shrpnl 1
shrpnl
Agora Metin2 1
Agora Metin2
xranzei 1
xranzei
Bvural41 1
Bvural41
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Karan2offical 1
Karan2offical
Fethi Polat 1
Fethi Polat
ShadowFon 1
ShadowFon
bikral 1
bikral
-TuRKuaZ- 1
-TuRKuaZ-
SLyFeLLowTR 1
SLyFeLLowTR
Hikaye Ekle

Tanatoloji (Ölüm Bilimi)

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan Shegys
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 375

Shegys

Level 20
TM Üye
Katılım
7 Ağu 2012
Konular
7,451
Mesajlar
16,354
Çözüm
5
Reaksiyon Skoru
627
Altın Konu
0
TM Yaşı
13 Yıl 10 Ay 14 Gün
Başarım Puanı
385
MmoLira
-82
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

OLUM, bir canlının doku ve organlarındaki bütün yaşam süreçlerinin kesin olarak sona ermesidir. İnsanda kalp atımlarının, dolaşı*mın ve solunumun durması yüzyıllar boyunca ölümün geleneksel belirtileri sayılagelmiştir. Çünkü solunum ve dolaşım durduğunda do*kulara oksijen gitmeyeceği için bütün organ*lar kısa süre içinde ölür.
Bir insanın yasalar karşısında ölü sayılabil-mesi için, ölüm nedeninin belirtildiği özel bir belgenin (ölüm tutanağının) doktorlarca dü*zenlenip imzalanmış olması gerekir. Hastalık ya da kaza gibi doğal ölümlerde bu belge hemen hazırlanarak, kişinin kayıtlı olduğu nüfus memurluğuna gönderilir. Ama cinayet gibi doğal olmayan ya da kuşkulu görülen ölümlerde, yasalar, bu belge düzenlenmeden önce otopsi yapılarak kesin ölüm nedeninin saptanmasını ve ardından ölüme neden olan kişinin cezalandırılmasını ister.
Bazı durumlarda solunum ve dolaşım sür*düğü için vücut hâlâ canlıdır, ama beyin hiçbir işlevini yerine getiremeyecek biçimde doku yıkımına uğramıştır. "Beyin ölümü" denen bu ileri koma durumundaki hastalar, yapay solu*num makinesi ve kalpakciğer makinesi gibi çağdaş tıp teknikleriyle uzun süre yaşatılabilir. Ne var ki, beyin ve sinir sistemi yıkıma uğradığı için "bitkisel yaşam"a girmiş olan bu kişiler artık hiçbir uyarana tepki veremeyecek ve hiçbir etkinlik gösteremeyecek durumda*dırlar. Gene de, solunum ve dolaşım işlevi makineler aracılığıyla da olsa sürdüğü için, bitkisel yaşama girmiş olan bir kişi yasalar açısından ölü sayılmaz. Bu durumda, beyin dokusunun onarılamayacak biçimde çöktüğü*ne ve kişinin ölü sayılabileceğine karar ver*mek gene doktorlara düşer. Beyin ölümünün kesin ve kalıcı olduğu saptanırsa, dışarıdan oksijen verilerek canlı kalması sağlanan or*ganlar bir başkasına nakledilmek üzere alına*bilir
Doktorlar genellikle çok ağır hasta olan ve iyileşme umudu olmaksızın acı çeken hastala*rı bile yaşatmak için uğraşırlar. Ama, umut*suz durumdaki hastaları zorla yaşatarak acı çekmelerine seyirci kalmaktansa, ölüme terk ederek, hatta bir an önce ölmelerini sağlaya*rak ağrılarından kurtulmalarına yardımcı ol*mak gerektiğini savunanlar da var. "Rahat ölüm" anlamındaki Yunanca bir sözcükten gelen ötanazi terimiyle adlandırılan bu uygu*lama birçok ülkede cinayet suçu olarak yargı*lanır. Üstelik dinlerin çoğunda Tanrı'nın işine karışmak olarak görüldüğü için bağışlanma*yacak bir suçtur. Bu yüzden birçok kişi, son derece güçlü ağrı kesicilerin olduğu çağımızda ötanazi yerine doğal ölümü savunmakta ve ölümü bekleyen umutsuz hastaların son gün*lerini özel bakımevlerinde geçirmelerini daha insanca bulmaktadır.
ÖLÜM CEZASI, yasada belirli olan suçları işleyen kişinin mahkeme tarafından mahkûm edilmesi sonucu, yaşamına son verilmesine denir.
18. yüzyıla kadar insanlar bugünkü ölçülere göre önemsiz sayılabilecek birçok suçtan ötü*rü ölüm cezasına mahkûm edilebiliyorlardı. Mahkûmiyet kararı da hükümlünün atlara çektirilerek parçalanması, suda boğulması, uçuruma atılması, yakılması gibi işkencelerle yerine getiriliyordu.
Bugün ölüm cezası Avrupa ülkelerinden Avusturya, Danimarka, Almanya Federal Cumhuriyeti, İzlanda, Lüksemburg, Norveç, Portekiz, İsveç, Fransa, İngiltere, Hollanda' da kaldırılmıştır. İtalya ve İspanya gibi bazı ülkelerde yalnızca askeri suçlara ve vatana ihanet suçu işleyenlere ölüm cezası verilmek*tedir. Ölüm cezasını yasalarından kaldırma*yan bazı ülkelerde ise bu ceza uzun zamandır uygulanmamaktadır.
Ölüm cezasına karşı tutumun gelişmesi sonu*cu Avrupa Konseyi'nde ölüm cezasının kaldırıl*masına ilişkin bir protokol kabul edilmiştir.
Yasalarında ölüm cezası bulunan ülkelerde ceza, asmak, elektrik vermek, kafasını kes*mek, öldürücü ilaç şırınga etmek gibi, mahkû*mun en az acı çekeceği yöntemlerle yerine ge*tirilmektedir.
Ölüm cezası konusundaki temel tartışma aslında bunun bir ceza olup olmadığı, dolayı*sıyla gereksiz ve haksız bulunup bulunmadığı noktasındadır. Ölüm cezasına karşı olan gö*rüşe göre, cezanın amacı suçluyu ıslah edip topluma kazandırmaktır. Oysa ölüm cezasın*da bu olanak yoktur. Üstelik ömür boyu hapis cezası da suç işleyen kişiyi benzer bir suç işlemekten alıkoymaktadır. O halde ölüm cezası gereksizdir. Ayrıca, ölüm cezasının öbür insanları suç işlemekten caydırıcı bir işlevi de yoktur. Çünkü insanlar yasalarda ölüm cezasının var olduğunu bildikleri halde bu suçları işlemeye devam etmektedirler. Bu cezanın insanlardaki adalet duygusundan çok, öç alma duygusuna yönelik olduğu da söylen*mektedir. Ölüm cezasının haksız olduğunu düşündüren en güçlü gerekçelerden biri de, yargılamada adli hatanın yapılabilir olması*dır. Suçsuz bir kişiye verilen ölüm cezasının yerine getirilmesi halinde bu hatayı düzeltme olanağı da bulunmamaktadır. Bu görüşe gö*re, uygar dünyada devlet yalnızca özgürlüğü bağlayıcı ceza verebilir; ölüm cezası ise devle*tin tasarlayarak işlediği bir cinayettir.
Ölüm cezasının yanında olan görüşlerde ise bu cezanın caydırıcılık işlevinin bulunduğu ve gerekli olduğu öne sürülmektedir.
Türk hukukunda ölüm cezası Türk Ceza Kanunu, Askeri Ceza Kanunu ve Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nda belirtilen bazı suçlara karşılık verilebilmektedir. Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanun'a göre ölüm cezası mah*kûmun asılması suretiyle yerine getirilir.
Türk hukukuna göre ölüm cezasının yerine getirilebilmesi için kararın mahkeme tarafın*dan verilmesi ve bunun yüksek mahkeme tarafından onaylanması yeterli değildir. Bu kesinleşen kararın ayrıca Türkiye Büyük Mil*let Meclisi tarafından da onaylanması gerekir. 1960'larda ölüm cezasının anayasaya aykırı olduğu yolunda Anayasa Mahkemesi'ne yapı*lan başvuru bu mahkeme tarafından reddedil*miş ve anayasaya uygun bulunmuştur. 1982 Anayasası da ölüm cezasının verilebileceğini hükme bağlamıştır.
Türkiye, Avrupa Konseyi'ne üye olduğu halde, ölüm cezalarının kaldırılmasına ilişkin protokolü onaylamayan tek ülkedir.Siyasi suçlara da ölüm cezasının verilebildi*ği Türkiye'de ölüm cezalarının demokratik yönetimin yürürlükte olduğu dönemlerde uy*gulanmaması yönünde bir eğilim vardır. Ama askeri yönetim dönemlerinde ölüm cezası kararları hem daha çok verilmekte, hem de hızla uygulanmaktadır. Yapılan bir hesapla*maya göre Türkiye'de sivil dönemin bir yılın*da ortalama iki ölüm cezası onaylanmışken, askeri dönemin bir yılında yaklaşık 13 ölüm cezası onaylanmıştır.


 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst