HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!
FELSEFİ DÜŞÜNCENİN AVRUPA DAKİ SERÜVENİ Uygarlık tarihini en iyi bir şekilde tahlil ve analiz etmek gerekse en önemli kaynağın düşünce tarihini incelemek den geçtiği göz ardı edilmemiştir. Düşüncü tarihi ise bize Avrupa tarihini inceleme olanağı verir. Şu bilinmelidir ki, dünya tarihin de düşünce akımlarının çıkış yeri, belli bir dönem düşünce tarihine damgasını vurmuş olan İslam düşünürlerini göz ardı edersek hep Avrupa olmuştur. Nesnel bir bakış açısından Avrupa tarihini inceleme çalışmasında yukarıda bahsedildiği gibi en önemli kaynak düşünce tarihi olacaktır. Avrupaâda meydana gelen ve tarihin konusuna giren bütün olaylar, savaşlar, anlaşmalar, sosyal ve kültürel yaşantı vb. alanların temelinde Avrupaâda yeşeren düşünce akımlarının önemli etkisi olmuştur. İnsanoğlu, dünyaya ilk ayağını bastığından itibaren çevresini yani doğayı incelemek istemiştir. Kendisinden bağımsız olarak gelişen doğa olaylarının etkisinde kalmış hayret etmeye ve merak duygusu gelişmeye başlamıştır. İşte ilk filozoflar da bu dönemde ortaya çıkmıştır. Sofiânin dünyasında bahsedildiği gibi filozof; evrenin siyah silindir şapkasından çıkarılan tavşanın sık tüylerinin diplerin kalmak istemeyip yaşadığı dünyayı, doğayı incelemek ve neden sorusunun sormak için ince tüylerin en tepesine çıkmaya çalışmıştır. Avrupa tarihinde felsefenin gelişmesi için ilk önce insanların mitsel dünya görüşlerinde uzaklaşmaları gerekecekti. Doğa olaylarını nedenlerini kendilerinin yaratmış oldukları tanrılarda aramışlardır. Mitoloji olarak bildiğimiz bu durum içinde Avrupa da ve özellikle Yunanlılarda mitsel bir dünya anlayışı vardı. Asırlar boyunca kuşaktan kuşağa tanrıların öykülerini anlatmışlardır. Bu mitlerin ilk eleştirisini M.Ö. 570 yıllarında yaşamış Ksenofanes dir. âİnsanlar kendilerine bakarak tanrıları yaratmışlardırâ der. İşte tam bu çağlarda Yunanlılar Yunanistan, Güney İtalya ve Küçük Asyaâ da pek çok şehir devleti kurdular. Bedensel çaba gerektiren tüm işleri köleler görürken, özgür yurttaşlara politika ve kültürle uğraşacak bol zaman kalmıştır. Bu kent ortamı insanların düşünce yapılarında hızlı bir ilerleme sağlamıştır. İnsanlar artık toplum hakkında daha sorgulayıcı konuma gelmişlerdir. Mitsel düşünce yapısından hızla uzaklaşılarak deneyim ve sağduyuya dayalı bir düşünüş biçimine geçildi. Bu dönem içerisinde filozoflar genellikle doğa olaylarını açıklama ve yorumlamayı amaç edinmişlerdi. Tabi ki bu durum toplumda ilim adamların belirli bir sınıfsal özellikler içeren bir yapının oluşmasına neden olmuştur. Doğa olaylarının inceleyen ve ilk filozof olarak bilinen Anadoluâ da bir Yunan kenti olan Miletosâ ta yaşamış Thalesâ tir. Thales Doğa olayların oluş şekilleri konusunda düşüncelerini geliştirmiştir. Onu bu konularda izleyenler ise Anaksimandros ve Anaksimenes dir.Bir anlamda bugünün modern kimyanın ve fiziğin temellerine atan ilk filozoflar olmuşlardır.Bunları izleyen filozoflarda evrenin oluşumu, maddenin özü, değişim süreçleri , hayatın anlamı konularında çalışmalar yapmışlardır. Bu dönem içerisinde filozoflar hem düşünsel görevlerini hem de bilim adamlığı görevleri birlikte yürütüyorlardı. Pek çoğu kimya, fizik, matematik konularında uzmanlaşmışlardı. Örnek vermek gerekirse tarih bilimin ilk tanınmışları Yunanlı tarihçiler Herodotos (İ.Ö. 484-424) ve Thukydides (İ.Ö. 460-400) idi. Bu dönem içerisinde Avrupa uygarlığına en önemli katkı sağlayan üç önemli filozof olan Sokrates, Platon ve Aristoteles düşünceleri iel felsefenin gelişimine ve ardıllarının her zaman referans alacakları kişiler olarak tarihe damgalarını vurmuşlardır. Bu üç filozof dan kısaca söz etmek gerekirse, Sokratesâ ten itibaren yunan kültürel hayatı Atinaâ da toplanmaya başlar. Bundan da önemlisi Sokratesâ den itibaren felsefe projesinin kendisinde biçim değiştirmeye başlamış olmasıdır. Sokratesâin tek yazılmış eserine rastlanmamıştır. Buna rağmen Avrupa düşüncesine çok büyük etkisi olmuş kişilerden birisidir. Pek çok felsefi akımının kurucusu olan Sokrates, her türlü haksızlık ve otoriteyi eleştirerek toplamda gücü elinde bulunduranları savunmaya itiyordu. Sokratesâin öğrencisi olan Platon ise hocasının ölümünden sonra toplumda geçerli olan değerler ile doğru yada ideal olan değerler arasında ne büyük çelişkiler olabileceği sonucuna vardı. Platon mutlak ve değişmez olan ile değişen arasındaki ilişkiyi incelemiştir. En önemlisi Platon âduyular dünyasının arkasında bir başka gerçeklik olması gerektiğine inanıyordu. Bu gerçekliğe idelar dünyası adını veriyor
