- Katılım
- 23 Ocak 2016
- Konular
- 8,370
- Mesajlar
- 18,384
- Online süresi
- 4mo 19d
- Reaksiyon Skoru
- 4,080
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 506
- MmoLira
- 39
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Bilimsel psikoloji tarihinin ilk dönemlerinin büyük bölümünün bilinçle ilgilendiğine dikkat etmiştik. 19. yüzyılın son dönemlerinin deneysel psikologları uygun tek çalışma alanının bilincin içeriği olduğuna ve bu nedenle psikolojinin ilk dönemlerindeki temel çalışma odağının bilinç deneyimlerinin analizi olduğuna inanmışlardı. Davranışın bilinçaltı belirleyicileri hakkında çok az düşünce söz konusuydu.
Benzer şekilde, ampirik filozoflar da yeni psikoloji için bilinç deneyimlerine yönelik bir arka plan hazırlamışlardı. Bununla birlikte, psikolojinin öncülerinden veya onun felsefesini oluşturanlardan olan hiç kimse bilinçli zihinsel deneyimler üzerinde özellikle odaklanmamıştı. Bazıları bilinçaltı süreçlerin önemine inanmıştı. Bilinçaltının etkisine ilişkin düşünceler Platon'a dek uzanmasına rağmen, konu hakkındaki son düşünceler 17. yüzyıldan sonra Descartes'ı izledi.
18. yüzyılın ilk dönemlerinin Alman matematikçisi ve filozofu Gotfried Wilhelm Leibnitz (1646-1716) monadoloji (monadology) teorisini geliştirdi. Leibnitz'ın tüm gerçekliğin bireysel elementleri olarak düşündüğü monadlar fiziksel olmayan atomlardı. Hatta bunlar kelimenin tam anlamıyla maddesel bile değildi. Her bir monad yayılmayan bir ruhsal varlıktı. Leibnitz her bir monadın doğası gereği ruhsal olmasına rağmen bazı fiziksel madde özellikleri de taşıdığı üzerinde ısrarla durmuştu. Bunların yeteri kadarı bir bütün içerisinde toplandığında büyümeyi oluştururlardı.
Monadlar hareket ve enerjinin kaynağıdır. Genel olarak algıya benzetilebilirler ve bilinçaltıyla aynı türdendirler. Leibnitz zihinsel-ruhsal olayların (monadların faaliyetlerinin) anlaşılırlık veya bilinç dereceleri bakımından farklı olduklarına, tamamen bilinçaltı olandan en açık veya kesinlikle bilinçli olana dek sıralandığına inanmıştı. Bu nedenle bilincin daha küçük dereceleri minyon algılar (petites perceptions) olarak adlandırıldı. Bunların bilinçli gerçeklenmesine tamalgı (apperception) denildi.
Benzer şekilde, ampirik filozoflar da yeni psikoloji için bilinç deneyimlerine yönelik bir arka plan hazırlamışlardı. Bununla birlikte, psikolojinin öncülerinden veya onun felsefesini oluşturanlardan olan hiç kimse bilinçli zihinsel deneyimler üzerinde özellikle odaklanmamıştı. Bazıları bilinçaltı süreçlerin önemine inanmıştı. Bilinçaltının etkisine ilişkin düşünceler Platon'a dek uzanmasına rağmen, konu hakkındaki son düşünceler 17. yüzyıldan sonra Descartes'ı izledi.
18. yüzyılın ilk dönemlerinin Alman matematikçisi ve filozofu Gotfried Wilhelm Leibnitz (1646-1716) monadoloji (monadology) teorisini geliştirdi. Leibnitz'ın tüm gerçekliğin bireysel elementleri olarak düşündüğü monadlar fiziksel olmayan atomlardı. Hatta bunlar kelimenin tam anlamıyla maddesel bile değildi. Her bir monad yayılmayan bir ruhsal varlıktı. Leibnitz her bir monadın doğası gereği ruhsal olmasına rağmen bazı fiziksel madde özellikleri de taşıdığı üzerinde ısrarla durmuştu. Bunların yeteri kadarı bir bütün içerisinde toplandığında büyümeyi oluştururlardı.
Monadlar hareket ve enerjinin kaynağıdır. Genel olarak algıya benzetilebilirler ve bilinçaltıyla aynı türdendirler. Leibnitz zihinsel-ruhsal olayların (monadların faaliyetlerinin) anlaşılırlık veya bilinç dereceleri bakımından farklı olduklarına, tamamen bilinçaltı olandan en açık veya kesinlikle bilinçli olana dek sıralandığına inanmıştı. Bu nedenle bilincin daha küçük dereceleri minyon algılar (petites perceptions) olarak adlandırıldı. Bunların bilinçli gerçeklenmesine tamalgı (apperception) denildi.

