HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
İTİRAFLAR 2.Bölüm
Kendine bile söyleyemediğin şeyleri başkasına belli etme. Belli etme ki seni kullanmasınlar.
Rüya savsak adımlarla dışarıya çıktı. Soğuk esen rüzgâr tüm bedenini yalamış ve tarifi mümkün olmayan bir his bıraktı geriye. Sıkıca sarıldı üzerindeki ince hırkaya. Onu ne kadar sevdiğimi söylemiş miydim? Küçükken de böyle masum ve fedakardı. Ama asla kendine, kalbine bir hak tanımamıştı.Hakan pencereyi açıp kış soğuğunun içeri girmesine izin verdi. Tam pencereyi kapayacakken iple bağlanmış siyah bir kağıt parçası ilişti gözüne. Etrafına bakındı ve merakla kağıdı aldı.
"Senin masum kedin aşağıda küçük bey. Ah bir de sana bir hediyem var, yastığının altında, ha ayrıca oyuna hoş geldin Prens. Güzel bir macera seni bekliyor... -Siyahlı Kadın."
Hakan uzun bir süre kağıda baktı. Sonra yavaş yavaş gözlerini kaldırıp dışarıyı kontrol etti. Doruk yapıyor olabilir mi, diye geçirdi aklından ve pencereyi hızla kapayıp yatağa yöneldi, yastığı kaldırmasıyla Rüya'yı öperken çekilmiş bir fotoğraf ona gülümsüyordu. İstemsizce yukarıya kıvrıldı dudakları. Ardından cebindeki yepyeni telefonu titredi ve bir mesaj geldiğini haber verdi. Telefonu çıkardı ve mesaja baktı.
"Küçük kız çok üşümüyor mu sence Hakan? -Siyahlı Kadın".
Yatağının yanında duran ceketini alıp hızla dışarı çıktı.Rüya okulun soğuk koridorunda tek başına duruyordu. Ona yaklaştı ve ceketini omuzlarına bıraktı.
"Üşüteceksin." diye fısıldadı kulağına doğru. Rüya'nın irkilmiş olması onu eğlendirmişti doğrusu, sanki çok komik bir şeymiş gibi gülümsedi.
"Senin ceketini ihtiyacım yok zengin çocuk." dedi Rüya belirgin bir tiksinti ile.Hakan gözlerini devirdi. Ah Rüya ah, o hep böyle fazla gururcuydu zaten, insan yedisinde nasılsa yetmişinde de öyle olur diye boşuna dememişler zaten. Peki ya sizce bu kadar imkansızlık fazla değil miydi bir aşk için? "Ama ben seni önemsiyorum Rüya." dedi Hakan gözlerinin içine bakarak. Tral lal la.. Aşk kokusu alan bir ben değilim değil mi?
Rüya uzun bir süre Hakan'a baktı, ne diyebilirdi ki zaten?"Ben içeriye giriyorum." dedi, omuzlarındaki ceketi ona uzatmak için bir girişimde bulunduğunda Hakan onu hemen arkasındaki duvara yasladı ancak aralarındaki mesafeyi koruyordu.
Rüya içine akan o naif kokuyla titredi. O kadar farklıydı ki parfümü bile onun kokusunu bastıramamıştı. Yüzüne hücum eden kan, Hakan'ın baştan çıkaran kokusu ve aralarındaki tehlikeli mesafe düzgün düşünmesine engel oluyordu."Bir gün seni sevdiğimi anlayacaksın Rüya'm. İşte o zaman sen de beni seveceksin ve seni bekleyeceğim, senin gözünün önünde ölecek olsam bile o günü bekleyeceğim." dedi Hakan bir elini Rüya'nın yanağına koyarak. Rüya derin bir nefes aldı ama ciğerlerine dolan o enfes koku ona hiç yardımcı olmuyordu.
"Hakan... Biri görebilir.", sesi kendisini ele verircesine titredi ancak Hakan alnını onun alnına yasladı ve parmağını durağında koyarak onu susturdu.
"Her gün benim olacağın hayalini kurup bende kaçışını izlemek nasıl bir duygu tahmin edebilir misin?". Sözleri kadar gözleri de yumuşaktı.
"Hakan odama gideceğim, bırak beni lütfen." diye mırıldandı. Eğer Hakan biraz daha konuşursa kendini tutamayacağından korkuyordu.
Hakan derin bir nefes aldı. Onu bırakmayı hiç istemiyordu ancak üzerine de gidemezdi. Ondan uzaklaştı ve gözlerinin içine baktı.
"Peki.".Rüya onun önünden çekildi ve gülümsedi; "Ceket için teşekkür ederim Hakan.".Aynı tınıla cevap verdi; "Sende kalsın sonra verirsin.".
Rüya şaşkın gözlerle ona baktı ve sonra kabul etti. "İyi geceler.", aptal aşık hikayesini bilir misiniz? Hani iki genç birbirlerini çok severler ve konuşmaya başladıklarında hiç bitmesin diye saçmalar ve birbirlerine bakarken İstemsizce gülümserler ya, onlardan hiçbir farkları yoktu.
"İyi geceler Rüya'm." ve Rüya arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Arada bir derin nefesler alıp Hakan'ın cekete sinmiş kokusunu içine hapsediyordu. Sorunsuz bir şekilde odasına geçti ve ceketi başucuna koyup yatağa uzandı. Ah Hakan. Neler yapıyorsun sen bu kıza?
Telefonunun titremesiyle Ece hemen yatakta doğruldu, zaten uyuyamamıştı gelen mesaj da iyice tuz biber olmuştu her şeye.Mesajı açtı: bir fotoğraf her şeyi su yüzüne çıkarabilir miydi?
Hızla yataktan kalktı ve kendinden emin adımlarla Hakan'ın odasına gitti, kapıyı çalmaya tenezzül bile etmeden sertçe açtı.Hakan şaşkın gözlerle kız arkadaşına bakıyordu."Ne işin var burada Ece?" dedi taviz vermeyen bir ses tonuyla.
"Esas senin o kül kedisinin yanında, hatta dibinde ne işin var Hakan!" diye bağırdı.
"Bana sesini yükseltme!", Hakan da kendisine hakim olamıyordu.
"Hadi ya! Ne yaparsın? Beni terk mi edersin?" dedi alaylı bir sesle.
"Rezil olmayı bu kadar çok istiyorsun yani?", yüzüne en çarpık gülüşünü yerleştirdi Hakan.
Ece ona iyice yaklaştı ve dudaklarına sert bir öpücük bıraktı. "Sen benim erkek arkadaşımsın Hakan, bunu sakın aklından çıkartma!". Son lafı söyleme zevki... Her kız böyledir ya zaten.
Hakan boş gözlerle sertçe çarpılan kapıya bakıyordu. Kalbinde Rüya'ya olan duyguları barındırırken Ece'yle yakınlaşmak ne kadar doğruydu peki?Güneş... O bile kandırırdı insanları. Bulutların arkasından göz kırparken havanın soğuk olması çok mu adildi? Ya sizler... Her yalanınızda en kuvvetlisinden hissettiniz mi kalbinizdeki o ezilmeyi? Eğer öyleyse mükafat ödüyorsunuz demektir ama bu asla affedileceğinizi göstermez. Çünkü adil olmayan en başından beri hayat ve onun insanlara oynayış şeklidir. Önce tökezletir ve bir kez tökezlersen düşmek de kaçınılmaz bir final olur...
Yaprak yavaşça gözlerini araladı. Çınar yanında olmadığı için ani bir tedirginlikle yataktan kalktı ve her odada olan kişisel mini banyoya baktı.Çınar önce aynadaki aksine baktı bir süre. Yaprak içeride onu arıyordu. Kapı hızla ardına kadar açıldı.
"Çınar... Beni korkuttun. Ben gittin sandım, beni bıraktığını düşündüm.", genç adama arkasından sarıldı ve kokusunu içine çekti.
"Doruk kim Yaprak?". Yaprak bu soru karşısında hazırlıksız yakalandığı için afallamıştı."Anlamadım?", sesinin çatlamısına engel olamıyordu.
"Doruk. Kim.", Çınar'ın tok olan sesi duvar köşelerinde yankılandı.Yaprak korkuyla geri çekildi.
"YAPRAK. DORUK KİM!".
"Be-ben neyden bahsettiğini anlamıyorum.", Çınar mengene gibi ellerini kızın kollarına doladı ve onu sarstı.
"Sana yardım edeyim mi! Doruk Arslan! DORUKLA ARANDA NE VAR YAPRAK!".Çınar adeta kükremişti. "Cevap vermiyorsun öyle mi!" dedi ve genç kızı da peşinde sürükleyerek Doruk'un odasına gitti. Kapıyı çakmak yerine duvara çarparak açtı. Doruk sesten dolayı sıçrayarak uykusundan kalktı ve mamur gözlerle ikiliye baktı. Yaprak'ı görünce gözleri korkuyla irileşti.
"N'oluyor lan!" diye inledi Doruk.
"Yaprakla aranda ne var Doruk!" diye söylendi Çınar.
"Ne saçmalıyorsun kanka sen?" dedi Doruk yüz üstü dönerek.
"Mesaj atmışsın Yaprak'a Çınar ne zaman öğrenecek, diye. Benim öğrenmem gereken ne!", Çınar resmen çıldırmıştı.
"Ha, o mu? Ah inanmıyorum Yaprak söylemedin mi hala?", gözlerini devirdi.Yaprak'ın korkudan başı ateş gibi yanıyordu.
"Ah merak etme Çınar sevgilin sana hediye alacaktı. Hani o beğendiğin araba vardı ya, onun için benden yardım istedi olay bu. Anahtar komodinin üzerinde. Ha Çınar bir daha özel alanlara girerken kardeşim, kapı denilen şeyin var olduğunu hatırla." dedi ve yastığı kafasının üzerine koydu. Yaprak kolunu çekip hemen dışarı çıktı. Çınar da hemen arkasından çıkarak onu durdurdu."Ne var Çınar? Söyler misin!", bu sefer bağırma sırası Yaprak'taydı.
"Özür dilerim meleğim." diye fısıldadı Çınar.
"Ne için özür diliyorsun söyler misin? Beni üzdüğün için mi yoksa bana inanmadığın için mi?" darken sesini bir perde daha yükseltti. "Ben sadece seni seviyorum Çınar bir başkasını değil.", yalan söyleyen insanlar bir zaman sonra ustalaşırlar ve artık söyledikleri yalanlara kendileri bile inanırlar.
Çınar sevgilisini kendine doğru çekti ve ona sıkıca sarıldı. "Seni çok seviyorum Yaprak. Hatta o kadar çok ki; inan gök ve yer birleşse seni ne kadar sevdiğimi anlatamaz. Sen benimsin, seni kimseyle paylaşmaya niyetim yok." diye fısıldadı kolları arasındaki sevgilisinin saçlarına doğru.
Ve bugün son tatil günüydü, yani pazar. Hepimizin neşesiz bir şekilde iç çektiğini duyar gibiyim. Aslında en paspal ve en sevimsiz gün dersiniz ama büyük bir nimettir. Kendinden sonra gelen günün habercisidir. Belki tüm karanlıklar aydınlanır o gün? Hiçbir şey bilinmez ancak karanlığın ne zaman güne yenileceği hiç belli olmaz; çünkü gün çok uzaktadır, görene kimse inanmaz.
Alarmın o iğrenç sesi kulaklarına çalındı Rüya'nın. Debelenerek yorgandan sıyrıldı ve çarçabuk hazırlanıp dışarı çıktı. Merdivenlerde ona yetişen Merve'yle konuşmaya başladılar.
"Rüya sen hiç Yaprak'a dikkat ettin mi?" diye fısıldadı Merve.
"Ah evet, dip boyası gelmiş sanırım." dedi Rüya gülümseyerek.
"Hayır o manada değil. Yani hayatında sadece Çınar yok gibime geliyor." dedi Merve, zemine üç basamak kala durdular.
Rüya için okulda en iyi arkadaş olacak kişi -tabii bu benden sonraki- kuşkusuz Merve'ydi. Çünkü bu kirli dansta en masum dansçı oydu ancak ne zaman dansa katılırsan ayak uydurmak zorunda kalırsın. Örnek; Merve.
"Yaprakla yakın 'arkadaş' değilim Merve." dedi Rüya dudak büzerek.
"Rüya ben Koray'dan hoşlanıyorum ama onlar... Çok yakınlar, hayır, daha da fazla yakınlar.", Merve'nin sesi sonlara doğru çatlamıştı.
"Bunu Koray'a söylemeye ne dersin? Ya da istersen onunla ben konuşayım?" dedi Rüya Merve'nin koluna girerek.
"Hayır, beni muhakkak fark edecek.".
"Eğer bu kadar seviyorsan gidip söyle bence." dedi Rüya gülümseyerek.
Merve ona yaklaştı; "Sen de Hakan'ı seviyorsun Rüya?" diye fısıldadı.
"Fikirlerini kendine sakla Merve." dedi Rüya, "Şimdi beni bırak da kütüphaneye gideyim." diye devam ettirdi sözlerini onun konuşmasına izin vermeden hızla dışarı çıktı.
Yine kitapların arasına gömülmüşken birisi gelir mi diye tetikte duruyordu ancak gelen kimse olmamıştı.
Araştırmasını yaptıktan sonra eline aldığı Aşk ve Gurur kitabını okumaya başladı."Tatlım, kapatıyoruz." dedi görevli kadın. Rüya hızla hayal aleminden sıyrıldı ve kitabı olduğu yere bırakıp ceketini, çantasını ve dosyasını aldığı gibi dışarı çıktı. Soğuk yolda ceketine sıkıca sarıldı. İçeriye girdiği an herkesin gözü yine Rüya'daydı. Gözlerini devirdi Rüya oysa Hakan onu yercesine bakan herkesi darağacına asmak istiyordu.
"Kampüsün düzenini bozuyorsun Rüya!" diye azarladı onu Ece.
"Milletin derdi sana mı kaldı." diye çıkıştı Çisem.
"Sana ne oluyor be! Şuna bak sonradan görmeler de çoğaldı!".
"Bana bak! Ağzını topla yolarım seni!" diye bağırdı Merve. Rüya şaşkın bir şekilde onları izlerken Ece'yi Merve'nin üzerine yürürken görünce kendine geldi.
"Yeter be! Ece bak ya artık başkalarını rahat bırakırsın ya da olacaklardan ben sorumlu değilim!" diye bir tehdit savurdu. Hakan aralarına girerek Ece'yi oradan uzaklaştırdı. Yaprak ise onların peşinden gitti.
"Ece yeter artık. Ya bulaşma kimseye." diye yakındı Hakan.
"Tamam Hakan. Yalakala yalnız bırakır mısın beni?" ve Hakan dediğini yaptı."Evet, Rüya'yı seni tehdit ederken çektim ve sesini de kaydettim." dedi Yaprak.
"Aferin Yaprak." dedi Ece hunharca sırıtarak. "İşin bitti bu da mükafatın." diyerek ona bir kart verdi. "Gece yarısından sonra sevgililerinden biriyle dışarı çıkabilirsin.".
Yaprak bileti alıp pantolon cebine koydu, bu iş çok iyi olmuştu.Bir müddet sonra Halit Abi elinde siyah zarflarla içeri girdi ve herkese bir tane verdi.
Zarflar açıldı;"Kirli dansa hoş geldiniz temiz, yarı temiz insanlar. Ancak bu danstan sadece bir kişi sağ kalacak seçimlerinizi iyi yapın. Ölüm sizinle olsun... -Siyahlı Kadın"Dans eşinizi iyi seçin, ah onu öldürmeyi unutmayın ya da unutun. İyi geceler...
Kendine bile söyleyemediğin şeyleri başkasına belli etme. Belli etme ki seni kullanmasınlar.
Rüya savsak adımlarla dışarıya çıktı. Soğuk esen rüzgâr tüm bedenini yalamış ve tarifi mümkün olmayan bir his bıraktı geriye. Sıkıca sarıldı üzerindeki ince hırkaya. Onu ne kadar sevdiğimi söylemiş miydim? Küçükken de böyle masum ve fedakardı. Ama asla kendine, kalbine bir hak tanımamıştı.Hakan pencereyi açıp kış soğuğunun içeri girmesine izin verdi. Tam pencereyi kapayacakken iple bağlanmış siyah bir kağıt parçası ilişti gözüne. Etrafına bakındı ve merakla kağıdı aldı.
"Senin masum kedin aşağıda küçük bey. Ah bir de sana bir hediyem var, yastığının altında, ha ayrıca oyuna hoş geldin Prens. Güzel bir macera seni bekliyor... -Siyahlı Kadın."
Hakan uzun bir süre kağıda baktı. Sonra yavaş yavaş gözlerini kaldırıp dışarıyı kontrol etti. Doruk yapıyor olabilir mi, diye geçirdi aklından ve pencereyi hızla kapayıp yatağa yöneldi, yastığı kaldırmasıyla Rüya'yı öperken çekilmiş bir fotoğraf ona gülümsüyordu. İstemsizce yukarıya kıvrıldı dudakları. Ardından cebindeki yepyeni telefonu titredi ve bir mesaj geldiğini haber verdi. Telefonu çıkardı ve mesaja baktı.
"Küçük kız çok üşümüyor mu sence Hakan? -Siyahlı Kadın".
Yatağının yanında duran ceketini alıp hızla dışarı çıktı.Rüya okulun soğuk koridorunda tek başına duruyordu. Ona yaklaştı ve ceketini omuzlarına bıraktı.
"Üşüteceksin." diye fısıldadı kulağına doğru. Rüya'nın irkilmiş olması onu eğlendirmişti doğrusu, sanki çok komik bir şeymiş gibi gülümsedi.
"Senin ceketini ihtiyacım yok zengin çocuk." dedi Rüya belirgin bir tiksinti ile.Hakan gözlerini devirdi. Ah Rüya ah, o hep böyle fazla gururcuydu zaten, insan yedisinde nasılsa yetmişinde de öyle olur diye boşuna dememişler zaten. Peki ya sizce bu kadar imkansızlık fazla değil miydi bir aşk için? "Ama ben seni önemsiyorum Rüya." dedi Hakan gözlerinin içine bakarak. Tral lal la.. Aşk kokusu alan bir ben değilim değil mi?
Rüya uzun bir süre Hakan'a baktı, ne diyebilirdi ki zaten?"Ben içeriye giriyorum." dedi, omuzlarındaki ceketi ona uzatmak için bir girişimde bulunduğunda Hakan onu hemen arkasındaki duvara yasladı ancak aralarındaki mesafeyi koruyordu.
Rüya içine akan o naif kokuyla titredi. O kadar farklıydı ki parfümü bile onun kokusunu bastıramamıştı. Yüzüne hücum eden kan, Hakan'ın baştan çıkaran kokusu ve aralarındaki tehlikeli mesafe düzgün düşünmesine engel oluyordu."Bir gün seni sevdiğimi anlayacaksın Rüya'm. İşte o zaman sen de beni seveceksin ve seni bekleyeceğim, senin gözünün önünde ölecek olsam bile o günü bekleyeceğim." dedi Hakan bir elini Rüya'nın yanağına koyarak. Rüya derin bir nefes aldı ama ciğerlerine dolan o enfes koku ona hiç yardımcı olmuyordu.
"Hakan... Biri görebilir.", sesi kendisini ele verircesine titredi ancak Hakan alnını onun alnına yasladı ve parmağını durağında koyarak onu susturdu.
"Her gün benim olacağın hayalini kurup bende kaçışını izlemek nasıl bir duygu tahmin edebilir misin?". Sözleri kadar gözleri de yumuşaktı.
"Hakan odama gideceğim, bırak beni lütfen." diye mırıldandı. Eğer Hakan biraz daha konuşursa kendini tutamayacağından korkuyordu.
Hakan derin bir nefes aldı. Onu bırakmayı hiç istemiyordu ancak üzerine de gidemezdi. Ondan uzaklaştı ve gözlerinin içine baktı.
"Peki.".Rüya onun önünden çekildi ve gülümsedi; "Ceket için teşekkür ederim Hakan.".Aynı tınıla cevap verdi; "Sende kalsın sonra verirsin.".
Rüya şaşkın gözlerle ona baktı ve sonra kabul etti. "İyi geceler.", aptal aşık hikayesini bilir misiniz? Hani iki genç birbirlerini çok severler ve konuşmaya başladıklarında hiç bitmesin diye saçmalar ve birbirlerine bakarken İstemsizce gülümserler ya, onlardan hiçbir farkları yoktu.
"İyi geceler Rüya'm." ve Rüya arkasını dönüp ilerlemeye başladı. Arada bir derin nefesler alıp Hakan'ın cekete sinmiş kokusunu içine hapsediyordu. Sorunsuz bir şekilde odasına geçti ve ceketi başucuna koyup yatağa uzandı. Ah Hakan. Neler yapıyorsun sen bu kıza?
Telefonunun titremesiyle Ece hemen yatakta doğruldu, zaten uyuyamamıştı gelen mesaj da iyice tuz biber olmuştu her şeye.Mesajı açtı: bir fotoğraf her şeyi su yüzüne çıkarabilir miydi?
Hızla yataktan kalktı ve kendinden emin adımlarla Hakan'ın odasına gitti, kapıyı çalmaya tenezzül bile etmeden sertçe açtı.Hakan şaşkın gözlerle kız arkadaşına bakıyordu."Ne işin var burada Ece?" dedi taviz vermeyen bir ses tonuyla.
"Esas senin o kül kedisinin yanında, hatta dibinde ne işin var Hakan!" diye bağırdı.
"Bana sesini yükseltme!", Hakan da kendisine hakim olamıyordu.
"Hadi ya! Ne yaparsın? Beni terk mi edersin?" dedi alaylı bir sesle.
"Rezil olmayı bu kadar çok istiyorsun yani?", yüzüne en çarpık gülüşünü yerleştirdi Hakan.
Ece ona iyice yaklaştı ve dudaklarına sert bir öpücük bıraktı. "Sen benim erkek arkadaşımsın Hakan, bunu sakın aklından çıkartma!". Son lafı söyleme zevki... Her kız böyledir ya zaten.
Hakan boş gözlerle sertçe çarpılan kapıya bakıyordu. Kalbinde Rüya'ya olan duyguları barındırırken Ece'yle yakınlaşmak ne kadar doğruydu peki?Güneş... O bile kandırırdı insanları. Bulutların arkasından göz kırparken havanın soğuk olması çok mu adildi? Ya sizler... Her yalanınızda en kuvvetlisinden hissettiniz mi kalbinizdeki o ezilmeyi? Eğer öyleyse mükafat ödüyorsunuz demektir ama bu asla affedileceğinizi göstermez. Çünkü adil olmayan en başından beri hayat ve onun insanlara oynayış şeklidir. Önce tökezletir ve bir kez tökezlersen düşmek de kaçınılmaz bir final olur...
Yaprak yavaşça gözlerini araladı. Çınar yanında olmadığı için ani bir tedirginlikle yataktan kalktı ve her odada olan kişisel mini banyoya baktı.Çınar önce aynadaki aksine baktı bir süre. Yaprak içeride onu arıyordu. Kapı hızla ardına kadar açıldı.
"Çınar... Beni korkuttun. Ben gittin sandım, beni bıraktığını düşündüm.", genç adama arkasından sarıldı ve kokusunu içine çekti.
"Doruk kim Yaprak?". Yaprak bu soru karşısında hazırlıksız yakalandığı için afallamıştı."Anlamadım?", sesinin çatlamısına engel olamıyordu.
"Doruk. Kim.", Çınar'ın tok olan sesi duvar köşelerinde yankılandı.Yaprak korkuyla geri çekildi.
"YAPRAK. DORUK KİM!".
"Be-ben neyden bahsettiğini anlamıyorum.", Çınar mengene gibi ellerini kızın kollarına doladı ve onu sarstı.
"Sana yardım edeyim mi! Doruk Arslan! DORUKLA ARANDA NE VAR YAPRAK!".Çınar adeta kükremişti. "Cevap vermiyorsun öyle mi!" dedi ve genç kızı da peşinde sürükleyerek Doruk'un odasına gitti. Kapıyı çakmak yerine duvara çarparak açtı. Doruk sesten dolayı sıçrayarak uykusundan kalktı ve mamur gözlerle ikiliye baktı. Yaprak'ı görünce gözleri korkuyla irileşti.
"N'oluyor lan!" diye inledi Doruk.
"Yaprakla aranda ne var Doruk!" diye söylendi Çınar.
"Ne saçmalıyorsun kanka sen?" dedi Doruk yüz üstü dönerek.
"Mesaj atmışsın Yaprak'a Çınar ne zaman öğrenecek, diye. Benim öğrenmem gereken ne!", Çınar resmen çıldırmıştı.
"Ha, o mu? Ah inanmıyorum Yaprak söylemedin mi hala?", gözlerini devirdi.Yaprak'ın korkudan başı ateş gibi yanıyordu.
"Ah merak etme Çınar sevgilin sana hediye alacaktı. Hani o beğendiğin araba vardı ya, onun için benden yardım istedi olay bu. Anahtar komodinin üzerinde. Ha Çınar bir daha özel alanlara girerken kardeşim, kapı denilen şeyin var olduğunu hatırla." dedi ve yastığı kafasının üzerine koydu. Yaprak kolunu çekip hemen dışarı çıktı. Çınar da hemen arkasından çıkarak onu durdurdu."Ne var Çınar? Söyler misin!", bu sefer bağırma sırası Yaprak'taydı.
"Özür dilerim meleğim." diye fısıldadı Çınar.
"Ne için özür diliyorsun söyler misin? Beni üzdüğün için mi yoksa bana inanmadığın için mi?" darken sesini bir perde daha yükseltti. "Ben sadece seni seviyorum Çınar bir başkasını değil.", yalan söyleyen insanlar bir zaman sonra ustalaşırlar ve artık söyledikleri yalanlara kendileri bile inanırlar.
Çınar sevgilisini kendine doğru çekti ve ona sıkıca sarıldı. "Seni çok seviyorum Yaprak. Hatta o kadar çok ki; inan gök ve yer birleşse seni ne kadar sevdiğimi anlatamaz. Sen benimsin, seni kimseyle paylaşmaya niyetim yok." diye fısıldadı kolları arasındaki sevgilisinin saçlarına doğru.
Ve bugün son tatil günüydü, yani pazar. Hepimizin neşesiz bir şekilde iç çektiğini duyar gibiyim. Aslında en paspal ve en sevimsiz gün dersiniz ama büyük bir nimettir. Kendinden sonra gelen günün habercisidir. Belki tüm karanlıklar aydınlanır o gün? Hiçbir şey bilinmez ancak karanlığın ne zaman güne yenileceği hiç belli olmaz; çünkü gün çok uzaktadır, görene kimse inanmaz.
Alarmın o iğrenç sesi kulaklarına çalındı Rüya'nın. Debelenerek yorgandan sıyrıldı ve çarçabuk hazırlanıp dışarı çıktı. Merdivenlerde ona yetişen Merve'yle konuşmaya başladılar.
"Rüya sen hiç Yaprak'a dikkat ettin mi?" diye fısıldadı Merve.
"Ah evet, dip boyası gelmiş sanırım." dedi Rüya gülümseyerek.
"Hayır o manada değil. Yani hayatında sadece Çınar yok gibime geliyor." dedi Merve, zemine üç basamak kala durdular.
Rüya için okulda en iyi arkadaş olacak kişi -tabii bu benden sonraki- kuşkusuz Merve'ydi. Çünkü bu kirli dansta en masum dansçı oydu ancak ne zaman dansa katılırsan ayak uydurmak zorunda kalırsın. Örnek; Merve.
"Yaprakla yakın 'arkadaş' değilim Merve." dedi Rüya dudak büzerek.
"Rüya ben Koray'dan hoşlanıyorum ama onlar... Çok yakınlar, hayır, daha da fazla yakınlar.", Merve'nin sesi sonlara doğru çatlamıştı.
"Bunu Koray'a söylemeye ne dersin? Ya da istersen onunla ben konuşayım?" dedi Rüya Merve'nin koluna girerek.
"Hayır, beni muhakkak fark edecek.".
"Eğer bu kadar seviyorsan gidip söyle bence." dedi Rüya gülümseyerek.
Merve ona yaklaştı; "Sen de Hakan'ı seviyorsun Rüya?" diye fısıldadı.
"Fikirlerini kendine sakla Merve." dedi Rüya, "Şimdi beni bırak da kütüphaneye gideyim." diye devam ettirdi sözlerini onun konuşmasına izin vermeden hızla dışarı çıktı.
Yine kitapların arasına gömülmüşken birisi gelir mi diye tetikte duruyordu ancak gelen kimse olmamıştı.
Araştırmasını yaptıktan sonra eline aldığı Aşk ve Gurur kitabını okumaya başladı."Tatlım, kapatıyoruz." dedi görevli kadın. Rüya hızla hayal aleminden sıyrıldı ve kitabı olduğu yere bırakıp ceketini, çantasını ve dosyasını aldığı gibi dışarı çıktı. Soğuk yolda ceketine sıkıca sarıldı. İçeriye girdiği an herkesin gözü yine Rüya'daydı. Gözlerini devirdi Rüya oysa Hakan onu yercesine bakan herkesi darağacına asmak istiyordu.
"Kampüsün düzenini bozuyorsun Rüya!" diye azarladı onu Ece.
"Milletin derdi sana mı kaldı." diye çıkıştı Çisem.
"Sana ne oluyor be! Şuna bak sonradan görmeler de çoğaldı!".
"Bana bak! Ağzını topla yolarım seni!" diye bağırdı Merve. Rüya şaşkın bir şekilde onları izlerken Ece'yi Merve'nin üzerine yürürken görünce kendine geldi.
"Yeter be! Ece bak ya artık başkalarını rahat bırakırsın ya da olacaklardan ben sorumlu değilim!" diye bir tehdit savurdu. Hakan aralarına girerek Ece'yi oradan uzaklaştırdı. Yaprak ise onların peşinden gitti.
"Ece yeter artık. Ya bulaşma kimseye." diye yakındı Hakan.
"Tamam Hakan. Yalakala yalnız bırakır mısın beni?" ve Hakan dediğini yaptı."Evet, Rüya'yı seni tehdit ederken çektim ve sesini de kaydettim." dedi Yaprak.
"Aferin Yaprak." dedi Ece hunharca sırıtarak. "İşin bitti bu da mükafatın." diyerek ona bir kart verdi. "Gece yarısından sonra sevgililerinden biriyle dışarı çıkabilirsin.".
Yaprak bileti alıp pantolon cebine koydu, bu iş çok iyi olmuştu.Bir müddet sonra Halit Abi elinde siyah zarflarla içeri girdi ve herkese bir tane verdi.
Zarflar açıldı;"Kirli dansa hoş geldiniz temiz, yarı temiz insanlar. Ancak bu danstan sadece bir kişi sağ kalacak seçimlerinizi iyi yapın. Ölüm sizinle olsun... -Siyahlı Kadın"Dans eşinizi iyi seçin, ah onu öldürmeyi unutmayın ya da unutun. İyi geceler...
