- Katılım
- 14 Eki 2010
- Konular
- 14,630
- Mesajlar
- 71,943
- Online süresi
- 9h 11m
- Reaksiyon Skoru
- 8,946
- Altın Konu
- 3
- Başarım Puanı
- 708
- Yaş
- 33
- MmoLira
- -6,246
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
"Göz gördüğünü sevmez, sevdiğini görür."
Kadın dediğin google gibi cok bilmiş degil, youtube gibi eglenceli olmalı
"Baktın olmuyor,Bakmayacaksın..."
"Aşk ne zaman biter biliyor musun? Bitti dediğinde yüreğin acımıyorsa.."
"Sanırım hayal kurarken malzemeden çalıyoruz, Çünkü sürekli yıkılıyor."
Kaybedecek zamanımız yok sevgilim..
"Biraz insan ol diyeceğim ama, seni de zor durumda bırakmak istemiyorum".
‎"Seni aldattığım sandığın herkese,Seni anlattım..."
‎"Aşk acısı taşımayan yürek;Ya deliye aittir, ya ölüye.."
"Kendimi arıyorum, meşgul çıkıyor.."
" Ben sana yıldızları gösterdim , ama sen sadece parmağımın ucunu gördün."
"Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır. "
Ben rakı sen balık..
"Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir.
Öyle gözler vardir ki, sözden iyi anlatır.
"İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti..."
"İnsan sevmeye başladı mı, yaşamaya da başlar."
"Aşk aklın en soylu zaafıdır."
"Sen bildiğim gibi kalmadın ama, ben unuttuğun gibiyim hala."
"Dünyanın en güzel ritmi, Onun : senin için çarpan kalbidir."
"Dürüstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz.."
"Başına gelenlerle ilgili başkasını suçla ve hayatına devam et!"
"Seni özlemek nasıl bir borçsa artık, özle özle bitmiyor."
"Senin gibi olmak vardı; ama Allah beni 'insan' olarak yarattı."
Bir gün diyorum.. Bir gün gelecek,
Ve uyanınca ilk aklıma gelen sen olmayacaksın..
"Ki ben, senin ilkokul yıllarında durmadan yere düşürdüğün kurşun kalem gibiydim. Dışı sapasağlam, içi paramparça.."
"İnsanların az bir kısmı mutlu, bir o kadarı ise mutsuzdur. Geri kalanların tümü; mutlu gibi görünen mutsuzlardır.."
"İnsanın sevdiğini son kez görmesinden daha kötü olan tek şey; Onu son kez gördüğünü biliyor olmasıdır.."
Saklama yeteneği yüksek olan, güçlü biriyim! Hatta gözlerimden yaşlar düştüğünde bile şu iki kelimeyi söylerim: "Ben iyiyim.."
"Seni seviyorum, ama nasıl: Avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya..."
"Ansızın dökülüyorsun sevgili
Çekip gidiyorsun...
Kurumuş çapaklarımdan gözyaşımı topluyor...
Yıkanmaya yüz tutmuş, sevdamda meskenimi
Durduruyor; Susuyorsun... "
"Ben mutlu olmak istemiyorum,
Ben, seninle birlikte olmak istiyorum."
“ Nur içinde yat kalbim,
Ben katilini çok sevdim...“
"Seni sevdiğimi anlayacaksın,
Sevmediğim zaman.."
Adının ne kadar güzel olduğunu,
Ancak sevdiğinin ağzından duyduğunda anlarsın..
"Bağlanmaya bir türlü cesaret edemezsin; ama ondan tamamen kopmayı da beceremezsin, sürünür gidersin.."
"Öyle güzel gülmelisin ki,
Gözlerimin ana vatanı gözlerin ve ben gözlerimi, gözlerine şehit verdim..
İnsanın sevdiğini kaybetmesi dişini kaybetmesi kadar ilginçtir.
-Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu..
"Erkekler güzel kadınları sever.
Ama kadınlar, sevdiği erkekleri yakışıklı bulurlar.."
Sene 1923 "Paşam vekil maaşlarını düzenleyeceğiz ne kadar verelim?"
Mustafa Kemal Atatürk: "Öğretmen maaşlarını geçmesin."
"İnsanlar seninle konuşmayı bıraktığında,
Arkandan konuşmaya başlarlar.."
Sırf seninle diğer tarafta karşılaşmamak için,
Helal ediyorum hakkımı..
"Kaybedecek zamanımız yok sevgilim
Bizi bundan sonra mutluluk ifade ediyor
Bırak bizi kendi halimize
Aşka borçlu kalmayalım..."
Yemek koyulurken, “bu kadar yeter“ dedikten sonra mutlaka bir kaşık daha yemek koyan kişiye ‘anne` denir. Ve o herşeye değerdir.
Dilsiz değildir suskunluk,çok şey anlatır anlayana...Kelimelerin anlatamadıklarını haykırır aslında...Bir kaçış değildir suskunluk,bir bakıştan çok daha fazlasıdır..Sessiz çığlıkların bir adım ötesidir...Hayata olan öfken, insanlara olan kırgınlığın, ve daha nicesi saklıdır içinde sukunetin... Rest çekmenin '...'ASİL' halidir anlayana......
Uyurken seni izlemek vardı şimdi,
Kokunda sarhoş olmak..
Seni uyandırmak için can atmak,
Ama kıyamadığım için uyandıramamak..
Elbette hatasız kul olmaz,
Sonuçta herkesin yanlış bir kişiyi sevmişliği vardır..
İnsanlar seni ağlatmaya utanmalı..."
İnsan, hayata iki anlam yükler,
Biri ağlarken, diğeri gülerken.
-Ve tek bir kere kıymet bilir,
O da elindekini kaybederken.-
"Yoruldum, her bulduğum yerde seni kaybetmekten."
" Şimdi beni uçurumdan atsan, düşene kadar aklımdaki tek şey; sırtıma değen ellerin olurdu..
Nasıl bittiyse bundan öncekiler, bu da biter.. bite bite sonunda bende biterim.. olur biter..
Üç kere üç dokuz eder
bilirsin
birin karesi birdir
kare kökü de..
bilirsin ... “mutlu aşk yoktur“
bilirsin…
Ama baharda ya da dışarıda
sonsuz gögün altında
aşkın aşkla çarpımı
nedendir bilinmez
garip bir biçimde
hep sonsuzluktur…
kare kökü de yoktur…
"Düşünüyorum da biz,
Büyüyerek çocukluk etmişiz..."
Tek ihtiyacım neydi biliyor musun?
- Bir papatya yaprağı daha..
"Nice güzellikler gördüm yeryüzünde, en güzeli bir sabah ellerinle uyanmak..."
"Yalnızlık, bir barda unutulan sigara paketi gibidir. Fark edildiği yerde sahiplenilir ve hiçbir yalnızlık unutulduğu yerde bulunamaz."
Herkes,
Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı!
Kimileri hep odun kaldı..
Her erkek zeki, güzel, anlayışlı ve onu çok sevecek bi kadın ister. İyi güzelde adama sormazlar mı, bunları hakedecek ne yaptın?
"Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen;
Değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın..''
İçmek! Gözlerinde Içmek Ayışığını. Varmak! Gözlerinde Varmak Can Tılsımına. Gözlerin Hani?
İnsanı en çok üzen şey; ummadıkları kişiler adam olurken, adam sandıklarının insan bile olamamş olmasıdır.
Kendi kendini değiştirmenin ne kadar
güç olduğunu düşünürsen,
başkalarını değiştirmeğe çalışmakta
şansının ne kadar az olduğunu anlarsın. -
"Bilir misin?
Ne kötüdür insanın bildiğini anlatamaması.
Kelimelerin hep yarım kalması..
'Ben' deyip susması, 'Sen' deyip ağlamaklı kalması."
"O kadar yoruldum ki artık hiçbir şeye şaşırmıyorum.. Ve umrumda değil hiçkimse, Ne halim varsa görmekle meşgulüm"
"Sevişmekten bedeni moraran değil,
Sevdiğini söylerken yüzü kızaran insanlara layıktır aşk.."
Al yalnızlığını gel! Korkma, sıkılmayız.. senin yalnızlığın benim yalnızlığımla konuşur, biz ikimiz susarız.
Çocuk olsam yeniden..
Bir tek düştüğüm için acısa içim,
Ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece.
Belki de Tanrı,
Seveceğimiz kişiyle tanışmadan bizi yanlış kişilerle tanıştırıyor.
Onu tanıdığımızda daha da mutlu olmamız için..
Kadın,
sevgi uğruna herşeye hazırdır; hatta sevişmeye de.
Erkek,
sevişmek için her şeyi feda etmeye hazırdır; sevmeyi bile!
"Sevmeyi bilmiyosan kullanma o iki kelimeyi...Yani ne sen kirlet ağzını o sözle...
Ne de o söz ağlasın kimin eline düştüm diye."
"Herkese layık olduğu değeri vereceksin,
Öküze kravat takmanın alemi yok..."
"Bir çığlıktı yalnızlığım,
Hepiniz mi sağırdınız..."
"Gariptir kadınlar.. "Kendilerini güldüren erkekleri sadece severler; onları ağlatınlara ise aşık olurlar.."
"Herşeyi sana yazdım, herşeye seni yazdım."
"Şimdi sen gidiyorsun ya, herkes sana benzeyecek."
"Sevdiklerinize zaman ayırın, yoksa zaman sizi sevdiklerinizden ayırır.."
Aklıma gelişini seveyim.
-Ne güzel darma duman ediyorsun beni..
"Baktın hayatın tadını çıkaramıyorsun; Tadını kaçıranı, hayatından çıkar. "
"Asla bir salakla tartışmayın. Çünkü dışarıdan bakanlar, hanginizin salak olduğunu anlamayabilir.."
"Asla aşk acısı çeken birine aşık olmayın. O kişi yaralıdır ve yarabandı olarak sizi kullanır ."
"Dilediğin kadar uzağa git, hep aynı gökyüzünü paylaşacağız.."
"Herkes sevdiğinin peşinde boşuna koşmak yerine, kendisini sevene evet dese; bitecek bu film.."
"Aşk hakkında herşey doğru, herşey yanlıştır. Hakkında söylenecek hiçbir şeyin saçma olmadığı tek şey aşktır."
"Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsanız, ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan tek nokta yine o düğümdür."
İnsan parasını kaybedince fakir, özgürlüğünü kaybedince esir, aşkını kaybedince şair olurmuş.
Bir şeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz.
Bir şeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız..
Benimle yarına gelecek cesaretin olsaydı.. Seni dünde bırakmazdım...
"Aşkın gizemi, ölümün gizeminden daha büyüktür."
"Bir kadının kaderi sevdiği adamın ihanetiyle sevmediği adamın sadakatı arasında çizilir."
"Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler, ağzına dolar insanın...
Sussan; acıtır, konuşsan; kanatır."
"Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olamazsa,insan da acı çekmeden olgunlaşamaz."
Boşuna yorulma gönül..
- Sadece sevmek yetmiyor.
"Yarınlar hep güzel olacak denir. Oysa bugünler, dünün yarınları değil midir ?"
"Korkma.. aç kapıyı.
Sende kalmaya değil,
Beni almaya geldim.."
‎"Dünyanın en yüce tahtına da çıksanız,
Oturacağınız yer, yine kendi kıçınızın üstüdür.."
"Yüz dilde seni seviyorum desen ne olacak?
-Bir dilde adam gibi sevmedikten sonra.."
Ayna benim en iyi arkadaşımdır.
- Çünkü ben ağladığımda, o asla gülmez..
yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi...
-Bakarken kıyamamak mı,
Yoksa baktıkça doyamamak mıdır aşk?-
Neyine bağlandım ki bu kadar...
Bana bakmayan gözlerine mi ?
yoksa benim olmayan kalbine mi ?
Bir adın kalmalı geriye...Bir de o kahreden gurbet....Beni affet...Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç...
Kulaktan kulağa oynamaya benzer aşk....
Sen ona söylersin seni seviyorum diye, o bir başkasına...
Ucuz insanlara pahalı gelmen senin değil onların suçu... Unutma ki, İnsan anlayana çok, anlamayana eksik görünür. hepsi bu !
Fırtınanın gücü ne olursa olsun, eğer yağmura saygın varsa; seni bekleyen bir gökkuşağı mutlaka vardır.
Kadın,
Bir erkeği 'gerçekten' severse,
Onun gözünde dünyadaki bütün erkekler;
Kesin olarak anlamını yitirir..
Hiç kapıldın mı o hisse?
- Gitmek istersin hani..
Ama aynı zamanda kalmak gelir içinden.-
Herkesin yüzüne gülersen; adın birşeylere çıkar.
Suratını asarsan; burnu havada kasıntı olursun.
Çünkü Türkiye`de kadınsın..
Bazen insan "ben iyiyim" dediğinde,
Gözlerinin içine bakıp, "iyi değilsin, biliyorum."
diyecek birine çok ihtiyaç duyar..
Aslında her aşk,
Diğerinin intikamıyla başlar.
-Çünkü birinin seni öperken,
Kimi unutmaya çalıştığını tahmin bile edemezsin.-
“Duygularınızı kontrol edememek küreksiz bir kayıkta gitmeye benzer; karşınıza çıkacak ilk kayaya çarpıp parçalanmaya mahkumsunuz demektir.“
"Yazmaya cesaret edemiyorum artık. Dilim lal oluyor, kalemimin ucu kör... Kırk fırın ekmek yemeye yolladım kendimi. İnsanlar tanımaya, hikayeler toplamaya... Üzerinden çok baharlar da geçse, ekmek kalmasa da fırınlarda; ben hala ham, hala bir çocuk gibi toy kalacağım belki aşkta..."
Gül benizli isyanım, eksi çıktıkça kanım, arta durdu bicanım. Ben ölsem ölsem bile, dipdiri o "Sol Yanım"
"Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler, ağzına dolar insanın...
Sussan; acıtır, konuşsan; kanatır."
alp ruha der ki: Ben severim, aşık olurum; ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap verir: "Sen yeterki sev!".
"Ne diye böbürlenip büyükleniyorsun. Doğumun bir damla su, ölümün bir avuç toprak değil mi?"
"Anka Kuşu gibi yalnızlığı adet edin! Öyle hareket et ki,
adın daima dillerde dolaşsın ama seni görmek olanaksız olsun."
"Kalp midir insana sev diyen yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi Nedir sevmek; bi muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı?"
" Mutlu kişiler herşeyin en iyisine sahip olanlar değildir, onlar karşılarına çıkan herşeyin değerini en iyi bilenlerdir...! "
Yanlış önyargılar ile kendi hesabına çalışanlar şunu hesaba katmaz:
"Hakikat, sen uyurken bile bir an uyumaz."
'Bekle' deseydin,
Gelmeyeceğini bilsem bile beklerdim..
"İnsana en çok ne koyar bilir misin ?
Yanyana oturduğun halde ona
hiçbir zaman 'seni seviyorum' diyemeyeceğini bilmek."
" Hayatta duygularını ve sevdiğini söylemeyi erteleme.
Çünkü hayat planladığın gibi gitmeyebilir,
Yarın hiç olmayabilir.."
"Bir kişi,
Allah'tan başka kimseye ihtiyacı olmadığına inanırsa;
Allah da onu başkasına muhtaç etmez.."
Aşk dediğin eğer buysa
Eğer aşk acıya mecbursa
Bakmıyorsa duymuyorsa
Kalsın, ben yokum
- Tekrar gelse ve bir daha özür dilese,
Yine affeder misin?
+ Evet.
- Çok Safsın!
+ Hayır, aşığım..
Galiba yoruldum
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar...
Kendime kalbimi kanıtlamaktan
ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan
ve dahası kocaman bir sahada
tek başına koşmaktan yoruldum...
Fakir bebeğin içemediği sütü,
Zenginin köpeği içiyorsa;
Bana adaletten bahsetmeyin!
Aşık olduğunuzu hissettiğiniz an panik yapmayın.
Hemen bir yere oturun, derin nefes alın;
Katilinizle tanışmanın tadını çıkarın..
" Özledim seni...
Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir...
Beynimi uyuşturu*yor özlemin...
Çok sık birlikte olamasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlı*yorum. "
Aynı uykuyu uyumak istiyorum aslında onunla...
Aynı anda aynı yatakta beraber uyumak değil kastettiğim. Ayrı coğrafyalarda da olsak, ayrı mekanlarda da bulunsak aynı uykuyu uyumak, aynı rüyayı görmek... Göz bebekleriyle, beynin arasında gidip gelmek, kalbindeki uykuya dalmak istiyorum.
Ve uyandığımda keşke gerçek olsa diyorum...
ölü aşk diyarlarına beni sen attın da
içim paramparça
viraneyim yalan olur..
sesin yankı olur boğar her adımda
içim paramparça
"Anlatmak istediğim çok şey,
Konuşmak istediğim tek kişi var.''
-Hepsi bu kadar..
Ne zaman imkansızı seversen,
İşte o zaman gerçek seversin..
Ben insanların ayıplarını gören gözlerimi KÖR ETTİM.
Sen de onlara benim gibi İYİ GÖZLE BAK..
Söylesem tesiri yok,
Sussam gönül razı değil...
Geçmişteki acılarına
Gülümseyerek baktığın an,
Büyümüşsün demektir..
"Sevmek bu kadar güzelse,
Kim bilir sevmeyi yaratan ne kadar güzeldir.."
Ağlattığın bir kadının gözyaşlarını ya o an silersin, yada o gözyaşlarında boğulmamak için ömür boyu çırpınmak zorunda kalırsın.
Aşka inancını kaybetmiş her kadının arkasında, başarılı bir erkek vardır..
Yeter ki sen üzülme
Kendine dert etme
Varsın uzasın yollar
Sen aşkımdan vazgeçme
Fazla abartmayın..
-Çünkü yerlere göklere sığdıramadığınız aşk,
Bir gün bir hoşçakala sığacak..-
Birini özlemenin en kötü yolu nedir biliyor musun?
-Yan yana oturduğun halde,
Onu hiçbir zaman elde edemeyeceğini bilmek...-
"Karanlıktaysan,
Gölgen bile seni yalnız bırakır..."
Tek bir gerçeği vardır aşkın;"Karşındakinin adam olup olmadığını, aşıkken değil ayrılırken anlarsın
Ben seni severim de; düzenim bozulur diye korkuyorum..
Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar,
Sinemaya gitmeye, el ele tutuşmaya falan kalkarız.
İşin yoksa; saç tara, parfüm sık..
Küsmesi, barışması, ayılması bayılması,
Ona baktın, bunu süzdün tafraları.
Hatta; eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması..
Bu kadar ceremeye ne gerek var?
Uzaktan sev beni yar.
- Niçin kalbimi kırıyorsun?
+ Ona dokunmadım bile.
- İşte o yüzden kırılıyor..
Susarız…
Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz…
Susarız…
Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu…
Susarız…
Sessiz bir onaydır susuşumuz…Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere…
Susarız…
Sessiz bir bekleyiş olur susmak…Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır sessizliğimiz…Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi için tanınmış bir süre… Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki gel git lerle biraz da huzursuz bir bekleyiştir susmak…
Susarız…
Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz… Öylesine yaralanmışızdır ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak…Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar…Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen…
Susarız…
Hassas ve kırılgan bir tepkidir…Küçücük bir hatırlatmadır belki…Fark edilmesi ve onarılması incelik ister…Ya yeniden bir kazanıştır yada aleyhte bir delil olarak kalır karşımızdaki için…
Susarız…
Bir ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı, karşımızdakine ait aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı masanızdan kaldırmaya gerek duymaz olduğunuz bir noktadasınızdır…Bir duruş, bir soluklanmadır susmak…Ortak geçmişin değerlendirilmesi ve geleceğin muhasebesidir…Durup yeniden, şimdi bulunduğunuz noktadan bir daha bakmak istersiniz yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne kadar mümkün olduğuna…Bir içe kaçış ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye başladığı yerdir susmak…
Susarız…
Ayağımız yerden kesilmiş, bulutların üstündeyizdir ve çiçek çiçek bahardır yüreğimiz…Sevdiğimizle yan yana ve can cana yızdır…Öyle bir ruhsal bütünleşmedir ki hiçbir söz tanımlamaya yeterli gelmez hissedilenleri ve susarız…Sadece yüreklerin ve gözlerin konuştuğu yerdir suskunluğumuz…
Susarız…
İletişimin tıkandığı yerdeyizdir , hiçbir iletinin bize yeterli gelmediği ve hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı…Yanlışlıklar, yanılgılar ve kim bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran…Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah, tek nokta konur cümlelerin sonuna…Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar…Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak…
Susarız…
Kabul edilmiş bir hata yada suçtur susuşumuz ve söylenecek her söz kaybetme riskidir…Korku eşlik eder suskunluğumuza…
Susarız…
Bir gidişi kabullenmektir susmak, yerinde ve zamanında olduğunun ayırdımında olduğumuz bir gidişin…
Susarız…
Hayata karşı bir susuştur bu kez yaşanan…Bizi can evimizden vuran bir kayıp, yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşadığımız…Söylenecek hiçbir sözümüzün adrese teslim olmayacağından emin olduğumuz, bütün sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdeyizdir…Hayatın bize bir şey katamadığı ve bizim de hayata bir şey katmak için anlamımızı kaybettiğimiz bir yer…Belki de boş gözlerle, algılamadan bir seyirdir hayat o noktada ve belki de amacı ve beklentisi olmayan, bir mesaj kaygısı taşımayan ve hedefi olmayan tek susuştur yaşadığımız…
Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir..
Herkesin bir yağmuru vardır ve bir rüzgârı
Aşk biraz ıslanmaktır
Al götür beni o uzak yağmurlara
Herkesin bir şiiri vardır ve bir şarkısı
Aşk biraz çoğalmaktır
Al götür beni o uzak şarkılara
Herkesin bir akşamı vardır ve bir masalı
Aşk biraz yorulmaktır
Al götür beni o uzak akşamlara
Önce sesin gelir aklıma
Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm
Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli
Sonra cumartesi günleri gelir
Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum
Bir yağmur yağsa da, beraber ıslansak.
Kırk kere söyledim bir daha söylerim
Savaşta ve barışta, karada ve denizde,
Düşkünlükte ve esenlikte
Zamanımız apayrı bize göre
Yanyana olduk mu elele
Aç kalsak ağlamayız biliyorum.
İçim güvercinleri okşamış gibi rahat
Sen yanımdayken ister istemez
Geniş meydanlarda akşam üstleri
Üstüste üç kere deniz, üç kere çınarlar.
Sen yanımdayken ister istemez
Uzak ırmakları hatırlıyorum.
Arasıra düşmüyor değil aklıma
Yabancı kadınların sıcaklığı
Ama Allah bilir ya, ne saklıyayım
Yanında ihtiyarlamak istiyorum...
“Unutursun! “ deyişine
unutmak, yıldızların ciğerine saplanan
bir lâle yaprağına gömmektir sevgiliyi
unutmak, bir kaktüsün küllerinde ansızın
alevli bir tapınak eylemektir sevgiyi
unutmak, semendere zehir sunmaktır, gülüm
taş dolu yüreklerin lügatinde bulursun
unutmak, sessizliğe yine kanmaktır, gülüm
unutulursa şair, sen de unutulursun
bir dağın bir kuyuya tıhum ektiği yerde
balığın yüzgecinden irin döktüğü yerde
kralın, kölelerin emrinde yürüdüğü
geminin bir köpükte okyanus aradığı
ay`ın arzı terkedip gökte durduğu ândaa
serseri bir kurşunun ay`ı vurduğu ânda
başını ellerinin arasına al ve dur
işte o lahza gülüm, bu can seni unutur
unutmak, bir saatin kırılan camlarında
zamanı çürüterek öldürmektir sevgiyi
unutmak, bayramlığı giydirilen çocuğun
aldatılan göğsünde vurmaktır sevgiliyi
unutmak, bir ülkenin tozlu kaldırımlarında
taşlara boğdurmaktır yağız atlı yiğidi
unutmak, susturmaktır yolların ayrımında
şairlere can veren muhteşem bir ağıdı
unutmak, koparmaktır çiçekleri dalından
sisli bir yalnızlığın ekseninde bulursun
unutmak, ayırmaktır arıları balından
unutulursa şair, sen de unutulursun
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
Bitti.
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
Aşk da bitti diyordu ya bir şair
Aşk bitti işte tam da öyle
ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki
gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin
Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça
yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti
Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de
ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı,
değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve
aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00
diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran
Zaman'ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını
Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik
kalmıştı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış
arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir
şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz
kış başlıyor sevgilim
hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
oysa yapacak ne çok şey vardı
ve ne kadar az zaman
kış başlıyor sevgilim
iyi bak kendine
gözlerindeki usul şefkati
teslim etme kimseye, hiçbir şeye
upuzun bir kış başlıyor sevgilim
ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.
Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu
gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...
Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun
para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar
gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
çağrışımlarla ödeşemezsiniz
dışarıda hayat düşmandır size
içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla
Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
kulak verdiğiniz saatin tiktakları
kaplar tekin olmayan göğünüzü
geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
bakınıp dururken duvarlara
boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar
gibi
yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik
kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata
alınmaya
kendimizi hazırlar gibi
yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
denemeseniz de, bilirsiniz
hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar
Bana Zamandan söz ediyorlar
Gelip size Zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek,
uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.
Zaman
Alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir
yerlerden
bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir
gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
Bitmişsinizdir.
Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları
önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini
kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Herşeye iyi gelen Zaman sizi kanatır
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
günlerin dökümünü yap
benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
kim bilebilir ikimizden başka?
sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
kendiliğindenliği
yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
bir düşün
emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir ise yaramadıysa
Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda
Bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden
ikindi yağmurlarını bekleyen
yaz sonu hüzünlerinden
gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
geçti her çağın bitki örtüsünden
oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
bakarken dünyaya
yangınlarda bayındır kentler gibiyim:
çiçek adlarını ezberlemekten geldim
eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
unuttuklarını hatırlamaktan
uzak uzak yolları tarif etmekten
haydutluktan ve melankoliden
giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocuklarla geçti
gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.
Bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
yaram vardı. bir de sözcükler
sonra vaat edilmiş topraklar gibi
sayfalar ve günler
ışık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe... Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
daha şiir bitmeden. Karardı dizeler.
Aşk... Bitti. Soldu şiir.
Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece
uyudum, hiç uyanmadım.
barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
eksiliyorduk
mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
her otelde biraz eksilip, biraz artarak
yani çoğalarak
tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin
birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
ağır ve acı tanıklıklardan
geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
panayır yerleri... panayır yerleri...
ölü kelebekler... ölü kelebekler...
sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
Adım onların adının yanına yazılmasın diye
acı çekecek yerlerimi yok etmeden
acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
ipek yollarında kuzey yıldızı
aşkın kuzey yıldızı
sanırsın durduğun yerde
ya da yol üstündedir
oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı
AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN
AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BİRAZ GEÇİKİLEN
gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
gözlerim
aşkın kuzey yıldızıdır bu
yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
ilerlerim
zamanla anlarsın bu bir yanılsama
ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
yeniden yollara düşerler
düşerim
bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
yaşamsa yerli yerinde
yerli yerinde her şey
şimdi her şey doludizgin ve çoğul
şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
şimdi her şey yeniden
yüreğim, o eski aşk kalesi
yepyeni bir mazi yarattı sözüklerin gücünden
Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren
Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön
Yasaktı yasaydı töreydi dön
İçinde dışında yanında değilim
İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi
Bu nasıl yaşamaydı dön
Onlarsız olmazdı, taşımam gerekti, kullanmam gerekti
Tutsak ve kibirli -ne gülünç-
Gözleri gittikçe iri gittikçe çekilmez
İçimde gittikçe bunaltı gittikçe bunaltı
Gittim geldim kara saçlarımı öylece buldum
Kestim kara saçlarımı n'olacak şimdi
Bir şeycik olmadı - Deneyin lütfen -
Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım
Günaydın kaysıyı sallayan yele
Kurtulan dirilen kişiye günaydın
Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi
Bir yaşantı ile karşılayanlara
Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum
Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım,
Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene
Ak düşünce saçların kumral rengine
Kollarında son aşıkın ben olacağım.
Ey başında şimdi sevda rüzgarları esen,
Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün
Sen benimsin büsbütün terk olunduğun gün ...
O mukadder günü, bilmem, düşündün mü sen?
Ben bir beyaz saçlı aşık, sen bir ihtiyar ...
O gün bana yalaşırken ey ilahi yar,
Esirgeme gözlerimden bir son buseni,
Kirpiğinden yavaş yavaş bir damla aksın,
Çünkü, ruhum, sen de o gün anlayacaksın
Ki hiç kimse benim kadar sevmemiş seni!
Kadın dediğin google gibi cok bilmiş degil, youtube gibi eglenceli olmalı

"Baktın olmuyor,Bakmayacaksın..."
"Aşk ne zaman biter biliyor musun? Bitti dediğinde yüreğin acımıyorsa.."
"Sanırım hayal kurarken malzemeden çalıyoruz, Çünkü sürekli yıkılıyor."
Kaybedecek zamanımız yok sevgilim..
"Biraz insan ol diyeceğim ama, seni de zor durumda bırakmak istemiyorum".
‎"Seni aldattığım sandığın herkese,Seni anlattım..."
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
‎"Aşk acısı taşımayan yürek;Ya deliye aittir, ya ölüye.."
"Kendimi arıyorum, meşgul çıkıyor.."
" Ben sana yıldızları gösterdim , ama sen sadece parmağımın ucunu gördün."
"Ağzında bal olan arının, kuyruğunda iğnesi vardır. "
Ben rakı sen balık..
"Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir.
Öyle gözler vardir ki, sözden iyi anlatır.
"İçimde ikinci bir insan gibidir seni sevmek saadeti..."
"İnsan sevmeye başladı mı, yaşamaya da başlar."
"Aşk aklın en soylu zaafıdır."
"Sen bildiğim gibi kalmadın ama, ben unuttuğun gibiyim hala."
"Dünyanın en güzel ritmi, Onun : senin için çarpan kalbidir."
"Dürüstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz.."
"Başına gelenlerle ilgili başkasını suçla ve hayatına devam et!"
"Seni özlemek nasıl bir borçsa artık, özle özle bitmiyor."
"Senin gibi olmak vardı; ama Allah beni 'insan' olarak yarattı."
Bir gün diyorum.. Bir gün gelecek,
Ve uyanınca ilk aklıma gelen sen olmayacaksın..
"Ki ben, senin ilkokul yıllarında durmadan yere düşürdüğün kurşun kalem gibiydim. Dışı sapasağlam, içi paramparça.."
"İnsanların az bir kısmı mutlu, bir o kadarı ise mutsuzdur. Geri kalanların tümü; mutlu gibi görünen mutsuzlardır.."
"İnsanın sevdiğini son kez görmesinden daha kötü olan tek şey; Onu son kez gördüğünü biliyor olmasıdır.."
Saklama yeteneği yüksek olan, güçlü biriyim! Hatta gözlerimden yaşlar düştüğünde bile şu iki kelimeyi söylerim: "Ben iyiyim.."
"Seni seviyorum, ama nasıl: Avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya..."
"Ansızın dökülüyorsun sevgili
Çekip gidiyorsun...
Kurumuş çapaklarımdan gözyaşımı topluyor...
Yıkanmaya yüz tutmuş, sevdamda meskenimi
Durduruyor; Susuyorsun... "
"Ben mutlu olmak istemiyorum,
Ben, seninle birlikte olmak istiyorum."
“ Nur içinde yat kalbim,
Ben katilini çok sevdim...“
"Seni sevdiğimi anlayacaksın,
Sevmediğim zaman.."
Adının ne kadar güzel olduğunu,
Ancak sevdiğinin ağzından duyduğunda anlarsın..
"Bağlanmaya bir türlü cesaret edemezsin; ama ondan tamamen kopmayı da beceremezsin, sürünür gidersin.."
"Öyle güzel gülmelisin ki,
Gözlerimin ana vatanı gözlerin ve ben gözlerimi, gözlerine şehit verdim..
İnsanın sevdiğini kaybetmesi dişini kaybetmesi kadar ilginçtir.
-Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu..
"Erkekler güzel kadınları sever.
Ama kadınlar, sevdiği erkekleri yakışıklı bulurlar.."
Sene 1923 "Paşam vekil maaşlarını düzenleyeceğiz ne kadar verelim?"
Mustafa Kemal Atatürk: "Öğretmen maaşlarını geçmesin."
"İnsanlar seninle konuşmayı bıraktığında,
Arkandan konuşmaya başlarlar.."
Sırf seninle diğer tarafta karşılaşmamak için,
Helal ediyorum hakkımı..
"Kaybedecek zamanımız yok sevgilim
Bizi bundan sonra mutluluk ifade ediyor
Bırak bizi kendi halimize
Aşka borçlu kalmayalım..."
Yemek koyulurken, “bu kadar yeter“ dedikten sonra mutlaka bir kaşık daha yemek koyan kişiye ‘anne` denir. Ve o herşeye değerdir.
Dilsiz değildir suskunluk,çok şey anlatır anlayana...Kelimelerin anlatamadıklarını haykırır aslında...Bir kaçış değildir suskunluk,bir bakıştan çok daha fazlasıdır..Sessiz çığlıkların bir adım ötesidir...Hayata olan öfken, insanlara olan kırgınlığın, ve daha nicesi saklıdır içinde sukunetin... Rest çekmenin '...'ASİL' halidir anlayana......
Uyurken seni izlemek vardı şimdi,
Kokunda sarhoş olmak..
Seni uyandırmak için can atmak,
Ama kıyamadığım için uyandıramamak..
Elbette hatasız kul olmaz,
Sonuçta herkesin yanlış bir kişiyi sevmişliği vardır..
İnsanlar seni ağlatmaya utanmalı..."
İnsan, hayata iki anlam yükler,
Biri ağlarken, diğeri gülerken.
-Ve tek bir kere kıymet bilir,
O da elindekini kaybederken.-
"Yoruldum, her bulduğum yerde seni kaybetmekten."
" Şimdi beni uçurumdan atsan, düşene kadar aklımdaki tek şey; sırtıma değen ellerin olurdu..
Nasıl bittiyse bundan öncekiler, bu da biter.. bite bite sonunda bende biterim.. olur biter..
Üç kere üç dokuz eder
bilirsin
birin karesi birdir
kare kökü de..
bilirsin ... “mutlu aşk yoktur“
bilirsin…
Ama baharda ya da dışarıda
sonsuz gögün altında
aşkın aşkla çarpımı
nedendir bilinmez
garip bir biçimde
hep sonsuzluktur…
kare kökü de yoktur…
"Düşünüyorum da biz,
Büyüyerek çocukluk etmişiz..."
Tek ihtiyacım neydi biliyor musun?
- Bir papatya yaprağı daha..
"Nice güzellikler gördüm yeryüzünde, en güzeli bir sabah ellerinle uyanmak..."
"Yalnızlık, bir barda unutulan sigara paketi gibidir. Fark edildiği yerde sahiplenilir ve hiçbir yalnızlık unutulduğu yerde bulunamaz."
Herkes,
Pinokyo gibi tahtadan insana dönüşme şansı bulamadı!
Kimileri hep odun kaldı..
Her erkek zeki, güzel, anlayışlı ve onu çok sevecek bi kadın ister. İyi güzelde adama sormazlar mı, bunları hakedecek ne yaptın?
"Yanında olduğum zaman değerimi bilmezsen;
Değerimi bildiğin gün beni yanında bulamazsın..''
İçmek! Gözlerinde Içmek Ayışığını. Varmak! Gözlerinde Varmak Can Tılsımına. Gözlerin Hani?
İnsanı en çok üzen şey; ummadıkları kişiler adam olurken, adam sandıklarının insan bile olamamş olmasıdır.
Kendi kendini değiştirmenin ne kadar
güç olduğunu düşünürsen,
başkalarını değiştirmeğe çalışmakta
şansının ne kadar az olduğunu anlarsın. -
"Bilir misin?
Ne kötüdür insanın bildiğini anlatamaması.
Kelimelerin hep yarım kalması..
'Ben' deyip susması, 'Sen' deyip ağlamaklı kalması."
"O kadar yoruldum ki artık hiçbir şeye şaşırmıyorum.. Ve umrumda değil hiçkimse, Ne halim varsa görmekle meşgulüm"
"Sevişmekten bedeni moraran değil,
Sevdiğini söylerken yüzü kızaran insanlara layıktır aşk.."
Al yalnızlığını gel! Korkma, sıkılmayız.. senin yalnızlığın benim yalnızlığımla konuşur, biz ikimiz susarız.
Çocuk olsam yeniden..
Bir tek düştüğüm için acısa içim,
Ve kalbim; çok koştuğum zaman çarpsa sadece.
Belki de Tanrı,
Seveceğimiz kişiyle tanışmadan bizi yanlış kişilerle tanıştırıyor.
Onu tanıdığımızda daha da mutlu olmamız için..
Kadın,
sevgi uğruna herşeye hazırdır; hatta sevişmeye de.
Erkek,
sevişmek için her şeyi feda etmeye hazırdır; sevmeyi bile!
"Sevmeyi bilmiyosan kullanma o iki kelimeyi...Yani ne sen kirlet ağzını o sözle...
Ne de o söz ağlasın kimin eline düştüm diye."
"Herkese layık olduğu değeri vereceksin,
Öküze kravat takmanın alemi yok..."
"Bir çığlıktı yalnızlığım,
Hepiniz mi sağırdınız..."
"Gariptir kadınlar.. "Kendilerini güldüren erkekleri sadece severler; onları ağlatınlara ise aşık olurlar.."
"Herşeyi sana yazdım, herşeye seni yazdım."
"Şimdi sen gidiyorsun ya, herkes sana benzeyecek."
"Sevdiklerinize zaman ayırın, yoksa zaman sizi sevdiklerinizden ayırır.."
Aklıma gelişini seveyim.
-Ne güzel darma duman ediyorsun beni..
"Baktın hayatın tadını çıkaramıyorsun; Tadını kaçıranı, hayatından çıkar. "
"Asla bir salakla tartışmayın. Çünkü dışarıdan bakanlar, hanginizin salak olduğunu anlamayabilir.."
"Asla aşk acısı çeken birine aşık olmayın. O kişi yaralıdır ve yarabandı olarak sizi kullanır ."
"Dilediğin kadar uzağa git, hep aynı gökyüzünü paylaşacağız.."
"Herkes sevdiğinin peşinde boşuna koşmak yerine, kendisini sevene evet dese; bitecek bu film.."
"Aşk hakkında herşey doğru, herşey yanlıştır. Hakkında söylenecek hiçbir şeyin saçma olmadığı tek şey aşktır."
"Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsanız, ipin en sağlam yeri artık bu düğümdür. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan tek nokta yine o düğümdür."
İnsan parasını kaybedince fakir, özgürlüğünü kaybedince esir, aşkını kaybedince şair olurmuş.
Bir şeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz.
Bir şeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız..
Benimle yarına gelecek cesaretin olsaydı.. Seni dünde bırakmazdım...
"Aşkın gizemi, ölümün gizeminden daha büyüktür."
"Bir kadının kaderi sevdiği adamın ihanetiyle sevmediği adamın sadakatı arasında çizilir."
"Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler, ağzına dolar insanın...
Sussan; acıtır, konuşsan; kanatır."
"Elmas nasıl yontulmadan kusursuz olamazsa,insan da acı çekmeden olgunlaşamaz."
Boşuna yorulma gönül..
- Sadece sevmek yetmiyor.
"Yarınlar hep güzel olacak denir. Oysa bugünler, dünün yarınları değil midir ?"
"Korkma.. aç kapıyı.
Sende kalmaya değil,
Beni almaya geldim.."
‎"Dünyanın en yüce tahtına da çıksanız,
Oturacağınız yer, yine kendi kıçınızın üstüdür.."
"Yüz dilde seni seviyorum desen ne olacak?
-Bir dilde adam gibi sevmedikten sonra.."
Ayna benim en iyi arkadaşımdır.
- Çünkü ben ağladığımda, o asla gülmez..
yağmur çiseliyor,
korkarak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi...
-Bakarken kıyamamak mı,
Yoksa baktıkça doyamamak mıdır aşk?-
Neyine bağlandım ki bu kadar...
Bana bakmayan gözlerine mi ?
yoksa benim olmayan kalbine mi ?
Bir adın kalmalı geriye...Bir de o kahreden gurbet....Beni affet...Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç...
Kulaktan kulağa oynamaya benzer aşk....
Sen ona söylersin seni seviyorum diye, o bir başkasına...
Ucuz insanlara pahalı gelmen senin değil onların suçu... Unutma ki, İnsan anlayana çok, anlamayana eksik görünür. hepsi bu !
Fırtınanın gücü ne olursa olsun, eğer yağmura saygın varsa; seni bekleyen bir gökkuşağı mutlaka vardır.
Kadın,
Bir erkeği 'gerçekten' severse,
Onun gözünde dünyadaki bütün erkekler;
Kesin olarak anlamını yitirir..
Hiç kapıldın mı o hisse?
- Gitmek istersin hani..
Ama aynı zamanda kalmak gelir içinden.-
Herkesin yüzüne gülersen; adın birşeylere çıkar.
Suratını asarsan; burnu havada kasıntı olursun.
Çünkü Türkiye`de kadınsın..
Bazen insan "ben iyiyim" dediğinde,
Gözlerinin içine bakıp, "iyi değilsin, biliyorum."
diyecek birine çok ihtiyaç duyar..
Aslında her aşk,
Diğerinin intikamıyla başlar.
-Çünkü birinin seni öperken,
Kimi unutmaya çalıştığını tahmin bile edemezsin.-
“Duygularınızı kontrol edememek küreksiz bir kayıkta gitmeye benzer; karşınıza çıkacak ilk kayaya çarpıp parçalanmaya mahkumsunuz demektir.“
"Yazmaya cesaret edemiyorum artık. Dilim lal oluyor, kalemimin ucu kör... Kırk fırın ekmek yemeye yolladım kendimi. İnsanlar tanımaya, hikayeler toplamaya... Üzerinden çok baharlar da geçse, ekmek kalmasa da fırınlarda; ben hala ham, hala bir çocuk gibi toy kalacağım belki aşkta..."
Gül benizli isyanım, eksi çıktıkça kanım, arta durdu bicanım. Ben ölsem ölsem bile, dipdiri o "Sol Yanım"
"Cam kırıkları gibidir bazen kelimeler, ağzına dolar insanın...
Sussan; acıtır, konuşsan; kanatır."
alp ruha der ki: Ben severim, aşık olurum; ama acısını nedense hep sen çekersin. Ruh da cevap verir: "Sen yeterki sev!".
"Ne diye böbürlenip büyükleniyorsun. Doğumun bir damla su, ölümün bir avuç toprak değil mi?"
"Anka Kuşu gibi yalnızlığı adet edin! Öyle hareket et ki,
adın daima dillerde dolaşsın ama seni görmek olanaksız olsun."
"Kalp midir insana sev diyen yoksa yalnızlık mıdır körükleyen? Sahi Nedir sevmek; bi muma ateş olmak mı, yoksa yanan ateşe dokunmak mı?"
" Mutlu kişiler herşeyin en iyisine sahip olanlar değildir, onlar karşılarına çıkan herşeyin değerini en iyi bilenlerdir...! "
Yanlış önyargılar ile kendi hesabına çalışanlar şunu hesaba katmaz:
"Hakikat, sen uyurken bile bir an uyumaz."
'Bekle' deseydin,
Gelmeyeceğini bilsem bile beklerdim..
"İnsana en çok ne koyar bilir misin ?
Yanyana oturduğun halde ona
hiçbir zaman 'seni seviyorum' diyemeyeceğini bilmek."
" Hayatta duygularını ve sevdiğini söylemeyi erteleme.
Çünkü hayat planladığın gibi gitmeyebilir,
Yarın hiç olmayabilir.."
"Bir kişi,
Allah'tan başka kimseye ihtiyacı olmadığına inanırsa;
Allah da onu başkasına muhtaç etmez.."
Aşk dediğin eğer buysa
Eğer aşk acıya mecbursa
Bakmıyorsa duymuyorsa
Kalsın, ben yokum
- Tekrar gelse ve bir daha özür dilese,
Yine affeder misin?
+ Evet.
- Çok Safsın!
+ Hayır, aşığım..
Galiba yoruldum
her şey kadar, herkes kadar, sen kadar...
Kendime kalbimi kanıtlamaktan
ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan
ve dahası kocaman bir sahada
tek başına koşmaktan yoruldum...
Fakir bebeğin içemediği sütü,
Zenginin köpeği içiyorsa;
Bana adaletten bahsetmeyin!
Aşık olduğunuzu hissettiğiniz an panik yapmayın.
Hemen bir yere oturun, derin nefes alın;
Katilinizle tanışmanın tadını çıkarın..
" Özledim seni...
Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir...
Beynimi uyuşturu*yor özlemin...
Çok sık birlikte olamasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlı*yorum. "
Aynı uykuyu uyumak istiyorum aslında onunla...
Aynı anda aynı yatakta beraber uyumak değil kastettiğim. Ayrı coğrafyalarda da olsak, ayrı mekanlarda da bulunsak aynı uykuyu uyumak, aynı rüyayı görmek... Göz bebekleriyle, beynin arasında gidip gelmek, kalbindeki uykuya dalmak istiyorum.
Ve uyandığımda keşke gerçek olsa diyorum...
ölü aşk diyarlarına beni sen attın da
içim paramparça
viraneyim yalan olur..
sesin yankı olur boğar her adımda
içim paramparça
"Anlatmak istediğim çok şey,
Konuşmak istediğim tek kişi var.''
-Hepsi bu kadar..
Ne zaman imkansızı seversen,
İşte o zaman gerçek seversin..
Ben insanların ayıplarını gören gözlerimi KÖR ETTİM.
Sen de onlara benim gibi İYİ GÖZLE BAK..
Söylesem tesiri yok,
Sussam gönül razı değil...
Geçmişteki acılarına
Gülümseyerek baktığın an,
Büyümüşsün demektir..
"Sevmek bu kadar güzelse,
Kim bilir sevmeyi yaratan ne kadar güzeldir.."
Ağlattığın bir kadının gözyaşlarını ya o an silersin, yada o gözyaşlarında boğulmamak için ömür boyu çırpınmak zorunda kalırsın.
Aşka inancını kaybetmiş her kadının arkasında, başarılı bir erkek vardır..
Yeter ki sen üzülme
Kendine dert etme
Varsın uzasın yollar
Sen aşkımdan vazgeçme
Fazla abartmayın..
-Çünkü yerlere göklere sığdıramadığınız aşk,
Bir gün bir hoşçakala sığacak..-
Birini özlemenin en kötü yolu nedir biliyor musun?
-Yan yana oturduğun halde,
Onu hiçbir zaman elde edemeyeceğini bilmek...-
"Karanlıktaysan,
Gölgen bile seni yalnız bırakır..."
Tek bir gerçeği vardır aşkın;"Karşındakinin adam olup olmadığını, aşıkken değil ayrılırken anlarsın
Ben seni severim de; düzenim bozulur diye korkuyorum..
Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar,
Sinemaya gitmeye, el ele tutuşmaya falan kalkarız.
İşin yoksa; saç tara, parfüm sık..
Küsmesi, barışması, ayılması bayılması,
Ona baktın, bunu süzdün tafraları.
Hatta; eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması..
Bu kadar ceremeye ne gerek var?
Uzaktan sev beni yar.
- Niçin kalbimi kırıyorsun?
+ Ona dokunmadım bile.
- İşte o yüzden kırılıyor..
Susarız…
Konuşulan konuyu boş, basit ve anlamsız buluyoruzdur, konuşmayı da gereksiz ve anlamsız buluruz…
Susarız…
Konuşulanlar öyle abes ve mantık dışıdır ki sadece hayretle dinler ve sessiz bir tepkiyle belli ederiz duruşumuzu…
Susarız…
Sessiz bir onaydır susuşumuz…Biraz utangaçlık belki ama içten bir katılıştır söylenenlere…
Susarız…
Sessiz bir bekleyiş olur susmak…Ya kendimizin yada karşımızdakinin ortak değerleri yeniden gözden geçirmesine tanınmış bir fırsattır sessizliğimiz…Yada birinin bizi fark etmesi, doğru algılayabilmesi için tanınmış bir süre… Susan için endişe ve olasılık hesapları arasındaki gel git lerle biraz da huzursuz bir bekleyiştir susmak…
Susarız…
Dile getirilmeyen bir öfkedir bazen suskunluğumuz… Öylesine yaralanmışızdır ki yaralamak isteriz, yüreğini acıtmak ve kanatmak…Ve biliriz ki hiçbir söz acıtamaz, yaralayamaz ve kanatamaz kimseyi bir suskunluk kadar…Ve susmak en acımasız, öldürücü silahtır bazen…
Susarız…
Hassas ve kırılgan bir tepkidir…Küçücük bir hatırlatmadır belki…Fark edilmesi ve onarılması incelik ister…Ya yeniden bir kazanıştır yada aleyhte bir delil olarak kalır karşımızdaki için…
Susarız…
Bir ilişkide negatiflerin gözümüze batmaya başladığı, karşımızdakine ait aleyhte deliller dosyasının kabarmaya başladığı ve hatta dosyayı masanızdan kaldırmaya gerek duymaz olduğunuz bir noktadasınızdır…Bir duruş, bir soluklanmadır susmak…Ortak geçmişin değerlendirilmesi ve geleceğin muhasebesidir…Durup yeniden, şimdi bulunduğunuz noktadan bir daha bakmak istersiniz yaşananlara ve eldekilerle geleceğe gitmenin ne kadar mümkün olduğuna…Bir içe kaçış ve söylenemeyenlerin biriktirilmeye başladığı yerdir susmak…
Susarız…
Ayağımız yerden kesilmiş, bulutların üstündeyizdir ve çiçek çiçek bahardır yüreğimiz…Sevdiğimizle yan yana ve can cana yızdır…Öyle bir ruhsal bütünleşmedir ki hiçbir söz tanımlamaya yeterli gelmez hissedilenleri ve susarız…Sadece yüreklerin ve gözlerin konuştuğu yerdir suskunluğumuz…
Susarız…
İletişimin tıkandığı yerdeyizdir , hiçbir iletinin bize yeterli gelmediği ve hiçbir iletimizin doğru algılanmadığı…Yanlışlıklar, yanılgılar ve kim bilir belki de gerçeklerdir bir fırtınaya tutulmuşçasına savrulup duran…Sözler yerini sessizliğe bırakmaya başlar ve siyah, tek nokta konur cümlelerin sonuna…Zamanla cümlelerimizin sonuna konan o tek ve siyah nokta büyüyerek bir kara deliğe dönüşmeye başlar…Güven ve sevginin içten içe çürümeye başladığı yerdir ve gitmek zamanının ertelenmiş halidir susmak…
Susarız…
Kabul edilmiş bir hata yada suçtur susuşumuz ve söylenecek her söz kaybetme riskidir…Korku eşlik eder suskunluğumuza…
Susarız…
Bir gidişi kabullenmektir susmak, yerinde ve zamanında olduğunun ayırdımında olduğumuz bir gidişin…
Susarız…
Hayata karşı bir susuştur bu kez yaşanan…Bizi can evimizden vuran bir kayıp, yaşanan büyük bir acı, ölesiye bir çaresizliktir yaşadığımız…Söylenecek hiçbir sözümüzün adrese teslim olmayacağından emin olduğumuz, bütün sözcüklerin anlamını yitirdiği bir yerdeyizdir…Hayatın bize bir şey katamadığı ve bizim de hayata bir şey katmak için anlamımızı kaybettiğimiz bir yer…Belki de boş gözlerle, algılamadan bir seyirdir hayat o noktada ve belki de amacı ve beklentisi olmayan, bir mesaj kaygısı taşımayan ve hedefi olmayan tek susuştur yaşadığımız…
Susmak; eylemsiz ve durağan bir edim gibi görünse de her susku bir şey anlatır yine de ve her suskunun bir nedeni vardır ve her susku içinde pek çok sesi hapseden sessiz bir eylemdir..
Herkesin bir yağmuru vardır ve bir rüzgârı
Aşk biraz ıslanmaktır
Al götür beni o uzak yağmurlara
Herkesin bir şiiri vardır ve bir şarkısı
Aşk biraz çoğalmaktır
Al götür beni o uzak şarkılara
Herkesin bir akşamı vardır ve bir masalı
Aşk biraz yorulmaktır
Al götür beni o uzak akşamlara
Önce sesin gelir aklıma
Çaresiz kaldıkça hep seni düşünürüm
Güzel olan, dolgun başaklardaki sarışın sevinçli
Sonra cumartesi günleri gelir
Sonra gökyüzü gelir hemen kurtulurum
Bir yağmur yağsa da, beraber ıslansak.
Kırk kere söyledim bir daha söylerim
Savaşta ve barışta, karada ve denizde,
Düşkünlükte ve esenlikte
Zamanımız apayrı bize göre
Yanyana olduk mu elele
Aç kalsak ağlamayız biliyorum.
İçim güvercinleri okşamış gibi rahat
Sen yanımdayken ister istemez
Geniş meydanlarda akşam üstleri
Üstüste üç kere deniz, üç kere çınarlar.
Sen yanımdayken ister istemez
Uzak ırmakları hatırlıyorum.
Arasıra düşmüyor değil aklıma
Yabancı kadınların sıcaklığı
Ama Allah bilir ya, ne saklıyayım
Yanında ihtiyarlamak istiyorum...
“Unutursun! “ deyişine
unutmak, yıldızların ciğerine saplanan
bir lâle yaprağına gömmektir sevgiliyi
unutmak, bir kaktüsün küllerinde ansızın
alevli bir tapınak eylemektir sevgiyi
unutmak, semendere zehir sunmaktır, gülüm
taş dolu yüreklerin lügatinde bulursun
unutmak, sessizliğe yine kanmaktır, gülüm
unutulursa şair, sen de unutulursun
bir dağın bir kuyuya tıhum ektiği yerde
balığın yüzgecinden irin döktüğü yerde
kralın, kölelerin emrinde yürüdüğü
geminin bir köpükte okyanus aradığı
ay`ın arzı terkedip gökte durduğu ândaa
serseri bir kurşunun ay`ı vurduğu ânda
başını ellerinin arasına al ve dur
işte o lahza gülüm, bu can seni unutur
unutmak, bir saatin kırılan camlarında
zamanı çürüterek öldürmektir sevgiyi
unutmak, bayramlığı giydirilen çocuğun
aldatılan göğsünde vurmaktır sevgiliyi
unutmak, bir ülkenin tozlu kaldırımlarında
taşlara boğdurmaktır yağız atlı yiğidi
unutmak, susturmaktır yolların ayrımında
şairlere can veren muhteşem bir ağıdı
unutmak, koparmaktır çiçekleri dalından
sisli bir yalnızlığın ekseninde bulursun
unutmak, ayırmaktır arıları balından
unutulursa şair, sen de unutulursun
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
Bitti.
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
Aşk da bitti diyordu ya bir şair
Aşk bitti işte tam da öyle
ölü bir yılan gibi yatıyordu aramızda
yorgun, kirli ve umutsuz geçmişim
oysa bilmediğin bir şey vardı sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
imrendiğin, öfkelendiğin
kızdığın ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın
Geçmişim
dile dökülmeyenin tenhalığında
kaçırılan bakışlarda
gündeliğin başıboş ayrıntılarında
zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha
fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim.
Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki
gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan ,
benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin.
Ve hala bilmiyordun sevgilim
Ben sende bütün aşklarımı temize çektim
Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana
Bütün kazananlar gibi
Terk ettin
Yaz başıydı gittiğinde. Ardından, senin için üç lirik parça
yazmaya karar vermiştim. Kimsesiz bir yazdı. Yoktun. Kimsesizdim.
Çıkılmış bir yolun ilk durağında bir mevsim bekledim durdum.
Çünkü ben aşkın bütün çağlarından geliyordum.
Sanırım lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
yüzündeki kuşkun kedere, gür kirpiklerinin altından
kısık lambalar gibi ışıyan gözlerine
çerçevesine sığmayan
munis, sokulgan, hüzünlü resimlerine
lirik sözcüğü en çok yüzüne yakışıyordu
Yaz başıydı gittiğinde. Sersemletici bir rüzgar gibi geçmişti
Mayıs. Seni bir şiire düşündükçe kanat gibi, tüy gibi, dokunmak gibi
uçucu ve yumuşak şeyler geliyordu aklıma. Önceki şiirlerimde hiç kullanmadığım bu sözcük usulca düşüyordu bir kağıt aklığına, belki de
ilk kez giriyordu yazdıklarıma, hayatıma.
Yaz başıydı gittiğinde. Bir aşkın ilk günleriydi daha. Aşk mıydı,
değil miydi? Bunu o günler kim bilebilirdi? "Eylül'de aynı yerde ve
aynı insan olmamı isteyen" notunu buldum kapımda. Altına saat: 16.00
diye yazmıştın, ve saat 16.04'tü onu bulduğumda.
Daha o gün anlamalıydım bu ilişkinin yazgısını
Takvim tutmazlığını
Aramızda bir düşman gibi duran
Zaman'ı
Daha o gün anlamalıydım
Benim sana erken
Senin bana geç kaldığını
Gittin. Koca bir yaz girdi aramıza. Yaz ve getirdikleri.
Döndüğünde eksik, noksan bir şeyler başlamıştı. Sanki yaz, birbirimizi görmediğimiz o üç ay, alıp götürmüştü bir şeyleri hayatımızdan, olmamıştı, eksik
kalmıştı.
Kırılmış bir şeyi onarır gibi başladık yarım kalmış
arkadaşlığımıza. Adımlarımız tutuk, yüreğimiz çekingen, körler gibi tutunuyor, dilsizler gibi bakışıyorduk.
Sanki ufacık birşey olsa birbirimizden kaçacaktık.
Fotoromansız, trüksüz, hilesiz, klişesiz bir beraberlikti bizimki.
Zamanla gözlerimiz açıldı, dilimiz çözüldü güvenle ilerledik birbirimize.
Gittin.şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
Birbirine uzanamayan
Boşlukta iki yalnız yıldız gibi
Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız
Ne kalacak bizden?
bir mektup, bir kart, birkaç satır ve benim su kırık dökük şiirim
Sessizce alacak yerini nesnelerin dünyasında
Ne kalacak geriye savrulmuş günlerimizden
Bizden diyorum, ikimizden
Ne kalacak?
Şimdi biz neyiz biliyor musun?
Yıkıntılar arasında yakınlarını arayan öksüz savaş çocukları
gibiyiz. Umut ve korkunun hiçbir anlam taşımadığı bir dünyada bir
şey bulduğunda neyi, ne yapacağını bilemeyen çocuklar gibi.
Artık hiçbir duygusunu anlamayan çocuklar gibi
Ve elbet biz de bu aşkla büyüyecek
Her şeyi bir başka aşka erteleyeceğiz
kış başlıyor sevgilim
hoşnutsuzluğumun kışı başlıyor
bir yaz daha geçti hiçbir şey anlamadan
oysa yapacak ne çok şey vardı
ve ne kadar az zaman
kış başlıyor sevgilim
iyi bak kendine
gözlerindeki usul şefkati
teslim etme kimseye, hiçbir şeye
upuzun bir kış başlıyor sevgilim
ayrılığımızın kışı başlıyor
Giriyoruz kara ve soğuk bir mevsime.
Kitaplara sarılmak, dostlarla konuşmak, yazıya oturup sonu
gelmeyen cümleler kurmak, camdan dışarı bakıp puslu şarkılar mırıldanmak...
Böyle zamanlarda her şey birbirinin yerini alır
çünkü her şey bir o kadar anlamsızdır
içinizdeki ıssızlığı doldurmaz hiçbir oyun
para etmez kendinizi avutmak için bulduğunuz numaralar
Bir aşkı yaşatan ayrıntıları nereye saklayacağınızı bilemezsiniz
çıplak bir yara gibi sızlar paylaştığınız anlar, eşyalar
gözünüzün önünde durur birlikte yarattığınız alışkanlıklar
korkarsınız sözcüklerden, sessizlikten de; bakamazsınız aynalara,
çağrışımlarla ödeşemezsiniz
dışarıda hayat düşmandır size
içeride odalara sığamazken siz, kendiniz
Bir ayrılığın ilk günleridir daha
Her şey asılı kalmıştır bitkisel bir yalnızlıkla
Gün boyu hiçbir şey yapmadan oturup
kulak verdiğiniz saatin tiktakları
kaplar tekin olmayan göğünüzü
geçici bir dinginlik, düzmece bir erinç
suyu boşalmış bir havuz, fişten çekilmiş bir alet kadar tehlikesiz
bakınıp dururken duvarlara
boş bir çuval gibi, çalmayan bir org gibi, plastik bir çiçek, unutulmuş bir oyuncak, eski bir çerçeve gibi, hani, unutsam eşyanın gürültüsünü, nesnelerin dünyasında kendime bir yer bulsam, dediğimiz zamanlar gibi
kendimizin içinden yeni bir kendimiz çıkarmaya zorlandığımız anlar
gibi
yeni bir iklime, yeni bir kente, bir tutukluluk haline, bir trafik
kazasına, başımıza gelmiş bir felakete, işkenceye çekilmeye, ameliyata
alınmaya
kendimizi hazırlar gibi
yani dayanmak ve katlanmak için silkelerken bütün benliğimizi
ama öyle sessiz baktığımız duvarlar gibi olmaya çalışırken,
ve kazanmış görünürken derinliğimizi
Ne zaman ki, yeniden canlanır bağışlamasız belleğimizde
bir anın, yalnızca bir anın bütün bir hayatı kapladığı anlar
o tiktaklar kadar önemsiz kalır şimdi
hayatımıza verdiğimiz bütün anlamlar
denemeseniz de, bilirsiniz
hiç yakın olmamışsınızdır intihara bu kadar
Bana Zamandan söz ediyorlar
Gelip size Zamandan söz ederler
Yaraları nasıl sardığından, ya da her şeye nasıl iyi geldiğinden. Zamanla ilgili bütün atasözleri gündeme gelir yeniden. Hepsini bilirsiniz zaten, bir ise yaramadığını bildiğiniz gibi. Dahası onlar da bilirler. Ama yine de güç verir bazı sözler, sözcükler,
öyle düşünürler.
Bittiğine kendini inandırmak, ayrılığın gerçeğine katlanmak, sırtınızdaki hançeri çıkartmak, yüreğinizin unuttuğunuz yerleriyle yeniden
karşılaşmak kolay değildir elbet. Kolay değildir bunlarla baş etmek,
uğruna içinizi öldürmek. Zaman alır.
Zaman
Alır sizden bunların yükünü
O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar
dibe çöker. Hayatta sevinilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir
yerlerden
bulunup yeni mutluluklar edinilir.
O boşluk doldu sanırsınız
Oysa o boşluğu dolduran eksilmenizdir
gün gelir bir gün
başka bir mevsim, başka bir takvim, başka bir ilişkide
o eski ağrı
ansızın geri teper.
Dilerim geri teper. Yoksa gerçekten
Bitmişsinizdir.
Zamanla yerleşir yaşadıkların, yeniden konumlanır, çoğalır, anlamları
önemi kavranır. Bir zamanlar anlamadan yaşadığın şey, çok sonra değerini
kazanır. Yokluğu derin ve sürekli bir sızı halini alır.
Oysa yapacak hiçbir şey kalmamıştır artık
Mutluluk geçip gitmiştir yanınızdan
Herşeye iyi gelen Zaman sizi kanatır
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
günlerin dökümünü yap
benim senden, senin benden habersiz alıp verdiklerini
kim bilebilir ikimizden başka?
sözcüklerin ve sessizliklerin yeri iyi ayarlanmış
bir ilişkiyi, duyguların birliğini, bir aşkı beraberlik haline getiren
kendiliğindenliği
yani günlerimiz aydınlıkken kaçırdığımız her şeyi
bir düşün
emek ve aşkla güzelleştirilmiş bir dünya
şimdi ağır ağır batıyor ve yokluğa karışıyor orada
ölmüş saadeti karşılaştır yaşayan mutsuzlukla
Bunlar da bir ise yaramadıysa
Demek yangında kurtarılacak hiçbir şey kalmamış aramızda
Bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
solgun yollardan geçtim. Bakışımlı mevsimlerden
ikindi yağmurlarını bekleyen
yaz sonu hüzünlerinden
gün günden puslu pencerelere benzeyen gözlerim
geçti her çağın bitki örtüsünden
oysa şimdi içimin yıkanmış taşlığından
bakarken dünyaya
yangınlarda bayındır kentler gibiyim:
çiçek adlarını ezberlemekten geldim
eski şarkıları, sarhoşların ve suçluların
unuttuklarını hatırlamaktan
uzak uzak yolları tarif etmekten
haydutluktan ve melankoliden
giderken ya da dönerken atlanan eşiklerden
Duyarlığın gece mekteplerinden geldim
Bütünlemeli çocuklarla geçti
gençliğimin rüzgara verdiğim yılları
dokunmaların ve içdökmelerin vaktinden geldim.
Bu şiire başladığımda nerde,
şimdi nerdeyim?
yaram vardı. bir de sözcükler
sonra vaat edilmiş topraklar gibi
sayfalar ve günler
ışık istiyordu yalnızlığım
Kötülükler imparatorluğunda bir tek şiir yazmayı biliyordum
İlerledikçe... Kaybolup gittin bu şiirin derinliklerinde
Aşk ve Acı usul usul eriyen bir kandil gibi söndü
daha şiir bitmeden. Karardı dizeler.
Aşk... Bitti. Soldu şiir.
Büyük bir şaşkınlık kaldı o fırtınalı günlerden
Daha önce de başka şiirlerde konaklamıştım
Ağır sınavlar vermiştim değişen ruh iklimlerinde
Aşk yalnız bir operadır, biliyordum: Operada bir gece
uyudum, hiç uyanmadım.
barbarların seyrettiği trapezlerden geçtim
her adımda boynumdan bir fular düşüyordu
el kadar gökyüzü mendil kadar ufuk
birlikte çıkılan yolların yazgısıdır:
eksiliyorduk
mataramda tuzlu suyla, oteller kentinden geldim
her otelde biraz eksilip, biraz artarak
yani çoğalarak
tahvil ve senetlerini intiharla değiştirenlerin
birahaneler ve bankalar üzerine kurulu hayatlarında
ağır ve acı tanıklıklardan
geçerek geldim. Terli ve kirliydim.
Sonra tımarhanelerde tımar edilen ruhum
maskeler ve çiçekler biriktiriyordu
linç edilerek öldürülenlerin hayat hikayelerini de...
korsan yazıları, kara şiirleri, gizli kitapları
ve açık hayatları seviyordu.
Buraya gelirken
uzun uzak yollar için her menzilde at değiştirdim
atlarla birlikte terledim yolları ve geceleri
ödünç almadım hiç kimseden hiçbir şeyi
çıplak ve sahici yaşayıp çıplak ve sahici ölmek için
panayır yerleri... panayır yerleri...
ölü kelebekler... ölü kelebekler...
sonra dünyanın bütün sinemalarında bütün filmleri seyrettim.
Adım onların adının yanına yazılmasın diye
acı çekecek yerlerimi yok etmeden
acıyla baş etmeyi öğrendim.
Yoksa bu kadar konuşabilir miydim?
ipek yollarında kuzey yıldızı
aşkın kuzey yıldızı
sanırsın durduğun yerde
ya da yol üstündedir
oysa çocukluktan kalma gökyüzünde hileli zar
ölü yanardağlar, ölü yıldızlar
ve toy yaşın bilmediği hesap: ışık hızı
AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BAŞKA TÜRLÜ GEÇİLEN
AŞKIN BİR YOLU VARDIR
HER YAŞTA BİRAZ GEÇİKİLEN
gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler
gözlerim
aşkın kuzey yıldızıdır bu
yazları daha iyi görülen
Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler
ilerlerim
zamanla anlarsın bu bir yanılsama
ölü şairlerin imgelerinden kalma
Sen de değilsin. O da değil
Kuzey yıldızı daha uzakta
yeniden yollara düşerler
düşerim
bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda
ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında
Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler
yaşamsa yerli yerinde
yerli yerinde her şey
şimdi her şey doludizgin ve çoğul
şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi
şimdi her şey yeniden
yüreğim, o eski aşk kalesi
yepyeni bir mazi yarattı sözüklerin gücünden
Dönüp ardıma bakıyorum
Yoksun sen
Ey sanat! Her şeyi hayata dönüştüren
Uzaktı dön yakındı dön çevreydi dön
Yasaktı yasaydı töreydi dön
İçinde dışında yanında değilim
İçim ayıp dışım geçim sol yanım sevgi
Bu nasıl yaşamaydı dön
Onlarsız olmazdı, taşımam gerekti, kullanmam gerekti
Tutsak ve kibirli -ne gülünç-
Gözleri gittikçe iri gittikçe çekilmez
İçimde gittikçe bunaltı gittikçe bunaltı
Gittim geldim kara saçlarımı öylece buldum
Kestim kara saçlarımı n'olacak şimdi
Bir şeycik olmadı - Deneyin lütfen -
Aydınlığım deliyim rüzgârlıyım
Günaydın kaysıyı sallayan yele
Kurtulan dirilen kişiye günaydın
Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi
Bir yaşantı ile karşılayanlara
Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum
Hasretinle geçiyorken bu gençlik çağım,
Ey sevdiğim, ben ümitsiz değilim gene
Ak düşünce saçların kumral rengine
Kollarında son aşıkın ben olacağım.
Ey başında şimdi sevda rüzgarları esen,
Böyle her gün yollarımdan geçsen de süzgün
Sen benimsin büsbütün terk olunduğun gün ...
O mukadder günü, bilmem, düşündün mü sen?
Ben bir beyaz saçlı aşık, sen bir ihtiyar ...
O gün bana yalaşırken ey ilahi yar,
Esirgeme gözlerimden bir son buseni,
Kirpiğinden yavaş yavaş bir damla aksın,
Çünkü, ruhum, sen de o gün anlayacaksın
Ki hiç kimse benim kadar sevmemiş seni!
Son düzenleme:
- Katılım
- 28 Nis 2011
- Konular
- 4,027
- Mesajlar
- 56,078
- Reaksiyon Skoru
- 5,787
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 15 Yıl 1 Ay 16 Gün
- Başarım Puanı
- 405
- Yaş
- 43
- MmoLira
- -11
- DevLira
- 0
тєşєккüяℓєя.
- Katılım
- 19 Eki 2011
- Konular
- 27
- Mesajlar
- 828
- Reaksiyon Skoru
- 116
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 14 Yıl 7 Ay 27 Gün
- Başarım Puanı
- 82
- MmoLira
- -1
- DevLira
- 0
тєşєккüяℓєя.
Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)
Benzer konular
- Cevaplar
- 3
- Görüntüleme
- 25
- Cevaplar
- 5
- Görüntüleme
- 81
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 62
- Cevaplar
- 0
- Görüntüleme
- 36




