romegames 1
romegames
Bvural41 1
Bvural41
Best Studio 1
Best Studio
BlackFullMoon 1
BlackFullMoon
NovaLst 1
NovaLst
SLyFeLLowTR 1
SLyFeLLowTR
xranzei 1
xranzei
InfernoShade 1
InfernoShade
shrpnl 1
shrpnl
D 1
delimuratt
noisiv 1
noisiv
Manwe Work 1
Manwe Work
Hikaye Ekle
Reklam vermek için turkmmo@gmail.com

Pop1

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan ZeroSystem
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 3
  • Görüntüleme Görüntüleme 531

ZeroSystem

Level 5
TM Üye
Katılım
1 Kas 2009
Konular
185
Mesajlar
770
Online süresi
6m 30s
Reaksiyon Skoru
60
Altın Konu
0
TM Yaşı
16 Yıl 7 Ay 13 Gün
Başarım Puanı
129
MmoLira
-15
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

ROHAN2 WORLD 1-120 TR TİPİ OFFICIAL YOHARA, BALATHOR VE AMON! 80. GÜNÜNDE! +10.000 ONLİNE! HİLE VE BOT %100 ENGELLİ HEMEN TIKLA!

goruntu.asp

Şüphesiz TPS türünün en iyi örneklerinden birisidir Prince of Persia serisi. Üç oyun boyunca da yakışıklı, yardımsever; her oyunda kendisine yeni bir manita yapan; fakat ismini soranlara “I`m Prince of Persia (Ben, İran Prensi`yim)“ yanıtını vererek, biz oyunseverlerden ismini saklı tutmayı başarmış olan bir karakteri yönetiyorduk. Fakat 2005 yılında, serinin son oyunu olan Warrior Within ile bu müthiş seriye üzülerek veda etmiştik ve yıl 2008: Bizlere veda etmiş Prens of Persia, yeniden bizlerle. Aynı tip; fakat başka bir kişilik ve geçmişle.

Prens'in Dönüşü
Ubisoft, bu oyunun diğer seriyle senaryo bakımından bir ilgisinin olmayacağını söylemişti ve de öyle de olmuş. Prens, bir çöl fırtınasının ortasında eşeğini kaybetmiş ve onu ararken birden bir yerden aşağı yuvarlanıyor ve saray muhafızlarından kaçan Elika ile karşılaşıyor. Daha ilk videodan, oyunun oldukça komik geçeceği anlaşılıyor ve zaten oyun boyunca da Prens`in esprileri havada uçuşuyor. Önceki seriyi oynayan oyuncular, Prensin ne kadar ciddi (Bilhassa Warrior Within`de Prens`imiz çok sertti) birisi olduğunu bilirler. Ancak artık Prensimiz öyle biri değil; hayatı ciddiye almayan, ölümün eşiğine geldiğinde bile espri yapmayı sürdüren, tanrılarla bile alay edebilecek kadar rahat birisi. Bu arada bu oyundaki Prens`in, prens değil de bir hırsız olduğunu da belirtelim; ama kendisi gönüllerin prensi olduğu için biz ona Prens demeyi sürdüreceğiz.

Konuya geri dönelim. Kim olduğu belirsiz kişilerden kaçan Elika ile karşılaşan Prens, başlıyor Elika`yı takip etmeye ve en sonunda onunla birlikte Karanlıklar Tanrısı Ahriman`ın hapsedildiği zindana geliyoruz. Vakti zamanında Ahriman ile Aydınlığın, İyiliğin Tanrısı Ormazad kendi aralarında savaşmışlar ve bu savaştan tabii ki iyilik galip ayrılmış, Ahriman`ı bu zindanda bulunan bir ağaca hapsederek mühürlemiş ve buranın koruyuculuğunu Elika`nın atalarına ve haliyle onların soyundan gelenlere bırakmış. Bu arada unutmadan Elika`nın da bu ülkenin prensesi olduğunu söyleyelim. Ahriman`ın mühürlü olduğu ağaca vardığımızda, bizi kovalayan Elika`nın babasının da bize yetiştiğini görüyoruz ve onunla dövüşüyoruz. İlk ciddi dövüşümüz burada gerçekleşiyor. Buraya gelmeden önce birkaç saray muhafızıyla dövüşüyoruz; ama onlar oyuncuyu oyuna alıştırmak için hazırlanmış dövüşler. Elika`nın babasıyla dövüşüp tam işini bitirmeye yaklaşırken, adam bir anda öne atılıp mühürlü ağacı kesiyor ve Karanlığın Tanrısı Ahriman`ı serbest bırakıyor. Tabii bu hareket sonucu oyuncular şaşkına dönebilir ne oluyor, ne yaptın be adam gibi tepkiler gelebilir; bu işin aslını da ileride Elika`nın göreceği bir imgelemden anlıyoruz. Mührün kırılmasıyla ortalık bir anda karanlığa bürünüyor. Her yer yıkılmaya başlıyor ve güç bela zindandan kaçıyoruz; ama mührün kırılması Ahriman`ı tamamen serbest bırakmaya yetmiyor. Mührün, kırılmasına rağmen, Ahriman'ı oyalamaya yetecek kadar gücü var. Ahriman tamamen serbest kalmadan önce bize düşen ise, Ahriman`ın karanlığa mahkum ettiği şehirleri yeniden eski güzel hallerine geri döndürüp Ahriman`ı yeniden hapsetmek
 
Oyunda, karanlıktan arındırıp yeniden o eski güneşli, çiçekli, böcekli haline geri getireceğiniz dört ana şehir var ve her bir şehir de kendi içinde dört bölgeye ayrılmış. Bir şehirdeki bu dört bölgeyi de temizledikten sonra son bir bölge daha açılıyor ve bu bölgede bu şehrin başına bela olan Boss`u tamamen yok ediyoruz. Her bölgedeki Boss'u yendikten sonra, o Boss elimizden kaçıyor ve Elika o bölgeyi iyileştiriyor. Elika`nın bu iyileştirme işleminden sonra etrafta Light Seed (ışık tohumu) denilen ışıklar oluşuyor ve bu ışıkları topluyoruz. Aslında bu ışık tohumlarına oyundaki paramız desek yeridir; çünkü bu ışık tohumları sayesinde Elika, Ormazad`ın dört gücünü alabiliyor. Bu dört güçten her bir gücü aldığımız zaman, oyunda kapalı olan bölgelerden dördü açılıyor; ama bu bölgeler aynı şehir içinde değil. Işık tohumları oyunda çok önemli; çünkü belli bir yerden sonra yeni bölümler açmak için Ormazad`ın bir gücünü almamız gerektiğinden, yeterli ışık tohumumuz olmazsa, temizlediğimiz bölgelere geri dönüp ışık tohumu aramak zorunda kalıyoruz ve bu da oyuncuları oyundan soğutabilir.

Karanlıktan Aydınlığa
Elika`nın Ormazad`dan aldığı güçler oldukça işinize yarıyor. Her bir gücü aldığınızda dört bölgenin açıldığını söylemiştik. İşte bu açılan dört bölgede, aldığınız gücü kullanmanızı gerektirecek yerler var. Duvar üzerinde sarı, kırmızı, yeşil ve mavi parlak halka şeklinde yerler oluyor ve bu yerlere gidip “E“ tuşuna basarak bu güçleri kullanıyoruz. Ormazad`ın bu güçlerini size şöyle açıklayabilirim: Birinde düz duvarlardan koşabiliyoruz. Zaten Prens düz duvardan koşabiliyordu diyorsanız şöyle anlatayım; Elika`nın bizi ittiği yöne doğru, bir sonraki duracağımız yere kadar koşabiliyoruz, daha doğrusu Prens koşuyor biz sadece sağ sol yapıp önümüze çıkan yerlere çarpmamaya ve doğru yolda ilerlemeye çalışıyoruz. Bir diğer güç ile bir noktadan diğerine zıplayabiliyoruz, diğer iki güç ile de uçabiliyoruz; ama tabi ki de uçuş tarzları birbirinden farklı. Ayrıca yapımcılar her yeni aldığınız güçten sonra, sizi o gücü kullanmanıza alıştıracak kısa eğitim bölümleri hazırlamışlar.

Önceki seriden hatırlarsanız, Prens, zamanı geri alabiliyordu. Bu oyunda, değişen senaryoyla birlikte, bu da kalkmış vaziyette. Bunun yerine dövüşlerde ölümsüz bir Prens, aşağıya düştüğünde ise onu kurtaracak bir Elika var. Bu durumun avantajları da var, dezavantajları da. Oyunda Prens ölümsüz olduğu için can göstergesi yok, sadece dövüş esnasında yaralandığımızda ekran köşelerden doğru biraz kızarıyor ve Prens yaralı yerini tutarak daha da hantallaşıyor. Dövüş sisteminden birazdan daha detaylı olarak bahsedeceğim. Bu açıdan Prens`in ölümsüz olması dövüşlerde size avantaj sağlıyor. Her düştüğünüzde Elika sizi kurtardığı için, zamanı geri alma hakkı gibi bir durum da söz konusu değil. Fakat bu durumun dezavantajı ise şu: Prince of Persia serisini oynayanlar, oyunların ne kadar hoplamalı zıplamalı olduğunu bilirler. Bu gelenek, daha da artmış bir şekilde, bu oyunda da sürdürülmüş. Bir kolondan diğerine, oradan duvara, oradan başka bir yere... İşte tüm bu atlama işleri bazen uzun sürebilir ve yapacağınız en ufak bir hata, maalesef sizi en başa geri getiriyor. Yani Elika sizi tutup bir kolona atmak ya da üzerinde durduğunuz tahtaya geri bırakmak yerine, en başa, aksiyona ilk başladığınız yere geri getiriyor ve sizi aynı zorlukları yeniden yaşamak zorunda bırakıyor. Bu konuyla ilgili eleştireceğim başka bir şey daha var; ama onu da birazdan söyleyeceğim.
 
Gelelim oynanışa. Bu oyundaki Prens, bana önceki serideki Prens`ten daha çevik geldi. Duvarlardaki çıkıntılara tutunarak yürümesi daha seri. Ayrıca bir duvarda yürürken, diğer bir duvara atlayıp orada da yürümesini sürdürmesi gibi, biz oyuncuların, ilk Prince of Persia`dan beri oyunda olması gerektiğini vurguladığımız özellik, bu oyunda hayata geçirilmiş. Tabii bu çeviklikteki artışta, sol eldeki pençe şeklindeki eldivenin de payı büyük. Bu eldiven sayesinde Prens, duvarlardan aşağı tutunarak iniyor ya da düz bir tavanda, bir iki adım da olsa, ilerleyebiliyor. Ayrıca, bir de Elika faktörü var. Bir yerden bir yere atlayarak oraya ulaşamıyorsak, atlayıp havadayken “E“ tuşu ile Elika`dan yardım alıp zıplama mesafemizi iki katına çıkartarak, karşıya ulaşabiliyoruz. Yalnız oyunun atlamalı tırmanmalı kısımlarında oyuncuların üstlendiği görevler minimuma indirilmiş. Duvarda yürümeniz için sadece duvara zıplamanız yetiyor, aşağıya düşerken Elika sizi otomatik olarak kurtarıyor. Ben bu gibi durumlarda, oyunculara daha aktif roller verilmesini isterdim. Mesela aşağıya düşerken zamanında “E“ tuşuna basmak ya da duvarda yürüyebilmemiz için zıplamanın yanında başka bir tuşa basmak gibi. Bu gibi zamanlama gerektiren şeyler olmadığı için, oyunda sizi zorlayabilecek tek şey, “R“ tuşuna zamanınızda basmanızı gerektiren durum. Duvarlarda veya tavanlarda tutunabileceğiniz halka şeklinde yerler var. Bu yerlere geldiğinizde “R“ tuşuna basıyorsunuz; böylece Prens, oradan destekle daha fazla yürüyebiliyor. Eğer zamanında basamazsanız, Elika sizi kurtarır, merak etmeyin. Önceki oyunlarda, duvarlardan döner testereler geçiyordu; fakat bu oyunda bunlar yok. Onun yerine duvardan yukarı, aşağı ya da sağa, sola doğru hareket eden, siyah balçık gibi, yarım daire şeklinde şeyler var. Duvarda yürürken bunlara denk gelirseniz yutuluyorsunuz ve tahmin edin, tam bu anda Elika sizi kurtarıyor. Kamera ise diğer Prens oyunlarında olduğu gibi arkadan çekim, kontrolü rahat ve sizi zor durumda bırakacak açılar içermiyor.

Grafik Tamam ama Dövüşler...
Oyun çıkmadan aylar önce tartışılmaya başlanan “Boss“ dövüş sisteminden bahsedecek olursak, şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, yapımcılar istediklerini hemen hemen başarmışlar; ama bu sistem kaç oyuncunun hoşuna gider, orasını bilemem. Oyun boyunca, her bölgeyi karanlıktan arındırmadan önce bir Boss ile dövüşüyoruz. Bu Boss`a gelmeden önce ise, bir ya da iki tane yaratıkla daha dövüşüyoruz (Herhalde bunlar da atlayıp zıplayarak ilerlerken, canımız sıkılmasın diye araya konmuş yaratıklar); fakat dövüş sistemi hep aynı oluyor: Teke tek. Kamera açısı, karakter odaklı halden, boss odaklı hale geçiyor ve karşımızdaki rakibi alt etmeden de ne dövüşten kaçabiliyoruz, ne de kılıcımızı kınına sokabiliyoruz (Zaten aslında oyun boyunca Prens kılıcını otomatik olarak çekiyor ve kınına koyuyor, yani biz oyunda ilerlerken her canımız istediğinde ortaya kılıç sallayamıyoruz). Dediğim gibi, dövüşlerde ölümsüzüz; fakat her şeyin bir bedeli var. Bazen rakibiniz sizi köşeye sıkıştırıyor ve ekranda bu durumdan kurtulmak için hangi tuşa basmanız gerekiyorsa, o tuşun işareti çıkıyor. Mesela dövüşlerde Prens`in pençesini “R“ tuşu ile kullanıyoruz ve köşeye sıkıştığımız an ekranda küçük bir pençe işareti beliriyor. Biz bu durumda “R“ yerine başka bir tuşa basarsak, Elika bizi kurtarıyor; fakat rakibimizin canı da biraz doluyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, yapımcılar bize pek combo yapma fırsatı sunmamışlar. Sadece güzel; ama birkaç combo yapabiliyoruz. Fakat bu combolar arasında, Elika`yla birlikte yapılan comboların da olması iyi düşünülmüş, onu da söylemeliyim. Yalnız dövüşlerde değişen kamera açısı sizi bazen zor durumda bırakabiliyor. Görüntü bazen kolon ya da duvar ardında kalıyor ve ne yaptığınızı görmekte size zorluk yaratıyor. Açıkçası bu sistemi başarılı bulsam da pek beğenmedim. Bunun yerine, eski oyunlardaki gibi sürekli dövüşsek, daha iyi olurdu. Bu durum, oyunun aksiyon dozunun da düşmesine neden olmuş.
 
Oyuncuları ürküten bir diğer şey ise, oyunun Cell Shade (Halk arasındaki tabirle, çizgi film grafikleri) grafik motoruyla yapılacak olmasıydı. Bu motorla yapılan oyunlara en iyi örnek, sanırım XIII olur. Açıkçası benim de bu konuyla ilgili korkularım vardı; fakat oyunu oynadıktan sonra anladım ki boşa korkmuşum. Ubisoft, gerçekten bizlere harika bir oyun sunmuş. Grafikler, oyundaki kişiler hariç, pek öyle çizgi film havası yaratmamış, gayet gerçekçi olmuş. Duvar kaplamaları ve çevre tasarımları oldukça başarılı. Oyunun karanlık geçen yerlerinde, içinizi karartan bir atmosfer, buzlar, sarkaçlar; temizlenmiş yerlerinde ise çimenler, kelebekler, içinizi ısıtan güneş... hepsi çok iyi. Ayrıca mekanlar, diğer oyunlara göre daha fantastik bir yapıya sahip. Dev balonlar, rüzgar değirmenleri, gökten yere uzanan ışık huzmeleri ve tabii saray. Yani kısacası, oyunun atmosferi ve grafikleri çok başarılı.

Oyunun seslendirmeleri de övülecek bir diğer husus. Çevre seslerinden kılıç seslerine her şey yerinde. Yalnız çalan müziklerin sayısı biraz daha fazla olabilirdi. Ama oyun boyunca çalan ana müzik çok hoşuma gitti. Müziğin içinde hem aşk, hem de ızdırap barındıran bir tarzı var ve bu da oyunumuzun aslında ana teması. Uzun zamandır oyunla bu kadar uyumlu bir müzik dinlememiştim.

Yapımcılar, oyunun fantastik olmasından kaynaklanan gerçek dışı olaylar haricinde, gerçekliğe oldukça önem vermişler. Mesela Prens, pençesini duvara takıp aşağıya inerken duvardan kıvılcım çıkması ve pençe izinin, kısa bir süreliğine de olsa, duvarda oluşması; yine aynı şekilde duvardaki tahta yerlere tutunup aşağı kayarken, bu sefer de etrafa talaş parçalarının yayılması ve daha birçok ufak detay yapımcılar tarafından atlanmamış.

Oyun, genel olarak başarılı olsa da başıma gelen bir kaç hatasını ve beğenmediğim bir iki şeyi de söylemeliyim. Normalde öldürdüğünüz düşmanlar kaybolup gidiyor; fakat bazen kaybolmayıp öylece kalıyorlar. Bu grafiksel bir hata. Bazen müzik değişeceği zaman, iki müzik aynı anda çalmaya başlıyor ve bu cidden oyuncuyu rahatsız ediyor. Bir keresinde ise karşı duvara atlarken, Prens duvarın içine girdi ve kayboldu; fakat sanki duvara tutunmuş gibi aşağıya kayma sesi geliyordu ve en sonunda yine Elika onu kurtardı. Bunlar rastladığım hatalar. Beni rahatsız eden asıl olay ise, dövüş sisteminde. Bazı durumlarda mecburen Elika`nın rakibinize saldırması gerekiyor ve “E“ tuşuyla Elika rakibinize saldırıyor. Fakat bu saldırı için rakibinize belli bir yakınlıkta olmanız gerekiyor ve garda olmamanız gerekiyor. Böyle olunca da Elika saldırana kadar siz darbeyi yemiş oluyorsunuz. Dahası, siz darbe almadan önce Elika`ya saldır komutunu vermiş olsanız bile, Elika saldırıyı tamamlamıyor. Beni en çok rahatsız eden durum bu oldu. Tabii bir de Boss dövüş sisteminin sıkıcılığı.

Kapanış
Yeni haliyle Devil May Cry`ın baş karakteri Dante`ye benzettiğim Prens ve herkesin çok beğendiği, benimse öyle fazla beğenmediğim; fakat masumiyetiyle beni biraz etkileyebilen Elika ile yeni bir Prince of Persia serisi başlamış gibi görünüyor. Size tavsiyem ,oyuna kesinlikle önyargıyla yaklaşmayın. Başlarda oyunu beğenmeyebilirsiniz; ama bu kesinlikle önyargınız yüzündendir. Ayrıca bu oyun sırf ara videolarındaki güldürme potansiyeli yüksek espriler için bile oynanır. Zaten ışık tohumu toplamakla uğraşmasanız, oyun 7-9 saat arası bir şey sürüyor. Ayrıca oyunda gerekli şartları sağladıktan sonra -ya da hile kodlarıyla- başka karakterlerle oynama seçeneğine de sahip oluyorsunuz. Güzel oyunlu günler...
 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst