M 1
m2referencee
Fethi Polat 1
Fethi Polat
InfernoShade 1
InfernoShade
farkmt2official 1
farkmt2official
romegames 1
romegames
bikral 1
bikral
PrimeAC 1
PrimeAC
shrpnl 1
shrpnl
Agora Metin2 1
Agora Metin2
xranzei 1
xranzei
Bvural41 1
Bvural41
Hikaye Ekle

Tatlı Kurban - 20. Bölüm

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan qecekondu06
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 159

qecekondu06

Developer
Telefon Numarası Onaylanmış Üye
Fahri Üye
TM Üye
Katılım
25 Ocak 2013
Konular
6,740
Mesajlar
21,611
Online süresi
2d 13h
Reaksiyon Skoru
2,176
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 4 Ay 24 Gün
Başarım Puanı
509
MmoLira
2,783
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

“Hala erkeklere ilgi duyduğumu düşünüyor musun, sevgilim?” Adrian gözlerini kısarak kadına bakıyordu. Onun bu halini yakalamışken, rahat vermeyecekti. Kadın yorgunluktan neredeyse bir ölünün hareketsizliğinde yatıyordu. Zayıfça elini kaldırdığında gözlerini aralamıştı.
“Hayır.” Dedi kuru bir sesle. Adrian zaferini kutlarken, kadının bu halini sevimli bulmuştu. Her ne şekilde olursa olsun ona bir şekilde sevimli geliyordu. Tüm gece uyumadığı için, sabah biraz uyumasına izin verebilirdi. Belki, kendi de onunla uyuyabilirdi. Yaklaşık 3-4 saat uyumuşlardı ve bu yetersiz bir saatti. Kadının bir şeyler yemesi gerektiğini düşünse de o da yorgundu ve ona sarılarak yanına uzandı. Biri kapıyı büyük bir şiddetle açıp, alkışlamaya başladığında ne olduğunu anlamamışlardı.
“Felicity! Burada ne arıyorsun?” Adrian, onun şişmiş ve kıpkırmızı olmuş gözlerine, saçma bir şekilde alkış tuttuğu ellerine ve dağılmış saçlarına baktı. Kadın, ağlamış görünüyordu. Evet, kesinlikle ağlamıştı. Isabel’de, Adrian’ın sesine uyanarak üzerine örtüyü çekmişti. Yatakta doğrulup Lizzy’yi gördüğündeyse şaşırmıştı. Onu beklemiyordu.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun?” dedi kızgın bir sesle. Bu kadın kesinlikle haddini aşmıştı. Ne hakla odalarına giriyordu? Hem bu hali neydi böyle?
“Benden çaldığın sevgilimi almaya geldim. O benim!” diye bağırdıktan sonra elleriyle saçlarından bir tutam kopardı. Kadın, kesinlikle delirmişti. Kendi kendine bağırıyor ve ağlıyordu.
“Adrian, aşkım..” Ellerini ona uzattıktan sonra saçmalıklarını sıraladı. “Bana geri döneceksin, değil mi? Hevesini almış olmalısın. Kaç gündür seni bekliyorum, seni özledim!” Kadının sözleri Adrian’ı hem şaşırtmıştı hem de sinirlendirmişti. Bu kadınla arasında bir şey yoktu ki böyle konuşuyordu.
“Felicity, sen ne dediğinin farkında değilsin. Git buradan.” Adamın güçlü sesi kadının dengesini alt üst etmişti. Gözlerinden akan yaşların ardı arkası kesilmezken, hıçkırmaya başlamıştı.
“A-ama sen b-beni seviyor-d-dun.” Kadının kesik kesik çıkan sesi tam olarak duyulmasa da çift anlamıştı. Isabel huzursuzca kıpırdandığında, Adrian kolunu ona dolayarak kendine çekti.
“Seni sevmiyorum, Lizzy. Bunu sana defalarca söyledim. Şimdi, git buradan.” Adrian onu bir kez daha kovmuştu ve kadın bu seferde gitmezse kendi sürükleyebilirdi. Çıplak bir halde olmasaydı yapabilirdi.
“Gitmeyeceğim! O kadını yatağına aldığına inanamıyorum.. O daha bir çocuk!” Felicity, karşısındaki kadınla dalga geçerken Isabel’i tanımıyordu. Eğer tanısaydı ve bilseydi, kesinlikle bunları söylemezdi.
“Sen ne dediğini sanıyorsun, s*rtük?” Isabel artık bildiği küfürlerin hepsini sıralamaya başlamıştı. “Seni sevmiyordu ve sevmeyecek. Defol buradan! Eğer saçlarından sürüklenip, dışarı atılmak istemiyorsan dediğimi yap.” Isabel’in tehdidi işe yaramamıştı. Kadın, ellerini beline koyarak karşı çıkmıştı.
“Bunu yapamazsın, seni pis İskoç.” Bu sözle Isabel çılgına döndü. Bu kadını öldürecekti. Yatağın üzerindeki ince örtüyü üzerine sararak indi ve yatağın etrafından dolaşarak, sabahlığını giydi. Bunu yaparken hem Felicity hem de Adrian ona şaşkın bir şekilde bakıyordu.
“Bak, aşkım. Bizi yalnız bırakmak için gidiyor.” Felicity tamamen yanlış anlamıştı. Yüzüne saçma bir gülümseme oturtup, Adrian’a yaklaşmasından belliydi. Isabel, savaş nidası atarcasına bağırıp kadının üzerine atlamış ve onu yere yatırmıştı. Suratına geçirdiği tokadı, kadının yanağında iz çıkarmıştı. Felicity altında çırpınmaya başlayıp, ağladığındaysa durmak bilmiyordu. Elleriyle kadının yüzünü çizdiğinde Isabel daha da sinirlenip, yumruğunu tam çenesine isabet edecek şekilde ayarladı ve büyük bir hızla yüzüne geçirdi. Felicity bunun verdiği acıyla bağırmıştı. Adrian bir şeyler yapması gerektiğini hissediyordu. Ayağa kalkıp üzerine sabahlığını geçirdiğinde, Isabel’in tam da dediğini yaptığını gördü. Kadın, Felicity’yi saçlarından tutmuş sürüklüyordu. Görüntü o kadar komikti ki Adrian kahkahasını tutamadı. Isabel, ona bakarak haince sırıttı ve Felicity’yi odanın dışına çıkardığın kahyaya seslenip onu almasını istedi. Sonra içeri girerek odanın kapısını kilitlediğinde, kollarında oluşan çiziklere bakıyordu. O lanet olasıca kadın her yerini çizmişti. Kanayan kolları sızlıyordu.
“Sürtükler giremez, diye bir yazı asacağım.” Dedikten sonra Adrian’a kollarını uzattı. Adam yaklaşıp kadının kollarını gördüğünde korkmuştu.
“Canın acıyor mu?” Buruşturduğu suratı korkusunu ele veriyordu.
“Küçük bir kız çocuğu değilim, sevgilim.” Isabel bu dediğiyle bir şeyler ima ediyordu. Haklıydı da, daha demin bir kadını dövmüş ve odadan sürükleyerek çıkarmıştı.
“Onu dövdüğüne inanamıyorum.” Adrian onaylamaz ama muzip bir tavır sergiliyordu. “Bir hanımefendi böyle şeyler yapmaz, özellikle kocalarının önünde.”
“Ben bir hanımefendi olduğumu söylemedim. Ben bir İskoç’um ve İskoçya da bunlar öğretilir. Kadınların kendini savunmasını ve sinir olduğu insanları dövmesi için.” Isabel’in gülümsemesi sırıtışa döndüğünde Adrian kayıtsız kalamamıştı.
“Peki, başka ne öğrettiler?” Konuyu başka bir yere çekmek istiyordu ve başarmıştı da.
“Bir erkekle ne yapılması gerektiğini anlatan kadınlar var. Evet, bu doğru. Ama ben onlara hiç gitmedim.” Isabel, kızarmıştı. Bazı şeyleri söylerken hala utanması garipti.
“Kolların acıyor mu?” Adrian bir an konusunu unutup onun kollarına odaklanmıştı. Kabarmıştı ve hala kanıyordu.
“Biraz.” Isabel koluna dokunduğunda sessizce tıslamıştı. Çünkü canı yanıyordu. Adrian bunu duymuş ve ne yapacağına karar verememişti. Onu kucağına alarak banyoya sürükledi ve küveti sıcak su ile doldurduğunda kadının sabahlığını çıkarıp onu suya soktu.
“Bu su çok sıcak!” diye bağırıp ayağa kalkan Isabel, onu güldürmüştü.
“Hava soğuk.” Adrian’ın katı cevabı gülümsemesiyle bozulmuş, ciddiyetini kaybetmişti.
“Belki sen de gelirsen..” Isabel’in açık davetini geri çevirmek zorundaydı. Bu sabah hiç ıslanmak istemiyordu.
“Üzgünüm tatlım. Gelmeyeceğim. Ama uslu bir kız olup, dediklerimi yaparsan seni kurularım.” Adrian, kadının kafasını yavaşça sallamasıyla yorgunluğunu atması için onu küvete yatırdı. Kadın kollarını kaynar suya sokmuşçasına kaldırdığında, Adrian daha erken davranması gerektiğini fark etti. Kanayan kollarına buz koymalıydı. Ama kadının bir banyoya ve dinlenmeye ihtiyacı vardı.
“Felicity bir daha gelirse, onu öldürmek zorunda kalacağım.” Isabel başını ellerinin arasına alıp, kendini Adrian’ın ellerine bırakmıştı. Adam, omuzlarına masaj yapıyor ve rahatlamasını sağlıyordu.
“Tabi önce ben öldürmezsem.” Adrian ona sinirliydi. Karısına zarar vermişti. Isabel’in ona yaptıkları sorun değildi. Önemli olan karısına zarar gelmemesiydi.
“Bu mümkün olmayacak çünkü onu gördüğüm yerde boğacağım.” Isabel’in siniri geçmiyordu. Adrian onu şakaya vurarak gevşetmeye çalıştı.
“Bu kollarla mı?” Isabel’in kollarına birer öpücük kondurdu. “Eğer evlenmeden önce kolların böyle olsaydı seni istemezdim.” Isabel’in kafasına başka bir şey takılmıştı.
“Sen öyle sanmaya devam et, sevgilim.” Başını geriye yaslayıp, gözlerini kapattı. “Neden benimle evlenmek istedin? Beni tanımıyordun bile.” Isabel buna bir cevap bekliyordu. Gerçekten de merak ediyordu.
“Çünkü.. Bilmiyorum. Sanırım farklı birilerini istedim. Beni tanımayan birilerini. Florence’in anısından kurtulamayacağımı düşündüm ve bana aşık olmadan bir varis verebileceğini.” Adrian’ın açıklaması kadını rahatlatmıştı.
“Peki şimdi?” Isabel umut dolu gözlerle ona bakıyordu.
“Şimdi mutluyum, seni seçtiğim için şanslı bir adamım.” Adrian onu küvetten çıkarıp bir havluya sardı. Yatağa kadar taşıyıp, yatırdığında başka bir havlu daha alıp bacaklarını kurulamaya başlamıştı bile.
“Ne kadar mutlusun?” Isabel muzip tavırlarını geri getirmişti. Bu kadının hiç mi utanması yoktu? Hiç yorulmaz mıydı?
“Yorulmadın mı?” Adrian şaşırmıştı. Kadının yorgun olduğunu düşünüyordu.
“Sanırım.. hayır.” Isabel üzerindeki havluyu iterek adamı kendine çekti. Dudaklarını dudaklarına çektiğindeyse, vücudu alev alacak gibiydi. Sanki bu anı yıllardır beklemiş gibi adamı öperken, elleri saçlarında geziniyordu.
“Bir şeyler yemezsek, ölebiliriz.” Adrian’ın garip tutumu kadının dudaklarını asmasını sağlamıştı. Yataktan kalkıp giyindiklerinde, ikinci sürpriz onları bekliyordu. Kahyanın kapıyı tıklatmasıyla Adrian kapıya koşmuş ve açmıştı. Adam ona her ne dediyse kanını bile dondurmuştu. Isabel ona bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. O da aceleyle yanına gidip, koluna sarıldı.
“Adrian, ne oldu? İyi misin?” Adam, kadının yüzünü ellerinin arasına alıp, ona unutamayacağı bir öpücük vermişti. Sanki ayrılık gibiydi. Bu öpücük, ayrılık tadıyordu.
“Neler oluyor, Adrian?” Isabel’in gözleri dolmuştu. Adam bir şeyler söylemese de bir şeyler olduğunu anlamıştı.
“Ayrılık, sevgilim.”
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst