M 1
m2referencee
Fethi Polat 1
Fethi Polat
InfernoShade 1
InfernoShade
farkmt2official 1
farkmt2official
romegames 1
romegames
bikral 1
bikral
PrimeAC 1
PrimeAC
shrpnl 1
shrpnl
Agora Metin2 1
Agora Metin2
xranzei 1
xranzei
Hikaye Ekle

Fotoğraf - 4. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 1
  • Görüntüleme Görüntüleme 215

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 24 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

Sabahın sekizinde uyandırılmış -hem de izin günüm olmasına rağmen!- kahvaltıdan hemen sonra temizliğe girişmiştik. Bu akşam onur konuğu olan Sağlam ailesini evimizde ağırlayacaktık. Ne kadar güzel(!) Annemin ‘köşe bucak’ olarak tercüme ettiği temizliği bitirdiğimizde bende bitmiştim.
Hayır, anlamıyorum, kapıyı silersin, pencereyi silersin, tamam avizeyi de silersin neden dolapları çekip arkasındaki duvarı da siliyorsun anne?
Otuz yaşına da gelsem ‘Zaten akşama yine bozulacak yatağı neden topluyoruz?’ mantığımla ‘Görünmeyen yerleri neden temizliyoruz?’ mantığımı yok edemeyeceğim.
‘‘Git elbiseni giy, makyaj falan yap.’’ diyerek söylenen anneme kaşlarımı kaldırdım. Kapının çaldığını duyunca homurdanarak oraya yürüdüm. Karşımdaki Ilgın’ı görmemle öfkemin artması bir oldu.
‘‘Bilerek temizlik bitince geldin değil mi hain arkadaş?’’
‘‘He, Eylem. Özellikle bitişe ayarladım.’’
‘‘Bak bir de itiraf ediyorsun!’’
Ilgın bedenimi hiç ağırlığı yokmuş gibi itip içeri yürüdü. Anneme yalakalık yapabilmek için ‘‘Oh mis!’’ diye bağırmayı da ihmal etmemişti. Peşinden ilerlerken ‘‘Arkadaş katili kaç yıl yatıyor hapiste?’’ diyerek herkesin gülmesine sebep oldum. Hoş geldin faslından sonra odama çekildik. Kaşla göz arasından annemin Ilgın'a 'Şunu düzgün giydir' dediğini duymuştum!
‘‘Eee?’’
‘‘Ne eee?’’ dedim şaşkınlıkla. Ilgın fenalık gelmişçesine elleriyle kendine yelpaze yaptığında ‘‘Ne giyeceksin?’’ diye düzeltti sorusunu. Benimle uğraşmanın ne kadar zor olduğunu en iyi o biliyordu. Düğün, nişan merasimlerinden nefret eden ben, lisedeki mezuniyet baloma bile arkadaşlarımın zoruyla gitmiştim.
Hatta geceleyin topuklu ayakkabım kırıldığından on gün boyunca başlarını etini yemiştim! Kendime gelerek umursamaz bir havayla cevapladım arkadaşımın sorusunu.
‘‘Geçen birlikte almıştık ya. Lacivert dizlere gelen elbisem, onu giyeceğim.’’
‘‘Bende ki de soru başka elbisen var sanki?’’
Yastığı alarak sertçe kafasına çarptım. Benimle alay etmekten asla vazgeçemiyordu bu kız!
‘‘Aman iyi demedik bir şey! Hemen parlıyorsun yavru.’’
Sıkıldığımı belli eder şekilde nefesimi üfleyince olayın ciddiyetini kavradı Ilgın. Zorla dağınık dolabımdan lacivert elbisemi buldu. Tabii on dakika boyunca bakınmak zorunda kalmıştı. Giymediğimden en diplere yerleştirmiştim. Zaten o günde Ilgın’ın üstün ağız dalaşı yüzünden almıştım elbiseyi. Yoksa dolaptan çıkarıp giydiğim yoktu!
‘‘Kızım taş olacaksın ya.’’
‘‘Öyle söyleyince kötü bir şey gibi geliyor kulağa.’’ diyerek kıkırdadım. Geciktirmeye çalışsam da Ilgın izin vermiyordu. Sanki evlenecek olmama bende daha hevesli gibiydi. Uzun zamandır göbek atmıyor ya sırf dans edebileceğine için seviniyor bence. Giyindikten sonra saçlarımı açık bırakacaktım ki sıkı bir azar yedim arkadaşımdan.
Neymiş? Efendim elbisesin sırt dekoltesi varmış, saç açık bırakılır mıymış? Sırtımı da göstermezsem neremi gösterecekmişim? Ilgın’ın sapık olduğunu gördüğüm ilk andan beri biliyordum!
Saçlarımı bağlamayı denerken tekrar bir azar seansı geçti.
‘‘Sen resmen moda özürlüsüsün. Ciddiyim! Kızım, şu güzelim elbiseyi giyiyorsun. İyi hoş. Saçını da dağınık topuz yapsana!’’
‘‘Ben yapınca tel tokalar görünüyor.’’ diye mızmızlandım. Eline aldığı tarağı kafamda parçalamamak için direnirken dediğini yaptı. Hoş bir dağınık topuz.
Sıra makyaja geldiğinde asıl işkencenin şu an başladığını fark ettim. ‘‘Gözlerini kapat. Hayır, dur! Kırpıştırma. Eylem! Gözlerini açma. Al yanağına sürüldü. Alt tarafı eyeliner ya. Fondoten sürünce zombi gibi oluyorsun, bembeyaz. O yüzden onu es geçiyorum. Allık sürelim ama. Yanaklarına renk gelsin, a-aa! Dursana be!’’
Uzun bir savaştan sonra allık, eyeliner, rimel sürmüştü.
Rujumu -iyi ki- benim sürmeme izin verdi. Örgü şeklindeki siyah, beyaz ve mavi renkli bilekliğimi de bileğime takınca tamamen hazırdım.
‘‘Ben gideyim, gecenin her ayrıntısı istiyorum.’’
‘‘Sanki unutabilirmişim gibi.’’ dedikten sonra gülümsedim. Arkadaşımı uğurlayarak salonda oturmakta olan babamın karşısında dikildim. İki kolumu yukarı kaldırarak kendi etrafımda döndüm. ‘‘Nasılım?’’
Babam yıllardır asla değiştirmediği cevabı verdi.
‘‘Prenseslere benzemişsin.’’
Kıkırdayarak koltuğa yerleştim ve babamın koluna başımı koydum. ‘‘Seni hiç kimseyle paylaşmak istemiyorum.’’ dedi iç çekerek. ‘‘Biliyorum. Ama eninde sonunda evleneceğim baba.’’
‘‘Daha çocuksun sen.’’
‘‘Yirmi beş yaşındayım!’’
Gülerek yanağımı sıkınca kapının zili ikimizin huzurlu anını bozdu. Koşar adım kapıya ilerlerken isimleri son kez aklımdan geçirdim.
Hakan, Nergis, Tolga, Tarık, Tülay.
Hadi kızım!
‘‘Hoş geldiniz, Tolga Hanım.’’
Yerin yedi kat dibini geçtim, magmaya ulaştım. Tolga Hanım dedim. Dilimi ısırsaydım da demeseydim. Tülay ve Tarık kahkaha atarken Mehmet Beyin de başını diğer tarafa çevirdiğini gördüm. Tolga’nın tek yaptığı gözlerini devirmek oldu. Nergis Hanım, ayakkabılarını çıkararak eve giren ilk Sağlam ailesi üyesi oldu.
‘‘Nergis Hanım…’’ diyerek elimi uzattığımda bana gülümsedi. ‘‘İyi ki benim için Bey demedin.’’
Utanma duygum derinler çığlıklar atıyordu. ‘‘Heyecanlandığımda…’’ diye başladığım cümlemi Tolga bitirdi. ‘‘Geriliyor ve o kadar çok saçmalıyorsun ki insan hayret ediyor.’’
Seni anti sempatik adam!
Dişlerimi sıkarak kendi içimde kavgaya giriştim, Tolga'ya olan öfkemi içeceği tuzlu kahveden çıkaracaktım. İçimdeki kötü kadın başını geriye atarak kahkahalar patlatırken sırıtmamak için zor durdum.
Nihayet içeri geçebildiğimizde anne ve babalarımız el sıkıştı ve konuşmaya daldılar. Konu takip edemeyeceğim kadar derindi. Babamın askerlik anılarını duyduğumda kafamı yastıklara gömme isteğimi bastırdım. Tanışın, kaynaşın iyi hoş da arada kim olduğunuzu da hatırlayın! Biriniz kız tarafı, diğeriniz erkek! Çok iyi anlaşamazsınız!
‘‘Ah bizim kız da pek yaramazdı.’’
Sakın anne! Sakın küçük düşürücü çocukluk anılarımı anlatma!
‘‘Resmen bize kin tutuyordu. İnanmazsınız. Bunu evde bırakıp bakkala çıktım. Daha babası uyanmamıştı. Ondan bir hafta önce çakmak almışım elinden. Hiç de hatırlamıyorum. İntikam olsun diye nereden bulduysa tekrar almış eline. Mutfağın halısını ve perdesini tutuşturmuş. Allah’tan babası yetişti de yaralanmadı.’’
Çocuktum canım! Olur, öyle şeyler. ‘‘Babası okula zorla götürdüğü için her sabah çayına kırmızı biber dökerdi bu cadı.’’
Yeter anne, gerçekten!
‘‘Hiç unutmam, geçmiş koltuğun arkasına-’’
‘‘Kahve!’’ diyerek oturduğum yerden ayağa kalktım gürültüyle. ‘‘Kahvelerinizi nasıl içersiniz?’’
O hatıranın devamı hiç hoş değildi! Tamam, koltuğun arkasına çökerek altıma tuvaletimi kaçırdığım olmuş fakat nişanlanacağım adamın bunu bilmesi gerekmez, öyle değil mi?
‘‘Bakın anlattırmıyor bile.’’
‘‘Anne, lütfen. Anılarımızı kendimize saklayalım. Benim açımdan komik değil utanç vericiler.’’
Gülüştüklerinde gözlerimi devirdim.
‘‘Ben orta alayım.’’ dedi Mehmet Bey. Eşi de sade istedi. Tolga ‘‘şekerli’’ dedi ve Tarık’la Tülay’ın isteklerini anlamadım bile. Mutfağa yürüdüğümde kimin ne istediğini unutmuştum çoktan. Annem peşimden gelince yüzümü buruşturdum. Cezveyi çıkarıp ocağa koydu.
‘‘Anne ne istediler unuttum ki.’’
‘‘Dört tane orta, iki tane şekerli, bir tane de sade. Kendine kahve yapma.’’
‘‘Seni seviyorum kadın!’’ diyerek yanaklarına sulu öpücüklerimden bıraktım. Ardından elinin tersiyle silmesini izledim. ‘‘Sus deli kız. İsteme törenini berbat edeceksin. Bak, şekerli olan birine tuz kat. Farklı fincan takımı olsun. Şuraya çıkardım ben tek bardağı.’’
Kahveyi yapmam için mutfakta beni yalnız bırakınca gülümsedim. Evet, Tolga Bey’in içmek zorunda olduğu kahveden neler çıkacak?
Yapabildiğim kadarıyla yaptıktan sonra annemin özenle çıkardığı değişik fincana tuz, karabiber, kırmızıbiber ve tarçın ekledim. Nane de koyacaktım fakat üstünde yüze yeşil yaprak görürse şok ifadesini izleyemem!
Kahveleri tabağına dökmemeye özen göstererek büyüklere tuttum. En sonunda Tolga’nın önünde durup kendini beğenmişçesine gülümsedim. Hadi buyurun cenaze namazına. Aslında ölmez, en fazla hastanelik olur ve midesi yıkanır. Tabii kusmazsa. Ay önceden uyarsaydım da banyoda mı içseydi acaba?
Tolga yavaşça kahveyi ağzına götürdü. Bir yudum aldığı an kaşlarını çatıldı, yüzü buruştu. Kahkaha atma isteğimi bastırırken ‘‘Nasıl olmuş Tolga’cığım?’’ diye sordum.
‘‘Mükemmel.’’ dedi. Ben itiraz edemeden tek dikişle kahvesini bitirdi. O an birazcık saygı duydum çocuğa. Ardından kızaran gözleriyle mutfağa koştu. Öksürüyor, aynı anda derin nefesler alıyordu. Vicdanımın küçük parçaları bana kızarken omuz silktim. Beni rezil etmeseydi!
Annemin sinirle ‘‘Ne koydun kız içine?’’ diye sormasıyla tüm dikkatler suratıma toplandı.
‘‘Tuz…’’ dedim ikinci kez omuz silkerek. ‘‘Karabiber, kırmızıbiber ve tarçın.’’ diye ekledim.
Nergis Hanım’ın yüzünde gördüğüm dehşet ifadesini asla unutamam. Mehmet Bey’in başını çevirerek gülümsemesini saklamasını, Tülay’ın açıkça kahkaha atmasını, Tarık’ın gülmemek için elini ısırmasını da.

Tolga su içerek rahatlamış bir yüz ifadesiyle salonu girince annem telaşla gülümsedi.
‘‘Bir kahve daha içer misin yavrum?’’
Çok masum soruyla gözleri kocaman açıldı Tolga’nın. Galiba gerçekten çok midesi bulanmıştı.
‘‘Yok, yok. Gerek yok. Yetti bir bardak.’’
Başka bir gülüşme seansı geçince geceyi noktalayabilmek adına o malum soruya geldik. Uzunca başlayan konuşmayı takip etme gereği görmedim, en son duyduğum cümle ‘‘Allah’ın emri, Peygamberin kavliyle, kızınızı oğlumuza istiyoruz.’’ oldu.
Babam gururla koltukta geriye yaslanırken dudaklarıma gülümseme kondurmuştu. ‘‘Verdik gitti.’’
Yok baba, yanlış replik. Sattık gitti onun doğrusu! Kendimi kurbanlık koyun gibi hissetmedim değil. Yine de ses çıkarmadan ayağa kalkarak anne babalarımızın elini öptük.
‘‘Şey... İzin verirseniz, sevgilimle özel konuşmak istiyorum.’’
Hayır, intikam almak için kafamı buzluğa sokacak. ‘‘Tabii ki evladım. Mutfağa geçin siz.’’
Ah baba. Hani istemiyordun? Hani çocuktum ben daha? Yaktınız beni. Tolga’nın peşinden tıpış tıpış giderken bana dönüp attığı gülücük en korkutucu filmlerde bile yoktu. Katilin fırlamak üzere olduğu karanlığa yürüyen o masum, ölüme mahkum kız gibi hissediyorum.
‘‘Zafer kazandığını mı sanıyorsun?’’ dedi tezgâha yaslanıp alayla kaşlarını kaldırırken. ‘‘Tolga, açık konuş. Böyle bir geleneğimiz varmış onu uyguladım. İmalar yapıyorsun.’’ dedim salağa yatarak. Sonuçta suçu kendi ağzınızdan itiraf etmediğiniz sürece, suçlu sayılmazsınız.
‘‘Nişan alışverişinde göreceğim ben seni. Bu arada annem hiç durmadan dört saat konuşabilir, alışveriş yapabilir ve aynı zamanda eleştirileriyle seni rezil edebilir. Kendini hazırlasan iyi edersin.’’
‘‘Saçma sapan konuşuyorsun Tolga.’’
Omuz silkti. ‘‘Görürsün, ciddi miyim değil miyim? Bu arada… Gecelik almaya gittiğiniz de hepsini denettirecek, kabinden çıkmamaya çalış.’’
Allah’ım! Hayır, asla! ‘‘Gözümü korkutamazsın.’’ diye karşı çıktığımda aramızdaki mesafeyi sıfıra indirdi. Bakışlarım göğsüne kilitlenmişti. Başım ancak omzuna geliyordu. Kafasını eğerek kıkırdadı.
Olamaz! Erkek losyonlarına bayılıyorum! Ve bu adam çok mükemmel kokan bir losyon kullanmış!
‘‘Aslında… İlgi çekici olabilir. Nişan alışverişi. Bende mi gelsem?’’
‘‘Damadı kabul etmezler’’ diyerek yapıştırdım cevabını. Kulağıma eğildi ve dönsem öpüşeceğimiz bir mesafede durdu. ‘‘Haber vererek geleceğimi söylemedim. Ayrıca beni tabii ki kabul ederler, annemin amacı düğün alışverişisini de aradan çıkarmak.’’
Kırmızı alarm! Heyecanlandım.
‘‘Kabinden çıkmam.’’ dedim kast ettiği şeyi doğru anlayıp anlamadığımı bilmeden. ‘‘Mükemmel, o zaman düğün tarihimiz on ağustos olsun. A-a anne.’’
Ben ne yaptığını algılayamadan geri çekildi ve kapıya doğru döndü gülümseyerek. Annemin kaşlarını kaldırmış, bizi dikizleyen yüzüne bakarken sıkıntıyla yanaklarımı şişirdim. Of! Rezil oldum. Üzerime yürüdü an onu itmeliydim fakat suçlu ben değilim.
Her şeyin sebebi; o mükemmel kokan losyon!
‘‘Annen ve baban kalktı da çocuğum.’’
‘‘Ben de gidiyorum zaten efendim.’’
Annemin yanından geçip dış kapıya ilerleyince sandalyeye oturmak için hamle yaptım. Koluma yediğim çimdiğin sebebini bile bilmiyorum! ‘‘Ay, ne oluyor ya?’’
‘‘Git uğurla nişanlını.’’
Peşlerinden ilerledikten sonra kapıda durup el salladım. ‘‘Görüşürüz.’’ dedim sesimin normal çıkmasını umarak. Az önce çok tehlikeli bir yakınlık geçirmiş olsak da şu an aklım başımdaydı. Böyle bir şey tekrarlanmayacaktı!
‘‘İyi geceler öpücüğüm?’’
Anne ve babası çoktan inmişti. Bir tek Tülay ayakkabısını bağlıyordu. Annemin de bizi izlediğine emin olduğumdan isteksizce parmak uçlarımda yükselip yanağına öpücük kondurdum. Ve düzeltiyorum.
Şu anda itibaren böyle bir yakınlık tekrarlanmayacaktı!

10633343_811546748896604_1815320397393096841_o.jpg
 
Paylaşım için tşkler..!
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst