HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
Yeşilçam'ın efsanevi ismi Filiz Akın, eşi Sönmez Köksal'la birlikte gittiği Maldiv Adaları tatilini HT MAGAZİN'e yazdı
YENİ yılın ilk günlerinde neredeyim ve ne için? Bilin bakalım; Maldiv ilanlarına bakıyorum. Aman Allahım yılbaşında (doğum günüm de 2 Ocak ya) çoğunda yer yok hem de çok çok pahalı. THYnin direkt uçuşu olduğu için yolculuk sekiz saat sürdü. Hani artistlerin her şeye kolayca erişebilecek şekilde kazandıkları zannedilir ya - ben Maldivlere gelebilmek için 70 yıl bekledim. Hay Allah işte ağzımdan kaçırdım hiç hoşuma gitmese de 70 yıl oluvermiş dünyaya ayak basalı. Kendimi hiç öyle hissetmiyorum halbuki. Ertuğrul Özkökün benim için yazdığı yazıda olduğu gibi taş çatlasa 53 olmak istiyorum. Bir de Clup Medi deneyeyim dedim. Sağ olsun Liz Hanım Yılbaşının ertesi günü uçun çok daha ucuz derken bir de promosyon ayarladı. O suyun üstünde sazdan damlı özel evlerde beş gün, sonraki iki gün normal standart odalarda olmak üzere bir hafta. Bir de taksitle olunca peki dedik. Sonra bakın neler oldu?
Male Adasında yöresel müzik eşliğinde, gene yöresel kıyafetler giymiş kızlar karşılayıp boynumuza çiçekler taktılar. James Bond filmlerindeki gibi ufak bir deniz uçağıyla kısa bir yolculuk. Daha sonra da bir teknenin beklediği yere geldik. Filmlerdeki gibi o lüks tekneyle odamıza uçarak gittik. Öyle sanıyorsunuz değil mi?
Hayır efendim şöyle oldu; Maleye indik. Sabahın 6sı ama 30 derece yapış yapış bir sıcakla, sırtımızdan, yüzümüzden, saç diplerimizden ter akıyor. Üstüne üstlük bizi karşılayacak olan görevli ortada yok. Kaldık mı bavullarla baş başa kötü bir hava alanında. Derken görevli geldi, hemen alanın yanında bir yere yanaşmış olan her tarafı açık, biraz derme çatma denecek bir tekneye bindirildik. Kaptan gaza öyle bastı ki o 40 dakika boyunca pat pat vura vura, hoplaya hoplaya, ellerimle yandaki demirlere yapışmış vaziyette yol aldık. Saçlarım rüzgârdan elektriğe tutuşmuş gibi dimdikti. Benzin kokusundan boğularak inim inim inlerken adamdan nefret ettim. Oysa Liz Hanım Ben onlara kim olduğunuzu ve ne için geldiğinizi söyledim. Harika bir şekilde karşılayacaklar dediği için neler hayal etmiştim?
Adaya indik, bizi mini minnacık bir kadın karşıladı. Takındığı sahte bir gülümseme ve ezber konuşmalarla bize adayı anlattı. Liz Hanım bu mu özel karşılama? diyorum. Bileğimize de gri, örgüden birer bilezik takarken Bunlar çok çok özel bölüm olan Manta evlerinde kaldığınızın işareti olacak ve hiçbir şeye ödeme yapmayacaksınız deyip gitti.
SANKİ ZENGİNLER KULÜBÜ
Manta evleri yazan bölümden sonra başka bir diyara ayak basıyoruz. Amanın bu da ne? oluyor insan, dikkat burası başka bir planet. Miranda bizi her tarafı camlı, içinde her türlü yiyecek, içecek olan, püfür püfür esen bir resepsiyona götürdü. Ama burası zenginler kulübü gibi. Herkes çok şık ama hiç kimse kafasını kaldırıp bakmadığı gibi herhalde bilgisayarlarından işlerini takip ediyor olmalarından dolayı kimse konuşmadığı için çıt çıkmıyor. Marstayız sanki, başka bir planet.
Sürprizler başlıyor; kum var ya kum azıcık sarıya hiç olmazsa kreme kaçar değil mi? Hayır, burada resmen bembeyaz. Deniz ise altı beyaz kum olduğu için ve bir kol boyu derinliğe kadar oldukça şeffaf, sanki içilecek su gibi. Mirandaya Şunlar sanki köpekbalığı gibi diyorum. Lakayt bir şekilde Evet zaten onlar köpekbalığı, anneleri, babaları çok tehlikeliler cevabı almaz mıyım?
HERKESİN KENDİ DENİZİ VAR
Yerli evleri gibi duran saz damlı yapının kapısını bir açtı ki. Bu da ne? Tahta bacaklar üstünde, gene özel turkuvaz deniz üzerinde, tropikal doğayla baş başa olduğunuz sadece size ait bir dünya. Üstünde avuç avuç serpilmiş kırmızı çiçekler olan cibinlikli kocaman bir yatak, kocaman bir vantilatör (ayrıca klima da var) ve her taraf cam. Sanki okyanusun üstünde gibiymiş gibi duruyorsunuz. Bir an kalakalıyorum, sonra Allaha şükrediyorum, Ölmedim geç de olsa şunu da gördüm ya diye teşekkür ediyorum.
Evler çubuk tahtalar üzerinde damları sazdan. Ufacık merdivenle inilen iskeleleri var. Orada güneşlenip birkaç basamak inip kendi denizinize girip çıkabiliyorsunuz, kimse kimseyi görmüyor. Karşısında uzakta yemyeşil palmiyeler kaplı küçük bir ada. Turkuvazdan hafifçe koyulaşan okyanusa karşı doğayla baş başasınız.
Akşama doğru beşte bizim oğlumuz gibi çok başarılı bir işadamı bizi kendi kaldıkları adalarındaki restorana davet ediyorlar. Sonra daha rahat ve maceralı diye saat beşte özel tekneyle gelip bizi alıyorlar. Diyorum ya, Tanrım neler yaşatıyor bana diye şaşkınlık içindeyim zaten, bu da bonusu. Teknenin kaptanı bizi önce yunusların olduğu yere götürüyor. Kocaman, kocaman şeyler, batıp çıkıyorlar ama bebekler her yerde başka türlü şirin. Taa yukarılara fırlayıp bize kendini gösterdikleri gibi bir de neşeyle yan takla atıp öyle dalıyorlar. Birbirleriyle yarışan uçan balıkları da gördükten sonra Baros Adasına varıyoruz. Küçücük ama şık bir yer. Üç yetişkin güzel çocukları olan bu aileyle harika bir doğum günü yemeği yedik. Koca kadın ben pastanın üstündeki mumu söndürüp, çocuklar neşeyle alkışlarken utancımdan kıpkırmızı oldum.
KÖPEK BALIKLARIYLA YÜZDÜM
Dördüncü gün ufak güneşlenme yerinde denize girdikten sonra notlar alıyorum. Yazarken etrafımda o bahsettiğim 60-70 cm boyunda küçük köpekbalıkları yüzüyor. Bir zararlarını görmedim, suya girince onlar kaçıyorlar. Bir de kocaman bir vatoz görüp fotoğraflarını çektim. Burası dalmaya bile gerek olmayan dev bir akvaryum.
Yemekler kötü tatlılar güzel
Burada doğrusu en beğenmediğim şey yemekler oldu. En lüks Kuoni de bile ıstakoz, böcek haşlanmış püre gibiydi. Etlerin, balıkların tadı kötü geldi. Allah- tan çok ülkeden seçenek var, çok güzel değişik tatlarla pişirilmiş. Ama tatlılar, meyveler çok güzel. Bir şekilde tıka basa doyuyorsunuz. Bir başka adada suyun altında sadece 7 masalık bir restoran varmış. Dünyada başka bir örneği yokmuş. Aklım kaldı, oraya gidip sonra yazmak isterdim. Ama zaten bizden deniz uçağıyla 40 - 45 dakika uzaklıktaymış ve çok pahalıya mal olacağı için vazgeçtim.
Aklınızda olsun Türklerin de bir yeri var artık. Ayada adında 52si okyanus üzerinde 60sı karada, çok şık, hepsi havuzlu 112 villalık çok lüks bir yer var. Maldivlerde Türk kahvesi içebileceğiniz tek yer. En çok görülmemiş enerjisiyle ve şovlarıyla hop oturup hop kaldıran tesisin şefi Daniele hayran olduk. Ona ve hayatımızı kolaylaştıran güler yüzüyle bizi mutlu etmeye çalışan Mirandaya teşekkürler ve sevgiler yolluyorum.
YENİ yılın ilk günlerinde neredeyim ve ne için? Bilin bakalım; Maldiv ilanlarına bakıyorum. Aman Allahım yılbaşında (doğum günüm de 2 Ocak ya) çoğunda yer yok hem de çok çok pahalı. THYnin direkt uçuşu olduğu için yolculuk sekiz saat sürdü. Hani artistlerin her şeye kolayca erişebilecek şekilde kazandıkları zannedilir ya - ben Maldivlere gelebilmek için 70 yıl bekledim. Hay Allah işte ağzımdan kaçırdım hiç hoşuma gitmese de 70 yıl oluvermiş dünyaya ayak basalı. Kendimi hiç öyle hissetmiyorum halbuki. Ertuğrul Özkökün benim için yazdığı yazıda olduğu gibi taş çatlasa 53 olmak istiyorum. Bir de Clup Medi deneyeyim dedim. Sağ olsun Liz Hanım Yılbaşının ertesi günü uçun çok daha ucuz derken bir de promosyon ayarladı. O suyun üstünde sazdan damlı özel evlerde beş gün, sonraki iki gün normal standart odalarda olmak üzere bir hafta. Bir de taksitle olunca peki dedik. Sonra bakın neler oldu?
Male Adasında yöresel müzik eşliğinde, gene yöresel kıyafetler giymiş kızlar karşılayıp boynumuza çiçekler taktılar. James Bond filmlerindeki gibi ufak bir deniz uçağıyla kısa bir yolculuk. Daha sonra da bir teknenin beklediği yere geldik. Filmlerdeki gibi o lüks tekneyle odamıza uçarak gittik. Öyle sanıyorsunuz değil mi?
Hayır efendim şöyle oldu; Maleye indik. Sabahın 6sı ama 30 derece yapış yapış bir sıcakla, sırtımızdan, yüzümüzden, saç diplerimizden ter akıyor. Üstüne üstlük bizi karşılayacak olan görevli ortada yok. Kaldık mı bavullarla baş başa kötü bir hava alanında. Derken görevli geldi, hemen alanın yanında bir yere yanaşmış olan her tarafı açık, biraz derme çatma denecek bir tekneye bindirildik. Kaptan gaza öyle bastı ki o 40 dakika boyunca pat pat vura vura, hoplaya hoplaya, ellerimle yandaki demirlere yapışmış vaziyette yol aldık. Saçlarım rüzgârdan elektriğe tutuşmuş gibi dimdikti. Benzin kokusundan boğularak inim inim inlerken adamdan nefret ettim. Oysa Liz Hanım Ben onlara kim olduğunuzu ve ne için geldiğinizi söyledim. Harika bir şekilde karşılayacaklar dediği için neler hayal etmiştim?
Adaya indik, bizi mini minnacık bir kadın karşıladı. Takındığı sahte bir gülümseme ve ezber konuşmalarla bize adayı anlattı. Liz Hanım bu mu özel karşılama? diyorum. Bileğimize de gri, örgüden birer bilezik takarken Bunlar çok çok özel bölüm olan Manta evlerinde kaldığınızın işareti olacak ve hiçbir şeye ödeme yapmayacaksınız deyip gitti.
SANKİ ZENGİNLER KULÜBÜ
Manta evleri yazan bölümden sonra başka bir diyara ayak basıyoruz. Amanın bu da ne? oluyor insan, dikkat burası başka bir planet. Miranda bizi her tarafı camlı, içinde her türlü yiyecek, içecek olan, püfür püfür esen bir resepsiyona götürdü. Ama burası zenginler kulübü gibi. Herkes çok şık ama hiç kimse kafasını kaldırıp bakmadığı gibi herhalde bilgisayarlarından işlerini takip ediyor olmalarından dolayı kimse konuşmadığı için çıt çıkmıyor. Marstayız sanki, başka bir planet.
Sürprizler başlıyor; kum var ya kum azıcık sarıya hiç olmazsa kreme kaçar değil mi? Hayır, burada resmen bembeyaz. Deniz ise altı beyaz kum olduğu için ve bir kol boyu derinliğe kadar oldukça şeffaf, sanki içilecek su gibi. Mirandaya Şunlar sanki köpekbalığı gibi diyorum. Lakayt bir şekilde Evet zaten onlar köpekbalığı, anneleri, babaları çok tehlikeliler cevabı almaz mıyım?
HERKESİN KENDİ DENİZİ VAR
Yerli evleri gibi duran saz damlı yapının kapısını bir açtı ki. Bu da ne? Tahta bacaklar üstünde, gene özel turkuvaz deniz üzerinde, tropikal doğayla baş başa olduğunuz sadece size ait bir dünya. Üstünde avuç avuç serpilmiş kırmızı çiçekler olan cibinlikli kocaman bir yatak, kocaman bir vantilatör (ayrıca klima da var) ve her taraf cam. Sanki okyanusun üstünde gibiymiş gibi duruyorsunuz. Bir an kalakalıyorum, sonra Allaha şükrediyorum, Ölmedim geç de olsa şunu da gördüm ya diye teşekkür ediyorum.
Evler çubuk tahtalar üzerinde damları sazdan. Ufacık merdivenle inilen iskeleleri var. Orada güneşlenip birkaç basamak inip kendi denizinize girip çıkabiliyorsunuz, kimse kimseyi görmüyor. Karşısında uzakta yemyeşil palmiyeler kaplı küçük bir ada. Turkuvazdan hafifçe koyulaşan okyanusa karşı doğayla baş başasınız.
Akşama doğru beşte bizim oğlumuz gibi çok başarılı bir işadamı bizi kendi kaldıkları adalarındaki restorana davet ediyorlar. Sonra daha rahat ve maceralı diye saat beşte özel tekneyle gelip bizi alıyorlar. Diyorum ya, Tanrım neler yaşatıyor bana diye şaşkınlık içindeyim zaten, bu da bonusu. Teknenin kaptanı bizi önce yunusların olduğu yere götürüyor. Kocaman, kocaman şeyler, batıp çıkıyorlar ama bebekler her yerde başka türlü şirin. Taa yukarılara fırlayıp bize kendini gösterdikleri gibi bir de neşeyle yan takla atıp öyle dalıyorlar. Birbirleriyle yarışan uçan balıkları da gördükten sonra Baros Adasına varıyoruz. Küçücük ama şık bir yer. Üç yetişkin güzel çocukları olan bu aileyle harika bir doğum günü yemeği yedik. Koca kadın ben pastanın üstündeki mumu söndürüp, çocuklar neşeyle alkışlarken utancımdan kıpkırmızı oldum.
KÖPEK BALIKLARIYLA YÜZDÜM
Dördüncü gün ufak güneşlenme yerinde denize girdikten sonra notlar alıyorum. Yazarken etrafımda o bahsettiğim 60-70 cm boyunda küçük köpekbalıkları yüzüyor. Bir zararlarını görmedim, suya girince onlar kaçıyorlar. Bir de kocaman bir vatoz görüp fotoğraflarını çektim. Burası dalmaya bile gerek olmayan dev bir akvaryum.
Yemekler kötü tatlılar güzel
Burada doğrusu en beğenmediğim şey yemekler oldu. En lüks Kuoni de bile ıstakoz, böcek haşlanmış püre gibiydi. Etlerin, balıkların tadı kötü geldi. Allah- tan çok ülkeden seçenek var, çok güzel değişik tatlarla pişirilmiş. Ama tatlılar, meyveler çok güzel. Bir şekilde tıka basa doyuyorsunuz. Bir başka adada suyun altında sadece 7 masalık bir restoran varmış. Dünyada başka bir örneği yokmuş. Aklım kaldı, oraya gidip sonra yazmak isterdim. Ama zaten bizden deniz uçağıyla 40 - 45 dakika uzaklıktaymış ve çok pahalıya mal olacağı için vazgeçtim.
Aklınızda olsun Türklerin de bir yeri var artık. Ayada adında 52si okyanus üzerinde 60sı karada, çok şık, hepsi havuzlu 112 villalık çok lüks bir yer var. Maldivlerde Türk kahvesi içebileceğiniz tek yer. En çok görülmemiş enerjisiyle ve şovlarıyla hop oturup hop kaldıran tesisin şefi Daniele hayran olduk. Ona ve hayatımızı kolaylaştıran güler yüzüyle bizi mutlu etmeye çalışan Mirandaya teşekkürler ve sevgiler yolluyorum.
