- Katılım
- 9 Eyl 2011
- Konular
- 52
- Mesajlar
- 1,027
- Online süresi
- 9h 35m
- Reaksiyon Skoru
- 64
- Altın Konu
- 0
- TM Yaşı
- 14 Yıl 9 Ay 3 Gün
- Başarım Puanı
- 138
- MmoLira
- 83
- DevLira
- 0
ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!
Mahmut Çetin ( 1963)
Mahmut Çetin, Türk Ocakları'nda
Araştırmacı-yazar Mahmut Çetin, Türk Ocakları Genel Merkezi'nde eserlerini anlatacak.
Mahmut Çetin'in ilk konuşması, Kuşlukta Yazarlar etkinliği çerçevesinde olacak. 7 Ekim 2011 tarihinde yapılacak sohbette yazar, "Boğazdaki Aşiret" kitabını anlatacak.
Mahmut Çetin, 8 Ekim 2011 tarihinde de Aydın Yabancılaşması konusunda konuşacak. Konuşmalar, saat 14:00'de Türk Ocağı'nın Balgat'taki genel merkezinde yapılacak.
1 Ocak 1963 tarihinde Ankarada doğdu. Reşat Bey İlkokulu, Sokullu Mehmet Paşa Ortaokulu, Atatürk Lisesi ve Adapazarı Akyazı Lisesi'nde okudu. Erzurum A.Ü. Fen ve Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi (1986). Mezuniyet tezi Yahya Kemalin Eski Şiirin Rüzgarıyla adlı eserinin indeks-sözlükü. TRT Yardımcı Prodüktörlük Kursuna katıldı. Tuzla Piyade Okulu'nu bitirdi. Aydın'ın Söke ilçesinde yedeksubay olarak askerlik yaptı.
1989 yılında İstanbula geldi. Çeşitli gazete, dergi ve televizyon kuruluşlarında çalıştı. TGRT'de Portreler ve TV5'te Kitabiyat programlarını yaptı.
1996 yılında Edille Yayınları'nı kurdu. 2000 yılında
Nilüfer Edebiyat, Yeni Hafta, Kültür Dünyası, Tarih ve Düşünce, Okumuş Adam, Platform, Yarın, Türk Yurdu ve Biyografi Analiz dergilerinde yazdı. 1995 yılında Beyan ve 2003 yılında Biyografi Analiz dergilerini çıkardı.
Uluslararası Eminönü Sempozyumu, Uluslararası Göç Sempozyumu ve 2010 Kültür Başkenti Ajansı'nda danışmanlık yaptı. Şehir kültürü üstüne araştırmalar yaptı. Eminönü Sözlüğü kitabını yazdı. Bu çalışmanın genişletilmiş hali olan Dersaadet / Tarihi Yarımada kitabı üzerinde çalışıyor.
ESERLERİ:
İslam Sanatının Yeniden Teşekkülü, Aydın Yabancılaşması, Hünkar Hacı Bektaş Veli (roman), Bebek ile Mücahit (destan-şiir), Boğazdaki Aşiret, Hırka (roman), Radyo İçin Üç Oyun, Perinçek ve Aydınlık Hareketi, X İlişkiler, Kart Kurt Sesleri, Teyze ile Prenses, Çalıntı Polemikleri, Genetik İhanet, Çinli Hoca'nın Torunu Ecevit, Eminönü Sözlüğü.
ESER-AYRINTI
Boğaz'daki Aşiret
Mahmut Çetin
Biyografi Net Yayınları
"Boğaz'daki Aşiret" başlığı ister istemez "Boğaz Neresi" ve "Aşiret Kim" sorularını akla getiriyor. Evet Boğaz, bildiğimiz Boğaziçi. Genelde kırsal kesimle alakalı bir kavram olan aşiret kelimesi ise Boğaziçi"nde bir kast oluşturan büyükçe bir ailenin tarihini anlatırken hassaten seçildi. Bir sülale tarihi diyebileceğimiz Boğaz'daki Aşiret yer yer Türk Solu tarihi, yer yer de Batılılaşma Tarihi'nin belirli dönemlerini resmediyor. Aileler arasında evliliklerle kurulan bağların, sanata, ticarete, eğitime, bürokrasiye ve giderek bir yabancılaşma zihniyeti şeklinde hayata nasıl yansıdığı eserdeki ipuçları yardımıyla daha iyi görülecektir zannediyoruz.
Boğaz'daki Aşiret, dört büyük ailenin birbirleriyle irtibatından oluşur. Eser bu sebeple dört bölüm olmuştur. Aile büyüklerinin asıl isimleri seçilerek de Konstantin'in Çocukarı, Detrois'in Çocukları, Sotori'nin Çocukları, Topal Osman Paşa - Namık Kemal kanadı bölümleri ortaya çıktı. Boğaz'daki Aşiret! şenlikli bir kitap. Ali Fuat Cebesoy'dan Nazım Hikmet'e, Oktay Rifat'tan Refik Erduran'a, Rasih Nuri İleri'den Ali Ekrem Bolayır'a, Zeki Baştımar'dan Sabahattin Ali'ye, Numan Menemencioğlu'ndan Abidin Dino'ya uzanan ilginç akrabalık zinciri.
Polonez, Hırvat, Alman, Macar ve Rum kökenli meşhurların, yerlilerle evliliklerinden oluşan "Boğaz'daki Aşiret"in, batılılaşma tarihinde oynadığı roller... Kimlerin kimlikleri, Çıldırtan çizelgelerle soyağaçları. Ve dipnotlar! Onlar hiç bu kadar sevimli olmamışlardır.
HAKKINDA YAZILANLAR
Modern şehrin aşireti
YASİN YAĞCI
Aksiyon
Doğu ve özellikle Güneydoğu Anadolu'nun kendine has özellikleri vardır. Ekonomilerinin büyük oranda tarıma endekslenmiş olması, insanlarının içine kapanıklığı, işsizlik sorununun had safhada bulunması gibi. Aslında bu ayrıntılara Anadolu'nun her bölgesinde rastlamak mümkündür. Aşiret yapısının ise yalnızca bu bölgelere has bir tarihsel alışkanlık olduğunu bilirdik. Meğerse son Susurluk olaylarıyla birlikte gündeme epey damgasını vuran Anadolu'nun doğusunun kendine has bu özelliğine Türkiye'nin batısında da rastlamak mümkünmüş. Mesela Marmara Bölgesi'nde, daha özelinde İstanbul'da, daha da özelinde Boğaziçi'nde.. Evet, Boğaziçi ve aşiret, birbirine çok uzak gibi duran bu iki kavram aslında gerek anlam gerekse toplumsal yapılanış itibariyle göründükleri kadar uzak değil birbirlerinden. Mahmut Çetin yeni yayınlanan "Boğaz'daki Aşiret" kitabında bunu gözler önüne seriyor. Boğazdan kasıt İstanbul Boğazı. Aşiretten kasıt ise kökenleri Osmanlının son dönemlerine değin uzanıp Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan günümüze dek varlığını sürdüren ve devamlı bir güç odağı olmuş bir aile. Boğaziçi'nde "kast" oluşturan büyükçe bir ailenin tarihi anlatılıyor kitapta. Bir sülale tarihi diyebileceğimiz "Boğaz'daki Aşiret" yer yer Türk solunun, yer yer de Batılılaşma tarihinin belirli dönemlerini dile getiriyor. Aile içi evlilikler ile kurulan bağların sanattan ticarete, eğitimden bürokrasiye değin hayatın her alanına nasıl yansıdığı gözler önüne seriliyor. Ali Fuat Cebesoy'dan, Nazım Hikmet'e, Rasih Nuri İleri'den Ali Ekrem Bolayır'a, Zeki Baştımar'dan Turgut Sunalp'e, Memet Fuat'tan Sabahattin Ali'ye, Numan Menemencioğlu'ndan Abidin Dino'ya uzanan ilginç akrabalık ilişkileri ve bu ilişkilerin günümüze değin uzanan etkilerinin araştırıldığı/incelendiği kitap tarihi bir belge niteliğinde.
Zihniyet değişmeleri
Dört büyük ailenin birbirleriyle irtibatlarını ele alan ve bu ailelerin ilk büyüklerinin asıl isimleri ile birlikte dört bölüm halinde hazırlanan kitap akrabalık ilişkilerinin günümüze değin uzantısını ortaya koyarken bu ilişkilerin sosyal statü sağlamadaki etkilerini de irdeliyor. Sosyologlar tarafından kan ya da akrabalık bağlarıyla birbirlerine kenetlenen, göçebe ya da yarı göçebe olarak tanımlanan ve Doğuya ait bir yapılanış olarak yıllarca söylenegelen aşiretler ile modern kent görünümüyle özdeşleşmiş Boğaziçi'ni biraraya getirip onu kitabına isim yapan Mahmut Çetin asıl amacının ne aşiretvari bir yapılanmayı eleştirmek ne de buralara bağlı insanları yargılamak olduğunu belirtiyor. Boğaziçi'nde aşiretvari ilişkilerin olmasını yadırgadığını belirten Çetin sözlerine şöyle devam ediyor: "Bizim Boğaziçi kitabımızda bir ünlemimiz var. Niye ünlem? İstanbul Boğaziçi'nde aşiret ilişkilerinin olmaması lazım. Tam tersi bireyin ve insani faaliyetlerin öne çıktığı bir ilişki beklenir buradan. Fakat biz bunu göremiyoruz. Güneydoğuda görülen tabii akrabalık ilişkilerinin burada zümre davranışı şeklinde öne çıktığını gözlemlemekteyiz. Bir kısım insanlar bu çerçevede belli sonuçlara gidiyorlar. Ve bunu bir zihniyet çerçevesinde yapıyorlar. Onun için ben kitabımı Boğaz'daki sülale, veya Boğaz'daki aile gibi adlandırmalar yerine Boğaz'daki Aşiret diye adlandırma gereği duydum."
Boğaz'daki Aşiret Türk aristokrasisi içinde bir sülalenin tarihi gibi. Ailenin dört kolu var; Konstanty, Deotris, Sotori ve Siyavuş ile çocukları. Bu aileler çeşitli evlilikler ile birbirleriyle akraba olmuşlar. Eser aile bireylerinin akrabalık bağlarını kullanarak sanat, siyaset, ticaret alanlarına ilişkin yansımalarını ele alıyor. İsimlerinden de anlaşılacağı gibi Boğaz'daki aşiret azınlıklardan oluşmuş; Polonez, Alman, Rum, Macar ve Hırvat milletlerinden. Yerliler ise daha sonraları yapılan evlilikler ile bu aileye katılmışlar. Çalışmasını gerçekleştirirken kesinlikle bu insanların kökenlerini ifşa etmek gibi bir çaba içerisinde olmadığını belirten Mahmut Çetin böylesi ilişkilerin doğurduğu zihniyet değişikliklerini gözler önüne sermek amacını güttüğünü belirtiyor: "Benim bu eserde söylemek istemediğim en son şeylerden birisi ilişkileriydi. Şunun altını kesinlikle çizmek istiyorum: Ben kafatasçıların sonuncusu olarak anılmak istemiyorum. Benim itiraz ettiğim nokta bu insanların kökenleri değil, zihniyetleri. Müslüman oldum deyip de kendisi, çocukları ve torunları bu millete ve bu milletin değerlerine savaş açıyorlarsa benim itiraz etme hakkım doğuyor."
Ülkemizde alışılmamış bir tür
Soy tarihi ile ilgili çalışmalar Türkiye'de ender rastlanan bir alan. Bu alanın kendine has zorlukları da yok değil. Onca eser karıştırmak, birçok isim tespit etmek ve bu isimler arasındaki bağlantıyı sağlamak kolay olmasa gerek. Boğaz'daki Aşiret'i hazırlarken çok zorlandığını dile getiren Çetin; böylesi bir çalışmanın zevkli yanlarının da olduğunu belirterek şöyle devam ediyor: "Türkler soy asabiyeti taşımayan bir millet olduğundan bu yönde çalışmalar sınırlı. Benim bu çalışmam çok uzun süreli bir çalışma oldu. Yaklaşık on yılımı verdim. Akademik araştırma metodunu kullanmakla birlikte metinde popüler gazetecilik uslubunu da denedim. Kitaptaki bağlaçlar bir nevi işin püf noktaları. Bu bağlaçlar aileler arasındaki bağlantıları belirtiyor."
Kitapta rastlanan başka önemli bir nokta ise bu aileye mensup hemen hemen tüm bireylerin birer muhalefet psikolojisi ile donatılmış olmaları. İtihat Terakki'den Jön Türkler'e kadar birçok önemli şahsiyet ve Cumhuriyet dönemi sol muhalefetin beyin takımı hep bu aileden. Bu durumu bir nevi egonun tatmini şeklinde tarif eden Çetin, benim itirazım buna değil diyor: "İnsanın ailesinin bağlarından yararlanıp bir yerlere gelmesi kadar doğal bir şey olamaz. Ama bu; insanların önünü kapatacak nitelikte ise o zaman iş değişir. Mesela İstiklal Marşı'nın beste yarışması yapılıyor. Yarışmayı daha önce Ali Rıfat Çağatay'ın bestesi kazanıyor. Yarışma kurulunda ise Çağatay'ın kardeşi var. Sonradan bu durum basına yansıyınca yarışma iptal ediliyor ve bir başkası kazanıyor. Bir örnek sadece, ama güzel bir örnek."
Türkiye'de elli kadar ailenin gündemi belirleyen merkezleri etkiledikleri, bu ailelerin siyaset, sanat, finans ve toplumsal alanlarda hep söz sahibi oldukları söylenir. Bunun açık delileri yoksa bile bir iddia olarak ortalıkta dolaşır. Boğaz'daki Aşiret'in de sözkonusu aileler arasında olduğunu ve bu aileye mensup kişilerin günümüzde de ailelerinin nüfuzundan faydalanarak kendilerine mevki makam edindiklerini dile getiriyor Mahmut Çetin. Ama kitabında sözkonusu ailenin günümüzde yaşayan bireylerini göremiyoruz, Çetin buna yer vermeyişini şöyle açıklıyor: "Eğer günümüzde yaşayanlara da yer verseydim yaptığım bir nevi paparazzilik olacaktı. Bu demek değil ki günümüzde etkileri yok. Şu basit örnek her şeyi anlatmakta. Mehmet Fuat, Nazım Hikmet'in üvey oğlu. Mehmet Fuat bir eleştirmen. Solda edebiyat bağlamında yeni bir ismin çıkması üç beş kişinin icazet vermesine bağlı. Mehmet Fuat bu icazet verenlerden bir tanesi. Bugün onlarca yazar ondan icazet alarak çıkmıştır."
ESER-AYRINTI
ÇALINTI POLEMİKLERİ
Mahmut Çetin
biyografi.net
Kim çalmış, kimden çalmış, nasıl çalmış, neden çalmış, niçin çalmış?
Kültür ve sanatta daha önceki eserlerden esinlenme, tabii bir durumdur. Esinlenmenin nerede başlayıp nerede bittiği ise henüz sonuçlanmamış bir tartışma
Çalıntı bir bakıma, cinayete benzer. Zor olan cinayeti gerçekleştirmekten çok onun izlerini yok etmektir. Sigmund Freud
Edebiyat hırsızlıktır. James Atlas
Çok iyi söyleyemediğim bir şeyi, başkalarına söyletirim. Montaigne
Öykünme eylemi, gerçeklikten yoksunluk anlamına gelmez. Milan Kundera
İyi ressamlar kopyalar, büyük ressamlar çalar. Picasso
ESER-AYRINTI
Teyze ile Prenses
Araştırmacı-yazar Mahmut Çetinin yazdığı Teyze ile Prenses kitabı Biyografi Net Yayınları tarafından neşredildi.
Daha önce Boğazdaki Aşiret, X İlişkiler, Perinçek ve Aydınlık Hareketi ve Kart Kurt Sesleri gibi eserlere imza atan Mahmut Çetin, son kitabı Teyze ile Prensesi eğlenceli bir eser olarak sunuyor. Kitapta Sultan Vahdettin ile Bülent Ecevitin, Rahşan Ecevitle Atatürkün sosyal doku beraberliğine şahit oluyoruz. Doğrudan bir akrabalık ilişkisi olmasa da birbirine zıt kişilikler olarak düşündüğümüz bu ünlülerin birbiriyle dolaylı şekilde irtibatı okuyucuya hoşça vakit geçirtecek gibi görünüyor. Kitaptaki olaylar, Sultan Vahdettinin kızı Prenses Ulviye ile Bülent Ecevitin teyzesi Ferhande Okday etrafında gelişiyor.
Teyze ile Prenses bağlantı örgüsü
Teyze; Bülent Ecevitin annesi Nazlı Ecevitin büyük teyzesi Ferhande Okday.
Prenses; Sultan Vahdettinin kızı Prenses Ulviye.
* Son sadrazam Tevfik Paşanın oğlu İsmail Hakkı Okdayın birinci eşi Prenses Ulviye, ikinci eşi Nazlı Ecevitin annesinin teyzesi Ferhande Hanım. Yani Bülent Ecevit; Sultan Vahdettinin üvey kuzeni.
* Refik Halid Karay, Bülent Ecevit, Engin Noyan Üç farklı kuşaktan üç meşhur insan. Bu üç kişinin bağlantıları şöyle: Engin Noyanın annesinin dedesi Niyazi Halid, Refik Halidin ağabeyi. Refik Halidin teyzesi İsmet Hanım, Bülent Ecevitin babaannesi.
* Rahşan Ecevit ile Aydın Boysan kuzen. Boysan Ailesinden Mecdi Boysan, Atatürkün kız kardeşi Makbule Atadanın kocası.
* İsmail Hakkı Okdayın kardeşi Şefik Okdayın torunu Aylin Okday, Alp Yalmanın yeğeni Ahmet Yalmanla evlenir.
* İsmail Hakkı Okdaydan boşanan (Sultan Vahdettinin kızı) Prenses Ulviye, Ali Haydar Germiyanoğlu ile ikinci evliliğini yapar.
* Ali Haydar Germiyanoğlunun ikiz kardeşi Celalettin Germiyanoğludur. Manken Billur Kalkavan, Celalettin Germiyanoğlunun torunu.
ESER-AYRINTI
X İlişkiler
Mahmut Çetin
EDİLLE YAYINLARI, 302 sayfa, 1. hamur
Toplumları ayakta tutan şey, değer yargılarıdır. Bu torağın insanlarıyla hiç bir kültürel bağı olmayan bir küçük mutlu azınlık, değer yargılarımızı tahrip ederek toplumumuzun geleceğiyle oynamaktadır. Mutlu azınlık; sahne, sinema ve gece hayatına yansıttığı ilişkileriyle topluma yanlış örnek modeller empoze etmektedir. Bu çalışma, mevcut durumun ne mutlu azınlık fertlerine ne de yanlış değerler empoze edilen millet bütününe mutluluk vermediğini gösteriyor. X İlişkiler; toplumun her kesimi için genel bir değerlendirme ve arınmanın zorunluğunu işaret ederken, Türk aydınını da birlikte yaşamacı, yarınları kavrayan model projeler üretmeye davet etmektedir.
ESER-AYRINTI
İslam Sanatının Yeniden Teşekkülü
Mahmut Çetin
ADIM YAYINLARI, 264 sayfa, 3. hamur
Bugün bütün sanat faaliyetlerinde gözümüze çarpan sunilik, asr-ı saadet sanatında görülmez. Orada tabii bir haldir san'at faaliyeti, hayattan bir parçadır. Çünkü sanat fonksiyoneldir. Doğu İslam toplumunun temel kabülleri nasıl batı hıristiyan toplumundan farklıysa, iki toplumun sanat eserleri arasında da bu fark görülür. Batı sanatının temel prensibi, benzetmedir. İslam sanatının farkıysaa, eşya ve hadiseyi yansıtma metoduyla yorumlamasıdır.
ESER-AYRINTI
Hünkar
(Hacı Bektaş Veli)
Mahmut Çetin
Biyografi Net Yayınları
O anda Abdal Musa'nın aklına Horasan'dan Anadolu'ya gelirken düşündüğü hayal geldi. Abdal Musa'nın gözünde Anadolu sabah demekti. Güneş'in doğumu demekti. Ve dahi çimenlerin üstüne çiğ düşmüş demekti. Çiğ ve güneş Anadolu demekti. Dalgın, nereden aklıma gelir bilmem diyerek, zikrine devam etti. Lailahe illallah, Lailahe illallah, Lailahe illallah..
ESER-AYRINTI
Perinçek Ve Aydınlık Hareketi
Mahmut Çetin
EDİLLE YAYINLARI, 222 sayfa, 3. hamur
Aydınlık Hareketi Ve Perinçek adlı bu çalışma, siyasi faaliyetlerden çok polemikleriyle gündemde olan bir siyasi çizgiyi, tarihi akışı içinde ele alan bir araştırmadır. Gerek Perinçek gerekse temsil ettiği siyasi hareket için bu güne kadar pek çok söz söylenmiş olması, onu ve hareketini böylesine bilinenler dışında bir tahlilden uzak tutamazdı. Bu sebeple eser, Aydınlık Hareketi hakkında nihai hükmü verecek olan kamu vicdanının bilgilendirilmesi bakımından önemli bir görevi yerine getireceği kanaatindeyiz.
ESER-AYRINTI
Bebek İle Mücahit
Mahmut Çetin
EDİLLE YAYINLARI, 64 sayfa, 3. hamur
Yayın tarihi 1994 64 sayfa 3. Hamur 13.50x19.00 cm karton kapak
konu: Edebiyat/Şiir (Yerli)
ESER-AYRINTI
Radyo İçin Üç Oyun
Mahmut Çetin
EDİLLE YAYINLARI, 130 sayfa, 3. hamur
Radyo oyunu, özel radyoların ihmal ettiğii bir alan.Biz TGRT FM olarak, radyo oyunları yayınlıyoruz ve dinleyicilerimizden olumlu tepkiler alıyoruz. Radyo oyunlarının kitap halinde yayınlanmasının da ayrı bir hizmet olacağına inanıyorum. İlhan Apak TGRT FM Genel Müdürü Mahmut Çetin'in bu kitabında, milli kültürümüzün temel isimlerinden Kab bin Züheyr, Şeyh Ali Semerkandi ve Hacı Bektaş-I Veli'nin örnek hayatları radyo oyunu tarzında işlenmiş. Daha önce seslendirilen ve filmi çekilen bu eserlerin yayınlanması, ülkemizde yeni teşekkül etmekte olan radyo literatürüne de olumlu katkılar sağlayacaktır. Zeki Anıt Radyo Nokta Genel Müdürü
ESER-AYRINTI
Hırka
(Hırka-i Saadetin-Kab Bin Züheyr'in Romanı)
Mahmut Çetin
EDİLLE YAYINLARI, 104 sayfa, 3. hamur
Hırka.. Şanlı sahabe kadrosundan Kab bin Züheyr'in hayatını anlatan bir küçük roman. Hırka.. İsyan tövbeye uzanan gözyaşı rahmetini yaşatan, hissettiren bir eser. Hırka.. Kaside-i Bürde'nin, Hırka-i Saadet'in romanı.
HAKKINDA YAZILANLAR
X İlişkiler
Hüseyin Öztürk
Akit 6 Kasım 2000
İşte memleketin; varı, yoğu, gizlisi, açığı, donu, gömleği, atası, babası, mafyası, çirkini, güzeli, bilumum haltları, batakları, şeytanları, bu başlık altındaki ilişkilerde yatıyor.
X İlişkiler bir kitap adı. Kitap oldukça ilginç. Sayfalarında gezinirken; televizyon, radyo, gazete ve gece aleminin Xlerini bulacaksınız. Memleketimizin medar-ı iftiharı(!) sanatçıların gerçek kimliklerini tanıyacaksınız.
Türkiye kimlerle gurur duyuyormuş, onu göreceksiniz. Bu ilişkilerin arkasını takip ettiğinizde yolunuz banka soygunlarına, özelleştirme sahtekârlıklarına, siyaset, mafya, işadamı ve medya dörtgenine çıkacak ve bütün yön levhaları sizi yanlış istikametlere sevk edecek.Kimisinin adının, kimisinin soyadının, kimisinin vücudunun kaç para ettiğini okuyacaksınız. Tüm karanlık ilişkilerin kahramanlarının her gün evlerimize giren ve adına sanatçı dediğimiz kişiler olduğunu göreceksiniz.
X İlişkilerde yer alan isimlere dikkat ettiğinizde; ülkemizde dönen bütün dolapların içinde onlardan çok tane olduğuna şahit olacak ve şaşıracaksınız.
Türkiyede kayıt dışı paranın kontrolünün, bu X İlişkili adamların elinde olduğunu ve paylaşmanın ve aklama operasyonunun magazin ilaveli medya patronlarıyla yapıldığını göreceksiniz.
İşte bu X İlişkiler içerisinde olanların tamamı, paçayı yırtmak için; çağdaş, laik ve güya demokrasi özlemiyle yanıp tutuşan demokratik bir Türkiye özlemi içerisindedirler.Bu özlem onları öyle bir Türkiye sevdalısı yapmıştır ki; her biri memleketin kanına girmiş, canına okumuştur. Bütün pisliklerine ve iğrençliklerine rağmen, onlar yine de resmi ideolojinin en iyi vatandaşlarıdır.
Lâfı uzattık, X İlişkiler kitabından söz etmeyi unuttuk. Efendim, kitabın yazarı, araştırmacı gazeteci Mahmut Çetin.
Yazarın Boğazdaki Aşiret ile X İlişkiler kitabını mutlaka temin etmelisiniz ve elinizin altında bulundurmalısınız.
Niye elinizin altında bulundurmalısınız? Şunun için. Kimin ne halt yediğini görmeniz ve bilmeniz için. Kitabı temin edebileceğiniz telefonlar:
Biyografi Net & Edille Yayınları
HAKKINDA YAZILANLAR
ÇİNLİ HOCA'NIN TORUNU ECEVİT
İşte Bülent Ecevit'in bilinmeyenleri
Nazım Hikmet'in dedesi, Ecevit'in dedesini hapsettirmişti. Vahdettin ile akrabalığı vardı. İşte Ecevitlerin ilginç aile ağacı...
Halen GATAda tedavi gören eski başbakanlardan Bülent Ecevit ile eşi Rahşan Ecevitin aile ağacını ve yaşamlarının bilinmeyenlerini gözler önüne seren "Çinli Hocanın Torunu Ecevit" adlı kitap okurla buluştu.
Mahmut Çetinin kaleme aldığı kitap, Ecevitin dedesi "Çinli Hoca" lakaplı Mustafa Şükrü Efendiden günümüze kadar Ecevit ailesinin soy ağacını yorumluyor. Kitaba göre, Bülent Ecevitin dedesi, medrese hocası Mustafa Şükrü Efendi, dönemin padişahı Abdülhamit tarafından 1894te Meclis-i Tetkikat-ı Şeriyye üyeliğine tayin edildi. Bu meclis, dini meseleleri inceleyen bir kuruldu ve adeta "dini bir Danıştay" gibi görev yapıyordu.
ECEVİTİN VE NAZIM HİKMETİN DEDESİ
Ecevitin dedesi, dini eğitim kurulları dışında önemli bir diplomatik görevde de bulundu. Bu görev, Sultan Abdülhamit döneminde Çine yaptığı seyahatti. Seyahatin gerekçesi, Batılı işgalcilere karşı başlayan Bokser Ayaklanmasında müslüman Çinlileri uyarmaktı. Çin müslümanlarının zarar görmemesi için gönderilen heyette Ecevitin dedesi Mustafa Şükrü Efendi ile Nazım Hikmetin dedesi Hasan Enver Paşa birlikte yer aldı. Heyetin başkanı Hasan Enver Paşa idi.
NAZIM HİKMETİN DEDESİ HAPSETTİRDİ
109 gün süren Çin seyahati sırasında ilginç olaylar da yaşandı. Bir gün Mustafa Şükrü Efendi, vapurun salonuna yalın ayak ve iç donuyla çıkınca heyet başkanı Nazım Hikmetin dedesi Hasan Enver Paşa, onu kamarasına kapattırarak başına da bir asker diktirdi.
Mustafa Şükrü Efendi, bu seyahat için 500 Osmanlı altını harcırah aldı ve bu yolculuğun ardından "Çinli Hoca" namıyla anılmaya başlandı.
Refik Halid Karay, anılarında Mustafa Şükrü Efendiden "dini bütün olmakla beraber yenilikleri kabul eden zeki bir Kastamonulu zat" olarak bahsetmişti.
Mustafa Şükrü Efendi, Aksarayda 23 Ekim 1924 tarihinde vefat etti. Torunu Bülent Ecevit, dedesinin ölümünden 7 ay sonra dünyaya gözlerini açtı.
BABASININ DA ŞİİRLERİ VARDI
Bülent Ecevitin babası Fahri Ecevit, hukuk fakültesinde adli tıp dersleri veren bir profesördü.
İstanbul Tıbbiyesinde öğrenciyken şiir yazdı, ancak şiirlerini yayınlamadı. Fahri Ecevit, milletvekili olunca adli tıp alanındaki meslektaşlarını unutmadı. Maaşlarının düşüklüğünden bahsettiği meclis kürsüsünde milletvekillerini şu sözleriyle güldürdü:
"Bir kimse var mıdır ki, ah şu adli tabip bana bir güzel otopsi yapsa diye düşünsün ve bu sebeple adli tabibe vizite müracaat etsin? Kimsenin bu hale düşmesini temenni etmiyoruz." Ecevitin annesi Nazlı Hanım da ressamdı. Türkiyede empresyonist eğilime katılan sanatçılar arasında Bülent Ecevitin annesi Nazlı Ecevit ile halası Afife Ecevit de vardı.
"BÜYÜK ADAM OLACAK"
Ferhande Hanım, Ecevitin annesi Nazlı Hanımın teyzesiydi. Son sadrazam Tevfik Paşa, Ferhande Hanımın oğlu Bülenti 3-4 yaşlarındayken kucağına alıp sevdi ve "Bu çocuk ileride büyük adam olacak" dedi. Sadrazamın kucağında oturan çocuk, yarım yüzyıl sonra onun koltuğuna (başbakanlık koltuğuna) oturacaktı...
Ecevitin eşi Rahşan Ecevit de 1923 yılının Aralık ayında İzmirde dünyaya geldi. Onun "parıldayan, ışıldayan" anlamına gelen ismini annesi Zahide Hanım koydu.
AİLESİNİ ÖLÜMDEN KURTARDI
Doğduğu gün ağlaması sayesinde mangaldan çıkan gazdan zehirlenen ailesini ölümden kurtardı. Babası Namık Zeki (Aral), can havliyle camları açtı ve aile kurtuldu.
Rahşan Aral, Bülent Ecevitin annesi Nazlı Ecevitin öğrencisiydi.
Genç Bülent, Rahşan Aralı ilk kez arkadaşı Altemur Kılıçın yanında gördü ve çok heyecanlandı. İkili, 1945te nişanlandı ve o günden sonra bir elmanın iki yarısı gibi yaşadılar...
VAHDETTİN İLE BAĞ
Kitaba göre, Bülent Ecevit ile ilgili ilginç bir konu da Vahdettin ile bağı...
Sultan Vahdettinin torunu Hümeyra Özbaş, Bülent Ecevitin üvey kuzeniydi. Özbaşın babası İsmail Hakkı Okday, Sultan Vahdettinin kızı Prenses Ulviyeden ayrıldıktan sonra ikinci evliliğini Bülent Ecevitin annesi ressam Nazlı Ecevitin teyzesi olan Ferhunde Hanım ile yaptı. Bu evlilik, Okdayın dünyadan ayrıldığı 10 Ekim 1977 tarihine kadar sürdü.
ATATÜRK İLE BAĞ
Rahşan Ecevite ilişkin bir ilgi çekici bir akrabalık bağı da kitapta sunuluyor.
Buna göre, Aydın Boysan ile Rahşan Ecevit kuzen, Boysan ailesinden Mecdi Boysan ise Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürkün kızkardeşi Makbule Hanımın eşiydi.
HAKKINDA YAZILANLAR
Genetik İhanet çıktı
Kemal Derviş gerçekte kim?
2001 ekonomik krizi patladığında ABDden ithal edilen kurtarıcı Kemal Dervişin soyağacını anlatan kitap çıktı.
Araştırmacı yazar Mahmut Çetinin arşivleri tarayıp, büyük emek sarfederek hazırladığı eserde, madalyonun görünen yüzünün gerçekleri ne kadar yansıttığı irdeleniyor.
Tepedelenli Ali Paşa ve Halil Hamit Paşa'dan Kemal Derviş'e Dededen Toruna Genetik İhanet!
Birisi bağımsız devlet kurma sevdasında, diğeri yabancılarla işbirliği yaparak padişahı devirme sevdasında iki dedenin torunudur Kemal Derviş Bir dönem emperyalizmin genel valisi gibi hareket eden Devlet Eski Bakanı Kemal Derviş, bu kitabın temel olgusu Kamuoyu Kemal Derviş'i sadece iktisatçı olarak tanıyor Yeni çıkan bu kitap ise, Kemal Derviş'in köken ilişkilerini gün yüzüne çıkarıyor. Dededen Toruna Genetik İhanette sanılanın aksine, insan davranışının etnik kökenle bir bağı olmadığı, davranışların zihniyetle alakalı bir durum olduğu dolaylı olarak ele alınıyor.
Dededen Toruna Genetik İhanet, Mahmut Çetin'in Boğaz'daki Aşiret kitabıyla başlayan aile tarihi araştırmaları zincirinin bir parçası Bu çalışma, Osmanlı'dan günümüze uzanan bürokrasi klanından birbirine akraba iki ailenin tarihini, Kemal Derviş özelinde anlatıyor. Kemal Derviş yönetiminde emperyalizmin emrinde yürürlüğe konulan ekonomik politikaların Türkiye'yi kaosa götürdüğü ise kitapta yer alan bir başka öngörü
Kitabın ikinci bölümünü oluşturan Kaos ve Perestroikada Mahmut Çetin, küresel dayatmacı oligarkların kirli programlarına karşı, yerli düşüncenin yeni bir derleniş programının da alt yapısını sunuyor.
HAKKINDA YAZILANLAR
X ilişkiler
Ahmet Sağırlı
Türkiye 10 Mart 2011
Hatırlar mısınız 4-5 sene öncesine kadar sabah akşam irticanın hortladığına dair yazılı ve görüntülü haberler çıkardı.
Laiklik hep tehdit altında olurdu.
Birden bire ardı arkası kesildi.
Artık ne irtica tehlikesi var ne de laiklik tehdit altında.
Bu işin mekanizması bugün artık meraklıları tarafından anlaşılabilecek hale geldi.
O yaygaranın ne için koparıldığı ayrı bir konu.. Nasıl koparıldığının anlaşılır hale geldiğini söylüyorum.
Önce bir merkezde nasıl bir hava oluşturulacağının kararı veriliyor sonra bu karara uygun haberler ve görüntüler üretiliyor, sonra bunlar medya ayağında abartılı şekilde daha doğrusu arzu edildiği şekilde değerlendiriliyor, sonra organize şekilde oluşturulan ortamdan herkes payına düşeni alıyor.
Kimi arada sıkışıp kalıyor, kimi olup bitenin farkında olmadan işin içine giriyor, kimi isyan ediyor, kimi provokatörlük yapıyor..
Oysa ne irtica tehlikesi var..Ne laiklik tehdit altında..
Adamlar bu kıskaçla 70 sene aralıksız bu memleketin sülük gibi kanını emmişler.
....
Mahmut Çetinin Boğazdaki Aşiret ve X ilişkiler kitaplarını bulabilirseniz okuyun.
Ben on sene, on beş sene önce okumuştum diyorsanız bu kadar sene sonra bir kere daha okuyun. Yeni şeyler farkedeceksiniz.
Ben tekrar okudum.. Kendime göre bir özet çıkardım.
Türkiyede herşey Boğazdaki Aşiret kitabında anlatılan ailelerin çevresinde dönmüş.
X ilişkilerdeki ailelelerin bir kısmı ise Boğazdaki aşiretin hizmetinde bulunarak paye ve pay sahibi olmuş.
Hep birbirlerini kollamışlar.
Hep paslaşmışlar.
Uzun yıllar sanayi, medya, hatta inşaat, bankacılık bunlardan sorulur olmuş.
Taa Özal iktidarına kadar.
12 Eylülden sonra bunlar mevzileri tek tek kaybetmeye başlamışlar.
Burada tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan misali bir soru var:
Bunlar mevzilerini kaybettiği için bu dönüşüm başlamamış.. Türkiyenin dönüştürülmesine karar verildiği için bunlar zaman içinde sıradanlaşmışlar. Bugün artık birkaç nesillik tecrübeleri ve geçmişte palazlanmış olmaları dışında hiçbir avantajları yoktur.
Eski metodlarla ekmek yiyemiyorlar.
Yerlerine yenileri yerleştirilecek muhtemelen.
Yine büyük ihtimalle yeniler bunlar gibi büyük ekseriyeti ile aynı kökten gelen nüfusun yüzde 85ini köle gibi kullanan imtiyazlı ailelerden olmayacak.
Barajsız parlamento gibi toplumun her kesimini temsil eden ve milletine yabancı olmayan ailelerden oluşacak.
Ülke ekranlardaki görüntülerle örtüşecek.
Ekranlar değişecek.
HAKKINDA YAZILANLAR
Boğaz'daki kabileler çatışır mı?
Arslan Bulut
Yeni Çağ 21 Ağustos 2008
İstanbuldaki Afrika Zirvesine katılan Togolu bir diplomatın sorusu, Mahmut Çetinin Boğazdaki Aşiret kitabını hatırlattı.
Hürriyetten Zeynep Gürcanlının haberine göre Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çırağan Sarayında heyet üyelerine Boğazı gösterip, Burası Avrupa kıtası, karşı taraf ise Asya dedi. Afrika zirvesine katılan delegelerin pek çoğu, İstanbulun iki kıta üzerinde kurulduğunu bilmediğinden, bu açıklamaya çok şaşırdı. Togolu bir diplomat, Ben bunu bir nehir sanıyordum derken, bir başkası sorduğu soruyla, Türk heyetini şoke etti:
Karşı kıyıdaki kabile ile buradaki iyi anlaşıyorlar mı? İki yaka çok yakın, aralarında çatışma, savaş falan çıkmıyor mu?
***
Türk heyetinin şok olmasını ben anlayamadım. Togolu diplomat, farkında olmadan gerçeği söylemiş. Mahmut Çetinin tespitlerine göre Boğaz kıyılarında yaşayanlar, Konstantinin Çocukları, Detroisin Çocukları, Sotorinin Çocukları, Topal Osman Paşa - Namık Kemal kanadı değil midir? Özellikle Türk solu, buradan çıkmış değil midir?
Kitapta Ali Fuat Cebesoydan Nâzım Hikmete, Oktay Rifattan Refik Erdurana, Rasih Nuri İleriden Ali Ekrem Bolayıra, Zeki Baştımardan Sabahattin Aliye, Numan Menemencioğlundan Abidin Dinoya uzanan ilginç akrabalık zinciri. Polonez, Hırvat, Alman, Macar ve Rum kökenli meşhurların, yerlilerle evliliklerinden oluşan Boğazdaki Aşiretin, Batılılaşma tarihinde oynadığı roller anlatılıyor.
***
Bunların arasına sonradan girenler, devletin yarattığı birkaç milyoner ile uyuşturucu zenginlerinden ibarettir.
Boğaz kıyılarını, Ege ve Akdeniz sahillerindeki otellerle birlikte düşünürseniz uyuşturucu zenginleri iddiamız ortada kalmaz!
10 yıldan fazla oldu. Polisle ilgili bir yazı dizisi hazırlıyordum. Makamında görüştüğüm bir Emniyet Genel Müdür Yardımcısı, Özal döneminde yapılan turizm yatırımlarının hemen hemen tamamı kara parayla, yani uyuşturucu parasıyla yapılmıştır demişti. O turizm yatırımlarını yapanlar nerede oturuyor dersiniz?
Ve çok partili düzene geçildiği andan itibaren siyasi partileri de Boğazdaki aşiretler gütmüyor mu? Diyeceksiniz ki öyleyse aralarında niçin zaman zaman kavga ediyorlar? Ne kavgası, baksanıza birinin önü tıkandığında öbürü açıyor. Siz bakmayın Tayyip Beyin Kasımpaşa çocuğu olmasına! AKPyi kurarken ilk olarak TÜSİADın desteğini almadı mı? Ara sıra kavga çıkıyorsa rantı paylaşamadıklarındandır.
Şimdi Boğazdaki aşiret, Türkiyeyi yabancı sermayeye teslim ediyor. İslâmcı denilen ve yeni oluşturulan sermayeyle aralarında bir kavga çıkabilir. İnşallah öyle olur. Çünkü AKP aşiretinin devlet ihaleleriyle zengin ettiği kişilerin kara parayla işi yok. Her ne kadar düşüncelerinde millilikten eser kalmadıysa da yapısal olarak milli sermaye sayılırlar!
HAKKINDA YAZILANLAR
TÜRK SOLU TARİKATÇI ÇIKTI
Araştırmacı-yazar Mahmut Çetinin kaleme aldığı Aydın Yabancılaşması adlı eser, Türk düşünce hayatında yeni bir tartışma alanını başlatıyor... Aydın Yabancılaşması sürekli olarak laiklik vurgusuyla gündeme gelen Türk Solunun aslında tarikatçı olduğunu gösteriyor. Eserde yer alan bilgilerden bazıları şöyle
* Türkiye Komünist Partisi kurucu başkanı Mustafa Suphi melami tarikatına mensuptu. Bir başka parti başkanı melami Hürriyet ve İtilaf Fırkası başkanı Miralay Sadık Beydi.
* Nazım Hikmetin dedesi Nazım Paşa mevlevi idi. Nazım Hikmet de yirmili yaşlarda Ben de müridinim Mevlana şiirini yazmıştı.
* Solcu şair Can Yücelin dedesi mevlevi şeyhi ve babası Hasan Ali Yücel mevlevi idi. Kendisini de mevlevi muhibbi olarak ifade eden can Yücel, bu durumu şöyle anlatıyordu. Mevlevilik aslında müslümanlığın incelmiş kanadıdır. Din incelmesi, bir bakıma ateistliğe doğru gitmedir.. Belki bende Allaha inanç kalmadı ama mevlevilikten koptum sayılmaz aslında.
* Çetin Altan'ın annesinin babası Hacı Hafız Mustafa Muhyiddin Efendi, Unkapanında, Salih Paşa Mahallesi Yeşil Tulumba Sokak'ta, Rufaiyye Tarikatından Şeyh Abdülhalim Efendi Tekkesi postnişini idi. Tanrıtanımaz olduğunu söyleyen Çetin Altan, inanç durumunu şöyle izah eder: Bir ayrıma muhtacız. Ateizm başka şeydir, paganizm başka. Ateizm insanın kendi iradesiyle Tanrıtanımazlığı felsefi olarak benimsemesidir. Biz paganlar ayrı bir vakayız. Paganlar başka türlü olmaları mümkün olmadığından, yetiştirilme biçimlerinden Tanrıtanımaz olanlardır. Türkiyede ateizm yoktur, paganlar vardır.
* Şair Oktay Rifatın da bektaşi bir aileye mensup olduğu biliniyor
Aydın Yabancılaşması yazarı Mahmut Çetin, tarikat yabancılaşmasının izlerinin bugüne de uzandığını ileri sürüyor. Çetin, bugün Mehmet Akif Ersoyun torunlarından birinin Türkiye Komünist Partisi lideri Aydemir Güler olduğunu, Elmalılı Hamdi Yazırın torununun da Okan Bayülgen olduğunu iddia ediyor.
Aydın Yabancılaşması kitabı, sabetaycıların mevlevi tarikatı içinde oldukça etkin olduğunu da belgeliyor. Eserdeki bilgilere göre sabetaycı mevlevi şeyhi İshak Dede, eski dışişleri bakanlarından Emre Gönensayın dedesi iken, diğer bir sabetaycı mevlevi şeyhi Mehmet Esat Efendi ise Halil Bezmenin anneannesinin dayısı oluyor.
Araştırmacı-yazar Mahmut Çetinin kaleme aldığı AYDIN YABANCILAŞMASI adlı araştırma yayınlandı. AYDIN YABANCILAŞMASI, (üstseçkin heterodoksi) başlığı altında Türk aydınının yabancılaşma süreçlerini ele alıyor.
Aydın Yabancılaşmasında yer alan ara bölümlerde, birbiriyle zıt gibi görünen anlayışların, ülkemizdeki heterodoks inançlarla kaynaştıklarını ve giderek kozmopolit bir ortak cephede, nasıl aynileştiklerini de göreceğiz.
BİYOGRAFİ NET
İLETİŞİM VE YAYINCILIK HİZMETLERİ
Ayma Koop A-6 No: 121 İkitelli / İSTANBUL
Tel: 0212 671 75 78 / 0542 235 72 49
Faks: 0 212 671 75 78
info@biyografi.net
biyografi.net@gmail.com
DAĞITIM:
Alfa, Artı, Final, D&R, Gökkuşağı, İnkılap, İz, Kitabevi, N&T, Remzi, Yeni Zamanlar
Fiyat:15 TL (KDV Dahil)
Ebat: 19.5 x 13.5
Sayfa: 256
ISBN : 978-975-00394-1-6
--
biyografi net iletisim ve yayıncılık
0 542 235 72 49
HAKKINDA YAZILANLAR
Afet Ilgaz'dan 'Kart Kurt Sesleri' yorumu
Mahmut Çetini Boğazdaki Aşiret kitabından tanır veya hatırlarsınız. Türk yakın tarihine bu kitapla ilk ışığı tutan kitaptır o. Ecevitin akrabalık yoluyla Osmanlı sarayına olan bağlantısını da Çinli Hocanın Torunu Ecevit ve Teyze ile Prenses kitaplarında anlatmıştı. Son kitabı, sanırım bu bahsedeceğim kitap: Kart Kurt Sesleri. Sonra bir kitap yayınladı mı bilmiyorum, benim elime geçmedi. Kitabının amacını şöyle açıklamış:
...Bu kitaptaki amacımız... farklılık içinde birliğin, birlikte yaşamanın, kardeşliğin poetikasını oluşturmaktır.
Bu kitapla Mahmut Çetin, Bedirhan ailesini inceliyor. Kürtler içindeki ayrılıkçı temayüller bu aile vasıtasıyla üretilmiştir.
... Bedirhan Bey ve çocukları, siyasi Kürtçülük faaliyetlerine karışmış olmasına rağmen aile fertlerinin bir çoğu sonraki yıllarda milletimize hizmet etmiştir. Bu aileyi ve akrabalarını yazarken karşımıza çıkan şey, sıradan bir Türkiye manzarasıdır.
Bedirhan ailesi renkli ve ünlü insanlardan oluşur. Aile içinde ideolojik ve siyasi farklılıklar görürüz. Kürtçü ile Türkçü, Atatürkçü, dindar, birlik yanlısı, bölücü aynı aile içinde, aynı tarih diliminde yaşamıştır. Abdülhamit Hanın kitabın girişine konulan bir cümlesi:
Kürtler ve Bedirhan Paşazadeler bizim Müslüman kardeşlerimizdir. Ayrımız gayrımız yoktur.
Musa Anterin hâtıralarından bir
bölüm:
Bu Kürt büyüklerinin hiç biri kendini Kürt kabul etmez. Kimi Muhammedin soyundan seyittir, kimi Abbasidir, kimi Halid bin Veliddir. Başkaları da vardır ama Araplarda kendine yer bulamayan bazı Diyarbekir beyleri kendilerinin Akkoyunlu Uzun Hasanın soyundan geldiklerini iftiharla söylerler.
Halide Edip, Cenap Şahabettin, Teşkilat-ı Mahsusa reisi Sencer Kuşçubaşının bu aileyle olan şaşırtıcı ilişkilerini, hatta Nazım Hikmetin süt kardeşliği yoluyla yakınlığını da Mahmut Çetin yazmış. Kitabından öğrendim.
Musa Anter de bu yüzden mi öldürüldü dersiniz? İnsan bugün kürsülerdeki ve sokaklardaki ürkütücü nefreti gördükçe Bedirhanların renkliliğini arıyor.
ESER-AYRINTI
Aydın Yabancılaşması
Üstseçkin Heterodoksi
Mahmut Çetin
BİYOGRAFİ.NET
Aydın Yabancılaşması, kronolojik manada bir batılılaşma tarihi değildir Aydın Yabancılaşmasında bir çözülmenin zihniyet planındaki süreç, aşama ve ilişkileri kavram ve kişiler bazında tespit edilmek istenmiştir.
Aydın Yabancılaşması adlı çalışmamız, Türk aydınının düşünce değişim halkalarını incelemektedir. Aydın Yabancılaşmasında gelenek karşıtı cephenin zevkçilik, heterodoks inançlara yöneliş, masonluk, pozitivizm, sosyalizm ve kozmopolitizm şeklinde oluşan değişim aşamaları ele alınmıştır.
Yabancılaşma tarihimizdeki aşamalar arası ilişki, önemli olmasına rağmen, üzerinde durulmamış bir husustur
Aydın Yabancılaşmasında yer alan ara bölümlerde, birbiriyle zıt gibi görünen anlayışların, ülkemizdeki heterodoks inançlarla kaynaştıklarını ve giderek kozmopolit bir ortak cephede, nasıl aynileştiklerini de göreceğiz.
Osmanlı Devletinin yıkılışını ve İslam Dünyasının, batı karşısında mağdur hale gelmesini tek faktörle izah etmek mümkün değildir. Çünkü bizzat sosyal değişmenin mantığı, çok faktörlülüğü kabul etmektedir. Biz çözülmenin, Aydın Yabancılaşması faktörünü ele aldık. Bunu incelerken de heterodoks inançların bu yabancılaşmaya katkısını, işaret etmeğe çalıştık.
Bir medeniyetin yeniden doğuşu için, daha önce niçin çözüldüğünün izahı gerekmektedir. Aydın Yabancılaşması, niçin sorusuna cevap olmak niyetindedir.
Değişme, vazgeçilmez bir hadise... Toplum kesimlerinin ortaya çıkması ve değişmelerini anlamadan sağlıklı bir siyasi anlayış ortaya koymak mümkün değildir. Bugün analitik düşünceyle meselelere yaklaşmak, sadece entelektüel bir eğilim değil, aynı zamanda, tarihi bir zorunluluktur. Sıradanlaşan durumlar haline gelen ulusal direncin yitirilmesi ve birliktelik bilincinin zaafa uğraması, yüzeysel analizlerle açıklanabilecek nitelikte olaylar değildir; temellerin sorgulanması gerekmektedir.
Bu zorunlu tarihi incelemeyi yaparken, sonuca varmak için önyargılardan kurtulmak zorundaydık, bunu yapmaya çalıştık. Yaşadığımız olgular bizi, hiçbir şey sadece kendisi değildir hakikatine ulaştırmıştır. Evet her şey, görüntünün ötesinde başka bir şeydir.
Geleceğin Büyük Türkiyesinin hayaliyle
HABER
Gayri millî kozmopolit sınıfa dikkat!
Gazeteci-yazar Afşin Selim, Mahmut Çetin'in Aydın Yabancılaşması adlı eserinden hareketle bir yazı kaleme aldı.
Gayri millî kozmopolit sınıfa dikkat!
Afşin Selim
Yeniçağ 8 Ağustos 2011
Hiç şüphesiz, hayatın dinamizmi, değişmeyi ve dönüşmeyi kaçınılmazlaştırıyor. Nasılın ve niçinin peşinde iz süren Mahmut Çetin, Biyografi Net Yayıncılıktan neşrettiği Aydın Yabancılaşması adlı eserinde, meselenin kökünü irdeleyerek, yaşanan zihnî çözülme esnasındaki ilişkiler ağını bir bir deşifre ediyor okuyucusuna... Denenmemişi deniyor aslında; aşamalar arası ilişkiyi...Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı devlet geleneğinin bir devamı olduğunu (Türk tarihinin kesintisiz bir bütün olduğunu) özellikle vurgulayan yazar, bürokrasideki gayri millî kozmopolit yapının yabancılaşma olarak tezahür ettiği kanısında... Kelime itibariyle bürokrasi, büro düşüncesine bağlı olarak
-krasi ekiyle pekişiyor ve sahneye iktidar çıkıyor!
Yerli değerlerin taassup olarak konumlanması, dilin âdeta bir anlaşamama vasıtası vaziyeti alması ve pozitivizm ile yoğrulmuş zevkçiliğin (hedonizmin) ayyuka çıkmasıyla bürokratlar sınıfı devletin ve toplumun inançlarına tezat bir ideoloji etrafında kümeleniyor. Bu çerçevede yazar, Türk tarihinin ana problematiklerinden birinin, devşirme yönetici zümrenin yönlendirilemez hale geldiğini ayrıca hatırlatıyor!
Bahse konu sınıfın yahut bir diğer ifadeyle mutlu azınlık aşiretinin Anadolu dışı gayri millî sermaye ile olan sıkı ilişkisine de değiniliyor kitapta... Malûm, paranın vatanı yoktur! Müşterek bir cephede birleşen bu kozmopolit sosyal dokunun millî kültür karşıtı olması tesadüf olmasa gerek... Orhan Türkdoğan diyor ki: Sabetayist grupların yerli seçkinlerle akrabalık ilişkileri kurmaları, hem yeni akrabalıkların kurulmasını, hem de sermayenin kendi aralarında transferini güçlendirmiştir.
Gelgelelim, sosyal tecride erişen (!) aydın, toplum dışı kalıyor ve tarifini heterodoksi kavramında buluyor. Bununla birlikte, ehli sünnet itikadı dışındaki yönelişlerin ittifakından alıyor kıvamını... Bu ötelenme esnasında; güçsüzleşme, anlamsızlaşma, normsuzlaşma, yalnızlaşma ve kendinden uzaklaşma yaşanıyor.
Masonik, heterodoks, bölücü, ekalliyetçi, batıcı aristokrat karışım neticesinde, kozmopolit bileşim oluşuyor.
Batıyı, geçerli olan tek evrensel olgu olarak algılayan üstseçkinler söz konusuysa şayet, Türkiyenin sınıf yapısını işçi, esnaf, memur, köylü gibi tasnifler ile izah etmek ne mümkün! Elden giden vatanın sınırları, nasıl olsa, sözüm ona lojman ve nüfuz sınırları ile aynılaşmış durumda... Fakat bilmiyorlar ki, günü geldiğinde, kalıplaşmış ve katılaşmış statüler de pekâlâ sarsılabilir!
Kinini dinleştiren bu sınıfın, eski Anadolu medeniyetlerini diriltmek çabasını da gözardı etmemek gerekiyor. Empoze edilen kültürle, halkın geleneksel kültürünün çatışmasını da...
Osmanlı coğrafyasının temel kurumlarından olan tekkelere değin sızan bu yabancılaşmışlık, Cumhuriyetle birlikte devam ettiriyor varlığını...
Kısacası, halkına karşı kendini mesul hissetmeyen üstseçkinlerin servet ve nüfuz sahipliğini nesilden nesile sürdürme başarısına dikkat çeken Aydın Yabancılaşması yla birlikte taşlar yerine tastamam oturuyor. Türkiyede dün ve bugün değişik vesilelerle tekrarlanan çatışmanın, ne sağ-sol, ne ileri-geri, ne şu ne bu olduğu bir kez daha görülüyor; ayrıntıları kitapta saklı...
Mahmut Çetin, Türk Ocakları'nda
Araştırmacı-yazar Mahmut Çetin, Türk Ocakları Genel Merkezi'nde eserlerini anlatacak.
Mahmut Çetin'in ilk konuşması, Kuşlukta Yazarlar etkinliği çerçevesinde olacak. 7 Ekim 2011 tarihinde yapılacak sohbette yazar, "Boğazdaki Aşiret" kitabını anlatacak.
Mahmut Çetin, 8 Ekim 2011 tarihinde de Aydın Yabancılaşması konusunda konuşacak. Konuşmalar, saat 14:00'de Türk Ocağı'nın Balgat'taki genel merkezinde yapılacak.
1 Ocak 1963 tarihinde Ankarada doğdu. Reşat Bey İlkokulu, Sokullu Mehmet Paşa Ortaokulu, Atatürk Lisesi ve Adapazarı Akyazı Lisesi'nde okudu. Erzurum A.Ü. Fen ve Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi (1986). Mezuniyet tezi Yahya Kemalin Eski Şiirin Rüzgarıyla adlı eserinin indeks-sözlükü. TRT Yardımcı Prodüktörlük Kursuna katıldı. Tuzla Piyade Okulu'nu bitirdi. Aydın'ın Söke ilçesinde yedeksubay olarak askerlik yaptı.
1989 yılında İstanbula geldi. Çeşitli gazete, dergi ve televizyon kuruluşlarında çalıştı. TGRT'de Portreler ve TV5'te Kitabiyat programlarını yaptı.
1996 yılında Edille Yayınları'nı kurdu. 2000 yılında
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
internet sitesinin yayınını başlattı. Aynı yıl, yayınevi ismini Biyografi Net olarak değiştirdi. Yazdığı kitaplar içinde Boğaz'daki Aşiret kitabı öne çıktı. Boğaz'daki Aşiret, sosyolojik bir terim haline geldi.Nilüfer Edebiyat, Yeni Hafta, Kültür Dünyası, Tarih ve Düşünce, Okumuş Adam, Platform, Yarın, Türk Yurdu ve Biyografi Analiz dergilerinde yazdı. 1995 yılında Beyan ve 2003 yılında Biyografi Analiz dergilerini çıkardı.
Uluslararası Eminönü Sempozyumu, Uluslararası Göç Sempozyumu ve 2010 Kültür Başkenti Ajansı'nda danışmanlık yaptı. Şehir kültürü üstüne araştırmalar yaptı. Eminönü Sözlüğü kitabını yazdı. Bu çalışmanın genişletilmiş hali olan Dersaadet / Tarihi Yarımada kitabı üzerinde çalışıyor.
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
ve
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
internet siteleriyle biyografi merkezli bir yayıncılık yapıyor. Kitap ve internet yayıncılığını sürdürüyor. Halen Biyografi Net yayınevinin editörlüğünü yapıyor. Gülay Kezban Çetin ile evli. Mustafa Çağrı Çetin ve Fatmagül Selcen Çetin'in babası.ESERLERİ:
İslam Sanatının Yeniden Teşekkülü, Aydın Yabancılaşması, Hünkar Hacı Bektaş Veli (roman), Bebek ile Mücahit (destan-şiir), Boğazdaki Aşiret, Hırka (roman), Radyo İçin Üç Oyun, Perinçek ve Aydınlık Hareketi, X İlişkiler, Kart Kurt Sesleri, Teyze ile Prenses, Çalıntı Polemikleri, Genetik İhanet, Çinli Hoca'nın Torunu Ecevit, Eminönü Sözlüğü.
ESER-AYRINTI
Boğaz'daki Aşiret
Mahmut Çetin
Biyografi Net Yayınları
"Boğaz'daki Aşiret" başlığı ister istemez "Boğaz Neresi" ve "Aşiret Kim" sorularını akla getiriyor. Evet Boğaz, bildiğimiz Boğaziçi. Genelde kırsal kesimle alakalı bir kavram olan aşiret kelimesi ise Boğaziçi"nde bir kast oluşturan büyükçe bir ailenin tarihini anlatırken hassaten seçildi. Bir sülale tarihi diyebileceğimiz Boğaz'daki Aşiret yer yer Türk Solu tarihi, yer yer de Batılılaşma Tarihi'nin belirli dönemlerini resmediyor. Aileler arasında evliliklerle kurulan bağların, sanata, ticarete, eğitime, bürokrasiye ve giderek bir yabancılaşma zihniyeti şeklinde hayata nasıl yansıdığı eserdeki ipuçları yardımıyla daha iyi görülecektir zannediyoruz.
Boğaz'daki Aşiret, dört büyük ailenin birbirleriyle irtibatından oluşur. Eser bu sebeple dört bölüm olmuştur. Aile büyüklerinin asıl isimleri seçilerek de Konstantin'in Çocukarı, Detrois'in Çocukları, Sotori'nin Çocukları, Topal Osman Paşa - Namık Kemal kanadı bölümleri ortaya çıktı. Boğaz'daki Aşiret! şenlikli bir kitap. Ali Fuat Cebesoy'dan Nazım Hikmet'e, Oktay Rifat'tan Refik Erduran'a, Rasih Nuri İleri'den Ali Ekrem Bolayır'a, Zeki Baştımar'dan Sabahattin Ali'ye, Numan Menemencioğlu'ndan Abidin Dino'ya uzanan ilginç akrabalık zinciri.
Polonez, Hırvat, Alman, Macar ve Rum kökenli meşhurların, yerlilerle evliliklerinden oluşan "Boğaz'daki Aşiret"in, batılılaşma tarihinde oynadığı roller... Kimlerin kimlikleri, Çıldırtan çizelgelerle soyağaçları. Ve dipnotlar! Onlar hiç bu kadar sevimli olmamışlardır.
HAKKINDA YAZILANLAR
Modern şehrin aşireti
YASİN YAĞCI
Aksiyon
Doğu ve özellikle Güneydoğu Anadolu'nun kendine has özellikleri vardır. Ekonomilerinin büyük oranda tarıma endekslenmiş olması, insanlarının içine kapanıklığı, işsizlik sorununun had safhada bulunması gibi. Aslında bu ayrıntılara Anadolu'nun her bölgesinde rastlamak mümkündür. Aşiret yapısının ise yalnızca bu bölgelere has bir tarihsel alışkanlık olduğunu bilirdik. Meğerse son Susurluk olaylarıyla birlikte gündeme epey damgasını vuran Anadolu'nun doğusunun kendine has bu özelliğine Türkiye'nin batısında da rastlamak mümkünmüş. Mesela Marmara Bölgesi'nde, daha özelinde İstanbul'da, daha da özelinde Boğaziçi'nde.. Evet, Boğaziçi ve aşiret, birbirine çok uzak gibi duran bu iki kavram aslında gerek anlam gerekse toplumsal yapılanış itibariyle göründükleri kadar uzak değil birbirlerinden. Mahmut Çetin yeni yayınlanan "Boğaz'daki Aşiret" kitabında bunu gözler önüne seriyor. Boğazdan kasıt İstanbul Boğazı. Aşiretten kasıt ise kökenleri Osmanlının son dönemlerine değin uzanıp Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan günümüze dek varlığını sürdüren ve devamlı bir güç odağı olmuş bir aile. Boğaziçi'nde "kast" oluşturan büyükçe bir ailenin tarihi anlatılıyor kitapta. Bir sülale tarihi diyebileceğimiz "Boğaz'daki Aşiret" yer yer Türk solunun, yer yer de Batılılaşma tarihinin belirli dönemlerini dile getiriyor. Aile içi evlilikler ile kurulan bağların sanattan ticarete, eğitimden bürokrasiye değin hayatın her alanına nasıl yansıdığı gözler önüne seriliyor. Ali Fuat Cebesoy'dan, Nazım Hikmet'e, Rasih Nuri İleri'den Ali Ekrem Bolayır'a, Zeki Baştımar'dan Turgut Sunalp'e, Memet Fuat'tan Sabahattin Ali'ye, Numan Menemencioğlu'ndan Abidin Dino'ya uzanan ilginç akrabalık ilişkileri ve bu ilişkilerin günümüze değin uzanan etkilerinin araştırıldığı/incelendiği kitap tarihi bir belge niteliğinde.
Zihniyet değişmeleri
Dört büyük ailenin birbirleriyle irtibatlarını ele alan ve bu ailelerin ilk büyüklerinin asıl isimleri ile birlikte dört bölüm halinde hazırlanan kitap akrabalık ilişkilerinin günümüze değin uzantısını ortaya koyarken bu ilişkilerin sosyal statü sağlamadaki etkilerini de irdeliyor. Sosyologlar tarafından kan ya da akrabalık bağlarıyla birbirlerine kenetlenen, göçebe ya da yarı göçebe olarak tanımlanan ve Doğuya ait bir yapılanış olarak yıllarca söylenegelen aşiretler ile modern kent görünümüyle özdeşleşmiş Boğaziçi'ni biraraya getirip onu kitabına isim yapan Mahmut Çetin asıl amacının ne aşiretvari bir yapılanmayı eleştirmek ne de buralara bağlı insanları yargılamak olduğunu belirtiyor. Boğaziçi'nde aşiretvari ilişkilerin olmasını yadırgadığını belirten Çetin sözlerine şöyle devam ediyor: "Bizim Boğaziçi kitabımızda bir ünlemimiz var. Niye ünlem? İstanbul Boğaziçi'nde aşiret ilişkilerinin olmaması lazım. Tam tersi bireyin ve insani faaliyetlerin öne çıktığı bir ilişki beklenir buradan. Fakat biz bunu göremiyoruz. Güneydoğuda görülen tabii akrabalık ilişkilerinin burada zümre davranışı şeklinde öne çıktığını gözlemlemekteyiz. Bir kısım insanlar bu çerçevede belli sonuçlara gidiyorlar. Ve bunu bir zihniyet çerçevesinde yapıyorlar. Onun için ben kitabımı Boğaz'daki sülale, veya Boğaz'daki aile gibi adlandırmalar yerine Boğaz'daki Aşiret diye adlandırma gereği duydum."
Boğaz'daki Aşiret Türk aristokrasisi içinde bir sülalenin tarihi gibi. Ailenin dört kolu var; Konstanty, Deotris, Sotori ve Siyavuş ile çocukları. Bu aileler çeşitli evlilikler ile birbirleriyle akraba olmuşlar. Eser aile bireylerinin akrabalık bağlarını kullanarak sanat, siyaset, ticaret alanlarına ilişkin yansımalarını ele alıyor. İsimlerinden de anlaşılacağı gibi Boğaz'daki aşiret azınlıklardan oluşmuş; Polonez, Alman, Rum, Macar ve Hırvat milletlerinden. Yerliler ise daha sonraları yapılan evlilikler ile bu aileye katılmışlar. Çalışmasını gerçekleştirirken kesinlikle bu insanların kökenlerini ifşa etmek gibi bir çaba içerisinde olmadığını belirten Mahmut Çetin böylesi ilişkilerin doğurduğu zihniyet değişikliklerini gözler önüne sermek amacını güttüğünü belirtiyor: "Benim bu eserde söylemek istemediğim en son şeylerden birisi ilişkileriydi. Şunun altını kesinlikle çizmek istiyorum: Ben kafatasçıların sonuncusu olarak anılmak istemiyorum. Benim itiraz ettiğim nokta bu insanların kökenleri değil, zihniyetleri. Müslüman oldum deyip de kendisi, çocukları ve torunları bu millete ve bu milletin değerlerine savaş açıyorlarsa benim itiraz etme hakkım doğuyor."
Ülkemizde alışılmamış bir tür
Soy tarihi ile ilgili çalışmalar Türkiye'de ender rastlanan bir alan. Bu alanın kendine has zorlukları da yok değil. Onca eser karıştırmak, birçok isim tespit etmek ve bu isimler arasındaki bağlantıyı sağlamak kolay olmasa gerek. Boğaz'daki Aşiret'i hazırlarken çok zorlandığını dile getiren Çetin; böylesi bir çalışmanın zevkli yanlarının da olduğunu belirterek şöyle devam ediyor: "Türkler soy asabiyeti taşımayan bir millet olduğundan bu yönde çalışmalar sınırlı. Benim bu çalışmam çok uzun süreli bir çalışma oldu. Yaklaşık on yılımı verdim. Akademik araştırma metodunu kullanmakla birlikte metinde popüler gazetecilik uslubunu da denedim. Kitaptaki bağlaçlar bir nevi işin püf noktaları. Bu bağlaçlar aileler arasındaki bağlantıları belirtiyor."
Kitapta rastlanan başka önemli bir nokta ise bu aileye mensup hemen hemen tüm bireylerin birer muhalefet psikolojisi ile donatılmış olmaları. İtihat Terakki'den Jön Türkler'e kadar birçok önemli şahsiyet ve Cumhuriyet dönemi sol muhalefetin beyin takımı hep bu aileden. Bu durumu bir nevi egonun tatmini şeklinde tarif eden Çetin, benim itirazım buna değil diyor: "İnsanın ailesinin bağlarından yararlanıp bir yerlere gelmesi kadar doğal bir şey olamaz. Ama bu; insanların önünü kapatacak nitelikte ise o zaman iş değişir. Mesela İstiklal Marşı'nın beste yarışması yapılıyor. Yarışmayı daha önce Ali Rıfat Çağatay'ın bestesi kazanıyor. Yarışma kurulunda ise Çağatay'ın kardeşi var. Sonradan bu durum basına yansıyınca yarışma iptal ediliyor ve bir başkası kazanıyor. Bir örnek sadece, ama güzel bir örnek."
Türkiye'de elli kadar ailenin gündemi belirleyen merkezleri etkiledikleri, bu ailelerin siyaset, sanat, finans ve toplumsal alanlarda hep söz sahibi oldukları söylenir. Bunun açık delileri yoksa bile bir iddia olarak ortalıkta dolaşır. Boğaz'daki Aşiret'in de sözkonusu aileler arasında olduğunu ve bu aileye mensup kişilerin günümüzde de ailelerinin nüfuzundan faydalanarak kendilerine mevki makam edindiklerini dile getiriyor Mahmut Çetin. Ama kitabında sözkonusu ailenin günümüzde yaşayan bireylerini göremiyoruz, Çetin buna yer vermeyişini şöyle açıklıyor: "Eğer günümüzde yaşayanlara da yer verseydim yaptığım bir nevi paparazzilik olacaktı. Bu demek değil ki günümüzde etkileri yok. Şu basit örnek her şeyi anlatmakta. Mehmet Fuat, Nazım Hikmet'in üvey oğlu. Mehmet Fuat bir eleştirmen. Solda edebiyat bağlamında yeni bir ismin çıkması üç beş kişinin icazet vermesine bağlı. Mehmet Fuat bu icazet verenlerden bir tanesi. Bugün onlarca yazar ondan icazet alarak çıkmıştır."
ESER-AYRINTI
ÇALINTI POLEMİKLERİ
Mahmut Çetin
biyografi.net
Kim çalmış, kimden çalmış, nasıl çalmış, neden çalmış, niçin çalmış?
Kültür ve sanatta daha önceki eserlerden esinlenme, tabii bir durumdur. Esinlenmenin nerede başlayıp nerede bittiği ise henüz sonuçlanmamış bir tartışma
Çalıntı bir bakıma, cinayete benzer. Zor olan cinayeti gerçekleştirmekten çok onun izlerini yok etmektir. Sigmund Freud
Edebiyat hırsızlıktır. James Atlas
Çok iyi söyleyemediğim bir şeyi, başkalarına söyletirim. Montaigne
Öykünme eylemi, gerçeklikten yoksunluk anlamına gelmez. Milan Kundera
İyi ressamlar kopyalar, büyük ressamlar çalar. Picasso
ESER-AYRINTI
Teyze ile Prenses
Araştırmacı-yazar Mahmut Çetinin yazdığı Teyze ile Prenses kitabı Biyografi Net Yayınları tarafından neşredildi.
Daha önce Boğazdaki Aşiret, X İlişkiler, Perinçek ve Aydınlık Hareketi ve Kart Kurt Sesleri gibi eserlere imza atan Mahmut Çetin, son kitabı Teyze ile Prensesi eğlenceli bir eser olarak sunuyor. Kitapta Sultan Vahdettin ile Bülent Ecevitin, Rahşan Ecevitle Atatürkün sosyal doku beraberliğine şahit oluyoruz. Doğrudan bir akrabalık ilişkisi olmasa da birbirine zıt kişilikler olarak düşündüğümüz bu ünlülerin birbiriyle dolaylı şekilde irtibatı okuyucuya hoşça vakit geçirtecek gibi görünüyor. Kitaptaki olaylar, Sultan Vahdettinin kızı Prenses Ulviye ile Bülent Ecevitin teyzesi Ferhande Okday etrafında gelişiyor.
Teyze ile Prenses bağlantı örgüsü
Teyze; Bülent Ecevitin annesi Nazlı Ecevitin büyük teyzesi Ferhande Okday.
Prenses; Sultan Vahdettinin kızı Prenses Ulviye.
* Son sadrazam Tevfik Paşanın oğlu İsmail Hakkı Okdayın birinci eşi Prenses Ulviye, ikinci eşi Nazlı Ecevitin annesinin teyzesi Ferhande Hanım. Yani Bülent Ecevit; Sultan Vahdettinin üvey kuzeni.
* Refik Halid Karay, Bülent Ecevit, Engin Noyan Üç farklı kuşaktan üç meşhur insan. Bu üç kişinin bağlantıları şöyle: Engin Noyanın annesinin dedesi Niyazi Halid, Refik Halidin ağabeyi. Refik Halidin teyzesi İsmet Hanım, Bülent Ecevitin babaannesi.
* Rahşan Ecevit ile Aydın Boysan kuzen. Boysan Ailesinden Mecdi Boysan, Atatürkün kız kardeşi Makbule Atadanın kocası.
* İsmail Hakkı Okdayın kardeşi Şefik Okdayın torunu Aylin Okday, Alp Yalmanın yeğeni Ahmet Yalmanla evlenir.
* İsmail Hakkı Okdaydan boşanan (Sultan Vahdettinin kızı) Prenses Ulviye, Ali Haydar Germiyanoğlu ile ikinci evliliğini yapar.
* Ali Haydar Germiyanoğlunun ikiz kardeşi Celalettin Germiyanoğludur. Manken Billur Kalkavan, Celalettin Germiyanoğlunun torunu.
ESER-AYRINTI
X İlişkiler
Mahmut Çetin
EDİLLE YAYINLARI, 302 sayfa, 1. hamur
Toplumları ayakta tutan şey, değer yargılarıdır. Bu torağın insanlarıyla hiç bir kültürel bağı olmayan bir küçük mutlu azınlık, değer yargılarımızı tahrip ederek toplumumuzun geleceğiyle oynamaktadır. Mutlu azınlık; sahne, sinema ve gece hayatına yansıttığı ilişkileriyle topluma yanlış örnek modeller empoze etmektedir. Bu çalışma, mevcut durumun ne mutlu azınlık fertlerine ne de yanlış değerler empoze edilen millet bütününe mutluluk vermediğini gösteriyor. X İlişkiler; toplumun her kesimi için genel bir değerlendirme ve arınmanın zorunluğunu işaret ederken, Türk aydınını da birlikte yaşamacı, yarınları kavrayan model projeler üretmeye davet etmektedir.
ESER-AYRINTI
İslam Sanatının Yeniden Teşekkülü
Mahmut Çetin
ADIM YAYINLARI, 264 sayfa, 3. hamur
Bugün bütün sanat faaliyetlerinde gözümüze çarpan sunilik, asr-ı saadet sanatında görülmez. Orada tabii bir haldir san'at faaliyeti, hayattan bir parçadır. Çünkü sanat fonksiyoneldir. Doğu İslam toplumunun temel kabülleri nasıl batı hıristiyan toplumundan farklıysa, iki toplumun sanat eserleri arasında da bu fark görülür. Batı sanatının temel prensibi, benzetmedir. İslam sanatının farkıysaa, eşya ve hadiseyi yansıtma metoduyla yorumlamasıdır.
ESER-AYRINTI
Hünkar
(Hacı Bektaş Veli)
Mahmut Çetin
Biyografi Net Yayınları
O anda Abdal Musa'nın aklına Horasan'dan Anadolu'ya gelirken düşündüğü hayal geldi. Abdal Musa'nın gözünde Anadolu sabah demekti. Güneş'in doğumu demekti. Ve dahi çimenlerin üstüne çiğ düşmüş demekti. Çiğ ve güneş Anadolu demekti. Dalgın, nereden aklıma gelir bilmem diyerek, zikrine devam etti. Lailahe illallah, Lailahe illallah, Lailahe illallah..
ESER-AYRINTI
Perinçek Ve Aydınlık Hareketi
Mahmut Çetin
EDİLLE YAYINLARI, 222 sayfa, 3. hamur
Aydınlık Hareketi Ve Perinçek adlı bu çalışma, siyasi faaliyetlerden çok polemikleriyle gündemde olan bir siyasi çizgiyi, tarihi akışı içinde ele alan bir araştırmadır. Gerek Perinçek gerekse temsil ettiği siyasi hareket için bu güne kadar pek çok söz söylenmiş olması, onu ve hareketini böylesine bilinenler dışında bir tahlilden uzak tutamazdı. Bu sebeple eser, Aydınlık Hareketi hakkında nihai hükmü verecek olan kamu vicdanının bilgilendirilmesi bakımından önemli bir görevi yerine getireceği kanaatindeyiz.
ESER-AYRINTI
Bebek İle Mücahit
Mahmut Çetin
EDİLLE YAYINLARI, 64 sayfa, 3. hamur
Yayın tarihi 1994 64 sayfa 3. Hamur 13.50x19.00 cm karton kapak
konu: Edebiyat/Şiir (Yerli)
ESER-AYRINTI
Radyo İçin Üç Oyun
Mahmut Çetin
EDİLLE YAYINLARI, 130 sayfa, 3. hamur
Radyo oyunu, özel radyoların ihmal ettiğii bir alan.Biz TGRT FM olarak, radyo oyunları yayınlıyoruz ve dinleyicilerimizden olumlu tepkiler alıyoruz. Radyo oyunlarının kitap halinde yayınlanmasının da ayrı bir hizmet olacağına inanıyorum. İlhan Apak TGRT FM Genel Müdürü Mahmut Çetin'in bu kitabında, milli kültürümüzün temel isimlerinden Kab bin Züheyr, Şeyh Ali Semerkandi ve Hacı Bektaş-I Veli'nin örnek hayatları radyo oyunu tarzında işlenmiş. Daha önce seslendirilen ve filmi çekilen bu eserlerin yayınlanması, ülkemizde yeni teşekkül etmekte olan radyo literatürüne de olumlu katkılar sağlayacaktır. Zeki Anıt Radyo Nokta Genel Müdürü
ESER-AYRINTI
Hırka
(Hırka-i Saadetin-Kab Bin Züheyr'in Romanı)
Mahmut Çetin
EDİLLE YAYINLARI, 104 sayfa, 3. hamur
Hırka.. Şanlı sahabe kadrosundan Kab bin Züheyr'in hayatını anlatan bir küçük roman. Hırka.. İsyan tövbeye uzanan gözyaşı rahmetini yaşatan, hissettiren bir eser. Hırka.. Kaside-i Bürde'nin, Hırka-i Saadet'in romanı.
HAKKINDA YAZILANLAR
X İlişkiler
Hüseyin Öztürk
Akit 6 Kasım 2000
İşte memleketin; varı, yoğu, gizlisi, açığı, donu, gömleği, atası, babası, mafyası, çirkini, güzeli, bilumum haltları, batakları, şeytanları, bu başlık altındaki ilişkilerde yatıyor.
X İlişkiler bir kitap adı. Kitap oldukça ilginç. Sayfalarında gezinirken; televizyon, radyo, gazete ve gece aleminin Xlerini bulacaksınız. Memleketimizin medar-ı iftiharı(!) sanatçıların gerçek kimliklerini tanıyacaksınız.
Türkiye kimlerle gurur duyuyormuş, onu göreceksiniz. Bu ilişkilerin arkasını takip ettiğinizde yolunuz banka soygunlarına, özelleştirme sahtekârlıklarına, siyaset, mafya, işadamı ve medya dörtgenine çıkacak ve bütün yön levhaları sizi yanlış istikametlere sevk edecek.Kimisinin adının, kimisinin soyadının, kimisinin vücudunun kaç para ettiğini okuyacaksınız. Tüm karanlık ilişkilerin kahramanlarının her gün evlerimize giren ve adına sanatçı dediğimiz kişiler olduğunu göreceksiniz.
X İlişkilerde yer alan isimlere dikkat ettiğinizde; ülkemizde dönen bütün dolapların içinde onlardan çok tane olduğuna şahit olacak ve şaşıracaksınız.
Türkiyede kayıt dışı paranın kontrolünün, bu X İlişkili adamların elinde olduğunu ve paylaşmanın ve aklama operasyonunun magazin ilaveli medya patronlarıyla yapıldığını göreceksiniz.
İşte bu X İlişkiler içerisinde olanların tamamı, paçayı yırtmak için; çağdaş, laik ve güya demokrasi özlemiyle yanıp tutuşan demokratik bir Türkiye özlemi içerisindedirler.Bu özlem onları öyle bir Türkiye sevdalısı yapmıştır ki; her biri memleketin kanına girmiş, canına okumuştur. Bütün pisliklerine ve iğrençliklerine rağmen, onlar yine de resmi ideolojinin en iyi vatandaşlarıdır.
Lâfı uzattık, X İlişkiler kitabından söz etmeyi unuttuk. Efendim, kitabın yazarı, araştırmacı gazeteci Mahmut Çetin.
Yazarın Boğazdaki Aşiret ile X İlişkiler kitabını mutlaka temin etmelisiniz ve elinizin altında bulundurmalısınız.
Niye elinizin altında bulundurmalısınız? Şunun için. Kimin ne halt yediğini görmeniz ve bilmeniz için. Kitabı temin edebileceğiniz telefonlar:
Biyografi Net & Edille Yayınları
HAKKINDA YAZILANLAR
ÇİNLİ HOCA'NIN TORUNU ECEVİT
İşte Bülent Ecevit'in bilinmeyenleri
Nazım Hikmet'in dedesi, Ecevit'in dedesini hapsettirmişti. Vahdettin ile akrabalığı vardı. İşte Ecevitlerin ilginç aile ağacı...
Halen GATAda tedavi gören eski başbakanlardan Bülent Ecevit ile eşi Rahşan Ecevitin aile ağacını ve yaşamlarının bilinmeyenlerini gözler önüne seren "Çinli Hocanın Torunu Ecevit" adlı kitap okurla buluştu.
Mahmut Çetinin kaleme aldığı kitap, Ecevitin dedesi "Çinli Hoca" lakaplı Mustafa Şükrü Efendiden günümüze kadar Ecevit ailesinin soy ağacını yorumluyor. Kitaba göre, Bülent Ecevitin dedesi, medrese hocası Mustafa Şükrü Efendi, dönemin padişahı Abdülhamit tarafından 1894te Meclis-i Tetkikat-ı Şeriyye üyeliğine tayin edildi. Bu meclis, dini meseleleri inceleyen bir kuruldu ve adeta "dini bir Danıştay" gibi görev yapıyordu.
ECEVİTİN VE NAZIM HİKMETİN DEDESİ
Ecevitin dedesi, dini eğitim kurulları dışında önemli bir diplomatik görevde de bulundu. Bu görev, Sultan Abdülhamit döneminde Çine yaptığı seyahatti. Seyahatin gerekçesi, Batılı işgalcilere karşı başlayan Bokser Ayaklanmasında müslüman Çinlileri uyarmaktı. Çin müslümanlarının zarar görmemesi için gönderilen heyette Ecevitin dedesi Mustafa Şükrü Efendi ile Nazım Hikmetin dedesi Hasan Enver Paşa birlikte yer aldı. Heyetin başkanı Hasan Enver Paşa idi.
NAZIM HİKMETİN DEDESİ HAPSETTİRDİ
109 gün süren Çin seyahati sırasında ilginç olaylar da yaşandı. Bir gün Mustafa Şükrü Efendi, vapurun salonuna yalın ayak ve iç donuyla çıkınca heyet başkanı Nazım Hikmetin dedesi Hasan Enver Paşa, onu kamarasına kapattırarak başına da bir asker diktirdi.
Mustafa Şükrü Efendi, bu seyahat için 500 Osmanlı altını harcırah aldı ve bu yolculuğun ardından "Çinli Hoca" namıyla anılmaya başlandı.
Refik Halid Karay, anılarında Mustafa Şükrü Efendiden "dini bütün olmakla beraber yenilikleri kabul eden zeki bir Kastamonulu zat" olarak bahsetmişti.
Mustafa Şükrü Efendi, Aksarayda 23 Ekim 1924 tarihinde vefat etti. Torunu Bülent Ecevit, dedesinin ölümünden 7 ay sonra dünyaya gözlerini açtı.
BABASININ DA ŞİİRLERİ VARDI
Bülent Ecevitin babası Fahri Ecevit, hukuk fakültesinde adli tıp dersleri veren bir profesördü.
İstanbul Tıbbiyesinde öğrenciyken şiir yazdı, ancak şiirlerini yayınlamadı. Fahri Ecevit, milletvekili olunca adli tıp alanındaki meslektaşlarını unutmadı. Maaşlarının düşüklüğünden bahsettiği meclis kürsüsünde milletvekillerini şu sözleriyle güldürdü:
"Bir kimse var mıdır ki, ah şu adli tabip bana bir güzel otopsi yapsa diye düşünsün ve bu sebeple adli tabibe vizite müracaat etsin? Kimsenin bu hale düşmesini temenni etmiyoruz." Ecevitin annesi Nazlı Hanım da ressamdı. Türkiyede empresyonist eğilime katılan sanatçılar arasında Bülent Ecevitin annesi Nazlı Ecevit ile halası Afife Ecevit de vardı.
"BÜYÜK ADAM OLACAK"
Ferhande Hanım, Ecevitin annesi Nazlı Hanımın teyzesiydi. Son sadrazam Tevfik Paşa, Ferhande Hanımın oğlu Bülenti 3-4 yaşlarındayken kucağına alıp sevdi ve "Bu çocuk ileride büyük adam olacak" dedi. Sadrazamın kucağında oturan çocuk, yarım yüzyıl sonra onun koltuğuna (başbakanlık koltuğuna) oturacaktı...
Ecevitin eşi Rahşan Ecevit de 1923 yılının Aralık ayında İzmirde dünyaya geldi. Onun "parıldayan, ışıldayan" anlamına gelen ismini annesi Zahide Hanım koydu.
AİLESİNİ ÖLÜMDEN KURTARDI
Doğduğu gün ağlaması sayesinde mangaldan çıkan gazdan zehirlenen ailesini ölümden kurtardı. Babası Namık Zeki (Aral), can havliyle camları açtı ve aile kurtuldu.
Rahşan Aral, Bülent Ecevitin annesi Nazlı Ecevitin öğrencisiydi.
Genç Bülent, Rahşan Aralı ilk kez arkadaşı Altemur Kılıçın yanında gördü ve çok heyecanlandı. İkili, 1945te nişanlandı ve o günden sonra bir elmanın iki yarısı gibi yaşadılar...
VAHDETTİN İLE BAĞ
Kitaba göre, Bülent Ecevit ile ilgili ilginç bir konu da Vahdettin ile bağı...
Sultan Vahdettinin torunu Hümeyra Özbaş, Bülent Ecevitin üvey kuzeniydi. Özbaşın babası İsmail Hakkı Okday, Sultan Vahdettinin kızı Prenses Ulviyeden ayrıldıktan sonra ikinci evliliğini Bülent Ecevitin annesi ressam Nazlı Ecevitin teyzesi olan Ferhunde Hanım ile yaptı. Bu evlilik, Okdayın dünyadan ayrıldığı 10 Ekim 1977 tarihine kadar sürdü.
ATATÜRK İLE BAĞ
Rahşan Ecevite ilişkin bir ilgi çekici bir akrabalık bağı da kitapta sunuluyor.
Buna göre, Aydın Boysan ile Rahşan Ecevit kuzen, Boysan ailesinden Mecdi Boysan ise Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürkün kızkardeşi Makbule Hanımın eşiydi.
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
HAKKINDA YAZILANLAR
Genetik İhanet çıktı
Kemal Derviş gerçekte kim?
2001 ekonomik krizi patladığında ABDden ithal edilen kurtarıcı Kemal Dervişin soyağacını anlatan kitap çıktı.
Araştırmacı yazar Mahmut Çetinin arşivleri tarayıp, büyük emek sarfederek hazırladığı eserde, madalyonun görünen yüzünün gerçekleri ne kadar yansıttığı irdeleniyor.
Tepedelenli Ali Paşa ve Halil Hamit Paşa'dan Kemal Derviş'e Dededen Toruna Genetik İhanet!
Birisi bağımsız devlet kurma sevdasında, diğeri yabancılarla işbirliği yaparak padişahı devirme sevdasında iki dedenin torunudur Kemal Derviş Bir dönem emperyalizmin genel valisi gibi hareket eden Devlet Eski Bakanı Kemal Derviş, bu kitabın temel olgusu Kamuoyu Kemal Derviş'i sadece iktisatçı olarak tanıyor Yeni çıkan bu kitap ise, Kemal Derviş'in köken ilişkilerini gün yüzüne çıkarıyor. Dededen Toruna Genetik İhanette sanılanın aksine, insan davranışının etnik kökenle bir bağı olmadığı, davranışların zihniyetle alakalı bir durum olduğu dolaylı olarak ele alınıyor.
Dededen Toruna Genetik İhanet, Mahmut Çetin'in Boğaz'daki Aşiret kitabıyla başlayan aile tarihi araştırmaları zincirinin bir parçası Bu çalışma, Osmanlı'dan günümüze uzanan bürokrasi klanından birbirine akraba iki ailenin tarihini, Kemal Derviş özelinde anlatıyor. Kemal Derviş yönetiminde emperyalizmin emrinde yürürlüğe konulan ekonomik politikaların Türkiye'yi kaosa götürdüğü ise kitapta yer alan bir başka öngörü
Kitabın ikinci bölümünü oluşturan Kaos ve Perestroikada Mahmut Çetin, küresel dayatmacı oligarkların kirli programlarına karşı, yerli düşüncenin yeni bir derleniş programının da alt yapısını sunuyor.
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
HAKKINDA YAZILANLAR
X ilişkiler
Ahmet Sağırlı
Türkiye 10 Mart 2011
Hatırlar mısınız 4-5 sene öncesine kadar sabah akşam irticanın hortladığına dair yazılı ve görüntülü haberler çıkardı.
Laiklik hep tehdit altında olurdu.
Birden bire ardı arkası kesildi.
Artık ne irtica tehlikesi var ne de laiklik tehdit altında.
Bu işin mekanizması bugün artık meraklıları tarafından anlaşılabilecek hale geldi.
O yaygaranın ne için koparıldığı ayrı bir konu.. Nasıl koparıldığının anlaşılır hale geldiğini söylüyorum.
Önce bir merkezde nasıl bir hava oluşturulacağının kararı veriliyor sonra bu karara uygun haberler ve görüntüler üretiliyor, sonra bunlar medya ayağında abartılı şekilde daha doğrusu arzu edildiği şekilde değerlendiriliyor, sonra organize şekilde oluşturulan ortamdan herkes payına düşeni alıyor.
Kimi arada sıkışıp kalıyor, kimi olup bitenin farkında olmadan işin içine giriyor, kimi isyan ediyor, kimi provokatörlük yapıyor..
Oysa ne irtica tehlikesi var..Ne laiklik tehdit altında..
Adamlar bu kıskaçla 70 sene aralıksız bu memleketin sülük gibi kanını emmişler.
....
Mahmut Çetinin Boğazdaki Aşiret ve X ilişkiler kitaplarını bulabilirseniz okuyun.
Ben on sene, on beş sene önce okumuştum diyorsanız bu kadar sene sonra bir kere daha okuyun. Yeni şeyler farkedeceksiniz.
Ben tekrar okudum.. Kendime göre bir özet çıkardım.
Türkiyede herşey Boğazdaki Aşiret kitabında anlatılan ailelerin çevresinde dönmüş.
X ilişkilerdeki ailelelerin bir kısmı ise Boğazdaki aşiretin hizmetinde bulunarak paye ve pay sahibi olmuş.
Hep birbirlerini kollamışlar.
Hep paslaşmışlar.
Uzun yıllar sanayi, medya, hatta inşaat, bankacılık bunlardan sorulur olmuş.
Taa Özal iktidarına kadar.
12 Eylülden sonra bunlar mevzileri tek tek kaybetmeye başlamışlar.
Burada tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan misali bir soru var:
Bunlar mevzilerini kaybettiği için bu dönüşüm başlamamış.. Türkiyenin dönüştürülmesine karar verildiği için bunlar zaman içinde sıradanlaşmışlar. Bugün artık birkaç nesillik tecrübeleri ve geçmişte palazlanmış olmaları dışında hiçbir avantajları yoktur.
Eski metodlarla ekmek yiyemiyorlar.
Yerlerine yenileri yerleştirilecek muhtemelen.
Yine büyük ihtimalle yeniler bunlar gibi büyük ekseriyeti ile aynı kökten gelen nüfusun yüzde 85ini köle gibi kullanan imtiyazlı ailelerden olmayacak.
Barajsız parlamento gibi toplumun her kesimini temsil eden ve milletine yabancı olmayan ailelerden oluşacak.
Ülke ekranlardaki görüntülerle örtüşecek.
Ekranlar değişecek.
HAKKINDA YAZILANLAR
Boğaz'daki kabileler çatışır mı?
Arslan Bulut
Yeni Çağ 21 Ağustos 2008
İstanbuldaki Afrika Zirvesine katılan Togolu bir diplomatın sorusu, Mahmut Çetinin Boğazdaki Aşiret kitabını hatırlattı.
Hürriyetten Zeynep Gürcanlının haberine göre Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Çırağan Sarayında heyet üyelerine Boğazı gösterip, Burası Avrupa kıtası, karşı taraf ise Asya dedi. Afrika zirvesine katılan delegelerin pek çoğu, İstanbulun iki kıta üzerinde kurulduğunu bilmediğinden, bu açıklamaya çok şaşırdı. Togolu bir diplomat, Ben bunu bir nehir sanıyordum derken, bir başkası sorduğu soruyla, Türk heyetini şoke etti:
Karşı kıyıdaki kabile ile buradaki iyi anlaşıyorlar mı? İki yaka çok yakın, aralarında çatışma, savaş falan çıkmıyor mu?
***
Türk heyetinin şok olmasını ben anlayamadım. Togolu diplomat, farkında olmadan gerçeği söylemiş. Mahmut Çetinin tespitlerine göre Boğaz kıyılarında yaşayanlar, Konstantinin Çocukları, Detroisin Çocukları, Sotorinin Çocukları, Topal Osman Paşa - Namık Kemal kanadı değil midir? Özellikle Türk solu, buradan çıkmış değil midir?
Kitapta Ali Fuat Cebesoydan Nâzım Hikmete, Oktay Rifattan Refik Erdurana, Rasih Nuri İleriden Ali Ekrem Bolayıra, Zeki Baştımardan Sabahattin Aliye, Numan Menemencioğlundan Abidin Dinoya uzanan ilginç akrabalık zinciri. Polonez, Hırvat, Alman, Macar ve Rum kökenli meşhurların, yerlilerle evliliklerinden oluşan Boğazdaki Aşiretin, Batılılaşma tarihinde oynadığı roller anlatılıyor.
***
Bunların arasına sonradan girenler, devletin yarattığı birkaç milyoner ile uyuşturucu zenginlerinden ibarettir.
Boğaz kıyılarını, Ege ve Akdeniz sahillerindeki otellerle birlikte düşünürseniz uyuşturucu zenginleri iddiamız ortada kalmaz!
10 yıldan fazla oldu. Polisle ilgili bir yazı dizisi hazırlıyordum. Makamında görüştüğüm bir Emniyet Genel Müdür Yardımcısı, Özal döneminde yapılan turizm yatırımlarının hemen hemen tamamı kara parayla, yani uyuşturucu parasıyla yapılmıştır demişti. O turizm yatırımlarını yapanlar nerede oturuyor dersiniz?
Ve çok partili düzene geçildiği andan itibaren siyasi partileri de Boğazdaki aşiretler gütmüyor mu? Diyeceksiniz ki öyleyse aralarında niçin zaman zaman kavga ediyorlar? Ne kavgası, baksanıza birinin önü tıkandığında öbürü açıyor. Siz bakmayın Tayyip Beyin Kasımpaşa çocuğu olmasına! AKPyi kurarken ilk olarak TÜSİADın desteğini almadı mı? Ara sıra kavga çıkıyorsa rantı paylaşamadıklarındandır.
Şimdi Boğazdaki aşiret, Türkiyeyi yabancı sermayeye teslim ediyor. İslâmcı denilen ve yeni oluşturulan sermayeyle aralarında bir kavga çıkabilir. İnşallah öyle olur. Çünkü AKP aşiretinin devlet ihaleleriyle zengin ettiği kişilerin kara parayla işi yok. Her ne kadar düşüncelerinde millilikten eser kalmadıysa da yapısal olarak milli sermaye sayılırlar!
HAKKINDA YAZILANLAR
TÜRK SOLU TARİKATÇI ÇIKTI
Araştırmacı-yazar Mahmut Çetinin kaleme aldığı Aydın Yabancılaşması adlı eser, Türk düşünce hayatında yeni bir tartışma alanını başlatıyor... Aydın Yabancılaşması sürekli olarak laiklik vurgusuyla gündeme gelen Türk Solunun aslında tarikatçı olduğunu gösteriyor. Eserde yer alan bilgilerden bazıları şöyle
* Türkiye Komünist Partisi kurucu başkanı Mustafa Suphi melami tarikatına mensuptu. Bir başka parti başkanı melami Hürriyet ve İtilaf Fırkası başkanı Miralay Sadık Beydi.
* Nazım Hikmetin dedesi Nazım Paşa mevlevi idi. Nazım Hikmet de yirmili yaşlarda Ben de müridinim Mevlana şiirini yazmıştı.
* Solcu şair Can Yücelin dedesi mevlevi şeyhi ve babası Hasan Ali Yücel mevlevi idi. Kendisini de mevlevi muhibbi olarak ifade eden can Yücel, bu durumu şöyle anlatıyordu. Mevlevilik aslında müslümanlığın incelmiş kanadıdır. Din incelmesi, bir bakıma ateistliğe doğru gitmedir.. Belki bende Allaha inanç kalmadı ama mevlevilikten koptum sayılmaz aslında.
* Çetin Altan'ın annesinin babası Hacı Hafız Mustafa Muhyiddin Efendi, Unkapanında, Salih Paşa Mahallesi Yeşil Tulumba Sokak'ta, Rufaiyye Tarikatından Şeyh Abdülhalim Efendi Tekkesi postnişini idi. Tanrıtanımaz olduğunu söyleyen Çetin Altan, inanç durumunu şöyle izah eder: Bir ayrıma muhtacız. Ateizm başka şeydir, paganizm başka. Ateizm insanın kendi iradesiyle Tanrıtanımazlığı felsefi olarak benimsemesidir. Biz paganlar ayrı bir vakayız. Paganlar başka türlü olmaları mümkün olmadığından, yetiştirilme biçimlerinden Tanrıtanımaz olanlardır. Türkiyede ateizm yoktur, paganlar vardır.
* Şair Oktay Rifatın da bektaşi bir aileye mensup olduğu biliniyor
Aydın Yabancılaşması yazarı Mahmut Çetin, tarikat yabancılaşmasının izlerinin bugüne de uzandığını ileri sürüyor. Çetin, bugün Mehmet Akif Ersoyun torunlarından birinin Türkiye Komünist Partisi lideri Aydemir Güler olduğunu, Elmalılı Hamdi Yazırın torununun da Okan Bayülgen olduğunu iddia ediyor.
Aydın Yabancılaşması kitabı, sabetaycıların mevlevi tarikatı içinde oldukça etkin olduğunu da belgeliyor. Eserdeki bilgilere göre sabetaycı mevlevi şeyhi İshak Dede, eski dışişleri bakanlarından Emre Gönensayın dedesi iken, diğer bir sabetaycı mevlevi şeyhi Mehmet Esat Efendi ise Halil Bezmenin anneannesinin dayısı oluyor.
Araştırmacı-yazar Mahmut Çetinin kaleme aldığı AYDIN YABANCILAŞMASI adlı araştırma yayınlandı. AYDIN YABANCILAŞMASI, (üstseçkin heterodoksi) başlığı altında Türk aydınının yabancılaşma süreçlerini ele alıyor.
Aydın Yabancılaşmasında yer alan ara bölümlerde, birbiriyle zıt gibi görünen anlayışların, ülkemizdeki heterodoks inançlarla kaynaştıklarını ve giderek kozmopolit bir ortak cephede, nasıl aynileştiklerini de göreceğiz.
BİYOGRAFİ NET
İLETİŞİM VE YAYINCILIK HİZMETLERİ
Ayma Koop A-6 No: 121 İkitelli / İSTANBUL
Tel: 0212 671 75 78 / 0542 235 72 49
Faks: 0 212 671 75 78
info@biyografi.net
biyografi.net@gmail.com
DAĞITIM:
Alfa, Artı, Final, D&R, Gökkuşağı, İnkılap, İz, Kitabevi, N&T, Remzi, Yeni Zamanlar
Fiyat:15 TL (KDV Dahil)
Ebat: 19.5 x 13.5
Sayfa: 256
ISBN : 978-975-00394-1-6
--
biyografi net iletisim ve yayıncılık
Linkleri görebilmek için Turkmmo Forumuna ÜYE olmanız gerekmektedir.
0 542 235 72 49
HAKKINDA YAZILANLAR
Afet Ilgaz'dan 'Kart Kurt Sesleri' yorumu
Mahmut Çetini Boğazdaki Aşiret kitabından tanır veya hatırlarsınız. Türk yakın tarihine bu kitapla ilk ışığı tutan kitaptır o. Ecevitin akrabalık yoluyla Osmanlı sarayına olan bağlantısını da Çinli Hocanın Torunu Ecevit ve Teyze ile Prenses kitaplarında anlatmıştı. Son kitabı, sanırım bu bahsedeceğim kitap: Kart Kurt Sesleri. Sonra bir kitap yayınladı mı bilmiyorum, benim elime geçmedi. Kitabının amacını şöyle açıklamış:
...Bu kitaptaki amacımız... farklılık içinde birliğin, birlikte yaşamanın, kardeşliğin poetikasını oluşturmaktır.
Bu kitapla Mahmut Çetin, Bedirhan ailesini inceliyor. Kürtler içindeki ayrılıkçı temayüller bu aile vasıtasıyla üretilmiştir.
... Bedirhan Bey ve çocukları, siyasi Kürtçülük faaliyetlerine karışmış olmasına rağmen aile fertlerinin bir çoğu sonraki yıllarda milletimize hizmet etmiştir. Bu aileyi ve akrabalarını yazarken karşımıza çıkan şey, sıradan bir Türkiye manzarasıdır.
Bedirhan ailesi renkli ve ünlü insanlardan oluşur. Aile içinde ideolojik ve siyasi farklılıklar görürüz. Kürtçü ile Türkçü, Atatürkçü, dindar, birlik yanlısı, bölücü aynı aile içinde, aynı tarih diliminde yaşamıştır. Abdülhamit Hanın kitabın girişine konulan bir cümlesi:
Kürtler ve Bedirhan Paşazadeler bizim Müslüman kardeşlerimizdir. Ayrımız gayrımız yoktur.
Musa Anterin hâtıralarından bir
bölüm:
Bu Kürt büyüklerinin hiç biri kendini Kürt kabul etmez. Kimi Muhammedin soyundan seyittir, kimi Abbasidir, kimi Halid bin Veliddir. Başkaları da vardır ama Araplarda kendine yer bulamayan bazı Diyarbekir beyleri kendilerinin Akkoyunlu Uzun Hasanın soyundan geldiklerini iftiharla söylerler.
Halide Edip, Cenap Şahabettin, Teşkilat-ı Mahsusa reisi Sencer Kuşçubaşının bu aileyle olan şaşırtıcı ilişkilerini, hatta Nazım Hikmetin süt kardeşliği yoluyla yakınlığını da Mahmut Çetin yazmış. Kitabından öğrendim.
Musa Anter de bu yüzden mi öldürüldü dersiniz? İnsan bugün kürsülerdeki ve sokaklardaki ürkütücü nefreti gördükçe Bedirhanların renkliliğini arıyor.
ESER-AYRINTI
Aydın Yabancılaşması
Üstseçkin Heterodoksi
Mahmut Çetin
BİYOGRAFİ.NET
Aydın Yabancılaşması, kronolojik manada bir batılılaşma tarihi değildir Aydın Yabancılaşmasında bir çözülmenin zihniyet planındaki süreç, aşama ve ilişkileri kavram ve kişiler bazında tespit edilmek istenmiştir.
Aydın Yabancılaşması adlı çalışmamız, Türk aydınının düşünce değişim halkalarını incelemektedir. Aydın Yabancılaşmasında gelenek karşıtı cephenin zevkçilik, heterodoks inançlara yöneliş, masonluk, pozitivizm, sosyalizm ve kozmopolitizm şeklinde oluşan değişim aşamaları ele alınmıştır.
Yabancılaşma tarihimizdeki aşamalar arası ilişki, önemli olmasına rağmen, üzerinde durulmamış bir husustur
Aydın Yabancılaşmasında yer alan ara bölümlerde, birbiriyle zıt gibi görünen anlayışların, ülkemizdeki heterodoks inançlarla kaynaştıklarını ve giderek kozmopolit bir ortak cephede, nasıl aynileştiklerini de göreceğiz.
Osmanlı Devletinin yıkılışını ve İslam Dünyasının, batı karşısında mağdur hale gelmesini tek faktörle izah etmek mümkün değildir. Çünkü bizzat sosyal değişmenin mantığı, çok faktörlülüğü kabul etmektedir. Biz çözülmenin, Aydın Yabancılaşması faktörünü ele aldık. Bunu incelerken de heterodoks inançların bu yabancılaşmaya katkısını, işaret etmeğe çalıştık.
Bir medeniyetin yeniden doğuşu için, daha önce niçin çözüldüğünün izahı gerekmektedir. Aydın Yabancılaşması, niçin sorusuna cevap olmak niyetindedir.
Değişme, vazgeçilmez bir hadise... Toplum kesimlerinin ortaya çıkması ve değişmelerini anlamadan sağlıklı bir siyasi anlayış ortaya koymak mümkün değildir. Bugün analitik düşünceyle meselelere yaklaşmak, sadece entelektüel bir eğilim değil, aynı zamanda, tarihi bir zorunluluktur. Sıradanlaşan durumlar haline gelen ulusal direncin yitirilmesi ve birliktelik bilincinin zaafa uğraması, yüzeysel analizlerle açıklanabilecek nitelikte olaylar değildir; temellerin sorgulanması gerekmektedir.
Bu zorunlu tarihi incelemeyi yaparken, sonuca varmak için önyargılardan kurtulmak zorundaydık, bunu yapmaya çalıştık. Yaşadığımız olgular bizi, hiçbir şey sadece kendisi değildir hakikatine ulaştırmıştır. Evet her şey, görüntünün ötesinde başka bir şeydir.
Geleceğin Büyük Türkiyesinin hayaliyle
HABER
Gayri millî kozmopolit sınıfa dikkat!
Gazeteci-yazar Afşin Selim, Mahmut Çetin'in Aydın Yabancılaşması adlı eserinden hareketle bir yazı kaleme aldı.
Gayri millî kozmopolit sınıfa dikkat!
Afşin Selim
Yeniçağ 8 Ağustos 2011
Hiç şüphesiz, hayatın dinamizmi, değişmeyi ve dönüşmeyi kaçınılmazlaştırıyor. Nasılın ve niçinin peşinde iz süren Mahmut Çetin, Biyografi Net Yayıncılıktan neşrettiği Aydın Yabancılaşması adlı eserinde, meselenin kökünü irdeleyerek, yaşanan zihnî çözülme esnasındaki ilişkiler ağını bir bir deşifre ediyor okuyucusuna... Denenmemişi deniyor aslında; aşamalar arası ilişkiyi...Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Karahanlı-Selçuklu-Osmanlı devlet geleneğinin bir devamı olduğunu (Türk tarihinin kesintisiz bir bütün olduğunu) özellikle vurgulayan yazar, bürokrasideki gayri millî kozmopolit yapının yabancılaşma olarak tezahür ettiği kanısında... Kelime itibariyle bürokrasi, büro düşüncesine bağlı olarak
-krasi ekiyle pekişiyor ve sahneye iktidar çıkıyor!
Yerli değerlerin taassup olarak konumlanması, dilin âdeta bir anlaşamama vasıtası vaziyeti alması ve pozitivizm ile yoğrulmuş zevkçiliğin (hedonizmin) ayyuka çıkmasıyla bürokratlar sınıfı devletin ve toplumun inançlarına tezat bir ideoloji etrafında kümeleniyor. Bu çerçevede yazar, Türk tarihinin ana problematiklerinden birinin, devşirme yönetici zümrenin yönlendirilemez hale geldiğini ayrıca hatırlatıyor!
Bahse konu sınıfın yahut bir diğer ifadeyle mutlu azınlık aşiretinin Anadolu dışı gayri millî sermaye ile olan sıkı ilişkisine de değiniliyor kitapta... Malûm, paranın vatanı yoktur! Müşterek bir cephede birleşen bu kozmopolit sosyal dokunun millî kültür karşıtı olması tesadüf olmasa gerek... Orhan Türkdoğan diyor ki: Sabetayist grupların yerli seçkinlerle akrabalık ilişkileri kurmaları, hem yeni akrabalıkların kurulmasını, hem de sermayenin kendi aralarında transferini güçlendirmiştir.
Gelgelelim, sosyal tecride erişen (!) aydın, toplum dışı kalıyor ve tarifini heterodoksi kavramında buluyor. Bununla birlikte, ehli sünnet itikadı dışındaki yönelişlerin ittifakından alıyor kıvamını... Bu ötelenme esnasında; güçsüzleşme, anlamsızlaşma, normsuzlaşma, yalnızlaşma ve kendinden uzaklaşma yaşanıyor.
Masonik, heterodoks, bölücü, ekalliyetçi, batıcı aristokrat karışım neticesinde, kozmopolit bileşim oluşuyor.
Batıyı, geçerli olan tek evrensel olgu olarak algılayan üstseçkinler söz konusuysa şayet, Türkiyenin sınıf yapısını işçi, esnaf, memur, köylü gibi tasnifler ile izah etmek ne mümkün! Elden giden vatanın sınırları, nasıl olsa, sözüm ona lojman ve nüfuz sınırları ile aynılaşmış durumda... Fakat bilmiyorlar ki, günü geldiğinde, kalıplaşmış ve katılaşmış statüler de pekâlâ sarsılabilir!
Kinini dinleştiren bu sınıfın, eski Anadolu medeniyetlerini diriltmek çabasını da gözardı etmemek gerekiyor. Empoze edilen kültürle, halkın geleneksel kültürünün çatışmasını da...
Osmanlı coğrafyasının temel kurumlarından olan tekkelere değin sızan bu yabancılaşmışlık, Cumhuriyetle birlikte devam ettiriyor varlığını...
Kısacası, halkına karşı kendini mesul hissetmeyen üstseçkinlerin servet ve nüfuz sahipliğini nesilden nesile sürdürme başarısına dikkat çeken Aydın Yabancılaşması yla birlikte taşlar yerine tastamam oturuyor. Türkiyede dün ve bugün değişik vesilelerle tekrarlanan çatışmanın, ne sağ-sol, ne ileri-geri, ne şu ne bu olduğu bir kez daha görülüyor; ayrıntıları kitapta saklı...
- Durum
- Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...


