Psych0SoociaL 1
Psych0SoociaL
onur akbaş 1
onur akbaş
noisiv 1
noisiv
xranzei 1
xranzei
Bvural41 1
Bvural41
D 1
delimuratt
ShadowFon 1
ShadowFon
shrpnl 1
shrpnl
DEVLOPER 1
DEVLOPER
Manwe Work 1
Manwe Work
Agora Metin2 1
Agora Metin2
Karan2offical 1
Karan2offical
Hikaye Ekle

Davraniin NÖrobyolojk Temeller

  • Konuyu başlatan Konuyu başlatan turkmmo
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • Cevaplar Cevaplar 0
  • Görüntüleme Görüntüleme 2K

turkmmo

Level 1
Gold Üye
Katılım
17 Eyl 2008
Konular
31,034
Mesajlar
0
Online süresi
5m 10s
Reaksiyon Skoru
208
Altın Konu
0
TM Yaşı
17 Yıl 9 Ay 6 Gün
Başarım Puanı
719
MmoLira
40
DevLira
0
Ticaret - 0%
0   0   0

HERAKLES Otomatik Avlı kalıcı sunucu. 19 Haziran'da açılıyor. Atius & Wizard güvencesiyle hemen kayıt ol, ön kayıt ödülleri aktif. HEMEN TIKLA!

A. Beyin ve davranış arasındaki ilişki konusunda 2 alternatif (farklı) görüş geliştirilmiştir.
B. Beynin bölgeleri farklı işlevler görmek üzere değişime uğramıştır.
C. Konuşma ve diğer bilişsel (kognitif) işlevlerin merkezleri beyin kabuğunda yer alır.
D. Duygusal (affektif) ve ırasal (karakter) özellikler de belli anatomik bölgelere yerleşiktir.
E. Karmaşık zihinsel süreçler, beyinde gerçekleşen basit işlemler (elementary operations)
sonucunda ortaya çıkar.
İnsan davranışının temelinde yatan biyolojik süreçleri anlama çabaları oldukça eskilere
dayanır. Örneğin, M.Ö. beşinci yüzyılda Hippocrates şöyle diyor:
"İnsanoğlu bilmelidir ki neşe, sevinç, keder ve elem gibi tüm duygularımız keza
kahkahalarımız ve göz yaşlarımız beyinden, yalnızca beyinden kaynaklanır. Onun aracılığı
ile düşünürüz; görür, işitir ve çirkini güzelden, kötüyü iyiden, hoş olanı olmayandan ayırt
ederiz. Bizi çıldırtan, içimizi korku ve dehşetle dolduran, gece ya da gündüz uyku veren,
uygun olmayan hatalar, amaçsız bunaltılar, dalgınlık ve alışılmışa ters davranışlar getiren
de yine odur."
SİNİR SİSTEMİ
Bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için çevresiyle sürekli olarak ilişki içinde bulunması ve
alt sistemleri arasındaki etkileşimlerin sürmesi gerekir ki, bunu sağlayan bütünleştirici
sistemlerin en önemlisi sinir sistemidir.
Nöron
Sinir sistemini oluşturan özgül yapısal ve işlevsel birimlere (hücre) nöron denir. Canlının her
tür davranışı, beynin belli bölgelerinde yer alan bir nöron kümesinin etkinliğiyle gerçekleşir.
İnsan beyninde 10 milyar dolayında nöron ile doğar, sonraki yıllarda beynin büyümesi
nöronların büyümesi ve aralarındaki bağlantıların çoğalmasıyla gerçekleşir. Nöronlar
ölünce yenilenmez.
Nöron gövdesinin (soma) çapı 1/10 - 200 mm arasında
Akson uzunluğu 1 mm ile 1mt arasında
Nöronlar bir uyarıyı iletir ya da iletilmesini engeller.
Sinir sistemi 2 gruba ayrılır:
1.Merkezi sinir sistemi
A. Beyin (cerebrum) Ağırlığı bedenin % 2'si kadardır
I. Arka beyin: Medulla, beyincik, pons
II. Orta beyin: (Görme, işitme) Beyin sapı, RAS
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
- 2 -
III. Ön Beyin: Talamus, hipotalamus, limbik sistem, beyin kabuğu (korteks)
B. Omurilik
İstem dışı davranışlar, refleksler
2. Çevresel sinir sistemi
A. Somatik sinir sistemi: Dış dünya
B. Otonom sinir sistemi: İç organlar, salgı bezleri
Bugün çağdaş nörobiyoloji de davranışın beyin işlevinin bir yansıması olduğu görüşünü
savunmaktadır.
Bu görüşe göre ruhsal- zihinsel süreçler beynin bir dizi işlevinin ürünüdür.
Nasıl ki yürüme, soluk alma, gülümseme gibi basit motor devinimler beyin işlevinin birer
ürünü ise; duygulanım, öğrenme, düşünme, beste yapma gibi karmaşık duygusal ve bilişsel
davranışlar da beyin işlevinin birer ürünüdür.
Bu açıdan bakıldığında, duygusal ve bilişsel bozuklukların görüldüğü psikiyatrik
hastalıkların, beyin işlevinin bozulmasıyla ilintili olduğu söylenebilir.
A. Beyin ve davranış arasındaki ilişki konusunda 2 alternatif (farklı) görüş geliştirilmiştir
Beyin ve davranış konusundaki bugünkü görüş; geçen yüzyıldan başlayarak anatomi,
histoloji, fizyoloji, farmakoloji ve psikoloji bilimlerinin katkılarıyla oluşmuştur.
19. yüzyılın başlarında Avusturyalı bir hekim ve nöroanatomist olan Franz Joseph Gall'ün
öncülük ettiği phrenology akımı; zihinsel süreçlerin beyinden kaynaklanan biyolojik bir
temeli olduğunu ileri sürer. Bu görüşe göre beyin üniter bir organ olmayıp, her biri özgül
bir zihinsel süreçle ilintili en az 35 değişik merkezin toplamından oluşmaktadır. Gall sevgi,
cömertlik gibi soyut zihinsel işlevlerin bile beyin kabuğunda ayrı birer merkezi olduğunu
düşünür.
Kişilik yapısıyla beynin anatomisi arasında bir ilişki kurmaya çalışır (anatomical
personology)
Phrenologistlerin bu görüşü yine 19. yüzyılın başlarında Pierre Flourens tarafından hayvan
deneyleri aracılığıyla sınanır. Flourens hayvan beyinlerinin değişik bölgelerini çıkararak, bu
bölgelerin hayvanın davranışlarıyla ilintisini araştırır ve bu deneyler sonucunda; zihinsel
süreçlerin belli bir bölgeye yerleştirilemeyeceğini, zihinsel süreçlerin beynin bütün
bölgelerinin (özellikle de ön beyin) katılımıyla gerçekleştiği sonucuna varır.
Flourens 1823'de şöyle yazar: "Bütün algılamalar, bütün istemler beynin aynı yerinde
bulunur dolayısıyla algılama, tasarlama ve isteme yetileri gerçekte tek bir temelden
kaynaklanır."
Bu görüş, zihinsel işlevlerin biyolojik bir temeli olduğunu savlayan materyalist görüşe karşıt
olması yönüyle de hayli yandaş bulmuştur.
(aggregate field, toplam alan)
19. yüzyılın ortalarında İngiliz nörolog J.H. Jackson fokal epilepsi konusunda yaptığı klinik
çalışmalar sonucunda, değişik motor ve duyusal işlevlerin beyin kabuğunun farklı
bölgelerinde yerleştiğini ortaya koymuştur. Bu görüş daha sonra Alman nörolog
Wernicke'nin çalışmalarıyla da desteklenmiştir.
Wernicke'ye göre sinir hücreleri (nöron) beynin sinyal salan bağımsız birimleri olup işlevsel
kümeler oluşturacak bir biçimde birbirleriyle sıkı sıkıya bağlantılıdırlar. (cellular
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
- 3 -
connectionism, hücresel bağlantı)
Buna göre değişik davranışlar beynin farklı bölgelerinin katılımıyla gerçekleşir ki, bu
bölgeler arasındaki bağlantıyı özgül nöral yolaklar sağlar.
B. Beynin bölgeleri farklı işlevler görmek üzere değişime uğramıştır.
Simetrik ve bilateral bir yapısı olan santral sinir sistemi 6 ana parçadan oluşur: Omurilik,
medulla oblangata (bulbus), pons (beyincik dahil), orta beyin (pedonculus), diensefalon ve
serebral hemisferler.
Çağdaş görüntüleme teknikleri bu yapıların yaşayan insanda da görülebilmesini
sağlamaktadır.
Deneysel yöntemlerle özgül işlevlerin değişik bölgelerle ilintili olduğu gösterilmiştir. Bunun
sonucunda beynin değişik bölgelerinin farklı işlevler için özgülleştiği görüşü çağdaş
nörobiyolojinin temel taşlarından biri durumuna gelmiştir.
Öte yandan Flourens ve diğer araştırmacıların görüşü ise sinir sisteminin "koşut süreç
(parallel processing)" denen bir başka (örgütlenme) ilkesiyle uyuşmaktadır. Birçok motor,
duyusal ya da diğer zihinsel işlev, birden çok nöral yolak aracılığıyla gerçekleşmektedir. Bir
bölge ya da yolak zarar gördüğünde diğerleri sıklıkla bunun yerini alarak işlev yitimini
kısmen telafi edebilmektedir.
C. Konuşma ve diğer bilişsel (kognitif) işlevlerin merkezleri beyin kabuğunda yer alır.
Beyin yarıkürelerinin her birinde beyin kabuğu 4 farklı anatomik loba ayrılır: Frontal,
parietal, oksipital, temporal.
Her lob özgül işlevler üstlenmiştir.
Frontal lob: Geleceğe dönük tasarım, devinimlerin denetimi
Parietal lob: Bedensel duyumlar ve beden imgesi
Oksipital lob: Görme
Temporal lob: İşitme, öğrenme, bellek ve duygular
Her lobun yüzeyinde birtakım girinti (sulcus ya da fissur) ve çıkıntılar (gyrus) bulunur (bunun
nedeni evrim sürecinde her bir lobun yüzeyini genişletebilme çabasıdır). Belli başlı girinti ve
çıkıntılar her bireyde hemen hemen aynıdır ve özel adlarıyla anılır(presentral girus gibi).
Beyin kabuğunun yapılanması 2 temel özellik gösterir:
Birincisi; beyin yarıkürelerinin her biri karşı beden yarısının motor ve duyusal işlevleriyle
doğrudan ilintilidir. Örneğin bedenin sol yarısından alınan duyusal bilgi, omurilikte ya da
beyin sapında çaprazlaşarak beynin sağ yarıküresine iletilir. Beynin sağ yarıküresinde
bulunan motor merkezler, bedenin sol yarısını denetler.
İkincisi; Hemisferler benzer görünmelerine karşın yapısal ve işlevsel olarak asimetri
gösterirler; diğer bir deyişle yapılanmaları ve işlevleri farklıdır.
Beyin kabuğundaki yerleşimi en iyi bilinen işlevlerden biri konuşmadır; bunun afazi (inme
geçiren hastalarda görülen bir konuşma bozukluğu) konusunda yapılan çalışmalara
borçluyuz.
1861'de Fransız nörolog Broca konuşulanı anlayan ama konuşamayan (motor afazi) bir
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
- 4 -
hasta tanımladı; hastada ağız, dil ya da ses tellerini tutan bir felç söz konusu değildi. Tek
tek sözcükleri söyleyebiliyor ama cümle kuramıyordu; düşüncelerini yazıyla da
anlatamıyordu. Hastanın ölümünden sonra yapılan beyin incelemesinde frontal lobun arka
bölgesinde bir lezyon bulundu.
Broca benzer özellikte 8 hastayı inceledi; hepsinde lezyon aynı bölgedeydi (şimdi bu bölge
Broca alanı diye anılıyor) ve hepsinde lezyon sol hemisferde idi.
Bu bulgulardan sonra Broca "Sol hemisferimizle konuşuruz." Dedi.
Hitzig ve Fritsch 1870'de köpeklerde beyin kabuğuna elektrik akımı verilince kollarda ve
bacaklarda tipik devinimlerin ortaya çıktığını buldular. Frontal lobun arka tarafında
bulunan ve motor alan adı verilen bölgenin karşı beden yarısının devinimlerini
denetlediğini saptadılar. Böylece birçok kişinin yazı yazma ve motor becerileri için
kullanıldığı sağ elin de, tıpkı konuşma gibi sol hemisfer tarafından denetlendiği sonucuna
ulaşarak, sol hemisferin dominan hemisfer olduğu kanısına vardılar.
Sağ elini kullananların %95'inde sol hemisfer dominant iken; sol elini kullananlarda bu
oran %60 dır. Konuşma için major (dominant) hemisfer yeterlidir. Ancak minor hemisfer
lezyonlarında konuşmanın duygusal içeriği anlaşılamaz.
1876'da Wernicke yeni bir afazi tipi tanımladı. Hasta konuşabiliyor ama söyleneni
anlamıyordu. Wernicke buna receptif (duyusal) afazi adını verdi. Bu hastalarda lezyon
temporal lobun arka bölgesinde bulunuyordu.
Wernicke kendisinin ve önceki araştırmacıların bulgularından yola çıkarak bir konuşma
kuramı geliştirdi. Wernicke'ye göre "Ancak yalın motor ve duyusal işlevlerle ilintili en temel
zihinsel süreçler belirgin (tek) bir kortikal alana yerleşim gösterir." Bu alanlar (merkez)
arasındaki bağlantılar ise daha karmaşık zihinsel işlevlerin gerçekleşmesini olanaklı kılar.
Tek bir davranışın değişik bileşenleri, beynin farklı alanlarının katılımıyla
gerçekleşir.(distributed processing).
Wernicke'ye göre konuşma motor ve duyusal olmak üzere 2 değişik bölgeyle ilintilidir;
frontal lobda bulunan Broca alanı konuşmanın motor bileşenini , kendisinin bulduğu
temporal bölgedeki alan ise duyusal (sensory) bileşeni denetlemektedir.
Bu modele göre işitilen (işitsel) ya da okunan (görsel) sözcüklerin algılanması ve
anlaşılması Wernicke alanında gerçekleşir; Konuşmanın gerçekleşmesi için Wernicke
alanından yola çıkan duyusal içerikli nöral uyaranın Broca alanında motor nitelik
kazanması gerekir, bu dönüşüm olamıyorsa kişi sözle ya da yazıyla
kendini ifade edemez.
20. yüzyılın başlarında Almanya'da Brodman ve ark. beyin kabuğunu farklı işlevsel
bölgelere ayırma girişimde bulundular (cytoarchitectonics); buna göre değişik bölgelerde
bulunan sinir hücreleri farklı bir yapılanma ve düzen gösteriyordu.
Buna göre Brodman insanın beyin kabuğunda, işlevleri birbirinden farklı, 52 bölge ayırt
etti.
Ancak yine de 20. yüzyılın ilk yarısında, zihinsel işlevlere beynin bir bütün olarak katıldığı
görüşü (aggregate field) ağır basıyordu.
Örneğin Lashley'e göre beyin işlevlerinde, nöronal yapılanma (architecture) değil, beynin
kütlesi (bütünü) önemliydi.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
- 5 -
1930'ların sonlarına gelindiğinde, beyin işlevlerinin belli bölgeler yerleştiği görüşünü
destekleyen bulgular bildirilmeye başladı.
1950'lerde Penfield epilepsi nedeniyle beyin ameliyatı geçirmekte olan, ayık durumdaki,
hastaların beyin kabuğunu küçük elektrotlar aracılığıyla uyarmayı denedi. Özellikle
ameliyat bölgesinin dışında kalan ve konuşma bozukluğuna yol açan kortikal alanları
uyarıyordu; ve hastaların söylediklerine dayanarak Broca ve Wernicke'nin çalışmalarını
doğruladı.
Yakın zamanda geliştirilen pozitron emisyon tomografisi (PET) zarar verici olmayan bir
görüntüleme tekniği olup; okuma, konuşma, düşünme gibi beyin işlevlerine eşlik eden
beyindeki kan akımı ve metabolizma değişikliklerini görebilmemizi sağlar. Şimdiye kadar
edindiğimiz bilgiler beyni herhangi bir biçimde hasar görmüş insanlara ait iken artık PET
sayesinde sağlıklı insanlarda da araştırmalar yapabiliyoruz.
D. Duygusal (affektif) ve ırasal (karakter) özellikler de belli anatomik bölgelere yerleşiktir.
Duygusal işlevlerin beyinde belli bir yere yerleşik olmadığı beynin bütününü ilgilendirdiği
sanılıyordu.
Son zamanlarda bu görüş biraz değişti.
İnsanlarda ve deney hayvanlarında değişik duyguların beynin farklı bölgelerinin
uyarılmasıyla ilintili olduğu görüldü.
Konuşma Bozukluğu, Temporal Epilepsi ve Panik Atak gibi üç değişik hasta grubunda
yapılan çalışmalar, duyguların temporal lobda yerleşdiğini ortaya koydu.
Konuşmanın duygusal içeriği sağ hemisfer tarafından belirlenir; Wernicke alanı ile
homolog (benzeşik) sağ temporal lezyon varsa: konuşmanın duygusal içeriği anlaşılamaz;
Broca alanı ile homolog (benzeşik) sağ temporal lezyon varsa: konuşmanın duygusal
içeriği ifade edilemez.
Temporal epilepsili hastaların çoğunluğu duygusallık, saldırganlık, aşırı dindarlık, katı
ahlakçılık ve mizah duygusundan yoksunluk gibi özellikler gösterir.
Kendiliğinden başlayan, kısa süreli ve yineleyici bunaltı duygusuyla karakterize olan Panik
Atak sırasında temporal (özellikle sağ) bölgelerde kan akımının arttığı gösterilmiştir.
Bu çalışmalar, duygusal ya da bilişsel olsun yüksek zihinsel işlevler de dahil bütün
davranışların beynin özgül bölgelerine yerleştirilebileceğini ortaya koymaktadır.
E. Karmaşık zihinsel süreçler, beyinde gerçekleşen basit işlemler (elementary operations)
sonucunda ortaya çıkar.
Beynin belirli bölgelerine lokalize edilebilen işlevler, karmaşık yetiler olmayıp basit
işlemlerdir;
Karmaşık işlevler değişik beyin bölgelerinin katılımıyla gerçekleşebilir;
Dolayısıyla belirgin (tek) bir bölgenin hasar görmesi özgül bir zihinsel işlevin tümüyle
yitirilmesi sonucunu doğurmaz;
Kaldı ki, işlev yitirilmiş olsa bile bir süre sonra sağlam kalan bölgelerin reorganize
olmasıyla kısmen geri döner.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
- 6 -
Her zihinsel süreç birbirinden bağımsız birçok bilgi-işlem komponentini içerir ve en basit
bilişsel işlem birçok beyin alanının koordinasyonunu gerektirir.


 

Şu an konuyu görüntüleyenler (Toplam : 0, Üye: 0, Misafir: 0)

Geri
Üst