- Katılım
- 7 Eki 2010
- Konular
- 9,213
- Mesajlar
- 34,101
- Reaksiyon Skoru
- 4,131
- Altın Konu
- 1
- Başarım Puanı
- 400
- TM Yaşı
- 15 Yıl 6 Ay 18 Gün
- MmoLira
- 183
- DevLira
- 0
Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!
JOHN BROADUS WATSON
EDWARD THORNDIKE
DAVRANIŞÇI ÖĞRENME KURAMLARI
Bazı psikologlar için zihinsel süreçler önemli değildir. İnsan zihninde meydana gelen bu faaliyetlerin gözlenebilmesi ve önceden tahmin edilmesi nerdeyse imkansızdır. Bu görüşe sahip olan düşünürler zihinsel süreçlerin önceden tespitini göz ardı etmektedir. Bu psikologlar için önemli olan insanların somut, tekrarlanan ve gözlenebilen tutum ve davranışlarıdır. Bu bağlamda çalışmalarını nesnel ve nicelikli temellere dayandıran ve insan davranışlarının gözlem ve saymaca yoluyla ölçümleyen bu araştırmacılara davranış bilimciler, araştırma yöntem ve kuramlarına da davranışçı yöntem ve kuramlar denilmektedir.
Davranışçılık yaklaşımı ve ekolünün gelişimi dönemdaşı ekollerin gelişimi gibi bir yönüyle psikolojiyle ilintilidir. Psikolojinin bağımsız bir alan olarak benimsenmesi ve gelişmesi ardından ortaya çıkan ekollerden birisi de davranışçılık okuludur. Psikolojinin gelişim sürecine kısaca bakarsak; İnsan-hayvan davranışları ve bilişsel süreçleriyle ilgilenen psikoloji, yaklaşık 125 yıllık bir tarihi olduğu görülmektedir. Psikoloji, 1800'lerin sonu ve 1900'lerin başında felsefeden ayrılmasıyla bir bilim dalı haline gelmeye başlamıştır. Psikolojinin bilim olarak kabul görmesinin ardından konu ile ilgili değişik görüşleri benimseyen farklı farklı okullar ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilki yapısalcılık (structuralism) okuludur. Wilhelm Wundt ilk psikoloji laboratuarını kurduğu zaman psikolojinin konusunun bilinç ve bilinci meydana getiren zihinsel olaylar olduğunu ileri sürmüştür. Struktur, Almancada yapı, bünye anlamına gelmektedir. Psikoloji alanında ilk bilimsel çalışmalara girişen Wundt ve arkadaşları, bilinç olaylarının yapısal açıdan çözümlenmesi ile psikolojik olayların daha iyi anlaşılabileceğini ortaya atmışlardır. Yapısalcılar her öğenin bir duyum (sensation) olması gerektiğini düşünmüşler ve bu öğelerin incelenmesi için içebakış (introspective) dedikleri özel bir teknik kullanmışlardır. Bir başka okul ise Darwin'in evrim kuramından etkilenen ve kurucuları William James ve John Dewey olan işlevselcilik (functionalism) dir. James'in 1890' da yayınlanan (The Principles of Psychology) kitabı işlevci bakışı ortaya koyan klasikleşmiş bir eserdir. İşlevselciler, yalnızca zihin yapısını değil, davranışın ve zihinsel yaşamın uyumsal işlevlerini de incelemişlerdir. 1910'lu ve 1930'lu yıllarda John B. Watson tarafından ortaya atılan Pavlov ile Dashiel'in öncülüğünde geliştirilen davranışçılık (behavioralism) okulu ise içe bakış tekniğini tümüyle reddeder ve psikolojinin sadece davranışların incelenmesi ile sınırlandırılması gereken bir bilim olduğunu ileri sürer. Başka etkili bir okul ise Almanya'da Geştalt Psikolojisi`ni geliştirmiştir.Bu okul diğer okulların parçacı yaklaşımına karşı çıkar ve bu okulun psikologlarına göre davranışlarımız ve yaşantılarımız basit öğelerin birleşiminden oluşmaz. Bazı Geştalt psikloglarının hoşlandıkları bir deyişle "Bütün parçaların toplamından fazladır" (Whole is greater than sum of its parts).
Bu çalışmada davranışçı öğrenme kuramının kurucuları ve geliştirenleri olarak anılabilecek iki kuramcıya değinilecektir. Bunlar sırasıyla John Broadus Watson ve Edward Lee Thorndike`dır.
JOHN BROADUS WATSON (1878-1958)
“Bana yarım düzine sağlıklı çocuk ve onları yetiştireceğim kendi dünyamı verin, her birini hoşunuza gidecek insanlara dönüştüreceğimi garanti ederim.“ John B. Watson
John B. Watson (1878-1958) Düşünce davranış okulunu geliştiren ve öncülüğünü yapan Amerikalı psikologdur. Doğa bilimlerinde olduğu gibi psikolojide de yalnız somut ve gözlenebilir davranışlar ölçülebilmektedir. Oysa zihin yada bilinç nesnel bir gözlem alanı-ampirik bir ortam sağlayamadığı için bilimsel incelenme olanağını ortadan kaldırmaktadır. Zihinsel süreçlerin tespiti adına bu saptamaları yapan Watson: Psikolojinin araştırma ve inceleme alanının herkes tarafından görülebilen ve ölçülebilen davranışlar olması gerektiğini söylemektedir. Öyle ki; konuşma boğaz kaslarının hareketleri… düşünme sessiz konuşma… duygulanma ise organlardaki kas eylemlerinin… yansıması olarak tezahür etmektedir. Psikolojinin insan ve hayvanların yaptıklarının (davranış) incelenmesi ile sınırlandırılması gerektiğini savunur. Bu bakımdan nesnel olduğu söylenebilir. İlk ortaya konduğu biçimiyle davranışçılığın 3 önemli özelliği vardır:
davranışın oluşmasında koşullu refleksin rolü
öğrenilmiş davranış; içgüdülerin varlığını yadsımaktadır
hayvan davranışlarının incelenmesi
Watson`a göre, insanın içgüdülerle, zihinsel yetenek ve eğilimlerle dünyaya gelmediklerini, dolayısı ile de davranışların gerisinde bu tür özelliklerinin bulunmadığını ileri sürmektedir. Watson`a göre, bütün insan davranışları koşullanma-şartlanmanın ürünüdür ve davranışlar bu yollarla öğrenilmektedir.Çalışmaları davranışlar üzerine odaklaşan Watson davranışların başlangıç noktası olarak refleksleri kabul etmektedir. Hayvanlarda olduğu kabul edilen içgüdü yerine insanlarda refleksler olduğu kabul edilmektedir.
Refleksleri 3 grup altında toplamak mümkündür.*
Basit refleks: Göz kapağının kırpılması
Koordine edilmiş refleks: Birçok kas ve bez belirli bir düzen içerisinde;hatta belirli bir zaman sürecinde tepkinin doğmasına neden olur. İçgüdü olarak tanımladığımız davranış şekli,gerçekte evrimsel olarak programlanmış bir dizi refleksin, kalıtsal olarak işlev görmesinden başka birşey değildir.
Anormal refleks: Striknin gibi maddelerle zehirlenmelerde, tüm kaslar ya da büyük bir kısmı düzensiz olarak kasılır.
Watson`a göre, insanlar uyaran-tepki bağlarıyla doğmuştur ve bunlar genel manada reflekslerdir.Refleksler nörofizyolojik yapının bir işlevi olarak insanın davranış kapasitesini oluşturmaktadır. Koşullanan refleksler yeni davranış biçimleri olarak kazanılmakta ve davranış çeşitlenmesi sağlayabilmektedir. Watson`a göre öğrenme klasik koşullanma kurallarına göre oluşmaktadır(Pavlov`un deneyleri). Ancak, Watson`a göre koşullanma süreci sonucunda, yalnızca çeşitli uyarıcılara tepkilerde(koşullu tepki) bulunma öğrenilmemekte; aynı zamanda bireye, kendisine ait -mevcut- davranış kalıpları haricinde yeni tepkiler vermesi ve daha karmaşık davranışlarda bulunması da öğretilmektedir. Karmaşık davranışlar,basit reflekslerin zincirleme olarak bağlanmasından oluşmaktadır. Örneğin yürüme bir dizi uyaran-tepki zincirinin öğrenilmesine bağlıdır. Yürüme sırasında görülen her tepki kassal bir duyuma yol açmaktadır. Bu duyum kendisinden sonra gelecek tepkinin bir uyarıcısı olmakta ve döngüsel bir süreç oluşmaktadır.
Yürürken bir ayağın üzerinde bedenin ağırlığını hissetmek, beden ağırlığını diğer ayağa aktarmak için uyarıcı etkisi yapmaktadır. Bir dizi uygulamadan sonra ayak üzerindeki ağırlık duyumu, diğer ayağın ileriye atılması tepkisiyle bitmiş olmaktadır. Bu birbiri ardına gelişen olaylar, bir süre sonra büyük ölçüde bütünleşmekte ve otomatikleşmektedir, öyle ki yürüme başka bir uyaranın tepkisi gibi görülebilmektedir. Watson`a göre beceri gerektiren veya karmaşık herhangi bir davranışta uyarıcı ve tepki arasındaki ilişkiyi ve eşgüdümü sağlayan üç temel ilke bulunmaktadır.
BAĞ İLKESİ
SIKLIK İLKESİ
YENİLİK İLKESİ
BAĞ İLKESİ
Bu ilkeye göre karmaşık veya becerili davranışı oluşturan durum; koşullu uyaranla tepki arasında bir bağın kurulması ve bunun zincirleme olarak sürmesidir.
Bu bağlamda, her tepki kendisinden sonra gelen tepki için koşullu uyarıcı görevi yapacak olan duyumlara yol açmaktadır.
Böylece, koşullanmış bir dizi uyarıcı-tepki bağları zinciri oluşmuş olmaktadır.
SIKLIK İLKESİ
Belirli bir uyarıcıya karşı daha sık gösterilen bir tepkinin, aynı uyarıcı ile karşılaşıldığında gösterilme frekansının daha sık olmasıdır.
YENİLİK İLKESİ
Belirli bir uyarıcıya karşı yapılan en son davranışın, uyarıcı tekrar verildiği zaman, ortaya çıkma olasılığının daha yüksek olmasıdır.
Watson`a göre, her tür öğrenmeyi bu ilkelerle açıklamak olanaklıdır. Ancak, Watson`un becerileri koşullu reflekslerin ürünü olarak görerek yapmış olduğu indirgemeci tutumu, kuramsal düşüncelerine yöneltilen temel eleştirilerden birisini oluşturmaktadır. Watson duygusal tepkilerin öğrenilmesi ile de ilgilenmiştir. Watson`a göre; varlıklarda korku, öfke ve sevgi olmak üzere doğuştan gelen üç temel duygusal tepki kalıbı bulunmaktadır. (S. Freud`a göreàcinsellik ve şiddet) Watson`a göre akılcıl olmayan korkular koşullanma sonucu ortaya çıkmaktadır. Watson eğitim ve duygusal tepki gelişim ve alkol ya da uyuşturucu kullanımının insan davranışlarına etkisi problemlerini de incelemiştir. Watson psikolojik rahatsızlıkların daha sonradan anormal olarak tanımlanabilecek tesadüfi olumsuz öğrenmenin sebep olduğu çarpık alışkanlıklardan kaynaklandığına inanmaktadır.
Watson yukarıda açıkladığı çerçevelere ulaşmak üzere pek çok deney ve araştırma yapmıştır. Watson önce 11 aylık bir bebeği tavşanla oynatmış; bir hafta sonra ise bebekle tavşanın oynamaları sırasında metal bir çubukla şiddetli sesler çıkarılmıştır. Daha sonraki tespitlerde tavşan bebeğe gösterildiğinde bebekte heyecan ve korku gözlemlenmiştir. 1920 yılında John Watson "Şartlanmada Emosyonel Reaksiyonlar" isminde bir makale yayınlamıştır. Watson makalede, küçük Albert'le ilgili tecrübelerini yayınlamıştır. Küçük Albert tavşanlardan ve sıçanlardan korkan bir bebektir. S. Freud'un küçük Hans olgusunda olduğu gibi, onun gelişiminin tabi seyri içinde fobik semptomlara sahiptir. Küçük Albert, laboratuar hayvanlarında şartlanma cevabini başarıyla temin eden iki psikologun bilimsel deneyimlerinin direk sonuçlarının zorluğunu ve sıkıntılarını yaşamaktadır. Ancak, bu doğal gelişen bir fobi değildir. Watson'un formulasyonuna göre, fobinin oluşumunu açıklamak için şartlı refleksin klasik Pavlovien uyaran-cevap modelli uygulanması gerekmekteydi. Böylece anksiyete doğal korku verici uyaranla oluşmaktadır. Doğal korku verici uyaranı ikincil olarak ortaya çıkarılan nötral stimulus vasıtasıyla oluşturuluyordu. Böyle bir çalışmada iki stimulus eşleştirilir ve basarili bir şekilde tekrarlanırsa, nötral değere sahip uyaran bir müddet sonra anksiyete oluşturan bir uyaran haline dönüşmektedir. Bu şekilde anksiyete oluşturmak için, nötral bir uyaran şartlı bir uyarana dönüştürülmüş olmaktadır.
Watson`ın yukarda anlatmış olduğu süreçlerin sonucunda klasik şartlanmalar yoluyla öğrenme yöntemi tıp dünyası tarafından da şöyle değerlendirilmektedir. Fobik semptomlarda, harici kuvvetler harici uyaranlarla ortaya çıkmazsa, yıllar içinde semptomun kaybolduğu görülmektedir. Koşulsuz uyaranın, periyodik olarak tekrarlanması vasıtası ile davranış güçlendirilmemişse, klasik uyaran cevap teorisinde, bir müddet sonra şartlı uyaran büyük oranda potansiyel gücünü kaybetmektedir. Koşullu şartlandırma teorisi fenomenlerini izah eden bir teori ortaya konmuştur. Koşullu şartlandırma teorisinde, anksiyete, acı verici, zarar verici etkilere karşı organizmanın oluşturduğu bir dürtüsel cevap seklindedir. Onun rastgele oluşan davranışının gelişim seyrinde, organizma anksiyete oluşturan kaynaklardan kaçınmaya yönelik bir öğrenme süreci içine girer. Bu kaçınma kalıpları, zamanın uzun periyotları içinde stabilleşerek kalır. Bu durumda bireyler yapabilecekleri aktivitelerden kaçınarak, bu durumu kalıcı hale getirirler. Bu model insanların fobileri nedeniyle niçin kaçınma davranışları sergilediğini bize izah eder. Öyle kaçınma davranışları vardır ki, hasta bu konularda fikse olmuştur. Çünkü hasta Fobik anksiyeteden kaçınmak için bu şekilde kendisi için yararlı kaçınma davranış kalıpları oluşturmuştur. Öğrenme teorisi, fobik semptomların çok çeşitli görünümlerini basit ve mantıklı olarak izah etmeyi sağlar ve fobi ile ilişkisini açıklar. Bu teori semptomların yüzeysel anlamlarını izah etmede bize çok yararlı bilgiler sunmaktadır. Ancak bilinçaltının kompleks psişik süreçlerini ve semptom oluşumunu izah etmede yetersiz kalmaktadır.
EDWARD LEE THORNDIKE((1874-1949)
1874`te doğan Thorndike, 1897`de Kolombiya Üniversitesi`nde lisans sonrası eğitimini 1898`de de doktorasını tamamlamıştır. 1899`da Kolombiya`da Eğitim Fakültesi Psikoloji alanında okutmanlığa başlamıştır. 1905 yılında “Etki Yasası-Law of Effect“ kuramını formulize etmiştir.1911`de “Hayvan Zekası“ adlı çalışmasını yayınlatmıştır.1912`de Amerika Psikoloji Derneği`ne başkan olarak seçilmiş ve 1917`de de en iyi psikiyatrisi ödülünü Ulusal Bilim Akademi`sinden almıştır.
EDWARD THORNDIKE
DAVRANIŞÇI ÖĞRENME KURAMLARI
Bazı psikologlar için zihinsel süreçler önemli değildir. İnsan zihninde meydana gelen bu faaliyetlerin gözlenebilmesi ve önceden tahmin edilmesi nerdeyse imkansızdır. Bu görüşe sahip olan düşünürler zihinsel süreçlerin önceden tespitini göz ardı etmektedir. Bu psikologlar için önemli olan insanların somut, tekrarlanan ve gözlenebilen tutum ve davranışlarıdır. Bu bağlamda çalışmalarını nesnel ve nicelikli temellere dayandıran ve insan davranışlarının gözlem ve saymaca yoluyla ölçümleyen bu araştırmacılara davranış bilimciler, araştırma yöntem ve kuramlarına da davranışçı yöntem ve kuramlar denilmektedir.
Davranışçılık yaklaşımı ve ekolünün gelişimi dönemdaşı ekollerin gelişimi gibi bir yönüyle psikolojiyle ilintilidir. Psikolojinin bağımsız bir alan olarak benimsenmesi ve gelişmesi ardından ortaya çıkan ekollerden birisi de davranışçılık okuludur. Psikolojinin gelişim sürecine kısaca bakarsak; İnsan-hayvan davranışları ve bilişsel süreçleriyle ilgilenen psikoloji, yaklaşık 125 yıllık bir tarihi olduğu görülmektedir. Psikoloji, 1800'lerin sonu ve 1900'lerin başında felsefeden ayrılmasıyla bir bilim dalı haline gelmeye başlamıştır. Psikolojinin bilim olarak kabul görmesinin ardından konu ile ilgili değişik görüşleri benimseyen farklı farklı okullar ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilki yapısalcılık (structuralism) okuludur. Wilhelm Wundt ilk psikoloji laboratuarını kurduğu zaman psikolojinin konusunun bilinç ve bilinci meydana getiren zihinsel olaylar olduğunu ileri sürmüştür. Struktur, Almancada yapı, bünye anlamına gelmektedir. Psikoloji alanında ilk bilimsel çalışmalara girişen Wundt ve arkadaşları, bilinç olaylarının yapısal açıdan çözümlenmesi ile psikolojik olayların daha iyi anlaşılabileceğini ortaya atmışlardır. Yapısalcılar her öğenin bir duyum (sensation) olması gerektiğini düşünmüşler ve bu öğelerin incelenmesi için içebakış (introspective) dedikleri özel bir teknik kullanmışlardır. Bir başka okul ise Darwin'in evrim kuramından etkilenen ve kurucuları William James ve John Dewey olan işlevselcilik (functionalism) dir. James'in 1890' da yayınlanan (The Principles of Psychology) kitabı işlevci bakışı ortaya koyan klasikleşmiş bir eserdir. İşlevselciler, yalnızca zihin yapısını değil, davranışın ve zihinsel yaşamın uyumsal işlevlerini de incelemişlerdir. 1910'lu ve 1930'lu yıllarda John B. Watson tarafından ortaya atılan Pavlov ile Dashiel'in öncülüğünde geliştirilen davranışçılık (behavioralism) okulu ise içe bakış tekniğini tümüyle reddeder ve psikolojinin sadece davranışların incelenmesi ile sınırlandırılması gereken bir bilim olduğunu ileri sürer. Başka etkili bir okul ise Almanya'da Geştalt Psikolojisi`ni geliştirmiştir.Bu okul diğer okulların parçacı yaklaşımına karşı çıkar ve bu okulun psikologlarına göre davranışlarımız ve yaşantılarımız basit öğelerin birleşiminden oluşmaz. Bazı Geştalt psikloglarının hoşlandıkları bir deyişle "Bütün parçaların toplamından fazladır" (Whole is greater than sum of its parts).
Bu çalışmada davranışçı öğrenme kuramının kurucuları ve geliştirenleri olarak anılabilecek iki kuramcıya değinilecektir. Bunlar sırasıyla John Broadus Watson ve Edward Lee Thorndike`dır.
JOHN BROADUS WATSON (1878-1958)
“Bana yarım düzine sağlıklı çocuk ve onları yetiştireceğim kendi dünyamı verin, her birini hoşunuza gidecek insanlara dönüştüreceğimi garanti ederim.“ John B. Watson
John B. Watson (1878-1958) Düşünce davranış okulunu geliştiren ve öncülüğünü yapan Amerikalı psikologdur. Doğa bilimlerinde olduğu gibi psikolojide de yalnız somut ve gözlenebilir davranışlar ölçülebilmektedir. Oysa zihin yada bilinç nesnel bir gözlem alanı-ampirik bir ortam sağlayamadığı için bilimsel incelenme olanağını ortadan kaldırmaktadır. Zihinsel süreçlerin tespiti adına bu saptamaları yapan Watson: Psikolojinin araştırma ve inceleme alanının herkes tarafından görülebilen ve ölçülebilen davranışlar olması gerektiğini söylemektedir. Öyle ki; konuşma boğaz kaslarının hareketleri… düşünme sessiz konuşma… duygulanma ise organlardaki kas eylemlerinin… yansıması olarak tezahür etmektedir. Psikolojinin insan ve hayvanların yaptıklarının (davranış) incelenmesi ile sınırlandırılması gerektiğini savunur. Bu bakımdan nesnel olduğu söylenebilir. İlk ortaya konduğu biçimiyle davranışçılığın 3 önemli özelliği vardır:
davranışın oluşmasında koşullu refleksin rolü
öğrenilmiş davranış; içgüdülerin varlığını yadsımaktadır
hayvan davranışlarının incelenmesi
Watson`a göre, insanın içgüdülerle, zihinsel yetenek ve eğilimlerle dünyaya gelmediklerini, dolayısı ile de davranışların gerisinde bu tür özelliklerinin bulunmadığını ileri sürmektedir. Watson`a göre, bütün insan davranışları koşullanma-şartlanmanın ürünüdür ve davranışlar bu yollarla öğrenilmektedir.Çalışmaları davranışlar üzerine odaklaşan Watson davranışların başlangıç noktası olarak refleksleri kabul etmektedir. Hayvanlarda olduğu kabul edilen içgüdü yerine insanlarda refleksler olduğu kabul edilmektedir.
Refleksleri 3 grup altında toplamak mümkündür.*
Basit refleks: Göz kapağının kırpılması
Koordine edilmiş refleks: Birçok kas ve bez belirli bir düzen içerisinde;hatta belirli bir zaman sürecinde tepkinin doğmasına neden olur. İçgüdü olarak tanımladığımız davranış şekli,gerçekte evrimsel olarak programlanmış bir dizi refleksin, kalıtsal olarak işlev görmesinden başka birşey değildir.
Anormal refleks: Striknin gibi maddelerle zehirlenmelerde, tüm kaslar ya da büyük bir kısmı düzensiz olarak kasılır.
Watson`a göre, insanlar uyaran-tepki bağlarıyla doğmuştur ve bunlar genel manada reflekslerdir.Refleksler nörofizyolojik yapının bir işlevi olarak insanın davranış kapasitesini oluşturmaktadır. Koşullanan refleksler yeni davranış biçimleri olarak kazanılmakta ve davranış çeşitlenmesi sağlayabilmektedir. Watson`a göre öğrenme klasik koşullanma kurallarına göre oluşmaktadır(Pavlov`un deneyleri). Ancak, Watson`a göre koşullanma süreci sonucunda, yalnızca çeşitli uyarıcılara tepkilerde(koşullu tepki) bulunma öğrenilmemekte; aynı zamanda bireye, kendisine ait -mevcut- davranış kalıpları haricinde yeni tepkiler vermesi ve daha karmaşık davranışlarda bulunması da öğretilmektedir. Karmaşık davranışlar,basit reflekslerin zincirleme olarak bağlanmasından oluşmaktadır. Örneğin yürüme bir dizi uyaran-tepki zincirinin öğrenilmesine bağlıdır. Yürüme sırasında görülen her tepki kassal bir duyuma yol açmaktadır. Bu duyum kendisinden sonra gelecek tepkinin bir uyarıcısı olmakta ve döngüsel bir süreç oluşmaktadır.
Yürürken bir ayağın üzerinde bedenin ağırlığını hissetmek, beden ağırlığını diğer ayağa aktarmak için uyarıcı etkisi yapmaktadır. Bir dizi uygulamadan sonra ayak üzerindeki ağırlık duyumu, diğer ayağın ileriye atılması tepkisiyle bitmiş olmaktadır. Bu birbiri ardına gelişen olaylar, bir süre sonra büyük ölçüde bütünleşmekte ve otomatikleşmektedir, öyle ki yürüme başka bir uyaranın tepkisi gibi görülebilmektedir. Watson`a göre beceri gerektiren veya karmaşık herhangi bir davranışta uyarıcı ve tepki arasındaki ilişkiyi ve eşgüdümü sağlayan üç temel ilke bulunmaktadır.
BAĞ İLKESİ
SIKLIK İLKESİ
YENİLİK İLKESİ
BAĞ İLKESİ
Bu ilkeye göre karmaşık veya becerili davranışı oluşturan durum; koşullu uyaranla tepki arasında bir bağın kurulması ve bunun zincirleme olarak sürmesidir.
Bu bağlamda, her tepki kendisinden sonra gelen tepki için koşullu uyarıcı görevi yapacak olan duyumlara yol açmaktadır.
Böylece, koşullanmış bir dizi uyarıcı-tepki bağları zinciri oluşmuş olmaktadır.
SIKLIK İLKESİ
Belirli bir uyarıcıya karşı daha sık gösterilen bir tepkinin, aynı uyarıcı ile karşılaşıldığında gösterilme frekansının daha sık olmasıdır.
YENİLİK İLKESİ
Belirli bir uyarıcıya karşı yapılan en son davranışın, uyarıcı tekrar verildiği zaman, ortaya çıkma olasılığının daha yüksek olmasıdır.
Watson`a göre, her tür öğrenmeyi bu ilkelerle açıklamak olanaklıdır. Ancak, Watson`un becerileri koşullu reflekslerin ürünü olarak görerek yapmış olduğu indirgemeci tutumu, kuramsal düşüncelerine yöneltilen temel eleştirilerden birisini oluşturmaktadır. Watson duygusal tepkilerin öğrenilmesi ile de ilgilenmiştir. Watson`a göre; varlıklarda korku, öfke ve sevgi olmak üzere doğuştan gelen üç temel duygusal tepki kalıbı bulunmaktadır. (S. Freud`a göreàcinsellik ve şiddet) Watson`a göre akılcıl olmayan korkular koşullanma sonucu ortaya çıkmaktadır. Watson eğitim ve duygusal tepki gelişim ve alkol ya da uyuşturucu kullanımının insan davranışlarına etkisi problemlerini de incelemiştir. Watson psikolojik rahatsızlıkların daha sonradan anormal olarak tanımlanabilecek tesadüfi olumsuz öğrenmenin sebep olduğu çarpık alışkanlıklardan kaynaklandığına inanmaktadır.
Watson yukarıda açıkladığı çerçevelere ulaşmak üzere pek çok deney ve araştırma yapmıştır. Watson önce 11 aylık bir bebeği tavşanla oynatmış; bir hafta sonra ise bebekle tavşanın oynamaları sırasında metal bir çubukla şiddetli sesler çıkarılmıştır. Daha sonraki tespitlerde tavşan bebeğe gösterildiğinde bebekte heyecan ve korku gözlemlenmiştir. 1920 yılında John Watson "Şartlanmada Emosyonel Reaksiyonlar" isminde bir makale yayınlamıştır. Watson makalede, küçük Albert'le ilgili tecrübelerini yayınlamıştır. Küçük Albert tavşanlardan ve sıçanlardan korkan bir bebektir. S. Freud'un küçük Hans olgusunda olduğu gibi, onun gelişiminin tabi seyri içinde fobik semptomlara sahiptir. Küçük Albert, laboratuar hayvanlarında şartlanma cevabini başarıyla temin eden iki psikologun bilimsel deneyimlerinin direk sonuçlarının zorluğunu ve sıkıntılarını yaşamaktadır. Ancak, bu doğal gelişen bir fobi değildir. Watson'un formulasyonuna göre, fobinin oluşumunu açıklamak için şartlı refleksin klasik Pavlovien uyaran-cevap modelli uygulanması gerekmekteydi. Böylece anksiyete doğal korku verici uyaranla oluşmaktadır. Doğal korku verici uyaranı ikincil olarak ortaya çıkarılan nötral stimulus vasıtasıyla oluşturuluyordu. Böyle bir çalışmada iki stimulus eşleştirilir ve basarili bir şekilde tekrarlanırsa, nötral değere sahip uyaran bir müddet sonra anksiyete oluşturan bir uyaran haline dönüşmektedir. Bu şekilde anksiyete oluşturmak için, nötral bir uyaran şartlı bir uyarana dönüştürülmüş olmaktadır.
Watson`ın yukarda anlatmış olduğu süreçlerin sonucunda klasik şartlanmalar yoluyla öğrenme yöntemi tıp dünyası tarafından da şöyle değerlendirilmektedir. Fobik semptomlarda, harici kuvvetler harici uyaranlarla ortaya çıkmazsa, yıllar içinde semptomun kaybolduğu görülmektedir. Koşulsuz uyaranın, periyodik olarak tekrarlanması vasıtası ile davranış güçlendirilmemişse, klasik uyaran cevap teorisinde, bir müddet sonra şartlı uyaran büyük oranda potansiyel gücünü kaybetmektedir. Koşullu şartlandırma teorisi fenomenlerini izah eden bir teori ortaya konmuştur. Koşullu şartlandırma teorisinde, anksiyete, acı verici, zarar verici etkilere karşı organizmanın oluşturduğu bir dürtüsel cevap seklindedir. Onun rastgele oluşan davranışının gelişim seyrinde, organizma anksiyete oluşturan kaynaklardan kaçınmaya yönelik bir öğrenme süreci içine girer. Bu kaçınma kalıpları, zamanın uzun periyotları içinde stabilleşerek kalır. Bu durumda bireyler yapabilecekleri aktivitelerden kaçınarak, bu durumu kalıcı hale getirirler. Bu model insanların fobileri nedeniyle niçin kaçınma davranışları sergilediğini bize izah eder. Öyle kaçınma davranışları vardır ki, hasta bu konularda fikse olmuştur. Çünkü hasta Fobik anksiyeteden kaçınmak için bu şekilde kendisi için yararlı kaçınma davranış kalıpları oluşturmuştur. Öğrenme teorisi, fobik semptomların çok çeşitli görünümlerini basit ve mantıklı olarak izah etmeyi sağlar ve fobi ile ilişkisini açıklar. Bu teori semptomların yüzeysel anlamlarını izah etmede bize çok yararlı bilgiler sunmaktadır. Ancak bilinçaltının kompleks psişik süreçlerini ve semptom oluşumunu izah etmede yetersiz kalmaktadır.
EDWARD LEE THORNDIKE((1874-1949)
1874`te doğan Thorndike, 1897`de Kolombiya Üniversitesi`nde lisans sonrası eğitimini 1898`de de doktorasını tamamlamıştır. 1899`da Kolombiya`da Eğitim Fakültesi Psikoloji alanında okutmanlığa başlamıştır. 1905 yılında “Etki Yasası-Law of Effect“ kuramını formulize etmiştir.1911`de “Hayvan Zekası“ adlı çalışmasını yayınlatmıştır.1912`de Amerika Psikoloji Derneği`ne başkan olarak seçilmiş ve 1917`de de en iyi psikiyatrisi ödülünü Ulusal Bilim Akademi`sinden almıştır.


