- Katılım
- 23 Ocak 2016
- Konular
- 8,370
- Mesajlar
- 18,387
- Online süresi
- 4mo 19d
- Reaksiyon Skoru
- 4,080
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 506
- MmoLira
- 39
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Bir örgütün insanları, o örgütün insan sermayesini oluşturur. İnsan sermayesi, çalışanların bilgi, beceri ve yeteneklerini kapsar. İnsan sermayesi, işletmenin sorunlarını çözmek için sahip olduğu toplanmış insan yeteneğidir. Bir başka deyişle bir işletmenin insan sermayesi, çalışanlarının bilgilerini işletme problemlerine uygulayabilme yeteneğidir. İnsan sermayesi insanın kendisidir.
Bu yüzden örgütler insan sermayesine sahip olamazlar, onu ancak kiralayabilirler. Bu nedenle insan sermayesi, çalışanlar ayrıldıklarında işletmeden ayrılır. İnsan sermayesi bir örgüt için yaratıcılık ve yenilik ile ölçülebilecek olan, örgütün sahip olduğu insan kaynağını ne derece etkin kullandığını içermektedir.
İnsan sermayesi, araştırma-geliştirmeden yüz yüze müşteri ilişkilerine kadar bir işletmenin yaratıcılık kaynağıdır. İnsan sermayesi, entelektüel sermayenin sadece bir dalı değil aynı zamanda onun deposu, kapasite kaynağı ve sınırlayıcı faktörüdür. Gerçekten, pek çok gelecek bilimci insan sermayesi sıkıntısının, girişim gelişiminin gelecek yüzyıldaki en büyük sınırlayıcısı olacağına inanmaktadır.
Bir işletmede çalışan insanlar, zamanlarını ve yeteneklerini büyük ölçüde yenilik getirici faaliyetlere yönelttiğinde, insan sermayesi yaratılmış ve kullanılmış olur. İnsan sermayesi iki yoldan gelişebilir: İlki işletmelerin, insanların bildiklerini daha çok kullanması, ikincisi ise daha fazla insanın işletme için yararlı daha fazla şey öğrenmesidir. İşletmelerin kişilerin sahip oldukları bilgi, yetenek ve becerilerden yararlanabilmesi için insan sermayesinin yapısal sermayeye dönüştürülmesi gerekir. Yani bireye ait bilgi, örgütsel değer yaratmak için kullanıldığında ve paylaşıldığında tam anlamıyla entelektüel sermayenin bir parçası olur.
İnsan sermayesini oluşturan başlıca unsurlar şu şekilde sıralanabilir:
• Know-how
• Eğitim
• İşe yönelik özellikler
• İşle ilişkili bilgi
• İş değerlendirmesi
• İşle ilişkili rekabet
• Girişimcilik gücü, yenilikçilik, süreç öncesi ve sonrası kavrama yeteneği, değişebilirlik
Entelektüel Sermaye Kavramı
Entelektüel sermaye terimi ilk olarak 1975 yılında Michael Kalecki tarafından, ekonomist John Kenneth Galbraith’e atıf yaparak kullanılmıştır. Kalecki makalesinde; “Acaba kaçımız şu geçen birkaç on yıllık dönemde elde ettiğimiz entelektüel sermayenin farkındayız?” ifadesini kullanmaktadır.
Günümüzde gelişen bilgi ekonomisi trendi ile yeniden tartışılan entelektüel sermayenin, bu anlamıyla ilk olarak Thomas Stewart tarafından Haziran 1991 tarihinde kaleme alınan “Brainpower (Beyin Gücü)” makalesi ile gündeme geldiği kabul edilmektedir. Stewart makalesinde entelektüel sermayeyi; “işletmeye piyasada rekabet avantajı sağlayan, işletme çalışanlarının bildiği her şeyin toplamı” olarak tanımlamıştır.
Stewart, 1997 yılında yayınlanan “Entelektüel Sermaye: Örgütlerin Yeni Zenginliği” adlı kitabında ise entelektüel sermayeyi, “elde edilmiş kullanışlı bilgi” olarak en genel şekilde tanımlamakta ve bunun örgütün süreçlerini, teknolojilerini, patentlerini, iş görenlerinin becerilerini ve müşteriler, tedarikçiler ve diğer ilişkili taraflar hakkındaki bilgileri içerdiğini belirtmektedir. Kapsamlı bir başka tanım ise Annie Brooking tarafından yapılmaktadır. Brooking’e göre entelektüel sermaye, işletmenin faaliyetini sürdürebilmesini sağlayan maddi olmayan varlıklarının tümüdür. İlk profesyonel entelektüel sermaye yöneticisi olarak bilinen, konunun bir başka öncü ismi Leif Edvinsson ise entelektüel sermayeyi değere dönüştürülebilen bilgi olarak tanımlamaktadır. Edvinsson, işletmelerin insan sermayesi ve örgütsel sermaye olmak üzere iki temel görünmeyen varlığı olduğunu ve entelektüel sermayenin bunların toplamını ifade ettiğini belirtmektedir. Yapılan tüm bu tanımlamalara karşın entelektüel sermayenin genel kabul görmüş kesin bir tanımı yapılamamaktadır ve sık sık entelektüel mülkiyet, entelektüel varlıklar, maddi olmayan varlıklar ve bilgi varlıkları terimleri ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Aslında bu terimler birbirinden farklılaştırılabilseler de her biri bir diğeri ile ilişki içersindedir. Entelektüel sermaye bu kavramların tümünden daha kapsamlıdır. Entelektüel sermaye için yukarıdaki tanımlamaların ortak noktalarını içeren şöyle bir tanım verilebilir: Entelektüel sermaye kâra dönüştürülebilen bilgidir ki bu bilgi işletmenin fikirlerinin, yeniliklerinin, teknolojilerinin, genel bilgilerinin, bilgisayar programlarının, dizaynlarının, veri kullanma yeteneklerinin, ilişkilerinin, süreçlerinin, yaratıcılıklarının ve yayınlarının bir bütünüdür.
Yukarıda ifade edildiği gibi entelektüel sermaye kavramı daha eski ve daha dar kapsamlı bazı kavramlarla zaman zaman eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu (IFAC) tarafından yayınlanan bir çalışmada entelektüel sermayeyi, Entelektüel Mülkiyet ve Entelektüel varlıklar terimlerinden ayırmış ve bu kavramları tanımlanmıştır:
• Entelektüel Mülkiyet
Resmi olarak verilmiş, patentler, ticari markalar ve telif hakları gibi mülkiyet haklarıdır. Entelektüel sermayenin muhasebe amaçları için göz önünde bulundurulan tek formu bu varlıklardır. Ancak tarihi maliyetlere dayalı muhasebe bu varlıkların değerlerini düşük göstermektedir.
• Entelektüel Varlıklar
Entelektüel varlıklar ve bilgi temelli varlıklar ise maddi olmayan varlık şemsiyesi altında entelektüel mülkiyet unsurlarına göre daha soyut olan maddi olmayan varlıkları ifade eder. Entelektüel varlıklar, işletmenin sahip olduğu ve gelecekte gelir akımı sağlayacak teknoloji ve yönetim gibi unsurları içeren bilgi temelli varlıklardır.
Entelektüel sermaye kavramı, kapsadığı bu bilgi ve varlıkların değere dönüştürülmesini içerir. Bu sürecin ortaya çıkardığı her bir ürün ise entelektüel varlık veya bilgi varlığı olarak adlandırılır. Entelektüel sermaye, bilançoda görünmeyen varlıkları kapsar, ölçülmeyeni ölçer. Kişiler, fikirler ve bilgi arasındaki ilişkileri ortaya koymak için yapılan bir araştırmadır. Bu nedenle entelektüel sermaye tek bir şey ya da tek bir hedef değil, ilişkilere yönelik bir konudur.
Görüldüğü gibi entelektüel sermaye statik bir varlıktan çok, işletmenin gereksinimlerine uygulandığında katma değer yaratan dinamik bir unsurdur. Bir başka ifadeyle yukarıda sıralanan kavramlar için bir çatı niteliğindedir ve bunların işletme için değer yaratması sürecidir. Geleneksel muhasebe anlayışına göre entelektüel sermayenin karşılığı şerefiye olarak görülebilir. Ancak esas anlam, kabaca öyle tanımlansa da, entelektüel sermayenin sadece defter değeri ile piyasa değeri arasındaki fark olmadığı, onun, görünmeyen değerlerden oluştuğudur.
Piyasa işletmeyi bir bütün olarak değerler, işletmenin alış fiyatı ile tüm varlıkların değeri arasındaki fark şerefiye olarak adlandırılır. Kuramsal olarak şerefiye, alıcının, edinilen işletmenin tüm varlıklarının (maddi ve maddi olamayan) gerçeğe uygun değerlerinin üzerinde vermiş olduğu primdir. Uygulamada geleneksel muhasebe, maddi olmayan varlıkları nadiren değerler. Genellikle maddi varlıkların gerçeğe uygun değerleri belirlenir ve onun dışındaki her şey şerefiye olarak nitelendirilir ve sadece alıcının kayıtlarında görünür. Muhasebe kuralları, hiç karşılığında bir şey ödemeye elvermemesi nedeniyle, adeta fasulye sayaçları yaklaşımıyla defter değerini satış fiyatından çıkarma ve aradaki farkı şerefiye olarak adlandırma yoluna gider. Piyasada tekel oluşturmak için bir işletmeye ödenen piyasa fiyatının üzerindeki miktar bile alıcının kayıtlarında şerefiye olarak yer alacaktır. Yani geleneksel muhasebenin şerefiye kavramı, entelektüel sermayenin ağırlığını taşımaktan ve onu ifade etmekten oldukça uzaktır. Ayrıca geleneksel muhasebede maddi olmayan varlıklar ve şerefiye amortismana tabidir ve belirli bir zaman periyodu içersinde değerlerini kaybederler. Oysa günümüzde trend değişmiştir ve maddi olmayan varlıklar, özellikle ticari unvanlar ve markalar değer kazanmaktadır.
Maddi olmayan varlıkların bilançoda gösterilmesi üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Markalar, telif hakları, satın alınmaları halinde bilgisayar yazılımları bilançolarda zaten görünmektedir. Ancak artık bilgi çağında işletmelerin asıl değerlerini oluşturan entelektüel sermaye unsurları da bilançolarda tümüyle görünmelidir. Yıllarca geleneksel muhasebede adeta düzeltici bir hesap gibi defter değerinin üzerinde ödenen primi hesaplara yansıtmak amacıyla kullanılan şerefiye kavramı da, piyasa değeri-defter değeri oranlarının 10-20 katlara çıkabildiği bugünlerde (bu oranlar Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi için alışılmadık derecede yüksek oranlardır) yeniden ele alınıp incelenmeli ve modern gereksinimlere uydurulmalıdır.
Skandia AFS şirketi için 1993 yılında ilk entelektüel sermaye bilançosunu hazırlayan Leif Edvinsson, işletmesinin entelektüel sermaye politikasını anlattığı makalesinde günümüzde oluşan dengeyi gösteren bir bilanço örneğine yer vermiştir.
Bu yeni dengede entelektüel sermaye, müşteriler, iş görenler gibi işletme ile ilgili taraflardan kaynak olarak sağlandığı ilkesine göre öz kaynaklar gibi pasif bir kalem olmaktadır. Tüm bu gelişmeler sonucunda, günümüzde bilgiyi yaratmak, elde tutmak, paylaşmak ve kullanmak için geliştirilmiş, tümüyle radikal, bilinenleri kökten değiştiren yeni yollar ortaya çıkmaktadır. Bunlar, işletmelerin iş yapma biçimleri ve müşterilerine yaklaşım tarzları üzerinde son derece etkili olmaktadır. Bu değişimi görerek “bilgi yönetimi”ne geçen işletmelerin çok önemli bir rekabet üstünlüğü sağladıkları artık tartışılmaz bir gerçektir. Bilgiyi kullanan işletmelerin finansal tablolarının incelenmesi, bilgi yönetiminin ne kadar önemli olduğunu kanıtlamaktadır. İletişim, yazılım, biyoteknoloji gibi alanlarda çalışan bazı işletmelerin sabit varlıklarının değeri, piyasa değerlerinin %5-10.unu geçmemektedir. Bu fark, entelektüel sermaye unsurları, yani müşteriler, kullanılan süreçler ve çalışan insanların bir başka deyişle bilginin yarattığı değerdir.
Entelektüel sermayenin yoğun olduğu işletmelerin muhasebe kayıtlarındaki değeri ile piyasa değeri arasındaki fark giderek daha da büyümektedir. Amerikan Fortune dergisinin her yıl yayınladığı ve en büyük 500 işletmenin çeşitli kriterlere göre sıraladığı ünlü Fortune 500 listesine göre 1980’lerin ortalarında kurulan Microsoft, 14 Mart 2000 tarihi itibariyle, neredeyse yüz yıllık bir geçmişi olan ve dünyanın en büyük işletmesi olarak kabul edilen General Motors’un yaklaşık 8 katı piyasa değerine ulaşmıştır. Aynı listeye göre dünyanın piyasa değeri en yüksek on işletmesinden yedisi bilgi, ya da bir diğer ifade ile yeni ekonomi işletmeleridir.
1. Toplumsal Yapılarda İnsan Sermayesinin Rolü
İnsanların doğuştan sahip oldukları ve sonradan edindikleri nitelikler ve bilgiler, dünyadaki sermaye stokunun önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Ekonomik değerinin öneminden dolayı insan sermayesi faktörü, üretim düzeyini yükseltmek, ekonomide yapısal değişiklikler gerçekleştirmek ve gelişmiş ekonomilerin düzeyine ulaşmak açısından kalkınmada önem verilmesi gereken bir faktördür. Sosyo-ekonomik gelişme sürecinde insan; emek, girişimci ve teknik bilgi faktörlerinin sahibi olarak çeşitli işlevler üstlenir. İnsan sermayesi; büyüme, teknolojik gelişme, gelir dağılımında etkinlik, uluslararası rekabet edebilirlik düzeyinin yükseltilmesi, hukuki, kurumsal ve politik alanda iyileşmeler gibi kalkınmanın önemli amaçlarının gerçekleştirilmesinde rol oynamaktadır. Kalkınma açısından insan faktörünün sahip olması gereken özellikler ise her ekonominin sektörel ihtiyaçları doğrultusunda ekonominin gerektirdiği nitelikte insan faktörünün yetiştirilmesine bağlıdır.
Bir toplumda insana yatırım, mikro ve makro olmak üzere iki düzeyde gerçekleşmektedir. Mikro düzeyde insana yatırım; kişinin kendisine yaptığı yatırım ve firmaların personeline(insan faktörüne) yatırımını içermektedir. Makro düzeyde yatırım ise devlet tarafından insana yapılan yatırımdır. Ulusal ekonomi düzeyinde genellikle altyapı yatırımları, yarı kamusal mal ve hizmetlere yönelik yatırımları içerir. Mikro ve makro ekonomik açıdan insana yatırım yapılmasının amaçları içinde ulusal geliri arttırarak kalkınma düzeyini yükseltmek, kişi başına düşen geliri arttırarak bireysel refah ve kültür düzeyini yükseltmek, kalkınmanın sürekliliğini sağlamak, gelir farklılıklarını asgari düzeye indirerek gelir dağılımını adil duruma getirmek, kişilerin işte ve üretimde verimliliklerini arttırmak, teknolojik gelişme sağlamak, beyin göçünü engellemek ve eğitim, sağlık gibi hizmetlerde fırsat eşitliği yaratmak sayılabilir.
Bir ekonomide mikro ve makro ekonomik açıdan insan sermayesi yatırımlarının yetersizliği, kalkınmayı engelleyen ve yavaşlatan önemli faktörlerden biridir. Sosyo-ekonomik gelişme sürecinde ekonomik gelişmeyi amaçlayan toplumlar insan sermayesi yatırımlarına artarak daha fazla önem vermektedir.
Toplumsal yapıya bağlı olarak insan sermayesi farklı zaman dilimlerinde farklı özellikler göstermiştir. İş gücü yapısı bu çerçevede değişmiş ve insan sermayesi her toplum tipinde farklı bir önem kazanmıştır. Toplumsal gelişim çerçevesinde gelişen toplum yapılarının her birinde insan sermayesinin incelenmesi aynı zamanda gelişimini de ortaya koyacaktır.
Buna göre tarım toplumunda, sanayi toplumunda ve bilgi toplumunda insan sermayesinin rolü şöyle incelenmiştir.
Bu yüzden örgütler insan sermayesine sahip olamazlar, onu ancak kiralayabilirler. Bu nedenle insan sermayesi, çalışanlar ayrıldıklarında işletmeden ayrılır. İnsan sermayesi bir örgüt için yaratıcılık ve yenilik ile ölçülebilecek olan, örgütün sahip olduğu insan kaynağını ne derece etkin kullandığını içermektedir.
İnsan sermayesi, araştırma-geliştirmeden yüz yüze müşteri ilişkilerine kadar bir işletmenin yaratıcılık kaynağıdır. İnsan sermayesi, entelektüel sermayenin sadece bir dalı değil aynı zamanda onun deposu, kapasite kaynağı ve sınırlayıcı faktörüdür. Gerçekten, pek çok gelecek bilimci insan sermayesi sıkıntısının, girişim gelişiminin gelecek yüzyıldaki en büyük sınırlayıcısı olacağına inanmaktadır.
Bir işletmede çalışan insanlar, zamanlarını ve yeteneklerini büyük ölçüde yenilik getirici faaliyetlere yönelttiğinde, insan sermayesi yaratılmış ve kullanılmış olur. İnsan sermayesi iki yoldan gelişebilir: İlki işletmelerin, insanların bildiklerini daha çok kullanması, ikincisi ise daha fazla insanın işletme için yararlı daha fazla şey öğrenmesidir. İşletmelerin kişilerin sahip oldukları bilgi, yetenek ve becerilerden yararlanabilmesi için insan sermayesinin yapısal sermayeye dönüştürülmesi gerekir. Yani bireye ait bilgi, örgütsel değer yaratmak için kullanıldığında ve paylaşıldığında tam anlamıyla entelektüel sermayenin bir parçası olur.
İnsan sermayesini oluşturan başlıca unsurlar şu şekilde sıralanabilir:
• Know-how
• Eğitim
• İşe yönelik özellikler
• İşle ilişkili bilgi
• İş değerlendirmesi
• İşle ilişkili rekabet
• Girişimcilik gücü, yenilikçilik, süreç öncesi ve sonrası kavrama yeteneği, değişebilirlik
Entelektüel Sermaye Kavramı
Entelektüel sermaye terimi ilk olarak 1975 yılında Michael Kalecki tarafından, ekonomist John Kenneth Galbraith’e atıf yaparak kullanılmıştır. Kalecki makalesinde; “Acaba kaçımız şu geçen birkaç on yıllık dönemde elde ettiğimiz entelektüel sermayenin farkındayız?” ifadesini kullanmaktadır.
Günümüzde gelişen bilgi ekonomisi trendi ile yeniden tartışılan entelektüel sermayenin, bu anlamıyla ilk olarak Thomas Stewart tarafından Haziran 1991 tarihinde kaleme alınan “Brainpower (Beyin Gücü)” makalesi ile gündeme geldiği kabul edilmektedir. Stewart makalesinde entelektüel sermayeyi; “işletmeye piyasada rekabet avantajı sağlayan, işletme çalışanlarının bildiği her şeyin toplamı” olarak tanımlamıştır.
Stewart, 1997 yılında yayınlanan “Entelektüel Sermaye: Örgütlerin Yeni Zenginliği” adlı kitabında ise entelektüel sermayeyi, “elde edilmiş kullanışlı bilgi” olarak en genel şekilde tanımlamakta ve bunun örgütün süreçlerini, teknolojilerini, patentlerini, iş görenlerinin becerilerini ve müşteriler, tedarikçiler ve diğer ilişkili taraflar hakkındaki bilgileri içerdiğini belirtmektedir. Kapsamlı bir başka tanım ise Annie Brooking tarafından yapılmaktadır. Brooking’e göre entelektüel sermaye, işletmenin faaliyetini sürdürebilmesini sağlayan maddi olmayan varlıklarının tümüdür. İlk profesyonel entelektüel sermaye yöneticisi olarak bilinen, konunun bir başka öncü ismi Leif Edvinsson ise entelektüel sermayeyi değere dönüştürülebilen bilgi olarak tanımlamaktadır. Edvinsson, işletmelerin insan sermayesi ve örgütsel sermaye olmak üzere iki temel görünmeyen varlığı olduğunu ve entelektüel sermayenin bunların toplamını ifade ettiğini belirtmektedir. Yapılan tüm bu tanımlamalara karşın entelektüel sermayenin genel kabul görmüş kesin bir tanımı yapılamamaktadır ve sık sık entelektüel mülkiyet, entelektüel varlıklar, maddi olmayan varlıklar ve bilgi varlıkları terimleri ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Aslında bu terimler birbirinden farklılaştırılabilseler de her biri bir diğeri ile ilişki içersindedir. Entelektüel sermaye bu kavramların tümünden daha kapsamlıdır. Entelektüel sermaye için yukarıdaki tanımlamaların ortak noktalarını içeren şöyle bir tanım verilebilir: Entelektüel sermaye kâra dönüştürülebilen bilgidir ki bu bilgi işletmenin fikirlerinin, yeniliklerinin, teknolojilerinin, genel bilgilerinin, bilgisayar programlarının, dizaynlarının, veri kullanma yeteneklerinin, ilişkilerinin, süreçlerinin, yaratıcılıklarının ve yayınlarının bir bütünüdür.
Yukarıda ifade edildiği gibi entelektüel sermaye kavramı daha eski ve daha dar kapsamlı bazı kavramlarla zaman zaman eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu (IFAC) tarafından yayınlanan bir çalışmada entelektüel sermayeyi, Entelektüel Mülkiyet ve Entelektüel varlıklar terimlerinden ayırmış ve bu kavramları tanımlanmıştır:
• Entelektüel Mülkiyet
Resmi olarak verilmiş, patentler, ticari markalar ve telif hakları gibi mülkiyet haklarıdır. Entelektüel sermayenin muhasebe amaçları için göz önünde bulundurulan tek formu bu varlıklardır. Ancak tarihi maliyetlere dayalı muhasebe bu varlıkların değerlerini düşük göstermektedir.
• Entelektüel Varlıklar
Entelektüel varlıklar ve bilgi temelli varlıklar ise maddi olmayan varlık şemsiyesi altında entelektüel mülkiyet unsurlarına göre daha soyut olan maddi olmayan varlıkları ifade eder. Entelektüel varlıklar, işletmenin sahip olduğu ve gelecekte gelir akımı sağlayacak teknoloji ve yönetim gibi unsurları içeren bilgi temelli varlıklardır.
Entelektüel sermaye kavramı, kapsadığı bu bilgi ve varlıkların değere dönüştürülmesini içerir. Bu sürecin ortaya çıkardığı her bir ürün ise entelektüel varlık veya bilgi varlığı olarak adlandırılır. Entelektüel sermaye, bilançoda görünmeyen varlıkları kapsar, ölçülmeyeni ölçer. Kişiler, fikirler ve bilgi arasındaki ilişkileri ortaya koymak için yapılan bir araştırmadır. Bu nedenle entelektüel sermaye tek bir şey ya da tek bir hedef değil, ilişkilere yönelik bir konudur.
Görüldüğü gibi entelektüel sermaye statik bir varlıktan çok, işletmenin gereksinimlerine uygulandığında katma değer yaratan dinamik bir unsurdur. Bir başka ifadeyle yukarıda sıralanan kavramlar için bir çatı niteliğindedir ve bunların işletme için değer yaratması sürecidir. Geleneksel muhasebe anlayışına göre entelektüel sermayenin karşılığı şerefiye olarak görülebilir. Ancak esas anlam, kabaca öyle tanımlansa da, entelektüel sermayenin sadece defter değeri ile piyasa değeri arasındaki fark olmadığı, onun, görünmeyen değerlerden oluştuğudur.
Piyasa işletmeyi bir bütün olarak değerler, işletmenin alış fiyatı ile tüm varlıkların değeri arasındaki fark şerefiye olarak adlandırılır. Kuramsal olarak şerefiye, alıcının, edinilen işletmenin tüm varlıklarının (maddi ve maddi olamayan) gerçeğe uygun değerlerinin üzerinde vermiş olduğu primdir. Uygulamada geleneksel muhasebe, maddi olmayan varlıkları nadiren değerler. Genellikle maddi varlıkların gerçeğe uygun değerleri belirlenir ve onun dışındaki her şey şerefiye olarak nitelendirilir ve sadece alıcının kayıtlarında görünür. Muhasebe kuralları, hiç karşılığında bir şey ödemeye elvermemesi nedeniyle, adeta fasulye sayaçları yaklaşımıyla defter değerini satış fiyatından çıkarma ve aradaki farkı şerefiye olarak adlandırma yoluna gider. Piyasada tekel oluşturmak için bir işletmeye ödenen piyasa fiyatının üzerindeki miktar bile alıcının kayıtlarında şerefiye olarak yer alacaktır. Yani geleneksel muhasebenin şerefiye kavramı, entelektüel sermayenin ağırlığını taşımaktan ve onu ifade etmekten oldukça uzaktır. Ayrıca geleneksel muhasebede maddi olmayan varlıklar ve şerefiye amortismana tabidir ve belirli bir zaman periyodu içersinde değerlerini kaybederler. Oysa günümüzde trend değişmiştir ve maddi olmayan varlıklar, özellikle ticari unvanlar ve markalar değer kazanmaktadır.
Maddi olmayan varlıkların bilançoda gösterilmesi üzerinde çalışmalar yapılmaktadır. Markalar, telif hakları, satın alınmaları halinde bilgisayar yazılımları bilançolarda zaten görünmektedir. Ancak artık bilgi çağında işletmelerin asıl değerlerini oluşturan entelektüel sermaye unsurları da bilançolarda tümüyle görünmelidir. Yıllarca geleneksel muhasebede adeta düzeltici bir hesap gibi defter değerinin üzerinde ödenen primi hesaplara yansıtmak amacıyla kullanılan şerefiye kavramı da, piyasa değeri-defter değeri oranlarının 10-20 katlara çıkabildiği bugünlerde (bu oranlar Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi için alışılmadık derecede yüksek oranlardır) yeniden ele alınıp incelenmeli ve modern gereksinimlere uydurulmalıdır.
Skandia AFS şirketi için 1993 yılında ilk entelektüel sermaye bilançosunu hazırlayan Leif Edvinsson, işletmesinin entelektüel sermaye politikasını anlattığı makalesinde günümüzde oluşan dengeyi gösteren bir bilanço örneğine yer vermiştir.
Bu yeni dengede entelektüel sermaye, müşteriler, iş görenler gibi işletme ile ilgili taraflardan kaynak olarak sağlandığı ilkesine göre öz kaynaklar gibi pasif bir kalem olmaktadır. Tüm bu gelişmeler sonucunda, günümüzde bilgiyi yaratmak, elde tutmak, paylaşmak ve kullanmak için geliştirilmiş, tümüyle radikal, bilinenleri kökten değiştiren yeni yollar ortaya çıkmaktadır. Bunlar, işletmelerin iş yapma biçimleri ve müşterilerine yaklaşım tarzları üzerinde son derece etkili olmaktadır. Bu değişimi görerek “bilgi yönetimi”ne geçen işletmelerin çok önemli bir rekabet üstünlüğü sağladıkları artık tartışılmaz bir gerçektir. Bilgiyi kullanan işletmelerin finansal tablolarının incelenmesi, bilgi yönetiminin ne kadar önemli olduğunu kanıtlamaktadır. İletişim, yazılım, biyoteknoloji gibi alanlarda çalışan bazı işletmelerin sabit varlıklarının değeri, piyasa değerlerinin %5-10.unu geçmemektedir. Bu fark, entelektüel sermaye unsurları, yani müşteriler, kullanılan süreçler ve çalışan insanların bir başka deyişle bilginin yarattığı değerdir.
Entelektüel sermayenin yoğun olduğu işletmelerin muhasebe kayıtlarındaki değeri ile piyasa değeri arasındaki fark giderek daha da büyümektedir. Amerikan Fortune dergisinin her yıl yayınladığı ve en büyük 500 işletmenin çeşitli kriterlere göre sıraladığı ünlü Fortune 500 listesine göre 1980’lerin ortalarında kurulan Microsoft, 14 Mart 2000 tarihi itibariyle, neredeyse yüz yıllık bir geçmişi olan ve dünyanın en büyük işletmesi olarak kabul edilen General Motors’un yaklaşık 8 katı piyasa değerine ulaşmıştır. Aynı listeye göre dünyanın piyasa değeri en yüksek on işletmesinden yedisi bilgi, ya da bir diğer ifade ile yeni ekonomi işletmeleridir.
1. Toplumsal Yapılarda İnsan Sermayesinin Rolü
İnsanların doğuştan sahip oldukları ve sonradan edindikleri nitelikler ve bilgiler, dünyadaki sermaye stokunun önemli bir bölümünü oluşturmaktadır. Ekonomik değerinin öneminden dolayı insan sermayesi faktörü, üretim düzeyini yükseltmek, ekonomide yapısal değişiklikler gerçekleştirmek ve gelişmiş ekonomilerin düzeyine ulaşmak açısından kalkınmada önem verilmesi gereken bir faktördür. Sosyo-ekonomik gelişme sürecinde insan; emek, girişimci ve teknik bilgi faktörlerinin sahibi olarak çeşitli işlevler üstlenir. İnsan sermayesi; büyüme, teknolojik gelişme, gelir dağılımında etkinlik, uluslararası rekabet edebilirlik düzeyinin yükseltilmesi, hukuki, kurumsal ve politik alanda iyileşmeler gibi kalkınmanın önemli amaçlarının gerçekleştirilmesinde rol oynamaktadır. Kalkınma açısından insan faktörünün sahip olması gereken özellikler ise her ekonominin sektörel ihtiyaçları doğrultusunda ekonominin gerektirdiği nitelikte insan faktörünün yetiştirilmesine bağlıdır.
Bir toplumda insana yatırım, mikro ve makro olmak üzere iki düzeyde gerçekleşmektedir. Mikro düzeyde insana yatırım; kişinin kendisine yaptığı yatırım ve firmaların personeline(insan faktörüne) yatırımını içermektedir. Makro düzeyde yatırım ise devlet tarafından insana yapılan yatırımdır. Ulusal ekonomi düzeyinde genellikle altyapı yatırımları, yarı kamusal mal ve hizmetlere yönelik yatırımları içerir. Mikro ve makro ekonomik açıdan insana yatırım yapılmasının amaçları içinde ulusal geliri arttırarak kalkınma düzeyini yükseltmek, kişi başına düşen geliri arttırarak bireysel refah ve kültür düzeyini yükseltmek, kalkınmanın sürekliliğini sağlamak, gelir farklılıklarını asgari düzeye indirerek gelir dağılımını adil duruma getirmek, kişilerin işte ve üretimde verimliliklerini arttırmak, teknolojik gelişme sağlamak, beyin göçünü engellemek ve eğitim, sağlık gibi hizmetlerde fırsat eşitliği yaratmak sayılabilir.
Bir ekonomide mikro ve makro ekonomik açıdan insan sermayesi yatırımlarının yetersizliği, kalkınmayı engelleyen ve yavaşlatan önemli faktörlerden biridir. Sosyo-ekonomik gelişme sürecinde ekonomik gelişmeyi amaçlayan toplumlar insan sermayesi yatırımlarına artarak daha fazla önem vermektedir.
Toplumsal yapıya bağlı olarak insan sermayesi farklı zaman dilimlerinde farklı özellikler göstermiştir. İş gücü yapısı bu çerçevede değişmiş ve insan sermayesi her toplum tipinde farklı bir önem kazanmıştır. Toplumsal gelişim çerçevesinde gelişen toplum yapılarının her birinde insan sermayesinin incelenmesi aynı zamanda gelişimini de ortaya koyacaktır.
Buna göre tarım toplumunda, sanayi toplumunda ve bilgi toplumunda insan sermayesinin rolü şöyle incelenmiştir.

