- Katılım
- 4 Nis 2013
- Konular
- 1,555
- Mesajlar
- 2,936
- Online süresi
- 54838s
- Reaksiyon Skoru
- 156
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 221
- TM Yaşı
- 13 Yıl 18 Gün
- MmoLira
- 71
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
1. İSLAM ÜLKELERİ İLE EKONOMİK VE SİYASİ İLİŞKİLER
1.1. İslam Ülkelerinin İktisadi Potansiyeli
Bugün İslam dünyası denince, 30 milyon KM2yi bulan bir yüzölçümü üzerinde l milyarı geçen nüfusun yaşadığı 60'a yakın devlet ve 80 dolayında müslüman topluluğu anlaşılmaktadır. Müslüman nüfusun yaklaşık % 80'lik bir bölümü, Endonezya, Bangladeş, Nijerya, Pakistan, Türkiye, Mısır, İran, Cezayir, Sudan ve Fas'ı içine alan 10 ülkede yaşamaktadır. İslam ülkelerinin genelinde tarım sektörü ekonominin itici gücü olmasına rağmen, bölgede hammadde üretimi de oldukça yüksektir. İslam ülkeleri bütün olarak incelendiği zaman, dünyanın pek az ülkesinde bulunan yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olduğu görülür. Bu ülkelerin sahip oldukları kaynakların dünya üretimi içindeki payını şöyle sıralayabiliriz:
- Dünya petrol üretiminin % 65'i,
- Dünya doğal kauçuk üretiminin % 70'i,
- Dünyada bilinen uranyum yataklarının % 39'u,
- Dünya kalay üretiminin % 52'si,
- Dünya jütünün % 40'ı,
- Dünya hurmasının % 93'ü,
- Dünya hindistan cevizinin % 33'ü,
- Dünya buğdayının % 15'i,
- Dünya pirincinin % 17'si,
- Dünya baharat üretiminin % 39'u,
- Dünya şeker pancarı ve şekerkamışı üretiminin % 31 'i,
- Dünya tütün üretiminin % 20'si,
- Dünya boksit üretiminin % 14'ü,
- Dünya doğal gaz üretiminin % 51 'i,
- Dünya fosfat üretiminin % 41 'i İslam ülkelerindedir.
Burada sayılan ürünler dünya ticaretinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Bunlar, İslam ülkelerinde üretilmekte ve başka ülkelere satılmaktadır. Ancak, İslam ülkelerinde toprakların büyük bir bölümü işlenememekte, madenlerin önemli bir kısmı çıkarılamamaktadır. İslam ülkelerini ihracat potansiyelleri ve kişi başına düşen milli gelirlerine göre üç grupta incelemek mümkündür. Bunlar;
* Az ve orta derecede gelişmiş İslam ülkeleri,
* Petrol zengini İslam ülkeleri,
* Sanayileşme politikasına ağırlık veren ve kısmen sanayileşmelerini gerçekleştirmiş İslam ülkeleridir.
Yapılan bu sıralamaya göre, birinci grupta bulunan ülkelerin ihracatında tarım ürünleri ilk sırayı almaktadır. Ayrıca, bu gruptaki ülkelerde kişi başına düşen milli gelir bin doların altındadır. Afganistan, Bangladeş, Burkina Faso, Cibuti, Gambia, Maldivler, Nijer, Pakistan, Senegal, Sierra Leone, Somali, Sudan ve Uganda bu grupta bulunan ülkeler arasında yer almaktadır.
İkinci grupta bulunan İslam ülkeleri, OPEC üyesi olarak bilinen petrol ihracatçısı ülkelerdir. Kişi başına düşen milli gelirleri oldukça yüksektir. OPEC üyesi İslam ülkeleri büyük petrol rezervlerine sahiptir. Bu grubun en önemli ihraç ürünleri petrole ilave olarak kakao, kauçuk ve kahve gibi hammaddelerdir.
Milletlerarası verilere dayanarak yapılan hesaplamalara göre, dünya petrol rezervlerinin % 64.51'i 8 Körfez ülkesinde bulunmaktadır. Suudi Arabistan, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, İran, Katar, Umman ve Bahreyn'den oluşan Körfez ülkelerinin petrol rezervleri 1991 rakamlarıyla 622 milyar 26 milyon varil civarındadır. Dünyanın en büyük petrol kaynaklarını elinde bulunduran Suudi Arabistan, 257 milyar 504 milyon varillik petrol rezervi ile dünya petrol
rezervlerinin % 26.71'ine sahiptir. Suudi Arabistan'ı 100 milyar varillik petrol rezervi ile Irak izlemektedir. Dünyada 5 milyar varilin üzerinde petrol rezervi olan 17 ülke vardır. Bunlardan ilk 5'i Körfez ülkeleridir.
1990'lı yıllara girmeden hemen önce, British Petroleum Şirketi'nin yaptığı bir araştırmaya göre, 1988 yılı üretimi esas alınır ve yeni petrol yataklarının keşfedilmeyeceği varsayılırsa; İran, Irak, Abu Dabi ve Kuveyt'in petrol rezervlerinin en az 100 yıl, Suudi Arabistan'ın petrol rezervlerinin en az 95 yıl hiç zorlanmadan ihtiyaçlara cevap verebileceği tahmin edilmektedir. Üçüncü grupta bulunan ülkeler ise, zengin petrol kaynaklarına sahip olmamakla beraber, birinci ve ikinci gruptaki ülkelere göre daha fazla sanayileşmişlerdir.
Türkiye de bu gruba dahildir. Ekonomik faaliyet sahaları, dünyadaki yeni gelişmelere paralel olarak, tarımdan sanayie ve hizmetler kesimine kaymakta, böylece üretimde yeknesaklık yerini giderek çeşitliliğe terk etmektedir. Türkiye'den başka Malezya, Mısır, Suriye, Tunus ve Ürdün bu grup içinde gösterilebilir.
Eski Sovyetler Birliğinin 1991 yılı sonunda dağılmasından sonra, bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan ve diğer Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile İslam dünyası ve Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi, mevcut iktisadi potansiyelin genişlemesi anlamına gelmektedir.
Azerbaycan'da 13 milyon ton dolayında petrol ve 11 milyon ton dolayında da doğal gaz üretilmektedir. Azerbaycan'ın nüfusu Türkiye'nin 1/8'inden daha az olmasına rağmen, ülkede üretilen pamuk 600 bin ton ve pamuklu kumaş 120 milyon m2 civarındadır.
Bölgenin en büyük yüzölçümüne sahip olan Kazakistan, önem sırasına göre fosfat, petrol, doğal gaz, kömür, demir cevheri, altın, gümüş, çinko, bakır, kurşun, magnezyum, krom ve boksit rezervleri bakımından çok zengin bir ülkedir. Bu ülke eski Sovyetler Birliği maden yataklarının %60'ına sahip olup, Eski Sovyetler Birliği'ndeki altının %7'sini, gümüşün de yarısından fazlasını
üretmektedir. Ülkenin büyük bir kısmı çöl ve steplerden oluşmakla birlikte, Kazakistan Eski Sovyetler Birliği'nde ekilebilir arazinin %35'ine sahiptir.
Dünya Bankasından elde edilen son verilere göre, Kazakistan 1992 yılında 29 milyon 500 bin ton hububat üretimi gerçekleştirmiştir. Bu ise, kuraklığın hüküm sürdüğü bir önceki yıla göre %246'lık bir artış demektir. 1993 yılında hububat üretiminin 24 milyon ton olması beklenmektedir.
Kazakistan ülkede bulunan petrol üretimi imkanlarım dikkate alarak, OPEC nezdinde gözlemci üye olmayı planlamaktadır. Petrol çıkarma imkanlarının kısıtlı kullanılabildiği Kazakistan'da üretim, 1992 yılında bir önceki yıla göre l milyon ton azalmasına rağmen, 25 milyon 660 bin ton olarak gerçekleşmiştir. Bu bakımdan, başta Japonlar olmak üzere, Batı Avrupa firmaları ve Amerikalılar, ülkedeki petrol veya diğer yeraltı kaynaklan ile ilgili ihaleler için kıyasıya mücadele etmektedirler.
Kırgızistan'da tarım kesiminde hayvancılığa dayalı bir ekonomi hakimdir. Bu ülkede ayrıca şeker pancarı, mısır, tütün, sebze ve meyve yetiştirilmektedir. Yetiştirilen bitki ve ağaç çeşidi 4 bini burmaktadır. Kırgızistan'ın dağlık olması sebebiyle, ekonominin itici sektörü olarak elektronik mühendisliği ve ipekçilik gibi alanlara daha fazla önem verilmektedir. Bu ülke gıda sanayii ve konservecilik konusunda da ileridir.
Kırgızistan zengin iktisadi kaynakları elinde bulunduran bir ülkedir. Demir cevheri rezervi l0 milyon tonu bulmaktadır. Ayrıca, petrol ve gaz yatakları bakımından da zengindir. Kırgızistan, 31 milyon ton kömür yatakları rezerv ile Orta Asyada birinci sırayı almaktadır. Bunun yanında Kırgızistan önemli miktarda tuz, kaolin, cam tozu, termal veya mineral su kaynaklarına da sahiptir.
Özbekistan'ın yüzölçümü Türkiye'den 332 bin 52 km2 daha küçük ve topraklarının büyük bir bölümü çöl olmasına rağmen, ekilebilir arazi Türkiye'den daha fazladır. Pamuk üretiminde dünyada üçüncü olan bu ülke, eski Sovyetler Birliği pamuk üretiminin %61'ini karşılıyordu. Özbekistan'da ayçiçeği, mısır, ipek üretimi yanında 150 çeşit üzüm ve 30 çeşit kavun da bol miktarda üretilmektedir.
Mart 1992'de Özbekistan'da Fergana Vadisi Minbulakskii Petrol alanı yakınlarında dünyada bilinen en büyük 10 petrol yatağının toplamına eşit olduğu tahmin edilen yeni bir rezerv bulunmuştur. Özbekistan'da senede 80 ton saf altın çıkarma imkanı vardır. Rusya'nın saf altın üretimi ise, senede sadece 120 tondur. Özbekistan'da altın üretimindeki etkinliğin %10 civarında arttırılması için, hükümet 1993 yılında Amerikan menşeli Newmont madencilik şirketi ile bir ortaklık anlaşması yapmıştır.
Türkmenistan'ın yüzölçümü Türkiye'den 292 bin 476 km2 küçüktür. Ayrıca ülkenin oldukça büyük bir bölümü çöl olmasına rağmen, başlıca kaynakları arasında pamuk, petrol, doğalgaz, kükürt ve potasyum bulunmaktadır. Bu ülkede yıllık olarak 5.5 milyon tonun üzerinde sülfür ve 250 bin tonun üzerinde sodyum sülfat elde edilmektedir. Elektrik üretimi ise 15 milyar kilowatt saate yaklaşmıştır. Kimya sanayii ve tarım kesiminde koyun besiciliği gelişmiştir. Bu ülkede yetiştirilen meşhur karakul koyunlarının mevcudu 15 milyonun üzerindedir.
Türkmenistan'da 1993 yılı tahıl üretiminin 579 bin ton olacağı tahmin edilmektedir. Bu yönüyle Türkmenistan, kendi kendini besleyebilecek kadar tahıl üretimini gerçekleştirebilecek kapasitededir. Ayrıca, Türkmenistan'da el sanatları yönünden halıcılık oldukça ileri düzeydedir. Böylece, dünyadaki ve eski Sovyetler Birliği'ndeki yeni gelişmeler İslam ülkelerinin sınırlarının genişlemesini ve mevcut iktisadi potansiyelin artmasını engelleyememiştir. Dünya coğrafyasının önemli bir kesimini, sahip olduğu beşeri kaynaklan ile de etkisi altında tutan İslam ülkeleri, görüldüğü gibi, iktisadi potansiyel açısından da dünya ekonomisinin gelişebilmesi için oldukça etkili olabilecek bir konuma gelmiştir.
1.2. İslam Konferansı Teşkilatı ve İslam Ülkeleri Arasındaki İşbirliğine Katkıları
Suudi Arabistan'ın öncülüğünde 1926'dan itibaren sınırlı düzeyde sürmekte olan İslam
dayanışma girişimleri, 1967 Arap-İsrail savaşından sonra meşru bir gerekçeye dayandırılmaya başlanmıştır. İslam ülkelerinin devlet başkanlarının katılacağı bir Zirve Konferansı tertiplenmesi fikri, İsrail işgali altında bulunan Kudüs'teki Al-Aksa Camii'nin 1969 yılı Ağustos ayında kundaklanmasına bir reaksiyon olarak, 1969 yılı Eylül ayında Rabatta yapılan ve 24 ülkenin katıldığı Birinci İslam Zirve Konferansı ile gerçekleştirilmiş ve böylece İslam Konferansı Teşkilatının temelleri atılmıştır.
İslam Konferansı Teşkilatı, günümüzde nüfusun çoğunluğu müslüman olan ülkelerin üye olduğu politik, ekonomik, kültürel ve sosyal konularla iştigal eden bir uluslar arası kuruluş durumundadır. Yakın zamana kadar Teşkilatın üye sayısı 45 iken, Arnavutluk ve bazı yeni Türk
Cumhuriyetlerinin katılımı ile birlikte bu sayı 51'e yükselmiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Mozambik gözlemci statüsünde Teşkilatın çalışmalarına katılmaktadır.
Genel Sekreterliği Cidde'de bulunan Teşkilatın, 20 kadar bağlı ve yan ihtisas kuruluşu bulunmaktadır. İdare merkezi Cidde'de bulunan İslam Kalkınma Bankası da Teşkilat tarafından kurulmuş, ancak idari yapısı ve kaynakları itibariyle bağımsız bir uluslararası fînans kuruluşu olarak faaliyet göstermektedir. Teşkilatın yan organlarından olan İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırma Eğitim Merkezi (SESRTRIC) Ankara'da, İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) ise İstanbul'da bulunmaktadır. Teşkilatın en yüksek karar organı üç yılda bir yapılan ve üye devletlerin başkanlarının katıldığı İslam Zirve Konferanslarıdır. Senegal'in başkenti Dakar'da son olarak yapılan Altıncı Zirve Konferansında, Yedinci Zirvenin daha sonra kesinleşecek bir tarihte Suudi Arabistan'da yapılması kararlaştırılmıştır. Her yıl genellikle Mart aylarında yapılmakta olan İslam Dışişleri Bakanları Konferansları ise, Zirve tarafından belirlenen stratejiler doğrultusunda uygulamaya yönelik kararlar alabilmektedir. Böylece, Genel Sekreterliğin ve yan organların bütçelerini onaylayan Zirveden sonra en önemli karar organı durumundadır.
3-8 Ağustos 1991 tarihlerinde İstanbul'da yapılmış olan Dışişleri Bakanları 20. Konferansı ile, 1976 yılında yine İstanbul'da yapılmış olan 7. Dışişleri Bakanları Konferansından sonra Türkiye ikinci kez, İslam Dışişleri Bakanları Konferansına ev sahipliği yapmış bulunmaktadır.
1981 yılında Taifde yapılmış olan Üçüncü İslam Zirve Konferansında kurulmuş olan üç Daimi Komite'den biri de, Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK)'dir. Üçüncü Zirvede kurulan Bilim ve Teknoloji İşbirliği Daimi Komitesi (COMSTECH)'nin başkanlığına Pakistan Devlet Başkanı, Enformasyon ve Kültür İşleri Daimi Komitesi (COMlACI'nin başkanlığına ise,
Senegal Devlet Başkanı seçilmişlerdir. İSEDAK ise, başkanı seçilemediğinden 1984 yılına kadar faaliyete geçememiştir. 1984 yılı başında Kazablanka'da yapılan Dördüncü İslam Zirve Konferansında, Türkiye Cumhurbaşkanının başkanlığına seçilmesi üzerine İSEDAK, aynı yılın Kasım ayında İstanbul'da yapılan Birinci Toplantısı ile faaliyetlerine başlamıştır. Daimi Komitelerin kurulduğu Üçüncü İslam Zirve Konferansı, bu Komitelerin üye sayılarını 15'er ülke ile sınırlandırmıştır. Ancak, Birinci İSEDAK Toplantısına Teşkilata üye olan bütün ülkeler davet edilmiş ve bu toplantıda İSEDAK'ın üyeliğini bütün ülkelere teşmil eden bir karar alınmıştır.
Alınan bu karar daha sonra, 1987 yılı Ocak ayında Kuveyt'te yapılan Beşinci İslam Zirve
Konferansında da onaylanmıştır. Pakistan'ın başkanı bulunduğu COMSTECH'in üyeliği de, benzer şekilde tüm üye ülkelere teşmil edilmiştir. Buna karşılık, Senegal'ın başkanı bulunduğu Daimi Komitenin üyeliği ise, 15 ülke ile sınırlı kalmıştır.
1981 yılında Taifde yapılan Üçüncü İslam Zirvesi, Daimi Komitelerin görevlerini kendi alanlarında alınmış ve ilerde alınacak kararların uygulamasını izlemek, işbirliğini güçlendirmek için yeni proje ve programlar geliştirmek ve bu amaçla her türlü önlemi almak olarak tanımlamaktadır.
İSEDAK, birinci toplantısından itibaren, yine Üçüncü İslam Zirvesinde kabul edilen ve on ayrı alanda işbirliğini geliştirmeye yönelik öneriler içeren "Üye Ülkeler Arasında Ekonomik İşbirliğini Güçlendirmek İçin Eylem Planı" isimli belgeyi çalışmalarının temel hareket noktası olarak almıştır.
1984 yılında Kazablanka'da yapılan 4. İslam Zirve Konferansında Eylem Planının 6 sektörü 1990 yılına kadar öncelikli işbirliği alanları olarak belirlenmiştir. Bu alanlar ticaret, sanayi, gıda güvenliği ve tarımsal kalkınma, ulaştırma ve haberleşme, enerji ve bilim ve teknolojidir. Bilim ve teknoloji konusu, Pakistan'ın başkanlığını yaptığı Daimi Komitenin görev alanına girdiğinden, İSEDAK'ın çalışmaları geriye kalan 5 alan üzerinde yoğunlaşmıştır.
Aralık 1991 'de Dakar'da yapılan Altıncı İslam Zirve Konferansında İSEDAK'a, Ekonomik İşbirliği Eylem Planı'nın 1981 yılından bu yana gerek dünya ekonomisinde, gerek üye ülkelerde meydana gelmiş olan gelişmeler ışığında gözden geçirilerek, yeni işbirliği stratejisinin belirlenmesi konusunda bir görev daha verilmiştir. 14-16 Kasım 1984 tarihlerinde İstanbul'da yapılmış olan Birinci İSEDAK toplantısına üye ülkelerin ticaret bakanları davet edilmiş ve İSEDAK ticari işbirliğini güçlendirmeyi ön planda tutan bir forum olarak çalışmalarına başlamıştır. Birinci toplantıya, aynı zamanda, üye ülkelerin Sanayi Bakanları da paralel bir toplantı için davet edilmiş ve böylece Eylem Planı'nın iki öncelikli alanında İSEDAK şemsiyesi
altında çalışmalar başlatılmıştır. Üye ülkelerin Ticaret bakanları, Birinci İSEDAK toplantısı vesilesiyle ilk defa bir araya gelirken, Sanayi Bakanları 1979 yılında Pakistan'ın ev sahipliğinde yapılmış olan toplantılardan sonra, ikinci kez gündemlerindeki konulan görüşmeye devam etmişlerdir.
Birinci İSEDAK toplantısından sonra yapılan değerlendirme çalışmalarında, İSEDAK'ın sadece ticari işbirliğine ilişkin konularla değil, aynı zamanda Eylem Planında yer alan farklı alanlarla da iştigal eden, bu alanlardaki çalışmaları denetleyen ve koordine eden bir kurul olması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu karar uyarınca, 14-16 Mart 1986 tarihlerinde yine İstanbul'da yapılan ikinci toplantıdan başlayarak, İSEDAK toplantılarına Ticaret Bakanları yerine kendi ülkelerinde ekonominin bütününden sorumlu bakanlar davet edilmiştir. Ekonomik İşbirliği alanlarına ilişkin bakanlar düzeyinde yapılan toplantılarda alınan kararların uygulanmasının denetlenmesi, İSEDAK İzleme Komitesi aracılığı ile sağlanmaya çalışılmaktadır.
Ticari İşbirliğini güçlendirmeye yönelik projeler, birinci toplantıdan itibaren İSEDAK'ın gündemini oluştururken, diğer alanlarla ilgili projeler, İSEDAK toplantılarıyla birlikte yapılan Bakanlar toplantılarında ele alınmaktadır. Şimdiye kadar Sanayi, Gıda Güvenliği ve Tarımsal Kalkınma, Ulaştırma, Haberleşme, Enerji, Teknik İşbirliği, Altyapı ve Bayındırlık alanlarında İslam ülkeleri arasındaki işbirliğinin geliştirilmesine yönelik Bakanlar Toplantıları düzenlenmiştir.
Birinci İSEDAK toplantısında, İslam Kalkınma Bankası bünyesinde bir Orta Vadeli Dış
Ticaret Finansmanı Mekanizması kurulması projesi ile ilgili gerekli çalışmaların yapılmasına karar verilmiştir. Bu yöndeki çalışmalar daha sonra İslam Kalkınma Bankası tarafından sonuçlandırılmıştır. 1987 yılı sonu itibariyle projenin uygulamaya başlaması, İSEDAK'ın İslam Konferansı Teşkilatı içindeki prestij ve saygınlığını arttıran önemli bir gelişme olmuştur. 1993 yılı Temmuz ayı itibariyle, Türkiye söz konusu mekanizmadan 33 milyon ABD
dolan tutarında kredi kullanmıştır.
Yine ISEDAK gündeminde olan, İKT üyesi ülkeler arasında bir Tercihli Ticaret Sistemi Kurulması Projesi, konuya dair Çerçeve Anlaşmasının İKT Genel Sekreterliğince üye ülkelerin imza ve onayına açılması ile neticelenmiş bulunmaktadır. Şimdiye kadar Anlaşmayı Türkiye ile birlikte 10 ülke imzalamış ve/veya onaylanmış bulunmaktadır. Taraf ülkelerin uluslar arası yükümlülüklerine zarar vermeden, gümrük tavizleri yoluyla ticaretin arttırılmasını hedefleyen anlaşma, l O üye ülkenin tüm onay işlemlerini tamamlamasından sonra yürürlüğe girecektir. İhracat Kredi Sigortası ve Yatırımların Garantisi Mekanizması Kuruluş Anlaşması (Articles of Agreement) Yedinci İSEDAK toplantısında kabul edilmiş; 18-19 Şubat 1992 tarihlerinde Trablus'ta toplanan İslam Kalkınma Bankası (İKB) Onaltıncı Yıllık Guvernörler Kurulu Toplantısında onaylanmıştır. Mekanizmanın kuruluş anlaşması halen Türkiye dahil 30 üye ülke tarafından imzalanmış ve bunlardan 4'ü tarafından da onaylanmış bulunmaktadır. Türkiye, mekanizmaya 2.5 milyon İslam dinarı ile katılmayı taahhüt etmiştir.
Diğer taraftan, bir Ticaret Enformasyon Ağı (TINIC) kurulması ve standartların harmonizasyonu konularındaki çalışmalar da sürdürülmektedir. İSEDAK'ın gündeminde yer alan diğer önemli bir konu da, son zamanlarda Dünyada meydana gelmekte olan ekonomik ve politik gelişmeler ve geçmişteki işbirliği deneyimleri ışığında üye ülkeler arasında yeni işbirliği stratejisi belirlenmesi çalışmalarıdır. Dakar'da yapılan 6. İslam Zirve Konferansında alınan bir kararla, İSEDAK'a bu konuda gerekli çalışmaların yapılması için yetki verilmiştir. Nitekim, bu çerçevede yapılan iki ayrı Uzmanlar Grubu toplantısında yeni işbirliği stratejisi ve uygulama modaliteleri belirlenmiş bulunmaktadır. Çalışmaların bundan sonraki aşamasında, 1984 yılında kabul edilen Ekonomik İşbirliği Eylem Planının belirlenen yeni strateji doğrultusunda gözden geçirilerek yenilenmesi öngörülmektedir.
1.3. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EKİT-ECO) ve Orta-Asya Türk Cumhuriyetleri ile İlişkiler
İran, Pakistan ve Türkiye'nin kurucu üyesi olduğu Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EKİT-ECO), İran devriminden sonra atıl duruma düşen Kalkınma için Bölgesel İşbirliği (RCD)'nin bir devamı olarak, 1985 yılında üç ülke arasında imzalanan ve 1977 tarihli İzmir Anlaşmasını tadil eden bir protokol ile kurulmuştur. 1992 yılında Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan'ın da katılmasıyla EKİT'e üye olan ülkelerin sayısı ona çıkmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de, bazı üye ülkelerin itirazları nedeniyle, "Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu" adı altında sadece Komite çalışmalarında yer almakta olup, daha üst organların faaliyetlerinde temsil edilmesine imkan tanınmamıştır. Üye ülkeler arasında haberleşme ve koordinasyonu sağlayan, toplantıların içeriğine yönelik gerekli belgeleri hazırlayan EKİT Genel Sekreterliği Tahran'da bulunmaktadır. EKİT Genel Sekreterliği görevi, rotasyon esasına göre 4 yılda bir üye ülkeler arasında el değiştirmektedir. Teşkilatın Ekonomi ve Ticaret, Ulaştırma ve Haberleşme, Sanayi, Tarım, Eğitim ve Bilim, Enerji, Altyapı vb. alanlarındaki faaliyetlerine 8 teknik komite ve bu komiteler şemsiyesi altında görev yapan uzman gruplar destek vermektedirler.
Üye ülkelerin planlama teşkilatları müsteşarlarından veya ekonomilerinden sorumlu bakan yardımcılarından, ya da tayin edilecek eş düzeyde temsilcilerden oluşan Bölgesel Planlama Konseyi, yılda en az bir kez Tahran'da toplanarak Teknik Komitelerin toplantı raporlarını ve faaliyet programlarını incelemekte, bu konudaki görüş ve önerilerini Bakanlar Konseyine sunmaktadır. Üye ülkelerin Dışişleri Bakanlarından oluşan ve yılda en az bir kere toplanan Bakanlar Konseyi ise, Teşkilatın en üst siyasi belirleme ve karar alma organıdır.
Ülkelerin Tahran'daki temsilcilerinden oluşan Temsilciler Konseyi her ay muntazaman toplanarak kararlar almakta ve bu kararlar Bakanlar Konseyi toplantılarında onaylanmaktadır. İzmir Anlaşması'nda yazılı olmamakla beraber, 1992'den beri de, her yıl zirve toplantısı yapılmaktadır.
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Avrasya'da küreselleşme ve bölgesel bütünleşme alanındaki boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. EKİT İkinci Zirve Toplantısı 7 Temmuz 1993 sonunda kabul edilen İstanbul Deklarasyonu'nda da vurgulanarak belirtildiği gibi, esas hedeflerden birisi,
yüzyılın sonuna kadar mümkün olduğu ölçüde kalkınmış ve modernleşmiş bir bölge ve milletler topluluğu oluşturmaktır. Bu gayeye ulaşmak için, EKİT çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin ısrarla sürdürülmesi yerinde olacaktır. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, hem Orta Asya ülkeleri ve Azerbaycan'ın denize çıkışları açısından önemli bir görev üstlenecek, hem de Türkiye'nin bu ülkelere ulaşabilmesi ve önüne çıkmakta olan engelleri aşabilmesi için büyük kolaylıklar sağlayacak bir yapıya sahiptir. Bu yönüyle, EKİT bünyesinde yürütülen çalışmaların daha da hızlandırılması hem Bölgeye, hem de Türkiye'ye büyük yararlar sağlayacaktır.
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerin, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde yürütülmesi, Türkiye'ye yeni bir ufuk açacaktır. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'na üye ülkelerin dış ticaret hacmi giderek büyümektedir. 1990 yılında Teşkilata üye on ülkenin dış ticaret hacmi toplam olarak 95 milyar 752 milyon dolar olmasına rağmen, bu rakam 1992 yılı sonunda % 14.6 oranında artarak 109 milyar 769 milyon dolara ulaşmıştır. Türkiye, 1992 yılı sonu itibariyle
Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan'a toplam 183 milyon dolarlık ihracat yapmasına rağmen, aynı ülkelere yapılan toplam ihracat 1993 yılının ilk altı ayında bile bir önceki yılın rakamını geride bırakmış ve 227 milyon dolara kadar yükselebilmiştir.
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'na üye ülkeler arasında geliştirilecek siyasi ve ekonomik ilişkiler, Karadeniz Ekonomik İşbirliği bölgesini de rahatlıkla etkileyebilecektir. Nitekim bölgede önemli bir ekonomik ve siyasi potansiyel oluşturan Türkiye ve Azerbaycan her iki Teşkilata da üyedirler. 2000'li yıllarda ulaşılması gereken hedeflerin gerçekleşmesi için, EKİT'e üye ülkeler arasında bölge dışındaki bazı menfaat grupları tarafından suni olarak çıkarılmaya çalışılan siyasi entrikalara karşı son derece duyarlı olunmalı ve işbirliğinin öncelikle ekonomik alanda pekiştirilerek siyasi alana doğru genişletilmesi hedeflenmelidir. Unutulmamalıdır ki, ekonomik alanda başarısızlığa uğramış projelere, siyasi anlamda daha zor hayatiyet kazandırılabilmektedir.
1.4. İslam Ülkeleri Arasındaki Siyasi İlişkiler ve İşbirliğine Katkıları
İslam ülkeleri liderlerinin ortak bazı meseleleri tartışmak amacıyla, ilk olarak bir araya geldikleri 1969 yılındaki Birinci İslam Zirvesinden bu yana, İslam ülkeleri arasındaki işbirliği ve dayanışmanın arzulanan düzeye gelmediği açık olmakla birlikte, İslam Konferansı Teşkilatı'na üye ülkeler arasındaki mevcut siyasi güçlükler, ekonomik ve sosyal yapı farklılıkları, siyasi rejim zıtlıkları gibi faktörler dikkate alındığında, varılan noktanın küçümsenmemesi gerektiği söylenebilir. En azından İslam Konferansı Teşkilatı sayesinde, bütün İslam ülkeleri bir tek çatı altında toplanmış, liderlerin ortak meseleleri tartışmaları için bir zemin oluşturulmuş ve çok yönlü ilişkilerin kurulmasında, anlaşmaların yapılmasında veya kararların alınmasında etken olmuştur. 1969 yılından sonra kurulmuş olan alt veya uzman kuruluşların bir kısmı son derece önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır. Uluslararası konjonktürel dalgalanmalardan olumsuz etkilenmekle birlikte, bazı temel meseleler konusunda ortak tavır alınmasında İslam Konferansı Teşkilatı'nın katkısı olmuş, üye ülkeler arasında çok yönlü işbirliği imkanlarını harekete geçirmiştir.
Türkiye-İslam ülkeleri ilişkilerinde her zaman Doğu-Batı çatışmasının gölgesi hissedilmiştir. Türkiye, 1967 Arap-İsrail Savaşı'nda Arap dünyasının yanında yer alarak Arap tezlerine destek vermiştir. Fakat Türkiye, Sovyetler Birliği'nin desteğini almış olan komşu Arap ülkeleri ile siyasi ve ekonomik ilişkileri geliştirmede zorlanmıştır. Türkiye, bütün yönleriyle batıya yönelen dış politikasında bir takım değişiklikler yapma gereğini 1965'lerde duymaya başlamıştır. Bilhassa, 1973 petrol krizinden sonra, İslam dünyası Türkiye'nin dış ekonomik ve politik ilişkilerinde ciddi bir şekilde devreye girmiştir. Bu strateji değişikliğinde, Batılı dostlardan milli meselelerde (Kıbrıs) destek görülememesi, ekonomik meselelerin Batılı müttefiklerle çözülememesi, petrol krizinin ödemeler dengesini olumsuz etkilemesi, Avrupa Topluluğu ile ilişkilerde olumlu gelişmelerin ortaya çıkmaması, Kıbrıs Barış Harekatı'nı batının anlamak istememesi ve silah ambargosunun Batıya güveni sarsması gibi faktörler önemli rol oynamışlardır.
Netice olarak, bu gelişmeler İslam ülkeleri ile ekonomik ve siyasi işbirliği isteklerini kuvvetlendirmiştir. Türkiye'nin dış politikasında çok yönlü olmanın faydalan göz önünde bulundurulursa, bundan böyle de, İslam ülkeleri ile ilişkilere ağırlık verilmesi gerektiği keyfiyeti kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
2. İSLAM ÜLKELERİ ARASINDAKİ DIŞ TİCARET VE TÜRKiYE
2.1. Dünya Ticareti ve İslam Ülkeleri
Gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi, İslam ülkelerinde de sanayileşmiş ülkelerin uyguladığı iktisat politikalarının etkisini görmek mümkündür. Buna karşılık, İslam ülkeleri 1960'lı yıllardan itibaren dünya ticareti içindeki paylarını yükseltme gayretlerine hız vermişlerdir. Bu yönde sürdürülen çalışmalar, İslam Konferansı Teşkilatı'nın kurulması ve 1973-1974 yıllarında dünyada görülen petrol krizi ile birlikte etkisini açıkça göstermiştir. İslam Konferansı Teşkilatı'na üye ülkelerin dünya ticaretinden aldıkları toplam pay %6 ile %8 arasında değişmektedir. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'na üye 10 ülkenin dünya ihracatındaki payı 1990 yılında % 1.2 iken, 1992 yılı sonunda %1.3'e yükselmiştir. Bu bölgenin dünya ithalatındaki payı ise, aynı dönemde %1.7'den %1'e düşmüştür. Bu ise, son yıllarda bölge ihracatının artma eğiliminde olduğunu göstermektedir.
İslam ülkelerinin son yıllarda yaptıkları ithalat ve ihracat miktarları karşılaştırıldığında iki önemli sonuç ortaya çıkmaktadır:
1. Petrol ihraç eden İslam ülkelerinin ihracatları ithalatlarına göre daha fazla olmasına rağmen, diğer İslam ülkelerinin ithalatları ihracatlarından daha fazladır. Bu nedenle ortaya çıkan dış ticaret açığı, uluslararası piyasalarda borçlanmalara sebep olmakta ve sanayileşme hamlelerini, özellikle uluslar arası sermaye çevrelerinden ve dünya bankasından gelen müdahaleler sebebiyle, olumsuz yönde etkilemektedir.
2. Bütün İslam ülkeleri birlikte değerlendirildiğinde, petrol fiyatlarının tekrar düşüş gösterdiği 1986 yılından itibaren dış ticaret dengesinin bu ülkeler aleyhine geliştiği görülmektedir. İslam ülkelerindeki ihracat ve ithalat yapısının incelenmesi, su sonuçlan vermektedir:
İthal edilen ürünler, ihraç edilen ürünlere göre çok çeşitlidir. İktisadi faaliyetler, çok açık bir şekilde ihraç edilen ürünler üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Petrol ihraç eden OPEC üyesi ülkeler ile az gelişmiş İslam ülkelerinde birkaç ürünün bütün ihracatı yönlendirdiği görülmektedir. Örnek olarak, Pakistan'ın ihracatında pamuk ve pamuğa dayalı ürünler, Bangladeş'in ihracatında ham jüt ve jüt ürünleri ağırlıktadır. Aynı şekilde Sudan'ın en fazla ihraç ettiği ürünler, pamuk ve süpürge darısıdır. OPEC üyesi ülkelerde Endonezya ve Cezayir hariç, ihracatta ham petrol ağırlıktadır. Malezya'nın ihracatına petrol ve petrol ürünleri yanında kauçuk ile orman ürünleri hakimdir. Malezya, önemli miktarda elektronik parçalar da ihraç etmektedir. Malezya'da olduğu gibi sanayileşme politikalarına ağırlık veren Mısır, Suriye, Tunus, Türkiye ve Ürdün gibi İslam ülkelerinde ihracatın bileşimi sanayi ürünleri lehine değişmektedir. İslam ülkelerinde madenler, yeraltı zenginlikleri ve tarım ürünleri ihracatın belkemiğidir. Bütün İslam ülkelerinin toplam ihracatının %80'ine yakın bir bölümü hammaddelerden oluşmaktadır.
Mamul veya yan mamul sanayi ürünleri, ithalata göre ihracatta biraz daha fazla çeşitlilik göstermektedir. Sadece birkaç İslam ülkesi %20'nin üzerinde sanayi ürünü ihraç edebilmektedir. Türkiye, Bangladeş, Ürdün, Malezya, Fas, Pakistan, Sierra Leone ve Tunus'un ihracatında tekstil ürünleri önemli bir paya sahiptir. Diğer bazı ülkeler ise, re-eksport yoluyla sanayi ürünleri ihraç edebilmektedirler. İslam ülkelerinin kendi aralarındaki ticari ilişkilerin yeterince gelişmediği
görülmektedir. Kendi aralarındaki ticaret hacmi genellikle az ve yetersizdir. Bununla beraber İslam Konferansı Teşkilatı'nın kurulmasından sonra, önemli sayılabilecek gelişmelerin olduğu görülmektedir. 1970 yılından itibaren İslam ülkeleri arasında artan ekonomik ilişkiler bunun açık bir göstergesidir. Ancak, bu canlanma petrol fiyatlarının düştüğü dönemlerde azalmıştır. Nihayet,
günümüzde İslam ülkelerinin diğer İslam ülkelerinden yaptığı ithalatın ve o ülkelere gerçekleştirdiği ihracatın payı, kendi ihracat ve ithalat rakamları içinde, % l O civarındadır. İslam ülkelerinin aralarındaki ticari ilişkilerin arttırılmasını engelleyen ve bütünleşmenin sağlanmasını geciktiren çeşitli problemler vardır. İslam ülkelerinde altyapı henüz tamamlanamamıştır. Ülkeler arasında ulaşım ciddi bir meseledir. İstanbul'dan kalkıp karayoluyla Fas'a, Libya'ya gitmek mümkün değildir. Sudan'a, Mısır'a, Pakistan'a emniyet içinde gidilememektedir. Suudi Arabistan'a karayolu ulaşımı vardır ama demiryolu ulaşımı yoktur. Hala eski Hicaz demiryolu yerine yenisi ikame edilememiştir. Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetleri için de aynısı geçerlidir. Havayoluyla ülkelerarası irtibat vardır. Ancak, o da zor ve pahalıdır.
İlave olarak, bu ülkeler arasındaki haberleşme imkanlarının da hızla geliştirilmesi zaruridir. İslam Konferansı Teşkilatı'na üye ülkeler arasında, pazarlama kurum ve fonksiyonlarının, teşvik unsurlarının noksanlığı, araştırma ve fınans kurumlarının yetersizliği, ticari ilişkilerin gelişmesini engelleyen başlıca faktörlerdir. Üye ülkelerdeki üretici satıcılar, fiyatları ve ticari rejimleri arasındaki bilgiler son derece sınırlı, reklam ve pazarlama faaliyetleri zayıftır. Ayrıca, üye ülkeler arasındaki ticaretin geliştirilmesi için, küçük ve büyük hacimde ihracatı finanse edecek fınans kurumlarına ihtiyaç vardır.
Ayrıca, İslam ülkelerinin birbirlerine karşı uyguladıkları gümrük ve ticaret ile ilgili karışık mevzuat, dış ticaretin gelişmesini zorlaştırmaktadır. İslam ülkelerindeki gümrük duvarlarını hafifletmek için öncelikli tarifeler sistemi ortaya atılmış, ancak uygulamaya geçirilememiştir. İslam Konferansı Teşkilatı'na üye ülkeler arasında hala vize uygulaması kaldırılamamıştır. Ekonomik yükümlülük gerektirmeyen ve sadece irade isteyen bu gibi engellerin kaldırılması olumlu sonuçlar verecektir.
2.2. Türkiye'nin İslam Ülkeleri ile Ticari İlişkileri ve Özel Sektörün Yeri
İslam ülkeleri, özellikle 1973 yılından itibaren Türkiye'nin dış ticaretinde önemli bir yere sahip olmuştur. Bu tarihten itibaren petrol fiyatlarındaki artışlar ve Türkiye'nin İslam Konferansı Teşkilatına fiilen üyeliği, ticari ilişkilere doğrudan yansımıştır. 1973 yılına kadar, Türkiye'nin Arap ülkelerine ihracatı önemsenmeyecek kadar azdır. Türkiye'nin ihracatında Arap ülkelerinin payı, 1973 yılına kadar ancak %3.3'e kadar ulaşabilmiştir. 1969-1973 yılları arasında, Türkiye'nin Arap ülkelerine yönelik ihracatının %82.6'sı sadece Irak, Suriye ve Kuveyt'e yapılıyordu. Arap ülkelerinden yapılan ithalatta ise, sadece üç devletin, yani Suudi Arabistan, Irak ve Bahreyn'in payı %93.7 olmuştur. İslam ülkelerinin Türkiye'nin dış ticaretinde aldığı pay, 1980 yılından itibaren giderek artmıştır. 1980-1989 yılları arasında, Türkiye'nin en fazla ihracat yaptığı ilk dört ülkeden ikisi İslam Konferansına üye İran ve Irak idi. 1993 yılında da, OPEC üyesi İslam ülkeleri ayrı olarak incelendiği zaman, Türkiye'nin İslam ülkelerine yaptığı toplam ihracattaki paylarının yüksekliği açıkça görülebilir. Orta Doğu'da ve Kuzey Afrika'da bulunan İslam ülkeleri Türkiye'nin ihracatında 1990 yılından itibaren % 17.6 ile % 18.7 arasında değişen paylar almışlardır. 1992 yılında Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine yapıları ihracatın %75'lik bir bölümü sadece Irak, İran, Kuveyt, Suriye, Suudi Arabistan, Libya ve Mısır'a gitmiştir. Aynı şekilde, 1980-1988 yılları arasında da, sadece İran, Irak, Suudi Arabistan, Libya ve Kuveyt'in payları toplamı bütün İslam ülkelerine yapılan ihracatın %65'den fazlasını oluşturmuştur. Ayrıca, Türkiye'nin toplam ihracatı içindeki payları da 1980-1988 yıllan arasında % 19'un altına düşmemiştir. Bununla birlikte, Türkiye'nin İslam ülkeleri ile ticaretinde petrol fiyatlarının yükselmesi veya düşmesi etkisini çok hızlı bir şekilde göstermektedir. İslam ülkeleri ile 1969 yılının Ağustos ayından itibaren yoğunlaşan ekonomik ve siyasi ilişkilere paralel olarak, 28 Aralık 1969 tarihinde, Türk özel sektörünü temsilen Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin yanında, 22 Arap ülkesi özel sektörlerini temsil eden kuruluşların da üye olduğu, Arap Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odaları Birliği kurulmuştur. Bu birliğe üye ülkeler şunlardır:
Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Fas, Irak, Cibuti, Katar, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Moritanya, Somali, Sudan, Suriye, Suudi Arabistan, Tunus, Türkiye, Umman, Ürdün, Yemen Arap Cumhuriyeti ve Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti.
Bu birlik, Türkiye ile ilişkilerini Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği aracılığı ile yürütmektedir. Türk-Arap Müşterek Ticaret Odası olarak da bilinen kuruluşun merkezi, 1986 yılında Lübnan'dan İstanbul'a alınmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilişkilerin geliştirilmesi için, Türk-Kıbrıs Müşterek Ticaret Odası ve Türk-Kıbrıs Türk Müşterek Sanayi Odası faaliyet göstermektedir. Türkiye ile Balkan ülkeleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla, Yugoslavya'daki savaştan önce Türk-Balkan Ülkeleri Odalar Birliği kurulması teşebbüsleri TOBB bünyesinde başlatılmış, Yunanistan'ı da içine alan bu teşebbüs, son siyasi gelişmeler dolayısıyla başarılı olamamıştır.
Yine, Eski Sovyetler Birliği'ndeki çözülme başlamadan önce, bölgedeki gelişmelere önem veren zamanın TOBB yetkilileri, EKİT üyesi ülkeler arasında EKİT Odası (ECO Chamber) kurulması için faaliyete geçmişlerdir. Böyle bir girişime canlılık kazandırılması, bölgeyle Türkiye arasındaki ekonomik ilişkilere çok olumlu bir biçimde yansıyacaktır kanaati, yaygın olarak destek görmektedir.
Bütün bu faaliyetlerin yanında, İslam Konferansı Teşkilatına üye ülkelerin özel sektörlerinin de büyük gayretleri ile, 1977 Mayıs ayında İstanbul'da yapılan İslam Konferansı Teşkilatı Dışişleri Bakanları 7. Konferansında, İslam Odası kurulması fikri ortaya atılmış ve 1979 yılında bu birliğin kuruluşu tamamlanabilmiştir. İslam Odalar ve Borsalar Birliği olarak faaliyet gösteren bu kuruluşun merkezi Pakistan'ın Karaçi kentindedir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği de, bu kuruluşun aktif üyesi olarak faaliyet göstermektedir.
İslam ülkeleri ile ikili ilişkilerin yürütülmesinde Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesinde faaliyet gösteren İş Konseyleri de etkili olmaktadır. Türkiye ile yabancı ülkeler arasındaki ilişkileri geliştirmek ve dışa dönük faaliyetlere yön vermek amacı ile, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, 18 Temmuz 1986 tarihinde yaptığı Yönetim Kurulu Toplantısında, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'nun oluşturulmasına ve diğer ilgili kuruluşlarla birlikte kurucu üye olarak müşterek hareket edilmesine karar vermiştir. TOBB ile müşterek hareket eden
kuruluşlar şunlardır: İktisadi Kalkınma Vakfı (ÎKV) Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB)
Yabancı Sermaye Koordinasyon Derneği, Türk Dış Ticaret Derneği (TÜRK TRADE), İhracatçılar Birliği ( İB) DEİK bünyesinde ilk olarak 10.11.1988 tarihinde Türk-Pakistan İş Konseyi kurulmuştur. Daha sonra da, diğer İslam ülkeleri ile ekonomik ilişkilerin, İş Konseylerinin faaliyetleri çerçevesinde yürütülmesine ağırlık verilmiştir. Pakistan, Tunus, Ürdün ve Mısır gibi İş Konseylerinin kurulduğu ülkelerle yapılan hükümetler arası Karma Ekonomik Komisyon toplantılarına Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) veya DEİK bünyesindeki İş Konseyi yetkilileri özel sektörü temsilen katılmaktadır.
İlk kurulan iş Konseyleri arasında yer alan Türk-Tunus İş Konseyinin kuruluşu Türkiye'nin Mağrip ülkeleri ile ekonomik ilişkilerini olumlu yönde etkilemiştir. Uyanan Afrika'nın ticaret kapısı durumunda olan ve kendi aralarında Mağrip Birliğini oluşturmaya çalışan Tunus, Libya, Fas ve Moritanya'yı içine alan Türkiye-Mağrip Ülkeleri İş Konseyi kurulmuş bulunmaktadır. Devlet ve Özel Sektörün işbirliği yaparak gerçekleştirebileceği projelere olan ihtiyaç, her geçen gün artmaktadır. İslam ülkeleri içinde özellikle deniz ulaşımından mahrum olan ülkelerin mallarının gemilerle nakil edilebilmesi için yol ve haberleşme alanında büyük yatırımlara ihtiyaç vardır. Özellikle ulaşım ve haberleşme alanındaki yatırımlar, atıl kaynakların değerlendirilmesini sağlayacağı için verimli sonuçlar oluşturabilecektir.
3. İSLAM ÜLKELERİ İLE SOSYAL VE KÜLTÜREL İLİŞKİLER
İslam ülkelerini bir araya getiren en önemli faktörlerden birisi de kültürdür. Türkiye ile İslam ülkeleri arasındaki bağların, esas olarak kültür temeline dayandığı kolaylıkla ifade edilebilir. Kültür, davranış ve yaşayış tarzlarını ihtiva eder. İslam ülkelerindeki davranış ve yaşayış biçimleri, müşterek inanç olan İslamiyetten kuvvetle etkilenmiştir. Bugün, çeşitli ve çok sayıda İslam milletinin kültürel hayatlarının özü birdir. Şekli bazı tezahürlerinde değişiklikler görülse de, ortak bir İslam ve Kültür medeniyeti vardır. Muhtelif kavimler, kendilerini birleştiren İslam inancı içinde 14 asır boyunca müşterek kültür ve medeniyetlerini geliştirmişlerdir.
Müslümanlar, temelde aynı davranış ve yönelişlere sahiptirler. Coğrafi mesafe itibariyle birbirinden uzak İslam ülkelerine mensup fertler dahi bir arayageldiklerinde, aralarında sadece inanç değil, yaşayış ve davranış tarzı ile de, örflerindeki benzerlikleri derhal keşfederler. İslam milletlerinin hayatını yönlendiren ruhi inanç, manevi bir unsur olarak kalmamış, aynı zamanda onların kültür ve medeniyetlerinin müşterek kaynağı olmuştur.
İslam ülkeleri arasında müştereken oluşturulan 14 asırlık tarih, kültürel benzerliğin pekişmesine yol açan olaylarla doludur. Bu yönüyle İslam tarihi, Müslümanlar arasında birleştirici temel unsurlardan birini teşkil etmektedir. Müslümanlar tarihlerini, İslamiyetçin doğuşuyla aynı zamanda başlatmışlardır. Bundan sonra, tarihin çeşitli dönemlerinde ırki menşeleri farklı olan Müslümanlar beraber yaşamışlar ve aynı kaderi paylaşmışlardır. Çok sayıda İslam kavimlerinin asrı saadette, birçok İslam hükümdarlıklarında ve son olarak Osmanlılar zamanında aynı devletin sınırları içinde birlikte ve kardeşçe yaşadıkları bilinmektedir. Tarihteki bu birliğe rağmen, bugün İslam ülkeleri arasında ekonomik ve siyasi olarak bir bütünlük görülmemektedir. Bunun en önemli sebebi, bu ülkelerdeki eğitilmiş grupların ve kültür birikimlerinin yeterli olmamasıdır. Halbuki İslam düşüncesi, eğitimi, öğretimi ve bilimi esas kabul eder ve müşterek çalışmaların artmasına katkıda bulunur. İslam ülkeleri arasındaki potansiyel işbirliği alanlarının genişliğine ve sosyo kültürel altyapının müsait olmasına rağmen, bu potansiyelin iyi kullanılamaması ve İslam ülkeleri arasında ikili ve kurumlar arası işbirliğinin
yetersiz kalmasının temelinde bir takım siyasi engeller, ekonomik sistem farklılıkları, ülke içi ve ülkelerarası istikrarsızlıklar ve ekonomik problemler yatmaktadır.
İlave olarak, sosyo-ekonomik ve kültürel alanda işbirliğini sağlamada lisan farklılıkları da etkili olmuştur. Öte yandan halkta bulunan yabancı hayranlığı birinci planda sosyal ve kültürel yabancılaşmaya, yabancı ülkelerin mallarının, hayat tarzının ve projelerinin kabul edilmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla bu durum, İslam ülkeleri arasındaki ilişkilerin gelişmesini engellemektedir. Son yıllarda, yabancı kültür ve fikirlerin İslam ülkelerini istilası, bu memleketlerin sosyal yapısını güçlü kılan değerleri erozyona uğratmaktadır. Müslümanları kendilerine ait inanç, gelenek ve davranışlardan uzaklaştıran fikir ve yabancı kültür tesirlerine hemen her yerde rastlanmaktadır.
1.1. İslam Ülkelerinin İktisadi Potansiyeli
Bugün İslam dünyası denince, 30 milyon KM2yi bulan bir yüzölçümü üzerinde l milyarı geçen nüfusun yaşadığı 60'a yakın devlet ve 80 dolayında müslüman topluluğu anlaşılmaktadır. Müslüman nüfusun yaklaşık % 80'lik bir bölümü, Endonezya, Bangladeş, Nijerya, Pakistan, Türkiye, Mısır, İran, Cezayir, Sudan ve Fas'ı içine alan 10 ülkede yaşamaktadır. İslam ülkelerinin genelinde tarım sektörü ekonominin itici gücü olmasına rağmen, bölgede hammadde üretimi de oldukça yüksektir. İslam ülkeleri bütün olarak incelendiği zaman, dünyanın pek az ülkesinde bulunan yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip olduğu görülür. Bu ülkelerin sahip oldukları kaynakların dünya üretimi içindeki payını şöyle sıralayabiliriz:
- Dünya petrol üretiminin % 65'i,
- Dünya doğal kauçuk üretiminin % 70'i,
- Dünyada bilinen uranyum yataklarının % 39'u,
- Dünya kalay üretiminin % 52'si,
- Dünya jütünün % 40'ı,
- Dünya hurmasının % 93'ü,
- Dünya hindistan cevizinin % 33'ü,
- Dünya buğdayının % 15'i,
- Dünya pirincinin % 17'si,
- Dünya baharat üretiminin % 39'u,
- Dünya şeker pancarı ve şekerkamışı üretiminin % 31 'i,
- Dünya tütün üretiminin % 20'si,
- Dünya boksit üretiminin % 14'ü,
- Dünya doğal gaz üretiminin % 51 'i,
- Dünya fosfat üretiminin % 41 'i İslam ülkelerindedir.
Burada sayılan ürünler dünya ticaretinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Bunlar, İslam ülkelerinde üretilmekte ve başka ülkelere satılmaktadır. Ancak, İslam ülkelerinde toprakların büyük bir bölümü işlenememekte, madenlerin önemli bir kısmı çıkarılamamaktadır. İslam ülkelerini ihracat potansiyelleri ve kişi başına düşen milli gelirlerine göre üç grupta incelemek mümkündür. Bunlar;
* Az ve orta derecede gelişmiş İslam ülkeleri,
* Petrol zengini İslam ülkeleri,
* Sanayileşme politikasına ağırlık veren ve kısmen sanayileşmelerini gerçekleştirmiş İslam ülkeleridir.
Yapılan bu sıralamaya göre, birinci grupta bulunan ülkelerin ihracatında tarım ürünleri ilk sırayı almaktadır. Ayrıca, bu gruptaki ülkelerde kişi başına düşen milli gelir bin doların altındadır. Afganistan, Bangladeş, Burkina Faso, Cibuti, Gambia, Maldivler, Nijer, Pakistan, Senegal, Sierra Leone, Somali, Sudan ve Uganda bu grupta bulunan ülkeler arasında yer almaktadır.
İkinci grupta bulunan İslam ülkeleri, OPEC üyesi olarak bilinen petrol ihracatçısı ülkelerdir. Kişi başına düşen milli gelirleri oldukça yüksektir. OPEC üyesi İslam ülkeleri büyük petrol rezervlerine sahiptir. Bu grubun en önemli ihraç ürünleri petrole ilave olarak kakao, kauçuk ve kahve gibi hammaddelerdir.
Milletlerarası verilere dayanarak yapılan hesaplamalara göre, dünya petrol rezervlerinin % 64.51'i 8 Körfez ülkesinde bulunmaktadır. Suudi Arabistan, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, İran, Katar, Umman ve Bahreyn'den oluşan Körfez ülkelerinin petrol rezervleri 1991 rakamlarıyla 622 milyar 26 milyon varil civarındadır. Dünyanın en büyük petrol kaynaklarını elinde bulunduran Suudi Arabistan, 257 milyar 504 milyon varillik petrol rezervi ile dünya petrol
rezervlerinin % 26.71'ine sahiptir. Suudi Arabistan'ı 100 milyar varillik petrol rezervi ile Irak izlemektedir. Dünyada 5 milyar varilin üzerinde petrol rezervi olan 17 ülke vardır. Bunlardan ilk 5'i Körfez ülkeleridir.
1990'lı yıllara girmeden hemen önce, British Petroleum Şirketi'nin yaptığı bir araştırmaya göre, 1988 yılı üretimi esas alınır ve yeni petrol yataklarının keşfedilmeyeceği varsayılırsa; İran, Irak, Abu Dabi ve Kuveyt'in petrol rezervlerinin en az 100 yıl, Suudi Arabistan'ın petrol rezervlerinin en az 95 yıl hiç zorlanmadan ihtiyaçlara cevap verebileceği tahmin edilmektedir. Üçüncü grupta bulunan ülkeler ise, zengin petrol kaynaklarına sahip olmamakla beraber, birinci ve ikinci gruptaki ülkelere göre daha fazla sanayileşmişlerdir.
Türkiye de bu gruba dahildir. Ekonomik faaliyet sahaları, dünyadaki yeni gelişmelere paralel olarak, tarımdan sanayie ve hizmetler kesimine kaymakta, böylece üretimde yeknesaklık yerini giderek çeşitliliğe terk etmektedir. Türkiye'den başka Malezya, Mısır, Suriye, Tunus ve Ürdün bu grup içinde gösterilebilir.
Eski Sovyetler Birliğinin 1991 yılı sonunda dağılmasından sonra, bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan ve diğer Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile İslam dünyası ve Türkiye arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi, mevcut iktisadi potansiyelin genişlemesi anlamına gelmektedir.
Azerbaycan'da 13 milyon ton dolayında petrol ve 11 milyon ton dolayında da doğal gaz üretilmektedir. Azerbaycan'ın nüfusu Türkiye'nin 1/8'inden daha az olmasına rağmen, ülkede üretilen pamuk 600 bin ton ve pamuklu kumaş 120 milyon m2 civarındadır.
Bölgenin en büyük yüzölçümüne sahip olan Kazakistan, önem sırasına göre fosfat, petrol, doğal gaz, kömür, demir cevheri, altın, gümüş, çinko, bakır, kurşun, magnezyum, krom ve boksit rezervleri bakımından çok zengin bir ülkedir. Bu ülke eski Sovyetler Birliği maden yataklarının %60'ına sahip olup, Eski Sovyetler Birliği'ndeki altının %7'sini, gümüşün de yarısından fazlasını
üretmektedir. Ülkenin büyük bir kısmı çöl ve steplerden oluşmakla birlikte, Kazakistan Eski Sovyetler Birliği'nde ekilebilir arazinin %35'ine sahiptir.
Dünya Bankasından elde edilen son verilere göre, Kazakistan 1992 yılında 29 milyon 500 bin ton hububat üretimi gerçekleştirmiştir. Bu ise, kuraklığın hüküm sürdüğü bir önceki yıla göre %246'lık bir artış demektir. 1993 yılında hububat üretiminin 24 milyon ton olması beklenmektedir.
Kazakistan ülkede bulunan petrol üretimi imkanlarım dikkate alarak, OPEC nezdinde gözlemci üye olmayı planlamaktadır. Petrol çıkarma imkanlarının kısıtlı kullanılabildiği Kazakistan'da üretim, 1992 yılında bir önceki yıla göre l milyon ton azalmasına rağmen, 25 milyon 660 bin ton olarak gerçekleşmiştir. Bu bakımdan, başta Japonlar olmak üzere, Batı Avrupa firmaları ve Amerikalılar, ülkedeki petrol veya diğer yeraltı kaynaklan ile ilgili ihaleler için kıyasıya mücadele etmektedirler.
Kırgızistan'da tarım kesiminde hayvancılığa dayalı bir ekonomi hakimdir. Bu ülkede ayrıca şeker pancarı, mısır, tütün, sebze ve meyve yetiştirilmektedir. Yetiştirilen bitki ve ağaç çeşidi 4 bini burmaktadır. Kırgızistan'ın dağlık olması sebebiyle, ekonominin itici sektörü olarak elektronik mühendisliği ve ipekçilik gibi alanlara daha fazla önem verilmektedir. Bu ülke gıda sanayii ve konservecilik konusunda da ileridir.
Kırgızistan zengin iktisadi kaynakları elinde bulunduran bir ülkedir. Demir cevheri rezervi l0 milyon tonu bulmaktadır. Ayrıca, petrol ve gaz yatakları bakımından da zengindir. Kırgızistan, 31 milyon ton kömür yatakları rezerv ile Orta Asyada birinci sırayı almaktadır. Bunun yanında Kırgızistan önemli miktarda tuz, kaolin, cam tozu, termal veya mineral su kaynaklarına da sahiptir.
Özbekistan'ın yüzölçümü Türkiye'den 332 bin 52 km2 daha küçük ve topraklarının büyük bir bölümü çöl olmasına rağmen, ekilebilir arazi Türkiye'den daha fazladır. Pamuk üretiminde dünyada üçüncü olan bu ülke, eski Sovyetler Birliği pamuk üretiminin %61'ini karşılıyordu. Özbekistan'da ayçiçeği, mısır, ipek üretimi yanında 150 çeşit üzüm ve 30 çeşit kavun da bol miktarda üretilmektedir.
Mart 1992'de Özbekistan'da Fergana Vadisi Minbulakskii Petrol alanı yakınlarında dünyada bilinen en büyük 10 petrol yatağının toplamına eşit olduğu tahmin edilen yeni bir rezerv bulunmuştur. Özbekistan'da senede 80 ton saf altın çıkarma imkanı vardır. Rusya'nın saf altın üretimi ise, senede sadece 120 tondur. Özbekistan'da altın üretimindeki etkinliğin %10 civarında arttırılması için, hükümet 1993 yılında Amerikan menşeli Newmont madencilik şirketi ile bir ortaklık anlaşması yapmıştır.
Türkmenistan'ın yüzölçümü Türkiye'den 292 bin 476 km2 küçüktür. Ayrıca ülkenin oldukça büyük bir bölümü çöl olmasına rağmen, başlıca kaynakları arasında pamuk, petrol, doğalgaz, kükürt ve potasyum bulunmaktadır. Bu ülkede yıllık olarak 5.5 milyon tonun üzerinde sülfür ve 250 bin tonun üzerinde sodyum sülfat elde edilmektedir. Elektrik üretimi ise 15 milyar kilowatt saate yaklaşmıştır. Kimya sanayii ve tarım kesiminde koyun besiciliği gelişmiştir. Bu ülkede yetiştirilen meşhur karakul koyunlarının mevcudu 15 milyonun üzerindedir.
Türkmenistan'da 1993 yılı tahıl üretiminin 579 bin ton olacağı tahmin edilmektedir. Bu yönüyle Türkmenistan, kendi kendini besleyebilecek kadar tahıl üretimini gerçekleştirebilecek kapasitededir. Ayrıca, Türkmenistan'da el sanatları yönünden halıcılık oldukça ileri düzeydedir. Böylece, dünyadaki ve eski Sovyetler Birliği'ndeki yeni gelişmeler İslam ülkelerinin sınırlarının genişlemesini ve mevcut iktisadi potansiyelin artmasını engelleyememiştir. Dünya coğrafyasının önemli bir kesimini, sahip olduğu beşeri kaynaklan ile de etkisi altında tutan İslam ülkeleri, görüldüğü gibi, iktisadi potansiyel açısından da dünya ekonomisinin gelişebilmesi için oldukça etkili olabilecek bir konuma gelmiştir.
1.2. İslam Konferansı Teşkilatı ve İslam Ülkeleri Arasındaki İşbirliğine Katkıları
Suudi Arabistan'ın öncülüğünde 1926'dan itibaren sınırlı düzeyde sürmekte olan İslam
dayanışma girişimleri, 1967 Arap-İsrail savaşından sonra meşru bir gerekçeye dayandırılmaya başlanmıştır. İslam ülkelerinin devlet başkanlarının katılacağı bir Zirve Konferansı tertiplenmesi fikri, İsrail işgali altında bulunan Kudüs'teki Al-Aksa Camii'nin 1969 yılı Ağustos ayında kundaklanmasına bir reaksiyon olarak, 1969 yılı Eylül ayında Rabatta yapılan ve 24 ülkenin katıldığı Birinci İslam Zirve Konferansı ile gerçekleştirilmiş ve böylece İslam Konferansı Teşkilatının temelleri atılmıştır.
İslam Konferansı Teşkilatı, günümüzde nüfusun çoğunluğu müslüman olan ülkelerin üye olduğu politik, ekonomik, kültürel ve sosyal konularla iştigal eden bir uluslar arası kuruluş durumundadır. Yakın zamana kadar Teşkilatın üye sayısı 45 iken, Arnavutluk ve bazı yeni Türk
Cumhuriyetlerinin katılımı ile birlikte bu sayı 51'e yükselmiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Mozambik gözlemci statüsünde Teşkilatın çalışmalarına katılmaktadır.
Genel Sekreterliği Cidde'de bulunan Teşkilatın, 20 kadar bağlı ve yan ihtisas kuruluşu bulunmaktadır. İdare merkezi Cidde'de bulunan İslam Kalkınma Bankası da Teşkilat tarafından kurulmuş, ancak idari yapısı ve kaynakları itibariyle bağımsız bir uluslararası fînans kuruluşu olarak faaliyet göstermektedir. Teşkilatın yan organlarından olan İslam Ülkeleri İstatistik, Ekonomik ve Sosyal Araştırma Eğitim Merkezi (SESRTRIC) Ankara'da, İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) ise İstanbul'da bulunmaktadır. Teşkilatın en yüksek karar organı üç yılda bir yapılan ve üye devletlerin başkanlarının katıldığı İslam Zirve Konferanslarıdır. Senegal'in başkenti Dakar'da son olarak yapılan Altıncı Zirve Konferansında, Yedinci Zirvenin daha sonra kesinleşecek bir tarihte Suudi Arabistan'da yapılması kararlaştırılmıştır. Her yıl genellikle Mart aylarında yapılmakta olan İslam Dışişleri Bakanları Konferansları ise, Zirve tarafından belirlenen stratejiler doğrultusunda uygulamaya yönelik kararlar alabilmektedir. Böylece, Genel Sekreterliğin ve yan organların bütçelerini onaylayan Zirveden sonra en önemli karar organı durumundadır.
3-8 Ağustos 1991 tarihlerinde İstanbul'da yapılmış olan Dışişleri Bakanları 20. Konferansı ile, 1976 yılında yine İstanbul'da yapılmış olan 7. Dışişleri Bakanları Konferansından sonra Türkiye ikinci kez, İslam Dışişleri Bakanları Konferansına ev sahipliği yapmış bulunmaktadır.
1981 yılında Taifde yapılmış olan Üçüncü İslam Zirve Konferansında kurulmuş olan üç Daimi Komite'den biri de, Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK)'dir. Üçüncü Zirvede kurulan Bilim ve Teknoloji İşbirliği Daimi Komitesi (COMSTECH)'nin başkanlığına Pakistan Devlet Başkanı, Enformasyon ve Kültür İşleri Daimi Komitesi (COMlACI'nin başkanlığına ise,
Senegal Devlet Başkanı seçilmişlerdir. İSEDAK ise, başkanı seçilemediğinden 1984 yılına kadar faaliyete geçememiştir. 1984 yılı başında Kazablanka'da yapılan Dördüncü İslam Zirve Konferansında, Türkiye Cumhurbaşkanının başkanlığına seçilmesi üzerine İSEDAK, aynı yılın Kasım ayında İstanbul'da yapılan Birinci Toplantısı ile faaliyetlerine başlamıştır. Daimi Komitelerin kurulduğu Üçüncü İslam Zirve Konferansı, bu Komitelerin üye sayılarını 15'er ülke ile sınırlandırmıştır. Ancak, Birinci İSEDAK Toplantısına Teşkilata üye olan bütün ülkeler davet edilmiş ve bu toplantıda İSEDAK'ın üyeliğini bütün ülkelere teşmil eden bir karar alınmıştır.
Alınan bu karar daha sonra, 1987 yılı Ocak ayında Kuveyt'te yapılan Beşinci İslam Zirve
Konferansında da onaylanmıştır. Pakistan'ın başkanı bulunduğu COMSTECH'in üyeliği de, benzer şekilde tüm üye ülkelere teşmil edilmiştir. Buna karşılık, Senegal'ın başkanı bulunduğu Daimi Komitenin üyeliği ise, 15 ülke ile sınırlı kalmıştır.
1981 yılında Taifde yapılan Üçüncü İslam Zirvesi, Daimi Komitelerin görevlerini kendi alanlarında alınmış ve ilerde alınacak kararların uygulamasını izlemek, işbirliğini güçlendirmek için yeni proje ve programlar geliştirmek ve bu amaçla her türlü önlemi almak olarak tanımlamaktadır.
İSEDAK, birinci toplantısından itibaren, yine Üçüncü İslam Zirvesinde kabul edilen ve on ayrı alanda işbirliğini geliştirmeye yönelik öneriler içeren "Üye Ülkeler Arasında Ekonomik İşbirliğini Güçlendirmek İçin Eylem Planı" isimli belgeyi çalışmalarının temel hareket noktası olarak almıştır.
1984 yılında Kazablanka'da yapılan 4. İslam Zirve Konferansında Eylem Planının 6 sektörü 1990 yılına kadar öncelikli işbirliği alanları olarak belirlenmiştir. Bu alanlar ticaret, sanayi, gıda güvenliği ve tarımsal kalkınma, ulaştırma ve haberleşme, enerji ve bilim ve teknolojidir. Bilim ve teknoloji konusu, Pakistan'ın başkanlığını yaptığı Daimi Komitenin görev alanına girdiğinden, İSEDAK'ın çalışmaları geriye kalan 5 alan üzerinde yoğunlaşmıştır.
Aralık 1991 'de Dakar'da yapılan Altıncı İslam Zirve Konferansında İSEDAK'a, Ekonomik İşbirliği Eylem Planı'nın 1981 yılından bu yana gerek dünya ekonomisinde, gerek üye ülkelerde meydana gelmiş olan gelişmeler ışığında gözden geçirilerek, yeni işbirliği stratejisinin belirlenmesi konusunda bir görev daha verilmiştir. 14-16 Kasım 1984 tarihlerinde İstanbul'da yapılmış olan Birinci İSEDAK toplantısına üye ülkelerin ticaret bakanları davet edilmiş ve İSEDAK ticari işbirliğini güçlendirmeyi ön planda tutan bir forum olarak çalışmalarına başlamıştır. Birinci toplantıya, aynı zamanda, üye ülkelerin Sanayi Bakanları da paralel bir toplantı için davet edilmiş ve böylece Eylem Planı'nın iki öncelikli alanında İSEDAK şemsiyesi
altında çalışmalar başlatılmıştır. Üye ülkelerin Ticaret bakanları, Birinci İSEDAK toplantısı vesilesiyle ilk defa bir araya gelirken, Sanayi Bakanları 1979 yılında Pakistan'ın ev sahipliğinde yapılmış olan toplantılardan sonra, ikinci kez gündemlerindeki konulan görüşmeye devam etmişlerdir.
Birinci İSEDAK toplantısından sonra yapılan değerlendirme çalışmalarında, İSEDAK'ın sadece ticari işbirliğine ilişkin konularla değil, aynı zamanda Eylem Planında yer alan farklı alanlarla da iştigal eden, bu alanlardaki çalışmaları denetleyen ve koordine eden bir kurul olması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu karar uyarınca, 14-16 Mart 1986 tarihlerinde yine İstanbul'da yapılan ikinci toplantıdan başlayarak, İSEDAK toplantılarına Ticaret Bakanları yerine kendi ülkelerinde ekonominin bütününden sorumlu bakanlar davet edilmiştir. Ekonomik İşbirliği alanlarına ilişkin bakanlar düzeyinde yapılan toplantılarda alınan kararların uygulanmasının denetlenmesi, İSEDAK İzleme Komitesi aracılığı ile sağlanmaya çalışılmaktadır.
Ticari İşbirliğini güçlendirmeye yönelik projeler, birinci toplantıdan itibaren İSEDAK'ın gündemini oluştururken, diğer alanlarla ilgili projeler, İSEDAK toplantılarıyla birlikte yapılan Bakanlar toplantılarında ele alınmaktadır. Şimdiye kadar Sanayi, Gıda Güvenliği ve Tarımsal Kalkınma, Ulaştırma, Haberleşme, Enerji, Teknik İşbirliği, Altyapı ve Bayındırlık alanlarında İslam ülkeleri arasındaki işbirliğinin geliştirilmesine yönelik Bakanlar Toplantıları düzenlenmiştir.
Birinci İSEDAK toplantısında, İslam Kalkınma Bankası bünyesinde bir Orta Vadeli Dış
Ticaret Finansmanı Mekanizması kurulması projesi ile ilgili gerekli çalışmaların yapılmasına karar verilmiştir. Bu yöndeki çalışmalar daha sonra İslam Kalkınma Bankası tarafından sonuçlandırılmıştır. 1987 yılı sonu itibariyle projenin uygulamaya başlaması, İSEDAK'ın İslam Konferansı Teşkilatı içindeki prestij ve saygınlığını arttıran önemli bir gelişme olmuştur. 1993 yılı Temmuz ayı itibariyle, Türkiye söz konusu mekanizmadan 33 milyon ABD
dolan tutarında kredi kullanmıştır.
Yine ISEDAK gündeminde olan, İKT üyesi ülkeler arasında bir Tercihli Ticaret Sistemi Kurulması Projesi, konuya dair Çerçeve Anlaşmasının İKT Genel Sekreterliğince üye ülkelerin imza ve onayına açılması ile neticelenmiş bulunmaktadır. Şimdiye kadar Anlaşmayı Türkiye ile birlikte 10 ülke imzalamış ve/veya onaylanmış bulunmaktadır. Taraf ülkelerin uluslar arası yükümlülüklerine zarar vermeden, gümrük tavizleri yoluyla ticaretin arttırılmasını hedefleyen anlaşma, l O üye ülkenin tüm onay işlemlerini tamamlamasından sonra yürürlüğe girecektir. İhracat Kredi Sigortası ve Yatırımların Garantisi Mekanizması Kuruluş Anlaşması (Articles of Agreement) Yedinci İSEDAK toplantısında kabul edilmiş; 18-19 Şubat 1992 tarihlerinde Trablus'ta toplanan İslam Kalkınma Bankası (İKB) Onaltıncı Yıllık Guvernörler Kurulu Toplantısında onaylanmıştır. Mekanizmanın kuruluş anlaşması halen Türkiye dahil 30 üye ülke tarafından imzalanmış ve bunlardan 4'ü tarafından da onaylanmış bulunmaktadır. Türkiye, mekanizmaya 2.5 milyon İslam dinarı ile katılmayı taahhüt etmiştir.
Diğer taraftan, bir Ticaret Enformasyon Ağı (TINIC) kurulması ve standartların harmonizasyonu konularındaki çalışmalar da sürdürülmektedir. İSEDAK'ın gündeminde yer alan diğer önemli bir konu da, son zamanlarda Dünyada meydana gelmekte olan ekonomik ve politik gelişmeler ve geçmişteki işbirliği deneyimleri ışığında üye ülkeler arasında yeni işbirliği stratejisi belirlenmesi çalışmalarıdır. Dakar'da yapılan 6. İslam Zirve Konferansında alınan bir kararla, İSEDAK'a bu konuda gerekli çalışmaların yapılması için yetki verilmiştir. Nitekim, bu çerçevede yapılan iki ayrı Uzmanlar Grubu toplantısında yeni işbirliği stratejisi ve uygulama modaliteleri belirlenmiş bulunmaktadır. Çalışmaların bundan sonraki aşamasında, 1984 yılında kabul edilen Ekonomik İşbirliği Eylem Planının belirlenen yeni strateji doğrultusunda gözden geçirilerek yenilenmesi öngörülmektedir.
1.3. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EKİT-ECO) ve Orta-Asya Türk Cumhuriyetleri ile İlişkiler
İran, Pakistan ve Türkiye'nin kurucu üyesi olduğu Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EKİT-ECO), İran devriminden sonra atıl duruma düşen Kalkınma için Bölgesel İşbirliği (RCD)'nin bir devamı olarak, 1985 yılında üç ülke arasında imzalanan ve 1977 tarihli İzmir Anlaşmasını tadil eden bir protokol ile kurulmuştur. 1992 yılında Özbekistan, Türkmenistan, Azerbaycan, Afganistan, Tacikistan, Kırgızistan ve Kazakistan'ın da katılmasıyla EKİT'e üye olan ülkelerin sayısı ona çıkmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de, bazı üye ülkelerin itirazları nedeniyle, "Kıbrıs Müslüman Türk Toplumu" adı altında sadece Komite çalışmalarında yer almakta olup, daha üst organların faaliyetlerinde temsil edilmesine imkan tanınmamıştır. Üye ülkeler arasında haberleşme ve koordinasyonu sağlayan, toplantıların içeriğine yönelik gerekli belgeleri hazırlayan EKİT Genel Sekreterliği Tahran'da bulunmaktadır. EKİT Genel Sekreterliği görevi, rotasyon esasına göre 4 yılda bir üye ülkeler arasında el değiştirmektedir. Teşkilatın Ekonomi ve Ticaret, Ulaştırma ve Haberleşme, Sanayi, Tarım, Eğitim ve Bilim, Enerji, Altyapı vb. alanlarındaki faaliyetlerine 8 teknik komite ve bu komiteler şemsiyesi altında görev yapan uzman gruplar destek vermektedirler.
Üye ülkelerin planlama teşkilatları müsteşarlarından veya ekonomilerinden sorumlu bakan yardımcılarından, ya da tayin edilecek eş düzeyde temsilcilerden oluşan Bölgesel Planlama Konseyi, yılda en az bir kez Tahran'da toplanarak Teknik Komitelerin toplantı raporlarını ve faaliyet programlarını incelemekte, bu konudaki görüş ve önerilerini Bakanlar Konseyine sunmaktadır. Üye ülkelerin Dışişleri Bakanlarından oluşan ve yılda en az bir kere toplanan Bakanlar Konseyi ise, Teşkilatın en üst siyasi belirleme ve karar alma organıdır.
Ülkelerin Tahran'daki temsilcilerinden oluşan Temsilciler Konseyi her ay muntazaman toplanarak kararlar almakta ve bu kararlar Bakanlar Konseyi toplantılarında onaylanmaktadır. İzmir Anlaşması'nda yazılı olmamakla beraber, 1992'den beri de, her yıl zirve toplantısı yapılmaktadır.
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, Avrasya'da küreselleşme ve bölgesel bütünleşme alanındaki boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. EKİT İkinci Zirve Toplantısı 7 Temmuz 1993 sonunda kabul edilen İstanbul Deklarasyonu'nda da vurgulanarak belirtildiği gibi, esas hedeflerden birisi,
yüzyılın sonuna kadar mümkün olduğu ölçüde kalkınmış ve modernleşmiş bir bölge ve milletler topluluğu oluşturmaktır. Bu gayeye ulaşmak için, EKİT çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin ısrarla sürdürülmesi yerinde olacaktır. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı, hem Orta Asya ülkeleri ve Azerbaycan'ın denize çıkışları açısından önemli bir görev üstlenecek, hem de Türkiye'nin bu ülkelere ulaşabilmesi ve önüne çıkmakta olan engelleri aşabilmesi için büyük kolaylıklar sağlayacak bir yapıya sahiptir. Bu yönüyle, EKİT bünyesinde yürütülen çalışmaların daha da hızlandırılması hem Bölgeye, hem de Türkiye'ye büyük yararlar sağlayacaktır.
Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerin, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı çerçevesinde yürütülmesi, Türkiye'ye yeni bir ufuk açacaktır. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'na üye ülkelerin dış ticaret hacmi giderek büyümektedir. 1990 yılında Teşkilata üye on ülkenin dış ticaret hacmi toplam olarak 95 milyar 752 milyon dolar olmasına rağmen, bu rakam 1992 yılı sonunda % 14.6 oranında artarak 109 milyar 769 milyon dolara ulaşmıştır. Türkiye, 1992 yılı sonu itibariyle
Azerbaycan, Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan'a toplam 183 milyon dolarlık ihracat yapmasına rağmen, aynı ülkelere yapılan toplam ihracat 1993 yılının ilk altı ayında bile bir önceki yılın rakamını geride bırakmış ve 227 milyon dolara kadar yükselebilmiştir.
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'na üye ülkeler arasında geliştirilecek siyasi ve ekonomik ilişkiler, Karadeniz Ekonomik İşbirliği bölgesini de rahatlıkla etkileyebilecektir. Nitekim bölgede önemli bir ekonomik ve siyasi potansiyel oluşturan Türkiye ve Azerbaycan her iki Teşkilata da üyedirler. 2000'li yıllarda ulaşılması gereken hedeflerin gerçekleşmesi için, EKİT'e üye ülkeler arasında bölge dışındaki bazı menfaat grupları tarafından suni olarak çıkarılmaya çalışılan siyasi entrikalara karşı son derece duyarlı olunmalı ve işbirliğinin öncelikle ekonomik alanda pekiştirilerek siyasi alana doğru genişletilmesi hedeflenmelidir. Unutulmamalıdır ki, ekonomik alanda başarısızlığa uğramış projelere, siyasi anlamda daha zor hayatiyet kazandırılabilmektedir.
1.4. İslam Ülkeleri Arasındaki Siyasi İlişkiler ve İşbirliğine Katkıları
İslam ülkeleri liderlerinin ortak bazı meseleleri tartışmak amacıyla, ilk olarak bir araya geldikleri 1969 yılındaki Birinci İslam Zirvesinden bu yana, İslam ülkeleri arasındaki işbirliği ve dayanışmanın arzulanan düzeye gelmediği açık olmakla birlikte, İslam Konferansı Teşkilatı'na üye ülkeler arasındaki mevcut siyasi güçlükler, ekonomik ve sosyal yapı farklılıkları, siyasi rejim zıtlıkları gibi faktörler dikkate alındığında, varılan noktanın küçümsenmemesi gerektiği söylenebilir. En azından İslam Konferansı Teşkilatı sayesinde, bütün İslam ülkeleri bir tek çatı altında toplanmış, liderlerin ortak meseleleri tartışmaları için bir zemin oluşturulmuş ve çok yönlü ilişkilerin kurulmasında, anlaşmaların yapılmasında veya kararların alınmasında etken olmuştur. 1969 yılından sonra kurulmuş olan alt veya uzman kuruluşların bir kısmı son derece önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır. Uluslararası konjonktürel dalgalanmalardan olumsuz etkilenmekle birlikte, bazı temel meseleler konusunda ortak tavır alınmasında İslam Konferansı Teşkilatı'nın katkısı olmuş, üye ülkeler arasında çok yönlü işbirliği imkanlarını harekete geçirmiştir.
Türkiye-İslam ülkeleri ilişkilerinde her zaman Doğu-Batı çatışmasının gölgesi hissedilmiştir. Türkiye, 1967 Arap-İsrail Savaşı'nda Arap dünyasının yanında yer alarak Arap tezlerine destek vermiştir. Fakat Türkiye, Sovyetler Birliği'nin desteğini almış olan komşu Arap ülkeleri ile siyasi ve ekonomik ilişkileri geliştirmede zorlanmıştır. Türkiye, bütün yönleriyle batıya yönelen dış politikasında bir takım değişiklikler yapma gereğini 1965'lerde duymaya başlamıştır. Bilhassa, 1973 petrol krizinden sonra, İslam dünyası Türkiye'nin dış ekonomik ve politik ilişkilerinde ciddi bir şekilde devreye girmiştir. Bu strateji değişikliğinde, Batılı dostlardan milli meselelerde (Kıbrıs) destek görülememesi, ekonomik meselelerin Batılı müttefiklerle çözülememesi, petrol krizinin ödemeler dengesini olumsuz etkilemesi, Avrupa Topluluğu ile ilişkilerde olumlu gelişmelerin ortaya çıkmaması, Kıbrıs Barış Harekatı'nı batının anlamak istememesi ve silah ambargosunun Batıya güveni sarsması gibi faktörler önemli rol oynamışlardır.
Netice olarak, bu gelişmeler İslam ülkeleri ile ekonomik ve siyasi işbirliği isteklerini kuvvetlendirmiştir. Türkiye'nin dış politikasında çok yönlü olmanın faydalan göz önünde bulundurulursa, bundan böyle de, İslam ülkeleri ile ilişkilere ağırlık verilmesi gerektiği keyfiyeti kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
2. İSLAM ÜLKELERİ ARASINDAKİ DIŞ TİCARET VE TÜRKiYE
2.1. Dünya Ticareti ve İslam Ülkeleri
Gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi, İslam ülkelerinde de sanayileşmiş ülkelerin uyguladığı iktisat politikalarının etkisini görmek mümkündür. Buna karşılık, İslam ülkeleri 1960'lı yıllardan itibaren dünya ticareti içindeki paylarını yükseltme gayretlerine hız vermişlerdir. Bu yönde sürdürülen çalışmalar, İslam Konferansı Teşkilatı'nın kurulması ve 1973-1974 yıllarında dünyada görülen petrol krizi ile birlikte etkisini açıkça göstermiştir. İslam Konferansı Teşkilatı'na üye ülkelerin dünya ticaretinden aldıkları toplam pay %6 ile %8 arasında değişmektedir. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı'na üye 10 ülkenin dünya ihracatındaki payı 1990 yılında % 1.2 iken, 1992 yılı sonunda %1.3'e yükselmiştir. Bu bölgenin dünya ithalatındaki payı ise, aynı dönemde %1.7'den %1'e düşmüştür. Bu ise, son yıllarda bölge ihracatının artma eğiliminde olduğunu göstermektedir.
İslam ülkelerinin son yıllarda yaptıkları ithalat ve ihracat miktarları karşılaştırıldığında iki önemli sonuç ortaya çıkmaktadır:
1. Petrol ihraç eden İslam ülkelerinin ihracatları ithalatlarına göre daha fazla olmasına rağmen, diğer İslam ülkelerinin ithalatları ihracatlarından daha fazladır. Bu nedenle ortaya çıkan dış ticaret açığı, uluslararası piyasalarda borçlanmalara sebep olmakta ve sanayileşme hamlelerini, özellikle uluslar arası sermaye çevrelerinden ve dünya bankasından gelen müdahaleler sebebiyle, olumsuz yönde etkilemektedir.
2. Bütün İslam ülkeleri birlikte değerlendirildiğinde, petrol fiyatlarının tekrar düşüş gösterdiği 1986 yılından itibaren dış ticaret dengesinin bu ülkeler aleyhine geliştiği görülmektedir. İslam ülkelerindeki ihracat ve ithalat yapısının incelenmesi, su sonuçlan vermektedir:
İthal edilen ürünler, ihraç edilen ürünlere göre çok çeşitlidir. İktisadi faaliyetler, çok açık bir şekilde ihraç edilen ürünler üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Petrol ihraç eden OPEC üyesi ülkeler ile az gelişmiş İslam ülkelerinde birkaç ürünün bütün ihracatı yönlendirdiği görülmektedir. Örnek olarak, Pakistan'ın ihracatında pamuk ve pamuğa dayalı ürünler, Bangladeş'in ihracatında ham jüt ve jüt ürünleri ağırlıktadır. Aynı şekilde Sudan'ın en fazla ihraç ettiği ürünler, pamuk ve süpürge darısıdır. OPEC üyesi ülkelerde Endonezya ve Cezayir hariç, ihracatta ham petrol ağırlıktadır. Malezya'nın ihracatına petrol ve petrol ürünleri yanında kauçuk ile orman ürünleri hakimdir. Malezya, önemli miktarda elektronik parçalar da ihraç etmektedir. Malezya'da olduğu gibi sanayileşme politikalarına ağırlık veren Mısır, Suriye, Tunus, Türkiye ve Ürdün gibi İslam ülkelerinde ihracatın bileşimi sanayi ürünleri lehine değişmektedir. İslam ülkelerinde madenler, yeraltı zenginlikleri ve tarım ürünleri ihracatın belkemiğidir. Bütün İslam ülkelerinin toplam ihracatının %80'ine yakın bir bölümü hammaddelerden oluşmaktadır.
Mamul veya yan mamul sanayi ürünleri, ithalata göre ihracatta biraz daha fazla çeşitlilik göstermektedir. Sadece birkaç İslam ülkesi %20'nin üzerinde sanayi ürünü ihraç edebilmektedir. Türkiye, Bangladeş, Ürdün, Malezya, Fas, Pakistan, Sierra Leone ve Tunus'un ihracatında tekstil ürünleri önemli bir paya sahiptir. Diğer bazı ülkeler ise, re-eksport yoluyla sanayi ürünleri ihraç edebilmektedirler. İslam ülkelerinin kendi aralarındaki ticari ilişkilerin yeterince gelişmediği
görülmektedir. Kendi aralarındaki ticaret hacmi genellikle az ve yetersizdir. Bununla beraber İslam Konferansı Teşkilatı'nın kurulmasından sonra, önemli sayılabilecek gelişmelerin olduğu görülmektedir. 1970 yılından itibaren İslam ülkeleri arasında artan ekonomik ilişkiler bunun açık bir göstergesidir. Ancak, bu canlanma petrol fiyatlarının düştüğü dönemlerde azalmıştır. Nihayet,
günümüzde İslam ülkelerinin diğer İslam ülkelerinden yaptığı ithalatın ve o ülkelere gerçekleştirdiği ihracatın payı, kendi ihracat ve ithalat rakamları içinde, % l O civarındadır. İslam ülkelerinin aralarındaki ticari ilişkilerin arttırılmasını engelleyen ve bütünleşmenin sağlanmasını geciktiren çeşitli problemler vardır. İslam ülkelerinde altyapı henüz tamamlanamamıştır. Ülkeler arasında ulaşım ciddi bir meseledir. İstanbul'dan kalkıp karayoluyla Fas'a, Libya'ya gitmek mümkün değildir. Sudan'a, Mısır'a, Pakistan'a emniyet içinde gidilememektedir. Suudi Arabistan'a karayolu ulaşımı vardır ama demiryolu ulaşımı yoktur. Hala eski Hicaz demiryolu yerine yenisi ikame edilememiştir. Orta Asya'daki Türk Cumhuriyetleri için de aynısı geçerlidir. Havayoluyla ülkelerarası irtibat vardır. Ancak, o da zor ve pahalıdır.
İlave olarak, bu ülkeler arasındaki haberleşme imkanlarının da hızla geliştirilmesi zaruridir. İslam Konferansı Teşkilatı'na üye ülkeler arasında, pazarlama kurum ve fonksiyonlarının, teşvik unsurlarının noksanlığı, araştırma ve fınans kurumlarının yetersizliği, ticari ilişkilerin gelişmesini engelleyen başlıca faktörlerdir. Üye ülkelerdeki üretici satıcılar, fiyatları ve ticari rejimleri arasındaki bilgiler son derece sınırlı, reklam ve pazarlama faaliyetleri zayıftır. Ayrıca, üye ülkeler arasındaki ticaretin geliştirilmesi için, küçük ve büyük hacimde ihracatı finanse edecek fınans kurumlarına ihtiyaç vardır.
Ayrıca, İslam ülkelerinin birbirlerine karşı uyguladıkları gümrük ve ticaret ile ilgili karışık mevzuat, dış ticaretin gelişmesini zorlaştırmaktadır. İslam ülkelerindeki gümrük duvarlarını hafifletmek için öncelikli tarifeler sistemi ortaya atılmış, ancak uygulamaya geçirilememiştir. İslam Konferansı Teşkilatı'na üye ülkeler arasında hala vize uygulaması kaldırılamamıştır. Ekonomik yükümlülük gerektirmeyen ve sadece irade isteyen bu gibi engellerin kaldırılması olumlu sonuçlar verecektir.
2.2. Türkiye'nin İslam Ülkeleri ile Ticari İlişkileri ve Özel Sektörün Yeri
İslam ülkeleri, özellikle 1973 yılından itibaren Türkiye'nin dış ticaretinde önemli bir yere sahip olmuştur. Bu tarihten itibaren petrol fiyatlarındaki artışlar ve Türkiye'nin İslam Konferansı Teşkilatına fiilen üyeliği, ticari ilişkilere doğrudan yansımıştır. 1973 yılına kadar, Türkiye'nin Arap ülkelerine ihracatı önemsenmeyecek kadar azdır. Türkiye'nin ihracatında Arap ülkelerinin payı, 1973 yılına kadar ancak %3.3'e kadar ulaşabilmiştir. 1969-1973 yılları arasında, Türkiye'nin Arap ülkelerine yönelik ihracatının %82.6'sı sadece Irak, Suriye ve Kuveyt'e yapılıyordu. Arap ülkelerinden yapılan ithalatta ise, sadece üç devletin, yani Suudi Arabistan, Irak ve Bahreyn'in payı %93.7 olmuştur. İslam ülkelerinin Türkiye'nin dış ticaretinde aldığı pay, 1980 yılından itibaren giderek artmıştır. 1980-1989 yılları arasında, Türkiye'nin en fazla ihracat yaptığı ilk dört ülkeden ikisi İslam Konferansına üye İran ve Irak idi. 1993 yılında da, OPEC üyesi İslam ülkeleri ayrı olarak incelendiği zaman, Türkiye'nin İslam ülkelerine yaptığı toplam ihracattaki paylarının yüksekliği açıkça görülebilir. Orta Doğu'da ve Kuzey Afrika'da bulunan İslam ülkeleri Türkiye'nin ihracatında 1990 yılından itibaren % 17.6 ile % 18.7 arasında değişen paylar almışlardır. 1992 yılında Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerine yapıları ihracatın %75'lik bir bölümü sadece Irak, İran, Kuveyt, Suriye, Suudi Arabistan, Libya ve Mısır'a gitmiştir. Aynı şekilde, 1980-1988 yılları arasında da, sadece İran, Irak, Suudi Arabistan, Libya ve Kuveyt'in payları toplamı bütün İslam ülkelerine yapılan ihracatın %65'den fazlasını oluşturmuştur. Ayrıca, Türkiye'nin toplam ihracatı içindeki payları da 1980-1988 yıllan arasında % 19'un altına düşmemiştir. Bununla birlikte, Türkiye'nin İslam ülkeleri ile ticaretinde petrol fiyatlarının yükselmesi veya düşmesi etkisini çok hızlı bir şekilde göstermektedir. İslam ülkeleri ile 1969 yılının Ağustos ayından itibaren yoğunlaşan ekonomik ve siyasi ilişkilere paralel olarak, 28 Aralık 1969 tarihinde, Türk özel sektörünü temsilen Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği'nin yanında, 22 Arap ülkesi özel sektörlerini temsil eden kuruluşların da üye olduğu, Arap Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odaları Birliği kurulmuştur. Bu birliğe üye ülkeler şunlardır:
Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Fas, Irak, Cibuti, Katar, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Moritanya, Somali, Sudan, Suriye, Suudi Arabistan, Tunus, Türkiye, Umman, Ürdün, Yemen Arap Cumhuriyeti ve Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti.
Bu birlik, Türkiye ile ilişkilerini Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği aracılığı ile yürütmektedir. Türk-Arap Müşterek Ticaret Odası olarak da bilinen kuruluşun merkezi, 1986 yılında Lübnan'dan İstanbul'a alınmıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilişkilerin geliştirilmesi için, Türk-Kıbrıs Müşterek Ticaret Odası ve Türk-Kıbrıs Türk Müşterek Sanayi Odası faaliyet göstermektedir. Türkiye ile Balkan ülkeleri arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla, Yugoslavya'daki savaştan önce Türk-Balkan Ülkeleri Odalar Birliği kurulması teşebbüsleri TOBB bünyesinde başlatılmış, Yunanistan'ı da içine alan bu teşebbüs, son siyasi gelişmeler dolayısıyla başarılı olamamıştır.
Yine, Eski Sovyetler Birliği'ndeki çözülme başlamadan önce, bölgedeki gelişmelere önem veren zamanın TOBB yetkilileri, EKİT üyesi ülkeler arasında EKİT Odası (ECO Chamber) kurulması için faaliyete geçmişlerdir. Böyle bir girişime canlılık kazandırılması, bölgeyle Türkiye arasındaki ekonomik ilişkilere çok olumlu bir biçimde yansıyacaktır kanaati, yaygın olarak destek görmektedir.
Bütün bu faaliyetlerin yanında, İslam Konferansı Teşkilatına üye ülkelerin özel sektörlerinin de büyük gayretleri ile, 1977 Mayıs ayında İstanbul'da yapılan İslam Konferansı Teşkilatı Dışişleri Bakanları 7. Konferansında, İslam Odası kurulması fikri ortaya atılmış ve 1979 yılında bu birliğin kuruluşu tamamlanabilmiştir. İslam Odalar ve Borsalar Birliği olarak faaliyet gösteren bu kuruluşun merkezi Pakistan'ın Karaçi kentindedir. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği de, bu kuruluşun aktif üyesi olarak faaliyet göstermektedir.
İslam ülkeleri ile ikili ilişkilerin yürütülmesinde Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) bünyesinde faaliyet gösteren İş Konseyleri de etkili olmaktadır. Türkiye ile yabancı ülkeler arasındaki ilişkileri geliştirmek ve dışa dönük faaliyetlere yön vermek amacı ile, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, 18 Temmuz 1986 tarihinde yaptığı Yönetim Kurulu Toplantısında, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'nun oluşturulmasına ve diğer ilgili kuruluşlarla birlikte kurucu üye olarak müşterek hareket edilmesine karar vermiştir. TOBB ile müşterek hareket eden
kuruluşlar şunlardır: İktisadi Kalkınma Vakfı (ÎKV) Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB)
Yabancı Sermaye Koordinasyon Derneği, Türk Dış Ticaret Derneği (TÜRK TRADE), İhracatçılar Birliği ( İB) DEİK bünyesinde ilk olarak 10.11.1988 tarihinde Türk-Pakistan İş Konseyi kurulmuştur. Daha sonra da, diğer İslam ülkeleri ile ekonomik ilişkilerin, İş Konseylerinin faaliyetleri çerçevesinde yürütülmesine ağırlık verilmiştir. Pakistan, Tunus, Ürdün ve Mısır gibi İş Konseylerinin kurulduğu ülkelerle yapılan hükümetler arası Karma Ekonomik Komisyon toplantılarına Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) veya DEİK bünyesindeki İş Konseyi yetkilileri özel sektörü temsilen katılmaktadır.
İlk kurulan iş Konseyleri arasında yer alan Türk-Tunus İş Konseyinin kuruluşu Türkiye'nin Mağrip ülkeleri ile ekonomik ilişkilerini olumlu yönde etkilemiştir. Uyanan Afrika'nın ticaret kapısı durumunda olan ve kendi aralarında Mağrip Birliğini oluşturmaya çalışan Tunus, Libya, Fas ve Moritanya'yı içine alan Türkiye-Mağrip Ülkeleri İş Konseyi kurulmuş bulunmaktadır. Devlet ve Özel Sektörün işbirliği yaparak gerçekleştirebileceği projelere olan ihtiyaç, her geçen gün artmaktadır. İslam ülkeleri içinde özellikle deniz ulaşımından mahrum olan ülkelerin mallarının gemilerle nakil edilebilmesi için yol ve haberleşme alanında büyük yatırımlara ihtiyaç vardır. Özellikle ulaşım ve haberleşme alanındaki yatırımlar, atıl kaynakların değerlendirilmesini sağlayacağı için verimli sonuçlar oluşturabilecektir.
3. İSLAM ÜLKELERİ İLE SOSYAL VE KÜLTÜREL İLİŞKİLER
İslam ülkelerini bir araya getiren en önemli faktörlerden birisi de kültürdür. Türkiye ile İslam ülkeleri arasındaki bağların, esas olarak kültür temeline dayandığı kolaylıkla ifade edilebilir. Kültür, davranış ve yaşayış tarzlarını ihtiva eder. İslam ülkelerindeki davranış ve yaşayış biçimleri, müşterek inanç olan İslamiyetten kuvvetle etkilenmiştir. Bugün, çeşitli ve çok sayıda İslam milletinin kültürel hayatlarının özü birdir. Şekli bazı tezahürlerinde değişiklikler görülse de, ortak bir İslam ve Kültür medeniyeti vardır. Muhtelif kavimler, kendilerini birleştiren İslam inancı içinde 14 asır boyunca müşterek kültür ve medeniyetlerini geliştirmişlerdir.
Müslümanlar, temelde aynı davranış ve yönelişlere sahiptirler. Coğrafi mesafe itibariyle birbirinden uzak İslam ülkelerine mensup fertler dahi bir arayageldiklerinde, aralarında sadece inanç değil, yaşayış ve davranış tarzı ile de, örflerindeki benzerlikleri derhal keşfederler. İslam milletlerinin hayatını yönlendiren ruhi inanç, manevi bir unsur olarak kalmamış, aynı zamanda onların kültür ve medeniyetlerinin müşterek kaynağı olmuştur.
İslam ülkeleri arasında müştereken oluşturulan 14 asırlık tarih, kültürel benzerliğin pekişmesine yol açan olaylarla doludur. Bu yönüyle İslam tarihi, Müslümanlar arasında birleştirici temel unsurlardan birini teşkil etmektedir. Müslümanlar tarihlerini, İslamiyetçin doğuşuyla aynı zamanda başlatmışlardır. Bundan sonra, tarihin çeşitli dönemlerinde ırki menşeleri farklı olan Müslümanlar beraber yaşamışlar ve aynı kaderi paylaşmışlardır. Çok sayıda İslam kavimlerinin asrı saadette, birçok İslam hükümdarlıklarında ve son olarak Osmanlılar zamanında aynı devletin sınırları içinde birlikte ve kardeşçe yaşadıkları bilinmektedir. Tarihteki bu birliğe rağmen, bugün İslam ülkeleri arasında ekonomik ve siyasi olarak bir bütünlük görülmemektedir. Bunun en önemli sebebi, bu ülkelerdeki eğitilmiş grupların ve kültür birikimlerinin yeterli olmamasıdır. Halbuki İslam düşüncesi, eğitimi, öğretimi ve bilimi esas kabul eder ve müşterek çalışmaların artmasına katkıda bulunur. İslam ülkeleri arasındaki potansiyel işbirliği alanlarının genişliğine ve sosyo kültürel altyapının müsait olmasına rağmen, bu potansiyelin iyi kullanılamaması ve İslam ülkeleri arasında ikili ve kurumlar arası işbirliğinin
yetersiz kalmasının temelinde bir takım siyasi engeller, ekonomik sistem farklılıkları, ülke içi ve ülkelerarası istikrarsızlıklar ve ekonomik problemler yatmaktadır.
İlave olarak, sosyo-ekonomik ve kültürel alanda işbirliğini sağlamada lisan farklılıkları da etkili olmuştur. Öte yandan halkta bulunan yabancı hayranlığı birinci planda sosyal ve kültürel yabancılaşmaya, yabancı ülkelerin mallarının, hayat tarzının ve projelerinin kabul edilmesine yol açmaktadır. Dolayısıyla bu durum, İslam ülkeleri arasındaki ilişkilerin gelişmesini engellemektedir. Son yıllarda, yabancı kültür ve fikirlerin İslam ülkelerini istilası, bu memleketlerin sosyal yapısını güçlü kılan değerleri erozyona uğratmaktadır. Müslümanları kendilerine ait inanç, gelenek ve davranışlardan uzaklaştıran fikir ve yabancı kültür tesirlerine hemen her yerde rastlanmaktadır.





