Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!
Juliet, gözlerini açtığında sıradan bir sabaha uyanmadığını fark etmişti. Burada kadını rahatsız eden daha doğrusu tedirgin eden bir şeyler vardı. Kadının zihnine dün gecenin anıları doluşunca yanakları kıpkırmızı olmuştu. Bunu, vücudunu saran sıcaklıktan fark edebilirdi.
"Prenses, uyandı-" Brandon, umarsızca onun odasına dalmıştı. Sabahın erken olmasından ötürü onun uyuduğunu düşünmüştü ve kahvaltı yapması için odasına bir şeyler söyleyip, kadını uyandırmaya gelmişti.
"Uyandım." dedi Juliet ona doğru gülümseyerek. Dün gece adamın ona verdiği öpücük aklına gelince rahatsız oldu. Uygunsuz bir şey yapmasa da bu durum hoş karşılanmazdı.
"Uyuduğunuzu düşünmüştüm, prenses." dedi Brandon oyuncu tavrıyla. "Kahvaltıyı odanıza getirmelerini söylemiştim."
"Teşekkürler." dedi Juliet örtüyü üstüne çekip doğrularak. "İzninizle?" Brandon isteksizce arkasını dönmüş ve kadının giyinmesini beklemişti. Ayak seslerinden onun yataktan çıktığını fark etmişti. Sol tarafında duran aynaya göz atarak kadının güzel vücudunu seyreden Brandon, gözlerini onun vücudundan alamamıştı. Son derece dolgun hatlarını gizlemek için gecelik yeterli değildi. Adam kaskatı kesilmişti. Çünkü Juliet üzerindeki geceliği çıkarmış ve aceleyle bir elbise giymeye çalışıyordu.
"Yardımcı olabilirim istersen?" Adamın boğuk sesi kadını iyice rahatsız etmişti.
"Hayır, teşekkürler." derken elbisenin korsesini sıkıyordu. Bunu kendi başına yapmayı öğrenmişti.
"Pekala." Brandon bozulsa da belli etmemeye çalışmıştı.
"Hazırım." Juliet'in kapıya doğru ilerlemesiyle hizmetçilerin kahvaltı getirmeleri bir olmuştu ve kapı kadına çarpmadan Brandon onu yakalamış ve kendine çekmişti. Kapıdaki şaşkınlık içeren ses Casey'den gelmişti. Adam, odasına girecekken onları görmüş ve inanamamıştı.
"Kardeşim, karımla ne yapıyorsun acaba?" Casey'nin sakin ama bir o kadar tehlikeli olduğunu belirten sesi ikisini de bir anda ayırmıştı.
"Kapı Juliet'e çarpmadan yakalamak istemiştim, Casey. Başka ne olabilir ki?" Adamın çenesi kasılmıştı ve hiçbir tepki vermiyordu.
"Yanılmıyorsam kapı diğer tarafa açılıyor." İkisi de buna bir şey diyememişti.
"Sanırım konuşmamız gereken bir şey var, karıcığım." Casey'nin yüzündeki ifade kadını korkutmuştu. Brandon, onu öne doğru ittirmiş ve ilerlemesini sağlamıştı. Juliet kapıdan girerken hizmetçi nefesini tutmuş ve geri çekilmişti.
"Şimdi ne yapacaksınız, lordum?" Juliet, bir an önce onun azarından kurtulmayı bekliyordu fakat bu sefer istediği gibi olmamıştı. Casey, bakışlarını ona çevirmiş ve sadece bakıyordu. Adamın masmavi gözleri ve neredeyse gülün yanında soluk kalacak kadar pembe olan dudakları onun birkaç santim ötesindeydi. Kadının içinde oynaşan kelebekler şimdi midesinden yukarı çıkıyor gibiydi.
"Dudakların çok güzel." Juliet, bunu sesli söylemiş olmalıydı. Yoksa Casey durduk yere kahkaha atmış olamazdı.
"Güzel, öyle mi?" Bakışlarındaki soğukluk hala kadını mahvediyordu. Juliet, onun yanında her şeyi unutuyor ve sadece onu düşünüyordu. Casey, elini ona uzattı ve yanağına dokundu. Dokunuşuyla Juliet'ten yükselen inleme odayı kaplamıştı. "Ne demiştin?" Juliet, dudaklarını ıslatıp adama bakmaya devam etti. Kendini ona yaklaştırıp vücut hatlarını hissetmek istemişti ama Casey, onun bu talebine karşılık vermemişti.
"Lordum" diye mırıldandı kadın. Kendini sevdirmek isteyen kedilere benziyordu. Ah, evet. Kesinlikle öyle olmalıydı.
"Ne istiyorsun, Juliet?" Adamın bakışlarına tekrardan yerleşen öldürücü his kadını kendine getirse de bir yanı hala onu istiyor ve bedeni sızlıyordu.
"Nasıl ne istiyorum, lordum?" Kadın zihnini toparlayabilseydi onun sorusunu anlayabilirdi fakat adamın eli yanağında dururken ve vücudu onunkine yaslanmışken mantıklı düşünemiyordu.
"Ne yapmaya çalışıyorsun?" Sesini yükseltmişti. Bu, kadını korkutmamış aksine heyecanlandırmıştı. Onun öfkesini görmek istiyordu. Sonra da sinirini ondan çıkarması için yalvarabilirdi. Juliet başını hızla salladı ve adam, elini onun yanağından çekti. Ne düşünüyordu böyle!? Juliet, asla seks düşkünü bir kadın olmamıştı. Hatta, bir çocuğu olsun bile istemiyordu. Bu duyguları istememeliydi. Ama Casey'ye benzeyen bir oğlu olmasını isterdi.
"Hiçbir şey, lordum. Buraya sizinle evlenmeye geldim." Kadının masum olduğu belliydi. Casey ne düşünmüştü ki? Babasının onu bilerek gönderdiğini düşünmüştü. Ama kızın hiçbir şeyden haberi yoktu.
"Beni tanıyor musun, küçüğüm?" dedi Casey gülümseyerek. Bu gülüşü, adeta bir meleği andırıyordu. Kadın içinde yükselen sarılma isteğini zor durdurmuştu.
"E-evet." dedi kadın titrek bir sesle. Mantıklı düşünemiyor, düşünmek istemiyordu.
"Ne kadar tanıyorsun?" Casey eğleniyormuş gibiydi. Bu tavırlarından belli oluyordu.
"Evleneceğim kişisiniz, lordum." dedi Juliet sonunda kaşlarını çatarak. Onun ne yapmaya çalıştığını anlamamıştı. Açıkçası merak ediyordu ve bunu öğrenmek için, istediği her şeye cevap verirdi.
"Daha fazlasıyım, Juliet." dedi ve dudaklarını kadına daha da yaklaştırdı. Juliet'in kalp atışları duyulmaya başlamıştı. Adeta odada gümbürdüyor ve yankı yapıyordu. Casey, elini onun kalbinin üzerine yerleştirdi ve kalp atışlarını dinledi.
"Seni heyecanlandırıyor muyum yoksa?" Casey, bu düşünceyle acı çekiyormuş gibi görünmüştü. Adam, başını salladı ve bunu yapmaması gerektiğini söyledi kendine. Fakat karşısında bu kadar güzel bir kadın varken kendini durdurmak istemiyordu. Kadının dudakları onu çağırırken duramazdı. Juliet, onun için yasaklıydı. Ona dokunmamalı ve uzak durmalıydı. Buna hakkı yoktu. Kadın, onun hakkındaki gerçeği öğrendiğinde kendi de istemeyecekti.
"Belli olmuyor mu, lordum?" Juliet, saklama gereği duymamıştı. O, çok yakışıklı bir adamdı ve her kadının kalbi onun karşısında yeterince hızlı atabilirdi.
"Ah, evet küçüğüm. Belli oluyor." dedi ve geri çekildi. Juliet, hayal kırıklığına uğramış gibiydi. Casey, onun dudaklarının titrediğini fark edince içindeki canavara küfretti. Kadına saldırmak ve delicesine sevişmek istiyordu. Fakat bunu yapamaz ve ona dokunamazdı. Ne kadar zor ayrıldığını bilseydi, şu an belki mutlu görünürdü. "Bu çok sevimli." dedi ve dudaklarını onun saçlarına dokundurdu. Oradan boynuna indirdi ve kolyesi olduğunu fark edince geri çekildi.
'O gün ki gibi' diye düşündü Casey. Her şey o gün ki gibiydi. Lanet olasıca babası, kızını bu yüzden yollamış olmalıydı. Acı çekmesini sağlamak ve canını yakmak için. Casey, kolyeyi tutup çekince kolyenin altından olduğunu fark etti. Üzerinde zümrüt işlemeleri olan kalp şeklinde bir kolyeydi. Onun kolyesiydi.. diye geçirdi adam aklından. Kolyeyi aniden bırakıp kadından uzaklaşan Casey, başını pencerenin pervazına yasladı.
"Çok sevimli?" Juliet kendi kendine mırıldanıp odadan çıktı. Kapıdan çıkmadan önce Casey'ye bakmış fakat dönmediğini görünce çıkmıştı. Yapacak hiçbir şeyi yoktu. Evleneceği adam ona çocuk muamelesi yapıyor, hareketlerini sevimli buluyordu. Kadının şehvetiyle dalga geçmişti. Juliet, seksi olmadığını biliyordu. Güzel bile değildi! Aklına Olivia gelince omuzlarına yük binmiş gibi hissediyordu. O kadınla yarışamazdı. Casey'nin onun gibi biriyle işi olmazdı. O, uzun bacaklı ve sarışın kadınlardan hoşlanıyor olmalıydı. Juliet'te bunların hiçbiri yoktu. Kendini iyice işe yaramaz hissetmemek için bahçeye çıkmaya karar verdi. Ondan önce de bir şeyler yiyebilirdi. Mutfağa girdiğinde dün gece bahçede gördüğü kızla karşılaştı.
"Ah, prenses. Acıktınız mı?" Kızın yanakları kızarmıştı. Dün gece kız da onları görmüş olmalıydı.
"Bir şeyler yemeliyim." dedi Juliet özür diler gibi. Onlara iki kere kahvaltı hazırlatmak istemiyordu. Kimseye yük olmak istemiyordu. Burası, onun evi gibi değildi. Gerçi kadın, evinde de hep sığıntı gibi hissetmişti.
"Prenses.. ben.. dün için.." Kızın yanakları iyice kızarmıştı ve ayaklarına bakıyordu.
"Sorun değil, herkesin yaşayacağı duygular." Juliet, kıza böyle söylemiş ve sonra 'ben hariç' diye tamamlamıştı kendini.
"Üzgünüm. Bizi öyle görmenizi istemezdim." Kızı daha fazla utandırmak istemese de bir arkadaşa ihtiyacı vardı.
"Evli misiniz?" Juliet'ten böyle bir soru beklemediği belli olan kız bakışlarını kaldırıp ona gülümsedi.
"Hayır. Ama benimle evlenmek istediğini söyledi." dedi ve cebinden bir yüzük çıkardı. Yüzükte işlemeler vardı ve çok güzel görünüyordu.
"Bu çok güzel." dedi Juliet. Sanki hiçbir zaman sahip olamayacağı bir şeye bakıyordu.
"Annesininmiş. Onu bana vermek için almış. Lordumuzdan izin aldıktan sonra evleneceğiz." Kadının gözlerindeki sevinç Juliet'i mutlu etmişti. Kızın bakışları sıcaklık ve samimiyet doluydu.
"Ben Juliet." dedi ve elini ona uzattı. Buna şaşıran hizmetçi önce ağzını açıp garip bir şekilde ona baktı, sonraysa o da elini uzattı ve Juliet'i selamladı.
"Ben de Albia, prenses." Kadın, onun bu tepkisine sevinmişti. Onunla arkadaş olabilirdi belki. Kendine iyi davranan ikinci kişiydi.
"Tanıştığıma sevindim, Albia." dedi ve kadının kendine bir şeyler hazırlamak için gitmesine izin verdi. Mutfakta bir sandalyeye oturup etrafa bakmaya başladı. Kendi evindeki gibi değildi. Burası ona tamamen yabancıydı.
"Olivia'nın yaptığını duydun mu?" Arkadan gelen sesle kadının dikkatini çekmişti.
"Lordun evleneceği kadını tokatlamış." Lafın üstüne gelen şaşkınlık nidaları kadını rahatsız etmişti. Onlar nereden duymuştu?
"Siz nereden duydunuz?" dedi başka bir ses. Dedikodu malzemesi aradığı belliydi.
"Olivia ile görüştüm. Ona yemek götürmeme izin verdiler ve Olivia, bana her şeyi anlattı." Kadının gurur dolu sesi nasıl biri olduğunu gösteriyordu. Burada da rezil olmuştu. Ona kimse saygı duymayacaktı. Zaten bunu beklemiyordu ama birkaç kişiyle arkadaş olabilirdi.
"Prenses çok güzelmiş." dedi başka bir ses. Onu burada çok kişi görmemişti. Çünkü düğün daha yapılmamıştı ve kadın geleli sadece bir gün olmuştu.
"Onu görmek için sabırsızlanıyorum." dedi başka bir ses. Garip bir şekilde şehvet yayıyordu bu ses. Kadın, oturduğu yerde kıpırdandı. "Bakalım Casey, ben de bulamadığını onda bulabilecek mi?" dedi ardından ve duyulan topuk sesleriyle uzaklaştığını fark etmişti.
"Kaltak" "Sürtük" "Aptal" Bunlar, kadının arkasından söylenmiş olmalıydı.
"Lordun yatakta mükemmel bir performansının olduğunu duydum." dedi küçük bir kız sesi. Bu, onun bunu ne kadar utanarak söylediğini belli ediyordu.
"Sen nereden biliyorsun?" dedi aynı meraklı ses.
"Olivia, tüm gece ağrıdan uyuyamamıştı bir keresinde." dedi aynı utangaç sesle. "Ancak çok memnundu." dedi yine aynı tonda.
"Demek ki işini biliyor." Bununla birlikte Juliet'te kıpkırmızı olmuştu. Ne diyeceğini, ne yapacağını bilmiyordu. Fakat o da daha fazlasını öğrenmek istiyordu.
"Olivia, onun bağımlılık yaptığını söylüyor." Kızın devam etmek isteidği belliydi fakat utangaçlığı yüzünden anlatamıyordu.
"Başka ne söyledi?" dedi meraklı seslerden biri. Juliet, artık onları ayıramıyordu ama başına kadar kızardığına dair her iddiaya girerdi.
"Önce Olivia'yı tatmin ediyormuş." dedi bilmişçe. Herkesten farklı şeyler bilmek onu mutlu etmiş gibi konuşuyordu. Juliet, arkasını dönmeye korkuyordu. Onların orada olduğunu biliyordu fakat hareket edememişti.
"Sonra?" Birkaç kişiden yükselen sabırsız sesler Juliet'in tepki göstermesine sebep olmuştu. Kadın, öksürük sesiyle onların konuşmasını bölmüş ve dikkatleri kendine çekmişti.
"Tanrım!" Hepsinin şaşkınlık nidası onun hoşuna gitmemişti.
"Prenses" Aynı anda selamlamış ve eğilmişlerdi.
"Merhaba bayanlar." dedi Juliet kırmızı suratıyla. "Ben Juliet." dedi aynı tonda. O anda odaya gelen Albia, elinde bir tepsi taşıyordu. Kadın, onun tepsiyi bırakmasını işaret etti ve bir şeyler atıştırdı. Duyduklarından sonra çok fazla şey yiyebileceğini sanmıyordu. Ona iyi gelecek şey soğuk bir duştu.
"İyi günler, hanımlar." dedi ve mutfaktan kaçarcasına çıktı. Soğuk bir duş onu kendine getirecekti. 'Duyduklarını düşünme' diye kendine emirler veriyor fakat düşünmeden duramıyordu. Merak etmişti. Ama bunları Olivia'nın anlatması kadında garip bir burukluğa yol açmıştı.
'Ne bekliyordum ki?' dedi kendi kendine Juliet. 'Tabi ki hafız gibi yaşamayacaktı.' diye bağırdı zihnine. Odasına doğru aceleyle ilerlerken yerdeki şey dikkatini çekmişti. Altın bir yüzüğe benziyordu. Eğilip yerden aldı ve karşılaştığı manzara kadını yere yapıştırmıştı. Olivia, Casey'nin kollarındaydı ve öpüşüyorlardı. Juliet, sakin kalmaya çalışarak onlara bir süre daha baktı. Aceleleri varmış gibiydi çünkü odaya daha girmeden öpüşmeye başlamışlardı. Casey'nin parmakları kadının elbisesinin korsesini genişletmeye çoktan başlamıştı.
"Bana verdiğin yüzüğü kaybettim." dedi kadın iniltilerinin arasında.
"Önemli değil." diye mırıldanıp onu öpmeye devam eden Casey, bir öksürük sesiyle başını kaldırmış ve adeta şok olmuştu.
"Yüzüğünüzü düşürmüşsünüz, bayan." Olivia'ya yüzüğünü verip kendini odasına atan Juliet, ağlamamak için zor duruyordu. Kapısını kilitleyip yere çöken kadının gözlerine dolan yaşlar, bakışını çoktan bulanıklaştırmaya başlamıştı. Juliet, böyle bir şeyin olacağını biliyordu. Dizlerini kendine çekip kollarını etrafına doladı ve gözyaşlarını serbest bıraktı.
"Prenses, uyandı-" Brandon, umarsızca onun odasına dalmıştı. Sabahın erken olmasından ötürü onun uyuduğunu düşünmüştü ve kahvaltı yapması için odasına bir şeyler söyleyip, kadını uyandırmaya gelmişti.
"Uyandım." dedi Juliet ona doğru gülümseyerek. Dün gece adamın ona verdiği öpücük aklına gelince rahatsız oldu. Uygunsuz bir şey yapmasa da bu durum hoş karşılanmazdı.
"Uyuduğunuzu düşünmüştüm, prenses." dedi Brandon oyuncu tavrıyla. "Kahvaltıyı odanıza getirmelerini söylemiştim."
"Teşekkürler." dedi Juliet örtüyü üstüne çekip doğrularak. "İzninizle?" Brandon isteksizce arkasını dönmüş ve kadının giyinmesini beklemişti. Ayak seslerinden onun yataktan çıktığını fark etmişti. Sol tarafında duran aynaya göz atarak kadının güzel vücudunu seyreden Brandon, gözlerini onun vücudundan alamamıştı. Son derece dolgun hatlarını gizlemek için gecelik yeterli değildi. Adam kaskatı kesilmişti. Çünkü Juliet üzerindeki geceliği çıkarmış ve aceleyle bir elbise giymeye çalışıyordu.
"Yardımcı olabilirim istersen?" Adamın boğuk sesi kadını iyice rahatsız etmişti.
"Hayır, teşekkürler." derken elbisenin korsesini sıkıyordu. Bunu kendi başına yapmayı öğrenmişti.
"Pekala." Brandon bozulsa da belli etmemeye çalışmıştı.
"Hazırım." Juliet'in kapıya doğru ilerlemesiyle hizmetçilerin kahvaltı getirmeleri bir olmuştu ve kapı kadına çarpmadan Brandon onu yakalamış ve kendine çekmişti. Kapıdaki şaşkınlık içeren ses Casey'den gelmişti. Adam, odasına girecekken onları görmüş ve inanamamıştı.
"Kardeşim, karımla ne yapıyorsun acaba?" Casey'nin sakin ama bir o kadar tehlikeli olduğunu belirten sesi ikisini de bir anda ayırmıştı.
"Kapı Juliet'e çarpmadan yakalamak istemiştim, Casey. Başka ne olabilir ki?" Adamın çenesi kasılmıştı ve hiçbir tepki vermiyordu.
"Yanılmıyorsam kapı diğer tarafa açılıyor." İkisi de buna bir şey diyememişti.
"Sanırım konuşmamız gereken bir şey var, karıcığım." Casey'nin yüzündeki ifade kadını korkutmuştu. Brandon, onu öne doğru ittirmiş ve ilerlemesini sağlamıştı. Juliet kapıdan girerken hizmetçi nefesini tutmuş ve geri çekilmişti.
"Şimdi ne yapacaksınız, lordum?" Juliet, bir an önce onun azarından kurtulmayı bekliyordu fakat bu sefer istediği gibi olmamıştı. Casey, bakışlarını ona çevirmiş ve sadece bakıyordu. Adamın masmavi gözleri ve neredeyse gülün yanında soluk kalacak kadar pembe olan dudakları onun birkaç santim ötesindeydi. Kadının içinde oynaşan kelebekler şimdi midesinden yukarı çıkıyor gibiydi.
"Dudakların çok güzel." Juliet, bunu sesli söylemiş olmalıydı. Yoksa Casey durduk yere kahkaha atmış olamazdı.
"Güzel, öyle mi?" Bakışlarındaki soğukluk hala kadını mahvediyordu. Juliet, onun yanında her şeyi unutuyor ve sadece onu düşünüyordu. Casey, elini ona uzattı ve yanağına dokundu. Dokunuşuyla Juliet'ten yükselen inleme odayı kaplamıştı. "Ne demiştin?" Juliet, dudaklarını ıslatıp adama bakmaya devam etti. Kendini ona yaklaştırıp vücut hatlarını hissetmek istemişti ama Casey, onun bu talebine karşılık vermemişti.
"Lordum" diye mırıldandı kadın. Kendini sevdirmek isteyen kedilere benziyordu. Ah, evet. Kesinlikle öyle olmalıydı.
"Ne istiyorsun, Juliet?" Adamın bakışlarına tekrardan yerleşen öldürücü his kadını kendine getirse de bir yanı hala onu istiyor ve bedeni sızlıyordu.
"Nasıl ne istiyorum, lordum?" Kadın zihnini toparlayabilseydi onun sorusunu anlayabilirdi fakat adamın eli yanağında dururken ve vücudu onunkine yaslanmışken mantıklı düşünemiyordu.
"Ne yapmaya çalışıyorsun?" Sesini yükseltmişti. Bu, kadını korkutmamış aksine heyecanlandırmıştı. Onun öfkesini görmek istiyordu. Sonra da sinirini ondan çıkarması için yalvarabilirdi. Juliet başını hızla salladı ve adam, elini onun yanağından çekti. Ne düşünüyordu böyle!? Juliet, asla seks düşkünü bir kadın olmamıştı. Hatta, bir çocuğu olsun bile istemiyordu. Bu duyguları istememeliydi. Ama Casey'ye benzeyen bir oğlu olmasını isterdi.
"Hiçbir şey, lordum. Buraya sizinle evlenmeye geldim." Kadının masum olduğu belliydi. Casey ne düşünmüştü ki? Babasının onu bilerek gönderdiğini düşünmüştü. Ama kızın hiçbir şeyden haberi yoktu.
"Beni tanıyor musun, küçüğüm?" dedi Casey gülümseyerek. Bu gülüşü, adeta bir meleği andırıyordu. Kadın içinde yükselen sarılma isteğini zor durdurmuştu.
"E-evet." dedi kadın titrek bir sesle. Mantıklı düşünemiyor, düşünmek istemiyordu.
"Ne kadar tanıyorsun?" Casey eğleniyormuş gibiydi. Bu tavırlarından belli oluyordu.
"Evleneceğim kişisiniz, lordum." dedi Juliet sonunda kaşlarını çatarak. Onun ne yapmaya çalıştığını anlamamıştı. Açıkçası merak ediyordu ve bunu öğrenmek için, istediği her şeye cevap verirdi.
"Daha fazlasıyım, Juliet." dedi ve dudaklarını kadına daha da yaklaştırdı. Juliet'in kalp atışları duyulmaya başlamıştı. Adeta odada gümbürdüyor ve yankı yapıyordu. Casey, elini onun kalbinin üzerine yerleştirdi ve kalp atışlarını dinledi.
"Seni heyecanlandırıyor muyum yoksa?" Casey, bu düşünceyle acı çekiyormuş gibi görünmüştü. Adam, başını salladı ve bunu yapmaması gerektiğini söyledi kendine. Fakat karşısında bu kadar güzel bir kadın varken kendini durdurmak istemiyordu. Kadının dudakları onu çağırırken duramazdı. Juliet, onun için yasaklıydı. Ona dokunmamalı ve uzak durmalıydı. Buna hakkı yoktu. Kadın, onun hakkındaki gerçeği öğrendiğinde kendi de istemeyecekti.
"Belli olmuyor mu, lordum?" Juliet, saklama gereği duymamıştı. O, çok yakışıklı bir adamdı ve her kadının kalbi onun karşısında yeterince hızlı atabilirdi.
"Ah, evet küçüğüm. Belli oluyor." dedi ve geri çekildi. Juliet, hayal kırıklığına uğramış gibiydi. Casey, onun dudaklarının titrediğini fark edince içindeki canavara küfretti. Kadına saldırmak ve delicesine sevişmek istiyordu. Fakat bunu yapamaz ve ona dokunamazdı. Ne kadar zor ayrıldığını bilseydi, şu an belki mutlu görünürdü. "Bu çok sevimli." dedi ve dudaklarını onun saçlarına dokundurdu. Oradan boynuna indirdi ve kolyesi olduğunu fark edince geri çekildi.
'O gün ki gibi' diye düşündü Casey. Her şey o gün ki gibiydi. Lanet olasıca babası, kızını bu yüzden yollamış olmalıydı. Acı çekmesini sağlamak ve canını yakmak için. Casey, kolyeyi tutup çekince kolyenin altından olduğunu fark etti. Üzerinde zümrüt işlemeleri olan kalp şeklinde bir kolyeydi. Onun kolyesiydi.. diye geçirdi adam aklından. Kolyeyi aniden bırakıp kadından uzaklaşan Casey, başını pencerenin pervazına yasladı.
"Çok sevimli?" Juliet kendi kendine mırıldanıp odadan çıktı. Kapıdan çıkmadan önce Casey'ye bakmış fakat dönmediğini görünce çıkmıştı. Yapacak hiçbir şeyi yoktu. Evleneceği adam ona çocuk muamelesi yapıyor, hareketlerini sevimli buluyordu. Kadının şehvetiyle dalga geçmişti. Juliet, seksi olmadığını biliyordu. Güzel bile değildi! Aklına Olivia gelince omuzlarına yük binmiş gibi hissediyordu. O kadınla yarışamazdı. Casey'nin onun gibi biriyle işi olmazdı. O, uzun bacaklı ve sarışın kadınlardan hoşlanıyor olmalıydı. Juliet'te bunların hiçbiri yoktu. Kendini iyice işe yaramaz hissetmemek için bahçeye çıkmaya karar verdi. Ondan önce de bir şeyler yiyebilirdi. Mutfağa girdiğinde dün gece bahçede gördüğü kızla karşılaştı.
"Ah, prenses. Acıktınız mı?" Kızın yanakları kızarmıştı. Dün gece kız da onları görmüş olmalıydı.
"Bir şeyler yemeliyim." dedi Juliet özür diler gibi. Onlara iki kere kahvaltı hazırlatmak istemiyordu. Kimseye yük olmak istemiyordu. Burası, onun evi gibi değildi. Gerçi kadın, evinde de hep sığıntı gibi hissetmişti.
"Prenses.. ben.. dün için.." Kızın yanakları iyice kızarmıştı ve ayaklarına bakıyordu.
"Sorun değil, herkesin yaşayacağı duygular." Juliet, kıza böyle söylemiş ve sonra 'ben hariç' diye tamamlamıştı kendini.
"Üzgünüm. Bizi öyle görmenizi istemezdim." Kızı daha fazla utandırmak istemese de bir arkadaşa ihtiyacı vardı.
"Evli misiniz?" Juliet'ten böyle bir soru beklemediği belli olan kız bakışlarını kaldırıp ona gülümsedi.
"Hayır. Ama benimle evlenmek istediğini söyledi." dedi ve cebinden bir yüzük çıkardı. Yüzükte işlemeler vardı ve çok güzel görünüyordu.
"Bu çok güzel." dedi Juliet. Sanki hiçbir zaman sahip olamayacağı bir şeye bakıyordu.
"Annesininmiş. Onu bana vermek için almış. Lordumuzdan izin aldıktan sonra evleneceğiz." Kadının gözlerindeki sevinç Juliet'i mutlu etmişti. Kızın bakışları sıcaklık ve samimiyet doluydu.
"Ben Juliet." dedi ve elini ona uzattı. Buna şaşıran hizmetçi önce ağzını açıp garip bir şekilde ona baktı, sonraysa o da elini uzattı ve Juliet'i selamladı.
"Ben de Albia, prenses." Kadın, onun bu tepkisine sevinmişti. Onunla arkadaş olabilirdi belki. Kendine iyi davranan ikinci kişiydi.
"Tanıştığıma sevindim, Albia." dedi ve kadının kendine bir şeyler hazırlamak için gitmesine izin verdi. Mutfakta bir sandalyeye oturup etrafa bakmaya başladı. Kendi evindeki gibi değildi. Burası ona tamamen yabancıydı.
"Olivia'nın yaptığını duydun mu?" Arkadan gelen sesle kadının dikkatini çekmişti.
"Lordun evleneceği kadını tokatlamış." Lafın üstüne gelen şaşkınlık nidaları kadını rahatsız etmişti. Onlar nereden duymuştu?
"Siz nereden duydunuz?" dedi başka bir ses. Dedikodu malzemesi aradığı belliydi.
"Olivia ile görüştüm. Ona yemek götürmeme izin verdiler ve Olivia, bana her şeyi anlattı." Kadının gurur dolu sesi nasıl biri olduğunu gösteriyordu. Burada da rezil olmuştu. Ona kimse saygı duymayacaktı. Zaten bunu beklemiyordu ama birkaç kişiyle arkadaş olabilirdi.
"Prenses çok güzelmiş." dedi başka bir ses. Onu burada çok kişi görmemişti. Çünkü düğün daha yapılmamıştı ve kadın geleli sadece bir gün olmuştu.
"Onu görmek için sabırsızlanıyorum." dedi başka bir ses. Garip bir şekilde şehvet yayıyordu bu ses. Kadın, oturduğu yerde kıpırdandı. "Bakalım Casey, ben de bulamadığını onda bulabilecek mi?" dedi ardından ve duyulan topuk sesleriyle uzaklaştığını fark etmişti.
"Kaltak" "Sürtük" "Aptal" Bunlar, kadının arkasından söylenmiş olmalıydı.
"Lordun yatakta mükemmel bir performansının olduğunu duydum." dedi küçük bir kız sesi. Bu, onun bunu ne kadar utanarak söylediğini belli ediyordu.
"Sen nereden biliyorsun?" dedi aynı meraklı ses.
"Olivia, tüm gece ağrıdan uyuyamamıştı bir keresinde." dedi aynı utangaç sesle. "Ancak çok memnundu." dedi yine aynı tonda.
"Demek ki işini biliyor." Bununla birlikte Juliet'te kıpkırmızı olmuştu. Ne diyeceğini, ne yapacağını bilmiyordu. Fakat o da daha fazlasını öğrenmek istiyordu.
"Olivia, onun bağımlılık yaptığını söylüyor." Kızın devam etmek isteidği belliydi fakat utangaçlığı yüzünden anlatamıyordu.
"Başka ne söyledi?" dedi meraklı seslerden biri. Juliet, artık onları ayıramıyordu ama başına kadar kızardığına dair her iddiaya girerdi.
"Önce Olivia'yı tatmin ediyormuş." dedi bilmişçe. Herkesten farklı şeyler bilmek onu mutlu etmiş gibi konuşuyordu. Juliet, arkasını dönmeye korkuyordu. Onların orada olduğunu biliyordu fakat hareket edememişti.
"Sonra?" Birkaç kişiden yükselen sabırsız sesler Juliet'in tepki göstermesine sebep olmuştu. Kadın, öksürük sesiyle onların konuşmasını bölmüş ve dikkatleri kendine çekmişti.
"Tanrım!" Hepsinin şaşkınlık nidası onun hoşuna gitmemişti.
"Prenses" Aynı anda selamlamış ve eğilmişlerdi.
"Merhaba bayanlar." dedi Juliet kırmızı suratıyla. "Ben Juliet." dedi aynı tonda. O anda odaya gelen Albia, elinde bir tepsi taşıyordu. Kadın, onun tepsiyi bırakmasını işaret etti ve bir şeyler atıştırdı. Duyduklarından sonra çok fazla şey yiyebileceğini sanmıyordu. Ona iyi gelecek şey soğuk bir duştu.
"İyi günler, hanımlar." dedi ve mutfaktan kaçarcasına çıktı. Soğuk bir duş onu kendine getirecekti. 'Duyduklarını düşünme' diye kendine emirler veriyor fakat düşünmeden duramıyordu. Merak etmişti. Ama bunları Olivia'nın anlatması kadında garip bir burukluğa yol açmıştı.
'Ne bekliyordum ki?' dedi kendi kendine Juliet. 'Tabi ki hafız gibi yaşamayacaktı.' diye bağırdı zihnine. Odasına doğru aceleyle ilerlerken yerdeki şey dikkatini çekmişti. Altın bir yüzüğe benziyordu. Eğilip yerden aldı ve karşılaştığı manzara kadını yere yapıştırmıştı. Olivia, Casey'nin kollarındaydı ve öpüşüyorlardı. Juliet, sakin kalmaya çalışarak onlara bir süre daha baktı. Aceleleri varmış gibiydi çünkü odaya daha girmeden öpüşmeye başlamışlardı. Casey'nin parmakları kadının elbisesinin korsesini genişletmeye çoktan başlamıştı.
"Bana verdiğin yüzüğü kaybettim." dedi kadın iniltilerinin arasında.
"Önemli değil." diye mırıldanıp onu öpmeye devam eden Casey, bir öksürük sesiyle başını kaldırmış ve adeta şok olmuştu.
"Yüzüğünüzü düşürmüşsünüz, bayan." Olivia'ya yüzüğünü verip kendini odasına atan Juliet, ağlamamak için zor duruyordu. Kapısını kilitleyip yere çöken kadının gözlerine dolan yaşlar, bakışını çoktan bulanıklaştırmaya başlamıştı. Juliet, böyle bir şeyin olacağını biliyordu. Dizlerini kendine çekip kollarını etrafına doladı ve gözyaşlarını serbest bıraktı.
