- Katılım
- 23 Ocak 2016
- Konular
- 8,370
- Mesajlar
- 18,395
- Online süresi
- 4mo 19d
- Reaksiyon Skoru
- 4,085
- Altın Konu
- 0
- Başarım Puanı
- 506
- MmoLira
- 109
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
IMF VE TÜRKİYE İkinci Dünya savaşı sonrasında yıkılan ülkeler ve onlara yardım etmeye çalışan ülkeler olarak iki büyük grup vardı. Bu amaçla birçok fon ve birlik kuruldu. IMF(International Money Fund) bu birliklerden biri olarak gözümüze çarpmaktadır. Yıkılan ülke ekonomilerini canlandırmak için onlara yardım eden ve ekonomik danışmanlık hizmeti veren uluslararası özerk bir kuruluştur. Dünya Bankası ile ortak bir politika belirleyerek özellikle üçüncü dünya ülkeleri ve zayıf ekonomiye sahip az gelişmiş ülkelerin müşteri grubunu oluşturduğu IMF, Türkiye ile de uzun zamandır ilişki içerisindedir. Türkiye’de iç politika malzemesi olarak gördüğümüz IMF uygulattığı ekonomi programlarıyla ilişkide bulunduğu ülkelerde başarılı olduğu söylenemez. En yakın örneği Arjantin’de iç savaşın uçundan dönülen bir halk ayaklanması yaşanmış ve ülke IMF ile ilişkilerini askıya almıştır. Türkiye hamaset politkalarının yürürlükte olduğu bir siyasi bir arenada senelerce ekonomik verilerin halktan gizlendiği, boş vaatlerle yada popilist politikalarla yönlendirildiği bir dönemi uzun bir süre yaşamıştır. Bu dönemde uygulanan mali politika verimsiz yatırımlar için alınan dış borçlar, koalisyon hükümetleriyle gelen istikrarsız programlar, ve bu istikrarsızlık yüzünden uygulanan seçim ekonomileri, devletçiliğin getirdiği ve çalışmayan KİT’ler ve coğrafi konumun getirdiği şanslardan yararlanılmaması sonuçunda büyük bir dış borçun altına girmiştir. Borçu borçla kapatma stratejiside yarar sağlamayınca, ülke kendini IMF’in ellerine bırakmıştır. Türkiye’de ekonomik faliyetlerin birbir kapatıldığı, para dolaşımının azaldığı, yatırımların durduğu bir dönemde bunun sebepleri artık her kahvede yada her köşe başında konuşulmakta ve memleket kurtarılmaktadır. Kaldı ki bugünlerin en büyük sorumlusu olarak gösterilen 5 Nisan kararlarının altında imzası bulunan, Boğaziçi Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Tansu Çiller, bu işi bilmemekle suçlanmıştır. Bu konu göreceli bir durum arz ettiği için buna değinmeden geçelim. IMF de aynı suçla cezalandırılmak istenmektedir. Enflasyon oranlarının düşüşe geçtiği bu günlerde “yeni vergiler isteyerek ülkede tekrar bir kriz yaratılmak istiyorlar” demeyen politikacımız yok denecek kadar azdır. Bir yumurta sepetini on metreden bıraktığınızda yumurtaların kırılmaması için, sepette yumurta olmaması gerekir. Bir çok borç ve ödemelerin hariç tutularak kamuoyuna sunulan ekonumik veriler elbettiki güzel olacaktır. IMF’in konseptini iyi anlamamız gerekiyor. IMF bir yardım kuruluşu değildir. Bu kuyrluş bir ülke ekonomisi düzeltmek istiyorsa, verdiği borçları geri almak istiyordur. Önerdikleri paketler yada yaptıkları programlar Türkiye’nin kendilerine olan borçunu düzenli ödemesi sağlamak içindir. IMF bir çok ülkeden, kendi dallarında uzman olan ekonomistlerden oluşmaktadır. Eğer Türkiye bir şirket olsaydı, IMF başarılı olabilirdi. Fakat unutulmaması gereken şey Türkiye 70 milyonu aşkın nüfusu olan bir ülkedir. Ve malesef bir ülke ekonomisi kağıt üzerinde hesaplarla kurtarılacak kadar basit değildir. Bu olaya birde insan faktörü açısında bakmak gerekmektedir. Ekonomide dışsallık denilen olgu, ekonomik verileri etkileyen ve doğrudan konu olan faliyetle alakası bulunmayan sosyal ve çevresel etkileri tanımlamaktadır. IMF’in unuttuğu budur. IMF’in önerdiği vergiler, şart koştuğu işten çıkarmalar ve zamsız geçen aylar belki bu ülke ekonomisi gerçekten kurtarabilir. Ama o tarihte yine 70 milyonluk bir türkiyeden bahsetmek söz konusu olabilir mi bu kuşkuludur. Arjantin de olduğu gibi iktidarı protesto eden muhalefetle başlayan bir halk isyanı, askeri ihtilallerden 20 yıldır uzak olan Türkiye’yi büyük ölçüde sarsabilir. Ayrıca Avrupa Birliği için senelerdir fırsat kollayan ve tavizler veren Türkiye’nin batıdan tamamen uzaklaşmasınada neden olabilir. Bu çizgiler ışığında, Türkiye bulunduğu durumda, IMF den seçim meydanlarında söylendiği gibi kolay kurtulamaz. Kaldı ki burada tek suçluda IMF değildir. Popilist politikalar güden hükümütler ve siyasetçiler seçim yatırımı amacıyla bir çok gerekli karar ve uygulamalardan kaçınmaktadır. IMF başakn yardımcısı Anne Krueger: “Türkiye örneğinde görüldüğü gibi bir ya da iki reform yapmak yeterli değildir. Niyetteki ısrarlılık ya da tam tersi, geçmişte ekonomik prograölarda birçok acı sona neden oldu.” Türkiye’de yaşanılan problemlerden biriside ekonomi programlarının tam uygulanmamasıdır. Bununda en büyük nedeni oy kaygısıdır. KruegerE göre: “ Reform yorgunluğu, bazen görevdekilerin istenen reformları yerine getirmmemesi gibi olmusuz bir faktör olarak karşımıza çıkabilir. Bugün hükümetlerim ellerinden gelen herşeyi yaptığını söylemek ise yalnış olur. Daha genel olarak onların daha kısa dönemli problemlere takılıp, uzun dönemli problemlerden ve reformlardan saptıkları söylenebilir. Reform bir ilerlemedir, bir adım değil. Devamlılığı olmak zorunda. Mali disiplinleri adapte etmek ise bu işlerlemenin sadece bir parçasıdır. Ekonomiler ve yapııları değiştikçe halk finansmanındaki yapısal roller de değşir. Harcamalr yapılmak ve yükümlülükler yerine getirilmek zorundadır. Örnegin emekli maaşlarında altyapısı olmadan yapılan değişiklik ve yükümlülükler finansmanın kısa sürede dramatik bir biçimde görünümünün değişmesine neden olabilir.” (Milliyet Gazetesi,20/01-2004) Görüş bildiren kişi IMF’in başkan yardımcısıdır. Söylemek istediği hükümetin başlattığı reformlarda tutarlılık göstermediği, uygulamada problemler olduğu ve reformların sonuçunun alınmasını sağlayacak tamamlayıcı reformların yapılmadığıdır. Ayrıca oy kaygısı ile kısa dönemli ekonomik politika izlendiği ve hükümetin uyguladığı mali programın altyapısının oluşturulmadan yürürlüğe konulduğudur. Bu durumun siyasetçiler tarafında değerlendirilmesi ise IMF’in çok sert bir ekonomik program sunduğu ve bunun uygulamanın güçlüğüdür. Türkçe meali; “eğer biz bu programı uygularsak bir daha iktidarı rüyamızda bile göremeyiz.” Sonuç olarak “alan razı satan razı” deyiminin kullanabileceği uygun bir durumdayız. IMF verdiği borçların faizini bile ödeyemeyen Türkiye’nin ekonomisini dışardan yönetmekte; Türkiye ise dahja doğrusu politikacıları sıkıştıkları yerde IMF’i günah keçisi olarak ortaya atarak var olan oylarını korumaya çalışmaktadır. Yani IMF’li günler geçmişte olduğu gibi Yarında bizi bekliyor. | |
|


