- Katılım
- 7 Eki 2010
- Konular
- 9,213
- Mesajlar
- 34,101
- Reaksiyon Skoru
- 4,131
- Altın Konu
- 1
- TM Yaşı
- 15 Yıl 8 Ay 13 Gün
- Başarım Puanı
- 400
- MmoLira
- 183
- DevLira
- 0
HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
YAZAR:Rakım Çalapala
KONUSU: Dördüncü sınıf Öğrencisi olan Oğuz, zeki, sevim*li, yaramaz, tarihe meraklı, şiir okumayı seven, sosyal faaliyetler*de ön planda olan bir çocuktur. Bu kitap, çeşitli başlıklar altında Oğuzun yaşantısından kesitler anlatmaktadır. Başlayalım baka*lım:
Sabah: Oğuzun annesi Hanİfe Hanım, sabah uykusundan bir zil sesi ile uyandı, kapıya koştu, kimse yok. Sesin Oğuzun odasından geldiğini anlayınca yukarı çıktı. Oğuz mışıl mışıl uyu*yordu, uyandırdı. Oğuz hemen yataktan fırladı ve çantasını hazır*lamaya başladı, çünkü artık okul başlıyordu. Yaramazlığı ile ün yapmış oğlunun okul için böyle sorumluluk bilinci içinde hareket etmesi, Hanife Hanımı hayrete düşürmüştü. Ama ne olursa olsun her türlü yaramazlığına rağmen, Oğuz hiçbir zaman okulunu ihmal etmemişti.
Sokak: Artık okula başlamıştı. Dördüncü sınıfa gidiyordu. Kalabalık sokaklardan geçerek okulun bahçesine geldi. Hemen herkes hep bir ağızdan Oooo 87 Oğuz! diyerek etrafını çevirdi*ler. Oğuzu tanımayan öğrenci yoktu. Fakat özellikle kızlarla hiç geçinemez, her fırsatta onlara karşı muziplikler yapardı.
İlk ders: Öğretmen Nezihe Hanım sınıfa girdi. Tek tek ço*cuklara baktı. Kiminin başını okşadı, kiminin sırtını sıvazladı. Anne, baba ve kardeşlerini sordu. Herkes bir şeyler anlatıyordu. Burhan Ben Gaziyi gördüm. deyince bütün başlar Burhana dön*dü. Nerede? Nasıl? diye sorular yağmaya başladı.
İlk ders sohbet ile geçti.
Ve Mektep Başladı: Nezihe öğretmen hemen dersleri baş*latmıştı. Çocuklar en çok tarihe ilgi duyuyorlardı. Oğuz dersleri can kulağı ile dinliyor, öğretmenin sorduğu her soruya önce ce*vap veriyordu.
Üç Gün Sonra: Oğuzda defter, kitap hak getire. Ancak öğ*retmen hep sorular sorduğu, Oğuz da iyi dinlediği için dersleri iyi oluyordu. Yaramazlık ise aynı şekilde devam ediyordu.
On Beş Gün Sonra: Sınıfta kırk sekiz öğrenci vardı. Bir de nazlı büyütülmüş. El bebek gül bebek Selim isimli bir çocuk geldi, etti kırk dokuz. Annesi, Nezihe öğretmene rica üstüne rica edi-f yordu.
Genç öğretmen, yeni öğrenci Selimin annesi ayrıldıktan son*ra, kendi kendine şunları düşünüyordu: Ne yaparsın, ana kalbi, böyle söylemek lâzım.. .Halbuki bir çocuğa, başka bir çocuktan daha çok önem vermek olur mu hiç?!.. Okul çocukların dünyasıdır. Orası onu kendine uydurur. Böyle üstüne üflene üflene büyütülen bir çocuk; yarın zayıf, pısırık bir adam olacaktır. Halbuki Türkiye Cumhuriyetini yük*seltmek İçİn atılgan, cesur, çelik vücutlu ve çelik kafalı gençler lâzım!
Yeni Bir Arkadaş: 351 Selim:
Nezihe Hanım, arkasında ür*kek ürkek duran Selimle beraber sınıfa girdi. Nezihe Hanım Selimi arkadaşlarına tanıttı ve nereye oturtacağını düşünmeye baş*ladı. Nihayet, Oğuzun yanında karar kıldı. Varlığın, İtinanın ve büyük bir sevginin meydana çıkardığı incecik boyunlu, bembeyaz yüzlü, çekingen fakat çok kibar giyimli çocuğu aldı Yoksulluğun, ihmalin ve kırbaç gibi bir hayatın meydana çıkardığı yanaklarından kan fışkıran, sert bakışlı, dik sesli, fakat pantolonu dört yamalı ve suratı çamurlu çocuğun yanına oturttu.
Derste olsun, bahçede olsun öğrencilerin yeni ilgi odağı Selimdi. Öğretmen tahtaya kaldırmış, bazı sorular sormuştu. Se*limin bilemediği soruların hepsini, Oğuz biliyordu.
Öğle Yemeği: Okulda öğle yemeğinde bütün öğrencilerin ufacık paketlerine baktığınızda toplam şu dört çeşit yiyeceği gö*rürsünüz: Peynir, zeytin, yumurta, helva. Bugün öğle yemeğinde de hep bunlar vardı. Ama o da ne? Bir hizmetçi kız gelmiş. Kız önce Selimin oturacağı yerin altına bir bez serdi. Selimin boy*nunda peşkir, elinde çatal. Önünde francala ve dört tane ağız ağza dolu tas!..
Her gün gürültü ve iştahla zeytinlerini yahut helvalarını yi*yen çocuklara acı bir sessizlik çökmüştü Bütün çocuklar iki dakikanın içinde yemeklerini bitirip sessizce dışarıya çıktılar.
Fatinin elinde bulunan top, Oğuz kapmaya çalıştığı için bir*den fırlayıp, su birikintisine düşerek oradan geçmekte olan Se*limin üzerine çamurlu suları sıçratmış, güzelim elbiseleri çamur deryası olmuştu.
Oğuza Ceza: Oğuz doğruyu söylediği için Nezihe Hanım ceza vermedi. Fakat Oğuz, Selimin kendisini şikâyet etmesine içerlenmisti.
Ertesi Sabah: Oğuz, türkü söyleye söyleye okula geliyordu. Birden, hizmetçi kız ile birlikte gelen Selimi gördü. Üzerindeki elbise dünkünden de şıktı .Derslerde Selim hiçbir şey bilemiyordu. Öğretmen arkadaşlarına sormasını istiyordu. Mec*buren Oğuza sordu. Oğuz ise ona yanlış cevap Öğreterek, bir bakıma intikam aldı. Öğretmen bu duruma çok kızdığını, Oğuza bakışlarıyla belli etti.
Günler geçip gidiyordu. Selimin annesi sık sık okula gelip çocuğunun durumunu soruyordu. Çelişkiye bakın ki, çocuğunu sormayan velilerin çocuklarının durumu iyi, çok ilgilenenin çocu*ğunun dersleri ise kötü idi. Nezihe Hanım, Selimin durumunu annesine anlattı ve çok çalışması gerektiğini söyledi.
Bir gün Cumhuriyet Bayramı gezisi için Taksim Meydanına gideceklerdi. Öğretmen tembihlediği için, herkes cicili bicili gel*mişti. Bir tek Oğuz aynı. Öğretmen, aldı elini yüzünü yıkadı. Elbi*selerini fırçaladı, sağını solunu düzeltti. Oğuz rahatsız olmuştu ama biraz da adama benzemiştİ.
Tramvaya binip Taksime geldiler. Hayranlıkla Atatürk ve yanındakilere bakıyor, birbirlerine Bak Atatürk, bak yanındaki İsmet Paşa, bak Fevzi Paşa! diye gösteriyorlardı.
Birdenbire herkes durdu; çünkü Oğuz heykelin üstüne tır*manmış ve marş söylüyordu. Marş bitince, öğrenciler, öğretmen, bütün halk Oğuzu alkışladılar. Nezihe Öğretmen çok duygulan*mış ve çok gururlanmıştı .
Havalar bozmuş, mevsim kışa dönmüştü. Oğuz yine aynı ta*banı delik ayakkabılar, sağı solu yırtık pantolon ve ceketle okula gelip gidiyordu.
Bir gün öğretmen onları Sultanahmete müzeye götüreceğini, ancak bedava tramvay olmadığı için yürüyerek gidip gelecekleri*ni söyledi. Selimin annesi bunu duyunca, gelip Nezihe öğretmen*le konuşmaya çalıştı. Nezihe Öğretmen: Sizin Selim, bizim Selim yok Biz burada çocukları sadece okutmuyoruz İnsan yapıyoruz. Okul bir insan fabrıkastdır. Oranın mühendislerine biraz da güvenmelisiniz. Selimin annesine, girmekten başka bir yol kalmamıştı, Son bir kez dönüp, Selimin babası tramvay paralarını ödemek istiyor. dedi. Öğretmen Öğrencilere sorayım. deyip, sordu. Hep bir ağızdan Yürüyeceğiz ! dediler.
Müzeyi ilgi ile gezdiler. Her eser için öğretmenlerinden ayrı ayrı bilgi aldılar
Sene ortasında karneler dağıtılmış, öğretmen Oğuza Türkçe dersinden orta not vermişti. Oğuz buna çok içerledi
Ders yılı sonu yaklaştıkça müsamere hazırlığına başladılar. Öğrenciler, velilere gösteri yapacaklardı Ve o gün gelip çattı. Oğuzun annesi ve babası da en önde seyredenler arasındaydılar.
Çok güzel oyunlar oynandı. Gecenin yıldızı Oğuzdu. Nezi*he Hanım da oyunun sonunda velilere bir konuşma yaptı. Herkes Çok memnun kalmıştı.
Günlerdir Selim okula gelmiyordu. Sebebi anlaşıldı, babası ölmüştü. Çocuk öğrenmesin diye onu başka yere göndermişlerdi. Nihayet günler sonra gelebildi. Bütün çocuklar Selimin acısını ve üzüntüsünü hafifletmek için ellerinden geleni yaptılar. Hele O-ğuz, Selimin en iyi arkadaşı oldu. Artık hiçbir şeyleri kalmadığı İçin fakirleşen Selimi hizmetçi kız getiremediği için, Oğuz her gün evinden alıyor, birlikte okula geliyorlardı.
Oğuzda da bayağı değişmeler başlamıştı. Artık, üstüne ba-Şina özen gösteriyordu. Bu arada, her gün Selime ders çalıştırı*yordu. Selimin annesi bu durumdan çok hoşnuttu. Selime say*gıyla karışık bir sevgi besliyordu.
Oğuzun bu yardımları boşa gitmemiş, Selim derslerinde epeyce ilerlemişti. Sene sonunda sınıflarını geçtiler. Karneler dağı*tıldığında öğretmenleri çok güzel bir konuşma yaptı ve sınıf bi*rincisini de açıkladı; 87 Oğuz
Sevinç içinde önce Selimin evine, sonra da Oğuzun evine koştular, herkes çok sevinmişti
KONUSU: Dördüncü sınıf Öğrencisi olan Oğuz, zeki, sevim*li, yaramaz, tarihe meraklı, şiir okumayı seven, sosyal faaliyetler*de ön planda olan bir çocuktur. Bu kitap, çeşitli başlıklar altında Oğuzun yaşantısından kesitler anlatmaktadır. Başlayalım baka*lım:
Sabah: Oğuzun annesi Hanİfe Hanım, sabah uykusundan bir zil sesi ile uyandı, kapıya koştu, kimse yok. Sesin Oğuzun odasından geldiğini anlayınca yukarı çıktı. Oğuz mışıl mışıl uyu*yordu, uyandırdı. Oğuz hemen yataktan fırladı ve çantasını hazır*lamaya başladı, çünkü artık okul başlıyordu. Yaramazlığı ile ün yapmış oğlunun okul için böyle sorumluluk bilinci içinde hareket etmesi, Hanife Hanımı hayrete düşürmüştü. Ama ne olursa olsun her türlü yaramazlığına rağmen, Oğuz hiçbir zaman okulunu ihmal etmemişti.
Sokak: Artık okula başlamıştı. Dördüncü sınıfa gidiyordu. Kalabalık sokaklardan geçerek okulun bahçesine geldi. Hemen herkes hep bir ağızdan Oooo 87 Oğuz! diyerek etrafını çevirdi*ler. Oğuzu tanımayan öğrenci yoktu. Fakat özellikle kızlarla hiç geçinemez, her fırsatta onlara karşı muziplikler yapardı.
İlk ders: Öğretmen Nezihe Hanım sınıfa girdi. Tek tek ço*cuklara baktı. Kiminin başını okşadı, kiminin sırtını sıvazladı. Anne, baba ve kardeşlerini sordu. Herkes bir şeyler anlatıyordu. Burhan Ben Gaziyi gördüm. deyince bütün başlar Burhana dön*dü. Nerede? Nasıl? diye sorular yağmaya başladı.
İlk ders sohbet ile geçti.
Ve Mektep Başladı: Nezihe öğretmen hemen dersleri baş*latmıştı. Çocuklar en çok tarihe ilgi duyuyorlardı. Oğuz dersleri can kulağı ile dinliyor, öğretmenin sorduğu her soruya önce ce*vap veriyordu.
Üç Gün Sonra: Oğuzda defter, kitap hak getire. Ancak öğ*retmen hep sorular sorduğu, Oğuz da iyi dinlediği için dersleri iyi oluyordu. Yaramazlık ise aynı şekilde devam ediyordu.
On Beş Gün Sonra: Sınıfta kırk sekiz öğrenci vardı. Bir de nazlı büyütülmüş. El bebek gül bebek Selim isimli bir çocuk geldi, etti kırk dokuz. Annesi, Nezihe öğretmene rica üstüne rica edi-f yordu.
Genç öğretmen, yeni öğrenci Selimin annesi ayrıldıktan son*ra, kendi kendine şunları düşünüyordu: Ne yaparsın, ana kalbi, böyle söylemek lâzım.. .Halbuki bir çocuğa, başka bir çocuktan daha çok önem vermek olur mu hiç?!.. Okul çocukların dünyasıdır. Orası onu kendine uydurur. Böyle üstüne üflene üflene büyütülen bir çocuk; yarın zayıf, pısırık bir adam olacaktır. Halbuki Türkiye Cumhuriyetini yük*seltmek İçİn atılgan, cesur, çelik vücutlu ve çelik kafalı gençler lâzım!
Yeni Bir Arkadaş: 351 Selim:
Nezihe Hanım, arkasında ür*kek ürkek duran Selimle beraber sınıfa girdi. Nezihe Hanım Selimi arkadaşlarına tanıttı ve nereye oturtacağını düşünmeye baş*ladı. Nihayet, Oğuzun yanında karar kıldı. Varlığın, İtinanın ve büyük bir sevginin meydana çıkardığı incecik boyunlu, bembeyaz yüzlü, çekingen fakat çok kibar giyimli çocuğu aldı Yoksulluğun, ihmalin ve kırbaç gibi bir hayatın meydana çıkardığı yanaklarından kan fışkıran, sert bakışlı, dik sesli, fakat pantolonu dört yamalı ve suratı çamurlu çocuğun yanına oturttu.
Derste olsun, bahçede olsun öğrencilerin yeni ilgi odağı Selimdi. Öğretmen tahtaya kaldırmış, bazı sorular sormuştu. Se*limin bilemediği soruların hepsini, Oğuz biliyordu.
Öğle Yemeği: Okulda öğle yemeğinde bütün öğrencilerin ufacık paketlerine baktığınızda toplam şu dört çeşit yiyeceği gö*rürsünüz: Peynir, zeytin, yumurta, helva. Bugün öğle yemeğinde de hep bunlar vardı. Ama o da ne? Bir hizmetçi kız gelmiş. Kız önce Selimin oturacağı yerin altına bir bez serdi. Selimin boy*nunda peşkir, elinde çatal. Önünde francala ve dört tane ağız ağza dolu tas!..
Her gün gürültü ve iştahla zeytinlerini yahut helvalarını yi*yen çocuklara acı bir sessizlik çökmüştü Bütün çocuklar iki dakikanın içinde yemeklerini bitirip sessizce dışarıya çıktılar.
Fatinin elinde bulunan top, Oğuz kapmaya çalıştığı için bir*den fırlayıp, su birikintisine düşerek oradan geçmekte olan Se*limin üzerine çamurlu suları sıçratmış, güzelim elbiseleri çamur deryası olmuştu.
Oğuza Ceza: Oğuz doğruyu söylediği için Nezihe Hanım ceza vermedi. Fakat Oğuz, Selimin kendisini şikâyet etmesine içerlenmisti.
Ertesi Sabah: Oğuz, türkü söyleye söyleye okula geliyordu. Birden, hizmetçi kız ile birlikte gelen Selimi gördü. Üzerindeki elbise dünkünden de şıktı .Derslerde Selim hiçbir şey bilemiyordu. Öğretmen arkadaşlarına sormasını istiyordu. Mec*buren Oğuza sordu. Oğuz ise ona yanlış cevap Öğreterek, bir bakıma intikam aldı. Öğretmen bu duruma çok kızdığını, Oğuza bakışlarıyla belli etti.
Günler geçip gidiyordu. Selimin annesi sık sık okula gelip çocuğunun durumunu soruyordu. Çelişkiye bakın ki, çocuğunu sormayan velilerin çocuklarının durumu iyi, çok ilgilenenin çocu*ğunun dersleri ise kötü idi. Nezihe Hanım, Selimin durumunu annesine anlattı ve çok çalışması gerektiğini söyledi.
Bir gün Cumhuriyet Bayramı gezisi için Taksim Meydanına gideceklerdi. Öğretmen tembihlediği için, herkes cicili bicili gel*mişti. Bir tek Oğuz aynı. Öğretmen, aldı elini yüzünü yıkadı. Elbi*selerini fırçaladı, sağını solunu düzeltti. Oğuz rahatsız olmuştu ama biraz da adama benzemiştİ.
Tramvaya binip Taksime geldiler. Hayranlıkla Atatürk ve yanındakilere bakıyor, birbirlerine Bak Atatürk, bak yanındaki İsmet Paşa, bak Fevzi Paşa! diye gösteriyorlardı.
Birdenbire herkes durdu; çünkü Oğuz heykelin üstüne tır*manmış ve marş söylüyordu. Marş bitince, öğrenciler, öğretmen, bütün halk Oğuzu alkışladılar. Nezihe Öğretmen çok duygulan*mış ve çok gururlanmıştı .
Havalar bozmuş, mevsim kışa dönmüştü. Oğuz yine aynı ta*banı delik ayakkabılar, sağı solu yırtık pantolon ve ceketle okula gelip gidiyordu.
Bir gün öğretmen onları Sultanahmete müzeye götüreceğini, ancak bedava tramvay olmadığı için yürüyerek gidip gelecekleri*ni söyledi. Selimin annesi bunu duyunca, gelip Nezihe öğretmen*le konuşmaya çalıştı. Nezihe Öğretmen: Sizin Selim, bizim Selim yok Biz burada çocukları sadece okutmuyoruz İnsan yapıyoruz. Okul bir insan fabrıkastdır. Oranın mühendislerine biraz da güvenmelisiniz. Selimin annesine, girmekten başka bir yol kalmamıştı, Son bir kez dönüp, Selimin babası tramvay paralarını ödemek istiyor. dedi. Öğretmen Öğrencilere sorayım. deyip, sordu. Hep bir ağızdan Yürüyeceğiz ! dediler.
Müzeyi ilgi ile gezdiler. Her eser için öğretmenlerinden ayrı ayrı bilgi aldılar
Sene ortasında karneler dağıtılmış, öğretmen Oğuza Türkçe dersinden orta not vermişti. Oğuz buna çok içerledi
Ders yılı sonu yaklaştıkça müsamere hazırlığına başladılar. Öğrenciler, velilere gösteri yapacaklardı Ve o gün gelip çattı. Oğuzun annesi ve babası da en önde seyredenler arasındaydılar.
Çok güzel oyunlar oynandı. Gecenin yıldızı Oğuzdu. Nezi*he Hanım da oyunun sonunda velilere bir konuşma yaptı. Herkes Çok memnun kalmıştı.
Günlerdir Selim okula gelmiyordu. Sebebi anlaşıldı, babası ölmüştü. Çocuk öğrenmesin diye onu başka yere göndermişlerdi. Nihayet günler sonra gelebildi. Bütün çocuklar Selimin acısını ve üzüntüsünü hafifletmek için ellerinden geleni yaptılar. Hele O-ğuz, Selimin en iyi arkadaşı oldu. Artık hiçbir şeyleri kalmadığı İçin fakirleşen Selimi hizmetçi kız getiremediği için, Oğuz her gün evinden alıyor, birlikte okula geliyorlardı.
Oğuzda da bayağı değişmeler başlamıştı. Artık, üstüne ba-Şina özen gösteriyordu. Bu arada, her gün Selime ders çalıştırı*yordu. Selimin annesi bu durumdan çok hoşnuttu. Selime say*gıyla karışık bir sevgi besliyordu.
Oğuzun bu yardımları boşa gitmemiş, Selim derslerinde epeyce ilerlemişti. Sene sonunda sınıflarını geçtiler. Karneler dağı*tıldığında öğretmenleri çok güzel bir konuşma yaptı ve sınıf bi*rincisini de açıkladı; 87 Oğuz
Sevinç içinde önce Selimin evine, sonra da Oğuzun evine koştular, herkes çok sevinmişti


