Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!
Kinect daha Kinect olmamışken, adı henüz Project Natalken çıkan Miloyu hatırlıyordur herkes, ağzımız açık izleyip Milo ile konuşmayı istemiştik aylarca. Sonra Kinect oldu Natalın ismi, Milo hala oralarda bir yerlerdeydi ama kontrolör olmadan oyun oynama fikri bir ütopyanın başlangıcı gibi duruyordu. Aynı zamanda sonuydu da, tonlarca teknik sorunla geldi Kinect. Evet, artık Kinectin teknik sorunları yok, keza oturduğunuz yerden konuşarak Xboxınızı kontrol etmenize yardım ederek tembelliğinize tembellik katıyor olabilir ama Kinect bir başlangıçtan öte, pompalanmış bir oyuncaktan öteye gidemedi. Dans etme ve spor yapma cihazı olmak dışında pek de bir işe yaradığını söyleyemeyiz oyunlar konusunda. O yüzdendir ki Kinect, öylecene durdu kaldı. Ne bir şeyleri geliştirebildi, ne kendisi gelişebildi.
Albion her ne olursa olsun, her zaman Albion.
Yine de Milo her zaman oradaydı. Peter Molyneuxnün Milosu, oyun tasarımının dahisi Molyneuxnun Kinecti gibi kendini asla unutturmadı. Molyneuxnün dehasının bir diğer eseri Fable vardı bir yandan da, her bir oyunu akıllara kazınan anlara ev sahipliği yapan, kara mizahının içinde kahramanlık hikayelerini anlatan bir Fable. Ama bu sefer başka Fable bu, lezzetli Fable değil.
Oyunda attan inip büyüye binmek esas kural.
Oynadığınız tüm Fableları unutmanızda fayda var Fable: The Journeyden tat almak istiyorsanız, Çünkü aradığınız derinliği bırakın bulmayı, esamesi bile okunmuyor. Öylesine Fable değil ki bu oyun, seride ilk defa ana karakterimizin bir ismi var; Gabriel. Tüm oyunu onun gözlerinden görüyoruz, arada sırada da sinematiklerde şeklini şemalini görebiliyoruz; ama oyunun çoğunluğu Gabrielin gözünde geçiyor dediğim gibi. Zira Fable: The Journey, on-rail bir rol yapma oyunu [On-railin ne olduğunu bilmeyenler için hatırlatalım, sizin sabit olduğunuz ve oyundaki gidiş yollarınızın önceden belirlenmiş olduğu, sizin de sadece ateş etmeniz gereken oyunlar. Örn. Time Crisis serisi, Resident Evil: The Umbrealla Chronicles, Paradise Lost, vb. ]. Bu açıdan baktığınızda aslında oyunun hedef kitlesinin kemik Fable kitlesi olmadığını anında görüyorsunuz. Hedef kitle, yaşça daha küçük olan ve Kinectiyle oyun oynayan genç oyuncular. Ki zaten oyundaki her şey buna göre tasarlanmış.
Albion her ne olursa olsun, her zaman Albion.
Yine de Milo her zaman oradaydı. Peter Molyneuxnün Milosu, oyun tasarımının dahisi Molyneuxnun Kinecti gibi kendini asla unutturmadı. Molyneuxnün dehasının bir diğer eseri Fable vardı bir yandan da, her bir oyunu akıllara kazınan anlara ev sahipliği yapan, kara mizahının içinde kahramanlık hikayelerini anlatan bir Fable. Ama bu sefer başka Fable bu, lezzetli Fable değil.
Oyunda attan inip büyüye binmek esas kural.
Oynadığınız tüm Fableları unutmanızda fayda var Fable: The Journeyden tat almak istiyorsanız, Çünkü aradığınız derinliği bırakın bulmayı, esamesi bile okunmuyor. Öylesine Fable değil ki bu oyun, seride ilk defa ana karakterimizin bir ismi var; Gabriel. Tüm oyunu onun gözlerinden görüyoruz, arada sırada da sinematiklerde şeklini şemalini görebiliyoruz; ama oyunun çoğunluğu Gabrielin gözünde geçiyor dediğim gibi. Zira Fable: The Journey, on-rail bir rol yapma oyunu [On-railin ne olduğunu bilmeyenler için hatırlatalım, sizin sabit olduğunuz ve oyundaki gidiş yollarınızın önceden belirlenmiş olduğu, sizin de sadece ateş etmeniz gereken oyunlar. Örn. Time Crisis serisi, Resident Evil: The Umbrealla Chronicles, Paradise Lost, vb. ]. Bu açıdan baktığınızda aslında oyunun hedef kitlesinin kemik Fable kitlesi olmadığını anında görüyorsunuz. Hedef kitle, yaşça daha küçük olan ve Kinectiyle oyun oynayan genç oyuncular. Ki zaten oyundaki her şey buna göre tasarlanmış.
