Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
Uzun bir süredir beklenen yeni Doom'un kapalı beta testi bu hafta sonu belirli sayıda oyuncuyla birlikte düzenlendi. Yaklaşık üç gün süren beta süresinde sadece oyunun multiplayer tarafı ve iki multiplayer modu oyunculara açıktı. Dolayısı ile incelemede oyunun singleplayer tarafına dair bir şey söylememiz pek mümkün değil, belirtmeden geçmeyelim.
1993'te ilk defa piyasaya sürülen ve bir klasik olarak oyun tarihinde yerini alan Doom, 2016 versiyonu ile seriyi tekrar canlandırmak için geliyor. CS:GO gibi taktiksel FPS oyunlarının yerine yeni Doom bizlere tekrardan hızlı ve her anı aksiyon dolu bir oynanış sunuyor. Zaten fragmanlarında metal müzikler kullanılan bir oyundan başkası da beklenemezdi, değil mi?
Doom, beklendiği gibi bol renkli, etrafta unicorn'ların gezdiği, durup etrafı izlediğiniz sevimli haritalara sahip değil (Cehennemin dediğimiz yer de pek renkli değildir herhalde?). Kan göllerinin ve hatta şelalelerinin olduğu, altınızda lavların bir nehir gibi aktığı karanlık yer altı mekanları olarak tasarlanmış haritalar, Doom atmosferini sonuna kadar yaşatıyor. Daha oyuna başlarken bile geri sayım sırasında işin ciddiyetini fark ediyorsunuz. Oyuna ilk başladığınızda aklınızda bir soru oluyor, "Birazdan kıyamet kopacak ve acaba ben buna hazır mıyım?".
Haritanın dört bir yanı iki nokta arasında ışınlanmanızı sağlayan portallar ile birlikte can, mermi ve zırh veren pick-up'lar ile donatılmış (zırhlar yeşil, canlar mavi ve mermiler sarı). Hatta şöyle bir durum var ki, doğduğunuzda canınız tam dolu olsa bile, etrafta bulduğunuz zırh pick-up'larını toplayarak zırhınızı yükseltmeniz mümkün. Rakip takımla girdiğiniz savaşlardan sonra kenara çekilip şöyle bir nefesleneyim demek yerine, etrafta can, zırh ve mermi aramanız gerekiyor. Bunlar son derece hayati öneme sahip.
"Yukarıda gözüken beyaz işaret sizi etrafta uçabilen ve sağa sola ölümcül roketler atabilen bir iblise dönüştürüyor"
Portallar ve pick-up'lar haritalarda bulunan tek şeyler değil. Oyunun eğlenceli (ve yenilen taraftaysanız korkutucu) olmaya başladığı kısım power-up'lar. Sizi jetpack'e sahip bir iblise dönüştüren ve son derece güçlü silahları almanızı sağlayan power-up'lar mevcut. Örneğin bir iblis rünü (demon rune) belirmeye yakın olduğunda haritada görebiliyor, belireceği noktaya gittiğinizde ise hem kendi takımınızdan hem de düşman takımdan bu rünü almak için sıraya girildiğinizi görüyorsunuz. İlk rünü alan taraf, galibiyetle o noktadan ayrılıyor.
" Bir iblis rünü aldığınızda, 'İşte şimdi bittiniz oğlum' derken buluyorsunuz kendinizi"
Bu iblis rünlerini aldığınızda dönüşebileceğiniz birden fazla iblis var ve bunları oyunda açarak kullananabiliyorsunuz. Fakat kapalı betada bir tane iblis yer alıyordu ve bu iblis jetpack'e sahip kısa bir süre uçabilen, oldukça yüksek hasarlı roketlere sahip bir iblisti. Öyle ki, bunu kontrol altına alan oyuncu eğer iyi bir oyuncu ise tüm gidişatı değiştirebiliyor.
"Kimi avlasam... kimi avlasam..."
Oynanışa dair söyleyebileceğim tek şey ise şu, her şey çok hızlı gelişiyor ve oyunu iyice öğrenene kadar çoğu zaman ne yaptığınızın farkında olmadan ölüyorsunuz. Bir kere Doom'da hızlı koşma tuşu diye bir şey yok! Herkes sabit bir hızla koşuyor, sadece zıpladığınız zaman havada bir kez daha zıplama tuşu ile double-jump yapabiliyorsunuz. Böylece belirli yüksekliklere hızlıca tırmanabilmeniz mümkün oluyor.
Kontroller ise oldukça basit ve sade. Q ve fare tekerleği ile sahip olduğunuz iki silah arasında geçiş yapıyor, E ile birlikte ise ya bombanızı ya da kişisel ışınlanma cihazınızı fırlatıyorsunuz. Farenin sağ tuşu ise sahip olduğunuz silaha göre farklı bir kullanım sunuyor. Örneğin farenin sol tuşu ile roket atar atarken, sağ tuş ile bu roketler hedefe ulaşmadan havadayken onları patlatabiliyorsunuz.
"Arkadaşım bir saniye önümü göremiyorum"
Can ve zırh, Doom'da oldukça önemli bir yer tutuyor. Diğer FPS oyunları gibi bir mermi ile ölmüyor, üstünüze yağan roketlerden bir kaçını yeseniz bile hayatta kalabiliyorsunuz. Bu yüzden pek çok silahı oyunda hiç efektif bulmasam bile, denge konusunun ana oyunda iyileştirileceğini düşünüyorum. Sonuçta beta testleri, biraz da denge konusunu yakından görmek için yapılan şeyler. Ayrıca tek bir mermi ile ölmemeniz, size resmen "fatality" yapılmasına olanak sağladığı için güzel de olmuş. Canınız belirli bir seviyenin altına inince rakip takımdan biri kafanıza diz atarak kellenizi uzak diyarlara doğru fırlatabiliyor ve siz öylece izliyorsunuz.
"Şöyle kırımızı atalım kollara doğru"
Kişiselleştirme konusu Doom'da fazlaca detaylı hazırlanmış. Rakiplerinden ve takım arkadaşlarından görünüş olarak ayrılmak isteyenler, yeni oyunu oldukça sevecektir diye düşünüyorum. Hem zırhınızın her bir bölgesinin rengini (gövde, kask, sağ-sol kol, sağ-sol bacak vs.), desen şekillerini ve aynı zamanda silahların rengini, desen şekillerini ve desenlerin renklerini kişiselleştirebiliyorsunuz. Renk ve desen seçenekleri, oyunda seviye atladıkça açılıyor ve her yeni açılan özellik ile birlikte karakterinizi daha da çok sevmeye başlıyorsunuz. Gerçi her oyunda olduğu gibi bu oyunda da zevksiz bir sürü insan olacağı kesin, betada çekirge gibi dolaşan yem yeşil arkadaşlara gıcık olmadım desem yalan olurum.
"Silahların görünüşüne eskitilmiş bir hava verince çok güzel gözüküyorlar"
Betada haritalar, oyun modları ve iblisler gibi silahların da sadece bazıları bulunuyordu. Keşke klasik elektrikli testereyi deneme şansım olsaydı ve rakiplere "vraumm vraumm" diye koşsaydım diye bekledim, fakat en azından roket atar ve pompalı tüfek gibi diğer klasik silahları deneme şansım oldu.
Açıkçası daha önceden belirttiğim gibi, silahlar konusunda bir denge problemi olduğu kesin. Roket atar ile üç veya hatta iki vuruşta bir rakibi alaşağı edebiliyorken, 'heavy assault rifle' ile bir şarjörü boşaltıp yine de bir kişiyi öldüremediğiniz durumlar ile karşılaşabiliyorsunuz.
"Doom'da görev adamı olmanız gerekli, savunulması gereken bir nokta varken boş boş gezmek sadece zaman kaybı."
Silahlarda da kişiselleştirme opsiyonları bulunuyor. Klasik tek renkli bir roket atar yerine istediğiniz (tabii önce açmış olmanız gerekiyor) desende ve renklerde bir roket atar kullanabiliyorsunuz. İki farklı renkleri birleştirebilir, roket atarı biraz eskitebilir ve desenlerle korkunç gözüken ve gerçekten de korkunç olan bir silaha dönüştürebilirsiniz. Üstelik kişiselleştirme ekranında yaptıklarınız, oyunda birebir aynı gözüküyor.
E ile atılan araçlar konusunda kişisel ışınlayıcı gibi araçlar, oyunun mekaniklerine çok eğlenceli bir yol eklemiş. Örneğin hareket eden bir alanı kontrol altında tutmaya çalıştığınız Warpath'te, bu noktaya ışınlanıcıyı fırlatıp rakiplerinizin arasına girebiliyor, tam işler kötüye giderken geri ışınlanarak kendinizi kurtarabiliyorsunuz. Veya havadan roketler yağdırarak rakiplerin üstüne doğru düşerken bir anda kendinizi geri yukarıya ışınlayabiliyorsunuz. Bu açında bu araç ile oldukça eğlenceli anlar yaşadım diyebilirim.
Doom, uzun süredir piyasaya hakim olan CS: GO ve Call of Duty serilerinden sıkılanlara, eski, her anı aksiyon dolu ve hızlı oynanışı arayanlara bir ilaç gibi geliyor. Betada çok kısıtlı sayıda içerik olmasına rağmen (iki tane multiplayer modu ve üç-beş silah) oldukça eğlenceli dakikalar geçirebildim. Üstelik ilk başlarda ne yaptığınızı anlamaz halde sürekli ölüyor bile olsanız, bir noktadan sonra fazlasıyla eğleniyorsunuz. Doom'un multiplayer tarafı CS: GO gibi rekabete dayılı bir yön sunmuyor, oyunun hedefi belli; sizlere her anı eğlenceli, her anı aksiyon dolu bir deneyim yaşatmak. Nefes almaya bile vakit bulamıyorsunuz.
Kapalı betada beni oyun konusunda beni düşündüren tek şey içerik oldu. Beta olduğunu ve bu yüzden içeriğin kısıtlı olduğunun farkındayım, fakat ana oyunun ya çok dolu olması ya da zamanla güncellemeler ile desteklenmesi gerekiyor. Yoksa bu oldukça eğlenceli atmosfer, birkaç aydan sonra sıkıcı hale gelebilir.
Yazan: Oğulcan Çelik
1993'te ilk defa piyasaya sürülen ve bir klasik olarak oyun tarihinde yerini alan Doom, 2016 versiyonu ile seriyi tekrar canlandırmak için geliyor. CS:GO gibi taktiksel FPS oyunlarının yerine yeni Doom bizlere tekrardan hızlı ve her anı aksiyon dolu bir oynanış sunuyor. Zaten fragmanlarında metal müzikler kullanılan bir oyundan başkası da beklenemezdi, değil mi?
Doom, beklendiği gibi bol renkli, etrafta unicorn'ların gezdiği, durup etrafı izlediğiniz sevimli haritalara sahip değil (Cehennemin dediğimiz yer de pek renkli değildir herhalde?). Kan göllerinin ve hatta şelalelerinin olduğu, altınızda lavların bir nehir gibi aktığı karanlık yer altı mekanları olarak tasarlanmış haritalar, Doom atmosferini sonuna kadar yaşatıyor. Daha oyuna başlarken bile geri sayım sırasında işin ciddiyetini fark ediyorsunuz. Oyuna ilk başladığınızda aklınızda bir soru oluyor, "Birazdan kıyamet kopacak ve acaba ben buna hazır mıyım?".
Haritanın dört bir yanı iki nokta arasında ışınlanmanızı sağlayan portallar ile birlikte can, mermi ve zırh veren pick-up'lar ile donatılmış (zırhlar yeşil, canlar mavi ve mermiler sarı). Hatta şöyle bir durum var ki, doğduğunuzda canınız tam dolu olsa bile, etrafta bulduğunuz zırh pick-up'larını toplayarak zırhınızı yükseltmeniz mümkün. Rakip takımla girdiğiniz savaşlardan sonra kenara çekilip şöyle bir nefesleneyim demek yerine, etrafta can, zırh ve mermi aramanız gerekiyor. Bunlar son derece hayati öneme sahip.
"Yukarıda gözüken beyaz işaret sizi etrafta uçabilen ve sağa sola ölümcül roketler atabilen bir iblise dönüştürüyor"
Portallar ve pick-up'lar haritalarda bulunan tek şeyler değil. Oyunun eğlenceli (ve yenilen taraftaysanız korkutucu) olmaya başladığı kısım power-up'lar. Sizi jetpack'e sahip bir iblise dönüştüren ve son derece güçlü silahları almanızı sağlayan power-up'lar mevcut. Örneğin bir iblis rünü (demon rune) belirmeye yakın olduğunda haritada görebiliyor, belireceği noktaya gittiğinizde ise hem kendi takımınızdan hem de düşman takımdan bu rünü almak için sıraya girildiğinizi görüyorsunuz. İlk rünü alan taraf, galibiyetle o noktadan ayrılıyor.
" Bir iblis rünü aldığınızda, 'İşte şimdi bittiniz oğlum' derken buluyorsunuz kendinizi"
"Kimi avlasam... kimi avlasam..."
Kontroller ise oldukça basit ve sade. Q ve fare tekerleği ile sahip olduğunuz iki silah arasında geçiş yapıyor, E ile birlikte ise ya bombanızı ya da kişisel ışınlanma cihazınızı fırlatıyorsunuz. Farenin sağ tuşu ise sahip olduğunuz silaha göre farklı bir kullanım sunuyor. Örneğin farenin sol tuşu ile roket atar atarken, sağ tuş ile bu roketler hedefe ulaşmadan havadayken onları patlatabiliyorsunuz.
"Arkadaşım bir saniye önümü göremiyorum"
"Şöyle kırımızı atalım kollara doğru"
"Silahların görünüşüne eskitilmiş bir hava verince çok güzel gözüküyorlar"
Açıkçası daha önceden belirttiğim gibi, silahlar konusunda bir denge problemi olduğu kesin. Roket atar ile üç veya hatta iki vuruşta bir rakibi alaşağı edebiliyorken, 'heavy assault rifle' ile bir şarjörü boşaltıp yine de bir kişiyi öldüremediğiniz durumlar ile karşılaşabiliyorsunuz.
"Doom'da görev adamı olmanız gerekli, savunulması gereken bir nokta varken boş boş gezmek sadece zaman kaybı."
E ile atılan araçlar konusunda kişisel ışınlayıcı gibi araçlar, oyunun mekaniklerine çok eğlenceli bir yol eklemiş. Örneğin hareket eden bir alanı kontrol altında tutmaya çalıştığınız Warpath'te, bu noktaya ışınlanıcıyı fırlatıp rakiplerinizin arasına girebiliyor, tam işler kötüye giderken geri ışınlanarak kendinizi kurtarabiliyorsunuz. Veya havadan roketler yağdırarak rakiplerin üstüne doğru düşerken bir anda kendinizi geri yukarıya ışınlayabiliyorsunuz. Bu açında bu araç ile oldukça eğlenceli anlar yaşadım diyebilirim.
Doom, uzun süredir piyasaya hakim olan CS: GO ve Call of Duty serilerinden sıkılanlara, eski, her anı aksiyon dolu ve hızlı oynanışı arayanlara bir ilaç gibi geliyor. Betada çok kısıtlı sayıda içerik olmasına rağmen (iki tane multiplayer modu ve üç-beş silah) oldukça eğlenceli dakikalar geçirebildim. Üstelik ilk başlarda ne yaptığınızı anlamaz halde sürekli ölüyor bile olsanız, bir noktadan sonra fazlasıyla eğleniyorsunuz. Doom'un multiplayer tarafı CS: GO gibi rekabete dayılı bir yön sunmuyor, oyunun hedefi belli; sizlere her anı eğlenceli, her anı aksiyon dolu bir deneyim yaşatmak. Nefes almaya bile vakit bulamıyorsunuz.
Kapalı betada beni oyun konusunda beni düşündüren tek şey içerik oldu. Beta olduğunu ve bu yüzden içeriğin kısıtlı olduğunun farkındayım, fakat ana oyunun ya çok dolu olması ya da zamanla güncellemeler ile desteklenmesi gerekiyor. Yoksa bu oldukça eğlenceli atmosfer, birkaç aydan sonra sıkıcı hale gelebilir.
Yazan: Oğulcan Çelik
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 2
- Görüntüleme
- 96
- Cevaplar
- 4
- Görüntüleme
- 93
[/FONT]