Best Studio 1
Best Studio
TuZaKK 1
TuZaKK
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Bvural41 1
Bvural41
kaptanmikro1 1
kaptanmikro1
R 1
Roksam
[DEV]AB 1
[DEV]AB
Sevdamsın 1
Sevdamsın
farkmt2official 1
farkmt2official
emirhanHCL 1
emirhanHCL
Hikaye Ekle

AŞKIN YÜZÜ | 25. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 2
  • Görüntüleme Görüntüleme 244

Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!

25. Bölüm


Hayatta iki yol ayrımının arasında kalmış gibi hissetmek; nereye gideceğimi bilmeden durmak zor. Pişman olmak ve bu pişmanlıklarla yaşamak ayrımlardan daha zor… Keşkeler ise üstüme gelen karabasan misali. Bu durumda benim yollarım çok dolambaçlı. Tek istediğim bu yollardan çıkmak ve kurtulmak. Nefes almak ve yaşamak…

Elinde yüzük kutusu ile bana bakan Selime ne cevap vermem gerektiğini bilmeden öylece durup bakmak içimi yaktı. Benim iki yolum şuan var. Ya doğruyu söylemek; ya da yalan başvurmak. Ve ben kaybedeceğimi bilerek seçimimi yaptım.

“Sana her şeyi anlatacağım ve beni dinlemeni istiyorum.”dediğimde tam karşıma geçip oturdu.

Yüzünde bir hüzün vardı. Bunu ona yapamayabilirdim. Ama yapacaktım. Enkaz bırakacağımı biliyordum. O enkazın altında ondan daha uzun süre kalmıştım ben. Amacım küllerimden doğmak. Yağız yoktu ve gitmişti. İstesem onu geri alabilir miydim? Beni alıp götüreceği halde, yanımda yeniden olmaması işte Selim ile kalmamın en önemli tercihi.

“Seni dinliyorum.”

Gözlerim elindeki kutuya kaydı. Aşık olduğum adamın bana son hediyesi; şuan sevgilimin elinde. Gözlerine diktiğim de bakışlarında her şeye hazır olduğunu anladım. Artık kaçamam. Çıkmaz sokaktayım.

“Elindekini Yağız verdi.”

Başımı eğmeden yüzüne baktım. Utanılacak bir şey ortada yok. Artık dimdik durma zamanım. Selim bile beni terk edecekse ayaklarıma basmalıyım. Acı çeken taraf olmaktan yoruldum.

“Neden bunu sana verdi?”sesi dümdüzdü. Duygusuz. Benim, Damla ile konuşmam gibi.

“O, o benim…”

“O senin eski sevgilin. Aşık olduğun adam. Her gece ağladığın, dönmesini beklediğin kişi… Lanet olsun!” diye bağırarak konuştu. Şaşırdım. Nereden biliyordu? Neden şimdi söylüyordu?

“Biliyor muydun? Bunca zaman sustun mu bildiğin halde?”

Benim de sesim yüksek çıktı. Bağırmak istemesem de, bunca zaman saklamasını aklım almadı. Sebebi neydi? Kaybetme korkusu mu? Yoksa o gururu mu?

“Biliyordum tabi ya. Sen, sen onunla gezerken ve tozarken ben burada neler çektim haberin var mı? İçimin nasıl yandığını biliyor musun?”adeta kükredi.

Haklıydı. Ne dese haklıydı. O burada acı çektiği zamanlar da, ben de acı çektim. O beni severken; ben başkasını sevdim. Bu muydu suçum? Aşık olduğum adam ile birlikte olmam mıydı? Aldatmadım demedim. Vicdanım susmadı bu yüzden. Ama kendimce bende haklıyım. Her şeye söz geçiyor, ama kalbe geçmiyor işte.

Konuşmaya başladığım da sesim fısıltı halindeydi. “Anlıyorum seni desem? İnanmazsın. Ben, ben çok acı çektim Selim. Sende gördün bunu. Yanında ağladım senin. Sen, bana senin aşkını sevdim dedin. Ben de o zamanlar tutunacak dal aradım. Haklı değilim. Seni sevmedim diyemem. Sevdim. Senin sıcak kollarını sevdim. Bana güvende hissi veren, gülüşünü sevdim. Ama kalbim yapamadı. Bir evet demesi
ile yine gitti. Ne dersen haklısın diyemem. Demeyeceğim de. Artık aşkım için suçlu olmaktan yoruldum.”

Kafasını iki elleri arasına alıp öylece durdu. Düşünüyordu. Kendi içinde savaş veriyordu. Benim savaşım gibi. Damlaya bir şey diyemediğim için bu sefer Selime zehirli oklarımı fırlattım. Çünkü boğuldum. Hep boğulan, acı çeken ben oldum. Dönüp kimse arkasındaki enkaza bakmadı.

O mavi gözleri dolu doluydu. İçimin cız etti. Yine de pişman değilim. Gözleri, gözlerim de kenetliyken öylece baktı. Belki de son bakışmalarımızdı. Onun için değilse bile, benim için öyle. Uçurumdan atlayıp özgürlüğe ayak basışım şuan.

“Seni çok seviyorum Buse. Ne yaparsan yap seveceğim. Yüreğim yangın yeri. Bu ateşi nasıl söndüreceğimi bilmiyorum. Deniyorum inan bana. Senin de yüreğin yanarken ortasına dalmadım mı? Söndürememişim demek ki. Oysaki o yüreğinin, o biricik kalbinin aşkı olmayı ne çok isterdim.”

“Selim! Sen benim hayata dönüş sebebim oldun. Ölümün ucundaydım ben.”dediğimde baş ve işaret parmağımı birbirine bastırıp “Şu kadar kalmıştı. Sen ellerini uzatıp kaldırmasaydın ben yoktum. Ölmüştüm belki de.”

Ayağa kalkıp karşımda oturan Selimin yanında dizlerimin üzerine çöktüm. Elimi de dizinin üstüne koyarak baktım. O masmavi okyanus gözlerinin içime işleyişine izin verdim. Bir süre gözlerimiz kenetlenmiş birbirimize baktık. Sonunda konuşan o oldu.

“Gitmeyeceksin değil mi Buse? Beni bırakmayacağını söyle. Ben sensiz yapamam.”

Sözleri içimi eritip, savurdu. Gözlerimi bir zamanlar çekildiğimiz fotoğrafa kaydırdım. İkimiz de gülüyorduk. Selim bana bakarak gülmüştü. Ben ise kameraya bakıyordum. Mutluyduk en azından. Şimdi ise ikimizin de gözleri buğuluydu. Her an ağlayacaktık ve mutsuzduk. İşte bir aşkın insanlardan alıp götürdüğü ve getirdiği hislerdi bunlar. Yapılanların bedeli ağırdı.

“Bilmiyorum Selim. Eskisi gibi olabilir miyiz ki?”işaret parmağımı resmi gösterecek şekilde uzattım. “Bak… Bak o resimdeki bir zamanlar mutlu olan ve her şeyi birbirlerine anlatan çiftti. Şimdiki bize bak. Kocaman bir ağın içine takılıp kalmış gibi çırpınıyoruz. Peki, ne için bu çırpınış?”

Parmağımı gösterdiğim yerden çektim. Yüzü oraya kenetlendi. Saniyeler geçtikçe bir şey demedi. Sonra kafasını çevirip bana baktı. Her bir mimiğini dikkatle izledim. Elleri yüzümü kavrarken bile yüzünden çekmedim gözlerimi.

“Senin için bu çırpınışlarım. Onlar yarın evleniyor Buse. Gel desen gelir mi artık? O evlenip mutlu olacakken; sen neden bize bunu yapıyorsun?”

“Neden bu kadar iyisin? Neden her şeyi görmezden geliyorsun?”

“Çünkü görürsem yaşayamam anlasana. Aşk fedakârlık istemez mi? Doğru hazmetmek çok ama çok zor. O adamı öldürmek istiyorum. Neler yaşadığınızı tam bilmiyorum ama sana ileri gitmeyeceğinden emin olduğumdan güveniyorum. Eh buda biraz her şeyi katlanılabilir kılıyor.”

Söylediklerini hazmetmek için arka arkaya yutkunmak zorunda kaldım. Bana güvenmişti. Ben ise sarstım. Bilerek olmasa da, o ana uyum sağladım. Üç sene boyunca o anı bekledim ben. Yağız ile olmak suçlu hissettirmekten daha çok bedenimin karıncalanmasına yol açtı yeniden. Oksijensiz kalmıştım ve oksijenimi bulmuşum hissiydi.

“Bir şey söylemeyecek misin?”sesinde umut vardı.

Gerçi umut her yerde vardı. Uyurken, uyandığımız zaman… Daha nice olaylarda bile. Hatta Yağızın hep geleceğine dair olan umudum. Şimdi gitmeyeceğime dair Selim umut ediyordu. Benim yapmam gereken düşünmekti. Bu kolay verilecek bir karar değildi. Gidersem, dönüşü olmadan gideceğim. Kalırsam da aşkımı öyle bir yere saklamam gerecek ki; zamanı gelse bile içimden çıkmaması gerecek. Hangisi önemliydi? Kalıp susmak mı? Gidip kaybettiğini geri almak mı?

Ben ise çoktan kararımı vermiştim. Yüzümü ellerinin arasından kurtarıp ayağa kalktım. Arkamda bırakacağım adama son kez baktım. Belki son kez değildi. Bir şekilde karşıma bir yerden çıkabilirdi. Ama sevgilim olarak baktığımdı sondu.

“Yapamayacağım Selim. Yoruldum artık ben. Seninle olmuyor diye değil. Sana yalan söylememek için. Üç sene değil, on sene geçse bile kalbim başkasına aitken nasıl seni mutlu edebilirim ki? Her baktığım insanda onu görürken sana haksızlık olmaz mı?”

“O. Yeni. Bir. Hayat. Kuruyor.”tek tek cümleleri tıslar şekilde söyledi.

Haklıydı. Yeni bir hayatı ve yuvası olacaktı. Benim de izlerim günler geçtikçe silinecekti kim bilir. Ama ben o değilim. Asla da olmadım. Aşkımın peşinden gidip, onun yüzünü görmeyi bekledim. Aslında dediği cümle doğruydu. Aşkın yüzü sensin derken; aşkın yüzü de o.

“Biliyorum. Ben de bir gün kuracağım belki. Ama şimdi değil.”

“Beklerim. Bekleyeceğim. Ne zaman istersen orada olacağım. Nasıl istersen öyle olsun.”

Başımı sallayarak odadan çıktım. Onu yıkık, dökük bir harabe halinde… Üzgünüm. Hayatım boyunca da olacağım. Yaptığımdan da zerre pişman değilim. Kaderimiz buraya kadarmış. Benden daha fazla iyi birini hak ediyor. Eninde sonunda bunu anlayacak. Ben onun hep aşkı seven kızı olarak kalacağım. O da benim kahramanım. Elimden tutup ayağa kaldıran kahramanım.

Yatak odasına girdiğim de dolabı açtım. Yatağın altından da valimizi o sırada çıkardım. Eşyalarımı toplayıp valizime yerleştirdim. Birkaç parça sığmadığında bıraktım. Sonra da alabilirdim. O sırada gözüme çerçeve içinde gülen suratlarımız çarptı. Elime alıp camın üzerinden başparmağım ile okşadım. Her yerde resimlerimiz vardı. Selim böyle istemişti. Her yerde beni görmek için yaptığını söylemişti. Şimdi ise ben gidiyordum. Geriye kalan sadece anılardı.

Düşünmeden çerçeveyi de valizime koydum. Ne olursa olsun o hayatımın en önemli insanıydı. Minnet borcum vardı. Sırf beni hastalığımda elimden tuttu diye yanında kalamazdım. Hayatımı, hayatımızı cehenneme çeviremezdim. Oysa ne çok isterdim bu aşktan kurtulmayı. Ne çok isterdim, Selim ile gerçekten mutlu olmayı. Bazen istekler olmuyormuş.

“Ben senin kokunu almadan, yüzünü görmeden nasıl yapacağım bari giderken onu da söyle de git.”

“Selim, yapma. Zorlaştırma. Lütfen!”

Kapının pervazına dayanmış, gözleri kıpkırmızıydı. Ellerim ile yüzünü kavrayıp geçti demek ne çok isterdim. Yanındayım ve gitmeyeceğim demek. Yapamadım işte. Yapamazdım.

“Tamam. Arada seni görmeme izin verir misin?”

Salık bırakmayı sevdiğim saçlarımı bileğimdeki tokam ile topladım. Bunu zaman kazanmak için yaptım. Ona ne umut vermek istiyordum; ne de onu tamamen kaybetmek. Bu bencillik olsa bile Yağız kadar bencil değilim en azından.

“Görebilirsin.”

“Sarılabilir miyim?”

Söylediği sözden sonra koşarak kollarımı boynuna doladım. Gözlerimden yaşlar boşandı. O da burnunu, boynuma gömmüş ağladı. Hem kokumu içine çekip, hem de saçlarımı okşadı. Ben ise sadece güven veren sıcaklığına tutundum. Çünkü onu da kaybetmiştim.

Kollarımı çözüp valizimi aldım. Bir şey demeden arkamdan geldi. Yaşanmışlıklarla dolu eve baktım ve çantamı da askıdan alıp dışarı çıktım. Ayakkabılarımı da giydikten sonra elim kapının kolunda kaldı. Zor kısmı buydu. Kapıyı çekip gitmekti. Yaşanmışlıkların üstüne perde çekmek…

“Sen git, ben kaparım.”

Valizimi sürükleyerek asansörü çağırdım. Benim gitmemi bekledi. Asansör gelene kadar alnımdan soğuk terler süzüldü. Orada öyle durması kalbimi daha da ezdi. Gitmeliydi. İçeri girmeli ve beni ücra bir köşeye atmalıydı. Asansör önümde durduğunda arkama baktım.

“Kapat kapıyı. Lütfen Selim. Yoksa bir daha görmem seni.”

“Tamam. Hoşça kal.”

Ağzımı açıp cevap verecekken kapı pat diye kapandı. O kapıyı kapadığında gözümden bir damla yaş daha süzüldü. Ardından evin içinden kırılma sesleri. Kendine zarar vermesinden korktum. Ama gitmedim. Gidersem, suçluluktan orada kalacaktım. İkimiz içinde en iyisi buydu. Düzelecektik.

Başta kolay olmayacaktı. Gülüşlerimiz olmayacak, suratlarımız asık gezecektik. Ama hayatımız iyi olacaktı. Onun olmalıydı. Başkasını seven birini değil, onu seven birini hak ediyordu. Kalbi insanın başkasında olduktan sonra, diğerlerine acı çektirmeye bence hakkı yok. Seliminde acı çekmeye hakkı olmadığı gibi.

Asansöre binip dışarı çıktım. Cama baktığımda beni izlediğini gördüm. Elini cama koymuştu beni hissetmek ister gibi. Nefesimi sıkıntı ile içime çekip yoldan geçen taksiyi durdurdum. Taksi araçtan indiğinde bagaja valizimi koydu. Ben de arka koltuğa oturdum ve ailemin evine yolculuğa çıktım. Yolu seyrederken mesaj sesi ile telefonumu çantamdan çıkardım. Kayıtlı numara değildi.

Yarın benden mesaj bekle. Dediğim yerde ol. Üç sene önce anlatmam gerekenleri anlatacağım.

Kafam karıştı. Korktum ama en çokta merak ettim. Gidecektim. Kim bilir belki de hayatımı toptan değiştirecek bir fikirdi. Arkama yaslanıp taksinin çabucak eve gitmesini diledim. Ailemin sıcağına ihtiyacım vardı. Bu yaşadıklarımı tamamıyla unutmak ve bir rüya olmasına… Gözlerimi açtığımda yine liseye giden kız olmasına. En çokta Yağızın kollarında olmaya ihtiyacım vardı.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst