shrpnl 1
shrpnl
Best Studio 1
Best Studio
D 1
delimuratt
Aliyldrim 1
Aliyldrim
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
melankolıa18 1
melankolıa18
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Cannn6161 1
Cannn6161
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Kişilik gelişimi

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan zeyn0
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 1
  • Görüntüleme Görüntüleme 1K

zeyn0

Gönüllerin Admini
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
7 Eki 2010
Konular
9,213
Mesajlar
34,101
Reaksiyon Skoru
4,131
Altın Konu
1
TM Yaşı
15 Yıl 8 Ay 4 Gün
Başarım Puanı
400
MmoLira
183
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

1. PSİKO- SEKSÜEL GELİŞİM (SIGMUND FREUD)

1856 yılında Moravya'da doğup 1939'da Londra'da ölen Sigmund Freud aldığı tıp eğitiminden sonra bir süre hipnozla ilgilendiyse de sonraları bu yöntemi terk edip hastalarını onlar uyanıkken düşünce düzeni ve töresel kuralları göz önüne almaksızın özgür bir biçimde konuşmaya teşvik etti. Freud'un uyguladığı bu yönteme serbest çağrışım, bu yöntem yardımı ile hastaların içsel dünyalarına inerek, kendilerini daha iyi tanımaları ve daha sağlıklı bir uyum düzeyine erişmeleri olarak tanımlanan ilkelere de psikanaliz denmektedir. Bu kuram aynı zamanda bir çok kuramcıya da kaynak teşkil etmiştir.

Freud'a göre insanlardaki psikolojik sorunların kaynağında kişinin toplumsal baskılar sonucu cinsel ve saldırgan enerjisini boşaltamaması yatmaktadır. Yine Freud'a göre insan, saldırgan ve cinsel dürtüleri kontrol altına alınması gereken olumsuz ve yıkıcı bir varlıktır. Freud'un bu şekildeki yaklaşımları, kişilik gelişimi kuramında kültür farklılıklarını göz ardı etmiş olması ve geliştirdiği klinik kavramların deneysel yollarla doğrulanmamış olması onun fazlaca eleştirilmesine yol açmış olsa da bugün Freud'un düşünceleri çağdaş psikiyatrik ve psikolojik düşüncenin şekillenmesinde en etkin güç olmuştur.

Freud kişiliğin gelişiminde cinselliği ve bilinçaltı süreçleri merkez alan bir açıklama yapmıştır.

1.1. Topografik Kişilik Kuramı

Freud'a göre davranışların nedenleri insan zihnini oluşturan bilinç, bilinçaltı, bilinç dışı kavramlarının işleyişleriyle açıklanmaktadır.

1.1.1. Bilinç

Zihnin dış dünyadan ya da bedenin içinden gelen algıları fark edebilen kısmıdır. Freud'a göre bu alandaki zihinsel süreçlerin hepsi hatırlanan, bilinen, farkında olunan yaşantılardan meydana gelmektedir.

1.1.2. Bilinçaltı

Zihnin bu bölgesinde dikkatin biraz zorlanmasıyla bilinç düzeyinde algılanabilen süreçler yer almaktadır. Bilinçaltı bilince oldukça yakındır. Dikkatimizi biraz toparlayabilirsek bilinçaltımıza itilen pek çok duyguyu kolaylıkla bilince ulaştırabiliriz.

1.1.3. Bilinçdışı

Sansür mekanizmasının engeline takılıp bilince ulaşamayan süreçlerin yer aldığı bölgedir. Ya da bilinçli algılamanın dışında kalan tüm zihinsel olayları içeren bölümdür. Bu alanda daha çok kişinin uykularına, davranış bozukluklarına hükmeden süreçler bulunmaktadır.

1.2. Yapısal Kişilik Kuramı

Freud'a göre kişiliği meydana getiren üç ana sistem vardır. Davranış ise birbirinden bağımsız olarak çalışamayan bu sistemlerin etkileşiminin bir ürünü olarak karşımıza çıkmaktadır.

1.2.1. İd

İd, kişiliğin biyolojik yanıdır. Freud'a göre id'de yer alan dürtüler arasında cinsellik ve saldırganlık daha baskındır ve bu dürtüler kişinin davranışları üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. İd kendi enerjisini yakın ilişki durumunda olduğu bedensel süreçlerden alırken bunun yanında ego ve süper egonun çalışması için ihtiyaç duydukları enerjiyi de sağlar. Aynı zamanda id ruhun da enerji kaynağıdır. İd'de oluşabilecek fazla enerji birikimi ise organizmada gerilime sebep olur. Bu gerilimi önlemek için id, enerji birikimini bir an önce boşaltmak ister ki buna da hoşlanım ilkesi denir. Yani haz alabilme, acıdan uzaklaşabilme amacıyla çalışır. Bundan dolayı da bütün isteklerinin bir an önce gerçekleşmesini ister. Bu olmayınca da hayal kurmak yoluyla bu isteklerine ulaşmaya çalışır. Fakat hayal kurmak kişiyi isteklerine ulaştırmaz. İşte bu noktada da kişilik yapısının ikinci sistemi olan ego belirlenmeye başlar.

1.2.2. Ego

Ego, organizmanın dış dünya ile alışverişte bulunma ihtiyacından doğar ve gerçeklik ilkesinin egemenliği altında çalışır. Gerçeklik ilkesi organizmanın ihtiyacı karşılanana kadar gerilimin boşalımını erteler ve bu durumu da hoşlanım ilkesini geçici olarak engelleyerek korur. Organizmanın ihtiyacı karşılandığında ise hoşlanım ilkesi tekrar ön plana çıkar ve dolayısıyla gerilim de ortadan kalkar. Ego, kişiliğin yürütme organıdır. Bir ihtiyacın karşılanması için gerçeklik ilkesi ile ego bir plan tasarlar ve sonra bu planın geçerliliğini araştırır. Egonun en önemli görevi ise id'in isteklerini yerine getirmesidir. Fakat bunu yaparken toplumun düzenini de göz önünde bulundurur ve bu yüzden de id'in isteklerini geciktirir. Yani hem toplum düzenine sadık kalır hem de id'in isteklerini yerine getirir. Egonun bir diğer zor görevi ise id'in, süperegonun ve dış dünyanın birbiriyle çatışma halinde olan istekleri arasında bir uzlaşma yolu bulmaktır ki bu da kolay bir iş değildir. İd'in düzenlenmiş bir parçası olan ego, id'e bağımlı olarak çalışır ve onsuz bir varlık gösteremez.

1.2.3. Süperego

Süperego, bir anlamda kişiliğin törel yönüdür işlevi ise bir şeyin doğru ya da yanlış olduğuna karar verip toplum tarafından benimsenmiş törel ölçüler doğrultusunda davranmaktır. Süperegonun üç önemli görevi vardır. Bunlar:

- İd'in kabul edilemeyecek isteklerini bastırmak,

- Egoyu törel amaçlara yönlendirmek,

- Kusursuz olmaya çalışmak.

Normal koşullarda bu ilkeler birbiriyle ne çatıimasız ne de karşıt biçimde çalışırlar. Egonun önderliği altında bir ekip gibi birlikte hareket ederler ve böylece kişilik bir bütün olarak işleyişine devam eder.

1.3. Ego Savunma Mekanizmaları

Ego işlevi sırasında üç ayrı tehlikeyle de karşı karşıyadır. Bunlar: 1- Engellemeler ve dış dünyadan gelebilecek saldırılar, 2- İd'in içgüdüsel ve gerçek dışı istekleri, 3- Süperegonun cezalandırması. Bu üç tehlike egoda kaygıya neden olur. İşte bu kaygılarla başa çıkabilmek için ego, kaygıyla başa çıkabilmek için oluşturulmuş düşünce, tutum ve davranış biçimleri olan savunma mekanizmalarına başvurur. Bu savunma mekanizmaları kaygıya neden olan veya toplum kurallarına ters düşen dürtüleri baskı altında tutar. Fakat kişi bu savunma mekanizmalarını sık sık kullanıyorsa bu durum onun gerçek hayatla bağlarının kopmaya başladığını, kendini ve gerçekleri yanlış algıladığını gösterir.

Savunma mekanizmalarının kullanılması, bilinç dışı süreçle ilgilidir. Bu da demektir ki kişi kullandığı savunma mekanizmalarının ne anlama geldiğinin farkında değildir. Bunun yanında savunma mekanizmaları genelde birkaç alanda birden etkide bulunurlar. Ayrıca bir kişi yalnızca bir savunma mekanizmasını değil bir grup savunma mekanizmasını bir arada kullanır.

Savunma mekanizmaları ve işleyişleri:

1. Bastırma (Supression):

Tamamen bilinç dışı olan bu süreçte uygun görülmeyen istek anılar bilinçten uzaklaştırılmak suretiyle bastırılır. Böylece bu olumsuz yaşantı veya istekler bilinç alanına çıkamazlar ve kişinin bu olumsuz yaşantı veya isteklerden dolayı bundan böyle kaygılanmasına ya da suçluluk duymasına gerek kalmaz.

Diğer savunma mekanizmalarının hepsi bastırma ile birlikte çalışırlar ve bastırmanın eksik bıraktığı savunmayı tamamlarlar.

2. Yansıtma (Projection):

Bu savunma mekanizması kişiyi iki farklı şekilde kaygıdan korur:

- Kişi kendi eksikliklerini başkalarına yükler,

- Kişi, kendisinde suçluluk duygusu uyandıracak içsel tepkilerini başka birine mal eder.

3. Neden Bulma (Rationalization):

Geçmişte yaşadıklarımız, şu anda yaşamakta olduklarımız ya da gelecek için tasarladıklarımız için mantıklı, toplumun kurallarına ters düşmeyecek açıklamalar getirmek biçiminde işler ve iki temel savunma öğesi vardır:

- Kişinin davranışını haklı göstermesine yardımcı olan öğe. Örnek verecek olursak herhangi bir dükkandan aldığımız bir malın başka bir dükkanda daha ucuza satıldığını görürsek elimizdeki malın daha kaliteli olduğuna inanırız.

- Ulaşılamayan amaçlarla ilgili yaşanan ya da yaşanacak olan düş kırıklığını azaltıcı öğe. Bir başka değişle ulaşılmak istenen amacın aslında o kadar etkileyici olmadığına kendini inandırma.

Neden bulma mekanizmasının genelde ne zaman devreye girdiğini ya da bir başka deyişle ne zaman gerçek ve nesnel nedenlerin bittiğini belirlemek güçtür. Fakat kişinin:

1. Davranışlarını ve inançlarını haklı gösterebilmek için sürekli neden aramaya çalışması,

2. Karşıt nitelikteki kanıtları görmezlikten gelmesi,

3. Ortaya sürdüğü nedenlerin geçerliği soruşturulduğunda olumsuz tepki vermesi gibi davranışları neden bulma mekanizmasının işlemekte olduğuna dair bize ipucu verir.

Neden bulma, kişiyi her ne kadar bazı olumsuz kaygılardan korursa da, karşılığı kişinin kendi kendini kandırmasından başka bir şey değildir.

4. Ödünleme (Compensation):

Ödünleme, karşılanamayan istek ve davranışların yerine onları telafi edebilecek değişik istek ve davranışlar bulma yoluyla çalışan savunma mekanizmasıdır. Fakat bu savunma mekaznizmasının kullanımıyla doğacak sonuçlar her zaman için olumlu değildir. Örneğin derslerinde başarısız olan bir gencin başarısız olmanısının getirdiği olumsuzlukları gerek öğretmenlerine gerekse arkadaşlarına karşı saldırgan tavırla yaklaşıp sınıf ortamında bu şekilde sivrilerek gidermeye çalışması gibi.

5. Yüceltme (Sublimation):

Yüceltme yoluyla ilkel nitelikteki eğilim ve istekler doğal amaçlarından döndürülerek toplum tarafından beğeniyle karşılanan çeşitli etkinliklere dönüştürülürler. Örneğin çocuklukta yıkıcı eğilimlere sahip olan bir kişi ileriki yaşlarında bunu iyi bir patlayıcı uzmanı olarak yüceltebilir.

6. Yön Değiştirme (Displacement):

Belirli bir uyaranın uyandırdığı tepkinin açığa vurulmasının tehlikeli olduğu durumlarda, tepkinin bu uyarandan başka bir uyarana yönelmesine ya da o tepkinin yerine daha değişik bir tepki verilmesine yön değiştirme denir. Yön değiştirme iki ayrı biçimde işler:

- Yönetimi güç olan duygu, ait olduğu nesne yerine bununla hiç ilgisi olmayan bir nesneye ya da duruma yöneltilir.

- Tehlikeli sayılan duygunun oluşturacağı tepkinin yerine bir başka tepki geliştirilebilir.

7. Tepki Oluşturma (Reaction Formation):

Suçluluk duygusuna neden olan istekler kontrolü güçleşecek kadar yoğunlaştığında kişi bu duyguları veya istekleri kontrol edebilmek için bunların tam karşıtı olan kasti tutumlar ve davranışlar içine girerek kendini korumaya çalışabilir. Örneğin aşırı derecede duyulan nefret duygusu yine aşırı derecede olan sevgi gösterileri ile gizlenebilir. Fakat tepki oluşturma, genelde aşırı ve ısrarcı olan tutumlarından dolayı temiz ve saf duygulardan kolaylıkla ayırt edilebilir.

8. Gerileme (Regression):

Gerileme, kişinin erişmiş olduğu gelişim düzeyinden daha önceki düzeylere dönmesidir. İki grupta incelenir:

- Yetişkin davranışlarından tekrar çocukluk davranışların dönme biçimiyle görülen gerileme,

- Egonun oluşumundan önceki dönemlere dönüş biçiminde gerçekleşen gerileme. Fakat bu şekilde görülen bir gerileme ağır bir gerilemelerdir ve psikozlarda görülür.

9. Saplanma (Fixation):

Bazı kişilerde egonun bazı bölümleri belli bir seviyede takılıp kalır ve gelişimine devam edemez. Böyle bir durum ise bu olgunlaşmamış kişilik öğelerinin varlıklarını bir ömür boyu sürdürmelerine neden olur. Saplanmanın kökenini açıklamak amacıyla geliştirilmiş kuramlardan birne göre bu savunma mekanizması, gelişim dönemlerinden birinde aşırı doyum sağlanması sonucu çocuğun bu dönemi bırakmak istemeyişi sonucu ortaya çıkar. Bir diğer kurama göre ise bu mekanizma: belli bir dönemde aşırı şekilde engellenmeye maruz kalma ve bunun sonucu olarak da doyum sağlayamama sonucu belirlenir. Fakat ne şekilde gerçekleşirse gerçekleşsin saplanma mekanizmasından dolayı gelişimine devam edemeyen kişilik öğeleri kişiliğin karakter yapısına katılarak bir ömür boyu o kişiyle beraber gelirler.

10. Yokumsama ve Düşlem (İnkar=Denial):

Eğer kişi karşı karşıya kaldığı çeştili tehlikelerle başa çıkamaz bir durumda ise yapacağı tek şey son çare olarak bu tehlikeleri yokumsamak yani inkar etmektir. Bu mekanizma iki şekilde işler:

- Düşlem içinde yokumsama. Bu türe daha çok çocuklarda rastlanmasına karşın normal yetişkinler tarafından da kullanılır. Kişi kendini güçlü, herkesin hayran olduğu bir kişi olarak ya da çektiği çeşitli acılardan ötürü hayranlık duyulan bir kişi olarak hayal eder.

- Söz ve davranışlarda yokumsama. Kişi karşısındaki gerçeğin ne olduğunu bilmesine rağmen böyle bir şey yokmuş gibi davranır.

İnkar, kişide kaygıların çoğaldığı zaman görülen bir mekanizmadır. Örneğin ailesi tarafından oldukça fazla ihmal edilen bir çocuk, bu durumu inkar ederek ailesinin onunla çok fazla ilgilendiğini söyleyebilir. Ya da bu ailesinin aslında gerçek ailesi olmadığını iddia ederek ve gerçek ana-babasının kendisini aslında çok sevdiğini öne sürebilir.

1.4. Psiko-Seksüel Gelişim Kuramı

Bu kurama göre, normal gelişim süreci içerisinde bireyin her türlü temel ihtiyacının karşılanması germektedir. Aksi takdirde bireyin kişilik gelişimi engellenir.

Freud kişilik gelişimini her biri ayrı bir kritik gelişim sürecini kapsayan beş ayrı dönemde incelemiştir. Bu dönemlerden birinde kişinin ihtiyaçları karşılanmazsa kişide o döneme karşı aşırı bir bağımlılık belirmekte ve bu durum da bir sonraki gelişim döneminin kişilik gelişimini etkilemektedir.

1.4.1. Gelişim Dönemleri

1.4.1.1. Oral Dönem (0-2 Yaş)

Oral dönem süresince çocuk çevresiyle olan ilişkisini genellikle ağız yoluyla sağlar. Bunun nedeni ise çocuğun bu dönemde başlıca duygu kaynağının ağzıyla besin almak olmasıdır. Bu dönemde çocuğun oral ihityaçları eksik ya da normalden fazla karşılanırsa bu dönem sağlıklı olarak atlatılmamış sayılır. Çünkü çocuk her iki durumda da bu döneme bağımlı kalıp ileride normal olmayan kişilik özellikleri gösterebilir.

1.4.1.2. Anal Dönem (2-3 Yaş)

Anal dönem süresince çocuk dışkısını tutmak ya da boşaltmak işlevleri üzerinde denetim kurar ve bunları kontrol altına alır. Yine bu dönemde çocuğa tuvalet eğitimi de uygulanır. Fakat tuvalet eğitiminin uygulanması sırasında annenin çocuğa karşı tavırları oldukça önem taşımaktadır. Zira Freud, bu süreçte gösterilecek iyi ya da kötü tavırların çocuğun ilerideki kişilik yapısını etkilediğini söylemektedir. Annenin tuvalet eğitimi sırasında çocuğa olumsuz davranması çocuk tarafından iki ayrı tepkiyle karşılanabilir:

- Çocuk annesinin kendisinden tam olarak hazır olmadığı bir takım şeyleri yapmasını beklediğini düşünür ve burum karşısında annesine öfkelenir. Bu öfkeyi de sık sık dışkısını yapıp annesini çileden çıkartmak yoluyla annesini protesto ederek gösterir. Böyle bir durum ileride çocuğun anal saldırgan ya da anal tepkici olmasına neden olur. Eziyet etme eğilimi, kızgınlık nöbetleri, pasaklılık gibi olumsuz davranışlar bu özellikler arasında sayılabilir.

- Çocuk annenin cezalandırmasından ya da onun onayını kaybetmekten çekinir ve dışkısını bağırsaklarında tutma yoluna gider. Bu durum ise ileride çocuğun anal tutucu karakter yapısında olmasına yol açar. Böyle bir çocuk ise yetişkin yaşamında duygularını dışarıya vuramayan, yaşamak yerine yerine yaşayanları izleyip onları eleştiren bir kişilik yapısına sahip olur.

1.4.1.3. Fallik Dönem (3-6 Yaş)

Fallik dönemin belirlenmesi, çocuğun cinsel bölgelerinin uyarılmasından heyecan duyması ve cinselliğe karşı aşırı bir ilgi geliştirmesiyle gerçekleşir. Erkek çocuk 3 yaşına geldiğinde kendisinin anneye benzemeyip babaya benzediğni, kız çocuk ise bunun tam tersinin olduğunu fark eder ve karşı cinsten olan ebeveyne karşı ilgi geliştirmeye başlar. Bu dönem, ana-baba-çocuk ilişkisi uyumlu bir düzeyde ise hiçbir iz kalmadan atlatılır. Fakat ana-baba, çocuğu suçlayıp cezalandırırsa çocuk içinde bulunduğu suçluluk duygusunu çözemez ve bu durum onun ileriki yaşlarına kadar geçmeycek izlerin oluşmasına neden olur.

1.4.1.4. Latent (Gizil) Dönem (6-12 Yaş)

Bu dönemde, fallik dönemde görülen aşırı cinsel dürtüler durgunlaşmıştır. Artık okul çağına gelen erkek çocuk erkek arkadaşlarıyla kendi oyunlarını oynarken kız çocuk da kız arkadaşlarıyla kendi oyunlarını oynamaktadır. Bu durum ise erkek ve kadın biçimindeki toplumsal rollere hazırlığın başladığını göstermektedir. Bu dönemin sağlıklı bir şekilde atlatılamaması çocuğun içsel dürtülerinin denetimini sağlayamaması ya da aşırı bir denetim mekanizması geliştirerek kendisinde obsesif karakter yapısının yerleşmesi gibi sonuçlar doğurabilir.

1.4.1.5. Genital Dönem (12-Genç Yetişkinlik)

Bu dönemde cinsel yönden olgunlaşmaya başlayan genç, çocukluk döneminden çıkar ve artık çocuk sahibi olabilecek bir cinsel olgunluğa erişmeye başlar. Latent dönemde örtülü olan cinsel içerikli enerji bundan böyle cinsel organlar ve cinsel ilişki üzerinde odaklanmaya başlamıştır. Bu dönemin amacı ise ana-babanın bağımlılığından kurtulup dışarıdaki karşı cinsten olan kişilerle olumlu ilişkiler geliştirebilmeyi öğrenmektir.

2. PSİKO-SOSYAL GELİŞİM (ERİK ERİKSON)

Freud'un kuramını ergenlikten sonrası içinde devam ettiren Erikson, insanın gelişimini sekiz ayrı dönemde ele almıştır. Erikson'da Freud gibi gelişimde kritik dönemlerin varlığına inanmıştır. Ancak Erikson Freud'un psiko-seksüel kavramında açıkladığı cinsel ve içgüdüsel dürtülerin yerine soyal ve çevresel etkenleri ön plana almış ve kuramlarını bu kavramlarla açıklamıştır.

Erikson; her dönemde, sağlıklı bir kişilik kazanılması için, atlatılması lazım gelen bir çatışmanın olduğunu vurgulamaktadır. Bunu yanı sıra bir dönemde başarıyla atlatılan bir çatışma kendisinden sonraki dönem için de sağlıklı bir temel oluşturur. Fakat Erikson'a göre bir dönemde yaşanılan kriz başarısızlıkla sonuçlandıysa Freud'un açıkladığı gibi kişi o döneme takılıp kalmaz. Bunun yerine o dönemde yaşanan problemler, kişi onları çözünceye kadar devam eder ve ona sorun çıkarırlar.

2.1. Gelişim Dönemleri

2.1.1. Temel Güvene Karşı Güvensizlik (0-2 Yaş)

Bu dönemde çocuk, dış dünyaya güvenip güvenemeyeceği konusunda temel duygular edinir. Yine bu dönemde, çocuğun ihtiyaçları annesi ya da annesi yerine herhangi bir yetişkin tarafından karşılanır. Çocuğun çeşitli ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü kişi eğer çocuğa ilgi gösterir, ihtiyaçlarını tam olarak karşılar, onu sever, okşar ve ona sıcaklığını hissetirirse çocuk kendisine bakan kişiye ve onunla birlikte tüm dış dünyaya karşı bir güven duygusu geliştirir. Aksi takdirde ise çocuk hem kendisine hem de dış dünyaya karşı güvensizlik duyar ve bu durum ileride uygun bir şekilde çözüme kavuşturuluncaya sorun olmaya devam eder.

2.1.2. Bağımsızlığa Karşı Kuşku ve Utanç (2-3 Yaş)

Bu dönemde çocuğun anneye olan bağımlılığı yürümeyi ve konuşmayı öğrenmesi ile azalmaya başlar. Çocuk bu gelişim sürecinde fiziksel olgunlaşmayla doğru orantılı olarak kendi kendine giyinmeyi, yemek yemeyi, tuvaletini kontrol etmeyi de öğrenir. Bütün bu gelişmeleri gösteren çocuk, anneye olan bağımlılığı azalıp kendi bağımsızlığını kazandıkça bundan zevk almaya başlar. Bu sebeple bu dönemde çocuğa kendi hareketlerini kontrol etme imkanı sağlamak çocuğun bağımsızlık duygusunun gelişmesine de katkıda bulunacaktır. Bunun aksi gerçekleştiğinde yani çocuğun bağımsız olarak davranması engellendiğinde ise çocuk kendi kapasitesine yönelik kuşkular içerisine düşecek ve utanç duyacaktır. Ayrıca çocuğun hemen her hareketini cezalandırıp mükemmel bir davranış biçimi elde etmeye çalışan ana-babanın bu tutumu da çocukta "tek başına hiçbir şey beceremem" duygusunun oluşmasına sebebiyet verecektir. Bütün bu olumsuz durumlar ise çocuğun ileride kendine güvenemeyen ve kendi başına karar veremeyen bir kişi haline gelmesine yol açar.

2.1.3. Girişkenliğe Karşı Suçluluk Duygusu (3-6 Yaş)

Bu döneme varıldığında çocuk artık bağımsız bir biçimde hareket edebilmetedir. Bununla birlikte çocuğun, etrafında gerçekleşenlere karşı merakı da artar ve çocuk bu merakını gidermeye yönelik sorular sormaya başlar. Ayrıca bu dönemde cinsiyet farklılıklarını da keşfeden çocuk bununla ilgili de sorular sormaya başlar. Fakat çocuğun sorduğu sorular yüzünden onu azarlamak, suçlamak, cezalandırmak gibi olumsuz yaklaşımlar çocukta suçluluk duygularının gelişmesine yol açacaktır. Bu da çocuğun araştırma girişimlerinden vazgeçip kabuğuna çekilmesine neden olacaktır. Bu dönemde çocuklarının sorduğu soruları olumlu bir şekilde karşılayıp yine çocuklarının anlayacağı şekilde cevaplayan ebeveynler ise bu dönemi başarı ile atlatmış ve bir sonraki döneme de sağlıklı bir ilerleyiş başlatmış olurlar.

2.1.4. Çalışma ve Başarılı Olmaya Karşı Aşağılık Duygusu (6-12 Yaş)

Bu döneme girmiş olan çocuk için oyun oynamak bir anlamda eskide kalmış ve artık çocuk, yeni bir şeyler üretmek, yaptığı işlerde başarılı olmak ve elde ettiği bu başarılarla yetişkinlerden ve arkadaşlarından beğeni toplamak isteğine kapılmıştır. Kalkıştığı işlerde başarı sağlayan çocuk ise kendine olan güvenini geliştirir ve bu da beraberinde yeni bir şeyler başarma veya üretme arzusunu getirir. Bunun yanı sıra giriştiği işlerde başarısızlığa uğrayan veya yetişkinler ya da arkadaşları tarafından yaptığı işleri küçümsenen çocuk ise yaptığı şeylerin değersiz olduğu inancına kapılır ve bu konudaki özgüveninini yitirir. Bütün bu sebeplerden dolayı da öğretmenler, ilkokul çağında olan bu yaştaki çocuklara altından başarıyla kalkabileceği işleri vermeli başarılarını takdir edip küçük hatalarını görmezden gelerek onlara gerekli özgüveni kazandırmalıdırlar.

2.1.5. Kimlik Kazanmaya Karşı Kimlik Karmaşası (12-18 Yaş)

Çocukluktan yetişkinliğe bir geçiş olarak kabul edilen ergenlik döneminde çocukta gerçekleşen biyolojik ve fizyolojik pek çok değişiklikler onun çocuk olarak girdiği bu dönemden bir yetişkin olarak çıkmasını sağlar. Ergen bu dönemde "Ben kimim?" sorusu başta olmak üzere pek çok soruya cevap aramaktadır. Bütün bu sorulara cevap bulabilmek için de kendisini anlayan, eleştirmeyen ve kendisine model olacak bir yetişkine ihtiyaç duyar. Ergen birey eğer böyle bir özdeşim modelini bulabilirse bu dönemi sağlıklı bir kimlik geliştirerek atlatabilir. Aksi gerçekleştiğinde ise ergen, yetişkinlerden soğuyarak akran grubuna yönelir.

Erikson'a göre bu dönemde kimlik sorununu çözebilen bir kişi; kendine güvenen, kendinden emin bir kişi olarak yaşamına devam ederken kimlik sorununa çözüm bulamayan birisi ise oluşacak olan rol karmaşasını yaşamının ileriki süreçlerinde çözene kadar yaşayacaktır.

Bu dönemde anne, baba ve öğretmenler ergene bir çocukmuş gibi davranmaktan ziyade bir yetişkinmiş gibi davranmalıdırlar. Ayrıca yine bu dönemde arkadaş grubunun sözü ergenin üzerinde ana-babasından ve öğretmeninden daha etkili olduğundan ergen bir bireyle iletişim kurmanın en iyi yolu onun arkadaş grubunu yanına alarak iletişim kurmayı denemektir.

2.1.6. Yakınlığa Karşı Yalnızlık (18-26 Yaş)

Ergenlik dönemindeki kimlik sorununu başarıyla çözmüş olan bir birey bu dönemi başarıyla geçebilmek için yeterli temele sahip demektir. Kişi bu dönemde kimliğini kaybetmekten korkmayıp diğer insanlarla yakın ilişkiler kurar. Bununla birlikte karşı cinslede ilişkiler kurup bir aile sahibi olmaya doğru yönelir. Fakat bu dönemde birey sorumluluk almaktan kaçınıp, yakın ilişkiler kuramazsa yalnızca yüzeysel ilişkilerde bulunacak ve yalnız kalacaktır.

2.1.7. Üretkenliğe Karşı Durgunluk (Orta Yetişkinlik)

Erikson'a göre birey, topluma yarar sağlayabildiği ve yeni kuşaklara rehber olabildiği sürece üretkendir. Bunun aksi bir durumda ise kişi kendini işe yaramaz olarak hissedip durgun bir yaşam sürebilir.

2.1.8. Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk Duygusu (İleri Yetişkinlik)

Bu dönemde geçmiş yaşamını başarıyla ve istediği doğrultuda geçirmiş kişiler bundan ötürü kendisiyle övünürlerken ve aksi bir şekilde yaşamış olan kişiler ise bu döneme vardığında hayatını boşa geçrdiğine inanır ve huzursuz olurlar.

3. BENLİK KURAMI (CARL ROGERS)

Carl Rogers, insan doğasına iyimser yaklaşan bir psikoloktur ve ona göre insan doğumundan itibaren mutluluğu aramaya başlar. Gelişmek ve doğru değişmek insanın doğasında vardır.

Rogers'a göre kişinin kendisine ve kendisi ile doğrudan ilişkili olan herkes ve her şeye dair düşüncelerinin, duygularının, değer ve kanılarının kompozisyonundan oluşan ve kişiliğin öznel yanı olan benlik yapısının oluşumu, benliğin merkezini teşkil eden öz ben ile kişinin sahip olmak istediği benlik olan ideal benliğin bir araya gelmesiyle meydana gelir.

Ben kavramı psikanalitik kuramdaki ego kavramıyla aynı anlama gelmektedir. Her ikisinin de görevi değerlendirme, karar verme, tasarlama ve eylemi gerçekleştirmektir.

Kişinin geliştirdiği benlik yapısı, çevre ile sürekli bir iletişim içerisinde bulunan öz benin bu etkileşimi ve bireyin soya çekimi doğrultusunda olup gelişir. Yani bir kimsenin davranış biçimini o kişinin benlik tasarımı ve çevresini algılama biçimi belirler. Bu nedenle birey, kendisi için en önemli kişiler olan anne, baba, öğretmen, arkadaş gibi yakınlarının davranışlarını inceler değer verilen davranışları benimserken değer verilmeyenlerden ise kaçınır.

Çocuğun yaşantıları kendisi için gerçeği yansıtmaktadır. Birey kendini gerçekleştirme eğilimine sahiptir. Bu nedenle de davranışları da bu amaca yönelik olarak gerçekleşir. Yaşantılar, kişinin amacına ulaşabilmesi konusunda olumlu ya da olumsuz olarak değerlendirilirler. Bu sebeple birey olumlu davranışların tekrarlanmasını isterken olumsuz davranışlardan ise kaçınma yoluna gitmektedir.

Kendini gerçekleştimeyi: "organizmanın tüm gizil gücünü geliştirme ve kullanma yönelimi" olarak açıklayan Rogers'a göre, kişinin yakın çevresiyle olan iletişimi onun kendini gerçekleştirme düzeyine etki eden en önemli etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Rogers, kendini gerçekleştirmeyi tüm davranışların temelinde yatan ana güdü olarak kabul etmenin yanı sıra özellikle hayatın ilk yıllarında iki ihtiyaca özel önem vermiştir. Bunlar "olumlu saygı" ve "benlik saygısı" ihtiyaçlarıdır.

Kendini gerçekleştirmeyi başarmış olan kimselere kapasitelerini tam olarak kullanan kişiler diyen Rogers, bu kişilerde dört özelliğin var olduğunu söylemiştir. Bu özellikler:

- Yaşantılara daha açık olma,

- Daha varoluşsal bir hayat sürme,

- Organizmaya daha fazla güven duyma,

- Daha tam olarak fonksiyonda bulunma olarak karşımıza çıkar.

İnsancı görüşün bir diğer temsilcisi de Maslow'dur. Maslow sağlıklı bir kişilik gelişimi için gerekli olan ihtiyaçların piramit biçiminde bir hiyerarşisini ortaya koymuştur.

Bu piramidin en tepesinde kendini gerçekleştirme ihtiyacı vardır. Fakat kişide bu ihtiyacın ortaya çıkabilmesi için daha önce alt basamaklardaki ihtiyaçların yeterli ölçüde doyurulması gerekmektedir. Çünkü Maslow'a göre bir basamaktaki temel ihtiyaç yeterince doyurulmadığı sürece bir üst basamağa ait olan ihtiyaç ortaya çıkmaz.

Piramidin en üst basamağında yer alan "kendini gerçekleştirme" ye herkes ulaşamayabilse de bu basamağa ulaşanların özellikleri Maslow tarafından şöyle belirtilmiştir:

- Gerçeği olduğu gibi algılayabilme.

- İçten geldiği gibi davranabilme.

- Bir probleme dönük olmak.

- Kendine yeterli olma.

- Çevreden bağımsız olma.

- Takdir edilme.

- İnsanlıkla özdeşleşme.

- Demokratik bir karakter yapısına sahip olma.

- Nüktedanlık.

- Üretkenlik.

- Sosyal kalıplaşmaya karşı direniş.

4. BİREYSEL PSİKOLOJİ (ALFRED ADLER)

Freud'un ilk çalışma arkadaşlarından biri olan Alfred Adler daha sonraları Freud'dan ayrı olarak çalışmalarına devam etmiştir.

Adler, Freud'un aksine bireyi toplumsal etmenlerin güdülediği görüşünü savunmuştur. Adler'e göre toplumsal bir varlık olan insan, diğer bireylerle ilişki kurmak ihtiyacı içerisindedir ve bundan dolayı da kendinden çok topluma yönelik bir yaşam biçimi geliştirir.

Adler'in kişilik kuramına yaptığı bir diğer önemli katkı ise üretici benlik kavramıdır. Adler benliği yorumlama yeteneği olan ve organizmaya anlamlı bir yaşam sunmak için çalışan bir dizge olarak tanımlamıştır. Benlik organizmaya bu anlamlı yaşamı sağlayabilmek adına aralıksız olarak bireyin kendine özgü yaşam biçimine doyum sağlayacak yaşantıları arar. Bulamadığı zaman ise kendisi üretmeye çalışır. Bilinçli bir varlık olan insan, davranışlarının nedenlerinin, eksiklerinin ve neyi hedeflediklerinin genellikle bilincindedir.

Adler'e göre kişinin davranışlarının gerisindeki yönetici güç üstünlük ve başatlık içgüdüsüdür. Kişi karşılaştığı herhangi bir nesneyi ya da canlıyı hakimiyeti altına alıp ona hükmetmek isteği içerisindedir. Bu güdünün herhangi bir yolla engellenmesi ise kişide yetersizlik ya da aşağılık tasası oluşmasına yol açar. Adler ilk olarak bu içgüdüyü engelleyen nedeni bedensel nitelikler açısından elverişsiz bir ayrıcalık göstermek olarak tanımlamıştır. Fakat daha sonra bu nedenin yanında fakirlik, azınlık olmak, yetersiz eğitim ve görgü gibi etmenleride üstünlük ve başatlık içgüdüsünü engelleyen nedenler arasında göstermiştir.

Adler, her insanın doğuştan itibaren geliştirdiği bir eksiklik duygusunun var olduğunu ileri sürmektedir. Bebeklik döneminden başlayan ve çocukluk dönemi boyunca süren çevreye bağımlı olma durumu kişiyi hayatına bu duyguyla başlamaya iter. Bundan dolayı da birey hayatı boyunca önceleri kendisine üstünlük kurmuş olan kişilere ve doğal güçlere egemen olup onlara gücünü ispatlamaya çalışır. Başka bir değişle kişi "kusursuz" bir varlık olma çabası içerisindedir.

Adler'e göre her insanda olan ve ölüme kadar da varlığını sürdüren eksiklik duygusu "normal" bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca bu duygu kişiyi güdüleyerek harekete geçmesini de sağlar. Fakat yetersiz bir ortamda yetişmiş olan biri için, normal karşılanan bu eksiklik duygusu daha yoğun yaşanabilir ve "eksiklik karmaşası"na dönüşebilir.
 
Paylasım icin tesekkurler.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst