Misafirimiz olduğunu söylememiştiniz, lordum. Isabel, ona sinirli gözlerle bakıyordu. Belki bu şekilde kırgınlığını gizleyebilirdi. Ama gece odasına çekildiğinde, gözyaşlarının ona eşlik edeceğini biliyordu.
Sende söylememiştin, karıcığım. Adrianın imalı bakışları ve ses tonu Lukeu hedef almıştı. Öldürmek istediği birine bakar gibiydi.
En azından, ben seni aldatmıyorum. Isabel, sonunda söyleyeceğini söylemişti. Aynı zamanda gözlerindeki acının ona yansımasına izin verdi. Bütün kırgınlığıyla ona bakıyor, bir şeyler söylemesini bekliyordu. Adrian, onun ne dediğini anlamaya çalıştı. Ne demişti?Aldatmak mı? Diye düşündü genç adam. Onu aldatmamıştı! Bu kadın ne dediğini bilmiyordu. Bir süre düşündükten sonra, onun gözlerinin odaklandığı noktaya baktı. Lizzyye bakıyor ve inceliyordu. Onda bir şeyler arar gibiydi. Onun, kendisinin metresi olduğunu sanıyordu. Bu şehirde, dedikodular oldukça fazlaydı. Nereden duyduğunu ise tahmin edemiyordu. Hepsi bir yanlış anlaşılmadan ibaretti. Onun, kendisini kıskandığını fark ettirdiği için Lizzyye teşekkür etmeliydi. Ama kadının gözlerinde ki acı, buna değmeyeceğini açıkça belli ediyordu. Onu üzmesine değmezdi.
Konuşacağız. Dedikten sonra Luke ve Lizzyye dönerek devam etti; Biz bir süre meşgul olacağız. Siz yemeğe başlayabilirsiniz. Isabelin hiçbir şey demesini beklemeden onun koluna girerek, neredeyse sürüklemeye başlamıştı.
Şimdi, bana ne duyduğunu anlatacaksın. Adrian, sinirden deliye dönmüş gibi görünüyordu. Isabel, onun biraz kızgın halini merak etti. Acaba daha ileri gidebilir miydi? Hem, bunda sinirlenecek ne vardı? Metreslerinin bilinmesinden utanacak bir adamı ilk defa görmüştü.Komik, diye düşündü içinden.
Senin bildiklerinin bir kısmını. O kadının, metresin olduğunu ve geldiğim gece, onun evinde ve yatağında sabahladığını. Gözlerine bakarak, gerçekleri öğrenmek isteyen Isabel, devam etti; Bilmediğim başka bir şey var mı? Ya da başka bir kadın?
Adrian, duyduklarıyla şok olmuştu. Evet, dedikodu yapıldığını biliyordu ama Lizzy ile yattığı dedikodusunu duymamıştı. Bu, tamamen saçmalıktı! O, eski karısının yakın arkadaşlarındandı. Ve ikisi birlikte, onun hatırına bir şeyler yapmak istemişlerdi. Yaptıkları, dedikoduların yanında o kadar masum kalıyordu ki adam bir an ne diyeceğini şaşırmıştı.
Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Adrianın yüzündeki çarpık sırıtış geri gelmişti. Ve bu gülümseme, kadını büyülüyordu.
Senden nefret ettiğim kadar eminim. Bu cevapla adamın sinirlenmesini bekliyordu. Ama Adrian onu şaşırtarak gülümsemesini daha da genişletmişti.
Demek benden nefret ettiğin kadar? Peki öyleyse, bana nefretini ne şekilde göstermek istersin? Burada mı? Odamızda mı? Adamın dediklerini kadını sinirden çıldırtmıştı. Ne hakla böyle bir şey derdi?
Sen tam bir pisliksin!
İltifatların için teşekkür ederim, karıcığım. Ama bu kadarı yeterli. Şimdi, sana her şeyi açıklayacağım. Sen de inanacaksın. Adrian, sabit gözlerle ona bakıyordu. Ama kadın ona bakmak yerine gözlerini kaçırıyor ve bir göz temasından kaçıyordu. Sonunda adam onun çenesini tutarak başını kaldırıp, yüzüne bakmasını sağladı.
Neden bana bir şey açıklamak zorunda olasın ki? İşte Isabel, bunu söyledikten sonra fazla ileri gittiğini fark etti. Ama ne yazık ki, söylemişti ve olacaklardan kaçışı yoktu. Adrian, gözlerinde yanan ateşle ona daha çok yaklaştı ve vücudunun sert hatlarını hissetmesini sağladı. Amacı korkutmak olmasa da, kadının hızla bir nefes alıp, nefesini tuttuğunu fark etti. Yavaşça ona yaklaşırken, adam kendi duygularını bastırmaya çalışıyordu. Yoksa karşısındaki mükemmel kokan kadına saldıracaktı. Dudaklarını, onun dudaklarına değdirdiğinde karşılık alamamıştı. Genç kadın kendini sıkıyor, içindeki kıpırtıların dışarı çıkmasına izin vermiyordu. Sonunda Adrian kibar olmaktan vazgeçip, bir elini saçlarına diğer elini ise onun beline dolayıp sertçe kendine çekti. dudakları ise, barbar yağmacılar gibi dudaklarında dolanıyordu. Ondan verebileceği her şeyi istiyor ve vereceği her şeyi de vermek istiyordu. Ne yazık ki bu olamazdı. En azından şimdi. Onu sevmek zorunda değildi. Eski karısına daima sadık kalacak ve ona aşık olarak ölecekti. Yine de bir varis gerekiyordu. Bu da onların arasındaki etkileşime bir başlangıçtı. İçini böyle rahatlatmaya çalışan adam, bir süre daha dudaklarında oyalandıktan sonra geri çekildi. Kadının şoka uğradığı yüzünden belli oluyordu. Aynı zamanda kızarmış ve gülümsüyordu. Zevk almıştı. Bu iki kelime zihninde dolanırken konuşmaya devam etti.
İşte bu yüzden açıklamak zorundayım. Sende aynı sebepten, inanmak zorundasın. Lizzy, eski karımın arkadaşıydı. Karım için bir şeyler yapmak istedim. Onu özlediğimi birilerinin bilmesine ihtiyacım vardı. Lizzynin bana ilgisi olduğunu biliyorum. Ama bu bir şeyi değiştirmez. Florencei seviyorum ve seveceğim. Ondan başka birinin hayatıma girmesine izin vereceğimi sanıyorsan, yanılıyorsun. Hem beni, hem de karıma olan aşkımı küçümsemeye hakkın yok. Şimdi, üzerine çeki düzen verip yemeğe gel. Dedikten sonra ona sert bir bakış fırlatıp çıkmıştı. Tanrı aşkına, onu büyük bir şehvetle öptükten sonra nasıl böyle diyebilirdi? Adamın öpücüğü, kadının buz tutmuş kalbini yumuşattıktan sonra, sözleri onu zehirlemişti. Kadın, midesinin bulandığını hissetti. Onu öpmesine izin vermişti! Ona, bir hizmetçi gözüyle bakıyordu. Belki de sadece bir varis edinmek için baktığı, sıradan biriydi. Bu düşünceler kadına feci bir baş ağrısı yapmıştı. Tek yapmak istediği uyuyana kadar ağlamaktı.
Geciktiğim için üzgünüm. Isabel, kızarmış dudaklarıyla yemeğe geldiğinde herkes odada ne yaşandığını az çok tahmin etmişti. Lukeun bakışları, ne kadının ne de adamın gözünden kaçmıştı. Sanki, Isabele bunu yaptığı için onu öldürecekti.
Sorun değil, biz de yeni başlamıştık. Kimse konuşmayınca Lizzy konuşmuştu.
Sizi kaçta alayım, leydim? Lukeun sorusu, masadaki sessizliği bölmüş ama gerginliği daha da şiddetlendirmişti.
Efendim, yarın için söz vermiştim ama kendimi iyi hissetmiyorum. Başka bir zaman yapsak? Isabel, Adrianın ve Lizzynin meraklı bakışlarına aldırmadan konuşmaya devam etti.
Pekala, sizi bir doktora götürmemi ister misiniz? Adam endişelenmiş gibiydi.
Hayır, teşekkürler. Biraz dinlenirsem geçeceğine inanıyorum. İlginiz için teşekkürler. Isabel, ona gülümsemişti, nezaketen. Adrian ise bu gülücüğü kendinin hak ettiğini düşünüyordu. Neden Lukea öyle bakıyor ve gülümsüyordu ki!? Lanet olasıca bir kadın yüzünden, hayatı mahvolacaktı.
Neler oluyor? Soruyu Lukea sormasına rağmen, kadına bakan Adrian bir cevap bekliyordu. Eğer Luke, karısına biraz daha yaklaşmaya kalkarsa onu artık öldüreceğinden emindi.
Hiçbir şey. Dedi ikisi birden. Bu, adamı daha da kızdırmıştı.
Nasıl hiçbir şey? Tanrı aşkına, orada oturup karımla konuşuyorsun ve sürekli gülüyorsun. Nasıl bir şey olmadığını düşünebilirim? Açıkla. Hemen. Adrian iyice sinirlenmiş ve ayağa kalkmıştı. Lizzy ise olayları şaşkınlıkla izliyordu. Daha yeni onun yanına gelip, Florencei sevdiğini ve bu kadını umursamayacağını söylememiş miydi? Belki bunda içmiş olmasının bir katkısı vardır, diye düşündü kadın. Yine de söylediklerini çok net hatırlıyordu.
Onu bir gezintiye çıkaracağıma söz verdim. Ne de olsa buraları ona tanıtacak, bir tanıdığı ya da güvendiği biri yok. Lukeun sesini yükseltmesi ve kelimeleri adama oldukça dokunmuştu. Isabele çok iyi davranmadığını biliyordu ama çok mu ileri gitmişti?
Güvendiği biri mi? O sen mi oluyorsun? dediğinde neredeyse gülüyordu. Bu sözle herkes sessiz kalmıştı ve Luke, arkadaşının sinirlerinin bozuk olduğunu düşünerek alttan aldı.
İyi geceler, leydim. Dedikten sonra orayı terk eden adamın arkasından herkes bakakalmıştı.
Bunun için bir kutlama yapmalısınız. Isabel, üzgün ve bir o kadar da nefret dolu bakışlarını, kocasının üzerinde gezindirmekten zevk almıştı.
İyi geceler. Isabel, koşar adımlarla odaya çıkmış ve kapıyı olabildiğince yavaş kapatmıştı. Ona sinirlendiğini bilmesini istemiyordu. Sadece ondan nefret ettiğini düşünmeliydi. Elbiselerini yırtarcasına açıp, geceliğini giydiğinde, eline damlayan gözyaşlarından ağladığını fark etmişti. Burada kimsesi yoktu ve birilerinin getirilmesine izin verilmemişti. Kadın, kendini o kadar yalnız hissediyordu ki, bugün ki olaylar onu yıpratmıştı. Yatağa yatıp, örtünün altına kıvrıldığında tek istediği uyumaktı. Kapının tıklatıldığını duymuştu. Hizmetlilerin gelip bu halini görmesini istemiyordu. O yüzden sesini çıkarmayan kadın, gözlerini kapatıp uyumaya çalıştı. Kapının açılma sesiyle içindeki merak duygusu artmıştı. Bu saatte, bir hizmetçi neden olasında gelecekti ki? Birinin yanına kıvrılmasıyla gözlerini açan kadın, gelenin Adrian olduğunu anlamıştı. Tanrı aşkına, bu adam uslanmaz mıydı? Neden gelmiş olabilirdi?
Olanlar için üzgün olduğumu bilmeni isterim. Eski karım, Florence, benim için oldukça değerliydi ve hala da öyle. Lizzy ile bunun hakkında konuşmuştuk ve bugün de.. Lukea neden öyle yaptığımı anlayamadım. Seni ve onu kırmak istememiştim. Adrianın boğuk sesi, kadını inandırmıştı. Ama bu sözler, kadının kalbine bir kez daha batmıştı. Adrian, onu sevmiyor ve önemsemiyordu. Kıskandığını düşünecek kadar aptal olma! Diye kızdı kendine kadın.
Anlıyorum. Dedi sessizce. Sesinden, ağladığı belli oluyordu. Adrian şok olmuştu. Karısı, Lukea aşık olmuş olamazdı, değil mi? Bunun düşüncesi adamı kötü hissettiriyordu. Karısını, Lukea kaptırmayacaktı.
Bana böyle davranma, Isabel. Adrianın ses tonu daha çok yalvarır gibiydi.
Nasıl davranmayayım? Isabelin kafası karışmıştı. Ona oldukça iyi davranıyor ve istediğini yapmasına izin veriyordu. Ayrıca, doğru düzgün vakit bile geçirmiyorlardı!
Şu an olduğu gibi, soğuk. Adrian ancak böyle açıklayabilirdi. Daha açık bir şekilde anlatmaya kalksa, nasıl yapardı bilmiyordu. Ne kadar saçma olsa da, kadının yakınlığına ihtiyaç duyuyor ama aynı zamanda uzakta durmasını istiyordu. Tanrı onu korusun ki, o da ne istediğini bilmiyordu.
Ben soğuk değilim, lordum. Benim bir sürtük olduğumu ve istediğim kişiye gidebileceğimi söyledikten sonra, ne yapacağımı düşünüyordunuz? Isabeli bu sözüyle kendine çeviren adam onun yanına tamamen uzandı. Şimdi aralarında yatak örtüsü ve kıyafetleri vardı. Kadının gözlerindekiler adamı çıkmaza sokmuştu. Onu üzdüğünü düşünmek dahi istemeyen Adrian, onu tek kıran kişiydi.
Özür dilerim, öyle olmadığını biliyorum. Dedikten sonra onu kendisine çeken Adrian, ne yapacağını bilmiyordu. Ona iyi davranmaya çalışabilirdi. Belki, onu mutlu da edebilirdi. Ancak bu Florencee ihanet olurdu. Bunu, kendine kabul ettirdiğinde her şey çözülebilirdi. Bunun için tek gereken şey, biraz daha vakitti. Isabelin cevap vermesini bekliyordu ama kadın cevap vermek yerine, yalan söyleyen biri gibi hissetmesini sağlayan bakışlar atıyordu.
Adrian asla uslanmayacaktı. Yaramazlıklarına devam ederek, onun yüzüne öpücükler kondurmaya başladı. Isabel bir şey söylemese bile, onu itmesi ve gitmesini söylemesi gerekiyordu.
Adrian, yapma! diyebildi sonunda. Adam onu duyduğunda yanmışçasına geri çekildi. Onu istemeyen bir kadınla hiçbir şey yapmayacaktı.
Neden? Başka biri mi var? dediğinde gözlerinde derin bir acı vardı. Madem onu sevmiyordu, neden böyle görünüyordu? O an, Isabel adamın iyi bir oyuncu olduğuna karar verdi. Kadınları kandırmaktaki başarısı oldukça yüksekti.
Ha-hayır. Sadece istemiyorum. Isabel ne diyeceğini bilememişti. Onu sevmiyordu. Ya da o öyle sanıyordu. Sevmemeliydi ve sevmeyecekti!
Haklısın. Dedikten sonra yataktan kalkmaya yeltendi. Ama Isabel onu daha da çok kendine çekerek sarıldı.
Bir şey soracağım. Dedi sessizce. Sanki sormaya utanır gibiydi.
Ne soracaksın? diye bekledi Adrian. Merak etmişti, hem de fazlasıyla! Neden bu kadar kızarmıştı?
Sen.. Yani, ihtiyaçlarını kim gideriyor? Isabelin sorusu çok saçmaydı. Bu kadın neyden bahsediyordu böyle?
Anlamadım, hangi ihtiyaç? Adrianın bakışları iyice meraklanmıştı. Ne dediğini anlamamış olmasına şaşırıyordu. Sonuçta o, kadınlarla sürekli flört eden biriydi. Yani, Isabele öyle söylenmiş ve o ne derse yapması istenmişti.
Kocan ne isterse onu yapacaksın! Onu rahat ettirmezsen, bu senin sonun olur. Buraya geri döndüğünde, seni yaşlı bir savaşçıya satmaktan memnuniyet duyarım. Demişti amcası. Onun sözlerini hatırlayınca daha da çok korkan Isabel, adama biraz daha yanaşmıştı.
Isabel? Sorusunu yineledikten sonra homurdanan adam, onu yüzüne dikkatle bakıyordu.
Özel olanlar. Dedi bir solukta. Sonunda söylemişti. Ama eğer bu sefer de anlamazsa, kafasına bir şeyler fırlatacaktı! Tanrı aşkına, onu küçük düşürmeye mi çalışıyordu?
Sorusuyla afallayan Adrian, sonunda niye bu kadar kızardığını anlamıştı. Daha geleli birkaç gün olmuştu ve adam o buraya alışmadan, onunla bir şeyler yaşamak istemiyordu.
Bu seni neden ilgilendirsin ki? Adrian onun sınırlarını zorlamak istiyordu. Düşüncelerini anlatmasını o kadar istemişti ki, kadını belinden tutup göğsüne bastırdı.
Amcam, beni bu amaçla gönderdiğini söylemişti. Diyebildi kadın ancak.
Hangi amaçla? diye üsteleyen adam, oldukça eğlenir gibiydi.
Seni.. memnun etmek amacıyla.
Bunu nasıl yapacakmışsın? Bu özel soruyla Isabelin dili tutuldu. Daha önce bir ilişki yaşamamıştı ki. Hatta, onu zorla öpmeye kalkan yaşlı adam hariç, kimseyle öpüşmemişti bile! Bunu ona nasıl açılayacaktı? Tanrı biliyordu ki, bunların nasıl olduğunu bilseydi bile anlatamazdı.
Yatakta. Diyebildi hızlıca. Daha fazla bir şey bilmiyordu. Her zaman bu tip şeylerden ve özellikle de erkeklerden kaçmıştı. Bu yüzden, bu konularda hiçbir bilgisi yoktu. Adrian, onu öpene dek böyle bir şeyler hissedebileceğini bile bilmiyordu.
Yatakta mı? Ne yapacakmışsın beni memnun etmek için? Onu da anlattı mı amcan? Adrianın gülümsemesi sırıtış halini almıştı. Eğlendiği her halinden belli olmuştu.
Hiçbir şey. Deyiverdi kadın aniden. Gerçekten de, hiçbir şey söylememişti.
Pekala, sen ne biliyorsun bu konu hakkında? Adrian onun hemen bir cevap vereceğini düşünmüştü. Oysa ki yanılmış ve şaşırmıştı.
Hiçbir şey, dedim ya. Kadının masum ses tonu ve bakışları adamı içten içe şaşırtmıştı. Kadına bir gün bunları anlatması gerekecekti. Bu, olduğundan da zor bir işti. Kimseyle bu konu hakkında konuştuğunu hatırlamıyordu.
Tanrım! Nesin sen böyle? Rahibe falan mı? Adamın ses tonu kadını az da olsa rahatlatmıştı. Ona cevap vermek için başını kaldırdığında, adamın dudaklarıyla karşılaşmıştı. Adrian, kollarını onun beline dolayarak vücuduna bastırdı. Kadının ağzından kaçan inleme, adamı eğlendirmişti. Demek ki o da bir şeyler hissediyordu. Adamın elleri belinden yukarı kayıp, göğsünün altına geldiğinde kalbi neredeyse dışarı fırlayacaktı. Yaptıkları o kadar ayıp şeylerdi ki, kadın cennete asla gidemeyeceğini düşündü. Adamın dudakları boynundan aşağıya inip, göğsünün üzerinde durduğunda kadın derin bir soluk aldı. İçinde bir şeyler kıpırdanıyor, onun da hareket etmesini sağlıyordu. Adamın boynuna kollarını dolayarak, bu sefer o dudaklarını adamın dudaklarına bastırdı. Adrian, onun bu hareketiyle gülümseyerek geri çekildi. Yataktan kalktığındaysa, Isabelin yüzünde oluşan tatlı bir şok ifadesi adamı memnun etmişti.
İyi geceler karıcığım, bir süre sonra her şeyi öğreneceksin. Sana tek tek uygulamalı olarak anlatacağım. Dedikten sonra göz kırparak odadan çıktı.
Sende söylememiştin, karıcığım. Adrianın imalı bakışları ve ses tonu Lukeu hedef almıştı. Öldürmek istediği birine bakar gibiydi.
En azından, ben seni aldatmıyorum. Isabel, sonunda söyleyeceğini söylemişti. Aynı zamanda gözlerindeki acının ona yansımasına izin verdi. Bütün kırgınlığıyla ona bakıyor, bir şeyler söylemesini bekliyordu. Adrian, onun ne dediğini anlamaya çalıştı. Ne demişti?Aldatmak mı? Diye düşündü genç adam. Onu aldatmamıştı! Bu kadın ne dediğini bilmiyordu. Bir süre düşündükten sonra, onun gözlerinin odaklandığı noktaya baktı. Lizzyye bakıyor ve inceliyordu. Onda bir şeyler arar gibiydi. Onun, kendisinin metresi olduğunu sanıyordu. Bu şehirde, dedikodular oldukça fazlaydı. Nereden duyduğunu ise tahmin edemiyordu. Hepsi bir yanlış anlaşılmadan ibaretti. Onun, kendisini kıskandığını fark ettirdiği için Lizzyye teşekkür etmeliydi. Ama kadının gözlerinde ki acı, buna değmeyeceğini açıkça belli ediyordu. Onu üzmesine değmezdi.
Konuşacağız. Dedikten sonra Luke ve Lizzyye dönerek devam etti; Biz bir süre meşgul olacağız. Siz yemeğe başlayabilirsiniz. Isabelin hiçbir şey demesini beklemeden onun koluna girerek, neredeyse sürüklemeye başlamıştı.
Şimdi, bana ne duyduğunu anlatacaksın. Adrian, sinirden deliye dönmüş gibi görünüyordu. Isabel, onun biraz kızgın halini merak etti. Acaba daha ileri gidebilir miydi? Hem, bunda sinirlenecek ne vardı? Metreslerinin bilinmesinden utanacak bir adamı ilk defa görmüştü.Komik, diye düşündü içinden.
Senin bildiklerinin bir kısmını. O kadının, metresin olduğunu ve geldiğim gece, onun evinde ve yatağında sabahladığını. Gözlerine bakarak, gerçekleri öğrenmek isteyen Isabel, devam etti; Bilmediğim başka bir şey var mı? Ya da başka bir kadın?
Adrian, duyduklarıyla şok olmuştu. Evet, dedikodu yapıldığını biliyordu ama Lizzy ile yattığı dedikodusunu duymamıştı. Bu, tamamen saçmalıktı! O, eski karısının yakın arkadaşlarındandı. Ve ikisi birlikte, onun hatırına bir şeyler yapmak istemişlerdi. Yaptıkları, dedikoduların yanında o kadar masum kalıyordu ki adam bir an ne diyeceğini şaşırmıştı.
Bundan nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Adrianın yüzündeki çarpık sırıtış geri gelmişti. Ve bu gülümseme, kadını büyülüyordu.
Senden nefret ettiğim kadar eminim. Bu cevapla adamın sinirlenmesini bekliyordu. Ama Adrian onu şaşırtarak gülümsemesini daha da genişletmişti.
Demek benden nefret ettiğin kadar? Peki öyleyse, bana nefretini ne şekilde göstermek istersin? Burada mı? Odamızda mı? Adamın dediklerini kadını sinirden çıldırtmıştı. Ne hakla böyle bir şey derdi?
Sen tam bir pisliksin!
İltifatların için teşekkür ederim, karıcığım. Ama bu kadarı yeterli. Şimdi, sana her şeyi açıklayacağım. Sen de inanacaksın. Adrian, sabit gözlerle ona bakıyordu. Ama kadın ona bakmak yerine gözlerini kaçırıyor ve bir göz temasından kaçıyordu. Sonunda adam onun çenesini tutarak başını kaldırıp, yüzüne bakmasını sağladı.
Neden bana bir şey açıklamak zorunda olasın ki? İşte Isabel, bunu söyledikten sonra fazla ileri gittiğini fark etti. Ama ne yazık ki, söylemişti ve olacaklardan kaçışı yoktu. Adrian, gözlerinde yanan ateşle ona daha çok yaklaştı ve vücudunun sert hatlarını hissetmesini sağladı. Amacı korkutmak olmasa da, kadının hızla bir nefes alıp, nefesini tuttuğunu fark etti. Yavaşça ona yaklaşırken, adam kendi duygularını bastırmaya çalışıyordu. Yoksa karşısındaki mükemmel kokan kadına saldıracaktı. Dudaklarını, onun dudaklarına değdirdiğinde karşılık alamamıştı. Genç kadın kendini sıkıyor, içindeki kıpırtıların dışarı çıkmasına izin vermiyordu. Sonunda Adrian kibar olmaktan vazgeçip, bir elini saçlarına diğer elini ise onun beline dolayıp sertçe kendine çekti. dudakları ise, barbar yağmacılar gibi dudaklarında dolanıyordu. Ondan verebileceği her şeyi istiyor ve vereceği her şeyi de vermek istiyordu. Ne yazık ki bu olamazdı. En azından şimdi. Onu sevmek zorunda değildi. Eski karısına daima sadık kalacak ve ona aşık olarak ölecekti. Yine de bir varis gerekiyordu. Bu da onların arasındaki etkileşime bir başlangıçtı. İçini böyle rahatlatmaya çalışan adam, bir süre daha dudaklarında oyalandıktan sonra geri çekildi. Kadının şoka uğradığı yüzünden belli oluyordu. Aynı zamanda kızarmış ve gülümsüyordu. Zevk almıştı. Bu iki kelime zihninde dolanırken konuşmaya devam etti.
İşte bu yüzden açıklamak zorundayım. Sende aynı sebepten, inanmak zorundasın. Lizzy, eski karımın arkadaşıydı. Karım için bir şeyler yapmak istedim. Onu özlediğimi birilerinin bilmesine ihtiyacım vardı. Lizzynin bana ilgisi olduğunu biliyorum. Ama bu bir şeyi değiştirmez. Florencei seviyorum ve seveceğim. Ondan başka birinin hayatıma girmesine izin vereceğimi sanıyorsan, yanılıyorsun. Hem beni, hem de karıma olan aşkımı küçümsemeye hakkın yok. Şimdi, üzerine çeki düzen verip yemeğe gel. Dedikten sonra ona sert bir bakış fırlatıp çıkmıştı. Tanrı aşkına, onu büyük bir şehvetle öptükten sonra nasıl böyle diyebilirdi? Adamın öpücüğü, kadının buz tutmuş kalbini yumuşattıktan sonra, sözleri onu zehirlemişti. Kadın, midesinin bulandığını hissetti. Onu öpmesine izin vermişti! Ona, bir hizmetçi gözüyle bakıyordu. Belki de sadece bir varis edinmek için baktığı, sıradan biriydi. Bu düşünceler kadına feci bir baş ağrısı yapmıştı. Tek yapmak istediği uyuyana kadar ağlamaktı.
Geciktiğim için üzgünüm. Isabel, kızarmış dudaklarıyla yemeğe geldiğinde herkes odada ne yaşandığını az çok tahmin etmişti. Lukeun bakışları, ne kadının ne de adamın gözünden kaçmıştı. Sanki, Isabele bunu yaptığı için onu öldürecekti.
Sorun değil, biz de yeni başlamıştık. Kimse konuşmayınca Lizzy konuşmuştu.
Sizi kaçta alayım, leydim? Lukeun sorusu, masadaki sessizliği bölmüş ama gerginliği daha da şiddetlendirmişti.
Efendim, yarın için söz vermiştim ama kendimi iyi hissetmiyorum. Başka bir zaman yapsak? Isabel, Adrianın ve Lizzynin meraklı bakışlarına aldırmadan konuşmaya devam etti.
Pekala, sizi bir doktora götürmemi ister misiniz? Adam endişelenmiş gibiydi.
Hayır, teşekkürler. Biraz dinlenirsem geçeceğine inanıyorum. İlginiz için teşekkürler. Isabel, ona gülümsemişti, nezaketen. Adrian ise bu gülücüğü kendinin hak ettiğini düşünüyordu. Neden Lukea öyle bakıyor ve gülümsüyordu ki!? Lanet olasıca bir kadın yüzünden, hayatı mahvolacaktı.
Neler oluyor? Soruyu Lukea sormasına rağmen, kadına bakan Adrian bir cevap bekliyordu. Eğer Luke, karısına biraz daha yaklaşmaya kalkarsa onu artık öldüreceğinden emindi.
Hiçbir şey. Dedi ikisi birden. Bu, adamı daha da kızdırmıştı.
Nasıl hiçbir şey? Tanrı aşkına, orada oturup karımla konuşuyorsun ve sürekli gülüyorsun. Nasıl bir şey olmadığını düşünebilirim? Açıkla. Hemen. Adrian iyice sinirlenmiş ve ayağa kalkmıştı. Lizzy ise olayları şaşkınlıkla izliyordu. Daha yeni onun yanına gelip, Florencei sevdiğini ve bu kadını umursamayacağını söylememiş miydi? Belki bunda içmiş olmasının bir katkısı vardır, diye düşündü kadın. Yine de söylediklerini çok net hatırlıyordu.
Onu bir gezintiye çıkaracağıma söz verdim. Ne de olsa buraları ona tanıtacak, bir tanıdığı ya da güvendiği biri yok. Lukeun sesini yükseltmesi ve kelimeleri adama oldukça dokunmuştu. Isabele çok iyi davranmadığını biliyordu ama çok mu ileri gitmişti?
Güvendiği biri mi? O sen mi oluyorsun? dediğinde neredeyse gülüyordu. Bu sözle herkes sessiz kalmıştı ve Luke, arkadaşının sinirlerinin bozuk olduğunu düşünerek alttan aldı.
İyi geceler, leydim. Dedikten sonra orayı terk eden adamın arkasından herkes bakakalmıştı.
Bunun için bir kutlama yapmalısınız. Isabel, üzgün ve bir o kadar da nefret dolu bakışlarını, kocasının üzerinde gezindirmekten zevk almıştı.
İyi geceler. Isabel, koşar adımlarla odaya çıkmış ve kapıyı olabildiğince yavaş kapatmıştı. Ona sinirlendiğini bilmesini istemiyordu. Sadece ondan nefret ettiğini düşünmeliydi. Elbiselerini yırtarcasına açıp, geceliğini giydiğinde, eline damlayan gözyaşlarından ağladığını fark etmişti. Burada kimsesi yoktu ve birilerinin getirilmesine izin verilmemişti. Kadın, kendini o kadar yalnız hissediyordu ki, bugün ki olaylar onu yıpratmıştı. Yatağa yatıp, örtünün altına kıvrıldığında tek istediği uyumaktı. Kapının tıklatıldığını duymuştu. Hizmetlilerin gelip bu halini görmesini istemiyordu. O yüzden sesini çıkarmayan kadın, gözlerini kapatıp uyumaya çalıştı. Kapının açılma sesiyle içindeki merak duygusu artmıştı. Bu saatte, bir hizmetçi neden olasında gelecekti ki? Birinin yanına kıvrılmasıyla gözlerini açan kadın, gelenin Adrian olduğunu anlamıştı. Tanrı aşkına, bu adam uslanmaz mıydı? Neden gelmiş olabilirdi?
Olanlar için üzgün olduğumu bilmeni isterim. Eski karım, Florence, benim için oldukça değerliydi ve hala da öyle. Lizzy ile bunun hakkında konuşmuştuk ve bugün de.. Lukea neden öyle yaptığımı anlayamadım. Seni ve onu kırmak istememiştim. Adrianın boğuk sesi, kadını inandırmıştı. Ama bu sözler, kadının kalbine bir kez daha batmıştı. Adrian, onu sevmiyor ve önemsemiyordu. Kıskandığını düşünecek kadar aptal olma! Diye kızdı kendine kadın.
Anlıyorum. Dedi sessizce. Sesinden, ağladığı belli oluyordu. Adrian şok olmuştu. Karısı, Lukea aşık olmuş olamazdı, değil mi? Bunun düşüncesi adamı kötü hissettiriyordu. Karısını, Lukea kaptırmayacaktı.
Bana böyle davranma, Isabel. Adrianın ses tonu daha çok yalvarır gibiydi.
Nasıl davranmayayım? Isabelin kafası karışmıştı. Ona oldukça iyi davranıyor ve istediğini yapmasına izin veriyordu. Ayrıca, doğru düzgün vakit bile geçirmiyorlardı!
Şu an olduğu gibi, soğuk. Adrian ancak böyle açıklayabilirdi. Daha açık bir şekilde anlatmaya kalksa, nasıl yapardı bilmiyordu. Ne kadar saçma olsa da, kadının yakınlığına ihtiyaç duyuyor ama aynı zamanda uzakta durmasını istiyordu. Tanrı onu korusun ki, o da ne istediğini bilmiyordu.
Ben soğuk değilim, lordum. Benim bir sürtük olduğumu ve istediğim kişiye gidebileceğimi söyledikten sonra, ne yapacağımı düşünüyordunuz? Isabeli bu sözüyle kendine çeviren adam onun yanına tamamen uzandı. Şimdi aralarında yatak örtüsü ve kıyafetleri vardı. Kadının gözlerindekiler adamı çıkmaza sokmuştu. Onu üzdüğünü düşünmek dahi istemeyen Adrian, onu tek kıran kişiydi.
Özür dilerim, öyle olmadığını biliyorum. Dedikten sonra onu kendisine çeken Adrian, ne yapacağını bilmiyordu. Ona iyi davranmaya çalışabilirdi. Belki, onu mutlu da edebilirdi. Ancak bu Florencee ihanet olurdu. Bunu, kendine kabul ettirdiğinde her şey çözülebilirdi. Bunun için tek gereken şey, biraz daha vakitti. Isabelin cevap vermesini bekliyordu ama kadın cevap vermek yerine, yalan söyleyen biri gibi hissetmesini sağlayan bakışlar atıyordu.
Adrian asla uslanmayacaktı. Yaramazlıklarına devam ederek, onun yüzüne öpücükler kondurmaya başladı. Isabel bir şey söylemese bile, onu itmesi ve gitmesini söylemesi gerekiyordu.
Adrian, yapma! diyebildi sonunda. Adam onu duyduğunda yanmışçasına geri çekildi. Onu istemeyen bir kadınla hiçbir şey yapmayacaktı.
Neden? Başka biri mi var? dediğinde gözlerinde derin bir acı vardı. Madem onu sevmiyordu, neden böyle görünüyordu? O an, Isabel adamın iyi bir oyuncu olduğuna karar verdi. Kadınları kandırmaktaki başarısı oldukça yüksekti.
Ha-hayır. Sadece istemiyorum. Isabel ne diyeceğini bilememişti. Onu sevmiyordu. Ya da o öyle sanıyordu. Sevmemeliydi ve sevmeyecekti!
Haklısın. Dedikten sonra yataktan kalkmaya yeltendi. Ama Isabel onu daha da çok kendine çekerek sarıldı.
Bir şey soracağım. Dedi sessizce. Sanki sormaya utanır gibiydi.
Ne soracaksın? diye bekledi Adrian. Merak etmişti, hem de fazlasıyla! Neden bu kadar kızarmıştı?
Sen.. Yani, ihtiyaçlarını kim gideriyor? Isabelin sorusu çok saçmaydı. Bu kadın neyden bahsediyordu böyle?
Anlamadım, hangi ihtiyaç? Adrianın bakışları iyice meraklanmıştı. Ne dediğini anlamamış olmasına şaşırıyordu. Sonuçta o, kadınlarla sürekli flört eden biriydi. Yani, Isabele öyle söylenmiş ve o ne derse yapması istenmişti.
Kocan ne isterse onu yapacaksın! Onu rahat ettirmezsen, bu senin sonun olur. Buraya geri döndüğünde, seni yaşlı bir savaşçıya satmaktan memnuniyet duyarım. Demişti amcası. Onun sözlerini hatırlayınca daha da çok korkan Isabel, adama biraz daha yanaşmıştı.
Isabel? Sorusunu yineledikten sonra homurdanan adam, onu yüzüne dikkatle bakıyordu.
Özel olanlar. Dedi bir solukta. Sonunda söylemişti. Ama eğer bu sefer de anlamazsa, kafasına bir şeyler fırlatacaktı! Tanrı aşkına, onu küçük düşürmeye mi çalışıyordu?
Sorusuyla afallayan Adrian, sonunda niye bu kadar kızardığını anlamıştı. Daha geleli birkaç gün olmuştu ve adam o buraya alışmadan, onunla bir şeyler yaşamak istemiyordu.
Bu seni neden ilgilendirsin ki? Adrian onun sınırlarını zorlamak istiyordu. Düşüncelerini anlatmasını o kadar istemişti ki, kadını belinden tutup göğsüne bastırdı.
Amcam, beni bu amaçla gönderdiğini söylemişti. Diyebildi kadın ancak.
Hangi amaçla? diye üsteleyen adam, oldukça eğlenir gibiydi.
Seni.. memnun etmek amacıyla.
Bunu nasıl yapacakmışsın? Bu özel soruyla Isabelin dili tutuldu. Daha önce bir ilişki yaşamamıştı ki. Hatta, onu zorla öpmeye kalkan yaşlı adam hariç, kimseyle öpüşmemişti bile! Bunu ona nasıl açılayacaktı? Tanrı biliyordu ki, bunların nasıl olduğunu bilseydi bile anlatamazdı.
Yatakta. Diyebildi hızlıca. Daha fazla bir şey bilmiyordu. Her zaman bu tip şeylerden ve özellikle de erkeklerden kaçmıştı. Bu yüzden, bu konularda hiçbir bilgisi yoktu. Adrian, onu öpene dek böyle bir şeyler hissedebileceğini bile bilmiyordu.
Yatakta mı? Ne yapacakmışsın beni memnun etmek için? Onu da anlattı mı amcan? Adrianın gülümsemesi sırıtış halini almıştı. Eğlendiği her halinden belli olmuştu.
Hiçbir şey. Deyiverdi kadın aniden. Gerçekten de, hiçbir şey söylememişti.
Pekala, sen ne biliyorsun bu konu hakkında? Adrian onun hemen bir cevap vereceğini düşünmüştü. Oysa ki yanılmış ve şaşırmıştı.
Hiçbir şey, dedim ya. Kadının masum ses tonu ve bakışları adamı içten içe şaşırtmıştı. Kadına bir gün bunları anlatması gerekecekti. Bu, olduğundan da zor bir işti. Kimseyle bu konu hakkında konuştuğunu hatırlamıyordu.
Tanrım! Nesin sen böyle? Rahibe falan mı? Adamın ses tonu kadını az da olsa rahatlatmıştı. Ona cevap vermek için başını kaldırdığında, adamın dudaklarıyla karşılaşmıştı. Adrian, kollarını onun beline dolayarak vücuduna bastırdı. Kadının ağzından kaçan inleme, adamı eğlendirmişti. Demek ki o da bir şeyler hissediyordu. Adamın elleri belinden yukarı kayıp, göğsünün altına geldiğinde kalbi neredeyse dışarı fırlayacaktı. Yaptıkları o kadar ayıp şeylerdi ki, kadın cennete asla gidemeyeceğini düşündü. Adamın dudakları boynundan aşağıya inip, göğsünün üzerinde durduğunda kadın derin bir soluk aldı. İçinde bir şeyler kıpırdanıyor, onun da hareket etmesini sağlıyordu. Adamın boynuna kollarını dolayarak, bu sefer o dudaklarını adamın dudaklarına bastırdı. Adrian, onun bu hareketiyle gülümseyerek geri çekildi. Yataktan kalktığındaysa, Isabelin yüzünde oluşan tatlı bir şok ifadesi adamı memnun etmişti.
İyi geceler karıcığım, bir süre sonra her şeyi öğreneceksin. Sana tek tek uygulamalı olarak anlatacağım. Dedikten sonra göz kırparak odadan çıktı.