melankolıa18 1
melankolıa18
shrpnl 1
shrpnl
Fethi Polat 1
Fethi Polat
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Best Studio 1
Best Studio
Agora Metin2 1
Agora Metin2
raderde 1
raderde
Cannn6161 1
Cannn6161
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Matematik ne işe Yarar ?

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan MurtaghSha
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 2K

MurtaghSha

Level 6
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
11 Eki 2008
Konular
521
Mesajlar
1,176
Reaksiyon Skoru
97
Altın Konu
0
TM Yaşı
17 Yıl 8 Ay
Başarım Puanı
180
Yaş
31
MmoLira
-668
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

Matematik Öğretimi Ne İşe Yarar?

Arkadaşlar Google'da gezinirken lisede/dersanede matematik öğretmenim olan sayın Ali Törün'ün bir yazısına denk geldim. Daha önce -ve sonra- rastlamadığım kişiliği ile Ali Törün hocamın benim için hep farklı bir yeri olmuştur. Ayrıca kendisinin içimdeki matematik sevgisinin uyanmasında büyük rolü olmuştur, bu yüzden O'ndan ders aldığım için kendimi hep şanslı hissederim. Kendisine buradan sevgilerimi gönderiyorum.

Adnan Menderes Üniversitesi Matematik Topluluğu'nun sitesinde bulduğum yazı, matematiğin günlük yaşamımıza olabilecek etkilerinden bahsediyor. Ben de bu güzel yazıyı sizlerle paylaşmak istedim:

Tahtada basit bir sayı probleminin çözümü vardı; iki asal sayının toplamı 103 ise farkları kaçtır? Problemin çözümünde çok bilinen bir akıl yürütmeyi kullanmıştık. 103 tek sayı olduğuna göre bu iki asal sayının ikisi de tek sayı olamaz.biri tek, diğeri çift sayıdır. O halde asal ve çift olan sadece 2 olduğuna göre sayılarımızdan birisi 2, diğeri 101'dir. Problemini çözümünü bu şekilde yaptıktan sonra öğrencilerimden biri, "ne güzel bir soru" dedi. Ben de onaylayarak, çok basit ama zarif bir kurgusu olduğunu, matematiğin böyle güzelliklerle dolu olduğunu söyledim. Diğer bir öğrenci, "Ben güzel bir şey göremiyorum, sizlerin bu kadar etkilenmenize de şaşırıyorum öğretmenim, yıllardır niye matematik öğrendiğimizi, matematiğin ne işe yaradığını soruyorum" dedi. Bu sorularla hemen her girdiğim sınıfta yıllarca karşılaştığımdan böylesi bir tepkiye yabancı değildim. Daha önceden olduğu gibi bu kez de matematik ne işe yarar sorusuna, müzik ne işe yarar, şiir ne işe yarar gibi sorularla ironik bir yanıt verdim. Matematiğe ne işe yarar penceresinden bakmanın doğru olmadığını savundum. Onun yerine "Dünyada matematik öğretimi neden yapılır? Neden matematik var?" diye sormanın daha doğru olacağını söyledim ve zil çaldı, ders bitti. Teneffüse çıkarken söylediğim birkaç kaçamak cümlenin öğrencimi tatmin etmediğini fark etmenin huzursuzluğunu yaşıyordum. O yüzden hep yazmayı düşündüğüm böylesi bir yazıyı kaleme alma ihtiyacını her zamankinden daha çok hissettim ve öğrencimle konuşurcasına düşünmeye başladım.

Öğrencilerin matematiğin kendisinden çok, matematik öğretiminden yakındıklarının farkına vardım. Aslında ülkemizdeki matematik öğretiminin ezberci, bellemeye yönelik olduğunu düşündüğümüzde böyle bir tepkiyi yadırgamamalıyız. Peki, neyi amaçlar matematik öğretimi? Bugünkü noktadan baktığımda, tümdengelimci bir yaklaşımla, matematiğin amacının mühendislik bilimlerinin, teknolojinin ve günlük hayattaki diğer alanların gereksinim duyduğu matematik bilgisini kazandırmak olduğu düşünülebilir ve doğrudur da... ancak "bugün" üzerinden değil de, tümevarımcı bir yaklaşımla, matematiğin "var edildiği" ilk çağlara dönelim... Matematik, nasıl bir ihtiyaca karşılık varlığında insan bilincinde göstermiştir? Bu çağlarda insan, kendi varlığını sorgularken felsefeyi, doğayı sorgularken astronomiyi keşfetmiştir. İnsanın belki yaşamı sürdürmesinde değil, ama yaşamı sorgulamasında ihtiyaç duyduğu soyutlama gücü de matematiği var etmiştir. Soyut düşünebilen insan matematiğin sonsuzluğunu keşfederken, matematikte insanın soyut düşünebilmesini geliştirmiştir. Tarihe baktığımızda insanın soyutlanabildiğince insanlaştığını görürüz. Sıfır sayısını hiç düşündünüz mü? Hep var mıydı sıfır sayısı? Yüzyıllar önce Hindistan?da bulunduğu sanılan sıfır sayısı insanın soyutlama gücünün dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. Soyut düşünebilen bir kişi, neden sonuç ilişkileriyle araştıran, inceleyen, kuşku duyan, kendini ve çevresini sorgulayan, keşfetme sezgisi olan kişidir. Okul matematiğinin öncelikle amacı da insanlarda soyut düşünebilmeyi geliştirmektir. Hemen her ülkenin eğitim sisteminde en temel ders olarak yer alan matematik, soyutlamam gücü olan insanların yetiştirilmesini hedefler.

Matematik öğretimi soyut düşünebilmeye nasıl katkı sağlar? Bir matematik probleminde izleyebileceğimiz yolu kabaca şöyle bir düşünelim (bu problem, yazının başındaki basit sayı problemi de olabilir). Öncelikle problemi anlamaya çalışırız (adsal sayıların özelliklerini, bu iki sayının toplamının 103 olarak verilmesinin ne anlama geldiğini düşünürüz). Verilenlerle bilinmeyen arasında ki ilişkiyi kurgularız (farklarının soruluyor olması nedeniyle iki sayınında bulunmasının gerekip gerekmediğini araştırırız). Eğer bir ilişki bulunamıyorsa, bazı yardımcı problemleri düşünmek zorunda kalırız (sayılarla ilgili daha önce çözdüğümüz problemleri hatırlamaya çalışırız). Sonunda çözüm için bir yol ya da bir plan elde etmiş olmamız gerekir. Planı uygularız ve elde ettiğimiz çözümü inceleriz.

Matematik problemlerinin çözümünde izlenen bu basit adımların içinde soyut düşünebilmenin temel öğeleri olan, araştırma, sezgi, yaratıcılık, keşfetme gibi kavramların olduğu açıkça görülüyor sanırım. Bir hekim hastasıyla yaşadığı sorunu çözmede, gürültülü bir sınıfta ders işlemeye çalışan bir öğretmenin sessizliği sağlama çabasında, bir teknikerin elektronik bir cihazı tamir edişinde izlediği yol bir matematik probleminin çözümünde izlenen yoldan çok farklı olmasa gerek. Bu noktada matematik öğretiminin günlük hayatımızdaki karşılığını yalın bir biçimde açıklayan Reyyan Ayfer'in şu sözlerini aktarmak isterim: "(?) Matematik eğitimi alınca insanın hayatına neler katılıyor? Birincisi, bir kere disiplin getiriyor. Problem çözme yeteneklerimizi geliştirmeyi sağlıyor. Problem çözme deyince akla sadece matematik problemi çözmek gelmemeli. Yani sabah kalkıyorsunuz, problemle karşılaşıyorsunuz. Nasıl bir problem? Bir sürü iş yapılacak: Yumurta pişecek, süt ısıtılacak, küçük giydirilecek, siz bu arada giyineceksiniz, eşyalarınızı toplayacaksınız, anahtarlarınızı unutmamanız lazım. Çok kısa bir zaman dilimi içinde işte bunları doğru sıralamanız lazım. Hangisini önce yapmalı, o olurken o aradaki vakit nasıl değerlendirilmeli?" bile bir disiplin, bir düşünme gerektiriyor. Bu disiplini matematik eğitimi kendi verdiği yöntemlerle size sağlıyor. O yöntemleri siz hayatınızın her adımında kullanmaya başlıyorsunuz."

Matematiksel çalışma; varsayımlar oluşturma, sonuç çıkarma, kanıtlara ulaşma, hipotezler kurup bunları teoremlerle destekleme temeline dayanır. Bu becerileri geliştirmek okul matematiğinin esas amaçlarından biridir. Yoksa matematik okulda öğrendiğimiz ve yetişkin olur olmaz tamamen unuttuğumuz birkaç aritmetik oyundan oluşmaz. Öyle olsaydı tüm dünyada insanların matematik eğitimi gibi bu kadar uzun ve zahmetli bir uğraş içinde olamamaları gerekirdi. "Matematik genelde öğrencilerin pek hoşuna gitmez, neden 'korkunç'tur matematik?" sorusuna dünyaca ünlü matematikçimiz Cahit Arf, "Belletmeye çalışırlar da onun için. Halbuki bellemek değil,anlamak keşfederek anlamak gerek matematiği." diye yanıt verir. Gerçekten de okullarımızda matematik öğretimi, gerek üniversiteye giriş sınavı, gerekse Meb'in çağa uygun olmayan müfredat programları yüzünden anlamaktan çok bellemeye yöneliktir. Örneğin Öklid geometrisinin en temel teoremlerinden biri olan üçgenin iç açılarının ölçüleri toplamının 180 derece olduğunu her öğrenci bilir ancak kanıtlama ihtiyacı hissetmez. Oysa biraz düşünen, birkaç basit aksiyomu bilen herkes bu teoremi küçük bir çabayla kanıtlayabilir. Böylesi basit bir teoremi bile kanıtlama yerine bellemeyi tercih eden, kanıtlama isteği, sezgisi olmayan birisinin günlük hayatta karşılaştığı bir sorunu algılayıp çözmede, içinde veya dışında yer aldığı bir olayda sorunlar yaşaması kaçınılmaz olacaktır. Çünkü olayların, sorunların nedenlerinden çok sonuçları üzerinde duran, gördüğü bir fotoğraf karesi olarak algılayan o fotoğrafın oluşumunu düşünmeyen zihinsel yapıya sahiptir.

Mesleği bakımından matematiğin çok uzağında görünen ünlü oyun yazarımız Haldun Taner yukarıdaki bu durumu ne güzel açıklıyor: "Türkiye?nin bazı alanlarda orta çağ çıkmazlarına saplanıp kalışının, ipe sapa gelmez yanıltmacalar içinde yokuş aşağı gidişinin özü, esası unutup sen ben dalaşına girişinin kökeninde matematik düşünce yoksulluğu yatıyor bence. Matematik düşünce disiplini hor görüldüğü için az ve öz yerine bol ve boş konuşuluyor."

Bu sözler üzerine, düşünüyorum, acaba soyut düşünebilme yeteneği gelişmiş bireylerden oluşmuş bir toplumda, seçimlerden üç ay önce kurulmuş, konser arası siyaset yapan, miting aralarında döner kebap dağıtıp milyarlarca lira harcayan bir liderin öncülüğündeki parti 2 milyon beş yüz bin kişiden oy alabilir miydi? Düşünüyorum, acaba görsel ve yazılı bir medyada kirliliği yaratanlar, insan yaratıcılığının estetik açıdan en güzel ürünlerinden biri olan matematiğin biraz olsun farkında olabilseydiler bugün olayları değil de kişileri tartışıyor olur muyduk? Düşünüyorum, acaba akşam televizyon kanallarında izlediğimiz tartışmalarda karşısındakini dinlemeyen, karşısındaki konuşmacı konuşurken ne söyleyeceğini düşünen daha doğrusu düşünmeyen insanlar olur muyduk? Düşünüyorum, acaba matematiği belleyerek değil de keşfederek, anlayarak öğrenebilseydik sosyal belleği bu denli zayıf insanlardan oluşan bir toplum olur muyduk? Bu düşüncelerim okur tarafından abartılı bulunabilir, sanki matematiğin sihirli bir değnek olduğu, bütün sorunları çözebilecek bir güç gibi gösterildiği sonucu çıkarılabilir. Mutlaka insanların yaşadığı sorunlarda ve çözümlerinde ekonomik, sosyal, psikolojik etkenler en önemli rolü oynuyor. Ancak soyutlama gücü zayıf, neden-sonuç ilişkisini kurgulayamayan, matematiği gerektiği gibi yaşayamayan insanların çoğunlukta olduğu toplumlarda bilimin, sanatın, siyasetin, inançların sağlıklı biçimde yaşanamayacağını belirtmek yanlış olmaz sanırım.

Bu yazının "matematik öğretimi ne işe yarar?" sorusuna karşılık bir savunma yazısı olduğunun farkındayım. Matematiğin entelektüel, sanatsal ve güzel yanından söz etmek mümkün olamadı. Başka bir yazı da matematiğin "güzel" yanını anlatabilmeyi umuyorum. "İyi bakıldığı zaman matematik sadece doğruyu değil yüksek bir güzelliği de içerir" diyen ünlü düşünür Bertnard Russell'ın, insanın matematik öğrenmesi gerektiğini açıklayan sözleri son söz olsun isterim. "(?) Arzu edilen şeyin sadece yaşamak olgusu olmayıp, yüce şeyler üzerinde düşünerek yaşamak sanatı olduğunun hatırlanmasında yarar vardır."
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst