Sitemize reklam vermek için [email protected] adresine mail atabilirsiniz
For Advertising Contact [email protected]


The Witcher

BoRa{TR}

Level 7
TM Üye
Üye
Ticaret - 0%
0   0   0
Katılım
26 Ocak 2009
Mesajlar
1,514
Beğeniler
131
MmoLira
0
DevLira
0
#1
The Witcher

Bir işin ustası olmanız, o konuda her zaman bir şaheser yaratabileceğiniz anlamına gelmez. Bu genel kuram her konu için geçerlidir ve örneklerini de her köşede görmek mümkündür. The Witcher ise rol yapma oyunları (RYO) alanında, CD Projekt'in örneği. Pek adı sanı duyulmamış bir grup, piyasadaki en güçlü oyun firmalarının alanına çekingen adımlarla girip, sessiz sedasız bir oyun çıkartarak, hepsine "bakın, bu iş böyle de yapılabiliyor" demeyi bilmiş ve biz fanilere oynaması inanılmaz zevkli ve sibek taşı gibi ekran önünde dururken, kafamızın içindeki kullanıma açık bölümleri de çalıştırtmayı becermiş bir firma.

The Witcher "dünyanın en iyi oyunu" gibi bir sıfatı haketmiyor (zaten öyle bir sıfatı herhangi bir oyuna yapıştırmak da mümkün değil, çeşitlilik içinde yitecek bir fikir bu, neyse) belki ama birçok konuda o kadar başarılı uygulamalar ile karşımıza çıkıyor ki, biz "rol yapanların" yüreğine su serpiyor, yüzünü güldürüyor, kırlarda koşturtuyor.

KİMSİn SEN?

The Witcher aslında sıfırdan yaratılmış bir hikaye değil. Andrzej Sapkowski (ismi ilk seferde doğru söyleyen Taksim füniküler - bu doğru mu bilemedim şu an - sistemde bedava tur kazanıyormuş) isimli Polonyalı bir yazar, 1986 yılında "The Witcher" adıyla yazdığı kısa bir hikayeyi, Polonya'daki önemli fantezi kurgu dergilerinden biri olan "Fantastyka" üzerinden okuyuculara ulaştırınca ortalıkta fırtına gibi esmeye başlıyor ve hikayelerinin devamı geliyor. Hikayelerindeki ana karakter ise Geralt, tıpkı oyunumuzda olduğu gibi.

Geralt, mutasyon hadisesi üzerinden şekil şemal itibariyle birazcık değiştirilmiş bir katil ve diğer tüm "Witcher"lar gibi, o da ortalıkta dolaşan yaratıkları avlamakla yükümlü. Buraya kadar her şey klişeye yakın bir eksende ilerleyen fantezi kurgu hikayesi iken, iş Geralt ve diğer "Witcher"ların toplumda hem ihtiyaç duyulan hem de farklı olduklarından ötürü dışlanan tipler olması ile biraz daha özelleşiyor ve derinlik kazanıyor. Gelelim bizim hikayemize...

GERALT OF RIVIA

Hikayemizin hemen başında, hafıza kaybı geçirmiş ve bilinçsiz halde bulunan Geralt'ın, yani karakterimizin, kim olduğunu ve ne işle uğraştığını öğrenerek The Witcher dünyasına adımımızı atıyoruz. Hikayeyi bilmeyenler için de The Witcher dünyasının nasıl bir yer olduğunu kısaca tasvir etmeye çalışan yapımcılar, bunu birçok oyunun yaptığı gibi bayağı ve alenen yapmaktansa, satır aralarına serpiştirilmiş güzel göndermeler ve oldukça başarılı diyaloglar ile bize sunuyor ve hemen burada, oyunun ilk ve en önemli özelliklerinden biri ile tanışıyoruz: Hikaye anlatımı.

Teknik anlamda sıkıntıları olan bir oyun olmasına rağmen, The Witcher'ın hikaye anlatımı ve akışı öyle güzel ki, oyun sizi masa üstüne attığı zaman bile sakin sakin tekrar oyunu açıp, kaldığınız yerden (güncel bir kayıt noktanız yoksa, biraz üzülerekten) oyuna devam ediyorsunuz. Hikayenin anlatımındaki önemli etkenlerden biri karakterlerin son derece oturaklı ve gerçekçi olması. Bunu yapabilmek için de oyunun içinde bulunan cinsellik ve şiddet öğelerinden kaçınıp, hedef kitleyi genişletmek gibi ticari bir yolu reddeden CD Projekt'i kutlamak gerek. Evet, The Witcher 18 yaş ve üzerine hitap eden bir oyun. İçeriğindeki cinsellik, şiddet gibi öğelerin yanında (ki bunlar 18 yaş için bence tek sebep olamaz), oyunun içerisinde yapmanız gereken tercihler de sizi son derece düşünceli dakikalar ile başbaşa bırakıyor. Çerez birçok rol yapma oyununun aksine, The Witcher'daki seçenekler hemen hemen hiçbir zaman "siyah-beyaz" şeklinde değil, daha ziyade "gri, füme, metalik gri, obsidian ama beyaz ışıklı" gibi, insanı hep zorlayan ve tercih konusunda tıkayan seçenekler. Bu oyunu korkunç zevkli hale getirirken, oyunun bir özelliğini daha bize sunuyor: Çok yönlülük.

Çok yönlülük derken, yine birçok oyunun yaptığı "seç, sonucu gör" gibi basit bir yol değil bahsettiğim. Öyle ki, bir tercih yapıyorsunuz, sonucunu görüyorsunuz ama size gösterilen sonuç aslında buzdağının ucu oluyor ve tercihinizin asıl etkisini, belki üç bölüm sonra hissediyor ve anlıyorsunuz. Bu da oyunu tekrar tekrar oynanabilir kılıyor. Yani "kaydet, seç, gör, geri yükle, diğerini seç" gibi bir taktik pek işe yaramıyor. Hikaye üzerine iyi kafa patlatıldığını görüyoruz. Temel olarak üç ana daldan ilerletebildiğimiz hikayenin alt dalları oldukça fazla ve bu da The Witcher için önemli bir artı puan. Barlarda dövüşlere katılıp para kazanabiliyor, kumar oynayabiliyor ve resmen dönemin eğlencelerini yaşayabiliyoruz. Genel eve bile gidebiliyor, "tavladığımız" bayanlar ile ilgili çıkan cinsel içerikli kartları toplayabiliyoruz. Bu kartların sansürlü ve sansürsüz versiyonları var, bendeki oyun sansürsüzdü. Sanırım Amerika'daki versiyonlarında sansür var, neyse.

Alt dallarda ise yine oyun bize "hammal görev" denilen, sadece tecrübe kazanıp seviye atlamak için yapılan görevlerden değil, mantıklı ve kendi içerisinde tutarlılığı olan görevler veriyor. Bu da büründüğümüz kimliği asla unutmamamızı sağlıyor ve eşsiz bir deneyim sunuyor. South Park izleyenler "World of Warcraft" bölümünü bilirler. İşte oradaki gibi, saatlerce koyun kesip seviye atlamak gibi acayiplikler yok. "Evladım, yaşlandım ben şu zamazingoyu şuraya taşı da sana puan vereyim" gibi görevler de yok. Her görev mantıklı ve aldığımız tecrübe puanları da buna göre. Tecrübe demişken...

GÜMÜŞ KURT

Oyundaki seviye atlama sistemi, Diablo ve benzeri oyunlardan alışık olduğumuz üzere, yetenek seçerek gerçekleştiriliyor. 15. seviyeye kadar bronz, daha sonra gümüş ve en son olarak da altın seviye puanları alıyoruz. Güç, çeviklik gibi fiziksel özellikler dışında, gümüş kılıç, çelik kılıç kullanım şekilleri ve büyüler gibi ana başlıklar altında toplanan onlarca farklı yeteneği geliştiriyoruz ve bu da karakterimize belli ölçüde bir yön vermemizi sağlıyor. Elbette bu karakter yönlendirme, Diablo II'de bir büyücü yaratıp şekillendirmek ya da Baldur's Gate II'de bir alt sınıf seçip ilerlemek kadar keskin sonuçlu değil ancak yine de oyun düzenimizi biraz etkiliyor. Örneğin, oyunun başlarında çok fazla gümüş kılıç (yaratıklar çelikten pek etkilenmiyorlar, bu da bizim yaratık sotelemek için gümüş kılıcımız olması gerektiğine işaret) kullanımına yüklenirsek, insanlar, elfler gibi normal ırklarla dövüşürken etkisizleşiyoruz ve hatta tepemize biniveriyorlar. Aynı şekilde, büyülere çok yüklenirsek, örneğin ateş büyüsü ağacına abanınca (normal isimlerini yazmıyorum çünkü bir şey ifade eden isimler olmadığından kafa karıştırabilir), ateşe karşı dayanıklı bir yaratıkla kapışırken, yaratık arkada biz önde kaçmaya başlıyoruz. Dövüşler ise sıra tabanlı bir mantıkta ama gerçek zamanlı olarak işlemekte (Baldur's Gate serisinden hatırlayabileceğimiz gibi). Dilediğimizde dövüşü durdurup hedef seçebiliyoruz ya da klavye, fare ikilisiyle dur durak bilmeden dövüşüyoruz. Geralt ise sırası geldiğinde, yönlendirdiğimiz şekilde vuruyor, kesiyor, biçiyor, dövüyor, kırıyor falan... Seri hareketler ile özel dövüş tekniklerini de ortaya çıkartan Geralt'ın dövüş koreografisini beğeneceğinizi tahmin ediyorum.

Ayrıca oyundaki ince detaylar öylesine fazla ki, insan ilk bir iki saat sadece "aa ne güzel!" diyerek geçiriyor vaktini. Gece, gündüz ilerlemesi, mükemmel ötesi müzikler, başarılı karakter seslendirmeleri, klasik oyunlara ve filmlere göndermeler (örneğin ıslıkla "Imperial March" çalan nöbetçiler gibi...), gerçekten "karakteri olan" karakterler, seçimler ve sonuçları, onlarca alet edevat, okuyacak kitaplar ve oyun içi kütüphanesi, kimyagerliği sevenler için sürüyle farklı etkisi olan iksirleri hazırlama imkanı ve daha niceleri. Oyun dünyasının gerçekten yaşadığına inanacağınıza garanti veriyorum.

MADALYONUN DİĞER yÜZÜ

The Witcher mükemmel bir oyun ama eksikleri yok değil. Bu eksiklerin çoğu, hatta hepsi, teknik anlamda karşımıza çıkıyor. En önemlilerinden bir tanesi, oyunun her iki üç saatte bir kendini kapatıp, masa üstüne dönmesi. Özellikle kayıt yapmayı unutup, heyecanla hikayeyi takip ettiğiniz anlarda bu tam bir işkence olabiliyor. Bunun neden olduğuna yönelik kesin bir fikrin olmaması da can sıkıcı. Oyunun iki versiyonu var, "Geliştirilmiş Versiyon" olan yeni sürümünü ister ayrı alabiliyor, isterseniz de bu sürümün oyuna getirdiği eklentiyi, halihazırda olan oyununuza yama olarak yükleyebiliyorsunuz. Bu yama ile oyunun teknik anlamda daha stabil hale geldiği doğru, ama hala sorunlar var. Oyunu test ettiğim sistemin 4GB Ram, 4870X2 bir ekran kartında, 5200+ AMD işlemci üzerinde çalıştığını da düşününce, insan niye şimdi oyundan attı beni diye düşünmeden edemiyor. Grafikler son derece güzel, yükleme ekranlarındaki, seks kartlarındaki (tam adı bu) ve ara demolarda zaman zaman karşımıza çıkan çizimler ise gerçekten mükemmel ve bunun bedelini de normalden birazcık daha uzun yükleme süreleriyle ödüyoruz. Olsun, "gülü seven, dikenine katlanır".

Bir diğer sorun ise, ki bu bir sorun değil, bir tercih, bu oyunun çerez bir oyun olma özelliğinin hiç olmaması. Oyun RYO sevenleri (Baldur's Gate gibi senaryo derinliği olan, oynaması pek kolay olmayıp, kafa patlatmak gereken cinsten oyunlardan bahsediyoruz tabi) başında tutacak ve fanı yapacak olsa da, "casual" diye tabir edilen gündelik oyunculara göre değil. Örneğin Fable gibi RYO'ları seven biri için The Witcher oldukça ağır bir oyun. Hem dünya, hem hikaye hem de aktarılış olarak. Ancak bir kitap gibi sizi içine çeken hikayesine ve dünyasına kapılmamanız elde değil, bu da bir gerçek.

En son sorun ise oyunun genel atmosferini biraz bozan cinsten. Kimi ara sahnelerin "acayip" geçmesi. Yama ile büyük ölçüde düzelmiş olmasına karşın, hala tamamen giderilemediğinden ötürü, bazı konuşma sahnelerinde işler çok çabuk gelişiyor ve konuşulan konunun atmosferine uygun kamera geçişleri, karakter hareketleri yerine, sanki yönetmenliği tam kavrayamamış bir amatörün çektiği sahneleri izler gibi oluyorsunuz. İşin iyi yanı, bu tarz durumlar gerçekten az ve sebebi birazcık oyun motorunun (Neverwinter Nights II ile aynı motor (Aurora) üzerine kurulmuş bir oyun, yani kapağındaki Bioware işaretini görünce kanmayın sakın, Bioware direkt olarak yapıma karışmamış, taktik ve görüş bildirmişler tabi ucundan) kısır olması. Bu kısırlık zaman zaman oynanışa da yansıyor olsa da, bu ciddi bir durum teşkil etmiyor. Ancak oyun bir aksiyon oyunu olsa, o zaman işler değişirdi demek de gerek.

SONUÇ OLARAK BU OYUN...

... Mükemmel bir RYO. Sonuna kadar sizi başında tutacak, bir sonraki gelişmeyi merak ettirecek ve uyku düzeninize etki edecek bir oyun. Özellikle atmosfere ve müziklere hayran kalacağınızı düşünüyorum. Karakterlerin canlılığı ve eğlenceliliği, zar oyunları, bar dövüşleri, cinsel öğeler gibi yan zenginlikleri ile de derli toplu bir imaj çizen The Witcher, uzun zamandır çıkan en iyi RYO. Darısı Dragon Age'in başına..
 
Üst