Bvural41 1
Bvural41
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
xranzei 1
xranzei
mavzermete 1
mavzermete
Hikaye Ekle

İmkansız - 10. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 89

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

Adrian. İsim Alec’in beyninde dolaşırken, onu öldürme duygusu diğer duygulara ağır basıyordu. Hatta gece iyice siyaha büründüğünde, genç adam yataktan kalkıp onu bulma isteğiyle kapıya ilerlemişti. Ama kadını bu şekilde, burada bırakamazdı. Onu ağlatmamak için kendine söz vermişti adam. Yine aynı şeyi yapıyordu. Kendine söz veriyor ve yerine getiremiyordu. Sebebi ise lanet olasıca bir sapıktı! Alec, daha fazla kendine işkence etmemek için kadının yanına tekrar uzandı ve onu kolları arasına aldı. Kadın, fark etmeden de olsa adama doğru kaymış ve kollarını beline dolamıştı. Uykusunda bile çok tatlı oluyordu. Alec, başını kadınla aynı hizaya getirdi dudaklarına bir öpücük kondurdu. Onu yanında hissetmeliydi, yoksa Adrian’ı bulmaya gidecek ve onu öldürene kadar dövecekti. Küçük bir öpücükten fazlasını isteyen Alec, kendini tutmakta zorlanıyordu. Ama bir şeylerle meşgul olması gerekiyordu. Tüm gece kadını izleyebilirdi, bundan sıkılmayacağına dair bir şüphesi yoktu. Kadının dudaklarına öpücüklerini kondurup, ellerini onun bedeninde dolaştırırken kadın ona seslendi. Daha doğrusu, Alec öyle sandı. Bir anda durup kadının yüzüne baktığında, rüya gördüğünü fark etmişti. Jennifer, rüyasında onu görüyordu. Sonra kadının ağzından bir inleme kaçtı. Bu, Alec’in zihnine daha canlı görüntülerin girmesine sebep olmuştu. Onu daha çok kendine çekip, vücuduna yasladığında duyduğu şey büyük bir hızla geri çekilmesini sağlamıştı.“Yapma.” Kadın, rüyasında onu istemiyordu ve Alec, bunun ne şekilde olduğunu az çok tahmin edebiliyordu. Onu bırakmamak için bir kolunu beline doladı ve kendini uykuya bırakmayı denedi. O da kısa sürede uyumuş ve zihni karanlıkta kaybolmuştu.*Jennifer, erkenden kalkmıştı. Çok fazla uyuduğundan dolayı başı ağrıyordu. Büyük ihtimalle gözleri şişmişti. Yataktan kalkıp, aynanın karşısına geçtiğinde bu düşüncesinde haklı çıkmıştı. Yüzünü yıkadıktan sonra Alec’i uyandırmadan mutfağa gitti ve kahvaltı hazırladı. İkisinin de iyi bir kahvaltıya ihtiyacı vardı. Son hazırlıkları tamamlayıp, odaya giyinmeye gitti. Alec’in uyuduğunu düşünerek üzerindekileri çıkardı ve güzel bir günü başladığını düşünerek, mor bir elbise çıkardı. Onu giydikten sonra, aynanın karşısına geçip saçlarıyla oynamaya başladı. Küçük bir çocuğun, kendine bakıp eğlenmesini andırıyordu.Oysa ki Alec uyumuyor ve onu izliyordu. Vücudunu daha önce görmüş olmasına rağmen yine heyecanlandığını hissediyordu genç adam. Bu kadında farklı bir şeyler vardı ve her kadının karşısında tepkilerini kontrol edebilen adam, aynı şeyi Jennifer için söyleyemiyordu. Çünkü karşısında ne yapacağını şaşırıyor, düşünceleri kadınla ilgili oluyordu. Jennifer, aynanın karşısına geçmiş saçlarıyla oynuyordu. Bu hali çok sevimliydi. Sonund ona dönüp yaklaşırken, Alec gözlerini kapatmıştı. Kadını izlediğini bilmesini istemezdi. Jennifer, yaklaşıp adamın saçlarıyla oynamaya başladı. Bir elini saçlarından geçiriyor, diğer eliyle de yüzünü okşuyordu. Sonunda adama bir öpücük verdiğinde, Alec gözlerini açmıştı. Beyni kadına tepki vermesini söylese de, Alec yapmayacaktı. Dün gece duyduklarından sonra kadına olabildiğince az dokunacaktı. Mümkünse bakmayacaktı.“Günaydın.” Bozulduğunu belli etmemeye çalışan Jennifer, gülümsemişti.“Günaydın.” Alec’in tepkisi çok sıradandı. Karşısında umursamadığı biri varmış gibi görünüyordu. Kadın, ona kimseye anlatmadığı şeyleri anlatmış. Çocukluk korkularını bilen birisi vardı artık. Ama o adam da ondan kaçıyordu. Bunu bildiği için başta anlatmak istememişti. Kim, ablasını bu şekilde izlerdi? Daha doğrusu izlemeye zorlanırdı? Jennifer, normal biri değildi ve Alec norml birini hak ediyordu. Kendisinden daha iyi birini..“Kahvaltı hazırladım, kalkmalısın.” Alec başıyla onayladıktan sonra kadın odadan çıktı. Adam ise kendini derin soluklar alıp sakinleştirdikten sonra peşinden gitti. Hiçbir tepki vermeden masaya oturdu ve bir şeyler yemeye başladı. Canı yemek istemese de, kadına kibarlık olsun diye yiyordu. Onun bu isteksizliği kadının gözünden kaçmamıştı. İkisi de hiç konuşmadan kahvaltı yapmışlardı. Neredeyse öğlen olmuştu ve işe gitmemişlerdi. O kadar çok dosya birikmiş olmalıydı ki.. Bu düşünce kadının üzerine bir ağırlık çökmüştü.“Gitmeyecek miyiz?” Sabırsız davranan Jennifer olmuştu, her zamanki gibi.“Ben gideceğim. Sen bugün gelmesen de olur.” Alec, dosyalarla ilgilenebilmek için kendine zaman yaratmaya çalışıyordu. Kadının yakınında olduğunu bilince düşünceleri istemsiz olarak ona kayıyordu. Ayrıca Adrian denilen adamı bulmalı ve kadının geçmişi hakkında daha çok bilgi edinmeliydi. Onu bu kadar üzen şey sadece bu olmamalıydı.“Pekala.” Jennifer artık açıkça suratını asmıştı. Alec, onu gerçekten istemiyordu. Hayatındaki herkes gibi o da çekip gidiyordu ve bir daha kadının yüzüne bile bakmayacaktı.“Gidebilirsin.” Bu, açıkça Alec’i kovmaktı. Ama adam bunu neden yaptığını anlamamıştı. Yine de bir şey demeden montunu aldı ve ona bakmadan çıktı. Merdivenlerden hızlıca inip, arabasına bindiğinde, onun kokusunun sinmiş olduğunu fark etti. Bütün camları açarak kokunun dağılmasını sağladı. Ama bu düşüncelerinin dağılmasında yardımcı değildi.Jennifer, arkasından sadece bakabilmişti. Ona seslenmek isterdi, gitmemesi için yalvarabilirdi. Belki onu sevmesini sağlayamazdı ama yanında olmasını sağlayabilirdi. Bir süre daha kapıda dikildikten sonra özenle hazırladığı kahvaltı sofrasını topladı ve çantasını alarak dışarı çıktı. Her zaman gittiği kafeye gidecek ve bir kahve alacaktı. Camın kenarında yine düşünceleriyle baş başa olacak ve kendini suçlayacaktı. Böyle bir hayatı o seçmemişti. Dışarının soğuk havasının, Jennifer’ı yakalaması geç olmadı. Kadın incecik giyinmişti. Montu, açıkta kalan vücudunu kapatmaya yetmiyordu. Jennifer, kafeye girerken birini gördüğünü sandı. Geri çekilip sokağa baktığında, duvarın dibine yaslanan adamı seçememişti. Gözleri onu görmemişti. Aldırmadan kafeye girdiğinde her zamanki yere oturdu ve yoldan geçen insanları izlemeye başladı. Bunu sık sık yapardı. Garsoni kahvesini getirdiğinde ona teşekkür ederek uzaklaşmasını bekledi. Sonra cüzdanından ablasının resmini çıkararak bonu icelemeye başladı. İkisininde kızıl saçları vardı. Ama ablası kahverengi gözlü ve ondan kat kat daha güzeldi. Jennifer böyle düşünüyordu. Her zaman onun yanında güzelliğinin sönük kaldığını hissederdi. Bir süre resmi inceledikten sonra yanına birinin geldiğini hissetti. Başını kaldırıp baktığında görmeyi beklediği kişiyi görememişti. Elindeki resmi aceleyle cüzdanına soktuğunda, ona ölümcül bakışlar atıyordu. Adrian başında dikiliyor, ona elindeki kahveyle sırıtıyordu.“Ne işin var burada?” Kadının yumuşak sesi neredeye korkutucuydu. O kadar soğuk çıkmıştı ki, kadın bu sesin ondan çıktığına emin olamamıştı.“Seni görmeye geldim.” Adrian, uslanmaz bir adamdı. Hala karşısına geçip sırıtabiliyordu.“Seni görmek istediğimi kim söylemiş? Git.” Jennifer, kendini sakin olmaya zorluyordu. Ama beynine dolan grüntüler buna engel oluyordu. O, lanet olasıca adamın tekiydi.“Nereye gidebilirim? Karşındaki apartmana taşındım, ne tesadüf değil mi?” Adrian ona sormadan karşısındaki koltuğa geçip, oturmuştu. Jennifer ayağa kalkmak için çantasını aldığında, Adrian’ın bileğine sarılmasıyla geri oturup elini çekti. Bu dokunuş, kadını korkutmuştu. Elinin soğuk olması ise korkusunu artırıyordu. Öfkeli ve korkmuş olmak hiç hoş değildi. Jennifer, bulunduğu duruma küfrederek onun yüzüne baktı.“Ne istiyorsun?” Ondan en çabuk böyle kurtulabilirdi.“Konuşmak, bilirsin seni uzun süredir görmedim.” Kadın derin nefesler alsa da sakinleşemiyordu.“Ne konuşacaksın?” Sesi artık hırıltılı geliyordu. Etraftaki insanlar Jennifer’a bakıp, başlarını hemen geri çeviriyorlardı. Korkunç görünüyor olmalıydı.“Konuşacağız , tatlım.” Onun bu hitap şekli, Jennifer’ın iğrenmesini sağladı. Jennifer cevap vermeyince devam etti.“Ablanı özlemedin mi?” Ablası.. O ölmüştü ve yaşamıyordu. Jennifer, bunu kendine hatırlatmak istemese de onun öldüğünü uzun zaman önce kabullenmişti.“Özledim.” Jennifer, tek kelimelik cevaplarla ondan kurtulabilmeyi diliyordu.“Benim özlediğim söylenemez. Bana çok zevk verememişti. Önümde sen dururken, nasıl ondan zevk alabilirdim ki?” Adrian’ın dedikleri kadının kanının donmasına sebep olmuştu. Onlar.. sevgiliydi. Adrian’ın her zaman ablasını sevdiğini düşünüyordu. Şimdi söyledikleri bu düşüncelerine tamamen zıttı. Ne olduğunu anlamamıştı.“Ne?” Ona ne kadar küfür etmek istese de, bilmediği bir şeyler olmalıydı ve Adrian her zaman zoru seçerdi. Oyun oynamak onun hobisi gibiydi. İnsanların en karanlık sırlarını öğrenir, onlarla bir oyuncak gibi oynardı. Bu, babasının onu terk etmesinden sonra başlamış bir şeydi.“Anlamadın değil mi? O zaman da anlamış görünmüyordun zaten. Ablanı sevmiş olabilir miyim?” Adrian, kaçamak sorularına devam ediyordu. Belli ki onunla oynamak istiyordu. Ama Jennifer ona kanmayacak kadar zekiydi.“Evet.” Onun beklediği cevapları vererek, daha çok bilgi almak istiyordu.“Hayır demeliydin. Onu sevmiyordum. Başından beri istediğim sendin. Ama ablanda güzeldi tabi,senin kadar olmasa da.” Adam dudaklarını büzmüş ona bakıyordu. Daha doğrusu bacaklarına bakıyordu. Kadın, bundan korkmuştu. İstemsizce yaptığı hareket, Adrian’ı güldürmüştü. Kadın, çantasını alıp bacaklarının üzerine koymuştu.“Bu çok sevimli.” Adrian, gerçekten eğleniyordu.“Sen lanetlenmiş olmalısın. Kimse senin kadar pislik olamaz.” Jennifer, sonunda kendini göstermeye başlıyordu. İçindeki nefret, ona yansıyordu.“Ah evet! Lanetliyim. Ablana, o lanet notu yazdırana kadar neler çektim bilemezsin.” Adrian gülümseyerek başını sallamıştı. Bu lafıyla şoka giren Jennifer, ağzı açık ona bakıyordu. Ablası, kendini ve evini yakmadan önce onlara not bırakmıştı. Kadın, hiçbir zaman o notu Adrian’ın yazdırdığını düşünmemişti.“Sen.. O gün geri geldin!” Jennifer bir şeylerin farkına varıyordu. Adrian’ın amacı bu olmasaydı kesinlikle söylemezdi. Başka bir şeyleri öğrenmesini istiyor olmalıydı.“Evi benim yaktığımı düşünemediniz, değil mi?” Bu kadarı fazlaydı, Adrian resmen onunla oyun oynuyordu! Kadın sinirle ona tokat atmıştı. Çevredekiler tekrar onlara dönmüşlerdi ve büyük ihtimalle iki sevgilinin kavga ettiğini düşünüyorlardı. Adrian, yerinden kalkarak kadının yanına oturdu. Jenny, onun bu hareketiyle korkmuştu. Yine de belli etmeye niyeti yoktu. Ona dönmeden karşısına bakıyordu. Adrian, ona yaklaşık nefesini boynuna üflediğinde Jennifer kaçacak gibi olmuştu. Sonra adam kulağına fısıldadı;“Sıra sende, imkansız.”
379849_279671065417511_471157332_n.jpg
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst