Hikayeler

Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Tutunamayanlar Özet

Lorenzo

Vatan, Türk’ün Kalesi!
Telefon Numarası Onaylanmış Üye TC Kimlik Numarası Doğrulanmış Üye Turkmmo Discord Nitro Booster
Co Admin
Developer
Yönetici
Turnuva
Admin
Yarışma
Paylaşım
Katılım
25 Ara 2015
Konular
2,927
Mesajlar
8,509
Online süresi
7ay 18g
Reaksiyon Skoru
5,945
Altın Konu
507
Başarım Puanı
399
TM Yaşı
10 Yıl 3 Ay 28 Gün
MmoLira
118,576
DevLira
121

Metin2 EP, Valorant VP dahil tüm oyun ürünlerini en uygun fiyatlarla bulabilir, Item ve Karakterlerinizi hızlıca satabilirsiniz. HEMEN TIKLA!

Bilindiği üzere bu romana Türkiye’de ilgi son yıllarda fazlasıyla artmıştır. Bu artışın nedeni bana göre, popüler kültür içinde ve sosyal medyada sıkça romanda geçen sözlerin paylaşılmasıdır. Kabul etmek gerekirse romanda çok çarpıcı sözlerin olduğunu bir gerçektir. Nitekim bu sözler sanıldığının aksine çok farklı anlamları da içinde barındırır. Öncelikle bu kitaba başlamadan önce en dikkat çektiğim husus eserin adıydı. Tutunamayanlar tabiri çok çarpıcı gelmişti. Çünkü kim, neye, neden tutunamıyor sorularını da beraberinde getiren bir kitap adı olmuştur. Tutunamayanlar; kendi yaratılışı ya da hayattan beklentisi itibariyle onu hayatta bulamayan, çevresinde göremeyen, dolayısıyla bir tür hayal kırıklığı içerisinde olan ve ne yapacağını bilmez bir konumda kalan kişilere denir. Günümüzde de bu kavram geçerliliğini koruduğu için bana yabancı gelmedi. Roman karakterlerine bakıldığında ise kendi hayatımızdan, çevremizden hatta zaman zaman kendimizden bile bahsedildiğini düşünebiliriz. Bu tanım beni yansıtır diyebiliriz. Tabii ki hayatın herkese her beklediğini sunmayacağını biliyoruz. Fakat yine de hayat içerisinde mücadeleyi bırakıp yılmamak lazım. Tutunamayanlar, intihar olayı ile başlamış ve onun çevresinde gelişen olaylarla devam etmişti. Oğuz Atay’ın bunu anlatması okurun hayattaki o mücadeleyi bırakmamasını göstermektir. Çünkü eğer bırakırsa başına neler geleceğini anlatır. Yani Oğuz Atay’ın vermek istediğini mesajı kısaca söyleyecek olursak; kendinizi hayatta var kılabilmek için mücadele edindir. Oğuz Atay, tutunamamaya çok geniş bir perspektiften bakar. Herhangi spesifik bir şeye tutunamamaktan ziyade bunu okurun kendi algısına bırakmıştır. Unutmamalı ki her bireyin tutunamadığı veya tutamadığı bir şey mutlaka vardır. Geçmişten günümüze, hayat şartları değişse de değişmeyen bir olgudur bu.

Tutunamayanlar hakkında birçok çalışma ve inceleme yapılmıştır. Nitekim bu durum eserin hacimli olmasının yanında içinin, dıştan görünenden daha fazlasını içermesinden kaynaklıdır. Günümüzde popüler edebiyatın en çok satan eseri olan Tutunamayanlar’ı ilk okuyuşta anlamak pek mümkün değildir. Hatta belli bir bilgi birikimine sahip olmadan da anlaşılabilecek türde bir eser sayılmaz. Esere başlamadan önce Oğuz Atay’ın hayatı hakkında bilgi edinmek de fayda vardır. Çünkü her ne kadar edebiyat eserleri kurmaca olsa da içinde birtakım gerçeklikler de barındırır. Yazarın hayatı bir bakıma metne dâhildir. Okur olarak esere başlamadan önce ilk olarak yazarın hayatına, nerede doğup büyüdüğüne, hangi dönemde yaşadığına bakılmalıdır. Böylece o eserin yazıldığı dinamiklere ve dolayısıyla esere daha bilinçli yaklaşırız. Yani okur olarak yazarın hayatını bilmeliyiz. Daha sonra esere geçmemiz gerekmektedir. Eseri okurken, eğitim düzeyimiz, mesleğimiz, yaşadığımız çevre hatta o döneme dair farklı yaklaşımlar bulunabilir. Herkes, bu açıdan aynı metni farklı açılardan okumaya meyillidir.

Tutunamayanlar, Türk edebiyatında çığır açmış bir romandır. Bunun nedeni Oğuz Atay’ın Türk edebiyatında geleneksel çizgiden çıkarak bambaşka bir türü romana getirmiş olmasıdır. Bunlar; modernist ve postmodernist roman türleridir. 19 yüzyıl gerçekçi romanı, materyalist, pozitivist bir dünya görüşüne dayanıyordu. Herkesin aynı şekilde algıladığı nesnel bir dünya görüşü vardı. 19. Yüzyılın gerçekliğe güvenli ve iyimser bakışı herkes için sorgusuz sualsiz ortak bir dünya görüşü yaratmıştır. Ancak 20. Yüzyıla gelindiğinde durumlar değişir. Özellikle Birinci Dünya Savaşı’nın toplumlara etkisi bu iyimser havayı yok etmiş ve gerçekliğin ne olduğu sorgulanmaya başlanmıştır. 20. Yüzyıl yazarları, 19. Yüzyılda olduğu gibi topluma değil, insanın iç dünyasına ve bilincin karmaşıklığına yöneldiler. Klasik gerçekçi romanın öğeleri olan olay örgüsü, karakter ve çevre modernist romanda önemini yitirmiştir. Bunların yerine örüntü, simge, imge, ritim gibi öğeler geçmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra postmodern dediğimiz roman akımı hem 19. Yüzyıl gerçekçi romanını hem de modernist romanın dayandığı estetiği yetersiz bulmuştur. Postmodernistlere göre romanın işlevi gerçeği yansıtmak veya örüntülerin kurgusuyla, simgelerin, motiflerin düzenlenmesiyle elde edilecek bir biçim estetiği sunmak değildir. Buradaki yazarlar kurmaca kavramını romanın konusu haline getirmeye çalışmışlardır. Postmodernist yapıtlar üstkurmaca özelliğine sahiplerdir. Ancak bu işlevi romana yerleştirerek bilinçli olarak vurgulamak ya da parodisini yapmak suretiyle ele alırlar. Oğuz Atay’da bir parodisttir. Fakat asıl parodistler okurlardır. Gerçekçi yazarlar, okura eserin kurmaca olduğunu unutturup gerçekmiş hissi uyandırırlardı. Dolayısıyla yazarın başlıca kaygısı anlattığı olayların, karakterlerin inandırıcı ve gerçekçi olması yönündeydi. Postmodern yazarlar tam tersine, romanın uydurma olduğu olgusunun altını çizerler. Zaten Tutunamayanlar’ın da herkes okusun ve anlasın diye yazılmış bir kitap olmadığını biliyoruz. Yani okunma kaygısı Oğuz Atay’da yoktur. Gerçekçi romanın parodisini yaparak, anlatı öğeleri arasında oyunlar kurarak gerçeklikle kurmaca arasında varsayılan bağları sorgularlar. Bu bağlamda postmodern romanın bir özelliği de sanatı bir tür oyun olarak görmesidir. Oyun oynama bilinçli şekilde yer alır. Oğuz Atay’ın da yaptığı tam olarak budur. Roman, oyunlar üzerine kurulmuş ve bir bakıma eseri eğlenceli hale getirmiştir. Denilebilir ki Tutunamayan romanının bir ayağı modernde bir ayağı da postmoderndedir. Tutunamayanları anlamak için öncelikle bu iki çağdaş roman türünü zihnimizde tutmalıyız.

Oğuz Atay’ın hayatı bakıldığında ilk olarak babasının baskısı altında kaldığı görmüştür. Yani aşırı sert ve kontrolcü bir baba figürü ile karşılaşırız. Bu nedenle Oğuz Atay annesine sığınmış ve daha çok annesinin desteğini görmüştür. Oğuz Atay için çok yönlü bir insan diyebiliriz. Bunu eserine fazlasıyla yansıtmıştır. Çok yönlü bir insan olması aslında yazdığı eserin her yeni okumada yeni şeyler keşfetmeye açık olduğunu gösterir. Mühendis olmasına rağmen hemen hemen her konuyla ilgilenmiştir. Eserde birçok alana dair bilgiye yer verilir. Tarih, edebiyat, mühendislik, müzik, kimya, felsefe gibi bilimlerden yararlanıp, bunlarla ilgili bilgileri de içermesi bakımından çok değerli bir roman haline gelmiştir. Atay’ın hayatında kızıyla mektuplaştıkları bilinir. Bu noktada dikkat çeken, şey, mektuplaşma olurken Oğuz Atay’ın yurt dışında bir hastanede tedavide olmasıdır. Kızıyla uzun zamandır görüşememiştir. Hasta haliyle kızından gelen mektuplardaki imla kurallarını önemsemiş ve düzeltmesi gereken yerler hakkında onu uyaran cevap yazmıştır. Bu bilgiden yola çıkarak anlıyoruz ki Oğuz Atay dilbilgisine önem veren birisidir. Fakat Oğuz Atay’ın kızına yazdığı bu yazıyı doğru bulanlar olduğu gibi eleştirenler de vardır. Bana göre Oğuz Atay gibi bir yazarın bu hassaslığı göstermesi gayet doğaldır. Kendi kızının iyiliği için ona doğrusunu öğretmiştir. Çocuğun ilk öğretmeni ebeveynleridir. Bu nedenle yaptığını doğru buluyorum ben de olsam bu şekilde davranırdım.

Tutunamayanlar, okuru düşündürmeye yöneltir. Eserin başlarında Oblomov’dan bahsedilmiştir. Edebiyat okuduğum ve bu eseri bildiğim için cümlede geçen kitabı araştırmadan da Oğuz Atay’ın neden bu örneği verdiğini anlayabildim. Ancak farklı bir alanda bilgili kişiler belki bu eseri hiç duymadığı için merak ederek ve araştırıp okuma eğilimine giderler. Kendi bilgimiz dışındaki alanlarda verilen bilgilerde romanın her yerinde bu merak duygusu uyanır. Oğuz Atay okuyucuda merak uyandırmaya çalışır. Bazen de yanlış bilgi vererek okuyucuyu bu şekilde araştırmaya teşvik eder ve doğruyu bulmalarını sağlar. Bilindiği üzere Oğuz Atay’ın dile hâkimiyeti ve dilbilgisi çok iyidir. Bu yeteneğini dili farklı şekillerde kullanarak öne sürdüğü de olmuştur. Örneğin; arabanın arka koltuğu yerine kanepe demesi gibi. Bugün bakıldığında kanepe sözcüğünü arabalar için kullanmayız. O zaman demek oluyor ki Oğuz Atay burada bir söz oyunu yapmıştır. Okurun ilgisini çekmek için söz oyunlarına başvurmuştur. Benim en çok ilgimi çeken oyun otobüs durağı oyunuydu. Burada zamana karşı bir mücadele söz konusudur. 14-0 zamana karşı bir galibiyet vardır. Esere bakıldığında göze çarpan birçok yazım yanlışı vardır. Bunların bazılarını Oğuz Atay bilinçli olarak yapmıştır. Bilmeden yaptığı düşünülemez çünkü dili kullanımı buna müsait etmez. Mesela bilinen yazarların isimlerini yanlış yazarak okurun bu yanlışı fark edip araştırmasını istemiştir. Atay’ın bu eserini 40’lı yaşlarda yazdığını biliyoruz. Dolayısıyla bu noktada aklımıza bu kadar bilgi birikimine nasıl sahip olduğu geliyor. Hem başarılı bir mühendis olup hem de iyi bir edebiyatçı olmasını çok okumasına bağlayabiliriz. Yine de sahip olduğu bilgi birikimi ilgimi çeken bir noktadır. O dönemde bilgiye ulaşmanın zorluğu ve imkânsızlığında bunu başarması Oğuz Atay’ı dönemindeki çağdaşlarından ayırmamızı sağlamıştır. Romanın bir yerinde tarihçi demek yerine ‘’müverrih’’ ve ‘’müşterek’’ sözcüklerini kullanmıştır. Bunlar Öztürkçe sözcüklerdir. Tutunamayanları diğer romanlardan ayıran bir özellikte çeşitli üsluplara yer vermesidir. Osmanlıca, Türkçe ve Öztürkçe sözcüklerden faydalanarak bir bakıma okurun dikkatini çekmesini amaçlar. Sadece üslup açısından değil romanın içerisinde ansiklopedi, günlük, şiir, tiyatro, mektup gibi çeşitli söylemlere yer vermiştir. Eğer eseri doğal okur olarak araştırmadan veya merak etmeden okursak Oğuz Atay’ın vermek istediği bilgilere ulaşamayız. Aynı zamanda tam anlamıyla anlatılanlarla bağlantı kurmamız zor olacağı için kitabı sıkıcı ve anlamsız bulabiliriz. Romanın bir yerinde Turgut Reis’ten bahsederken bir anda tarihe ve coğrafyaya kayan başka bilgiler vermiştir. Tutunamayanlara eleştiri getirecek olursam bu da sadece bütün bilgi birikimini esere sığdırmaya çalışılmış olmasıdır. O kadar çok bilgi vardır ki Oğuz Atay ne biliyorsa kitaba yazmış denebilir. Bütün bilgi birikimini bu kitaba aktarmış ve eserini kaleme alırken ciddi emek sarf etmiştir. Zaten herkes okusun, anlasın diye yazmadığını yani okunma kaygısı olmadığını biliyoruz. Hatta eserini yazdığı zaman çok kalın diye hiçbir yayınevi basmak istememiş, döneminde hoş karşılanmamıştır. Kendisi de okurun neye ilgisi varsa onu araştıracağının farkındadır. Bu nedenle her kesime hitap etmeye çalışmaz. İroni ve hicivlere de yer vermiştir. Kurmaca hikâyeler anlatılır. O hikâyeleri doğru olmasa da o kadar gerçekçi anlatır ki okuyucuyu bir an gerçek zannettirir.

Her okurun kitabı kendine göre değerlendirme ölçütü vardır. Herkes aynı mesajı alacak veya sona ulaşacak diye bir şart söz konusu değildir. Fakat herkes tarafından kabul edilen birtakım olgular da vardır. Bu kitabın Türk edebiyatında çığır açtığı ve yeni bir tarz yaratması gözle görünen somut ve değişmez bir gerçektir. Oğuz Atay’ın bilgi dağarcığının çok kapsamlı olmasını akış içinde daha önce bildiği bilgileri oraya yerleştirmesiyle somutlaştırabiliriz. Onları zaten biliyordur, okumuştur. Eserini kaleme alırken bir anda düşüncelerinin arasına gelenleri akışa yerleştirmiştir. Yani yazma sırasında özel bir arayış içinde olmadığını söyler. Bilgiler dağınık ve karmaşık şekilde eserde var olmuşlar. Özellikle yazacaklarının yanı sıra araya sıkıştırdığı bilgiler bana da kendisinin zaten bildiği bilgiler gibi geliyor. Eserin bir bölümünde Orhun Yazıtlarından bahsetmesi ilgi çekiciydi. Çünkü bu yazıt Türklerin bilinen ilk yazılı belgelerindendir. Oğuz Atay yeni bilgiler verdiği gibi var olan bilgileri hatırlatması açısından da okuru ihmal etmemiştir. Oğuz Atay’ın Türkçesi iyi olduğu gibi yabancı dillere de hâkimdir. Fransızca, İngilizce ve Almancası iyidir. Bu dillerdeki kelimeleri okunuşlarıyla yazar. Örneği; papyon kelimesini kullanmıştır. Bu kelime Fransızcadır.

Sonuç olarak bu romanı okumaya başlamak demek derin bir bilgi dağarcığını da beraberinde getirir. Okumaya ilk başladığımda bu durum beni zorladı ve bir o kadar da yordu. Fakat yine de bu asla okunamayacak bir eser olarak görülmemelidir. Herkes mutlaka birkaç kez okuyup farklı yorum ve bilgilere ulaşarak esere daha farklı bakabildiğini görmelidir. Oğuz Atay’ın bilinçli yaptığı kelime oyunları üzerinde durmuştur. Tarihsel bir kişinin adını yanlış yazılıp aslında okura onun doğrusunu öğretmeyi hedeflemiştir. Oğuz Atay’ın entelektüel seviyesinin yüksek ve çok bilgili biridir. Kendi okurunun art alan bilgisinin yüksek olmasını istemektedir. Bundan dolayı sanat, edebiyat, kimya, matematik, müzik ve mühendislik gibi birçok alandan söz etmiştir. Modernizm olgusu Türk edebiyatında postmodernizm ile birlikte yer almıştır. Bu eserde de karşımıza çıkan bireyin tutunamamaya karşı duyduğu yalnızlık ve bir tutunma çabası vardır. Oğuz Atay bireyin karşı çıkışını ve çevresiyle iletişim kuramayıp yalnızlaşan bireyi yansıtmıştır. Üst kurmaca yapılmış yani romanın yazılış hikâyesi anlatılmıştır. İki ön söz olması esere başlamadan kafa karışıklığa sebebiyet verir. Birinde bu eserin tamamen gerçek kişi ve olaylardan söz ettiği söylenirken diğerinde ise kurmaca olduğu öne sürülür. Bu da dikkatimi çeken bir detay oldu. Bir diğer ilgi çekici kısım ise Günseli’nin Turgut’a Selim’i anlattığı kısımdır. Burada anlatılanlar sayfalarca noktasız ve virgülsüz süren cümlelerden ibarettir. Kimin konuştuğu belli olmayan ama bir aşk söyleminden söz edildiği vurgulanan bu bölümü okurken cümlelerin bitmemesi şaşırtıcı ve değişik bir detay olarak karşıma çıktı. Bir edebiyatçı olarak noktalama işaretlerinin olmaması beni rahatsız eden bir husus oldu. Bir edebiyatçı ve doğal okur kimliklerimle esere bakışım bu şekildedir. Editör olarak puan verecek olursam eğer bu 9 olur. Çünkü eserde bilinçli veya bilinçsiz yazım yanlışları olduğunu söylemiştim. Oğuz Atay’ın bilinçli yaptığı yanlışlar, okuru doğru bilgiye ulaştırma da bir araç niteliğindedir. Fakat bilinçsiz şekilde, bu hatayı Oğuz Atay’ın yapamayacağını düşündüğüm, yayınevinden kaynaklı yazım yanlışları da dikkatimi çekti. Kitabın hacimli olmasından ötürü bu yanlışlıkların çok göze batmayacağı düşünülüyor. Art alan bilgim gereği beni rahatsız eden yanlışların olduğunu gördüğüm için bir puanı kırıyorum. Eser tek kelimeyle muazzam. Ona diyebileceğim tek eleştiri aşırı bilgi yoğunluğu olur.
 
Paylaşım için teşekkürler. :)
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 1, Üye: 0, Misafir: 1)

Geri
Üst