kralhakan2009 1
kralhakan2009
Vahsi Uzman 1
Vahsi Uzman
Best Studio 1
Best Studio
TuZaKK 1
TuZaKK
Mt2Hizmet 1
Mt2Hizmet
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Bvural41 1
Bvural41
kaptanmikro1 1
kaptanmikro1
R 1
Roksam
[DEV]AB 1
[DEV]AB
Sevdamsın 1
Sevdamsın
farkmt2official 1
farkmt2official
Hikaye Ekle

İntikam Meleği - 6. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 210

Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!

Böyle olacağını düşünmemiştim. George’un bu sefer de beni bulacağını, gitmeden yakalayacağını düşünmemiştim. Ama yine önceden de olduğu gibi beni bulmuştu. Daha doğrusu yakalamıştı. Planımsa işe yaramamıştı. Kısmen!

-Yarım saat önce-

“Rosalie, gitme!” diyen sese doğru döndüm. Tom, oradan umut ve üzüntüyle bana bakıyordu. Bense içeriye girmek üzereydim.

“Git buradan, seni ilgilendirmez.” Dedikten sonra önümde hala kağıtları inceleyen kadına baktım. Sabırsızlıkla “hala işiniz bitmedi mi?” diye sordum. Kadını başını biraz yukarı kaldırıp zümrütü andıran gözleriyle beni süzdü. Gerginliğimi anlamış olmalıydı ki anlayışlı bir tavırla gülümsedi.

“Bitmek üzere efendim.” Dedikten sonra tekrar kağıtlara yöneldi. Bense dönüp arkamdaki Tom’a baktım. Biraz daha bana yaklaşmıştı ve bir güvenlik görevlisiyle konuşuyordu. İstemsiz olarak kaşlarım çatıldı. Ben kızla konuşurken orada ne olmuştu.

Güvenlik görevlisi benim yanıma doğru gelirken telsizine bir şeyler söyledi. Hala şaşkınlıkla Tom’a bakıyordum. Daha sonra çevremizdeki güvenlik sayısı arttı. Yoksa… Yoksa o her şeyi öğrenmişti ve beni ihbar mı etmişti? Hayır, hayır bu olamaz!

“Hanımefendi sizi şöyle almamız gerek.” Diyerek bariyerlerin dışını gösterdi bana güvenlik görevlisi. Dehşetle adama baktım. Tom görevliye ne demişti? Bir şey demeden küçük valizimle birlikte sırada çıktım. İnsanların bana şaşkınlık ve merakla bakması sinirimi bozsa da umursamamaya çalıştım. Yoksa hepsini öldürebilirdim!

Bariyerlerin diğer tarafına geçtiğimde birden valizimin sapının elimde olmadığını fark ettim. Arkamı dönünce bunun bir başka güvenlik görevlisinde olduğunu görünce daha da şaşırdım. “Tanrım, Tom ne yaptın sen?” diye bağırdım Tom’a.

Tom nefesini sesli bir şekilde verdi. “Rosalie ben özür dilerim ama bunu… Bunu yapmak zorundaydım.” Tom bunları söylerken karşıma iri yarı, esmer bir polis geçti.

“Hanımefendi çantanızı alabilir miyim?” dedikten sonra kolumdaki çantayı çekti. O anın şokuyla kolumu açıp izin verdim. Tıpkı beni istedikleri yere doğru çekiştiren güvenlik görevlilerine verdiğim gibi.

5 kişilik dev bir orduyla, en azından benim gibi ufak tefek bir kadın için fazlaydı, polislerin götürdükleri yere gittik. Adamlardan biri çantamı, diğeri de valizimi kurcalıyordu. Lanet olsun!

“Biri bana burada ne olduğunu anlatabilir mi artık?” diye bağırdım daha fazla dayanamayarak. Memurlardan birisi, kimliğime roman okurmuşçasına bakan, bana döndü. Gözleriyle beni iyice inceledikten sonra cevap verdi.

“Sakin olun bayan ya da olmayın. Şu adam onun eşinin pırlanta yüzüğünü çaldığınızı söyledi. Eğer kayıtlarda ve çantanızda bir şey çıkmazsa sizi serbest bırakacağız.” Bu cümleleri duyduktan sonra Tom’a nefret dolu gözlerle bakarken arkamdan duyduğum George’un sesi, bir kez daha ondan kaçamadığım habercisiydi.


George’un sesiyle irkildim ve yarım saat öncesinde yaşananları bir kenara bıraktım. “Söylesene nereye daldın yine?” Sinirli gözlerimi George’un üzerine çevirince bana değil yola bakmayı tercih etti ve gözlerini karşıya dikti. “Pekala, o aptal adam seni ne diye şikayet etmiş?” Bu soruyu duyunca yine aklıma az önce düşündüklerim aklıma geldi. Bu beni rahatsız ediyordu. Bütün erkekleri parmağıma dolayıp bir öpücükle hayatlarını kaydıran ben istediğim şehre bile gidemiyordum. Daha doğrusu kaçamıyordum.

“Güvenliğe onun sözde karısının yüzüğünü çaldığımı söyleyerek uçağımı kaçırmama ve senin beni bulmana neden oldu. Zaten onun da istediği tam buydu.” Diye mırıldandım. Daha fazla öfkemi tutamayarak bağırdım. “Lanet olsun, mutlu musunuz? Buradayım işte!” George bu laflarım üzerine ani bir frenle arabayı sağa çekti.

“Seni anlayamıyorum Rosalie. Peşinden bu sarhoş halinle koştum, buldum. Şimdi eve gidiyoruz ve orada bu mükemmel sinirinin ardından gidiş nedenini konuşacağız. Başka ne istiyorsun? Neyi yanlış yapıyorum?” George’un bu ani tepkisine şaşkınlığım yalnızca birkaç saniye sürmüştü. Hemen kendimi toparlayıp siyah, öfkeli gözlerine baktım. Dikkatle bana bakıyor ve bir cevap istiyordu. Benim hazırda beklettiğim cevabımı.

“Tek derdim işleri biraz daha önemsemendi. Ama artık bu önemli değil. Seninle buradaki işim bitti. Paris’e gidiyorum. Belki orada devam ederim çalışmaya.” Diyerek meydan okudum ona.

Söylediklerimi duyar duymaz içli bir kahkaha attı. Öfkeyle ona baktım. Komik olan neydi? Ben neden gülmek yerine öfkeden kuduruyordum? Kahkahalarının arasından “Ne yani sana… Sana İntikam Meleği diye hitap edecek olan aptalların yanına mı gideceksin? Bu kadar da komik olma tatlım.” Dedi. Aslında haklıydı. Şu İntikam Meleği saçmalığı canımı sıkıyordu. George’la anlaşmamın sebebi de buydu ya. O bana İntikam Meleği diye, anneme eskiden takılan isimle, hitap etmiyordu. Ama onun dışındaki herkes bana İntikam Meleği diyordu. Böyle tanınıyordum. Aşk uğrana her şeyden vazgeçen mükemmel kadın Angelica Jefferson’ın bir tanecik kızı Rosalie’idim. Annem adı gibi meleğe benziyordu. Ona takılan lakap gibi İntikam Meleği’ne. Bu yüzden ben nereye gidersem gideyim biri İntikam Meleği diye hitap edildiğim an bizim işlerin içinde olan herkes tanırdı ve bilirdi. Annemden nefret ediyorum!

“Buna gerek kalmaya da bilir. Bankadaki paralarımla ve mülklerimle bir ömür bolluk ve refah içinde yaşayabileceğimi sende biliyorsun. Ve eğer tersime gelirsen her şeye rağmen çalışacağımı biliyorsun.” George’un bu sözlerimden sonra yüzündeki gülümsemesi silindi. Başını onaylarcasına salladı.

“Lanet olsun ki biliyorum. Şimdi yol boyunca bunları konuşmadan eve gidelim ve evde uygun bir şeyler bulalım.” Dedikten sonra cevabımı beklemeden arabayı çalıştırdı. Bende sessizliğimle ona uyduğumu göstermeyi tercih ettim.


Eve gelmemiz çok uzun sürmemişti. Evim havaalanına yakındı. Hala sinirim geçmediği için sinirle evin kapısını açıp içeriye girmesini bekledim. Pek misafirperver değildim ama şu durumda benden ne beklenirdi ki?

Tom bir şey demeden içeriye geçip geniş, konforlu salonumda büyük koltuklarından birine oturdu. Ben salona geçmeden mutfağa gidip iki bardağa da soğuk kola doldurdum. Bardakları elime alıp içeriye gittim. Sinirli olabilirdim, George’a kızgın da olabilirdim ama bunalmıştım ve kola iyi gelecekti ki ben bir şey içerken karşımdakinin öylece bakmasından nefret ederdim.

Elimdeki bardaklardan birini George’a uzattım. Kibarca teşekkür etti. Bense başımı sallamakla yetindim. Karşısındaki koltuğa oturup kolamdan bir yudum aldım. “Evet, seni dinliyorum.” Diyerek konuşmayı açtım.

George elindeki kolayı bıraktı. “Pekala, Tom meselesiyle emin ol ilgileneceğim. Bu sırada sende Paris’e gideceksin. İster 1 hafta istersen de 2. Ama döndüğünde karşım böyle bir Rosalie görmek istemiyorum.” Kaşlarımı kaldırıp George’a baktım. Kendimi George’un çocuğu gibi hissetmiştim. Sanki ondan izin almadan gidemeyecekmiş gibi. Ama ne önemi vardı ki? Gidecektim işte rahat rahat. Gizli saklı değil, açık açık. Gidecektim işte.

“İyi. Ama dönüşümde senden sağlam bir dosya istiyorum. Eğer bir ipucu bulduysa ya da bulmak üzereyse bir şekilde kapatmalısın. Bu çok önemli George biliyorsun değil mi?” George’a olan öfkem de sinirim de geçmişti. Yani sayılırdı.

George başını salladı. “Hayatımda Angelina var. Her ne kadar bana bugün yalan söylemiş olsa da… Onu seviyorken her gün başka bir kızla beraber olacak değilim.” Angelina! Ben bunu ona söylemeyi unutmuştum.

Ayaklandım. “Dinle. O konu tamamen benim yüzümden. Angelina’ya o kadar ısrar etmesem bunu yapmazdı. Bunun benim için iyi olacağını söyledim ki öyleydi. Şimdi benim valizim arabanda aslında her şeyim arabanda haydi bana bir bilet ayarla bende o zamana kadar yukarıda birkaç işimi halledeyim.” Dedikten sonra cevap beklemeden yukarıya çıktım.

Prensiplerimden kimseden yardım istemek ya da yardım almak yoktu ama George menajerim gibi bir şey sayılırdı ve her şeyi onun koordine etmesi gerekirdi. Böyle düşünerek kendimi rahatlamaya çalıştım.

Aşağıya indiğimde George’un telefonla konuştuğunu gördüm. Beni görünce telefonu kapattı. Daha fazla dayanamayıp “Ne oldu?” diye sordum merakla. Telefonunu cebine tıkıştırırken bende kalan merdivenlerden inip yanına gittim. “Söylesene ne oldu?” dedim sorumu kısmen tekrarlayarak.

Gözlerindeki mutsuzluğu ve üzüntüyü görünce ne olduğunu tahmin etmekte zorlanmadım. “Angelina… Biz onunla tartıştık. Bilmiyorum. Çıkalım mı artık?” Her şeyi batırdı. Suç benimdi. Yani benim sayılırdı. Başımı sallamakla yetindim. Evdeki bütün ışıkları kapatıp evden çıktık. Yol boyunca pek konuşmadık. Daha doğrusu George’un keyfi yoktu. Bende ısrar etmek istemedim. Bana ne oluyordu böyle? Bir anda anlayış abidesi olmuştum. Değişiyor muydum? Tabii ki hayır! Sadece bir anlıktı. Evet, evet sadece bir anlık şeylerdi. Paris’e gidip dönünce eski ben olacaktım.

Havaalanına geldiğimizde George gidip biletlerimi alırken bende bir şeyler atıştırdım. O sırada elinde biletimle yanıma geldi. “Uçağın yarım saat sonra kalkacak birazdan geçmen gerek. Çabuk yersen iyi edersin.” Dedi hafifçe gülümseyerek. Bir ısırık daha alıp bıraktım hamburgerimi.

Yiyeceğimi ağzımdan iyice sindirdikten sonra yuttum. George öylece masaya bakıyordu. Üzgün olduğu her halinden belliydi. “Neden yaptın bunu George?” sorumun üzerine bana bakmaya başladı.

Ne demek istediğimi anlamış olmalıydı ki acıyla gülümsedi. “İsteyerek olmadı ama bana böyle bir yalan söylemesine tahammül edemedim. Sen gitseydin ve bende o zaman iç hatlardan gitseydim belki de seni bulmak için haftalarca uğraşacaktım. Kendime kızacaktım, suçlayacaktım. Onun buna nasıl izin verdiğini anlayamıyorum ve bu beni deli ediyor!” Kahretsin! Onlar ayrılığın eşiğindeydi ve benim yüzümdendi. Aptalın tekiyim. Yapacak bir şey yoktu. Onlar barışmadan buradan gitmeyecektim.

“Uçak biletimi iptal et. Siz barışına kadar buradayım.” Dedim kararlılıkla. Madem benim suçumdu, o zaman bu hatayı ben telafi edecektim. Elimden gelen her şeyi yapıp onları tekrar bir araya getirtecektim.

George boğazını temizledi. “Saçmalama Rosalie. Bu olayın senlik bir tarafı yok. Hem biran önce gidip dönmelisin. Biliyorsun işlerin çoğuyla sen ilgileniyorsun.” Diyerek beni ikna etmeye çalıştı. Ama tabii ki onun bu laflarıyla ikna olmayacaktım. İkna olmam için sadece 2 şey yapabilirdi.

**

“Teşekkür ederim George. Böyle daha rahat gideceğim. Hem böyle bir sebepten dolayı ayrılmanızı istemezdim.” Diyerek dostça sarıldım. George gülümsedi. George’u ikna edip Angelina’yı aratıp barıştırmıştım. Daha sonra Angelina’yla konuşup iyice ikna olmuştum. Şimdi gidebilirdim. İçim rahattı.

“Teşekkür ederim Rosalie. Sayende doğru şeyi yaptı. Haydi git artık diyerek beni geçişe doğru ittirdi. El sallayarak uçak pistine doğru gitmeye başladım. Uçağa binmek için koridordan geçen insanlar gibi yürüyordum. Amacım belliydi. İyice dinlenip eski ben olarak dönecektim.

Uçakta yerime otururken Paris’i düşünmekten çok sonrasını düşünüyordum ve içimden bir his döndüğümde çok farklı şeylerin olacağını söylüyordu.
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst