Best Studio 1
Best Studio
D 1
delimuratt
Aliyldrim 1
Aliyldrim
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
melankolıa18 1
melankolıa18
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Cannn6161 1
Cannn6161
kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Terminator 2D: No Fate İncelemesi

veXor

Herkesin kaderi, kalbinin eseri.
Uzman Moderatör
Admin
TM Üye
Katılım
6 Nis 2021
Konular
566
Mesajlar
1,113
Çözüm
2
Online süresi
25d 16h
Reaksiyon Skoru
1,288
Altın Konu
54
Başarım Puanı
264
MmoLira
31,182
DevLira
12
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!


3.jpg


Milenyum eşiğine henüz girilmemişken, sinema dünyası o güne kadar gördüğü en büyük devrimlerden birine şahitlik ediyordu. Terminator 2: Judgment Day, sadece bir aksiyon filmi değil, kaderin karşısında durma ve imkansıza meydan okuma temalarıyla zihinlere kazınan bir başyapıttı. Robert Patrick’in canlandırdığı o neredeyse yok edilemez T-1000’in soğuk nefesini ensemizde hissettiğimiz her sahne, aradan geçen onca yıla rağmen tazeliğini koruyor. Ancak ne kadar garip ki, oyun dünyasında bu efsane statüsü çoğu zaman göz ardı edildi. Elbette Terminator: Resistance gibi kemik bir kitle yakalayan işler gördük ama T2’nin o saf, katıksız ruhu dijital dünyada hep biraz eksik kaldı. İşte tam bu noktada Terminator 2D: No Fate, modern AAA oyunların gösterişli ama bazen içi boş yapısını bir kenara itip, bizi o nostaljik, yana kaydırmalı (side-scroller) ve ateş et ilerle (run-and-gun) tarzındaki retro atmosfere davet ediyor.

Oyunun açılış sekansı, aslında pek de alışık olmadığımız bir sahneyle, Sarah Connor’ın oğlunu elleri ağır silahlı bir grup serseriden kurtarmaya çalışmasıyla başlıyor. Filmde böyle bir sahne hatırlamıyor olabilirsiniz; çünkü aslında yok. Ancak geliştiriciler, hikayeyi ikonik anlara bağlamak için böyle bir "ara geçiş" kurgulamayı tercih etmişler. Bu sekansın ardından oyun hızla vites yükseltiyor ve kendimizi o bildiğimiz sahnelerin içinde buluyoruz: John Connor’ın T-1000’den kaçışı, T-800’ün motosikletiyle yardıma yetişmesi, Sarah’nın akıl hastanesinden firarı ve o meşhur otoyol kovalamacası. Hatta T-800’ün 1994 yılına çıplak inişi ve ardından yaptığı o meşhur "kıyafet alışverişi" bile oyunda kendine yer buluyor.

Görsel açıdan oyun tam bir piksel sanatı (sprite art) şöleni sunuyor. Karakter animasyonları o kadar titizlikle hazırlanmış ki, John saklanırken T-1000’in çevreyi taraması veya hasar aldığında form değiştirmesi gibi küçük detaylar, yapımın ne kadar tutkuyla hazırlandığını kanıtlıyor. Müzikler ise o efsanevi ana temayı modern bir dokunuşla yeniden harmanlayarak her görevdeki gerilimi ve tempoyu kusursuz bir şekilde destekliyor. Eğer "hardcore" bir oyuncuysanız ve oyunu defalarca bitirmeyi kafaya koyduysanız, bu müziklerin kulaklarınızda yer etmesine hazırlıklı olun.

Tabii ki oyun her noktada filme birebir sadık kalmıyor, bazı noktalarda yaratıcı özgürlüklerini kullanıyor. Örneğin Cyberdyne binasına baskın sahnesinde, o komik gizlilik sekansları atlanarak doğrudan çatışmanın ortasına dalıyoruz. Bazı bölümlerde bu tempo artışı işe yarasa da, oyunun ana hikaye modunda T-800 (Arnold) ile oynadığımız kısımların Sarah ve Gelecekteki John bölümlerine kıyasla daha az olması bir miktar hayal kırıklığı yaratabiliyor. T-800 ile John arasındaki o duygusal bağ, el işaretleri öğretme sahneleri veya insanlığın kendi kendini yok etme arzusu üzerine yapılan derin sohbetler, oyunun hızlı temposuna kurban gitmiş. Yine de Sarah’nın T-800’ü ilk gördüğünde yaşadığı o travmatik korku anı, animasyon ekibinin başarısı sayesinde filmin o ağır çekim sahnelerini aratmayacak bir görsellikte sunulmuş.

Oyunun en can alıcı noktalarından biri de sunduğu "ya şöyle olsaydı?" senaryoları. Hikayeyi bir kez bitirdikten sonra geri dönüp vereceğiniz iki kritik karar, olayların gidişatını tamamen değiştiriyor. Sarah Connor, Miles Dyson’ı öldürmesi için T-800’ün çipini sıfırlamasaydı ne olurdu? Ya da tetiği bizzat kendi çekseydi? Bu alternatif yollar, Cyberdyne binasında onlarca polisin katledildiği (ki bu durum T-800’ün "sıfır zayiat" kuralıyla garip bir çelişki yaratıyor) ve hikayenin Sarah’nın gelecekteki savaşına kadar uzandığı yepyeni aşamalar açıyor. Gelecek savaşlarında John Connor’ı yönetmek, oyuna siper alma mekaniği ve devasa Skynet makinelerine karşı verilen boss savaşları gibi taze kan pompalıyor.

Oynanış mekaniklerine gelecek olursak, Terminator 2D: No Fate oldukça tok bir hissiyata sahip. Bazı bölümler sadece düz bir ekranda düşmanları biçmekten ibaret olsa da, platform öğelerinin ağırlıkta olduğu ve Cyberdyne’ın güvenlik sistemleriyle boğuştuğunuz kısımlar oyunun çehresini değiştiriyor. Karakterlerin kayma (slide) hareketini ofansif olarak kullanabilmesi; patlayıcı robotları düşmanların üzerine fırlatmak veya el bombalarını geri tepmek gibi mekanikler oynanış döngüsünü (gameplay loop) zenginleştiriyor. Zorluk seviyesi arttıkça düşmanların sadece canı artmıyor, aynı zamanda yapay zekaları çok daha agresif ve tepkisel hale geliyor. Bu da oyunu ezberlemekten ziyade, reflekslerinizi gerçekten konuşturmanız gereken bir "mastery" yani ustalık sınavına dönüştürüyor.

Kontroller tarafında ufak bir pürüzden bahsetmek gerek: Sekiz yönlü hedefleme sistemi. Sarah ve John yedi yöne ateş edebilirken, tam olarak ayaklarının altına ateş etmek istediklerinde özel bir "nişan alma" tuşuna basmaları gerekiyor. Bu durum, eğilme hareketiyle çakıştığı için bazen kas hafızanızı zorlayabiliyor. Ancak bu durum sadece birkaç bölümde gerçekten ihtiyaç duyulan bir detay olduğu için oyun keyfini baltalamıyor. Hikaye modunun dışında, ara sahnelerin olmadığı Arcade modu ve sınırlı bir zaman diliminde hayatta kalmaya çalıştığınız "Mother of the Future" gibi modlar, oyunun ömrünü ciddi anlamda uzatıyor.

Sonuç olarak Terminator 2D: No Fate, hem bir kült filme duyulan saygı duruşu hem de son derece keyifli bir arcade deneyimi. Belki bazı sahneler filme daha sadık kalabilirdi ancak o piksellerin arasından sızan nostalji ve zorlu bölümleri kusursuz bir şekilde tamamlama dürtüsü, sizi ekran başına bağlamaya yetiyor. Genç John Connor’ın da dediği gibi: "Öğreniyor muyuz dersin?"​
 
Paylaşım için teşekkürler :)
 
Eline Sağlık Paylaşım İçin Teşşekürler
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst