Türkiye'de ilk Mobil & PC Aynı Anda Metin2 Oyna. Triarchonline kalıcı ve uzun ömürlü yapısı ile 24 Temmuz'da açılıyor. | 1-99 Mobil Metin2 Triarch HEMEN TIKLA!
Devlet, varlığını ve üzerine kurulduğu meşruiyet ilkelerini toplumsal
alanda sürekli hale dönüştürmek için ideoloji ve eğitim gibi araçları kullanır.
İdeoloji aracılığıyla siyasal iktidar kendi ilkelerini topluma dayatır. Eğitim de bu
dayatmanın kurumsal zeminini siyasal iktidara sunar. İdeolojiyi toplumu
düzenlemenin bir aracı olarak kullanan ideolojik devlet geleneğinde siyasal
iktidar, kendi ideolojik elbisesini bireylere giydirme imkanını eğitim alanlarında
bulur. Siyasal iktidarın özü olan toplumsal birlik, bütünlük ve uyum sağlama
işlevi ideoloji ve eğitim kurumlarıyla gerçekleşir; çünkü birlik, bütünlük ve
uyum siyasal iktidara bütüncül bir iktidar alanı yaratarak total bir evrenin
düzenlenmesi imkanını verir. Bu yüzden hem ideoloji hem de eğitim sistemi bu
ilkelerin topluma dayatılması araçsallığına indirgenir. Bu durum, siyasal
iktidarın ideolojik ilkelerine mutlaklık ve kutsallık katarak eğitim alanlarında
topluma yayılmasını sağlar. Eğitim alanlarında öznelliğini (varlığını/benliğini)
nesnelliğe armağan etmeye koşullandırılmış birey/öğrenci, siyasal iktidarın bilgi
ve gerçeklerini mutlak doğrular olarak dayatan ideoloji/öğreti ve toplumu bir
bütün olarak düzenlemeye şartlanmış siyasal iktidar/öğretmen buluşur.
İdeoloji: Mutlak Anlamlar ve Total Kurgular Dünyası
Devletin bireyi ve toplumu kurması ve düzenlemesinin en önemli
araçlarının başında ideoloji gelir. İdeolojinin gücü, siyasal iktidarın belirlediği
tanımlar ve amaçlar çerçevesinde toplumu kurma ve ona bir üst kimlik verme
konusundaki etkinliğinden kaynaklanmaktadır. İdeolojinin işlevi tek başına
bağımsız bir işlev değildir. Onun araçsallığı devletin amaçsallığı ile doğrudan
ilişkilidir. Devlet, toplumu belirlenmiş bir düzen içinde tutan, bu düzeni koruyan,
total bir birleştiricilik ile üst belirleyici olan ve bir dünya görüşü ile toplumsal
bütünlük sağlayan (Poulantzas, 1992:40-41) bir üst siyasal iktidar alanıdır.
Laclau, devlet tanımlarından yola çıkarak ideolojiyi toplumsal formasyonun
birlik ve beraberliğini sağlayan ve devam ettiren, sistemin toplumsal koşullarını
sürdüren ve yeniden üreten ve devletle aynı amaca yönelmiş bir düzen (Laclau,
1998:73) olarak tanımlamaktadır. Althusser de ideolojiyi, toplumsal
formasyonun belirleyicisi, buna göre toplumu dönüştürücü ve bireyleri bu
ilişkiler ağı içerisinde yönlendirici egemen fikirler ve tasarımlar sistemi
(Althusser, 1991:47) şeklinde tanımlar. Kısaca ideoloji, insan düşüncesinin ve
eyleminin amacını, bu amaçlara nasıl varılacağını tanımlayan ve sosyal ve fiziki
gerçeklerin niteliğini belirleyen bir değerlendirici prensipler sistemi (Allard,
1971:117) olarak tanımlanabilir.
İdeoloji, siyasal iktidarın toplumu şekillendirmesi, toplumun da siyasal
iktidarı değerlendirmesi açısından objektif kriterler sağlayan önemli bir
meşruiyet aracıdır. Fakat, ideolojilerin bir üst düzenleyici güç olarak devletin
belirleyici alanı içerisinde olmasından dolayı bu objektif kriterler çoğu zaman
subjektif değerlere dönüşmekte, devletin kendine ve eylemlerine meşruiyet
kazandırmak için farklı yorumlarına maruz kalmaktadır. Siyasal iktidar, belki de
ideolojinin meşruiyet kazandırmadaki bu esnekliğinden dolayı ona bağlı bir
görüntü arz etmektedir. Kendisiyle beraber değişen ideolojik tanımlamalar ve
yorumlar siyasal iktidar alanını genişletmektedir. Ayrıca ideolojiler, siyasal
iktidara her zaman topluma müdahale hakkını ve imkanını sunduğu için güçlü
bir meşruiyet aracıdır. Siyasal iktidar kendi meşruiyetinin kriterlerini ideolojiler
çerçevesinde belirler. Bu ideolojik çerçeve aynı zamanda toplumsal ve siyasal
eylemlerin de meşruiyet çerçevesini oluşturur. Bu anlamda ideolojiler, devletin
sistemi kontrol mekanizması olarak işlev görür. Toplumda ve siyasada hangi
düşüncenin ve eylemin meşruiyet sınırları içerisinde olduğuna siyasal iktidarın
ideolojisi karar verir.
Siyasal iktidarın en önemli fonksiyonlarından biri olan bütünleşmiş
düşüncelerden oluşan total bir sistem kurmak, siyasal iktidarın eylemlerini
doğrulamak, hayatı tanımlamak ve bu tanımlı hayatı bireylere haklı olarak
göstermek (Berger-Luckmann, 1967:94) amacı ideoloji ile gerçekleştirilir.
İdeoloji, iktidar ilişkilerini gizleyerek tartışılmaz ve itiraz edilmez bir boyuta
taşır. İdeoloji ile iktidar, dogmatik inançlara, köklü ve zorunlu kabullere, mutlak
gerçekliklere ve değişmez ilkelere yükseltilir. Shilsin değerlendirmesiyle
ideolojiler, görüş açısı, inanç sistemi, fikirsel bütünlük değerlerinden aşkın
olarak anlatım kesinliği, merkezi bir ahlaki veya bilişsel eksen etrafında
sistematik olarak kümelenme derecesi, geçmişin ve çağın düşünce türleriyle
yakınlığı, yeni unsurlara veya çeşitliliğe kapalılık derecesi, davranışı etkilemeye
çalışma derecesi, beraberinde getirdiği etki, katılanlardan istenen fikir birliği,
fikrin meşruluğunun ne oranda bir otoriteye bağlandığı, inancı gerçekleştirmeyi
üstüne almış bir kurumla ilişkisi en yüksek (Shils, 1968:66) bütünleştirici
düşünce yapıları olarak iktidara çok boyutlu bir güç ve içerik kazandırır.
İdeolojisi olmayan siyasal iktidarın toplumu kurma, statükoyu koruma
ve siyasal, toplumsal ve ekonomik mühendislik derecesi oldukça düşüktür.
Siyasal iktidar, bütünleştirici ve total anlamlar ve eylemler dünyası kurma
gücünü ideolojiler sayesinde kazanır. İdeolojiler de tıpkı yerine ikame oldukları
dinler gibi, çok güçlü bir iman gerektirir ve kendi dışındaki dünyaları cehennem,
kendi vaat ettiği dünyayı ise cennet olarak tasvir eder. Marxın ifadesiyle halkın
afyonu olan dinlerin reddiyle ortaya çıkan toplumun afyon ihtiyacını ideolojiler
dinselleşerek gidermişlerdir. Bu yüzden ideolojiler tüm insanlığa cennet
vaadiyle, aynı dinselliğin evrensellik ilkesinin kullanılmasıyla da yukarıda
ifade ettiğimiz totaliterizmin aracı olmuşlardır. Bu durum Parsonsun ideoloji
tanımlamasına da denk düşen bir durumdur. Ona göre ideolojiler toplumun
ortak inanç ve iman sistemi, o toplumun hayatını düzenleyen kültür,
kollektivitenin ve içinde bulunulan şartların totalitesine yönelmiş bir fikir
sistemi, toplumu bu sisteme uygun olarak kurma süreci ve yönelinen gelecekteki
amaç dünyasının ilkeleriyle örülmüş ilişkiler ağı (Parsons, 1951:349) olarak
dinin tüm görevlerini üstlenmiş bulunmaktadır.
Sorelin, ideolojilerin, siyasal iktidarı elinde bulunduran sınıfların
kendi çıkarları doğrultusunda toplumun gerçek ortamının dışında üretilmesinin
onu bir yalanlar ve ikiyüzlülükler dünyası olarak karşımıza çıkardığını ve
iyiliğin, mutluluğun ancak bu ideolojik ilkeler içinde sağlanabileceği iddiasının
bir yalanlar üst yapısı (Sorel, 1972:18) olduğu iddiası siyasal iktidar
ilişkilerindeki eşitsizlikleri koruma, sürdürme, gizleme ve maskeleme
fonksiyonuna işaret eden bir gerçekliktir. İdeolojiler, siyasal iktidarca belirlenen
ilerleme, çağdaşlaşma, iyi ve refah içinde adil bir toplum yaratma amaçlarına
meşruiyet kazandırarak daha iyi bir gelecek ve mevcut siyasal ve toplumsal
yapıya süreklilik kazandırmak için statükoyu koruyucu bir rol oynamaktadırlar.
Bu rol, zamanla insanlar daha iyiye gidecek, medeniyet seviyesi yükselecek,
toplumu ilerletecek daha etkin araçlar bulunacak iddiaları ile siyasal iktidarı
elinde bulunduran güçlerin siyasa ve toplum içindeki ayrıcalıklı yerini pekiştiren
bir roldür. Bu, geleceğin iyiliği ihtimaliyle bu güne meşruiyet kazandıran bir
durumdur. Bu rol ile birlikte siyasal iktidarın meşruiyeti sağlanmakla birlikte
siyasal iktidarın toplumu ilerletmek, medenileştirmek ve mutlu kılmak için daha
da güçlenerek siyasal, toplumsal ve ekonomik alanlardaki egemenlik ve
müdahale imkanı arttırılmaktadır. Bu rol, topluma devletin belirlediği alanlar
dışında hareket hakkı ve imkanı tanımadığı için siyasal iktidarın total yönünü
içermektedir.
Tüm bu ideolojik meşruiyet arayışların temelinde yatan unsur, siyasal
iktidarın toplumun mutlak itaatini sağlamak ve onu yönetmek için kendi
belirleyiciliğinin kabul edilmesine duyduğu istek ve inançtır. Bu bağlamda
ideolojilerin bir başka araçsallığı ile karşılaşırız; toplumun siyasal iktidara
itaatinin sağlanması için bireylere düşünsel ve davranışsal normlar dünyası
sunmak. Bu dünya ile bireylerle devletin amaçları ve çıkarları örtüştürülerek
bireylerin siyasal iktidara yabancılaşması önlenmeye çalışılmaktadır. Bireyler,
bu anlamlar ve davranışlar dünyası içerisinde kendisi gibi bireylerden oluşan
toplumla uyumlulaştırılırken siyasal iktidarın davranışlarını da kendi dünyasında
meşrulaştırmış olmaktadır. Bu yönüyle ideoloji, önemli toplumsal ayrımların
belirmeye başladığı modern toplumun kendine bir yaşam çerçevesi bulma
çabasıdır. Bu, toplumda beliren şartlar içinde insanları toplumdan kopmasını,
ona yabancılaşmasını da ortaya çıkarmaktadır ki bu yüzden, ideolojiler siyasal
iktidara yabancılaşmış insanın ve toplumun kaygı ve korkularına getirilmiş
cevaplardan oluşmaktadır. (Sigmund, 1967:96)
Tüm bu cevapların amacı, bireyleri var olan ideolojik dünyayı kabul
etmeye, ona boyun eğmeye ve onun dışındaki dünyaların gerçekleşmesinin
imkansızlığına inandırmaktır. Bu dünya, bireylerin kaçınılmazlıklar ve
zorunluluklar dünyasıdır. Bu yönüyle ideoloji, geleneksel toplum haritalarının
modern çağlarda faydalarını yitirmeleri sonucu yeni bir toplum anlamları haritası
üretme çabasıdır. (Mardin, 1976:7) İnsan, üretilen bu haritanın içerisinde
üretilmiş bir araçtan başka bir şey değildir. İnsan, bu aşkın ideolojik kuşatmanın
ve kendisine verilmiş dünya görüşünün karşısında sınırlı ve güçsüzdür. İnsan,
sadece kendisine verilmiş bu amaçlar doğrultusunda çalışması gereken bir
köledir. Efendi ise, siyasi düşünceler tarihi boyunca çeşitli isim ve sembollerle
karşımıza çıkan siyasal iktidar ve onun adına gücü kullananlardır. Hegel bu
durumu şöyle meşrulaştırır; insan, tarihin içinde kendisinden daha yüksek ve
gizli bir kuvvet ve amaç için çalışır. İnsan, bu yüksek amacın gerçekleşmesine
yarayan bir araçtır, amacı belirleyen dinamik unsur ise Geist (Tin) dir. İnsanlık
tarihi, aslında soyut us olan Tinin kendini dünyada idrak edişinin bir
görüntüsünden ibarettir. Bu, dünya görüşü anlamındaki Weltanschaungdır.
(Gökberk, 1974:450) Weltanschaung; düşünsel içerik, iddia ve ona göre
konumlanma, ona göre hareket etmedir. Weltanschaung; insanı, toplumu,
siyasayı ve evreni yorumlayan katı ve kapılı toplumsal mobilizasyon ve
manipülasyon aracıdır. Weltanschaung; toplumun topyekun olarak tek bir
ideolojik alan içerisinde, sistemle bütünleşmiş bir şekilde siyasal iktidara göre
konuşlandırılmasıdır.
Siyasal Kültür, Dil ve Simge: Birlik, Bütünlük ve Uyum
İdeolojilerin belirlediği alanda, hem siyasal iktidara hem de topluma
yönelik ilkeleri, davranış kalıplarını ve siyasal ve toplumsal simgeleri, sembolleri
ve dili içine alan siyasal kültür, bu unsurların hangi amaçlara göre kendisini
tanımlayacağı sorununun cevaplarını oluşturmaktadır. Bir toplumun siyasal
kültürü aynı zamanda o toplumun siyasal iktidara yönelik olarak geliştirdiği
inanç, davranış, tutum, duygu ve değer yargılarının oluşturduğu bütünü temsil
eder. Siyasal kültür sosyal, siyasal ve ekonomik alanda gerçekleşen tüm
belirleyicileri ve değişim dinamiklerini ifade eder. Siyasal kültür siyasal
değişmeyi, toplumsal değişmeyi, siyasal sisteme yönelen desteği, toplumla
devlet arasındaki ilişkiyi, siyasal baskıyı, siyasal iktidarı, siyasal eylemleri içeren
geniş bir alandır. (Almond-Powell, 1978:25) Bu alanı belirleyen tek şey ise
siyasal iktidarın kurucu ilkeleri ve ideolojik yansımalarıdır.
Siyasi kültür, toplumun geleneklerinin, toplum kurumlarının ruhunun,
bireylerin arzu ve ortak çıkarlarının ve liderlerinin siyasal davranışlarının
rastlantısal bir tarihi tecrübe olmayıp anlamlı bir bütün olarak birbirlerine
uymalarını kontrol altında tutar. Siyasal kültür hem bir toplumun top yekun
tarihinin, hem de toplumu meydana getiren insanların sosyo-ekonomik
yaşantılarının ürünü olarak ideolojik ilkelere uyumlu bir bütünlük sergiler.
(Yücekök, 1987:13)
Siyasal yapıyı hazırlayan ve halkın davranışlarına yön veren siyasi
kültürün en önemli unsuru inançlar ve kanaatlerdir. Sosyal yapı, dinsel değerler,
siyasal hedefler, ideolojik söylem ve dil birbiriyle iç içe geçmiş siyasal kültür
unsurlarıdır. Siyasal kültürün en önemli sorunu, kişilerin kendilerini ne ölçüde
siyasal ve toplumsal bütünlüğün bir parçası saydıkları sorunudur. Eğer toplumun
fertleri, kendilerini bu bütünlüğün birer üyesi saymayıp bağlı hissetmiyorlarsa,
siyasal gelişim çok ızdıraplı ve sürtüşmeli bir süreç olarak belirecek ve meşruiyet
krizleri ortaya çıkacaktır. Bu durumda toplumun fertleri ulusal sorunlar
karşısında kaygısız, ilgisiz kalacak kendilerini yalnızca çevrelerine ve ilksel
kurumlara karşı sorumlu hissedeceklerdir. Toplumun içine düştüğü herhangi bir
sorunun muhatabı yine toplum olmadığı taktirde çözüm güçleşecektir. Bu
yüzden siyasal kültür, siyasal iktidarın bütünleştirici ve uyumlulaştırıcı gücü
karşısında yenilecek ve kendisini bu üst belirleyici gücün eline teslim edecektir.
Siyasal iktidar, siyasal kültürün tamamında egemen olma istekliliğine sahiptir.
Bu yüzden, siyasal kültüre yönelik müdahalelerde bulunur. Siyasal kültürü
belirleyen üst meşruiyet yasası uyarınca siyasal kültürdeki değişimleri kontrol
altına alır. Çünkü, siyasal kültür değişimi, siyasal iktidarın toplumsal ve siyasal
yapının değişmesini beraberinde getirir. Bu yüzden modern siyasal iktidarlar
sadece siyasal iktidar alanını değil, bir bütün olarak toplumun her parçasını etkisi
altına alır. Siyasal iktidar, bir parçada meydana gelecek değişimlerin tüm
parçaları etkilemesine ve kendisine göre şekillendirmesine izin vermez. (Ecktein,
1988:789) Bu yüzden siyasal kültürün bütünlüğünü ve uyumunu ideoloji
aracılığıyla koruma altına alır.
İdeoloji ve siyasal kültür büyük ölçüde simge ve dil aracılığıyla siyasal
ve toplumsal hayatta yer eder. Aynı zamanda ideoloji ve siyasal kültürler de
düşüncenin öneminden çıkan, ona dayanan temel görüntülerdir. İdeolojiler ve
siyasal kültürler kendi meşruiyet yasalarını topluma kabul ettirebilmek için
sembollerden, simgelerden ve dilden faydalanırlar. Kullanılan dil ve semboller,
dünya görüşü içinde yer alan ve çok önemli toplumsal fonksiyon yerine getiren
unsurlardır. İnsanın etrafındaki kainatı anlamasına yarayan bu görüş, bir kültür
bütünü olarak karşımıza çıkar. Kültürün oluşturduğu parçalara da simge denir.
Simgeler, topluma iki alanda rehberlik eder. Birincisi, bilgilerin
sistematikleştirilmesini mümkün kılan bilişsel çerçeveyi sağlar. İkincisi, iyi-kötü
gibi ahlaki ve duygusal hayata bir düzen verir. (Gellner, 197:0:115) Her simge,
her sembol, her kelime siyasal ve toplumsal alanda bir düşünsel ve değersel
çağrışımlar yaparak toplumda ortak bir kültür ve bilinç yaratır. Bu kültür ve
bilinç siyasal iktidarın ideolojik bütünselliği içerisinde toplumda birlik,
beraberlik ve uyum sağlar. Simgeler nesilden nesile aynı toplumsal davranışlarda
bulunmayı öğretirler. Simgeler, dünyanın algılanmasında kullanılan sistem
gözlükleridirler. Öğrenme süreci bir yerde simgeye bağlanır, simgeler birden çok
kimsenin paylaştığı bir toplum haritası oluşturur, simgeler toplumsal bazı
çağrışımların taşıyıcısıdır, simgeler bu açıdan yüklü olarak işlevlerini
gerçekleştirirler (Mardin, 1976:63).
Simgelerin bu merkezi önemi, onların toplum içinde gördüğü çeşitli
işlevlerle ilgilidir. Bu işlevler; dünyamızın içindeki nesneleri sınıflandırma,
yaşadığımız toplulukta önemli tutulan değerlerin neler olduğunu hatırlatma ve
onlara uymaya zorlama, bu değerleri içerme, bazı hislerimizi boşaltma ve açığa
dökme, son olarak da bilişsel bir evren kurmadır. (Mardin, 1976:63) Bunlar aynı
zamanda siyasal iktidarın verili alanı içerisinde işlev görmesinden dolayı
toplumu kurucu ve düzenleyici yönde etki yapar.
Bireyler, ideolojik dünya içerisinde bu simgeleri ve onlara ait kültürün
dilini toplumda hazır olarak bulurlar ve toplumla uyumlulaşmak için onların
belirlediği kurallara ve ritüellere tabi olurlar. İdeoloji, kültür, simge, sembol ve
bunların topluma yönelmiş dilleri daima siyasal iktidarın meşruiyet
yasasına/amaçsallığına tabi olarak işlev görürler, yani bunlar siyasal iktidarın
kendi yasasına toplumsal kabul sağlamak için kullandığı araçlardır. Bu,
bölünmüş ve parçalanmış toplumsal unsurları temel ilkelere göre ve onların
doğrultusunda birleştirme araçsallığıdır. Bu araçsallığın kapsadığı girişimler
şöyle sıralanabilir: dünya görüşlerinin anlatılması, ideoloji; ideolojik ilkelerin,
değerlerinin yeni nesillere aktarılması, eğitim; toplumsal birlik, bütünlük ve
uyumu pekiştiren merasimlerin devamlılığının sağlanması, ritüeller.
İdeolojiler simgelerin aktarma, koruma, değiştirme işlevlerini
kullanarak topluma yeni bir şekil ve anlam dünyası verme ve toplumsal düzenin
aynı biçimde sürdürülmesi için dünya görüşünün korunmasını sağlarlar.
(Mardin, 1976:102-108) İdeolojik devlet, insanların statükoya uymalarını
sağlamak için ideolojik hegemonya, evreninin anlamlarını insanlara öğretmek
için öğretici, insanların bu anlamlara boyun eğmesine sağlamak için öğretim
yerleri, öğreticiliğin bir düzene bağlanması ve sürekliliğinin sağlanması için
zorunlu öğretim, öğretinin mevcut dünya görüşünün dışında anlamlanmaması ve
yorumlanmaması için disipline ihtiyaç duyar. Eğitim de işte bu fonksiyonların
bir bütün halinde gerçekleşmesi için üretilmiş bir düzeneğe dönüştürülerek
bireylerin siyasal iktidarın belirlemiş olduğu alanlar ve amaçlar içerisinde
üretilmesini temsil eder.
Eğitim ve Bilim: İdeolojik Hegemonya Alanı Eğitim, devletin varlığını, gücünü ve temel ilkelerini topluma kabul ettirebilmek için kullandığı en önemli ideolojik araçlardan birisidir. Devlet,
toplumsal düzenlemeyi belirlediği ideolojik amaçlar ve ilkeler çerçevesinde yeniden kurmak için eğitimi kullanmaktadır.
Devlet, elinde bulundurduğu tüm imkanlarla topluma, kendi ideolojik
ilkelerini öğreten, toplumu bu ilkelere göre terbiye eden bir kurumu temsil
etmektedir. Eğitim aracılığıyla devlet, tüm halkın düşünce ve değer yargılarının
bir eritme potası içinde kaynaştırılıp bütünleştirilmesini gerçekleştirme
amacına yönelmiştir. (Black, 1989:114) Bu yüzden devlet, eğitimin tüm
aşamalarında kendi ideolojik ilkelerini dayatır. İnsanlara, belirlenen bu ideolojik
sınırlar içinde yaşamalarını öğretir. İnsanların, toplumsal kabul ve siyasal statü
kazanmasının yolu bu yapacakları ve yapamayacakları şeyleri öğrenmekten
geçer. Bu anlamda eğitim, toplumsal bir amaca ulaşmak için bir araç olarak
kullanılır. Eğitim süreci, insanın imal edilme sürecini ve fabrikasyonunu ifade
eder. Bu yönüyle eğitim kurumları, insanları programlama merkezleridir. (Illich,
1988:65-67)
Althusser, siyasal iktidarın kendi varlığını devam ettirebilmesi için
baskı aygıtlarına ve ideolojik aygıtlara sahip olduğunu ve bunları yoğun bir
şekilde kullandığını ifade etmektedir. Devlet, baskı aygıtlarına ve ideolojik
aygıtlara dayanarak varlığını sürdürür. Devletin baskı aygıtları, açık güç
kullanımının veya zorlamanın bulunduğu alanlarda işleyen, hukuk, mahkemeler,
polis, ordu gibi kurumlardır. Devletin ideolojik aygıtları ise aile, eğitim ve din
gibi alanlarda siyasal iktidarın onanmasını devam ettiren kurumlardır. Bu alanlar
içerisinde bireyler adlandırılır, kimlik kazandırılır ve devletin egemenlik alanına
hapsedilir. (Althusser, 1991:27)
Devlet, eğitim kurumları aracılığıyla tüm toplumu kendi ideolojik
ilkeleri doğrultusunda kodlamakta, eğitmekte ve kendi ideolojik formlarından
kaynaklanan sembolleri, simgeleri ve dili topluma yaymaktadır. Eğitim, bir
toplumsal ve siyasal kontrol mekanizması olarak modern devletle beraber çok
yoğun ve etkin bir alana hakim olmuştur. Modern devletin öngördüğü egemenlik,
ulus yaratma ve merkezi güçlü iktidar ilkeleri eğitimi bu ilkelerin gerçekleştirme
alanı olarak görmüştür. Bu yüzden eğitim; siyasal ve toplumsal kabulün,
statülerin, kişilik gelişiminin ve birey olmanın bir yolu olarak siyasal iktidarlar
tarafından toplumsal alana dayatılan zorunlulukların başında gelmektedir.
Eğitim, terbiye olmakla, emir altına girmekle, itaat etmekle ve dahası
hizmetkarlıkla başlar ve bunu hedefler. (Nietzsche, 1991:89) Rousseaunun
ifade ettiği gibi, eğitim kurumları, en iyi toplumsal kurumlardır, insanı tabiattan
ayırmasını, ona izafi bir varlık vermek için mutlak varlığını kaldırmasını ve
benini müşterek vahdet içerisine nakletmesini öğreten kurumlardır. Böylece,
her parça, artık kendisinin bir olduğuna değil, fakat birliğin bir kısmı olduğuna
ve ancak bütünde bir organ olabileceğine inanır (Rousseau, 1966:10) ve bu inanç
sayesinde toplumun birliği ve bütünlüğü devamlı bir hale dönüşmüş olur.
Eğitim, siyasal iktidarın iletişim sorununun çözümüne de katkıda
bulunarak insanlar arasında ortak bir iletişim sistemi geliştirir. Bu, Tolandın
ifade etmiş olduğu, harekete geçirme, yeniden yapılandırma ve taşıma
fonksiyonlarının kavramsallaştırma, nesnelleştirme ve temsil etme aşamalarından
geçerek yeni bir toplumsal iletişim sistemi kurulmasıdır. Tolanda göre, siyasal
sistem ve birey arasındaki bu eğitim ilişkisi üç aşama ile gerçekleştirilir. Birinci
aşama harekete geçirmedir. Bu aşamada bireyler devletin çıkarları ve kendi
ihtiyaçları arasında sosyal gerçeklik içinde yeniden tanımlanır. İkinci aşama
yeniden yapılandırmadır; siyasal sistemin işler hale getirilmesi ile bireylerin bu
işleyişe uyumlulaştırılması, kurumsallaştırılmış düzen içerisinde yeni kimlik ve
ilişki ağı yaratılır. Üçüncü aşama ise taşımadır. Bu aşamada siyasal sistemin
korunması ve devam ettirilmesi amacıyla ritüeller, mitler, idoller ve
kahramanlardan oluşan bir sembolik evren oluşturulur. Bu üç aşama, üç farklı
fonksiyonu da beraberinde getirir. Kavramsallaştırma ile toplumsal birlik,
bütünlük ve uyumu sağlamak ve geliştirmek için ortak bir dil yaratılır.
Nesnelleştirme ile yeni rejimin kavramları ve gerçekliğine uygun bir yapılanma
içinde bireylerin sisteme katılımı ve uyumu sağlanır. Temsil ile değişen şartları
da göze alarak toplumsal, sembolik bir iletişim düzeni oluşturulur. (Toland,
1988:115-116) Bu düzeni kuracak ve devam ettirecek güç ise yine toplumsal
alandan kazanılacaktır. Bu yönüyle çocuklar ve gençler, hem ideolojinin kurucu
gücü ve enerjisini, hem de üzerlerine kurulacak siyasal iktidarın devamının
teminatı olarak eğitilirler. Bu, aslında toplumun bir bütün olarak siyasal iktidarın
propaganda süreci içerisine hapsedilmesidir. Beşikten mezara kadar ifade
edilen bu sürecin her aşamasında toplum bilinçlendirilir, kendi bilincine
vardırılır ki bu bilinç siyasal iktidara mutlak itaat etme görevidir. Yani bu sürecin
özü, tüm gerçeği tanımlama, belirleme ve düzenleme yetkisinin öğreticiye ait
olduğu düşüncesidir. Böylece, siyasal iktidar ideolojisinin ruhu beşikten mezara
kadar toplumun düşün ve eylem dünyasının üstünde, siyasal iktidarın disiplinli,
hiyerarşik, buyurgan öğretisinin emrinde olmaktadır. Bu süreç sonunda
bireylerin siyasal iktidar ve onun ideolojisinden bağımsız düşünebilme, karar
verme ve hareket etme imkanı ve gücü ellerinden alınmış olmaktadır.
Eğitimin gücü, bilgi ve bilim tekelinin siyasal iktidar tarafından üretilip
kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Bilgi ve bilim üretme tekelinin siyasal
iktidarın kontrolünde olması, toplumu bu güce bağlı ve bağımlı kılmaktadır.
Toplumsal itaatin siyasal iktidara bağlı ve bağımlı olma derecesi, ona muhtaç
olma derecesi ne kadar artarsa siyasal iktidarın meşruluğu da o kadar artacaktır.
Eğitim ve dolayısıyla bilgi işte bu bağımlılığın en güçlü alanlarından biri olarak
siyasal iktidarın meşruiyetine hizmet eden araçların başında gelmektedir.
Bilgi iktidarın aracıdır. İktidarı beslemek ve güçlendirmek için işler. Bu
nedenle her iktidar arayışıyla birlikte bilginin araçsallığı da artar. Bilgiye
duyulan ihtiyaç iktidara duyulan güç tutkusunun artma derecesine bağlıdır.
İktidar bilginin efendisi, egemeni olmak ister ve onu hizmetinde tutmak için
gerçek bilginin belirli bir miktarını devamlı kendi kontrolünde tutar. Böylece
bilgi bir moral güç değil bir iktidar gücüne dönüşür. (Nietzsche, 1967:266) Bilgi
bir hiyerarşidir ve bu hiyerarşinin en tepesinde devlet bulunur. Bilgi, insanı
tanımanın, onu düzenlemenin, dönüştürmenin ve manipüle etmenin bir aracıdır.
Bu yüzden tüm bilgi aktarım ve uygulayım süreçleri iktidar hiyerarşisiyle
belirlenir ve ona göre şekillenir. Bilginin egemenliği, doğal olarak iktidarın
egemenliği demektir. Hiçbir bilgi kendi içinde bir iktidar formu, bir iktidar
fonksiyonu ve diğer iktidar formlarına bağlı bulunan bir iletişim, kayıt, insanları
toplayıp kontrol etme ve kendi sistemini yayma düzeni olmaksızın şekillenemez,
varlığını devam ettiremez. Hiçbir iktidar da bilginin üretimi, düzenlenmesi,
dağıtımı ve alıkonması olmaksızın uygulanamaz, gerçekleşemez. (Foucault,
1980:131)
Eğitim ve ideoloji birbiriyle yakından ilgili olarak siyasal iktidarın
kendi meşruiyet ilkelerine mutlaklık ve kutsallık kazandırdığı araçlardır. Eğitim
ve öğretim süresince bilgi ve gerçek onu üreten ve yayan kurumlarda merkezi
bir güce dönüştürülür. Bu gerçek, siyasal iktidar tarafından devamlı olarak tek
gerçek olarak sunulur. Eğitim kurumlarının yaygınlığı sayesinde devlet ideolojisi
en ücra alanlara bile yayılma imkanı bulur. Bilgi de siyasal iktidarın ideolojisini
meşrulaştırma işlevini üstlenir. Devlet ideolojisi, eğitici ve öğretici kimliğiyle
tüm topluma yayılır. Bilimin siyasal iktidar ile yaptığı bu ittifak sonucu siyasal
iktidar bilgiye bir mutlaklık kazandırır. Bu mutlaklık aynı zamanda bilginin
kutsanması, kutsallaştırılması anlamına gelir. Siyasal iktidarın bilgiyi kontrolü
ile oluşan ideoloji de, bu bağlamda kutsallığı ve mutlaklığından dolayı
eleştirilemezliğe yüceltilir. Bu karşılıklı kutsamalar ile toplumsal itaat alanı
zihinsel olarak da kontrol altına alınmış olur. Bilim, siyasal iktidarın kontrolünde
tüm eski kutsallıklardan boşaltılan alanları doldurarak iktidarın en önemli aracı
haline dönüşür. Bu durum Comtenin ifade ettiği şekliyle bilimin
dinselleştirilmesidir. Bu dinselleştirme, modernizmin ürettiği seküler bir mitoloji
olarak siyasal iktidarın meşrulaştırılmasının bir aracıdır. Bu aracın mutlaklığı,
kutsallığı ve gerçekliği nedeniyle insanın ve toplumun düzenlenmesinde
Jakoben düzenleyicilik düşüncesi meşruiyet bulur. Çünkü bu durum mutlaklığın,
kutsallığın ve gerçekliğin sahibi olan iktidara bunlardan yoksun olan,
karanlıkta olan toplumun aydınlatılması misyonunun meşruiyet ölçütüdür.
Bilginin aydınlatıcılığı, siyasal iktidarın ideolojisi ile birleşerek toplumsal
düzenleme gerçekleştirilir.
Eğitim sürecinde, siyasal kültürün tüm öğeleri küçük yaşlardan itibaren
insanların dünyasına aktarılır. Bu bir nüfuz etme olayıdır. Siyasal iktidar,
ideolojisiyle, sembolleri ile, kahramanları, mitolojileri ile, tabuları, ritüelleri,
sloganları ve korkuları ile yoğun bir propaganda ile insanların dünyasına egemen
olur. Eğitim sayesinde toplumsal itaat, bir bütün halinde ortak ilke ve değerler
etrafında siyasal iktidarla birlik ve beraberliğe kavuşturularak meşrulaştırılır. Bu
meşrulaştırma sürecinde bireylere verilen eğitim ile neyin iyi neyin kötü, hangi
davranışın meşru hangisinin meşru olmadığı öğretilerek bireyin
toplumsallaşması sağlanır. Böylece bireyler hem toplumsal hem de siyasal olarak
hangi yargısal ölçütlere göre yargılanacaklarını öğrenirler. (Bourricaud,
1987:66)
Platon, devletinde çocuk yaşta devşirilen insanların sıkı bir
yasaklamalar dünyası içerisinde eğitilerek devletine karşı sadık, akıllı, uslu ve
koruyucu vatandaşların yaratılmasını öngörür. (Platon, 1995:107) Eğitim,
siyasal iktidarın kuruculuk aşamasından amaçların gerçekleştirilmesi için yapılan
toplumsal düzenlemelerin son aşamalarına kadar toplumsal disiplini sağlayarak
siyasal iktidarın kayıtsız şartsız kabulünü sağlamaya yönelir. Hegelde eğitim
bireyle devlet özdeşleşmesine kadar giden bir süreci ifade eder. Ona göre insan,
yalnızca devlette ussal varlığa kavuşur. Eğitimin amacı, bireyi öznellikten
kurtarıp ona devlet içinde nesnellik kazandırmaktır. İnsan bütün insanlığını
devlete borçludur; özü yalnızca oradadır. İnsan sahip olduğu bütün değere, tüm
tinsel gerçekliğe devlet sayesinde sahiptir. Onun tinsel gerçekliği ancak böyle
biçimlenir ve devletin tüzel yaşamında yerini alır. Çünkü tek doğru, genel ve
öznel istencin birliğidir. Bu da devlette ortaya çıkar. Devlet erektir, ötekiler de
aletleridir. O, insanları birbirine bağlayan kutsallıktır. Tüm özel mutlulukların,
isteklerin kendisine bağlı olduğu tek ve aynı yaşamdır. O, büyük bir varlık,
büyük bir erek, büyük bir içeriktir. (Hegel, 1991:113-114) Hegelin bu ideolojik
tarih yazımı Mannheimın ideolojik dünyayı bir mitoloji kurgusu oluşturarak
insanların dünyasında mitsel bir anlamlar ve yasalar kurgusu düzenlemek olarak
adlandırdığı siyasal mit (Mannheim, 1950:22) tanımlamasına en uygun düşen
örnektir.
Weber, eğitim ve disiplini askeri yapılanmanın modernleştirilmiş bir
uzantısı olarak ele alırken eğitimin ve eğitim ile sağlanan disiplinin amacını;
(Weber, 1993:221-223) siyasal iktidarın eylemlerine rasyonellik kazandırmak,
çok sayıda insanın aynı şartlar ve ilkeler altında itaatini sağlamak, yönetenlerin
yönetilenlere karşı üstünlüklerini korumak ve devam ettirmek, kurallara ve
statükoya boyun eğmek, kahramana tapınmak, yöneticilere körü körüne itaat
etmek, tekdüzeleştirilmiş alışkanlıklar yaratmak, kitleleri birlik ve bütünlük
içinde psikolojik olarak koşullandırmak, ortak bir amaç, ortak bir dava ve
planlanmış bir hayata bağlamak, toplumsal bir ahlak, görev ve sorumluluk
geliştirmek, mekanikleştirilmiş bir örgütlenme içerisinde sürüklenip gitmeye
mahkum etmek, toplum içerisinde uyumlulaştırılan insanların bütünleşmesini
sağlamak şeklinde sıralamaktadır.
Eğitim süreci, devlet ideolojisine uygun ve uyumlu insan üretilmesi ve
ideolojik olarak toplumsal itaatin devşirilmesi sürecidir. Bu süreç, bir zor ve
zorunluluklar sürecidir. Eğitim sayesinde insanların davranışları ve düşünceleri
genel ahlakla ve kanunlarla uyumlulaştırılır, gönüllü ve ikna ile olması gereken
toplumsal rıza zorla, zorunlulukla ve empoze ile gerçekleştirilir. Devlet ideoloji
aracılığıyla kurguladığı bütünsel dünyayı eğitimle kurumsal bir alana dönüştürür.
Bu alanı bireysel ve toplumsal olguların etkisinden temizleyerek kamusal alan
olarak ilan eder. Kamusal alan içerisine hapsedilen bireyler bu alanın mutlak
kurumsal belirleyiciliği, kutsallığı, ideolojik düzenlemeciliği, hukuksal denetimi
ve disiplini altında siyasal iktidarın birlik, bütünlük ve itaat ilkelerine
uyumlulaştırılır.
Eğitim alanları, ideolojinin tüm fonksiyonlarının harmanlanarak
toplumsal alanın siyasal iktidara bağlılığının en üst noktalara taşındığı alanlardır.
Tüm toplum eğitim kurumları aracığıyla bilgiye muhtaç olarak öğretici
karşısında nesneleştirilir. Eğitim alanında, siyasal iktidarın ideolojik ilkelerini
gölgeleyecek, eleştirecek tüm değer ve ilkeler dışlanır. Siyasal iktidarın yarattığı
kahramanlar, mitler, andlar, marşlar ve törenler öğrenicilere yoğun bir şekilde
aktarılarak siyasal iktidarın meşruiyeti yeniden üretilir. Ayrıca siyasi, askeri veya
ekonomik seçkinlerin konumları ve eylemleri yüceltilir, toplumsal adaletsizliğin
doğallığı aşılanır. Bu yönleriyle eğitim tüm toplumu kuşatan siyasal bir
statükoculuğu, toplumsal bir kaderciliği besleme işlevi görür. Özetle eğitim,
insanları siyasal iktidarın ideolojik dünyasına entegre etmek, siyasal sisteme
uymasını sağlamak ve bu duruma süreklilik kazandırmak için kullanılır.
Kaynak:C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi Aralık 2001 Cilt : 25 No: 2 201-211
alanda sürekli hale dönüştürmek için ideoloji ve eğitim gibi araçları kullanır.
İdeoloji aracılığıyla siyasal iktidar kendi ilkelerini topluma dayatır. Eğitim de bu
dayatmanın kurumsal zeminini siyasal iktidara sunar. İdeolojiyi toplumu
düzenlemenin bir aracı olarak kullanan ideolojik devlet geleneğinde siyasal
iktidar, kendi ideolojik elbisesini bireylere giydirme imkanını eğitim alanlarında
bulur. Siyasal iktidarın özü olan toplumsal birlik, bütünlük ve uyum sağlama
işlevi ideoloji ve eğitim kurumlarıyla gerçekleşir; çünkü birlik, bütünlük ve
uyum siyasal iktidara bütüncül bir iktidar alanı yaratarak total bir evrenin
düzenlenmesi imkanını verir. Bu yüzden hem ideoloji hem de eğitim sistemi bu
ilkelerin topluma dayatılması araçsallığına indirgenir. Bu durum, siyasal
iktidarın ideolojik ilkelerine mutlaklık ve kutsallık katarak eğitim alanlarında
topluma yayılmasını sağlar. Eğitim alanlarında öznelliğini (varlığını/benliğini)
nesnelliğe armağan etmeye koşullandırılmış birey/öğrenci, siyasal iktidarın bilgi
ve gerçeklerini mutlak doğrular olarak dayatan ideoloji/öğreti ve toplumu bir
bütün olarak düzenlemeye şartlanmış siyasal iktidar/öğretmen buluşur.
İdeoloji: Mutlak Anlamlar ve Total Kurgular Dünyası
Devletin bireyi ve toplumu kurması ve düzenlemesinin en önemli
araçlarının başında ideoloji gelir. İdeolojinin gücü, siyasal iktidarın belirlediği
tanımlar ve amaçlar çerçevesinde toplumu kurma ve ona bir üst kimlik verme
konusundaki etkinliğinden kaynaklanmaktadır. İdeolojinin işlevi tek başına
bağımsız bir işlev değildir. Onun araçsallığı devletin amaçsallığı ile doğrudan
ilişkilidir. Devlet, toplumu belirlenmiş bir düzen içinde tutan, bu düzeni koruyan,
total bir birleştiricilik ile üst belirleyici olan ve bir dünya görüşü ile toplumsal
bütünlük sağlayan (Poulantzas, 1992:40-41) bir üst siyasal iktidar alanıdır.
Laclau, devlet tanımlarından yola çıkarak ideolojiyi toplumsal formasyonun
birlik ve beraberliğini sağlayan ve devam ettiren, sistemin toplumsal koşullarını
sürdüren ve yeniden üreten ve devletle aynı amaca yönelmiş bir düzen (Laclau,
1998:73) olarak tanımlamaktadır. Althusser de ideolojiyi, toplumsal
formasyonun belirleyicisi, buna göre toplumu dönüştürücü ve bireyleri bu
ilişkiler ağı içerisinde yönlendirici egemen fikirler ve tasarımlar sistemi
(Althusser, 1991:47) şeklinde tanımlar. Kısaca ideoloji, insan düşüncesinin ve
eyleminin amacını, bu amaçlara nasıl varılacağını tanımlayan ve sosyal ve fiziki
gerçeklerin niteliğini belirleyen bir değerlendirici prensipler sistemi (Allard,
1971:117) olarak tanımlanabilir.
İdeoloji, siyasal iktidarın toplumu şekillendirmesi, toplumun da siyasal
iktidarı değerlendirmesi açısından objektif kriterler sağlayan önemli bir
meşruiyet aracıdır. Fakat, ideolojilerin bir üst düzenleyici güç olarak devletin
belirleyici alanı içerisinde olmasından dolayı bu objektif kriterler çoğu zaman
subjektif değerlere dönüşmekte, devletin kendine ve eylemlerine meşruiyet
kazandırmak için farklı yorumlarına maruz kalmaktadır. Siyasal iktidar, belki de
ideolojinin meşruiyet kazandırmadaki bu esnekliğinden dolayı ona bağlı bir
görüntü arz etmektedir. Kendisiyle beraber değişen ideolojik tanımlamalar ve
yorumlar siyasal iktidar alanını genişletmektedir. Ayrıca ideolojiler, siyasal
iktidara her zaman topluma müdahale hakkını ve imkanını sunduğu için güçlü
bir meşruiyet aracıdır. Siyasal iktidar kendi meşruiyetinin kriterlerini ideolojiler
çerçevesinde belirler. Bu ideolojik çerçeve aynı zamanda toplumsal ve siyasal
eylemlerin de meşruiyet çerçevesini oluşturur. Bu anlamda ideolojiler, devletin
sistemi kontrol mekanizması olarak işlev görür. Toplumda ve siyasada hangi
düşüncenin ve eylemin meşruiyet sınırları içerisinde olduğuna siyasal iktidarın
ideolojisi karar verir.
Siyasal iktidarın en önemli fonksiyonlarından biri olan bütünleşmiş
düşüncelerden oluşan total bir sistem kurmak, siyasal iktidarın eylemlerini
doğrulamak, hayatı tanımlamak ve bu tanımlı hayatı bireylere haklı olarak
göstermek (Berger-Luckmann, 1967:94) amacı ideoloji ile gerçekleştirilir.
İdeoloji, iktidar ilişkilerini gizleyerek tartışılmaz ve itiraz edilmez bir boyuta
taşır. İdeoloji ile iktidar, dogmatik inançlara, köklü ve zorunlu kabullere, mutlak
gerçekliklere ve değişmez ilkelere yükseltilir. Shilsin değerlendirmesiyle
ideolojiler, görüş açısı, inanç sistemi, fikirsel bütünlük değerlerinden aşkın
olarak anlatım kesinliği, merkezi bir ahlaki veya bilişsel eksen etrafında
sistematik olarak kümelenme derecesi, geçmişin ve çağın düşünce türleriyle
yakınlığı, yeni unsurlara veya çeşitliliğe kapalılık derecesi, davranışı etkilemeye
çalışma derecesi, beraberinde getirdiği etki, katılanlardan istenen fikir birliği,
fikrin meşruluğunun ne oranda bir otoriteye bağlandığı, inancı gerçekleştirmeyi
üstüne almış bir kurumla ilişkisi en yüksek (Shils, 1968:66) bütünleştirici
düşünce yapıları olarak iktidara çok boyutlu bir güç ve içerik kazandırır.
İdeolojisi olmayan siyasal iktidarın toplumu kurma, statükoyu koruma
ve siyasal, toplumsal ve ekonomik mühendislik derecesi oldukça düşüktür.
Siyasal iktidar, bütünleştirici ve total anlamlar ve eylemler dünyası kurma
gücünü ideolojiler sayesinde kazanır. İdeolojiler de tıpkı yerine ikame oldukları
dinler gibi, çok güçlü bir iman gerektirir ve kendi dışındaki dünyaları cehennem,
kendi vaat ettiği dünyayı ise cennet olarak tasvir eder. Marxın ifadesiyle halkın
afyonu olan dinlerin reddiyle ortaya çıkan toplumun afyon ihtiyacını ideolojiler
dinselleşerek gidermişlerdir. Bu yüzden ideolojiler tüm insanlığa cennet
vaadiyle, aynı dinselliğin evrensellik ilkesinin kullanılmasıyla da yukarıda
ifade ettiğimiz totaliterizmin aracı olmuşlardır. Bu durum Parsonsun ideoloji
tanımlamasına da denk düşen bir durumdur. Ona göre ideolojiler toplumun
ortak inanç ve iman sistemi, o toplumun hayatını düzenleyen kültür,
kollektivitenin ve içinde bulunulan şartların totalitesine yönelmiş bir fikir
sistemi, toplumu bu sisteme uygun olarak kurma süreci ve yönelinen gelecekteki
amaç dünyasının ilkeleriyle örülmüş ilişkiler ağı (Parsons, 1951:349) olarak
dinin tüm görevlerini üstlenmiş bulunmaktadır.
Sorelin, ideolojilerin, siyasal iktidarı elinde bulunduran sınıfların
kendi çıkarları doğrultusunda toplumun gerçek ortamının dışında üretilmesinin
onu bir yalanlar ve ikiyüzlülükler dünyası olarak karşımıza çıkardığını ve
iyiliğin, mutluluğun ancak bu ideolojik ilkeler içinde sağlanabileceği iddiasının
bir yalanlar üst yapısı (Sorel, 1972:18) olduğu iddiası siyasal iktidar
ilişkilerindeki eşitsizlikleri koruma, sürdürme, gizleme ve maskeleme
fonksiyonuna işaret eden bir gerçekliktir. İdeolojiler, siyasal iktidarca belirlenen
ilerleme, çağdaşlaşma, iyi ve refah içinde adil bir toplum yaratma amaçlarına
meşruiyet kazandırarak daha iyi bir gelecek ve mevcut siyasal ve toplumsal
yapıya süreklilik kazandırmak için statükoyu koruyucu bir rol oynamaktadırlar.
Bu rol, zamanla insanlar daha iyiye gidecek, medeniyet seviyesi yükselecek,
toplumu ilerletecek daha etkin araçlar bulunacak iddiaları ile siyasal iktidarı
elinde bulunduran güçlerin siyasa ve toplum içindeki ayrıcalıklı yerini pekiştiren
bir roldür. Bu, geleceğin iyiliği ihtimaliyle bu güne meşruiyet kazandıran bir
durumdur. Bu rol ile birlikte siyasal iktidarın meşruiyeti sağlanmakla birlikte
siyasal iktidarın toplumu ilerletmek, medenileştirmek ve mutlu kılmak için daha
da güçlenerek siyasal, toplumsal ve ekonomik alanlardaki egemenlik ve
müdahale imkanı arttırılmaktadır. Bu rol, topluma devletin belirlediği alanlar
dışında hareket hakkı ve imkanı tanımadığı için siyasal iktidarın total yönünü
içermektedir.
Tüm bu ideolojik meşruiyet arayışların temelinde yatan unsur, siyasal
iktidarın toplumun mutlak itaatini sağlamak ve onu yönetmek için kendi
belirleyiciliğinin kabul edilmesine duyduğu istek ve inançtır. Bu bağlamda
ideolojilerin bir başka araçsallığı ile karşılaşırız; toplumun siyasal iktidara
itaatinin sağlanması için bireylere düşünsel ve davranışsal normlar dünyası
sunmak. Bu dünya ile bireylerle devletin amaçları ve çıkarları örtüştürülerek
bireylerin siyasal iktidara yabancılaşması önlenmeye çalışılmaktadır. Bireyler,
bu anlamlar ve davranışlar dünyası içerisinde kendisi gibi bireylerden oluşan
toplumla uyumlulaştırılırken siyasal iktidarın davranışlarını da kendi dünyasında
meşrulaştırmış olmaktadır. Bu yönüyle ideoloji, önemli toplumsal ayrımların
belirmeye başladığı modern toplumun kendine bir yaşam çerçevesi bulma
çabasıdır. Bu, toplumda beliren şartlar içinde insanları toplumdan kopmasını,
ona yabancılaşmasını da ortaya çıkarmaktadır ki bu yüzden, ideolojiler siyasal
iktidara yabancılaşmış insanın ve toplumun kaygı ve korkularına getirilmiş
cevaplardan oluşmaktadır. (Sigmund, 1967:96)
Tüm bu cevapların amacı, bireyleri var olan ideolojik dünyayı kabul
etmeye, ona boyun eğmeye ve onun dışındaki dünyaların gerçekleşmesinin
imkansızlığına inandırmaktır. Bu dünya, bireylerin kaçınılmazlıklar ve
zorunluluklar dünyasıdır. Bu yönüyle ideoloji, geleneksel toplum haritalarının
modern çağlarda faydalarını yitirmeleri sonucu yeni bir toplum anlamları haritası
üretme çabasıdır. (Mardin, 1976:7) İnsan, üretilen bu haritanın içerisinde
üretilmiş bir araçtan başka bir şey değildir. İnsan, bu aşkın ideolojik kuşatmanın
ve kendisine verilmiş dünya görüşünün karşısında sınırlı ve güçsüzdür. İnsan,
sadece kendisine verilmiş bu amaçlar doğrultusunda çalışması gereken bir
köledir. Efendi ise, siyasi düşünceler tarihi boyunca çeşitli isim ve sembollerle
karşımıza çıkan siyasal iktidar ve onun adına gücü kullananlardır. Hegel bu
durumu şöyle meşrulaştırır; insan, tarihin içinde kendisinden daha yüksek ve
gizli bir kuvvet ve amaç için çalışır. İnsan, bu yüksek amacın gerçekleşmesine
yarayan bir araçtır, amacı belirleyen dinamik unsur ise Geist (Tin) dir. İnsanlık
tarihi, aslında soyut us olan Tinin kendini dünyada idrak edişinin bir
görüntüsünden ibarettir. Bu, dünya görüşü anlamındaki Weltanschaungdır.
(Gökberk, 1974:450) Weltanschaung; düşünsel içerik, iddia ve ona göre
konumlanma, ona göre hareket etmedir. Weltanschaung; insanı, toplumu,
siyasayı ve evreni yorumlayan katı ve kapılı toplumsal mobilizasyon ve
manipülasyon aracıdır. Weltanschaung; toplumun topyekun olarak tek bir
ideolojik alan içerisinde, sistemle bütünleşmiş bir şekilde siyasal iktidara göre
konuşlandırılmasıdır.
Siyasal Kültür, Dil ve Simge: Birlik, Bütünlük ve Uyum
İdeolojilerin belirlediği alanda, hem siyasal iktidara hem de topluma
yönelik ilkeleri, davranış kalıplarını ve siyasal ve toplumsal simgeleri, sembolleri
ve dili içine alan siyasal kültür, bu unsurların hangi amaçlara göre kendisini
tanımlayacağı sorununun cevaplarını oluşturmaktadır. Bir toplumun siyasal
kültürü aynı zamanda o toplumun siyasal iktidara yönelik olarak geliştirdiği
inanç, davranış, tutum, duygu ve değer yargılarının oluşturduğu bütünü temsil
eder. Siyasal kültür sosyal, siyasal ve ekonomik alanda gerçekleşen tüm
belirleyicileri ve değişim dinamiklerini ifade eder. Siyasal kültür siyasal
değişmeyi, toplumsal değişmeyi, siyasal sisteme yönelen desteği, toplumla
devlet arasındaki ilişkiyi, siyasal baskıyı, siyasal iktidarı, siyasal eylemleri içeren
geniş bir alandır. (Almond-Powell, 1978:25) Bu alanı belirleyen tek şey ise
siyasal iktidarın kurucu ilkeleri ve ideolojik yansımalarıdır.
Siyasi kültür, toplumun geleneklerinin, toplum kurumlarının ruhunun,
bireylerin arzu ve ortak çıkarlarının ve liderlerinin siyasal davranışlarının
rastlantısal bir tarihi tecrübe olmayıp anlamlı bir bütün olarak birbirlerine
uymalarını kontrol altında tutar. Siyasal kültür hem bir toplumun top yekun
tarihinin, hem de toplumu meydana getiren insanların sosyo-ekonomik
yaşantılarının ürünü olarak ideolojik ilkelere uyumlu bir bütünlük sergiler.
(Yücekök, 1987:13)
Siyasal yapıyı hazırlayan ve halkın davranışlarına yön veren siyasi
kültürün en önemli unsuru inançlar ve kanaatlerdir. Sosyal yapı, dinsel değerler,
siyasal hedefler, ideolojik söylem ve dil birbiriyle iç içe geçmiş siyasal kültür
unsurlarıdır. Siyasal kültürün en önemli sorunu, kişilerin kendilerini ne ölçüde
siyasal ve toplumsal bütünlüğün bir parçası saydıkları sorunudur. Eğer toplumun
fertleri, kendilerini bu bütünlüğün birer üyesi saymayıp bağlı hissetmiyorlarsa,
siyasal gelişim çok ızdıraplı ve sürtüşmeli bir süreç olarak belirecek ve meşruiyet
krizleri ortaya çıkacaktır. Bu durumda toplumun fertleri ulusal sorunlar
karşısında kaygısız, ilgisiz kalacak kendilerini yalnızca çevrelerine ve ilksel
kurumlara karşı sorumlu hissedeceklerdir. Toplumun içine düştüğü herhangi bir
sorunun muhatabı yine toplum olmadığı taktirde çözüm güçleşecektir. Bu
yüzden siyasal kültür, siyasal iktidarın bütünleştirici ve uyumlulaştırıcı gücü
karşısında yenilecek ve kendisini bu üst belirleyici gücün eline teslim edecektir.
Siyasal iktidar, siyasal kültürün tamamında egemen olma istekliliğine sahiptir.
Bu yüzden, siyasal kültüre yönelik müdahalelerde bulunur. Siyasal kültürü
belirleyen üst meşruiyet yasası uyarınca siyasal kültürdeki değişimleri kontrol
altına alır. Çünkü, siyasal kültür değişimi, siyasal iktidarın toplumsal ve siyasal
yapının değişmesini beraberinde getirir. Bu yüzden modern siyasal iktidarlar
sadece siyasal iktidar alanını değil, bir bütün olarak toplumun her parçasını etkisi
altına alır. Siyasal iktidar, bir parçada meydana gelecek değişimlerin tüm
parçaları etkilemesine ve kendisine göre şekillendirmesine izin vermez. (Ecktein,
1988:789) Bu yüzden siyasal kültürün bütünlüğünü ve uyumunu ideoloji
aracılığıyla koruma altına alır.
İdeoloji ve siyasal kültür büyük ölçüde simge ve dil aracılığıyla siyasal
ve toplumsal hayatta yer eder. Aynı zamanda ideoloji ve siyasal kültürler de
düşüncenin öneminden çıkan, ona dayanan temel görüntülerdir. İdeolojiler ve
siyasal kültürler kendi meşruiyet yasalarını topluma kabul ettirebilmek için
sembollerden, simgelerden ve dilden faydalanırlar. Kullanılan dil ve semboller,
dünya görüşü içinde yer alan ve çok önemli toplumsal fonksiyon yerine getiren
unsurlardır. İnsanın etrafındaki kainatı anlamasına yarayan bu görüş, bir kültür
bütünü olarak karşımıza çıkar. Kültürün oluşturduğu parçalara da simge denir.
Simgeler, topluma iki alanda rehberlik eder. Birincisi, bilgilerin
sistematikleştirilmesini mümkün kılan bilişsel çerçeveyi sağlar. İkincisi, iyi-kötü
gibi ahlaki ve duygusal hayata bir düzen verir. (Gellner, 197:0:115) Her simge,
her sembol, her kelime siyasal ve toplumsal alanda bir düşünsel ve değersel
çağrışımlar yaparak toplumda ortak bir kültür ve bilinç yaratır. Bu kültür ve
bilinç siyasal iktidarın ideolojik bütünselliği içerisinde toplumda birlik,
beraberlik ve uyum sağlar. Simgeler nesilden nesile aynı toplumsal davranışlarda
bulunmayı öğretirler. Simgeler, dünyanın algılanmasında kullanılan sistem
gözlükleridirler. Öğrenme süreci bir yerde simgeye bağlanır, simgeler birden çok
kimsenin paylaştığı bir toplum haritası oluşturur, simgeler toplumsal bazı
çağrışımların taşıyıcısıdır, simgeler bu açıdan yüklü olarak işlevlerini
gerçekleştirirler (Mardin, 1976:63).
Simgelerin bu merkezi önemi, onların toplum içinde gördüğü çeşitli
işlevlerle ilgilidir. Bu işlevler; dünyamızın içindeki nesneleri sınıflandırma,
yaşadığımız toplulukta önemli tutulan değerlerin neler olduğunu hatırlatma ve
onlara uymaya zorlama, bu değerleri içerme, bazı hislerimizi boşaltma ve açığa
dökme, son olarak da bilişsel bir evren kurmadır. (Mardin, 1976:63) Bunlar aynı
zamanda siyasal iktidarın verili alanı içerisinde işlev görmesinden dolayı
toplumu kurucu ve düzenleyici yönde etki yapar.
Bireyler, ideolojik dünya içerisinde bu simgeleri ve onlara ait kültürün
dilini toplumda hazır olarak bulurlar ve toplumla uyumlulaşmak için onların
belirlediği kurallara ve ritüellere tabi olurlar. İdeoloji, kültür, simge, sembol ve
bunların topluma yönelmiş dilleri daima siyasal iktidarın meşruiyet
yasasına/amaçsallığına tabi olarak işlev görürler, yani bunlar siyasal iktidarın
kendi yasasına toplumsal kabul sağlamak için kullandığı araçlardır. Bu,
bölünmüş ve parçalanmış toplumsal unsurları temel ilkelere göre ve onların
doğrultusunda birleştirme araçsallığıdır. Bu araçsallığın kapsadığı girişimler
şöyle sıralanabilir: dünya görüşlerinin anlatılması, ideoloji; ideolojik ilkelerin,
değerlerinin yeni nesillere aktarılması, eğitim; toplumsal birlik, bütünlük ve
uyumu pekiştiren merasimlerin devamlılığının sağlanması, ritüeller.
İdeolojiler simgelerin aktarma, koruma, değiştirme işlevlerini
kullanarak topluma yeni bir şekil ve anlam dünyası verme ve toplumsal düzenin
aynı biçimde sürdürülmesi için dünya görüşünün korunmasını sağlarlar.
(Mardin, 1976:102-108) İdeolojik devlet, insanların statükoya uymalarını
sağlamak için ideolojik hegemonya, evreninin anlamlarını insanlara öğretmek
için öğretici, insanların bu anlamlara boyun eğmesine sağlamak için öğretim
yerleri, öğreticiliğin bir düzene bağlanması ve sürekliliğinin sağlanması için
zorunlu öğretim, öğretinin mevcut dünya görüşünün dışında anlamlanmaması ve
yorumlanmaması için disipline ihtiyaç duyar. Eğitim de işte bu fonksiyonların
bir bütün halinde gerçekleşmesi için üretilmiş bir düzeneğe dönüştürülerek
bireylerin siyasal iktidarın belirlemiş olduğu alanlar ve amaçlar içerisinde
üretilmesini temsil eder.
Eğitim ve Bilim: İdeolojik Hegemonya Alanı Eğitim, devletin varlığını, gücünü ve temel ilkelerini topluma kabul ettirebilmek için kullandığı en önemli ideolojik araçlardan birisidir. Devlet,
toplumsal düzenlemeyi belirlediği ideolojik amaçlar ve ilkeler çerçevesinde yeniden kurmak için eğitimi kullanmaktadır.
Devlet, elinde bulundurduğu tüm imkanlarla topluma, kendi ideolojik
ilkelerini öğreten, toplumu bu ilkelere göre terbiye eden bir kurumu temsil
etmektedir. Eğitim aracılığıyla devlet, tüm halkın düşünce ve değer yargılarının
bir eritme potası içinde kaynaştırılıp bütünleştirilmesini gerçekleştirme
amacına yönelmiştir. (Black, 1989:114) Bu yüzden devlet, eğitimin tüm
aşamalarında kendi ideolojik ilkelerini dayatır. İnsanlara, belirlenen bu ideolojik
sınırlar içinde yaşamalarını öğretir. İnsanların, toplumsal kabul ve siyasal statü
kazanmasının yolu bu yapacakları ve yapamayacakları şeyleri öğrenmekten
geçer. Bu anlamda eğitim, toplumsal bir amaca ulaşmak için bir araç olarak
kullanılır. Eğitim süreci, insanın imal edilme sürecini ve fabrikasyonunu ifade
eder. Bu yönüyle eğitim kurumları, insanları programlama merkezleridir. (Illich,
1988:65-67)
Althusser, siyasal iktidarın kendi varlığını devam ettirebilmesi için
baskı aygıtlarına ve ideolojik aygıtlara sahip olduğunu ve bunları yoğun bir
şekilde kullandığını ifade etmektedir. Devlet, baskı aygıtlarına ve ideolojik
aygıtlara dayanarak varlığını sürdürür. Devletin baskı aygıtları, açık güç
kullanımının veya zorlamanın bulunduğu alanlarda işleyen, hukuk, mahkemeler,
polis, ordu gibi kurumlardır. Devletin ideolojik aygıtları ise aile, eğitim ve din
gibi alanlarda siyasal iktidarın onanmasını devam ettiren kurumlardır. Bu alanlar
içerisinde bireyler adlandırılır, kimlik kazandırılır ve devletin egemenlik alanına
hapsedilir. (Althusser, 1991:27)
Devlet, eğitim kurumları aracılığıyla tüm toplumu kendi ideolojik
ilkeleri doğrultusunda kodlamakta, eğitmekte ve kendi ideolojik formlarından
kaynaklanan sembolleri, simgeleri ve dili topluma yaymaktadır. Eğitim, bir
toplumsal ve siyasal kontrol mekanizması olarak modern devletle beraber çok
yoğun ve etkin bir alana hakim olmuştur. Modern devletin öngördüğü egemenlik,
ulus yaratma ve merkezi güçlü iktidar ilkeleri eğitimi bu ilkelerin gerçekleştirme
alanı olarak görmüştür. Bu yüzden eğitim; siyasal ve toplumsal kabulün,
statülerin, kişilik gelişiminin ve birey olmanın bir yolu olarak siyasal iktidarlar
tarafından toplumsal alana dayatılan zorunlulukların başında gelmektedir.
Eğitim, terbiye olmakla, emir altına girmekle, itaat etmekle ve dahası
hizmetkarlıkla başlar ve bunu hedefler. (Nietzsche, 1991:89) Rousseaunun
ifade ettiği gibi, eğitim kurumları, en iyi toplumsal kurumlardır, insanı tabiattan
ayırmasını, ona izafi bir varlık vermek için mutlak varlığını kaldırmasını ve
benini müşterek vahdet içerisine nakletmesini öğreten kurumlardır. Böylece,
her parça, artık kendisinin bir olduğuna değil, fakat birliğin bir kısmı olduğuna
ve ancak bütünde bir organ olabileceğine inanır (Rousseau, 1966:10) ve bu inanç
sayesinde toplumun birliği ve bütünlüğü devamlı bir hale dönüşmüş olur.
Eğitim, siyasal iktidarın iletişim sorununun çözümüne de katkıda
bulunarak insanlar arasında ortak bir iletişim sistemi geliştirir. Bu, Tolandın
ifade etmiş olduğu, harekete geçirme, yeniden yapılandırma ve taşıma
fonksiyonlarının kavramsallaştırma, nesnelleştirme ve temsil etme aşamalarından
geçerek yeni bir toplumsal iletişim sistemi kurulmasıdır. Tolanda göre, siyasal
sistem ve birey arasındaki bu eğitim ilişkisi üç aşama ile gerçekleştirilir. Birinci
aşama harekete geçirmedir. Bu aşamada bireyler devletin çıkarları ve kendi
ihtiyaçları arasında sosyal gerçeklik içinde yeniden tanımlanır. İkinci aşama
yeniden yapılandırmadır; siyasal sistemin işler hale getirilmesi ile bireylerin bu
işleyişe uyumlulaştırılması, kurumsallaştırılmış düzen içerisinde yeni kimlik ve
ilişki ağı yaratılır. Üçüncü aşama ise taşımadır. Bu aşamada siyasal sistemin
korunması ve devam ettirilmesi amacıyla ritüeller, mitler, idoller ve
kahramanlardan oluşan bir sembolik evren oluşturulur. Bu üç aşama, üç farklı
fonksiyonu da beraberinde getirir. Kavramsallaştırma ile toplumsal birlik,
bütünlük ve uyumu sağlamak ve geliştirmek için ortak bir dil yaratılır.
Nesnelleştirme ile yeni rejimin kavramları ve gerçekliğine uygun bir yapılanma
içinde bireylerin sisteme katılımı ve uyumu sağlanır. Temsil ile değişen şartları
da göze alarak toplumsal, sembolik bir iletişim düzeni oluşturulur. (Toland,
1988:115-116) Bu düzeni kuracak ve devam ettirecek güç ise yine toplumsal
alandan kazanılacaktır. Bu yönüyle çocuklar ve gençler, hem ideolojinin kurucu
gücü ve enerjisini, hem de üzerlerine kurulacak siyasal iktidarın devamının
teminatı olarak eğitilirler. Bu, aslında toplumun bir bütün olarak siyasal iktidarın
propaganda süreci içerisine hapsedilmesidir. Beşikten mezara kadar ifade
edilen bu sürecin her aşamasında toplum bilinçlendirilir, kendi bilincine
vardırılır ki bu bilinç siyasal iktidara mutlak itaat etme görevidir. Yani bu sürecin
özü, tüm gerçeği tanımlama, belirleme ve düzenleme yetkisinin öğreticiye ait
olduğu düşüncesidir. Böylece, siyasal iktidar ideolojisinin ruhu beşikten mezara
kadar toplumun düşün ve eylem dünyasının üstünde, siyasal iktidarın disiplinli,
hiyerarşik, buyurgan öğretisinin emrinde olmaktadır. Bu süreç sonunda
bireylerin siyasal iktidar ve onun ideolojisinden bağımsız düşünebilme, karar
verme ve hareket etme imkanı ve gücü ellerinden alınmış olmaktadır.
Eğitimin gücü, bilgi ve bilim tekelinin siyasal iktidar tarafından üretilip
kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Bilgi ve bilim üretme tekelinin siyasal
iktidarın kontrolünde olması, toplumu bu güce bağlı ve bağımlı kılmaktadır.
Toplumsal itaatin siyasal iktidara bağlı ve bağımlı olma derecesi, ona muhtaç
olma derecesi ne kadar artarsa siyasal iktidarın meşruluğu da o kadar artacaktır.
Eğitim ve dolayısıyla bilgi işte bu bağımlılığın en güçlü alanlarından biri olarak
siyasal iktidarın meşruiyetine hizmet eden araçların başında gelmektedir.
Bilgi iktidarın aracıdır. İktidarı beslemek ve güçlendirmek için işler. Bu
nedenle her iktidar arayışıyla birlikte bilginin araçsallığı da artar. Bilgiye
duyulan ihtiyaç iktidara duyulan güç tutkusunun artma derecesine bağlıdır.
İktidar bilginin efendisi, egemeni olmak ister ve onu hizmetinde tutmak için
gerçek bilginin belirli bir miktarını devamlı kendi kontrolünde tutar. Böylece
bilgi bir moral güç değil bir iktidar gücüne dönüşür. (Nietzsche, 1967:266) Bilgi
bir hiyerarşidir ve bu hiyerarşinin en tepesinde devlet bulunur. Bilgi, insanı
tanımanın, onu düzenlemenin, dönüştürmenin ve manipüle etmenin bir aracıdır.
Bu yüzden tüm bilgi aktarım ve uygulayım süreçleri iktidar hiyerarşisiyle
belirlenir ve ona göre şekillenir. Bilginin egemenliği, doğal olarak iktidarın
egemenliği demektir. Hiçbir bilgi kendi içinde bir iktidar formu, bir iktidar
fonksiyonu ve diğer iktidar formlarına bağlı bulunan bir iletişim, kayıt, insanları
toplayıp kontrol etme ve kendi sistemini yayma düzeni olmaksızın şekillenemez,
varlığını devam ettiremez. Hiçbir iktidar da bilginin üretimi, düzenlenmesi,
dağıtımı ve alıkonması olmaksızın uygulanamaz, gerçekleşemez. (Foucault,
1980:131)
Eğitim ve ideoloji birbiriyle yakından ilgili olarak siyasal iktidarın
kendi meşruiyet ilkelerine mutlaklık ve kutsallık kazandırdığı araçlardır. Eğitim
ve öğretim süresince bilgi ve gerçek onu üreten ve yayan kurumlarda merkezi
bir güce dönüştürülür. Bu gerçek, siyasal iktidar tarafından devamlı olarak tek
gerçek olarak sunulur. Eğitim kurumlarının yaygınlığı sayesinde devlet ideolojisi
en ücra alanlara bile yayılma imkanı bulur. Bilgi de siyasal iktidarın ideolojisini
meşrulaştırma işlevini üstlenir. Devlet ideolojisi, eğitici ve öğretici kimliğiyle
tüm topluma yayılır. Bilimin siyasal iktidar ile yaptığı bu ittifak sonucu siyasal
iktidar bilgiye bir mutlaklık kazandırır. Bu mutlaklık aynı zamanda bilginin
kutsanması, kutsallaştırılması anlamına gelir. Siyasal iktidarın bilgiyi kontrolü
ile oluşan ideoloji de, bu bağlamda kutsallığı ve mutlaklığından dolayı
eleştirilemezliğe yüceltilir. Bu karşılıklı kutsamalar ile toplumsal itaat alanı
zihinsel olarak da kontrol altına alınmış olur. Bilim, siyasal iktidarın kontrolünde
tüm eski kutsallıklardan boşaltılan alanları doldurarak iktidarın en önemli aracı
haline dönüşür. Bu durum Comtenin ifade ettiği şekliyle bilimin
dinselleştirilmesidir. Bu dinselleştirme, modernizmin ürettiği seküler bir mitoloji
olarak siyasal iktidarın meşrulaştırılmasının bir aracıdır. Bu aracın mutlaklığı,
kutsallığı ve gerçekliği nedeniyle insanın ve toplumun düzenlenmesinde
Jakoben düzenleyicilik düşüncesi meşruiyet bulur. Çünkü bu durum mutlaklığın,
kutsallığın ve gerçekliğin sahibi olan iktidara bunlardan yoksun olan,
karanlıkta olan toplumun aydınlatılması misyonunun meşruiyet ölçütüdür.
Bilginin aydınlatıcılığı, siyasal iktidarın ideolojisi ile birleşerek toplumsal
düzenleme gerçekleştirilir.
Eğitim sürecinde, siyasal kültürün tüm öğeleri küçük yaşlardan itibaren
insanların dünyasına aktarılır. Bu bir nüfuz etme olayıdır. Siyasal iktidar,
ideolojisiyle, sembolleri ile, kahramanları, mitolojileri ile, tabuları, ritüelleri,
sloganları ve korkuları ile yoğun bir propaganda ile insanların dünyasına egemen
olur. Eğitim sayesinde toplumsal itaat, bir bütün halinde ortak ilke ve değerler
etrafında siyasal iktidarla birlik ve beraberliğe kavuşturularak meşrulaştırılır. Bu
meşrulaştırma sürecinde bireylere verilen eğitim ile neyin iyi neyin kötü, hangi
davranışın meşru hangisinin meşru olmadığı öğretilerek bireyin
toplumsallaşması sağlanır. Böylece bireyler hem toplumsal hem de siyasal olarak
hangi yargısal ölçütlere göre yargılanacaklarını öğrenirler. (Bourricaud,
1987:66)
Platon, devletinde çocuk yaşta devşirilen insanların sıkı bir
yasaklamalar dünyası içerisinde eğitilerek devletine karşı sadık, akıllı, uslu ve
koruyucu vatandaşların yaratılmasını öngörür. (Platon, 1995:107) Eğitim,
siyasal iktidarın kuruculuk aşamasından amaçların gerçekleştirilmesi için yapılan
toplumsal düzenlemelerin son aşamalarına kadar toplumsal disiplini sağlayarak
siyasal iktidarın kayıtsız şartsız kabulünü sağlamaya yönelir. Hegelde eğitim
bireyle devlet özdeşleşmesine kadar giden bir süreci ifade eder. Ona göre insan,
yalnızca devlette ussal varlığa kavuşur. Eğitimin amacı, bireyi öznellikten
kurtarıp ona devlet içinde nesnellik kazandırmaktır. İnsan bütün insanlığını
devlete borçludur; özü yalnızca oradadır. İnsan sahip olduğu bütün değere, tüm
tinsel gerçekliğe devlet sayesinde sahiptir. Onun tinsel gerçekliği ancak böyle
biçimlenir ve devletin tüzel yaşamında yerini alır. Çünkü tek doğru, genel ve
öznel istencin birliğidir. Bu da devlette ortaya çıkar. Devlet erektir, ötekiler de
aletleridir. O, insanları birbirine bağlayan kutsallıktır. Tüm özel mutlulukların,
isteklerin kendisine bağlı olduğu tek ve aynı yaşamdır. O, büyük bir varlık,
büyük bir erek, büyük bir içeriktir. (Hegel, 1991:113-114) Hegelin bu ideolojik
tarih yazımı Mannheimın ideolojik dünyayı bir mitoloji kurgusu oluşturarak
insanların dünyasında mitsel bir anlamlar ve yasalar kurgusu düzenlemek olarak
adlandırdığı siyasal mit (Mannheim, 1950:22) tanımlamasına en uygun düşen
örnektir.
Weber, eğitim ve disiplini askeri yapılanmanın modernleştirilmiş bir
uzantısı olarak ele alırken eğitimin ve eğitim ile sağlanan disiplinin amacını;
(Weber, 1993:221-223) siyasal iktidarın eylemlerine rasyonellik kazandırmak,
çok sayıda insanın aynı şartlar ve ilkeler altında itaatini sağlamak, yönetenlerin
yönetilenlere karşı üstünlüklerini korumak ve devam ettirmek, kurallara ve
statükoya boyun eğmek, kahramana tapınmak, yöneticilere körü körüne itaat
etmek, tekdüzeleştirilmiş alışkanlıklar yaratmak, kitleleri birlik ve bütünlük
içinde psikolojik olarak koşullandırmak, ortak bir amaç, ortak bir dava ve
planlanmış bir hayata bağlamak, toplumsal bir ahlak, görev ve sorumluluk
geliştirmek, mekanikleştirilmiş bir örgütlenme içerisinde sürüklenip gitmeye
mahkum etmek, toplum içerisinde uyumlulaştırılan insanların bütünleşmesini
sağlamak şeklinde sıralamaktadır.
Eğitim süreci, devlet ideolojisine uygun ve uyumlu insan üretilmesi ve
ideolojik olarak toplumsal itaatin devşirilmesi sürecidir. Bu süreç, bir zor ve
zorunluluklar sürecidir. Eğitim sayesinde insanların davranışları ve düşünceleri
genel ahlakla ve kanunlarla uyumlulaştırılır, gönüllü ve ikna ile olması gereken
toplumsal rıza zorla, zorunlulukla ve empoze ile gerçekleştirilir. Devlet ideoloji
aracılığıyla kurguladığı bütünsel dünyayı eğitimle kurumsal bir alana dönüştürür.
Bu alanı bireysel ve toplumsal olguların etkisinden temizleyerek kamusal alan
olarak ilan eder. Kamusal alan içerisine hapsedilen bireyler bu alanın mutlak
kurumsal belirleyiciliği, kutsallığı, ideolojik düzenlemeciliği, hukuksal denetimi
ve disiplini altında siyasal iktidarın birlik, bütünlük ve itaat ilkelerine
uyumlulaştırılır.
Eğitim alanları, ideolojinin tüm fonksiyonlarının harmanlanarak
toplumsal alanın siyasal iktidara bağlılığının en üst noktalara taşındığı alanlardır.
Tüm toplum eğitim kurumları aracığıyla bilgiye muhtaç olarak öğretici
karşısında nesneleştirilir. Eğitim alanında, siyasal iktidarın ideolojik ilkelerini
gölgeleyecek, eleştirecek tüm değer ve ilkeler dışlanır. Siyasal iktidarın yarattığı
kahramanlar, mitler, andlar, marşlar ve törenler öğrenicilere yoğun bir şekilde
aktarılarak siyasal iktidarın meşruiyeti yeniden üretilir. Ayrıca siyasi, askeri veya
ekonomik seçkinlerin konumları ve eylemleri yüceltilir, toplumsal adaletsizliğin
doğallığı aşılanır. Bu yönleriyle eğitim tüm toplumu kuşatan siyasal bir
statükoculuğu, toplumsal bir kaderciliği besleme işlevi görür. Özetle eğitim,
insanları siyasal iktidarın ideolojik dünyasına entegre etmek, siyasal sisteme
uymasını sağlamak ve bu duruma süreklilik kazandırmak için kullanılır.
Kaynak:C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi Aralık 2001 Cilt : 25 No: 2 201-211
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 39
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 57
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 36

