Bvural41 1
Bvural41
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
xranzei 1
xranzei
quickxd 1
quickxd
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Hikaye Ekle

Dungeon Siege 3

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan TheAPAK
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 4
  • Görüntüleme Görüntüleme 551

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

RPG oyunlarının çoğu katlanıp dolaba konulduktan sonra bir rüya görüp uykusundan uyanan Square Enix, (Gas Powered Games’in eski malı olan) “Dungeon Siege serisini tekrar diriltelim!” diye bir karar almış anlaşılan. Torchlight ve Diablo ile aydınlattığımız “dungeon crawler” türüne Dungeon Siege III (DSIII) ile geri dönüş yapıyoruz.

Serinin önceki yapımının üzerinden geçen 6 yılın ardından Ehb dünyasının derinliklerine iniyor ve birçok şeyin değiştiğine tanıklık ediyoruz. En başta, Gas Powered Games artık yok, daha doğrusu DemiGod ve Age of Empires Online üzerinde çalışıyor. İşi Obsidian devr alıp ilk iş olarak da karakter yaratma özgürlüğünü elimizden alma yoluna gitmiş. Obsidian bunun yerine bizlere önceden hazırlanmış, her biri farklı bir geçmişe sahip kahramanlar sunmuş.


Karakterlerimizin her biri doğrudan ya da dolaylı olarak Ehb Krallığı’nı koruyan 10. birliğe bağlılar. 30 yıl önce esrarengiz bir suikaste kurban giden Ehb Kralı’nın öldürülmesiyle suçlanan birlik, kralın intikamını almak isteyen –oyunun sponsoruymuşçasına adını oyunda pek çok kez duyacağınız-Jeyne Kassynder tarafından avlanmış ve zaman içinde yok olmaya yüz tutmuştur. Birlikten geriyeyse kalender bir ihtiyar olan Odo ve bir avuç askerden başka kimse kalmamıştır. Özetimizin ardından oyunda az çok nelerin yaşanacağını kestirebiliyorsunuzdur (Evet, birliği yeniden kurmak ve Jeyne’in kellesini almak adına uzuun bir yolculuğa çıkıyoruz.)

Karakterlere tekrar dönersek, galeride: ilk oyundaki kahramanın torunlarından biri ve kılıç&kalkan kullanan Lucas Montbarron; ateşe hükmedip, parmağında oynatan Anjali; zorlu bir büyücü olan Reinhart Manx ve son olarak da tüfek ve diğer ateşli silahları tercih eden Katarine yer alıyor. Her bir karakterin bu yolculuğa katılmasının sebeplerinden ilki 10. birliğin kanını damarlarında taşımaları, diğeriyse farklı dövüş/savaş stiline sahip olmaları. Aslında her karakterin dilediğiniz an değiştirebileceğiniz iki farklı savaş duruşu bulunuyor. Misal Lucas, tercihini (savaş esnası da dahil) kılıç & kalkan yerine büyük kılıçlardan yana kullanabiliyor. Anjali ise mızrağı ile düşmana saldırırken aniden duruşunu değiştirerek acımasız bir şeytana dönüşüp ateş toplarıyla ortalığı kasıp kavuruyor. Çok da çarpıcı olmayan karakter duruşlarındaki bu değişim yine de yeterli.

Savaş sistemi önceki Dungeon Siege yapımları ve Diablo’nun kaynağından beslense de büyük değişiklikler göze çarpıyor. Bakış açısı bildik tanıdık, saldırı, blok (doğru yöne uygulandığında saldırıdan kaçabiliyoruz) ve etkileşim (kapı açma, yağmalama, NPC ile konuşma) için tuşlar mevcut. İlk başlarda karakterinizin her bir “savaş duruşu” için 1 yeteneği bulunuyor ve oyun devam ettikçe bu yetenekler 3’e kadar çıkıyor. Toplamdaysa her bir duruş için üçer yeteneğiniz oluyor. Oyunun kontrolleri konsollarda oldukça rahat, butonlar zaten elinizin altında- Dungeon Siege III’ün serinin konsollara çıkan ilk yapımı hatta aslında konsollar için tasarlanmış olduğunu söylememiş miydim? İşte tam da bu yüzden oyuna sonradan eklenen “klavye+mouse” konfigürasyonu PC oyuncularını küplere bindirmeye yetti.İlki, tuşları değiştirme şansınız yok! İkincisi, kamera bu ikiliye hiç mi hiç ayak uyduramıyor. Üçüncüsü, küçük sermayeli yapımlarda bile hem kamera hem de kontrollerde çok daha iyi sonuçlar alınabildiğini gördüm. Velhasıl kelam, kıyıda köşede bir kolunuz (game-pad) yoksa DSIII’ten aman, uzak durun.

DSIII’te sağlık konusunda da ilginç bir durumla karşılaştım. Oyun bizlere klasik RPG’lerde olduğu gibi pot kullanarak enerji ya da mana edinmek yerine tamamen yeteneklerimizle hareket etmeyi dayatıyor. Öyle ki düşmanlarla savaşarak mana dolduruyor, yetenek ağacından enerji kazanmak için bir yetenek seçtiysek ondan faydalanıyor ya da düşmanlardan düşen küreleri toplayarak enerji ediniyoruz. Oyunda canımızı kritik bir seviyeden tekrar doldurmak için kurtarıcı bir “büyü” yok. Demem o ki canlı kalmak istiyorsanız eğer, vur-kaç ve savunmaya önem vermeniz gerekiyor.

Eğer olur da ölürseniz –ki kaçınılmaz- takım arkadaşınız sizi yerden kaldırabiliyor (diriltebiliyor). DSIII’teki yapay zekaysa aslına bakarsanız hiç fena değil. Uzun yolculuğunuzda yanınıza hangi takım arkadaşını alırsanız alın, bu karakterler yeteneklerini sizinkilere destek sağlayacak şekilde düzenliyor. Faraza Lucas’a güçlü bir çift-el kılıcı verdiğinizde elinde bulunan kılıç ve kalkanı kaldırıp o silahı kullanmaya başlıyor, tabii yol arkadaşınıza çift-el kılıçlar için yetenek seçmeyi ihmal etmediyseniz. Yine de bütün bu teşviklere rağmen Lucas karakteriyle devam ettiğim oyunda ben 800-1100 arası değişen bir “crit” vururken yan karakterin çoğu zaman normal mobları öldürmekte zorlandığına şahit oldum (O kadar arkasını topla, giydir, savaşa hazırla sonuç hüsran olsun).

Oyundaki zorluk seviyesiyse bir RPG için ideal, ama dikkatsizlik pahalıya patlayabiliyor. Zaten çoğu zaman kendinizi hareket eder, vur-kaç yapar ve zamanlı kaçışlarla saldırıları püskürtür vaziyette bulacaksınız. Bütün bunlar oyunun en yorucu yanlarını oluşturuyor. Düşmanlardan birini seçip ona kilitlenme gibi bir şansınız yok, aralarına dalıp piyangodan kim çıkarsa ona vuruyorsunuz. “Area-effect” i olan karakterler için bu durum pek bir sorun teşkil etmezken, nişan almaya muhtaç olan Katarine hiçbir şey yapamaz bir vaziyette kalabiliyor.

En nihayetinde her aksiyon RPG yapımında üç ana element olan: bölüm tasarımı, düşman tasarımı ve iyi bir ganimete önem gösterilmeye çalışılır. DSIII bölüm tasarımlarında gayet etkileyici olarak karşımıza çıkıyor; ancak kısa süre sonra kıyaslama yapmaya başlayan gözler Diablo ve Torchlight’taki tek düze olmayan, çeşitlilik gösteren bölümleri ne yazık ki göremiyor. Haritaysa görevinize yaklaşmadıkça işlevsiz kalıyor, şamandıralarla gideceğiniz yolu aydınlatan “R” tuşunu keşfedene kadar haritada nereye gideceğimizi görev tanımında yazanlara göre belirledim. Bu eksiklikleri bir yana bırakırsak çeşitliliğin hiç değilse düşmanlara yansıtılması güzel olmuş; ancak uzun bir oynanış süresine sahip olan DSIII’ü bitirdikten sonra örümcek, goblin ve asker kesmekten mideniz bulanacak (Tekrar oynamak için asla dönmek istemeyeceksiniz). DSIII’te ganimet konusunaysa hiç önem gösterilmemiş. Itemler ve giysiler karakter için sınıflandırılmış, burada bir sorun yok. Asıl sorunsa hangi itemin karakterinize tam olarak ne sağladığını “denemeden” kesinlikle anlayamamanız. Hele ki Agility-Momentum konusuna akıl erdirmek mümkün değil, tamam oyunun ücra bir köşesine her ne kadar yetmese de bir açıklama konulmuş; fakat benim gözlemlediğim (yabancılar da dahil olmak üzere) birçok oyuncunun “Agility, Momentum, Doom, Retribution…ne işe yarar?” diye sayıkladıkları. Haklılar da. Itemler konusuna tekrar gelirsek, oyunda bulunan hali hazırdaki item çeşitliliğini oyun bitmeden çok önce görmüş olacaksınız.

DSIII şimdiye kadar gördüğümüz en acayip “multi-player” moduna sahip dersek yalan olmaz. Oyunda yerel ve online co-op’un olması güzel; fakat “singleplayer” deki karakterinizi “multiplayer” e aktaramamanız, üstüne üstelik level atlarsanız, yetenek puanı harcarsanız, yeni itemler bulursanız co-op taki diğer bir oyuncunun bunları alması, oyununu kaydetmesi ve geriye kalanlaraysa “zırnık” verilmemesi söze gerek bırakmıyor.

Oyunda yer alan sesler, mükemmel ses efektleri, şahane müziklerle yapıma çok uyum sağlamış. Karakter seslendirmeleri içinse aynı şeyi söylemek güç, hele ki NPC’lere geldiğimizde birçok kişinin aynı kimse tarafından seslendirildiği aşikâr.

Grafik konusuna geldiğimizdeyse oyunun rengarenk olmasına rağmen “maksimum” ayarlarda bile görsel bir şölen sunamıyor. Bizleri asıl şok edense düşük bir sistem gerektireceğini düşündüğümüz bu yapımın aslında kaynağa susamış bir canavar olduğunun ortaya çıkmasıydı. Sahip olduğu oyun motoru dolayısıyla özellikle 4 çekirdekli işlemcileri seven yapım, bu işlemcileri %75-85 arası meşgul ederken, çift-çekirdekli işlemcileriyse soluk bile aldırmadan devamlı olarak %100’de çalıştırıyor! Oyunda yüzlerce düşmanla bir anda karşılaşmıyoruz, Witcher 2’deki şahane grafikler yok, bölümler devasa boyutlarda değil PC’deki bu sistem açlığı neden? Optimizasyon arkadaş optimizasyon. Bir de oyunu oynarken sürekli gözüme takılan bir durum da karakterimize ses verildiği halde her ne hikmetse oyunun sonuna kadar yüzünü yalnızca bir ya da iki kez görebilme şansına erişmekti. Karakteri yakından inceleyemiyor, zırh üstüne oturmuş mu, sırıtıyor mu, kamera yakınlaşsa dahi göremiyorsunuz.

DSIII yaşattığı tüm hayal kırıklıkları ve dövüş sistemindeki eksikliklere rağmen, iyi bir RPG deneyimi sunabiliyor; tabii kontrollere alışmanız şartıyla. Bir şekilde, sizleri oyunun üzerinde tutmayı başarıyor, oyunun sonlarına doğru güzel bile oluyor hatta. Single-player’de daha geniş bir mekanı keşfetmeyi, daha çok seçenek ve yan görevlerin sunulmasını beklerdim. Oyunda “pot” sisteminin bulunmamasının bir takım oyuncular için problem teşkil edeceğini de düşünmüyor değilim. Dungeon Siege III ile iyi veya kötü bir temel atmayı başaran Obsidian Entertainment, umulur ki gelen şikayetleri dinler ve olası bir yeni yapımda bunları düzeltmeye karar verir.


 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst