, Allah Resulü ondan,gelenlere mani olmasını istedi.
Bu talimatla geri dönen Süraka, Kureyşliler’e; “Ben her şeyi aradım, bu tarafta kimse yok” diyerek, onları başka yöne sevketmiştir.
Süraka, hicretin 8. Senesinde Müslüman olmuştur ..
Bir müddet sonra Allah Resulü, Amim denilen mevkie ulaştı. Bu mıntıkanın sakinlerinden olan Sehmoğullarının reisi Büreyde B. Huseyb, 100 deve mükafatını kazanmak için seksen kadar adamıyla Allah Resulünü aramaktaydı. Hz. Peygamber’e ulaştıklarında Allah Resulü ona; “Sen kimsin?” diye sordu. “Ben Büreyde’yim” diye cevap verdi.(Büreyde’nin kelime manası serinliktir.) Peygamber Efendimiz, Hz. Ebubekir’e dönerek: “Ya Ebubekir! İşimiz, serinledi,düzeldi” buyurdular. Peygamber Efendimiz Büreyde’ye tekrar; “Kimlerdensiniz?” diye sordu: “Eslem kabilesindeniz” cevabını alınca; “Ya Ebubekir! Selamete erdik” buyurdular.(Eslem: En selametli, güvenli, huzurlu manasına gelir.) Peygamber Efendimiz son olarak; “Eslem’in hangi kolundansınız?” diye sordu. Büreyde; “Sehmenoğullarındanız” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber; “Ya Ebubekir, okun çıktı” buyurdular.(Sehm: Ok demektir).
Daha sonra aynı şefkat ve ağırbaşlılıkla kendisini tanıtan Allah Resulü, onu Ä°slam’a davet etti. Büreyde yanındakilerle beraber Müslüman oldu.
Görüldüğü gibi Allah Resulü, muhatabının isminden ve kabilesinin isminden güzel manalar çıkararak kendisini öldürmeye gelen insanların kalblerini, güzel lisanı ve nezaketiyle fethetmiştir. Demek ki, Ä°slam davetçisi demuhatabının isminde, giysisinde vs. bir güzellik bulup, muhatabıyla sevgi bağı kurmalı, gönül kapısını aramalı ve bu suretle o insanı Hak hesabına kazanmalıdır.
Bir hafta süren meşakkatli, fakat hikmet dolu bir yolculuktan sonra Allah Resulü, Medine’ye bir saat uzaklıktaki Kuba mevkiine doğru yaklaşmışlardı.
On gün kadar Kuba’da misafir olan Allah Resulü, bu müddet zarfında Ä°slam’da ilk mescit olan Kuba Mescidi’ni tesis ettiler. Kur`an’ın lisanıyla “Takva Mescidi” diye tabi olunan bu mescit, Ä°slam’ın inkişaf döneminin başlangıcında ilk mescit olarak inşa edildiğinden dolayı büyük bir şerefe sahiptir.
Hz. Peygamber, yol esnasında Ranuna mevkiine geldiklerinde, Cuma namazını burada eda ederek iki hutbe okudular. Cuma namazını kıldıktan sonra, tekrar develerine binerek yola koyuldular. Medine’ye girdiklerinde, halk bayram yapıyordu. Allah’ın Resulüne gönüllerini ve yurtlarını açan bu nasipli insanlar, Ä°slam’a merkez olma şerefine nail olmuşlardı.
Hz. Peygamber, devesi Kusva ile ilerlerken, herkes onu kendi evine çağırıyor, Allah Resulünü kendi evlerinde ağırlamak istiyorlardı.
Resul-i Ekrem Efendimiz ise mübarek gülümsemeleriyle “Deveye yol veriniz. Ona gideceği yer bildirilmiştir” buyuruyorlardı. Dikkatler Kusva`nın üzerindeydi. Ve Kusva, Hz. Ebu Eyyub el-Ensari’nin hanelerinin yanındaki boş arsaya çöktü. Hz. Peygamber; “inşallah menzilimiz burasıdır” , buyurarak devesinden indiler. Hz. Ebu Eyyub el-Ensari`den yer hazırlamasını istediler.
Ziyaretçilerle rahat görüşebilmek için Allah Resulu, evin alt katını tercih etmişlerdi. Gerek bu kutlu sahabenin, gerekse hanımının gözlerine günlerce uyku girmedi. Allah Resulüne; “biz senin üzerinde nasıl yatarız” diye şikayetle edeplerini izhar etmelerine rağmen Allah Resulü bu teklifi önce kabul etmediler. Fakat daha sonra bu durumdan büyük bir ızdırap duyduklarını görerek onları kıramadı ve üst katı kullanmayı kabul ettiler.
Yedi ay kadar bu evde kalan Allah Resulüne, bu müddet içerisinde yemek getirmek, hizmet etmek ve sohbetinde bulunmak konularında sahabe-i kiram adeta birbirleriyle yarışıyorlardı.
Burada şunu görmekteyiz:
Bir kişiye uymanın kaynağı, o kişiye duyulan sevgi ve sempatidir. Sevilen kişiye uymak, insana eziyet vermek şöyle dursun, bilakis zevk kaynağı olur. Bunun için Resulullah, Peygamber sevgisini imanın ölçüsü yapmıştır.

HÄ°KMETLER
• Cenab-ı Peygamberin evi sarılı olduğu halde, müşriklerin içinden kapısını açarak çıkıp gitmesi ilahi kaderin, Ä°slam davası ve Peygamberin üzerinde ve de peygamberlere varis indivasın-ı kamiller hakkında ciddi bir hesabın olduğunu bize ifade etmektedir. Demek ki, Ä°slam’ın zuhuruna hangi devirde olursa olsun Allah yol açmak dilediyse, buna hiçbir güç mani olamaz.
• Resulullah’ın evden çıkışını görememeleri, Sevr Mağarasında Hz. Peygamber ve Ebubekir’i bulamamaları, insanın taşıdığı beş duyunun mutlak gerçeği her zaman gerçeği tespit edemeyeceğinin başka bir delilidir. Durum bu olunca, sırf beş duyusunun şahitliğine dayanarak mutlak gerçeği inkar edenlerin yanılgıları apaçık bir şekilde ortadadır. Demek isteriz ki, mutlak gerçeğe ancak bu organların kalp ile ulaşılabilir.
• Hz. Ali`nin, Peygamber Efendimizin yatağına ölümü göze alarak yatması, Allah`ın yardımının sadece Peygamber üzerinde tecelli etmediğini, ona teslim olan her müminin asırlar boyu aynı mazhariyete erebileceğini en güzel ve en ideal bir biçimde müşahhas olarak ortaya koymaktadır.
• Hz. Ali’nin Mekke’de kalmasının sebebi, müşriklerin emanetlerini Resulullah adına teslim alıp bu emanetleri mal sahiplerine iade etmek idi. Müşrikler burada büyük bir tezat ve tutarsızlık içinde olduklarını ortaya koydular. Çünkü, yalanladıkları hatta öldürmek istedikleri insandan daha güvenilir bir insan daha bulamamışlardı. Demek ki onların boğmak istedikleri, Resulullah’ın şahsında gelen hakikat, yani Ä°slamiyet’tir.
• Hicret arkadaşı olarak Resulullah’ın Hz. Ebubekir’i seçmesi, ona bu lütfun verilmesi boşa değildir. Hz. Ebubekir her hali ile buna layık olmuştur. Yola çıkarken evine hiçbir şey bırakmayan Ebubekir, mağaraya girmeden önce kendisi öne geçmiş mağarada vahşi bir hayvan var mıdır diye kontrol etmiştir. Mağarada Allah Resulü dizinde uyurken içeri girmekte olan yılanın deliğine parmağını tıkamış, Allah Resulü uyanmasın diye ayağının acısını dışa vurmamıştı.
• Hz. Ömer açıktan hicret etmiş, Resulullah is gizli, her türlü tedbiri alarak Mekke’den çıkmıştı. Acaba Hz. Ömer Resulullah’tan daha mı cesaretli idi? Burada verilebilecek cevap şudur: Hz. Peygamber bir ölçüyü temsil etmektedir. Onun yaptığı her şey örnek alınacak, sünnet olarak rehber edinilecek hareketlerdir. Eğer Resulullah da öyle açıktan hicret etmiş olsaydı, bunun bir farz hareket olduğu sanılırdı. Halbuki o, tehlike anında tedbirin, saklanmanın, böyle bir politika izlemenin gerekli olduğunu ümmetine bildiriyor.
• Hz. Esma, Abdullah b. Ebubekir ve çoban, bizzat Resulullah’a hizmet etmişlerdir. Hicret hareketinde yerlerini almışlardır. Bugün de genç kuşak, dinimize en çok sahip çıkması beklenen kuşaktır. Çünkü Resulullah’ın davetinin ilk yıllarında bile, inanan insanların çoğunu gençler oluşturmaktadır.
• Allah isterse, bir kafiri bile, bir mümine hizmet ettirir. Süraka’nın durumu buna delildir.

Ä°SLAM TARÄ°HÄ° VE HÄ°CRET
• Hicret, Ä°slam ve dünya tarihinde büyük bir hadisedir. Ä°slam’ın kurtuluşu ve Ä°slam inkılabının başlangıcı olmuştur. Ä°slam dini, hicret sayesinde yayılma imkanı bulmuştur. Hicretin tarihteki tesiri, dini olduğu kadar içtimai ve siyasidir. Tarihin müstesna bir dönüm noktası olan bu hadise bu hadise, hicretten on yedi yıl sonra, Hz. Ömer halifeliği zamanında Ä°slam dünyası için «Takvim başlangıcı» olarak kabul edilmiştir.
• Hicret konusunda belirtmemiz en önemli husus, Hz. Meuhammed`in azametidir. O`nun metin iradesi ve sabrıyla, en müşkül ve kritik anlarda bile kalbine hiçbir ye’s gelmeksizin güçlüklere gerdiğini görüyoruz. Hicret olayı bunun sayısız örnekleri ile doludur. Sevr mağarasında müşrikler örümcek ağının öte tarafında silahları ile birlikte onları katletmeye azmetmiş beklerken dostu Ebu Bekir’e “Mahzun olma! Allah bizimledir” diyerek, sadece imana has bir kalbi sükuneti o dar mekana getirebilmiştir. Peşlerinde Suraka at koştururken de öyle... Müşrik kuşatması altındaki evinden çıkarken de...
• Sonra Hz. Peygamber hicretle, zaman, mekan gibi bütün şartların sadece Allah rızası ve Ä°slam’ın başarısı için değerlendirilmesi gerektiği noktasında unutulmaz bir örnek vermiştir. Ä°slam’ın, Mekke’de durumunu tehlikeli görüp, Medine’de de kök salacağı bir ortam bulunca doğup büyüdüğü vatanını terk etmiş, yakınlarını mal ve mülkünü bırakarak gayesini gerçekleştirmeye daha elverişli yeni bir yere hicret etmiştir. Gerçek şudur ki, kahramanlar için akidelerini gerçekleştirmek, hayatlarından daha mühimdir.
• Resulullah hicret edeceği zamanı Ebu Bekir’in dışında bütün insanlardan gizli tutmuştur. O’nun ansızın hicret etmiş olması bu yoldaki başarısında yardımcı olmuştur.
• Bilindiği gibi hicret gecesi Hz. Ali’yi yatağına yatırmıştır. Bu, düşmanları yanıltmış ve gerçekleştirmek istedikleri hedeflerinden saptırmıştır.
• Resulullah biliyordu ki müşrikleri müşrikler Ä°slam davasına engel olmak için kendisini aramak üzere Yesrib yolunu tutacaklardı. Bu sebeple müşrikleri yanıltmak için gerçekten fevkalade isabetli olarak aşağıdaki güzel tedbirleri almıştır:
a) Müşriklerin, bütün gayretleriyle arayacakları kuzey yolunu takip etmek yerine, biraz
az arayabilecekleri güneyden gitmiştir.
b) Yola koyulunca doğruca Yesrib’e gitmemiş, kendilerini arayanların yorulup
ümitlerini keserek geri dönmelerini sağlamak üzere birkaç gece mağarada kalmıştır.
c) Mekke ile Yesrib arasında bilinen iki normal yoldan gitmemiş, müşrikerlin gelip
gidenden haber alamamaları için daha az kullanılan veya hiç kullanılmayan üçüncü bir
yolu takip etmiştir.


 
Üst