Ayyıldız2 | 2008 TR Yapısı • 1-99 Orta Emek Destan • Oto Avsız • 10 Temmuz 21:00 HEMEN TIKLA!
DEVRİM
Ondan çok çok daha sevimli olabileceğimi kanıtlamak istercesine kocaman gülümsedim.
" Hoş geldin Eylül."
.....
Aynı yapmacık tavrıyla gülümsemeye devam edip , yanıma birkaç küçük adımda geldi. Onun her adımında Robert'ın geriliyor olması , bu düşüncelerimi doğruluyordu. Bilmediğim bir şey olmalıydı , ama şimdi bunları düşünmenin sırası değil diye hatırlattım kendime.
"Ah , hoşbuldum canım. Seninle tekrar görüşmeyi ne kadar istiyordum bilemezsin. Ama bilirsin işte , beni sevmeyeceğini ya da görmek istemeyeceğini düşünüyordum." Bu lafıyla içimdeki onu parçalama isteği kat kat artmıştı. Sürekli eski konulara mı dönmesi gerekiyordu? Ama zaten buraya bunun için gelmemiş miydi? Onun istediği beni sinirlendirmek değildi , istediği sevgilimdi. Ama onu kolay kazanmadığım gibi vermeye de niyetim yoktu. Sanırım bunu kendi yollarımla halletmem gerekiyordu.Eylül'ün amacı konusunda net bir karara varmış olmak çok az bir rahatlama sağlıyordu. Evet Eylül'ün amacını çözebilmiştim artık, peki ya o gece yaşananlar? Basit bir öpücük olmadığını biliyordum. Ne olduğunu ise bu akşam öğrenecektim.
" Çok düşüncelisin Eylül. Korkmana gerek yok fikirlerim tahminlerinle uyuşmuyor. " Evet sürtük, tahminlerinle fikirlerim uyuşmuyor. Çünkü ben seni sevmiyor değilim, ben seni parçalamak istiyorum! Gülücüklerimin sahteliği anlaşılıyor muydu umursamadım.
" Bu beni rahatlattı." Bunun anlamı ancak " beni öldürmeyi istemeli ve bana sinir olmalısın, ben de bundan zevk almalıyım. Neden böylesin ki?" olabilirdi. Kesinlikle böyle düşünüyordu. Ama bilmediği bir şey vardı; ben asla adil oynamam. Robert'a bir el işareti yaparak yanıma gelmesini sağladım ve ateşli olacağını düşündüğüm bir şekilde dudaklarına öpücük kondurdum. Gülümseyerek geri çekildiğimde , Robert'ın yüzü aydınlanmıştı. Galiba barıştığımızı ya da bir şeyler şüphelenmediğimi düşünmeye başlamıştı. Çok mu saf görünüyordum? Belki , şimdilik. Ama Eylül'e baktığımda durumu eskisi gibi değildi , gülmüyordü. Hatta yüzü asıktı bile diyebilirim. Bununla şimdilik idare edebilirdim. Ne de olsa , onun için hazırladığım sürprizden daha haberi yoktu. " Yemeğe geçelim mi artık? " Sahte gülücüklerimle etrafta dolanırken , tek şüpheli bakan Eylem'di. Bir şeyler yapacağımı ya da planladığımı anlamış olmalıydı.
Eylül sessizce masaya geçtiğinde bilerek Robert'ın karşısına oturmuş olmalıydı. Fark etmediğimi sansa da ona ölümcül bakışlar gönderiyor , Robert gözlerini kaçırınca da sinsi bir şekilde gülümsüyordu. Ona böyle yapması bütün öfkemi körüklerken Eylem'in yemekleri getirmem için kolumdan tutup mutfağa götürmesiyle sinirlerim biraz daha yatışmıştı. Belki yemekleri kafasından aşağıya dökebilirdim , neden olmasın? Bundan çok zevk alacağıma emindim. Ya da bir çatal işimi görürdü Eylül'ün sinir bozucu bakışlar attı gözlerini yerinden çıkarmak için. Her ne kadar yatışmış olsam da durum iyi değildi. Eylül sanki tehdit dolu sözler kuruyordu gözleriyle Robert'a her bakış attığından. Ya da her an bir şeyler yapacağım der gibi. Her ne olmuşsa benim aptal, zavallı sevgilimin bir oyun içine düştüğü açıktı. Belki suçlu belki suçsuz. Bunu bir şekilde öğrenecektim. Aklıma geldi de, biraz fare zehri almış olmayı dilerdim. Sorunun kökten çözümü için.
Servis tabaklarını yaptığımız yemeklerle doldururken bunları düşünmek beni gergin bir ip kıvamına döndürmeyi başarmıştı. Hatta ne yaptığımın farkında değildim...
" Devrim, ne yapıyorsun böyle? Hey! Sakin ol."
" Ha? Ne yapıyorum?" Anlamsız bakışlarıma yüzünü buruşturan Eylem yanıma sokuldu. Bir şeyler söyleyecekti galiba ama nedense sır olmalıymış gibi davranıyordu.
" Son üç dakikadır aynı tabağa aynı yemeği doldurdun ve her seferinde kaşığı sinirli bir şekilde çarparak yaptın bunu. Nedense tüm bunları içerideki şeytana bağlamam gerektiğini hissediyorum." Kaşığı sertçe tencereye bıraktım. Ağzına kadar doldurduğum servis tabağını elime aldım ve gergin halimi kullanarak tehlikeli bir yaratık gibi bakmaya başladım Eylem'e.
" Bilmem, sen söyle. İçerideki şeytan hangisi?" Evet bu kısmen 'Robert'tan şüpheleniyorum ve gerçekleri öğrendiğimde suçluysa gözünün yaşına bakmayacağım.' diye bağırmak olsa da umrumda değildi. Bu gece gizemli günlerin sonuncusuydu. Eylem'in cevabını beklemeden soluğu tekrar masanın başında aldığımda , Eylül'ü Robert'a doğru eğilmiş bir şekilde buldum. Bu kadın ne yapıyordu böyle? Sınırlarımı zorlamayı planlıyorsa , bunu başarıyordu. Ama hesaba katmadığı şey bendim ve tırnaklarımdı. Onun için özel bir şeylerde düşünebilirdim tabi. Eylem tabakları getirdiğinde beni biraz ittirip yerine oturdu. Bende sakince , gözlerimi Eylül'den ayırmadan yerime oturdum ve Eylem'in getirdiği yemekle oynamaya başladım. Huzursuz olduğum için yemek yiyesim gelmiyordu.
" Hayatım neyin var? " Robert'ın sorusuyla , sorgulayan gözlerimi ona çevirdim. Şu anda bu soruyu hiç sormamış olmayı dilediğinden adım gibi emindim.
" Bir şeyim yok , acıkmamışım sadece. " Umursamaz tavrım , gözlerindeki ışıltıların iyice sönmesine yol açıyordu. Ortamdaki gerilimi bozan yine Eylül olmuştu. " Robert , bana Devrim'den hiç bahsetmedin? " Benim hakkımda neyi bilmek istiyor olabilirdi ki? " Ya da arkadaşlarından. Bende Türkiye'deydim sonuçta , belki ortak birkaç arkadaşımız vardır değil mi? " Sesindeki tehdit havası beni daha da çok germeye başlamıştı. Robert'tan hırsını alamamış , bana saldırıyordu.
"Senin takıldığın kişilerle arkadaş olduğumu sanmıyorum. " dedim en yapmacık tavrımla. Ama cevabımı kısa bir sürede almıştım.
"Hadi ama! Robert'la ikimizde tanıştık sonuçta , onu sevdim ve görünüşe göre sende seviyorsun. Bence tanıdığımız birkaç kişi olabilirdi. Neyse , bana kendinden bahsetmeye ne dersin? Seni de tanımak isterim."
" Merak etme, zamanla beni çok iyi tanıyacaksın. Bunlar konuşmalarla olacak şeyler değil. Ayrıca beni tanıyabilmen senin için kolay bir durum olmaz diye düşünüyorum. Her neyse. Sen ne işle meşguldün Türkiye'de?" Birkaç ortak arkadaşımız olabilirmiş..."Birkaç arkadaşımız ortak olabilirmiş" Tabii ya! Bunu Rob'a söylemesinde gizil bir anlam yattığını tahmin etmeliydim. Kesinlikle! Ve bunu düşünebileceğimi de Eylül tahmin etmeliydi, aptal. Fakat asıl aptal olan Robert. Nasıl bir duruma gelmiş böyle.
" Modellik yapıyorum ben. Sen? Sanırım okumuyorsun. Yani bizim oraların deyimi ile "ev hanımı" oldun öyle mi? Ahaha." Kalkıp saçlarını yolmam için beni kışkırttığından emindim. Evet, kesinlikle böyleydi bu. Hayır, asla istediğini almasını sağlamayacaktım. Elimi uzattım ve Robert'ın elini tuttum masada. Eylül'ün görebileceği bir açıdan.
" O evde Robert olduğu sürece bana istediğiniz adı takabilirsiniz." Dedim. Böylesine aşk dolu konuşmayalı uzun zaman olmuştu herhalde. Sözlerim Eylül'e olsa da bakışlarım cümlem bitene dek Robert'ın suçluluk ve azap dolu gözlerinde gezinmişti. Sözlerim bittiğinde Eylül'ün kahkaha atan halinden eser kalmamış olan ve fazlasıyla mutsuz görünen yüzüne döndüm. Benimle boy ölçüşeceğini sanmaya devam edemeyeceğini anlamış mıydı artık?
Kurduğu cümleyle bunu hala fark edemediğini anlamam zor olmadı.
" Devrim , sana yalnızken sormayı düşünüyordum ama sanırım Robert ve sen ciddi düşünüyorsunuz. Eski konular sizi ilgilendirmez değil mi? O yüzden şimdi söyleyeceğim. Şey.. Sanırım senin eski sevgilini tanıyorum. " demesiyle amacı Robert'ı kızdırmak olsa da pot kırdığının farkında değildi. Aklıma ilk gelen ismi tahmin edememişti büyük ihtimalle. Kim olabilirdi ki? Tabi ki "Mete". Zaten en başından beri bu işte , onun parmağı olduğunu düşünmüyor muydum? Robert'ta büyük ihtimalle bu oyunun içine düşmüştü ve bu yüzden soğuk davranıyordu.
" Ah öyle mi? Ne güzel , ama bu beni artık ilgilendirmiyor. Şimdi de siz sevgilisiniz galiba? Bu kadar çok şey bildiğine göre." Bu laflarımla kendini ele vereceğini düşünüyordum ve tam düşündüğüm gibi olmuştu.
" Mete çok iyidir evet , ama sevgili değiliz. " Gülümseyerek bunları söylediğinde Eylem ve Robert gerilmişti. Ama ben renk vermemeye kararlıydım.
" Mete olduğunu nereden çıkardın? Yoksa bizim sevgili falan mı olduğumuzu söyledi. Büyük ihtimalle sarhoştur ya da seninle dalga geçmiştir. Ben onunla hiç sevgili olmadım.
" Laflarımın sonundaki kahkaha Eylül'ün öksürmesine sebep olmuştu. " Evet sarhoşken insanlar büyük hatalar yapabiliyorlar." İşte bu hiç beklemediğim bir darbeydi. Gülümseyerek Robert'a dönse de hedefi açıkça bendim. Sarhoşken yapılabilecek ve buna büyük diyebileceğiniz hatalar sınırlıdır. Ve kesinlikle ufak bir öpücük bunun içinde yer almaz. Akıl almaz biçimde bedenim uyuşmaya başladı. Bu benim sinirlenme halim miydi yoksa kötü bir şeyler mi olacaktı bilmiyordum ama kendimi iyi hissetmediğimden emindim. Gözlerim istemsizce Robert'a döndü. Bakışları benden yana olsa da gözlerini yerden kaldıramıyordu. Bir süre bekledi. Neyin bekleyişiydi bu? Suçluluk... O gece neler olduğunu öğrenmek belki de hayatımın aşkına mal olacaktı. Ama bilmeden yaşamam imkansız. Hep bir şüpheyle ve beynime kazınan 'acaba?' ile yaşadığım aşkın ne anlamı olurdu ki zaten? Yine de bu yola çıkmak, neler olduğunu öğrenme şansını yakalama düşüncesi, sonucun Robert'ı kaybetmek olabileceği ihtimalini hiçbir şekilde bastıramıyordu. Her şeyi öğrendiğimde Robert'ı görmek bile istemeyebilirdim. Buna değer miydi? Değmese bile zihnimi kurcalayan sorularla yaşamak kadar acınası değildi. Zaten artık bir şekilde bu yola girmiştim.
Robert, gözlerime bile bakamıyorken birkaç tahminde bulunmak benim için hiç de zor değildi. Olayın stratejik kısmında ise aklımı kurcalayan bir ayrıntı vardı. Bu işin arkasında Mete de varsa eğer neden Eylül'ün onu açık etmesini istesin ki? Belki de planlarının bir parçasıydı. Ya da Mete başından beri gizli değildi. Ama o gece oralarda olmadığından emindim. Çünkü eğer olsaydı her ne kadar sarhoş da olsa Robert onu elleriyle boğabilirdi. O halde, Eylül'ün, Robert'ın karşısına çıkmasından Mete'nin o sabah eve gelip benim eski sevgilim olduğunu duyurmasına kadar her şey planlıydı... Kesinlikle! Robert öğrendiğinde büyük tepki verecekti. Bunu tahmin etmeleri zor değildi. Ve tepkisinin evden çıkıp gitmek, deli gibi sarhoş olana dek içmek olması onların aradığı fırsattı. Mükemmel plan!
Bunların hepsinin kurmacadan ibaret olduğunu ben birkaç dakikada anlasamda , benim zavallı sevgilim anlayamamıştı. Eylül onu tehdit ediyor olmalıydı. Robert'ın davranışları ancak bu şekilde açıklanabilirdi.
" Evet mesela sarhoşken birileri senin üzerine düşebilir dğil mi? Çok büyük hata olur. Ama benim o konuda bir sorunum yok , Robert'a güveniyorum. Peki sen Eylül , sarhoş olmadan bile çok açık verir misin? " Sözlerimle kendine gelen Eylül , birkaç saniye boyunca etrafı izledikten sonra bana döndü ve küçük bir tebessümle elinde çatal ve bıçağı bıraktı.
" Haklısın ve ben doydum. Sanırım sizde doydunuz , kalksak masadan? " Kaçma girişimleri işe yaramış gibiydi , Eylem ve Robert onun lafıyla ayağa fırlamıştı. Sanki bana bir şey söyleyecekti ve Robert'la Eylem'de buna engel olacaktı.
" Eylem ve Robert siz geçin , bende Devrim'e tabakları taşımasında yardımcı olayım." Gülümseyerek söylediği laflar daha çok kavgaya çağırır tondaydı. Eh , istediği madem buydu , bende bunu verecektim.
Elime aldığım tabaklarla arkasından ilerlerken , mutfağa girdiğimizde tabakları bırakıp bana delici bakışlarını fırlatması bir olmuştu. Bende elimdeki tabakları bırakıp ona doğru ilerlemeye başlamıştım. Eylem'in gelmek için can attığını fark etmiştim girmeden. Can alıcı bakışlarım durmasını sağlamıştı neyse ki. Robert ise çaresizdi. Artık yorulmuş görünüyordu. Peşimizden gelmesi her şeyi daha berbat bir hale sokacaktı. Bu saçma oyuna aldanması da beni şaşırtmamıştı. Aptal değildi o kadar. Ancak sarhoş ve kalbi kırık bir adam ne yapılsa oyuna gelecekti o gece. Yine de gerçekten emin olmalıydım. Ona güvenmek istesem de o gece bir öpücükten fazlasının gerçekleştiği açıktı. Ve fazlası asla kaldıramayacağım bir boyut olacaktı. Düşüncelerimden sıyrılıp sadece karşımda duran sürtüğe odaklandım. Vahşi ormandaki aslan kralın en yırtıcı ve en tehlikeli adımları ile buzdolabının hemen önünde duran Eylül'e yaklaştım. Aptal sırıtışını iki saniye içinde yok edecek olmamdan bihaberdi. İyice yanına yaklaştım. Bedenini dolaba ittim ve oraya bir böcek gibi yapışmasını sağladım. Çenesinden sıkıca tuttum ve hafifçe yukarı kaldırdım. Başını dolabın içine geçirecektim neredeyse. Onun biraz daha sağ tarafında kalıyordum. Kulağına doğru fısıldamaya başladım.
" Asla kibar olacağımın garantisini vermedim. Şimdi ya bir sürtük gibi davranıp sürekli imalı cümleler ederek canımı sıkmaktan vazgeçer ve her şeyi anlatırsın ya da seni bu dolaba gömerim? "
" Neden bahsettiğini anlamıyorum. Lütfen, canımı yakıyorsun." Harika bir oyunculuk yeteneği vardı belli ki ama ben iyi bir seyirci değildim.
" Neden bahsettiğimi biliyorsun. Oyun oynamayı bırak, derdin ne senin?"
Ondan çok çok daha sevimli olabileceğimi kanıtlamak istercesine kocaman gülümsedim.
" Hoş geldin Eylül."
.....
Aynı yapmacık tavrıyla gülümsemeye devam edip , yanıma birkaç küçük adımda geldi. Onun her adımında Robert'ın geriliyor olması , bu düşüncelerimi doğruluyordu. Bilmediğim bir şey olmalıydı , ama şimdi bunları düşünmenin sırası değil diye hatırlattım kendime.
"Ah , hoşbuldum canım. Seninle tekrar görüşmeyi ne kadar istiyordum bilemezsin. Ama bilirsin işte , beni sevmeyeceğini ya da görmek istemeyeceğini düşünüyordum." Bu lafıyla içimdeki onu parçalama isteği kat kat artmıştı. Sürekli eski konulara mı dönmesi gerekiyordu? Ama zaten buraya bunun için gelmemiş miydi? Onun istediği beni sinirlendirmek değildi , istediği sevgilimdi. Ama onu kolay kazanmadığım gibi vermeye de niyetim yoktu. Sanırım bunu kendi yollarımla halletmem gerekiyordu.Eylül'ün amacı konusunda net bir karara varmış olmak çok az bir rahatlama sağlıyordu. Evet Eylül'ün amacını çözebilmiştim artık, peki ya o gece yaşananlar? Basit bir öpücük olmadığını biliyordum. Ne olduğunu ise bu akşam öğrenecektim.
" Çok düşüncelisin Eylül. Korkmana gerek yok fikirlerim tahminlerinle uyuşmuyor. " Evet sürtük, tahminlerinle fikirlerim uyuşmuyor. Çünkü ben seni sevmiyor değilim, ben seni parçalamak istiyorum! Gülücüklerimin sahteliği anlaşılıyor muydu umursamadım.
" Bu beni rahatlattı." Bunun anlamı ancak " beni öldürmeyi istemeli ve bana sinir olmalısın, ben de bundan zevk almalıyım. Neden böylesin ki?" olabilirdi. Kesinlikle böyle düşünüyordu. Ama bilmediği bir şey vardı; ben asla adil oynamam. Robert'a bir el işareti yaparak yanıma gelmesini sağladım ve ateşli olacağını düşündüğüm bir şekilde dudaklarına öpücük kondurdum. Gülümseyerek geri çekildiğimde , Robert'ın yüzü aydınlanmıştı. Galiba barıştığımızı ya da bir şeyler şüphelenmediğimi düşünmeye başlamıştı. Çok mu saf görünüyordum? Belki , şimdilik. Ama Eylül'e baktığımda durumu eskisi gibi değildi , gülmüyordü. Hatta yüzü asıktı bile diyebilirim. Bununla şimdilik idare edebilirdim. Ne de olsa , onun için hazırladığım sürprizden daha haberi yoktu. " Yemeğe geçelim mi artık? " Sahte gülücüklerimle etrafta dolanırken , tek şüpheli bakan Eylem'di. Bir şeyler yapacağımı ya da planladığımı anlamış olmalıydı.
Eylül sessizce masaya geçtiğinde bilerek Robert'ın karşısına oturmuş olmalıydı. Fark etmediğimi sansa da ona ölümcül bakışlar gönderiyor , Robert gözlerini kaçırınca da sinsi bir şekilde gülümsüyordu. Ona böyle yapması bütün öfkemi körüklerken Eylem'in yemekleri getirmem için kolumdan tutup mutfağa götürmesiyle sinirlerim biraz daha yatışmıştı. Belki yemekleri kafasından aşağıya dökebilirdim , neden olmasın? Bundan çok zevk alacağıma emindim. Ya da bir çatal işimi görürdü Eylül'ün sinir bozucu bakışlar attı gözlerini yerinden çıkarmak için. Her ne kadar yatışmış olsam da durum iyi değildi. Eylül sanki tehdit dolu sözler kuruyordu gözleriyle Robert'a her bakış attığından. Ya da her an bir şeyler yapacağım der gibi. Her ne olmuşsa benim aptal, zavallı sevgilimin bir oyun içine düştüğü açıktı. Belki suçlu belki suçsuz. Bunu bir şekilde öğrenecektim. Aklıma geldi de, biraz fare zehri almış olmayı dilerdim. Sorunun kökten çözümü için.
Servis tabaklarını yaptığımız yemeklerle doldururken bunları düşünmek beni gergin bir ip kıvamına döndürmeyi başarmıştı. Hatta ne yaptığımın farkında değildim...
" Devrim, ne yapıyorsun böyle? Hey! Sakin ol."
" Ha? Ne yapıyorum?" Anlamsız bakışlarıma yüzünü buruşturan Eylem yanıma sokuldu. Bir şeyler söyleyecekti galiba ama nedense sır olmalıymış gibi davranıyordu.
" Son üç dakikadır aynı tabağa aynı yemeği doldurdun ve her seferinde kaşığı sinirli bir şekilde çarparak yaptın bunu. Nedense tüm bunları içerideki şeytana bağlamam gerektiğini hissediyorum." Kaşığı sertçe tencereye bıraktım. Ağzına kadar doldurduğum servis tabağını elime aldım ve gergin halimi kullanarak tehlikeli bir yaratık gibi bakmaya başladım Eylem'e.
" Bilmem, sen söyle. İçerideki şeytan hangisi?" Evet bu kısmen 'Robert'tan şüpheleniyorum ve gerçekleri öğrendiğimde suçluysa gözünün yaşına bakmayacağım.' diye bağırmak olsa da umrumda değildi. Bu gece gizemli günlerin sonuncusuydu. Eylem'in cevabını beklemeden soluğu tekrar masanın başında aldığımda , Eylül'ü Robert'a doğru eğilmiş bir şekilde buldum. Bu kadın ne yapıyordu böyle? Sınırlarımı zorlamayı planlıyorsa , bunu başarıyordu. Ama hesaba katmadığı şey bendim ve tırnaklarımdı. Onun için özel bir şeylerde düşünebilirdim tabi. Eylem tabakları getirdiğinde beni biraz ittirip yerine oturdu. Bende sakince , gözlerimi Eylül'den ayırmadan yerime oturdum ve Eylem'in getirdiği yemekle oynamaya başladım. Huzursuz olduğum için yemek yiyesim gelmiyordu.
" Hayatım neyin var? " Robert'ın sorusuyla , sorgulayan gözlerimi ona çevirdim. Şu anda bu soruyu hiç sormamış olmayı dilediğinden adım gibi emindim.
" Bir şeyim yok , acıkmamışım sadece. " Umursamaz tavrım , gözlerindeki ışıltıların iyice sönmesine yol açıyordu. Ortamdaki gerilimi bozan yine Eylül olmuştu. " Robert , bana Devrim'den hiç bahsetmedin? " Benim hakkımda neyi bilmek istiyor olabilirdi ki? " Ya da arkadaşlarından. Bende Türkiye'deydim sonuçta , belki ortak birkaç arkadaşımız vardır değil mi? " Sesindeki tehdit havası beni daha da çok germeye başlamıştı. Robert'tan hırsını alamamış , bana saldırıyordu.
"Senin takıldığın kişilerle arkadaş olduğumu sanmıyorum. " dedim en yapmacık tavrımla. Ama cevabımı kısa bir sürede almıştım.
"Hadi ama! Robert'la ikimizde tanıştık sonuçta , onu sevdim ve görünüşe göre sende seviyorsun. Bence tanıdığımız birkaç kişi olabilirdi. Neyse , bana kendinden bahsetmeye ne dersin? Seni de tanımak isterim."
" Merak etme, zamanla beni çok iyi tanıyacaksın. Bunlar konuşmalarla olacak şeyler değil. Ayrıca beni tanıyabilmen senin için kolay bir durum olmaz diye düşünüyorum. Her neyse. Sen ne işle meşguldün Türkiye'de?" Birkaç ortak arkadaşımız olabilirmiş..."Birkaç arkadaşımız ortak olabilirmiş" Tabii ya! Bunu Rob'a söylemesinde gizil bir anlam yattığını tahmin etmeliydim. Kesinlikle! Ve bunu düşünebileceğimi de Eylül tahmin etmeliydi, aptal. Fakat asıl aptal olan Robert. Nasıl bir duruma gelmiş böyle.
" Modellik yapıyorum ben. Sen? Sanırım okumuyorsun. Yani bizim oraların deyimi ile "ev hanımı" oldun öyle mi? Ahaha." Kalkıp saçlarını yolmam için beni kışkırttığından emindim. Evet, kesinlikle böyleydi bu. Hayır, asla istediğini almasını sağlamayacaktım. Elimi uzattım ve Robert'ın elini tuttum masada. Eylül'ün görebileceği bir açıdan.
" O evde Robert olduğu sürece bana istediğiniz adı takabilirsiniz." Dedim. Böylesine aşk dolu konuşmayalı uzun zaman olmuştu herhalde. Sözlerim Eylül'e olsa da bakışlarım cümlem bitene dek Robert'ın suçluluk ve azap dolu gözlerinde gezinmişti. Sözlerim bittiğinde Eylül'ün kahkaha atan halinden eser kalmamış olan ve fazlasıyla mutsuz görünen yüzüne döndüm. Benimle boy ölçüşeceğini sanmaya devam edemeyeceğini anlamış mıydı artık?
Kurduğu cümleyle bunu hala fark edemediğini anlamam zor olmadı.
" Devrim , sana yalnızken sormayı düşünüyordum ama sanırım Robert ve sen ciddi düşünüyorsunuz. Eski konular sizi ilgilendirmez değil mi? O yüzden şimdi söyleyeceğim. Şey.. Sanırım senin eski sevgilini tanıyorum. " demesiyle amacı Robert'ı kızdırmak olsa da pot kırdığının farkında değildi. Aklıma ilk gelen ismi tahmin edememişti büyük ihtimalle. Kim olabilirdi ki? Tabi ki "Mete". Zaten en başından beri bu işte , onun parmağı olduğunu düşünmüyor muydum? Robert'ta büyük ihtimalle bu oyunun içine düşmüştü ve bu yüzden soğuk davranıyordu.
" Ah öyle mi? Ne güzel , ama bu beni artık ilgilendirmiyor. Şimdi de siz sevgilisiniz galiba? Bu kadar çok şey bildiğine göre." Bu laflarımla kendini ele vereceğini düşünüyordum ve tam düşündüğüm gibi olmuştu.
" Mete çok iyidir evet , ama sevgili değiliz. " Gülümseyerek bunları söylediğinde Eylem ve Robert gerilmişti. Ama ben renk vermemeye kararlıydım.
" Mete olduğunu nereden çıkardın? Yoksa bizim sevgili falan mı olduğumuzu söyledi. Büyük ihtimalle sarhoştur ya da seninle dalga geçmiştir. Ben onunla hiç sevgili olmadım.
" Laflarımın sonundaki kahkaha Eylül'ün öksürmesine sebep olmuştu. " Evet sarhoşken insanlar büyük hatalar yapabiliyorlar." İşte bu hiç beklemediğim bir darbeydi. Gülümseyerek Robert'a dönse de hedefi açıkça bendim. Sarhoşken yapılabilecek ve buna büyük diyebileceğiniz hatalar sınırlıdır. Ve kesinlikle ufak bir öpücük bunun içinde yer almaz. Akıl almaz biçimde bedenim uyuşmaya başladı. Bu benim sinirlenme halim miydi yoksa kötü bir şeyler mi olacaktı bilmiyordum ama kendimi iyi hissetmediğimden emindim. Gözlerim istemsizce Robert'a döndü. Bakışları benden yana olsa da gözlerini yerden kaldıramıyordu. Bir süre bekledi. Neyin bekleyişiydi bu? Suçluluk... O gece neler olduğunu öğrenmek belki de hayatımın aşkına mal olacaktı. Ama bilmeden yaşamam imkansız. Hep bir şüpheyle ve beynime kazınan 'acaba?' ile yaşadığım aşkın ne anlamı olurdu ki zaten? Yine de bu yola çıkmak, neler olduğunu öğrenme şansını yakalama düşüncesi, sonucun Robert'ı kaybetmek olabileceği ihtimalini hiçbir şekilde bastıramıyordu. Her şeyi öğrendiğimde Robert'ı görmek bile istemeyebilirdim. Buna değer miydi? Değmese bile zihnimi kurcalayan sorularla yaşamak kadar acınası değildi. Zaten artık bir şekilde bu yola girmiştim.
Robert, gözlerime bile bakamıyorken birkaç tahminde bulunmak benim için hiç de zor değildi. Olayın stratejik kısmında ise aklımı kurcalayan bir ayrıntı vardı. Bu işin arkasında Mete de varsa eğer neden Eylül'ün onu açık etmesini istesin ki? Belki de planlarının bir parçasıydı. Ya da Mete başından beri gizli değildi. Ama o gece oralarda olmadığından emindim. Çünkü eğer olsaydı her ne kadar sarhoş da olsa Robert onu elleriyle boğabilirdi. O halde, Eylül'ün, Robert'ın karşısına çıkmasından Mete'nin o sabah eve gelip benim eski sevgilim olduğunu duyurmasına kadar her şey planlıydı... Kesinlikle! Robert öğrendiğinde büyük tepki verecekti. Bunu tahmin etmeleri zor değildi. Ve tepkisinin evden çıkıp gitmek, deli gibi sarhoş olana dek içmek olması onların aradığı fırsattı. Mükemmel plan!
Bunların hepsinin kurmacadan ibaret olduğunu ben birkaç dakikada anlasamda , benim zavallı sevgilim anlayamamıştı. Eylül onu tehdit ediyor olmalıydı. Robert'ın davranışları ancak bu şekilde açıklanabilirdi.
" Evet mesela sarhoşken birileri senin üzerine düşebilir dğil mi? Çok büyük hata olur. Ama benim o konuda bir sorunum yok , Robert'a güveniyorum. Peki sen Eylül , sarhoş olmadan bile çok açık verir misin? " Sözlerimle kendine gelen Eylül , birkaç saniye boyunca etrafı izledikten sonra bana döndü ve küçük bir tebessümle elinde çatal ve bıçağı bıraktı.
" Haklısın ve ben doydum. Sanırım sizde doydunuz , kalksak masadan? " Kaçma girişimleri işe yaramış gibiydi , Eylem ve Robert onun lafıyla ayağa fırlamıştı. Sanki bana bir şey söyleyecekti ve Robert'la Eylem'de buna engel olacaktı.
" Eylem ve Robert siz geçin , bende Devrim'e tabakları taşımasında yardımcı olayım." Gülümseyerek söylediği laflar daha çok kavgaya çağırır tondaydı. Eh , istediği madem buydu , bende bunu verecektim.
Elime aldığım tabaklarla arkasından ilerlerken , mutfağa girdiğimizde tabakları bırakıp bana delici bakışlarını fırlatması bir olmuştu. Bende elimdeki tabakları bırakıp ona doğru ilerlemeye başlamıştım. Eylem'in gelmek için can attığını fark etmiştim girmeden. Can alıcı bakışlarım durmasını sağlamıştı neyse ki. Robert ise çaresizdi. Artık yorulmuş görünüyordu. Peşimizden gelmesi her şeyi daha berbat bir hale sokacaktı. Bu saçma oyuna aldanması da beni şaşırtmamıştı. Aptal değildi o kadar. Ancak sarhoş ve kalbi kırık bir adam ne yapılsa oyuna gelecekti o gece. Yine de gerçekten emin olmalıydım. Ona güvenmek istesem de o gece bir öpücükten fazlasının gerçekleştiği açıktı. Ve fazlası asla kaldıramayacağım bir boyut olacaktı. Düşüncelerimden sıyrılıp sadece karşımda duran sürtüğe odaklandım. Vahşi ormandaki aslan kralın en yırtıcı ve en tehlikeli adımları ile buzdolabının hemen önünde duran Eylül'e yaklaştım. Aptal sırıtışını iki saniye içinde yok edecek olmamdan bihaberdi. İyice yanına yaklaştım. Bedenini dolaba ittim ve oraya bir böcek gibi yapışmasını sağladım. Çenesinden sıkıca tuttum ve hafifçe yukarı kaldırdım. Başını dolabın içine geçirecektim neredeyse. Onun biraz daha sağ tarafında kalıyordum. Kulağına doğru fısıldamaya başladım.
" Asla kibar olacağımın garantisini vermedim. Şimdi ya bir sürtük gibi davranıp sürekli imalı cümleler ederek canımı sıkmaktan vazgeçer ve her şeyi anlatırsın ya da seni bu dolaba gömerim? "
" Neden bahsettiğini anlamıyorum. Lütfen, canımı yakıyorsun." Harika bir oyunculuk yeteneği vardı belli ki ama ben iyi bir seyirci değildim.
" Neden bahsettiğimi biliyorsun. Oyun oynamayı bırak, derdin ne senin?"