HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Niye yapımcılar uzay sim`leri manyaklarını hiç düşünmez? Niçün her hafta yeni bir FPS, yepisyeni bir adventure çıkarken “uzay oyunu“ delileri iki üç yılda bir hatırlanır? Niye ha, niye? Halbusi alıcı da hazır.. Şu alemde bir miktar rütbe kazanmış şahısların hepsi (ki bunlar işi gücü olan, çoluk çocuğa karışan ama yine de bilgisayar oyunlarından vazgeçemeyen kazık gibi adamlardır) Elite, Wing Commander günlerini saygıyla hatırlar ve nerde şimdi öyle oyunlar der.. (Murat hariç, o Mısırlıların abaküsü icat edişlerini bile hatırlıyor.) Yani, satmayacak bir oyun türü de değil, alıcısı hazır işte.
Ama yapmazlar. Yapmıyorlar canım kardeşim. Artık oyunların yüzde doksanı, embesil amerikan bebeleri için hazırlanmaya başladı çünkü. Bu, son zamanlarda daha da aşırıya giden bir tespit. Piyasaya son giren oyunlara bir bakın, hepsi inanılmaz derecede basit, kısa ve grafik açısından gösterişliler. Alın size örnek, Unreal 2 ve C&C Generals.. Bu embesil bebeler (ki burada sadece amerikalıların böyle olduğunu kastediyor değilim, genel bir tanımlama bu, dünyanın her yerinde var o bebelerden!) oyunu rahatça ve kafaları karışmadan oynayabilsin diye son zamanlardaki tüm oyunlar aşırı derecede basit hazırlanmaya başladı. Bu, “geleceği olan“ bir trend üstelik. Diğer bir deyişle, piyasaya çıkmasını sabırsızlıkla beklediğimiz ünlü oyunlar var ya, hah, ben onların hiçbirinden umutlu değilim, çünkü onlar da bu anlayışa uygun hazırlanacak. “Hardcore“ oyuncuları düşünen yok artık.. Fast food mantığıyla oyun yapıyorlar.
Fakat, arada sırada bunun aksi oyunlar da çıkabiliyor piyasaya. Başında uzun zaman vakit geçirebileceğiniz, aşırı kolay olmayan, bağımlılık yapan ve en önemlisi, hayal gücünü ateşleyen. Alın size Freelancer..
Uzun zamandır beklediğim bir oyundu kendileri. Ne de olsa, her ay yeni bir uzay sim`i çıkmıyor piyasaya. Hem keyifle oynadığım StarLancer`ın devamıydı, hem de “sonu olmayan oynanış“ gibi bir iddiası vardı. (Bunun gavurcasını unuttum şimdi, hatırlayan varsa yazıversin. Endless..?? Her neyse..) Amman ne güzel!
Şimdii.. Oyun için StarLancer`ın devamı demek haksızlık olur. Ortak bir hikayeyi paylaşmaları dışında, iki oyun arasında hemen hiçbir benzerlik yok. StarLancer saf bir action oyunuydu, FreeLancer da ise action oyunun öğelerinden biri sadece.
StarLancer`ın hikayesini hatırlayan var mı? Hmm, durun ben de hafızamı zorlayayım.. Gelecekte Rusya ve Çin birleşmiş, Amerika`ya karşı savaşıyor. Evet, buydu. Tamam, çok sıradan. Ama hikayeyi takan yoktu zaten, action oyunuydu o. FreeLancer hikayeyi devam ettirmiyor, bir “alt hikaye“ rolü üstleniyor, iki süper güç arasında savaş devam ederken daha fazla kurban vermek istemeyen ve başka güneş sistemlerine kaçan kolonicilerin öyküsü bu.. Savaştan uzak bir galakside, kendi dünyalarını kuran ve “barış içinde“ yaşayan koloniciler. “Galaksi“ kelimesine dikkat. Bu, oyunun hakikaten bir galakside, yani keşfedilecek onlarca güneş sisteminde geçtiği anlamına geliyor ve inanılmaz bir şekilde, her sistemi diğerinden farklı yapmayı başarmışlar. Onlarca sistem var ama, birbirlerinden ayırt edilebiliyorlar. Her neyse, bunu aşağıda daha ayrıntılı olarak gireriz.
Siz, Freeport 7 isimli bir istasyondan sağ olarak kurtulan tek şahsı kontrol ediyorsunuz. Tamam, biraz özet oldu bu. Efendim, Freeport 7`da mutlu mesut yaşayıp giderken istasyon meçhul güçlerin saldırısına uğrayıp yok oluyor, siz de sağ olarak kurtulan ender sayıdaki kişilerden birisiniz. Gözünüzü New York Sisteminde açıyorsunuz ve size belli bir görev karşılığı ücretsiz olarak verilen gemiyle, ilk görevinize çıkıyorsunuz. Bundan sonrası size kalmış.. Bu şu demek, oyunun bir hikayesi var ama o hikayeye bulaşmak zorunda değilsiniz. İsterseniz sistemden sisteme gezerek serbest görevler alabilir ve hikayeyi hiç umursamayabilirsiniz. Ya da benim yaptığım gibi, hikayenin akışını etkileyecek görevi tamamlamanızın bir üst level`a çıkmanın tek yolu olduğunu gördüğünüzde, söve saya single player hikayeyi bir an önce bitirmeye çalışırsınız. (Aşağı yukarı oniki saat sürüyor, sıkı bir oyuncuysanız tabii.) Gerçekten, aldığınız serbest görevlerde experience kazanıp bir üst level`a çıkabiliyorsunuz, ama belli bir level`a geldiğinizde oyun size single player hikayeyi ilgilendiren bir görevi tamamlamadan daha fazla level atlayamayacağınızı söylüyor. Sıkıcı. Olsun, finali çok klişe olsa da, ilk başlarda oldukça sürükleyici bir hikaye var oyunda, istasyondan sağ kurtulanların birer birer öldürülmeleri, nedenini araştırmanız, yitik ve kadim bir uygarlıktan kalan artifact`ların peşine düşmeniz.. Daha fazla anlatmayayım en iyisi. (Fakat gizem çözüldüğünde çok klasik bir öyküyle karşılaştığınızın bir kez daha altını çizeyim!)
Bunun dışında, oyunun temel yapısı çok basit, gezegenden gezegene, sistemden sisteme gezerek yeni görevler al, görevi tamamlayıp experience ve para kazan, o parayla daha iyi bir gemi ve daha iyi silahlar al, bir üst level`a yüksel.. Oyunu “sonsuz“ yapan da bu. Bu işleri gerçekten de “sonsuz“ bir şekilde yapabilirsiniz. Diğer bir deyişle, single player hikaye tamamlanınca bitmiyor oyun, aksine yeni başlıyor diyebiliriz.
Arayüzün (ilk şaşkınlığınızı atınca) oldukça iyi tasarlanmış olduğunu görüyorsunuz. Oyun gezegen yüzeyinde ve uzayda geçiyor temel olarak, gezegen yüzeyindeyken gidebileceğiniz yerler belli, yeni görevler alabileceğiniz bar, gemi/silah/ticari malzeme alabileceğiniz ve satabileceğiniz satıcılar, tamirciler.. Hepsine mouse vasıtasıyla gayet güzel ulaşabiliyorsunuz. Bu ekranlarda kontrol tam olarak sizde değil, bara git diyorsunuz, adamınız gidiyor, ancak Tomb Raider tarzı aman da ben götüreyim bar`a kadar gibi bir şey bekliyorsanız, olmuyor. Gezegen yüzeyinde işinizi bitirdiğinizde uzaya çıkıyorsunuz elbette.. Sürpriz! Yine Mouse! Bunun beni ilk başta oldukça şaşırttığını ve hayal kırıklığına uğrattığını itiraf edeyim. Oyunda joystick desteği yok. En azından, benim joystick için yok! Kurulum sırasında joystick`i kaale almadı ve controls kısmından da seçim yapamadım.. Eee, StarLancer tarzı bir “uçuş keyfi“ yok mu? Yok! Geminizi arkasından görüyorsunuz, kokpit içi görünüm diye bir şey yok. Kontrolü de mouse ile oluyor. Alışana kadar epey bir zorluk çekeceksiniz.. Özellikle mouse ile düşman gemilerine ateş etmek epey bir zorluyor insanı. Ne olursa olsun, burada StarLancer tarzı bir arabirim tercih edilmeliydi diye düşünüyorum. Evet, mouse ile kontrol etmeye de alışıyorsunuz ama hak yolu dururken.. Neyse.
Silah çeşitliliği oldukça iyi. Mayınlardan füzelere, lazer topundan proton torpidosuna kadar, maşallah, her şey dizi dizi. Yalnız nedense füze kullanmak StarLancer`daki kadar zevkli değil. Düşmanlar, maşallah, haldır huldur kaçabiliyor füzelerden. Gemi tasarımları ise –bu tamamen şahsi görüşümdür- berbat. Çocuk oyuncağı gibi duruyorlar, şöyle bir, efendime söyleyeyim, X-Wing karizması yok hiçbirinde. Eh, napalım..
Ama yapmazlar. Yapmıyorlar canım kardeşim. Artık oyunların yüzde doksanı, embesil amerikan bebeleri için hazırlanmaya başladı çünkü. Bu, son zamanlarda daha da aşırıya giden bir tespit. Piyasaya son giren oyunlara bir bakın, hepsi inanılmaz derecede basit, kısa ve grafik açısından gösterişliler. Alın size örnek, Unreal 2 ve C&C Generals.. Bu embesil bebeler (ki burada sadece amerikalıların böyle olduğunu kastediyor değilim, genel bir tanımlama bu, dünyanın her yerinde var o bebelerden!) oyunu rahatça ve kafaları karışmadan oynayabilsin diye son zamanlardaki tüm oyunlar aşırı derecede basit hazırlanmaya başladı. Bu, “geleceği olan“ bir trend üstelik. Diğer bir deyişle, piyasaya çıkmasını sabırsızlıkla beklediğimiz ünlü oyunlar var ya, hah, ben onların hiçbirinden umutlu değilim, çünkü onlar da bu anlayışa uygun hazırlanacak. “Hardcore“ oyuncuları düşünen yok artık.. Fast food mantığıyla oyun yapıyorlar.
Fakat, arada sırada bunun aksi oyunlar da çıkabiliyor piyasaya. Başında uzun zaman vakit geçirebileceğiniz, aşırı kolay olmayan, bağımlılık yapan ve en önemlisi, hayal gücünü ateşleyen. Alın size Freelancer..
Uzun zamandır beklediğim bir oyundu kendileri. Ne de olsa, her ay yeni bir uzay sim`i çıkmıyor piyasaya. Hem keyifle oynadığım StarLancer`ın devamıydı, hem de “sonu olmayan oynanış“ gibi bir iddiası vardı. (Bunun gavurcasını unuttum şimdi, hatırlayan varsa yazıversin. Endless..?? Her neyse..) Amman ne güzel!
Şimdii.. Oyun için StarLancer`ın devamı demek haksızlık olur. Ortak bir hikayeyi paylaşmaları dışında, iki oyun arasında hemen hiçbir benzerlik yok. StarLancer saf bir action oyunuydu, FreeLancer da ise action oyunun öğelerinden biri sadece.
StarLancer`ın hikayesini hatırlayan var mı? Hmm, durun ben de hafızamı zorlayayım.. Gelecekte Rusya ve Çin birleşmiş, Amerika`ya karşı savaşıyor. Evet, buydu. Tamam, çok sıradan. Ama hikayeyi takan yoktu zaten, action oyunuydu o. FreeLancer hikayeyi devam ettirmiyor, bir “alt hikaye“ rolü üstleniyor, iki süper güç arasında savaş devam ederken daha fazla kurban vermek istemeyen ve başka güneş sistemlerine kaçan kolonicilerin öyküsü bu.. Savaştan uzak bir galakside, kendi dünyalarını kuran ve “barış içinde“ yaşayan koloniciler. “Galaksi“ kelimesine dikkat. Bu, oyunun hakikaten bir galakside, yani keşfedilecek onlarca güneş sisteminde geçtiği anlamına geliyor ve inanılmaz bir şekilde, her sistemi diğerinden farklı yapmayı başarmışlar. Onlarca sistem var ama, birbirlerinden ayırt edilebiliyorlar. Her neyse, bunu aşağıda daha ayrıntılı olarak gireriz.
Siz, Freeport 7 isimli bir istasyondan sağ olarak kurtulan tek şahsı kontrol ediyorsunuz. Tamam, biraz özet oldu bu. Efendim, Freeport 7`da mutlu mesut yaşayıp giderken istasyon meçhul güçlerin saldırısına uğrayıp yok oluyor, siz de sağ olarak kurtulan ender sayıdaki kişilerden birisiniz. Gözünüzü New York Sisteminde açıyorsunuz ve size belli bir görev karşılığı ücretsiz olarak verilen gemiyle, ilk görevinize çıkıyorsunuz. Bundan sonrası size kalmış.. Bu şu demek, oyunun bir hikayesi var ama o hikayeye bulaşmak zorunda değilsiniz. İsterseniz sistemden sisteme gezerek serbest görevler alabilir ve hikayeyi hiç umursamayabilirsiniz. Ya da benim yaptığım gibi, hikayenin akışını etkileyecek görevi tamamlamanızın bir üst level`a çıkmanın tek yolu olduğunu gördüğünüzde, söve saya single player hikayeyi bir an önce bitirmeye çalışırsınız. (Aşağı yukarı oniki saat sürüyor, sıkı bir oyuncuysanız tabii.) Gerçekten, aldığınız serbest görevlerde experience kazanıp bir üst level`a çıkabiliyorsunuz, ama belli bir level`a geldiğinizde oyun size single player hikayeyi ilgilendiren bir görevi tamamlamadan daha fazla level atlayamayacağınızı söylüyor. Sıkıcı. Olsun, finali çok klişe olsa da, ilk başlarda oldukça sürükleyici bir hikaye var oyunda, istasyondan sağ kurtulanların birer birer öldürülmeleri, nedenini araştırmanız, yitik ve kadim bir uygarlıktan kalan artifact`ların peşine düşmeniz.. Daha fazla anlatmayayım en iyisi. (Fakat gizem çözüldüğünde çok klasik bir öyküyle karşılaştığınızın bir kez daha altını çizeyim!)
Bunun dışında, oyunun temel yapısı çok basit, gezegenden gezegene, sistemden sisteme gezerek yeni görevler al, görevi tamamlayıp experience ve para kazan, o parayla daha iyi bir gemi ve daha iyi silahlar al, bir üst level`a yüksel.. Oyunu “sonsuz“ yapan da bu. Bu işleri gerçekten de “sonsuz“ bir şekilde yapabilirsiniz. Diğer bir deyişle, single player hikaye tamamlanınca bitmiyor oyun, aksine yeni başlıyor diyebiliriz.
Arayüzün (ilk şaşkınlığınızı atınca) oldukça iyi tasarlanmış olduğunu görüyorsunuz. Oyun gezegen yüzeyinde ve uzayda geçiyor temel olarak, gezegen yüzeyindeyken gidebileceğiniz yerler belli, yeni görevler alabileceğiniz bar, gemi/silah/ticari malzeme alabileceğiniz ve satabileceğiniz satıcılar, tamirciler.. Hepsine mouse vasıtasıyla gayet güzel ulaşabiliyorsunuz. Bu ekranlarda kontrol tam olarak sizde değil, bara git diyorsunuz, adamınız gidiyor, ancak Tomb Raider tarzı aman da ben götüreyim bar`a kadar gibi bir şey bekliyorsanız, olmuyor. Gezegen yüzeyinde işinizi bitirdiğinizde uzaya çıkıyorsunuz elbette.. Sürpriz! Yine Mouse! Bunun beni ilk başta oldukça şaşırttığını ve hayal kırıklığına uğrattığını itiraf edeyim. Oyunda joystick desteği yok. En azından, benim joystick için yok! Kurulum sırasında joystick`i kaale almadı ve controls kısmından da seçim yapamadım.. Eee, StarLancer tarzı bir “uçuş keyfi“ yok mu? Yok! Geminizi arkasından görüyorsunuz, kokpit içi görünüm diye bir şey yok. Kontrolü de mouse ile oluyor. Alışana kadar epey bir zorluk çekeceksiniz.. Özellikle mouse ile düşman gemilerine ateş etmek epey bir zorluyor insanı. Ne olursa olsun, burada StarLancer tarzı bir arabirim tercih edilmeliydi diye düşünüyorum. Evet, mouse ile kontrol etmeye de alışıyorsunuz ama hak yolu dururken.. Neyse.
Silah çeşitliliği oldukça iyi. Mayınlardan füzelere, lazer topundan proton torpidosuna kadar, maşallah, her şey dizi dizi. Yalnız nedense füze kullanmak StarLancer`daki kadar zevkli değil. Düşmanlar, maşallah, haldır huldur kaçabiliyor füzelerden. Gemi tasarımları ise –bu tamamen şahsi görüşümdür- berbat. Çocuk oyuncağı gibi duruyorlar, şöyle bir, efendime söyleyeyim, X-Wing karizması yok hiçbirinde. Eh, napalım..
